?

İdrar yolları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İdrar yolları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Sunnet

Sünnet

Sünnet, müslümanlarda peygamber'in yapılmasını istediği için sünnet olarak isimlendirilen, çeşitli toplumlarda yaygın olarak uygulanan rahim kanseri riskini azaltır.



ülkemizde sünnet dini ve sosyal bir istek olup bütün erkek çocuklarında yaygın olarak uygulanmaktadır. aile için sünnet töreni yapılması zevkli ve gururlu bir olay, manevi bir mutluluk olarak kabul edilmektedir. çocuk açısından ise sünnet, arkadaşları arasında statü kazanmak açısından önemli bir olaydır.

sünnet ne zaman yapılmalıdır ?

Bobrek ve idrar yollari taslari

Böbrek ve idrar yolları taşları

Böbrek taşları en sık görülen ve ağrıya neden olan böbrek rahatsızlıklarından biridir. erkeklerin 10%'unda ve kadınların 3%'ünde hayatlarının bir döneminde cerrahi

perkütan cerrahi

açık cerrahi biçiminde gruplandırılabilir.

endoskopik cerrahi: endoskop denilen,ışıklı ince,içerisinden alet geçirilebilen, dürbün benzeri optik cihazlarla idrar yolları içerisindeki taşların, çeşitli yardımcı aletler ile gerek kırılarak, gerek direk yakalanarak çıkarılması işlemidirciltte kesi oluşmaz. böbrek, üreter ,mesane, üretra her kısımda tatbik edilebilir. anestezi gerekmektedir.

perkütan cerrahi: böbrek taşları için, hastanın arka-yan tarafından böbrek içerisine ilerletilen kalem büyüklüğünde ve kalınlığında bir kılıf içerisinden endoskoplar kullanılarak, taşların kırılarak veya kırılmadan çıkarılması işlemidir. böbrek dokusunda açık cerrahiye göre daha az hasara yol açar. cilt kesisi 1 cm dir, anestezi gerekmektedir.

açık cerrahi: taşın yerine göre cilde kesi yapılıp vücüt tabakaları kesilerek,gereken organ (böbrek ,mesane) görülüp taşların alınması işlemidir. anestezi gerekmektedir. cilt kesisi 7-8 cm den 15-25 cm kadar olabilir.

her bir yöntemin başarısı taşın büyüklüğüne, yerine, sertliğine, daha önce geçirilmiş ameliyat olup olmamasına göre değişmektedir.

kaynak: op. dr. ekrem çömez

Mesane tumoru

Mesane tümörü

Mesane tümörü ürolojik sistem içerisinde radyoterapi uygulanmaktadır. yüzeyel mesane tümörü olanlarda prognoz olabildiğince iyidir. dolayısıyla sigara içiminin fazla olduğu toplumlarda idrardan kan gelmesi hastalar tarafından ciddiye alınmalı ve sağlanacak bilinçlenme ile bu hastalıkların erken tanı ve tedavisi temin edilmelidir.

kaynak: op. dr. ekrem çömez

Idrar yollarinda tas olusumu

İdrar yollarında taş oluşumu

İdrar yolu taş hastalığı nedir ?



böbrekten itibaren idrarın atıldığı son noktaya kadar üriner sistemin gelişi güzel bir yerinde taş oluşmasıdır.



idrar yolu taş hastalığı hangi yaşlarda ortaya çıkar ?

erken çocuklukluk döneminden başlamak üzere bütün yaş gruplarında idrar yolu taşları görülebilmektedir.



taş hastalığı tekrar eden bir hastalık mıdır ?

idrar yolu taş hastalığı yapılan çalışmalar ile ortaya konulmuştur ki tekrar edebilen bir hastalıktır. bir insanın böbreğinde yada idrar yollarında gelişi güzel bir zamanda bir defa taş oluşmuş ise:

- aynı yıl içerisinde tekrardan taş oluşma ihtimali : %10

- beş yıl içerisinde tekrardan taş oluşma ihtimali : %50 & lsquo; dir.

bir defa taş oluşmuş ise (bu taşı düşürmüş olsanız bile) bunun tekrar edebileceği hatırdan çıkarılmamalı ve periyodik olarak kesinlikle muayene ve kontroller ile hastalığın durumu takip edilmelidir.



idrar yolu taş hastalığı kimlerde daha sık ortaya çıkar ?

-bayanlara göre 2-3 kat daha fazla olmak üzere erkeklerde



-tüm dünya ülkelerinde ve bütün iklim koşullarında ortaya çıkmakla birlikte sıcak ve fazla güneş alan coğrafik bölgelerde yaşayanlarda

-doğuştan böbrek yada idrar kanalında anatomik bozukluğu olanlarda

-tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonu geçirenlerde

-özellikle tek tip diyetle beslenenlerde (kalsiyum ve oksalattan zengin diyet)

-çeşitli ameliyatlar yada iltihaplar sonrası idrar yollarının gelişi güzel bir bölgesinde darlık gelişen hastalarda

-ailesinde ve/veya yakın akrabalarında taş hastalığı olanlarda (%25 risk vardır)

-uzun süreli yatağa bağımlı kalan yatalak hastalarda

-sedanter yaşamı olanlarda (daha çok masa başı iş yapanlarda)

-çeşitli ortopedik vücut bozukluklarına bağlı hareket kısıtlılığı olanlarda

-idrar yolunu daraltacak biçimde ultrasound eşliğinde kıran özel cihazlar da bulunmaktadır

Eswl nedir ?

Eswl nedir ?

Eswl tedavisi, ilk defa 1980 yılında chaussy tarafından, münih'te modern ürolojiye kazandırılmıştır. kullanıma girmesinden sonra açık böbrek ameliyatlarında büyük bir azalma kaydedilmiş ve bu toplam taş tedavisinin %3-5 ini oluşturmuştur. yıllar içinde tüm dünyada kullanımı, taş kırma makinalarının geliştirilmesiyle de belirgin bir artış göstermiş ve en önemli tedavi seçeneklerinden birini oluşturmuştur. eswl tedavisinin prensibi ultrason diğer bir deyğişle ses dalgalarıdır. bu şok dalgaları, fizik kurallarına göre, sıvı ortam içinde daha şiddetli etki edeceğinden taşa çarpıp onu parçalaması esasına dayanır. böylece bu ses dalgaları tek bir amaca doğru yönelirler ve sapma göstermezler.

eswl makinaları röntgenle, ultrasoundla ve hem röntgen hem de ultrasoundla çalışmak üzere 3 çeşittir. ultrasoundla çalışan makinaların mat taşları görüntüleme, hastanın rasyasyon almaması gibi x-rayle çalışan makinalara göre üstünlüğü mevcuttur. kullanımı beceri gerektirir. belki de tek avantajsız tarafı orta üreterde-idrar borusunda-yerleşimli taşların barsak gazları arasında gizlenmesi halidir. odakları ufak olduğundan civar organlara yan tesirleri azdır ve kırılırken ağrıya en az sebebiyet verirler

eswl nasıl uygulanmaktadır ?

taş şikayeti olan hastalar doğrudan olarak veya tedavilerini isteyen bir hekim aracılığı ile başvurabilirler. ilk olarak röntgen, üroloji polikliniğimize gelmeleri konusunu da her fırsatta tekrarlamaktayız.

kaynak: op. dr. ekrem çömez

Prostat nedir ?

Prostat nedir ?

Prostat bezi, erkeklerde idrar torbasının (mesane) derhal çıkışında yer alan kestane büyüklüğünde bir organdır. idrarın geçtiği kanal olan uretrayı çevreler. bu bez, salgıladığı sıvılarla spermleri taşıyan meniye katkıda bulunarak, üremede önemli bir işlev görür.

prostat büyümesinin belirtileri nelerdir ?

prostat büyümesine bağlı yakınmalar 50 yaşın üstündeki erkeklerde sık sık rastlanır.

" işedikten sonra idrar torbamı tam olarak boşaltmadığımı hissediyorum "

" çok sık idrara gidiyorum "

" kesik kesik idrar yapıyorum "

" aniden ve şiddetli idrar yapma hissi geliyor ve idrarımı geçiktiremiyorum "

" idrarım zayıf ve ince akıyor "

" idrar yapmaya başlamak için beklemem ve ıkınmam gerekiyor "

" geceleri idrar yapmak için uyanmak zorunda kalıyorum "

prostat bezi büyüdüğünde işeme yolunu (narkoz verilmeden yapılabilir.

kaynak: op. dr. ekrem çömez

Bobrek hastaliklari

Böbrek hastalıkları

Her iki böbreğin olmaması: bu taktirde bebek ölü doğar. tek böbreğin olmaması sık değildir. erkeklerde daha fazladır.

fazla sayıda böbrek: çok nadirdir. üç veya dört tane olabilir

düşük böbrek: böbrek normal yerinde değildir. kasığa kadar inebilir. ağrılara sebep olur. film ve tomografi ile teşhis konur. gerekirse böbrek asma ameliyatı ile böbrek yerine konur.

at nalı böbrek: her iki böbreğin karın bölgesinde alt uçlarının bileşmesi ile meydana gelir. çok defa belirti vermez. tesadüfen film çekilmesi ile görülür.

çok kistli böbrek: % 80-90 her iki tarafta görülür. böbrek aynı büyüklükteki kistler tarafından kaplanmıştır. kistler (içi su dolu kesecikler) iltihaplanırsa ağrı, yorgunluk, güçsüzlük, kilo kaybı olur.



potasyum

böbrekler tarafından kontrol edilen bir madensel öğedir. kandaki seviyesi 3,6-5,5 meq/l'dir günlük ihtiyacı 2 mg'dır. vücudun asit-baz dengesi ve normal kalp atışı için mühimdir. böbrek hastalarında potasyumun fazlası böbreklerden süzülemez, kanda potasyum düzeyi çoğalır, kavun, koyu yeşil yapraklı sebzeler, bal kabağı, patates, domates, kuru fasulye, fındık ve sütte potasyum bulunur.



fosfor

kalsiyum ile fosfor kemikleri ve dişlerin sertleşmesini sağlayan bir madensel öğedir. kandaki seviyesi 2,5-4,2 mg'dır. günlük ihtiyacı 500-700 mg'dır böbrek hastalarında fosforun fazlası vücuttan atılamaz. kanda fosforun artması, kemiklerdeki kalsiyumun dışarı atılmasına neden olur. proteinden zengin gıdalarda fosfor bulunur. balık, organ etleri, sosis, salam, sucuk, yumurta, süt ve türevleri, kuru baklagiller, kurutulmuş meyveler, tahıllar fosfor kaynaklarıdır.



sodyum

vücuttaki bir madensel öğedir, kandaki sodyum seviyesi 134-144 meq/ l'dır. günlük sodyum ihtiyacı 2,5-7 gr'dır. buda 7,5-18 gr sofra tuzudur. böbrek normal çalışmadığı vakit sodyum vücutta kalır. sodyumun fazlası vücutta sıvı birikimine neden olur. tuz içeren yiyecekler şunlardır: sucuk, pastırma, salam, sosis, kavurma etler, dil, dalak, yürek, işkembe, soslar, hazır çorbalar, hazır her türlü gıdalar, tuzlu bisküvi, kraker, tuzlu kuruyemişler, konserve yiyecekler, salamura yiyecekler, turşular, zeytin, salça, soğan, sarmısak tozu.



sıvı

akıcı taktirde olan içeceklerdir. su, kahve, çay, süt jöle, dondurma, çorba, soslar, meyve suları sıvı yiyeceklere örnektir. böbrek hastalarının sıvıyı dışarı atma problemleri vardır. idrar kusma, ishal ve fazla terleme ile de vücuttan sıvı atılır. böbrek hastaların alacağı sıvı miktarı günlük çıkarılan idrar oranına bağlıdır, pratik olarak şu formülle hesaplanır.



alınacak sıvı miktarı 24 saat x 0,5 x ağırlık x 1 gün önce çıkarılan idrar miktarı.



vücutta sodyum ve sıvının fazla bulunması yüksek tansiyon, nefes darlığı, ödem ve kilo artışına neden olur. fazla tuzlu yiyen kişi susar ve çok su içer. çok su kilo artışını temin eder. 1 su bardağı su 160 gram 'dır. iki su bardağı su içtiği vakit ortalama yarım kilo alınır.



sıvı kontrolü için

1- sofra tuzu ve sodyumlu yiyeceklerden kaçının,

2- susuzluğunuzu giderecek kadar için,

3- limon dilimleri ve çiklet ile ağzınızı nemlendirin,

4- ağzınızı soğuk sıvılarla çalkalayın fakat içmeyin.



diyet örnekleri



1- kronik böbrek hastalarında uygulanan rejim



40 gram proteinli tuzsuz rejim

(1500 kalori, 1400 mg potasyum, 600 mg fosfor, 300 mg sodyum) 40 gram proteinli diyette

örnek yemek listesi

sabah:

çay veya ıhlamur(şekerli)

1 adet yumurta veya 1 kibrit kutusu kadar tuzsuz peynir

2 tatlı kaşığı bal veya reçel

1 tatlı kaşığı tuzsuz yağ

1 ince dilim ekmek



ara öğün: 1 porsiyon meyve



öğle:

2 adet ızgara köfte veya aynı miktar et, tavuk

2 yemek kaşığı bitkisel yağlı sebze yemeği

1 çay bardağı yoğurt

2 yemek kaşığı pirinç pilavı

1 kase nişasta peltesi



ara öğun: 1 porsiyon meyva



akşam:

30 gram 1 ufak parça haşlama et

2 yemek kaşığı makarna

2 yemek kaşığı bitkisel yağlı sebze yemeği

1 ince dilim ekmek

gece 1 çay bardağı süt (şekerli)





2- hemodiyaliz hastalarında uygulanan rejim



60 gram proteinli tuzsuz rejim

günlük yiyecek miktar (gram) ölçü

süt veya yoğurt 300 3 çay bardağı

tuzsuz peynir 30 1 kibit kutusu kadar

yumurta 50 1 adet

et-tavuk-balık 120 4 köfte

ekmek 150 6 ince dilim

sebze - 2 porsiyon

meyve - 2 porsiyon

yağ 20 2 yemek kaşığı

bal veya reçel 20 2 tatlı kaşığı



Testislerin yerinde olmamasi

Testislerin yerinde olmaması

Normalde çocuk doğduğunda her iki testisin de skrotum içine inmiş olması gerekmektedir. ama yeni doğmuş çocukların %3-5'inde bu iniş gerçekleşmemiştir. bunların %70-77'sinde ilk 3 ayda yerine inerler. böylelikle 1 yaşına gelmiş çocukların yalnızca %1'inde inmemiş testis vardır. bunların da bir kısmı sonradan inişlerini tamamlar ve sonuç olarak erişkinlerin ortalama %0. 8'inde testisler mutlaka yerinde değildirler.

nedenleri hormonal/genetik bozukluklar ya da mekanik faktörlerdir.

testisler yerinde bulunamıyorsa şu ihtimaller düşünülmelidir:

1. gerçek inmemiş testis (kriptorşitizm): iniş yolu üstünde testisin inişinin duraklamasıdır. testis iniş kanalının derhal dış ağzında; kanalın içerisinde ya da karın içinde kalmış olabilir. bunlar hormon tedavisinden fayda görebilirler.

2. ektopik testis: testisin karın içinden çıkıp, skrotuma girdiği iniş yolunun dışında bir yerde kalmış olmasıdır. bunlar perineal bölgede (bacak arası), femoral (bacak içi) veya nadiren başka bölgelerde de bulunabilir. bunlar hormon tedavisinden fayda görmezler, ameliyatları gerekmektedir.

3. retraktil testis: testisin bazen yukarı kaçtığı, elle aşağıya çekilebildiği ve burada kalabildiği olgulardır. ama kasların kasılması ile tekrar yukarı kaçarlar. testisler fazla bozulmazlar. hormon tedavisinden çok iyi fayda görürler. tedavi edilmelerinin gerekmeyebileceği de öneri edilmektedir. genelde ileride testosteron hormonuna bakılır. şayet testosteron anlamlı ölçüde yükselebiliyorsa, testislerin var olabileceği düşünülebilir.

son olarak, inmemiş testisli çocuklarda eşlik eden başka doğumsal anomalilerin varlığı ve kromozom bozuklukları da akla getirilmelidir.

tedavi: bazı hastalar hormon tedavisinden fayda görürlerse de (hormon verilen hastaların ortalama olarak yalnızca %20'sinde testis yerine iner), inmemiş testisin temel tedavisi ameliyattır. bu açık ameliyatla yapılabileceği gibi, laparoskopi ile de yapılabilir.

1. hormon tedavisi: testis ne kadar yukarıda ise, başarısı da o kadar düşer. bilhassa retraktil testislerde ve testisin derhal kanalın ağzında ele geldiği olgularda ve çift taraflı inmemiş testislerde başarısı daha iyidir. doğumdan sonraki ilk 6 ayda tedaviye başlanılır. tedavide buruna sıkılarak kullanılan gnrh ya da enjeksiyon biçiminde hcg hormonu söz konusudur. iki çeşit uygulama olabilir:

1) önce gnrh 4 hafta süreyle kullanılır (günde 3 defa her bir burun deliğine 400 ug); cevap alınamazsa 3 hafta süreyle her hafta 500 ıu hcg yapılır. daha olmazsa ameliyat (orşiopeksi) öneri edilir. 2) direkt hcg verilmesi; burada 6 yaş altı çocuklarda 500 ıu, 6 yaş üstünde 1000 ıu, haftada 1 veya 2 kez ve 6 hafta süreyle kullanılır.

2) ameliyat: hormon tedavisi kullanılmış olsun ya da olmasın, 1. 5 yaşına kadar testis yerine inmiyorsa ameliyatla indirilmelidir. bu yaştan sonra testisteki bozukluk düzelmez. ameliyatın bir başka yararı, aynı zamanda fıtığın da düzeltilebilmesidir. tek taraflı inmemiş testislerde çoğu kez ameliyat gerekmektedir. ameliyat kasıktan yapılacak bir kesi ile gerçekleştirilebildiği gibi, laparoskopi de kullanılabilir. vaktinde yapılan ameliyatlardan sonra testis boyutları erişkin yaşlara gelindiğinde %56 olguda büyüyebilmektedir.

tedavide genel bir şema şu şekilde olabilir:

a) bir testis yok ama diğeri varsa; i) görüntüleme yöntemleri uygulanır, şayet bulunamazsa ve ii) son çare olarak laparoskopi yapılır ve iii) şayet bulunursa ameliyatla indirilir.

b) iki testis de bulunamıyorsa; i) hormonlarına bakılır, ii) stimülasyon testleri yapılır ve bozuk bulunursa testislerin hiç gelişmediği ya da atrofiye uğradığına karar verilerek, yalnızca kontrollerle takibe alınırlar. iii) ama hormonları normal bulunursa ve stimülasyon ile de testislerin mevcudiyetine karar verilirse, iv) laparoskopi yapılarak testis bulunur, v) arkasından ameliyatla yerine indirilir.

kaynak: op. dr. ekrem çömez

Idrar kacirma hastaligi

İdrar kaçırma hastalığı

Üriner inkontinans; idrarın istemsiz olarak kaçırılması biçiminde tanımlanabilir.

özellikle yaşlı bayanlarda % 50 & lsquo; lere varan sıklıktaki bu hijyenik sorun toplum için önemli bir halk sağlığı problemi olarak karşımıza çıkmaktadır.

konunun daha derinlerine girmeden evvel kısaca kadın kontinensi nasıl olmakta buna göz atmakta fayda vardır.

öncelikle ister istirahatte isterse fiziki bir işlem anında olsun kontinensin sağlanması için intravesikal (mesane içi) baskının, hiçbir halde intraüretral (üretra içindeki) baskısı geçmemesi gerekmektedir. bir diğer söylemle idrarın kaçması için mesane içerisindeki baskı, üretral kapanma basıncını aşması gerekmektedir.

kontinensi (idrarı tutmaya yarayan) sağlayan yapılar:

1. intrensek (iç) sfinkterik mekanizma

2. ekstrensek (dış) sfinkterik mekanizma

3. üretrovesikal junctionun (mesaneyle üretranın birleştiği nokta) ideal pozisyonda kalmasını sağlayan destek dokular

4. tüm bu yapıların ideal innervasyonu (sinir ağı)

intrensek sfinkterik mekanizma:

kabaca; üretral üretra açısını düzeltmek böylelikle karın içi basıncının intikalini düzeltmektir.

intensek yetmezlikte ise esas amaç; üretranın direncini (rezistansını) arttırmak ve koaptasyonunu (kapanabilme kapasitesini) sağlamaktır.

retropubik transabdominal işlemler (karından yapılan açık teknikler)

(mmk 1949, burch 1961, richardson 1981)

genel başarıları en yüksek olan gruptur. 5 sene ve daha uzun takiplerde % 85 - 90 başarı var ancak operasyon müddeti uzun kanama olasılığı daha fazla hospitalizasyonu uzundur. şişmanlarda uygulama zor.

transvjinal teknikler

- kelly plikasyon 1912

- iğne askı yöntemleri

(pereyra 1959, modifiye pereyra yöntemleri: stamey 1973, raz 1981, gittes 1987, modifiye gittes yahya 1989, leach 1991)



bütün bu iğne askı yöntemleri erken dönemde çok başarı gösteren olmalarına karşın uzun dönemde başarıları düşmekte %90 lardan % 60-75 lere kadar düşmekte!

sling metodları (askı ameliyatları)

pubovajinal sling (rektus fasyası veya fasya lata piramidal kas vs kullanılmış)

anteriorvajinal wall sling (raz)

sentetik materyaller ile sling (poliglikolik asit - teflon vs)

tvt operasyonu



uzun dönem başarıları ve nispeten uygulama kolaylığı dikkate alındığında; sling yöntemlerinin avantajı; gsı ayırımının yapılmasına pek gereksinim bırakmamasıdır.

kaynak: op. dr. ekrem çömez

Idrarda kan

İdrarda kan

Yiyeceklerdeki (örneğin pancar) renk pigmentleri, uyuşturucu kullanımı ve porfirya idrarın kırmızıya dönmesine yol açmış olabilir. endişelenecek bir durum yoktur.

nedenleri

mesane enfeksiyonu: ani, acılı, sık ve miktarı az olan idrarınızda kan var; ateş, sırtın alt kısmında ve göbeğin alt bölgesinde ağrı var. mesane enfeksiyonu veya sistit, idrar yapamamanın sebebi olabilir ve antibiyotik tedavisi gerektirir.

mesane taşı: idrarınızda kan var. sıkça idrara gidiyor, ama az yapabiliyorsunuz; bunun yanısıra yalnızca belli bir pozisyonda. sırtınızın alt kısmında ve karnınızda ağrıyla birlikte düşük ateşiniz var.

böbrek taşı: sırtınızın ve karnınızın alt kısmında ve kasıklarınıza yapılan spazm oluyor ve sık idrara gidip az oranda ve kanlı idrara çıkabiliyorsunuz.

üretrit: üretranızdan sarımtrak bir akıntı geliyor, karnınızın alt kısmı ağrıyor, sıkça idrara gidiyorsunuz, ama az oranda kanlı idrar yapabiliyorsunuz. idrar yaparken yanma oluyor ve şayet kadınsanız cinsel ilişki acı veriyor. üretrit, cinsel yolla bulaşan ya da şahsi temizliğe önem vermemekten kaynaklanan bakteriyel bir iltihaptır.

gromerülonefrit: idrarınızda kanla birlikte, ayak bileklerinde, gözlerinizin çevresinde şişlik, nefes darlığı ve yorgunluk var. böbreğinizin kanı süzen yapılarında ani veya kronik bir iltihaplanma olmuş olabilir.

tehlikesiz hematüri: yalnızca idrarınız kanlı ve başka belirtiniz yok. idrar, viral enfeksiyonlardakinden daha kanlı görünse de, bu durum gelişi güzel bir hastalıkla veya organ hasarıyla ilişkili değildir. zaman zaman çocuklukta meydana gelir ve vakit geçtikçe geçer. zaman zaman bir aile ferdinde başlayan bu problem, sıkıntı yaratmadan ömür boyu sürebilir.

hemolitik anemi: yorgunluk ve güçsüzlük hissediyorsunuz, idrarınızda kan var, nefes darlığı çekiyorsunuz ve cildiniz sarardı. hemolitik anemi, kanın alyuvarlarındaki genetik bir anormallikten veya bazı ilaçlardan ya da alyuvarları yok eden bazı hastalıklarından kaynaklanır. alyuvarlar yıkıma uğramıştır ve kemik iliği, bunların yerine yenilerini yeteri kadar hızla üretememektedir. genetik olarak bazı enzimleri eksik olanlar ile bazı ilaçları kullananlarda hemolitik anemi ortaya çıkabilir.

bol bol su (günde 6 - 8 bardak) için. bu, bilhassa egzersiz yaparken, ateşiniz olduğunda ve hava sıcaklığı arttığında çok mühimdir. kafein ve alkolden uzak durun; mesaneyi tahriş edebilir. enfeksiyonlardan sakınmak için cinsel ilişki anında lateks prezervatif kullanın. küvette banyo yapmak yerine duş alın ve yumuşak sabun kullanın

Nefrit

Nefrit

Nefritin tüm türlerinde yatak istirahatı şarttır. üşütmemeye dikkatetmek ve bele kuşak sarmak da gerekmektedir. bundan başka çıkan idrar miktarındançok su içilir.

böbreğin esas fonksiyonlarından birisi idrar üretmektir. her 2 böbrekte idrar üretimine yol açan yaklaşık 2 milyon ufak ünite (nefron) vardır. bir nefron esas olarak 2 kısımdan oluşur.

1. böbreğe gelen kanın süzüldüğü filtre (glomerül)

2. süzülen kanın idrara dönüştüğü uzun, yer yer kıvrımlı borular

(tübül)

böbreğin iltihabi hastalıkları nefrit olarak isimlendirilir. nefrit nedenleri ikiye ayrılır:

1. mikrobik olmayan nefritler: böbreğin mikrobik olmayan iltihabi hastalıkları ikiye ayrılır.

glomerülonefrit

tübüler nefrit (tübülointerstisiyel nefrit)

2. mikrobik nefritler (piyelonefrit): piyelonefritin diğer bir ismi de üst idrar yolu infeksiyonudur.





glomerülonefrit: nefronda ağırlıklı olarak glomerülde iltihap vardır. türkiye'de kronik böbrek yetmezliğinin birinci sebebi glomerülonefrittir. belirti ve bulgular glomerülonefritin tipine göre değişir. hastanın muayene edilmesi, kanda üre ve kreatinin bakılması ve basit idrar incelemesi ile glomerülonefrit tanısını koymak genellikle çok kolaydır. muayenede glomülonefrit bulguları glomerül el, ayak ve göz kapaklarında şişme, idrar renginde koyulaşma (idrar çay rengini alabilir) ve yüksek tansiyondur. idrar incelemesinde kanama (hematüri) ve protein kaybı(proteinüri) glomerülonefrit lehine bulgulardır. glomerülonefrit tanısında asıl güçlük glomerülonefrite yol açan hastalığın saptanmasıdır. glomerülonefrite yol açan neden genellikle saptanamaz. glomerülonefritin tipini anlamak için böbrek biyopsisi yapılmalıdır, yani böbrekten mikroskopik inceleme için parça alınmalıdır. pekçok hastanın böbrek biyopsisi denince aklına kanser gelmektedir ancak böbrek biyopsisinin hedefi kanser aramak değil glomerülonefritin tipini anlamaktır.

glomerülonefritler ne tür sorunlara yol açar ?

pratikte glomerülonefritler 5 biçimde karşımıza çıkar. hastanın hiçbir şikayeti olmayabileceği gibi ileri böbrek yetmezliği de olabilir.

1. idrar incelemesinde anormallikler: hastada hiçbir belirti ve bulgu yoktur. başka bir nedenle hekime giden hastaya yapılan idrar incelemesinde kanama veya protein kaybı tespit edilir.

2. nefrotik sendrom: idrarla günde 3 - 3. 5 gramdan fazla protein kaybı vardır. hastanın el, ayak, yüz ve diğer bölgelerinde üstüne basınca iz bırakan şişlikler vardır. bundan başka kanda albümin düzeyi düşer, kolesterol seviyesi çoğalır.

3. ani başlayan glomerülonefrit: bu hastalarda ön plandaki problemler idrarda kanama, yüksek tansiyon ve vücutta sıvı birikmesidir. çocuklarda streptokok infeksiyonlarını takiben gelişen nefritlerin çoğu bu gruba girer.

4. kronik (müzmin, uzun süreli) glomerülonefrit: bu hastalarda idrarla kanama, protein kaybı, yüksek tansiyon ve şişlik vardır, hastalık uzun sürelidir.

5. hızlı ilerleyen nefrit: kısa sürede böbrek yetmezliği gelişir ve hasta diyaliz tedavisine gereksinim duyar.

tedavi

her hastada farklıdır. böbrek biyopsisinin neticesi ve hastada mevcut olan sorunlara göre tedavi planlanır. yalnızca çocuklarda, şayet nefrotik sendrom var ise önce tedavi verilip, daha sonra gerekirse böbrek biyopsisi yapılabilir. glomerülonefrit tedavisi mutlaka uzman doktor, tercihen nefroloji uzmanı denetiminde olmalıdır. tedavide başarısızlık kalıcı böbrek yetmezliğine yol açabilir ve hasta devamlı diyaliz tedavisine ihtiyaç duyabilir.

Buyuklerin idrar kacirma problemi

Büyüklerin idrar kaçırma problemi

Kişinin sosyal yaşantısını yakından etkileyen idrar kaçırma sorunu, 35 yaşın üstündeki her 5 kadından birinde görülüyor. bilhassa çalışan kadınlarda depresyona yol açan idrar kaçırma rahatsızlığını önlemek için; bol su içilmesi, diyetten kaçınılması, kahve ve kola tüketiminin azaltılması öneriliyor.

kadınların korkulu rüyası durumuna gelen idrar kaçırma problemiyle ilgili bilgiler veren memorial hastanesi üroloji bölüm başkanı prof. dr. kemal sarıca, tıpta 'inkontinans' olarak isimlendirilen idrar kaçırmanın esasda bayanların hastalığı olduğunu belirtti. sarıca, " idrar kaçırmanın ölçümü yoktur. çünkü hijyenik pet kullanmak zorunda olmasına karşın yakınmayan bayanların yanısıra, damlama biçiminde ve seyrek idrar kaçırmalarını bile büyük problem olarak gören kadınlar da vardır. bu da idrar kaçırmanın hastalık boyutunun kadının sosyo-kültürel haline sıkı sıkıya bağlı olduğunu gösteriyor" dedi. kırsal kesimde problem yaşlanmaya bağlı doğal bir sorun gibi görülerek hekime başvurulmazken, kentlerde ve bilhassa çalışan kadınlarda idrar kaçırmanın depresyon ve sosyal ilişkilerde kısıtlanmaya (idrar kokusu, ıslaklık hissi yüzünden) yol açtığını kaydeden sarıca, " daha erken dönemlerde tedavi için hekime başvurmaya neden olmaktadır. sonuç olarak kişinin sosyal yaşantısını etkileyecek olan her idrar kaçırma bir hastalıktır ve tedavi edilmelidir" dedi.

35 yaşın üstündeki her 5 kadından birinin sorunu

idrar kaçırma probleminin genel inanışın aksine yalnızca yaşlanma ile ortaya çıkan bir durum olmadığının altını çizen prof. dr. kemal sarıca, rahatsızlığın genç yaşlarda da görüldüğünü söyledi. sarıca, " özellikle menopoz sonrası dönemde olan ve zor doğum yapmış kadınlarda görülen bu durum, zaman zaman daha erken yaşlarda da ortaya çıkabilmektedir. 35 yaşın üstündeki her 5 kadından biri zaman zaman idrar kaçırma sorunu ile karşı karşıyadır. 65 yaşından sonra ise hemen hemen her 3 kadından birinde bu sorun vardır. yapılan araştırmalarda, bayanların yüzde 25'inin hayatlarının gelişi güzel bir döneminde idrar kaçırdığı hesaplanmıştır" biçiminde konuştu. ancak hekime başvuran bayanların bu rakamların çok altında olduğunu vurgulayan sarıca, " idrar kaçırma kadın tarafından saklanan ve genellikle utanılacak bir problem olarak karşımıza çıkmaktadır. yapılan bir başka araştırmada ise, bayanların hekime başvurana kadar bu şikayetle ortalama 9 yıl geçirdikleri saptamıştır. insan ömrünün uzaması ile bu problem daha da büyümektedir" diye konuştu.

idrar kaçırma sosyal yaşamı etkiliyor

sarıca, idrar kaçırmanın hangi durumlarda görüldüğünü şu şekilde anlattı:

" idrar kaçırma; öksürme, hapşırma veya gülme gibi karın içi baskının arttığı durumlarda ortaya çıkabileceği gibi, daha az eforla da (yürümek, yataktan kalkmak gibi) meydana gelebilir. bu stil idrar kaçırma zorlanma-inkontinans biçiminde isimlendirilmektedir. bazı hastalarda kaçırma, kişinin ani olarak idrara çıkma ve sıkışma hissi ile beraberdir. bu stil idrar kaçırmaya sıkışma tipi inkontinans denir. bunun nedeni ise genellikle belli değildir. bu hastalar alışverişe çıkmaya korkarlar, misafir ziyaretine gitmeye çekinirler; çünkü bu durumun aniden ortaya çıkacağını ve tuvalete yetişemeyeceklerini düşünürler. bazı kişilerde idrar kaçırma yukarıda anlatılan iki tip kaçırmanın da birlikte görüldüğü tiptedir. bu stil idrar kaçırmaya da karışık tip inkontinans denir. zorlanma ile idrar kaçırma genellikle vaginal yoldan doğum yapmış kadınlarda görülür. kasık adalelerinin veya sinirlerinin doğum sırasında zedelenmesi neticesi mesane boynu öksürme, hapşırma, gülme, merdiven çıkma, yük taşıma, cinsel ilişki sırasında yer değiştirerek veya kapanamayarak karın içerisinde artan basınçla hastanın idrar kaçırmasına neden olur"

tedavi her zaman cerrahi değildir

tedavinin genellikle cerrahi olduğunu kaydeden sarıca, tedavi yöntemleriyle ilgili şunları söyledi:

" fizik tedavi yöntemleri (kasık adalelerinin güçlendirilmesi, elektrikle uyarma, stimulasyon), menapozdaki kadınlarda hormon tedavisi de tatbik edilebilir. sıkışma tipi idrar kaçırma ise genellikle daha ileri yaşlarda görülmesine karşın, mesanenin tahriş olduğu durumlarda da (iltihap, taş, tümör vb) ortaya çıkabilir. bu hastalarda küçükken gece yatağa işeme, gece uykudan uyanarak idrar yapma (normalde 2 kez olabilir), gündüz çok idrara çıkma (normalde 6 kez) daha sıktır. su sesi ile idrar hissi veya sıkışma olabilir. genellikle fiziksel etkinlik (gülme, konuşma, hapşırma, öksürme, yük kaldırma, cinsel etkinlik gibi) ile de tetiği çekilebilen ansızın idrar yapma hissi duyarak tuvalete koşan hasta, tuvalet kapısında idrarını tutamayıp kaçırır. genelde bu durumun nedeni bulunamaz. mesane eğitimi, işeme alışkanlığının düzeltilmesi, elektrikle uyarma ve ilaç tedavisi gibi çözümler uygulanır"

idrar kaçırma sorunu olanlar rejim yapmamalı

idrar kaçırma sorunları olanların rejim yapmaktan kaçınması gerektiğini gösteren prof. dr. kemal sarıca, bol su içilmesini, kola ve kahve tüketiminin azaltılmasını öneri etti. prof. dr. sarıca, " tedavide; fizik tedavi uygulamaları, cerrahi yöntemler ve ilaç tedavileri bulunmaktadır. idrar kaçırmanın derecesi ve hastanın sosyal yaşamına olan tesiri göz önüne alınarak, en basitten en girişimsel metoda kadar tedavide pek çok metot tatbik edilebilir. bu bilhassa sıkışma tipi kaçırmalarda mühimdir. sıkışmayı geciktirmek için tuvalete koşulmamalıdır. ayakta durmalı ya da oturmalıdır. perineye baskı uygulanır, karın kaslarını gevşetmek için solunum egzersizi yapılır. zihni meşgul etmek için matematik sorunu çözülmesi öneri edilebilir. şayet engel olunamıyorsa, kaçırmayı önlemek için idrar yapılabilir. saatli ve tertipli idrar yapma yanısıra normal idrar yaparken de idrarını tutma (durdurma) eğitimleri yapılmalıdır" biçiminde konuştu.

kabız olmamaya dikkat edilmeli

idrar kaçıran kimsenin zannedilenin tersine, gece haricinde bol sıvı alması gerektiğini gösteren sarıca, " bu konstipasyonu (kabızlığı) engeller. lifli besinler alınmalıdır. günlük idrar miktarı en az ortalama 1. 5 litre olmalıdır. normal bir kişi 4-6 kez gündüz ve 1-2 kez de gece idrara çıkar. kola, kahve, çay, çikolata ve alkol idrar yapma gereksinimini arttırabilir, sıkışmaya neden olabilir. diyetten çıkarılmalıdır. ileri kademede idrar kaçırması olan ve fizik egzersizlerin yararlı olmadığı olgularda operasyona gerek duyulur. doktor lazım incelemelerden sonra hangi tip operasyonu yapacağına karar verir" dedi. günümüzde yeni tekniklerin uygulanması ile zorlanma tipi idrar kaçırmalarda yüzde 90'a yakın başarı gösteren olunduğunu ifade eden sarıca, " karından veya hazneden uygulanabilen bu operasyonlarda rahim ve idrar kesesi sarkmaları da varsa hepsi bir arada düzeltilir. zor ameliyatlar değiller. hatta günümüzde kadınlarda lokal anestezi ile dahi tatbik edilebilir. vajenden yapılan bir ufak kesiden idrar kanalı bir gergisiz bant sayesinde karın katlarına asılır. karında iki ufak kesiden (0. 5 cm) başka hiç yara izi kalmaz" diye konuştu. pekçok kişinin idrar kaçırma sorununda luzumsuz şekilde sessiz kaldığını dile getiren sarıca, " doktora danışmaya ve gereken yardımı almaya utanır. bazı kişiler bu durumun yaşlanmanın kaçınılmaz neticesi olduğunu ve mümkün nedenlerinin ve tedavi seçeneklerinin bulunması yerine bu duruma katlanması gerektiğini düşünür. halbuki, enfeksiyonu kontrol altına almak için antibiyotik kullanmak ya da idrar akışını kontrol eden kasları güçlendirecek egzersizleri öğrenmek gibi basit tedaviler söz konusu olabilir. gerek görülürse de operasyon yapılır" ifadelerini kullandı.

Hematuri

Hematüri

Normalde bir insanın idrarında gerek gözle görülen, gerekse idrar tahlilinde mikroskopla belirlenen kanama olmaması gerekmektedir.

idrarda kanama, aksi kanıtlanıncaya kadar çok ciddi bir bulgu olarak kabul edilir. dolayısıyla kanamaya neden olan faktörün tanısı konuncaya kadar, gereken tanı yöntemleri kullanılarak araştırılmalıdır. çünkü idrardaki kanama çok basit bir üşütmeden kaynaklanabileceği gibi üriner sistemde meydana gelen bir tümörün ilk belirtisi de olabilir.





böbrek taşları, veremi, kötü huylu tümörleri ya da enfarktüsü, akut glomerülonefrit, idrar borusu taşları, idrar kesesi tümörleri, veremi, taşları ya da basit bir idrar kesesi iltihabı ya da siyek (üretra) taşları ve iltihabı buna yol açabilir.



bazen sık taş düşüren hastalar, idrarlarında kanama olduğunda yine taş düşürdüğünü düşünerek olayı önemsemezler. pekçok taktirde olduğu gibi, hekime danışmadan kendi başına antibiyotik veya antiseptik ilaçlar alıp kanamanın geçirilmesi yanıltıcı olur. en sık rastlanılanı idrardan bir kez kan gelmesi, ama başka hiçbir ağrı ve rahatsızlık olmamasıdır. bu kanama tekrarlamasa da kesinlikle tetkiklerle sebebinin bulunmasında fayda vardır.





ayrıca tertipli kontroller (check-up) yaptırıp tesadüfen idrarlarında mikroskopla kanama belirlenen hastalarda da, tanısı konuncaya kadar tetkik edilmesi lazımdır.

yapılacak olan görüntüleme yöntemleri (ultrasonografi, ürografi, gerekirse de bilgisayarlı tomografi veya mr) tanı koymada yetersiz kalırsa, idrar kesesine (mesane) bir optik yardımıyla doğrudan bakma (sistoskopi) yöntemini kesinlikle uygulamak ve mümkün sinsi bir mesane kanserini erken teşhis ederek, tedavisine olanak sağlamak gerekir. bilhassa hanımlar sistit (mesane enfeksiyonu) olmaya daha yatkındırlar. dolayısıyla mümkün bazı kanamaları onlar da önemsemeyebilir ve sistitten olduğunu düşünürler. asıl tehlike de, sebebi ve tanısı belirlenmeden sistit gibi sanılan durumların sonradan yol açtığı ciddi sağlık sorunlarıdır.



kanlı idrarın rengi içerdiği kan miktarına göre açık pembeden koyu kırmızı ya kadar değişir. kanlı idrar bulanıktır; cam bir kap içerisinde bir müddet bekletilirse üstte görece duru, altta ise kanlı çökelti nedeniyle daha koyu renkli ve bulanık iki bölüme ayrılır. idrarda kan her zaman gözle görülmeyebilir. idrarın rengini değiştirmeyecek kadar azsa ancak kimyasal deneylerle ya da idrar çökeltisinin mikroskopla incelenmesiyle tespit edilebilir.







nedenleri daha detaylı incelersek:



sistit, çeşitli mikrobik organlar tarafından oluşturulan mesane enfeksiyonudur. yani sistit idrar kesesi (mesane) nin iltihaplanmasıdır. idrar yolları ve üreme sisteminde en sık görülen hastalıklardan biridir. vaktinde tedavi edilmezse hastalık böbrekleri de etkileyecek şekilde yayılabilir ve mesane ve böbreklerde kalıcı hasarlar oluşturabilir. cinsel ilişki, idrar yolundan yapılan müdahaleler, doğum, nörolojik sorunlar, mesanede taş veya gelişi güzel bir yabancı cisim varlığı, su tüketiminin az olması, mesanenin enfeksiyon ajanlarına karşı biyolojik savunma bariyerlerinin yetersiz olduğu durumlar sistit gelişimine neden olurlar. gebelik sırasında, bilhassa erken dönemde idrarda önemli derecede bakteri çıkışı (bakteriüri) tespit edilir. kadınlar gebelik sırasında ve derhal ertesinde idrar yolları enfeksiyonu açısından risk altındadırlar ve saptanan gelişi güzel bir enfeksiyon derhal tedavi edilmelidir.







belirtileri: sık işeme, acil işeme hissi, idrar yaparken yanma, geceleri idrara çıkma, karnın alt kısmında ağrı ve rahatsızlık hissi sık görülen yakınmalardır. sıkışma biçiminde idrar kaçırma ve kanlı idrar yapma görülebilir, yüksek ateş ise nadir görülür.



idrar bulanık, kötü kokulu olabilir.



cinsel ilişki anında ağrı hissi olabilir.



mesane taşı: idrarda kan ,sıkça idrara çıkma, ancak az ve yalnızca belli bir pozisyonda idrar yapabilme,sırtın alt kısmında ve karında ağrıyla birlikte düşük ateşiniz görülebilir.



böbrek taşı: böbrek taşının genellikle ilk belirtisi şiddetli bir yan ağrısıdır. bu ağrı genellikle, taş idrar yolunun bir kesimini tıkadığında veya hareket ettiğinde meydana gelir. taşın bulunduğu yere göre, ağrı kasıklara ve uyluğun iç yüzüne yayılabilir ve bulantıya ve kusmaya sebep olabilir.



şayet taş idrar yolunda tahrişe neden olmuşsa, idrarda biraz kanda görülebilir.

-şiddetli yan ağrısı

-idrarda kan

-ateş ve titreme (genellikle enfeksiyonun göstergesidir. )

-kusma

-kötü kokulu bulanık idrar

-idrar yaparken yanma şikayetleri taş hastalığını akla getirmelidir.







üretrit: sarımtrak bir akıntı, karnın alt kısmında ağrı, sıkça idrara çıkılması, ancak az oranda kanlı idrar,idrar yaparken yanma ve kadınlarda cinsel ilişkide acı görülür. üretrit cinsel yolla bulaşan ya da şahsi temizliğe önem vermemekten kaynaklanan bakteriyel bir iltihaptır.





glomerülonefrit: idrarda kanla birlikte ayak bileklerinde, gözlerin çevresinde şişlik, nefes darlığı ve yorgunluk bulunur. böbreğin kanı süzen yapılarında ani veya kronik bir iltihaplanma olmuş olabilir.





tehlikesiz hematüri: yalnızca idrarda kan olup, başka bir belirti yoktur. idrar viral enfeksiyonlardakinden daha kanlı görünse de, bu durum gelişi güzel bir hastalıkla veya organ hasarıyla ilişkili değildir. zaman zaman çocuklukta meydana gelir ve vakit geçtikçe geçer, sıkıntı yaratmadan ömür boyu sürebilir.





hemolitik anemi: yorgunluk ve güçsüzlükle birlikte idrarda kan görülür, nefes darlığı çekilir. hemolitik anemi kanın alyuvarlarındaki genetik bir anormallikten veya bazı ilaçlardan ya da alyuvarları yok eden bazı hastalıklarından kaynaklanır. alyuvarlar yıkıma uğramıştır ve kemik iliği bunların yerine yenilerini yeteri kadar hızla üretememektedir. genetik olarak bazı enzimleri eksik olanlar ile bazı ilaçları kullananlarda hemolitik anemi ortaya çıkabilir.





mesane kanseri: mesane kanserinin tipik ön belirtisi gross hematuria yani idrarda kan bulunmasıdır. bu en genel klinik bulgu hastaların yaklaşık %75 görülmektedir. bundan başka idrarda mikroskopik seviyede kan da sıklıkla görülmektedir. hastalığın ileri evrelerinde mesane tahrişi ve disüri yani zor ve sancılı idrar yapma da sıklıkla gözlemlenmektedir. kanamalar karekteristik olarak ara sıra oluşmakta, idrarın temiz görülmesi hekimin çalışmalarını ertelemesine neden olabilmekte bu da teşhiste gecikmelere neden olabilmektedir. mesane kanseri en sık görülen kanser çeşitlerinden biridir.







özet olarak idrarında kan görülen veya idrar analizinde mikroskopik kanama belirlenen her kişinin mutlaka detaylı ürolojik muayeneden geçmesi ve tanı konuncaya kadar gereken bütün tetkiklerin yapılması önemli bir gerekliliktir.







hematüri nedir



idrarda eritrosit (kan hücreleri) bulunması haline hematüri adı verilir. çıplak gözle bakıldığında normal görülen ama mikroskop altında fazla sayıda eritrositin bulunması mikroskopik hematüri olarak adlandırılır. makroskopik hematüri ise idrarda çıplak gözle görülecek kadar belirgin kanama olmasıdır, idrar çay ya da kola rengindedir.

hematüriye yol açabilecek pekçok sebep olabilir ve hematüri böbrek ve mesane tümörlerinin ya da diğer ciddi sorunların belirtisi de olabileceği için kesinlikle üroloji uzmanına başvurulmalıdır.





hematürinin sebebini bulabilmek, ya da belirli bir sebebi olmadığına karar verebilmek için bir takım tetkikler istenebilir. idrar tahlilleri, kan tetkikleri, ultrasonografi, ürografi, ve sistoskopik inceleme bunlar arasında yer alır.

bu yöntemler ile idrar yollarındaki tümörler, böbrek ve mesane taşları, prostat büyümesi veya idrar akımını engelleyen diğer durumların tanısı konabilir. (sistoskopi de, kamera sayesinde işeme yolu ve mesane içerisinin doğrudan olarak görüntülenmesini sağlanır, mesane içindeki bir tümör ya da taş kolaylıkla tanımlanır).





hematürinin tedavi biçimi tanımlanan nedene bağlıdır.







idrarda normalden fazla sayıda eritrosit bulunması biçiminde tanımlanan hematüri; bir böbrek hastalığının veya renal pelvisten distal üretraya kadar olan üriner yolun gelişi güzel bir bölgesindeki lezyonun bulgusu olabileceği gibi, böbrek ve üriner sistemi sekonder olarak tutan sistemik bir bozukluğun belirtisi de olabilir.







hematüri çeşitli özelliklerine göre tanımlanabilir. idrarın rengi ve görünümüne bağlı olarak; şayet idrar belirgin bir biçimde kırmızı veya kahverengi görünüm almışsa makroskopik veya gross hematüri biçiminde adlandırılır. asit idrarda görünüm daha koyu kahve veya çay renginde olur.

kanama aktif ise veya alkali idrarda ise açık kırmızı bir renk oluşacaktır. mikroskopik hematüri, idrarın görünümünün normal olmasına karşılık mikroskopik incelemesinde normalden fazla sayıda eritrosit bulunması biçiminde tanımlanmaktadır. hematürinin, incelenen bütün idrar örneklerinde saptanması halinde persistan, sadece bazı örneklerde bulunması durumunda ise intermittan hematüriden söz edilebilir. hematüri bundan başka, böbrek ve üriner yola ilişkin başka klinik veya laboratuvar bulgularla birlikte bulunp bulunmamasına göre de semptomatik veya asemptomatik hematüri olarak da tanımlanabilmektedir.









hematürinin nedenleri

hematüri, proteinürinin aksine her zaman renal parankimal bir hastalıktan kaynaklanmaz. üriner yolun gelişi güzel bir noktasından köken alabilir.



genellikle en sık görülen nedenler, mesane v eprostat kaynaklı infeksiyonlar ve inflamasyonlardır. taş, neoplazmlar ve glomerüler hastalıklar sık görülen diğer nedenlerdir. benign prostat hiperplazisinin (bph) yalnız olarak hematürinin önemli bir sebebi olmadığı, mikroskopik hematüri sıklığının bph' li hastalarda, olmayanlara göre aynı sıklıkta görüldüğü belirtilmektedir. daha önce de belirtildiği gibi klinik değerlendirme sırasında yaş etkeni kesinlikle göz önünde bulundurulmalıdır.





hematüri nedenleri başlıca renal ve ekstrarenal nedenler olarak, renal nedenler de bundan başka glomerüler ve nonglomerüler olarak sınıflandırılabilir.

Cocuklarda uriner enfeksiyonlari belirtileri nelerdir ?

Çocuklarda üriner enfeksiyonları belirtileri nelerdir ?

İdrar yolu enfeksiyonu nedir ?

üriner sistem enfeksiyonu böbrekler ve mesanenin iltihabıdır. mesanenin iltihabına "sistit", böbreklerin iltihabına ise "pyelonefrit" denir. pyelonefrit sistitten daha az görülmesine karşın daha fazla zarar vericidir. sıklıkla üretra (idrarın dışarı atıldığı kanal) dışındaki ciltten bakterilerin mesaneye ulaşması ile oluşur. idrar yolu iltihabını tedavi etmek, böbrekleri korumak açısından mühimdir.

üriner sistem enfeksiyonlarının sıklığı nedir ?

üriner sistem enfeksiyonları 5 yaşından ufak ateşli çocukların yüzde2' sinde tespit edilir, 1 yaşından ufak ateşli çocuklarda, kızların yüzde 8' inde, erkeklerin yüzde3' ünde ateşin sebebi üriner sistem enfeksiyonlarıdır.

üriner sistem enfeksiyonlarının nedenleri nelerdir ?

idrar yolu iltihaplarının faktörü bakterilerdir. bakteri mesaneye, idrarın dışarı atıldığı kanaldan girer. genelde üretra girişini tahriş eden faktörler (bilinen tahriş edici maddeler, banyo köpükleri ve şampuanlardır), bakterilerin buradan içeri girmesini de kolaylaştırır.

bazı risk etkenleri çocuklarda üriner sistem enfeksiyonuna zemin hazırlar. idrarın mesaneden üreterler boyunca böbreğe doğru anormal geri kaçışı, üriner sistem tıkanıklıkları, çeşitli anatomik ve fonksiyonel bozukluklar ile enfeksiyona yatkınlık görülebilir. yabancı cisimler, mesaneye, üreterlere yerleştirilen kateterler, kabızlık, banyo köpükleri ve sünnetsiz erkek çocuklarda fimozis (sünnet derisinin geriye kıvrılmaması) mesanenin bakteri ile temasına sebep olur. okul çocuklarında sık görülen idrarı eve saklama eylemi de idrar yolu enfeksiyonlarının nedenlerindendir.

çocuklarda üriner enfeksiyonları belirtileri nelerdir ?

çocuklarda üriner sistem enfeksiyonlarının semptom ve bulguları çocuğun yaşına göre değişkendir. bebekler ve bilhassa 2 yaşından ufak çocuklarda bulgular genellikle üriner sistemle ilişkili değildir ve kolaylıkla gözden kaçabilir. bebekler ve 2 yaşından ufak çocuklarda en sık görülen semptomlar şunlardır:

huzursuzluk

kusma ve ishal

karında şişkinlik

yeni doğanda uzamış sarılık

iştahsızlık ve beslenme bozukluğu

kilo almada yavaşlama

vücut ısısında düzensizlik

sebepsiz yükselen ve düşmeyen ateş

büyük çocuklarda ve erişkinlerde semptomlar daha belirgindir ve enfeksiyonun yerine göre bulgular değişkenlik gösterir. alt üriner sistem (sistit) enfeksiyonlarında görülen semptomlar şunlardır:

idrar yaparken yanma, sızı ağrı

sık idrara çıkma

acil işeme isteği

karın alt tarafına ağrı

tuvalete yetişemeden idrar kaçırma

kötü kokulu, anormal renkte, kanlı idrar

üst üriner sistem enfeksiyonlarından akut pyelonefrit idrar yolu enfeksiyonları içerisinde en ağır ve böbrekte en çok hasar bırakan hastalıktır. bilhassa ufak çocuklarda kalıcı hasar olasılığı daha fazladır. idrar yolu enfeksiyonu geçiren çocukların yüzde10' unda, tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonları olan çocukların yüzde25' inde ve vezikoüretral reflülü (böbreklere idrar kaçması) çocukların yüzde30' unda kalıcı böbrek hasarı gelişebilir. en sık görülen semptomlar, titreyerek yükselen ateş, böğür ağrısı, ciddi bulantı ve kusmadır. bu semptomlara ek olarak sistitizm semptomları da (yukarıda sayılan semptomlar) gözlenebilir.

tanı nasıl konur ?

idrar yolu enfeksiyonu tanısı için idrar tahlili ve idrar kültürü yapılmalıdır. idrar ilk olarak mikroskop altında incelenir. kesin tanı idrar kültüründe anlamlı oranda bakterinin üremesi ile konur.

idrar yolu enfeksiyonu idrar kültürü ile kanıtlandığında, böbreğin tutulup tutulmadığına karar verilmelidir. yüksek ateş, böğürde duyarlılık, karın ağrısı, bulantı, kusma, titreme görülebilir.

üriner sistem enfeksiyonlu çocuklar nasıl değerlendirilir ?

üriner sistem enfeksiyonu kültürle ıspatlanmış olan çocuklar en kısa zamanda radyolojik olarak değerlendirilmelidir. enfeksiyonda tanı yaşı ne kadar küçükse tekrarlama riski o kadar fazla olduğundan dolayı radyolojik değerlendirme ertelenmemelidir.

tedavisi nasıldır ?

idrar yolu enfeksiyonu olan çocuklara antibiyotik tedavisi derhal başlanmalıdır. aktif tedavi üriner sistem hasarlanma riskini en aza indirir. şiddetli enfeksiyonlarda tedavi 10-14 gün sürmelidir. çocuklarda. üriner semptomların tespit edilme güçlüğünden ve ideal antibiotik tedavisi sonrası, normal radyolojik tetkikler olmasına karşın bilhassa kız çocuklarda enfeksiyonun tekrarlama ihtimalinden dolayı tedaviden sonra tertipli takipler yapılmalıdır.

çocuklarda üriner sistem enfeksiyonlarından korunmak için neler yapılmalıdır ?

çocuklara idrarın açık renk olmasını sağlayacak biçimde yeterli oranda sıvı verilmelidir.

çocuğun günde 3-4 kere idrar yapması temin edilmelidir.

çocuk tuvalette yeterli müddet kalmalıdır. alel acele yapıp kalkmamalıdır.

genital bölge sabun veya şampuanla değil, saf suyla yıkanmalıdır.

kızlarda genital bölge temizliği önden arkaya doğru olmalıdır.

kabızlığa karşı tedbirler alınmalıdır.

özellikle kız çocuklarda banyo müddeti çok uzatılmamalı ve tahriş edici özelliğe sahip köpüklü sabun ve şampuan kullanılmamalıdır.

Prostat enfeksiyonu iltihabi

Prostat enfeksiyonu iltihabı

Prostatit

prostatit terimi, birkaç ayrı sendromdur. bunlar:

1- akut bakteriyel prostatit,

2- kronik bakteriyel prostatit,

3- nonbakteriyel prostatit

3-a)enflamasyonlu nonbakteriyel prostatit

3-b)enflamasyonsuz nonbakteriyel prostatit

4- asemptomatik prostat enflamasyonu

akut prostatit

akut prostatit prostat bezimim enfeksiyonudur. hastalarda yüksek ateş, titreme, ağrı, sık idrara çıkma, ani sıkışma hissi, idrar yaparken yanma, halsizlik vardır. hastaların çoğu idrar yapma zorluğu çekerler. hastaların hastaneye yatırılmaları gerekmektedir. serum ve antibiyotik tedavisi başlanır. bundan başka ağrı kesici, antienflamatuar tedavi yapılır.

hastanın ateşi düşüp şikayetleri geçtikten sonra bile oral antibiyotik tedavisine 30 gün süreyle devam edilmelidir.

kronik prostatit

kronik prostatitli hastalarda ağrı, sık idrara çıkma, ani sıkışma hissi, idrar yaparken yanma gibi belirtiler vardır. ateş olmaz. prostatik sıvıda bol oranda lökosit tespit edilir. orta idrardan yapılan kültür temiz çıkarken, prostatik masajla alınan sıvının kültürü veya masaj sonrası alınan idrarın kültüründe üreme olması tanı koydurur. kronik prostatitin tedavisi olabildiğince problemlidir. üriner enfeksiyonlarda etkili olan ilaçlar kronik prostatitte etkili olmayabilmektedir. trimetoprim-sulfometoksazol ile 4-16 haftalık tedavi, %30-40 oranında kür sağlamaktadır. kültürleri olumlu olmaya devam eden hastalar için 6-8 aylık tedaviler gerekebilir. ancak antibiyotikler kesildikten sonra tekrarlama olabilmektedir. böyle hastalar sürekli baskılayıcı antibiyotik tedavisinden yararlanabilir. örneğin trimetoprim-sulfometoksazol' ün normal tabletinden günde bir adet veya nitrofurantoin100 mg., günde 2 veya 4 kez kullanılabilir.

nonbakteriyel prostatit

en yaygın prostatit sendromudur prostatın bilinmeyen bir nedenle enflamasyonudur. aynı kronik prostattaki gibi ağrı, sık idrara çıkma, ani sıkışma hissi, idrar yaparken yanma gibi belirtiler vardır. bu hastaların kültürleri negatiftir ve üriner sistem enfeksiyonları yoktur. 2-4 hafta süreyle doksisiklin veya eritromisinle tedavi yararlı olabilir. şikayetlerin düzelmesinde antienflamatuar ajanlar ve antikolinerjikler faydalı olabilir.

asemptomatik prostat enflamosyonu

çok az idrar yakınmaları ve pelvik ağrı, asemptomatik prostat enflamasyonu için karakteristiktir. hastalar genellikle 20-45 yaşlarındadır. prostatik sekresyonda enflamasyon hücreleri yoktur ve enfeksiyon saptanmaz. nedeni; işeme anında mesane boynu ve sfinkterin gevşemesini önleyen bir fonksiyonel bozukluk olabilir..

antibiyotikler etkili değildir. alfa adrenerjik blokerler işemeyi kolaylaştırırlar. diazm ve kas gevşeticiler faydalı olabilir.

Bobrek kistleri

Böbrek kistleri

Genel bilgiler

kistler içi sıvı dolu keseciklerdir. vücudun farklı bölgelerinde izlenebilir; böbrek de bunlardan birisidir. kistler, hiç bir belirtiye yol açmayabileceği gibi;

yüksek tansiyon

iltihap

taş

kanama

böbrek yetmezliği, gibi sorunlara da yol açabilirler.

nasıl anlaşılır ?

böbrek kisti tanısı, ultrasonografi, tomografi gibi radyolojik yöntemlerle konur. böbrek kistleri, böbrek kanseri ile karışabilir. yapılan ultrasonografi, tomografi gibi incelemeler ile böbrek kisti, kanserden kolaylıkla ayrılır. ailesel kistlerin bazılarının tanısında genetik çalışmalar da faydalıdır.

böbrek kistleri görülme yaşı, yerleşim yeri ve diğer belirtilerine göre sınıflandırılırlar.

basit kistler, zararsız ve en yaygın kist tipidir. genellikle hiçbir belirtisi yoktur ve tedavi gerekmez. yaşlandıkça basit kistlerin görülme sıklığı çoğalır. ailesel özellik belirten kistler ise genellikle zararlıdır. bu kistler;

- yüksek tansiyon

- iltihap

- taş

- kanama

- böbrek yetmezliği, gibi sorunlara yol açabilirler.

böbrek kistlerinde tedavi

çok büyümediği sürece bu kistlere cerrahi müdahale gerekmez, şayet kistler, yüksek tansiyon, iltihap ve böbrek yetmezliğine neden olmuşsa tedavisi yapılır. ailesel kistlerde yakın akrabalar da kist yönünden taramadan geçirilmelidir. ailesel özellik belirten bazı kistlerde yakın akraba evliliği kesinlikle önlenmelidir.

Bobrek yetmezligi hastaligi

Böbrek yetmezliği hastalığı

Böbrekler bel omurlarının iki yanısıra yer alan vücutta çift olarak bulunmakta olan ve kandaki istenmeyen zehirli maddeleri idrar yoluyla uzaklaştırılmasını sağlayan bir çift organdır. 2 milyon civarında nefron adı verilen süzme ünitesi mevcuttur. bunların sayısı yaşlanmayla birlikte doğal olarak azalır. kalbin dakikada pompaladığı 5-6 litre kanın 1/5'i böbreklerce filtre edilir. böbrekler vücudun sıvı-iyon dengesini, asit-baz dengesini, kan basıncı(tansiyon)nın sürdürülebilirliğini ve vücuttaki kimyasal reaksiyonlar neticesi meydana gelen ve vücut için zararlı olan zehirli maddelerin atılmasını temin eder. böbrekler bundan başka kan yapımı ve kemik mineral yapısı hakkında hormonlar başta olmak üzere daha bir çok hormonun yapım ve yıkım yeridir. tüm bunlardan böbreklerin vücut için hayati önem taşıyan ve yürüttüğü işlevler sekteye uğradığı takdirde hayati risk doğuran organlar olduğu anlaşılır. böbreklerden geçen kan filtre edilip organizma için yararlı olan maddeler tekrar kana verilerek, vücuttan uzaklaştırılması zorunlu olan zehirli maddeler idrarı oluşturur. idrar idrar yolları ile önce mesanede toplanır, daha sonra da işeme yoluyla da dışarı atılır.

böbrek hastalıklarının çoğu bilinenin aksine son derece sinsi ve ağrısız seyreder. halk arasında genel olarak idrarın kanlı gelmesi, idrar yaparken yanma ve acıma, belin iki veya tek tarafında yan ağrıları böbrek hastalığı belirtisi olarak bilinir. böbreklerin fonksiyonlarının azalması veya kaybolması, ani başlangıçlı (akut) veya yıllar içinde sessizce (kronik) oluşabilir. kandaki atık maddelerin atılamayıp birikmesi neticesi tüm organları etkileyen ve komaya kadar gidebilen bir zehirlenme tablosu meydana gelir.

böbrek hastalıklarının başlıcaları ;

akut veya kronik böbrek iltihabı olarak bilinen nefritler

taş hastalıkları

ailesel kistik hastalık

idrar yolları iltihapları

tümörleri

idrar yollarının daralması veya tıkanması (prostat büyümesi)

kalıtımsal bazı böbrek hastalıkları

damarsal böbrek hastalıkları

gebelik zehirlenmesi

romatizmal hastalıklar neticesi meydana gelen böbrek hastalıkları

viral hepatit (b,c)ve diğer enfeksiyonlara bağlı meydana gelen böbrek hastalıkları

hipertansiyon ve diabet (şeker) hastalığı gibi sistemik hastalıklara bağlı böbrek hastalıkları

ilaçlara bağlı meydana gelen böbrek hastalıkları

şeklinde sıralanabilir.

bunların oluşturacağı klinik belirti ve bulgular ise hastalığı oluşturan etmene göre değişiklikler gösterir. idrar yollarında akımın engellenmesi ve iltihaplanma dışında böbrek hastalıklarında ağrı sık görülmez. buna karşılık bulantı, kusma, halsizlik, iştahsızlık, inatçı kaşıntı, çok su içme, günlük idrar miktarında azalma veya aşırı oranda idrar yapma, cildin sarımsı-kahverengi renk alması, çabuk yorulma, çarpıntı, nefes darlığı, işitme zorluğu veya sağırlık, ani ve devamlı tansiyon yükselmeleri, göz kapaklarında ve ayaklarda daha belirgin olmak üzere bütün vücutta su birikmesi(ödem), sık idrara çıkma, ağrılı idrar yapma, kanlı idrar, bulanık idrar, gece birden çok idrara kalkma, kişilik farklılıkları ile başlayan saldırganlık, bilinç bulanıklığı ve komaya kadar uzanan şuur ve davranış farklılıkları, havale geçirme(konvülsiyon), bilhassa çocuklarda gece idrar kaçırmaları ve gelişme gerilikleri tespit edilebilir.

yukarıda belirtilen bulguların büyük bir kısmı başka hastalıklarda da rastlanır. bu yüzden bu bulguların başka hastalıklardan değil de böbrekten kaynaklandığının ilgili hekimlerce tetkik edilmesi gerekmektedir. bir böbrek hastalığına işaret eden klinik bulgular ise anemi(kansızlık), yüksek tansiyon, ödem, idrarın bol fakat yoğunluğunun düşük bulunması, idrarda kan ve iltihap hücreleri ve protein(albumin) saptanması, kanda kan üre ve kreatinin değerlerinin yüksek bulunması(üremi), kan albumin düzeyinin düşük bulunması, ürikasit yüksekliği, kanın çökme hızının(sedimentasyon) artışı, kanda asitli maddelerin yüksek ölçülmesi (asidoz), kalp büyümesi, akciğerde su toplanması, idrar miktarının günlük 400 ml. altına düşmesi, kanda hepatit b ve c virüsü saptanması, derinin kuruması ve renk değişimi gibi muayene bulgularına rastlanır. ilgili doktorlar nefrologlar, dahiliye uzmanları veya ürologlarca kanın biyokimyasal tetkikleri yapılarak bazı maddelerin artma veya azalma olup olmadığı araştırılır. böbreklerin ultrasonografik incelenmesi ile böbreklerde yapısal bir değişiklik olup olmadığı, böbrek boyutlarının küçülüp küçülmediği incelenir. gerekirse ilaçlı tetkikler yapılır. basit bir idrar tetkiki incelemesi ve ultrasonografik tetkik ile kanın biyokimyasal incelemeleri 1. basamak tetkik aşamasını oluşturur. 2. aşamada böbreklerin süzme oranı 24 saatlik idrar toplanarak hesaplanır. böbrek fonksiyonlarında ne kadar kayıp olduğu ve böbrek fonksiyonlarındaki bozulmaların akut mu yoksa kronik mi olduğu ayırt edilerek saptanan hastalık türüne göre spesifik tedavisine yönelinir. yüksek tansiyon, şeker hastalığı ve kalp hastalıkları böbrek hastalıklarını başlatabildiği gibi, böbrek hastalıklarının kendisi de kalp akciğer hastalıklarına ve yüksek tansiyona yol açabilir. şayet böbrek işlevleri kalıcı olarak kaybedilirse, ömür boyu diyaliz (suni böbrek)makinaları ile tedavi edilmesi gerekebilir. her türlü hastalıkta olduğu gibi böbrek hastalıklarında da şikayetler oluşmadan veya başlangıcında periyodik tetkikler büyük önem taşımaktadır. ülkemizde bilinçsiz kullanılan ilaç ve bilhassa ağrı kesiciler sebebiyle oluşan böbrek yetmezliklerinin hiç de azımsanmayacak sayıda olduğunun vurgulanması yerinde olur.

Bobrek tasi kirma tedavisi

Böbrek taşı kırma tedavisi

Vücut dışından taş kırma tedavisi: (eswl - extracorporeal shock wave lithotripsy)

ilk defa 1980 yılında almanya'da klinik uygulaması yapılan bu yöntem günümüzde de taş tedavisinde ağrısız, cerrahi müdahale riski olmaksızın yaygın olarak kullanılan en modern taş tedavi şeklidir.

vücut dışındaki bir kaynaktan elde edilen yüksek frekanslı ses dalgalarının (şok dalgaları) taşa odaklanarak taşın parçalanması esasına dayanır. cihazlar şok dalgası elde ediliş biçimine göre (piezo-elektrik, spark gap, elektromanyetik) veya taşın görüntülenme biçimine göre (ultrasonografi, röntgen) değişiklikler gösterebilir.

taşa odaklanan şok dalgaları yüzeyde erozyon, taşın içerisinde taşa ilişkin yapısal elemanları birbirlerinden ayıran gerilim dalgası oluştururlar ve böylece taş parçalanır.

başlangıçta tüm vücudun su içerisine girdiği bir havuzda uygulanan, kulakların sesten korunması için kulaklıkların kullanıldığı, çoğunlukla hastaya anestezi uygulanmasını gerektiren bu yöntem günümüzde çok gelişmiştir. şok dalgaları vücuda disk biçiminde bir araçla veya yalnızca hastanın taşının bulunduğu bölgenin su içerisine girdiği ufak bir havuz aracılığı ile iletilir. kulakların korunmasına gerek duyulmaz. anestezi uygulaması ise çok nadiren gerekir. bazı gelişmiş taş kırma cihazları ise çocuk - bebek hastalarda bile güvenle kullanılabilmektedir. günümüzde bu yöntemin kullanılması ile taş nedeniyle yapılan ameliyatlar % 90 - 95 azalmıştır.

eswl yöntemi ile, taş kırma cihazları arasında değişiklikler olmakla birlikte böbrek, mesane veya idrar yollarının gelişi güzel bir yerinde bulunmakta olan taşlar kırılabilmektedir. bu yöntem 3 cm den büyük taşlarda tedavi müddetinin uzaması, oluşabilecek komplikasyon riskinin artması nedeniyle ilk seçilecek tedavi yöntemi olarak tercih edilmez. eswl yönteminde rastlanabilecek komplikasyonlar (istenmeyen etkiler) aşağıda değerlendirilmiştir.

böbrek etrafında kanama alanı (perirenal hematom): görülen en ciddi komplikasyondur. ufak kodaklı cihazlarda % 0,6 oranında, büyük odaklı cihazlarda % 2-4 oranında rastlanır.

hipertansiyonlu hastalarda daha sık görülür. genellikle gelişi güzel bir tedavi gerektirmez, eswl tedavisine kanama alanı tamamen geçinceye kadar ara vermek gerekmektedir. nadiren kanama böbrek etrafında sınırlı kalmaz ve genişlemeye devam eder, bu gibi durumlarda açık ameliyat gerekebilir.

radyasyona maruz kalma: taşı ultrasonografi ile görüntüleyen cihazlarda rastlanmaz.

böbrek ve etrafında şok dalgası nedeniyle zedelenme ve doku sertleşmesi (fibrozis): büyük odaklı cihazlarda, sık ve uzun süreli tedavilerde daha çok rastlanır.

kırık taş parçalarının idrar yolunu tıkaması (üreter obstrüksiyonu): kırılan taş parçaları idrar yolunda tıkanıklığa sebep olabilir. zaman zaman önde büyükçe bir taş parçası ve arkasında irili ufaklı kumlar birikebilir. (taş yolu) büyük taşlarda daha sık görülen bu durum öndeki büyükçe parçanın kırılması ile tedavi edilebilir.

Hamilelikte idrar yolu enfeksiyonlari

Hamilelikte idrar yolu enfeksiyonları

İdrar yolu enfeksiyonları kadın hastalıkları ve doğum doktorlarının çok sık karşı karşıya kaldığı hastalıklardan birisidir. jinekoloğa başvuran hastaların yaklaşık %10'unun idrar yolu enfeksiyonu problemi olduğu tahmin edilmektedir. diğer yandan bütün bayanların %15-20'si hayatlarının bir döneminde idrar yolu enfeksiyonuna yakalanırlar.

hamile bayanların ise yaklaşık %8'inde idrar yolu enfeksiyonları görülür. görülen bu enfeksiyon gelişi güzel bir belirti vermeyen ve asemptomatik bakteriüri, mesane enfeksiyonu (sistit) ya da böbrek enfeksiyonu biçiminde olabilir.

idrar vücuttaki atık maddeleri dış dünyaya taşıyan bir madde olmasına rağmen kendisi sterildir yani gelişi güzel bir mikrop içermez. bunun sebebi böbreklerde üretilen idrarın mesaneye ve oradan da dış dünyaya atılması sırasında sağlanan mekanik temizliktir. idrar yollarının enfekte olabilmesi için mikropların bir biçimde idrar yolları içerisine girip burada birikmesi ve çoğalması gerekmektedir. böyle bir durum için en ideal yol mikropların vajina yolu ile üretraya girip (mesane ile dış dünya arasındaki boru biçimindeki ve idrarın yapıldığı bölüm) buradan yukarıya mesaneye çıkması, mesanede çoğaldıktan sonra böbrekler ile mesane arasında bulunmakta olan üreter adı verilen borular yolu ile de böbreklere ulaşmasıdır. bu aşağıdan yukarıya doğru gelişen enfeksiyonlara assendan enfeksiyon adı verilir. şayet mesanede idrar varsa bu mikroplar için ideal üreme ortamı yaratır.

mikropların idrar yollarına bir başka ulaşma yolu da kan yoluyla olur. vücudun bir başka bölgesindeki enfeksiyon faktörleri kan ile böbreklere ulaşabilir ve burada ikinci bir enfeksiyona yol açabilir. ancak bu son derece nadir bir durumdur.

kadınlar anatomik yapıları sebebi ile idrar yolu enfeksiyonlarına çok daha yatkındırlar. mesane ile dış dünya arasındaki üretra adı verilen yapı kadınlarda daha kısa olduğundan mikroplar buradan basitçe ve kısa zamanda mesaneye ulaşabilirler. ancak çok su içen ve çok sık idrara çıkan kadınlarda idrar yaparken üretra içerisinde bulunmakta olan mikroplar da dışarıya atıldığından mekanik temizlik gerçekleşmiş olur ve böylece enfeksiyon gelişme şansı azalır.

hamilelikte neden idrar yolları enfeksiyonları daha sık görülür ?

hamile kadınlar gebe olmayanlara göre idrar yolları enfeksiyonlarına yakalanma açısından daha büyük risk altındadırlar. hamilelerde idrar yolu enfeksiyonları genelde 6 haftalarda görülmeye başlarken en sık 22-24. haftalarda ortaya çıkar.

hamilelik sırasında bayanların %90'ında böbreklerde üretilen idrarı mesaneye taşıyan üreterlerde genişleme olur ve bu genişleme doğuma kadar devam eder. salgılanan hormonlara bağlı olarak bütün düz kaslarda olduğu gibi idrar yollarındaki düz kaslarda da gevşeme olur ve bunun sonucunda idrarın akım hızında azalma meydana gelir. buna üriner staz adı verilir. yine benzer hormonal nedenler ile mesaneden üreterlere idrar geri akımı (reflü) olur.

öte yandan gebe bayanların büyük bir kısmında idrarda glukoz yani şeker bulunur. bu tamamen normal bir durum olmakla birlikte bakteriler için ideal bir üreme zemini hazırlar. bundan başka hamilelik sırasında idrarın konsantrasyonu yani yoğunluğu çoğalır. idrardaki östrojen ve progesteron hormonu da eklendiğinde idrar yollarının bakteriler ile mücadele etme gücü azalır.

bakteriyoloji

hamilelerde idrar yolu enfeksiyonuna neden olan mikroorganizmalar gebe olmayanlar ile benzerlik gösterir. olguların %80-90'nında sorumlu mikrop escherichia coli'dir. halk arasında koli basili olarak da bilinen bu bakteri dışkıda bulunur. bunlar dışında proteus mirabilis, klebsiella pneumoniae'da sık görülen bakterilerdir. grup b streptokok and staphylococcus saprophyticus ise nadir görülen bakterilerdir. çok nadiren gardnerella vaginalis ve ureaplasma ureolyticum'da idrar yolu enfeksiyonundan sorumlu olan mikroorganizmalardır.

yakınma ve bulgular

idrar yolu enfeksiyonları üç farklı biçimde görülebilir. bunlar asemptomatik bakteriüri, sistit (mesane enfeksiyonu)ve pyelonefrittir (böbrek enfeksiyonu).

asemptomatik bakteriüri

hastada herhengi bir yakınma olmamasına karşılık idrar kültüründe mililitrede 100. 000'den fazla bakteri kolonisi saptanması halinde asemptomatik bakteriüri tanısı konur. gebe bayanların yaklaşık %10'unda tespit edilir. tedavi edilmediğinde pyelonefrit görülme riskinde artış olduğu ileri sürülmektedir. dolayısıyla bazı yazarlar her gebe kadında ilk kontrolde idrar kültürü yapılmasını önermektedir.

asemptomatik bakteriürinin sistit ya da pyelonefrite yol açma ihtimali %30-50 arasında değişmektedir. diğer yandan bu durumun düşük doğum ağırlıklı bebeklere ya da rahim içi gelişme geriliğine neden olabileceği de ileri sürülmektedir.

amerikan jinekoloji ve obstetrisyenler birliği ilk hamilelik kontrolündeya da 12-16. haftalarda idrar kültürü yapılmasını ve bunun son trimesterda tekrarlanmasını önermektedir.

hamile kadınlarda asemptomatik bakteriüri saptandığında kesinlikle tedavi edilmelidir. bu hedefle en sık rastlanan mikroplara karşı antibiyotikler kullanılabileceği gibi uygun olan antibiyogram yapılarak, üreyen bakterinin hangi antibiyotiklere karşı hassas, hangilerine karşı dirençli olduğu saptamak ve buna göre antibiyotik kullandırmaktır. kullanılacak olan antibiyotik hamilelik sırasında kullanılmasında sakınca olmayan bir gruptan seçilmelidir.

geçmişten gelen yanlış ve luzumsuz antibiyotik kullanma alışkanlığı sebebi ile birçok mikrop geleneksel ve ucuz antibiyotiklere karşı direnç geliştirdiğinden bunlar günümüzde etkinliğini yitirmiş, ve basit mikroorganizmaları yok edebilmek için çok daha karmaşık ve pahalı antibiyotikler geliştirilmek zorunda kalınmıştır. dolayısıyla hangi hastalık için olursa olsun hekim tavsiyesi olmadan antibiyotik kullanılması ileride negatif neticeler yaratacaktır.

asemptomatik bakteriüri tedavisinde farklı protokoller olmakla birlikte genelde 7-10 günlük tedavi ile enfeksiyon ortadan kaldırılabilmektedir.

tedavi sonrasında tekrardan kültür yapılarak tedavinin etkili olup olmadığı araştırılmalırdır.

akut sistit

akut sistit, yani mesane enfeksiyonu, asemptomatik bakteriüriden idrar yaparken yanma, sık idrara çıkma, idrar tutamama gibi yakınmaları varlığı ile ayrılır. sistitte hasta kendini çok hastaymış gibi hissetmez ve ateş görülmez. çok nadiren idrarda kan görülebilir. hamilelerin %1-3'ünde sistit ortaya çıkmaktadır.

genel olarak sistit varlığında kültür neticesi beklenmeden ampirikolarak antibiyotik tedavsine başlanır. tercih edilecek antibiyotik en sık görülen mikroorganizmalara yönelik bir tane olmalıdır. kültür ve antibiyogram neticesi çıktığında şayet başlanan antibiyotiğe direnç tespit edilir ise hassas olarak bulunmakta olan başka bir antibiyotiğe geçilir. sistitin klasik tedavisi 7-10 gün sürmekle birlikte 3 günlük tedavi protokolleri de vardır ve gebe olmayanlarda benzer tedavi aktivitesi sağlamaktadır. ancak bu protokollerin gebe kadınlar üstündeki tesiri henüz açık değildir. kısa protokoller ile tedavi edilen gebe kadınlarda durumun tekrarlama ihtimali daha yüksek gibi görünmektedir.

piyelonefrit

böbrek enfeksiyonu olan piyelonefrit çok ciddi bir sistemik hastalıktır ve annede kan enfeksiyonu (sepsis), bebekte ise erken doğuma sebep olabilir. tanı genelde idrarda bakteri saptanması ile birlikte ateş, titreme, bulantı, kusma ve yan ağrısının olması ile konur. ateş sıklıkla 39 derecenin üzerindedir. alt idrar yolu enfeksiyonlarında bulunmakta olan idrar yaparken yanma ve sık idrara çıkma gibi yakınmalar görülmeyebilir.

piyelonefrit hamilelerin %2'sinde görülen bir enfeksiyondur ve bunların %20'sinde aynı hamilelik sırasında hastalık tekrarlamaktadır.

piyelonefritin erken dönemde agresif biçimde tedavi edilmesi komplikasyonların engellemesi açıından kritik önem taşır. genelikle hastanede yatarak ve damardan antibiyotik uygulanarak tedavi edilir. ancak yapılan yeni çalışmalarda ağzıdan alınan antibiyotikler ile de etkili tedavi sağlanabildiği gösterilmiştir.

tedaviye kültür sonucubeklenmeden başlanır ve kültür sonucuna göre şayet gerek olursa kullanılan antibiyotik değiştirilir. zaman zaman değişik mikroorganizmalara yönelik iki antibiyotik aynı anda kullanılabilir. tedavi sırasında hastanın yeterli hidrasyonunun yani sıvı alımının sağlanması mühimdir.

tedaviye hastanın ateşi düşünceye ve genel durumu düzelinceye kadar devam edilir. hastaların çoğu antibiyotik ve sıvı tedavisine 24-48 saat içerisinde yanıt verir. tedavinin başarı gösteremeyen olmasında en önemli etken kullanılan antibiyotiğe karşı direnç olmasıdır bununla birlikte tedaviye dirençli olgularda altta yatan " idrar yollarında taş" gibi başka bir neden olup olmadığı araştırılmalıdır.

hamilelerin %4-5'inde idrar yolu enfeksiyonları tekrarlar. böyle bir taktirde idrar yollarında anatomik ya da fonksiyonel bozukluklar ayrıntılı bir ürolojik inceleme ile araştırılmalıdır.

idrar yolu enfeksiyonlarının gebelik üstündeki etkileri

idrar yolu enfeksiyonlarının hamilelik ve bebek üstündeki tesirleri değişkendir. yapılan bir çalışmada 25. 000'den fazla hamile kadın incelenmiş ve idrar yolu enfeksiyonlarının erken doğum eylemi, gebeliğe bağlı yüksek tansiyon, anemi, ve amniyon iltihabına sebep olduğu saptanmıştır. idrar yolu enfksiyonları bundan başka düşük oğum ağırlığı ve prematürite riskini de arttırmaktadır.

Mesane ve idrar yolu

Mesane ve idrar yolu

Mesane kalça kemiği ile rahim arasında uzanır. idrarın, böbrekler tarafından üretildikten sonra depolandığı kesedir. mesanenin, idrar doldukça genişleyebilen esnek ve kaslı duvarları vardır.

bu duvarlar kasıldığı vakit idrar 3,5-4 cm. uzunluğunda ince bir tüp olan uretraya (idrar yolu) sızar. uretra nın ağzı klitoris ile vajina arasındadır.

erkeklerde ve kadınlarda da mesane ve uretra (idrar yolu) vardır, ama bunların yapısı iki cinste birbirlerinden farklıdır. dolayısıyla ortaya çıkabilecek problemler değişiktir ve bazı rahatsızlıklar daha çok kadınlarda görülür. örneğin, kadınlarda, üretra hem vajinaya hem de mikrop barındıran anüse daha yakın ve erkeklerdekine nazaran daha kısa olduğu için; üretra ve mesane enfeksiyonları (sistit) daha fazla görülür.

ayrıca, bazı yaşlı kadınlarda idrarını tutamamak gibi problemler ortaya çıkabilir. bunun sebebi, alt karın kaslarının zayıflayarak mesane ve diğer iç organları taşıyamaz hale gelmesi sonucunda, organların aşağıya sarkmasıdır.