?

İlkyardım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İlkyardım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Donma

Donma

Soğuk ısırığı vücut dokularının donmasıyla meydana gelen bir rahatsızlıktır. en sık donan bölgeler eller, ayaklar, kulaklar ve bilhassa burun uçlarıdır. eller ve ayaklar vücudun uç noktalarıdır ve bilhassa soğuktan dolayı dolaşım kısıtlandığında bu bölgelere giden kan miktarı iyice azalır. kulaklar ise ince oldukları için fazla bir dolaşıma sahip değildirler burun ise genelde soğuktan iyi korunmaz. vücudun ana bölgelerindeki ısıyı korumak için diğer bölgelere olan dolaşım derhal hemen durma derecesinde kısıtlanabilir. soğuk bundan başka damarları çevreleyen ve plazmanın damarın dışına çıkmasını önleyen endothelial hücrelere de zarar verir. plazmanın kayıbı ise kanın damarın içerisinde pıhtılaşmasına ve dolaşımı daha da yavaşlatmasına sebep olur.

dolaşım azaldıkça dokular donmaya başlar. hücreler arasında su kristalleşmeye başlar ve hücre içerisindeki suyu emerek büyür. buna karşın donma hücreleri öldürmez. laboravatuar çalışmalarında hücreler uzun müddet donduktan sonra bile canlı kalmışlardır.

soğuk ısırığından kaynaklanan asıl zarar endothelial hücrelerin zarar görmesidir. dokular tekrar ısındığında bu bölgeye giden kan pıhtılaşır ve buradaki dolaşımı tamamen durdurur. bunun sonucunda da o bölgedeki hücreler ölür.

önlenmesi

soğuk ısırığı havanın donma noktasının altında olduğu her sıcaklıkta olabilir ama genelde hipotermiyle bağlantılı gelişir. hareketsizlik dolaşımın yavaşlamasına büyük katkıda bulunur ve dolaşımı engelleyen kıyafetler de soğuk ısırığına katkıda bulunur.

bazı durumlarda soğuk ısırığı metallere ya da sıvı yakıtlara temasla da ortaya çıkabilir. soğuk ısırığını önlemek için onu ortaya çıkaran faktörleri bilhassa hipotermiyi ortadan kaldırmak gerekmektedir. vücudunuzun merkezini sıcak tutarak dolaşımın azalmasını önleyen kıyafetler vücudunuzun uç noktalarını da sıcak tutar. bundan başka önemli noktalardan biri de dar ayakkabılar gibi dolaşımı engelleyecek şeyler giyilmemesidir.

sigara içmek yüzey dolaşımını azaltır ve bu sebeple lokal donmalara katkıda bulunur. dolaşımı devam ettirmek için el ve ayak parmakları hareket ettirilebilir ve kolları hızla çevirmek dolaşımı hızlandırmak için iyi bir yöntemdir.

soğuk ısırığını yüzeysel ve derin olmak üzere ikiye ayırabiliriz.

yüzeysel donuklarda yüz, burun, kulak, parmaklar gibi küçük dokular etkilenir. yüzeysel donuklar derin donuklar kadar önemli olmasa da şayet lazım önlemler alınmazsa derin donuk durumuna gelebilir. derin donuklarda ise eller, ayaklar ve hatta bacak ve kolların bir bölümü gibi daha büyük dokular etkilenir. derin donuklarda büyük oranda doku ya da bir organın tümü kaybedilebilir.

yüzeysel donuk

belirtiler semptomlar

beyazlaşmış dokular önceleri acı hissedilir

üst dokular sert alt dokular daha yumuşak daha sonra bölge soğuk ve hissizdir

ilk yardım

en aktif ilk müdahale donmuş organın sıcak bir vücutla temas ettirilerek ısıtılmasıdır. bölgenin ovulmaması ve daha fazla donmasının engellemesi lazımdır. bu şekilde ısıtılan bölge kısa sürede bir karıncalanma hissiyle birlikte önceki durumuna gelecektir.

derin donuklar

belirtiler semptomlar

deri beyaz donma sırasında acı

deri sert ve alttaki dokular da katı his yok

eklem hareketi yok ya da kısıtlı eritme sırasında acı

ilk yardım

dağda:

- erimiş bölümü eritmeyin

- etkilenmemiş dokuların donmasını önleyerek zararın artmasını engelleyin.

- şayet doku erimişse tekrar donmasını ve basınç altında kalmasını önleyin

- kişiye bol sıvı verin

- hastayı en kısa zamanda hastaneye ulaştırın

donmuş bir doku eritildiğinde kişi tamamen işe yaramaz hale gelir. donmuş bölüm hastaya korkunç bir acı verecektir. donup erimiş bir organı kullanmak derhal hemen mümkün değildir. şayet donmuş bir organ eriyip tekrar donarsa bu organın kaybedilme riski büyük ölçüde artacaktır. eritme işlemi yalnızca tekrar donma şansı yoksa ve vücudun eritilmiş bölümü tamamen steril şartlarda korunabilecekse yapılmalıdır. bu da doğa şartlarında derhal hemen mümkün değildir. donmuş bir bölümü eritmek için donmuş organ 38. 5 & deg; c ile 41 & deg; c arasında sıcaklıkta suya sokulmalıdır. suyun ısısı devamlı kontrol edilmeli ve gerekirse su ekleyerek aynı sıcaklıkta tutulmalıdır. eritme işlemi organ tamamen eriyip pembe bir görünüm kazanana kadar devam etmelidir. pembe renk dolaşımın başladığının göstergesidir. çok hasarlı bir organın dolaşımı geri dönmeyebilir. eritme işlemi sırasında ve sonrasında kişinin organı hareket ettirmesini sağlayın. eridikten sonra organı steril bir pedle korumalı ve parmaklar arasına steril pedler koyulmalıdır. hasta hipotermiye girmişsse önce hipotermi tedavisi yapılmalıdır. donmuş bölgeye aşırı ısı uygulamayın çünkü bu organa zarar verebilir. enfeksiyon riskini arttırmamak için su toplamış bölgeleri ellemeyin.

soğuk ısırığının yakın dönem tedavisinde cerrahinin yeri yoktur. ne yazik ki husus ile ilgili tecrübesiz bazı cerrahlar donmuş ve erimiş bölgenin görüntüsü yüzünden derhal bir ampütasyon üstünde israr edebilirler. ampütasyonu reddeden bazı hastalar minumum ya da sıfır doku kayıbıyla olayı atlatmışlardır.

cerrahi müdahale dokular tamamen ve mutlaka öldükten sonra yapılmalıdır. başlangıçta dolaşımı sağlamak için bazı küçük müdahaleler olabilir fakat ampütasyon, donma olayının üstünden uzun bir müddet geçtikten sonra yalnızca ölü dokuyu ayırmak amacıyla yapılmalıdır. soğuk ısırığı yaşamış kişiler soğuğa karşı daha hassastırlar ve daha önce donmuş bölgelerindeki damarlar kalıcı olarak zarar gördüğü için bu bölgelerin donma şansı daha yüksektir.

Elektrik carpmasi

Elektrik çarpması

Elektrik çarpmalarını tanımak için esas bilgiler

elektrikle çarpılmak için akımın vücuttan geçerek + ve - kutuplar arasındaki devreyi tamamlaması gerekmektedir. pil, batarya, ve akümülatörler doğru akım üretirler. doğru akım 20-30 volttan sonra çarpılma hissi vermekte ancak tahribat yapmamaktadır. pil ve oto aküsü ile çarpılmak imkansızdır. 30 volt üstü doğru akım (dc) kaynakları tehlikelidir.

evde kullanılan elektrik alternatif akım (ac) tipindedir. alternatif akım, 15 volt üzerinde çarpılma hissi verir, tahribat yapmaz. 20 volt üstü tehlikeli sayılabilir. elektriğe temas eden noktalar arası mesafe kısa ise arada kalan doku şiddetle ısınır ve yanar. yanık, elektrik akımının kuvvetine bağlı olarak çoğalır.

alternatif akım, kalp üstünden geçecek olursa, kalbin sinirsel ileti sistemini bozar, kalp durur.

allternatif akımla çarpılma çok kolaydır. prizdeki etkin kutba değildiğinde, vücut devreyi tamamlamak için yere basan ayakları kullanır.

su, elektrik akımını iyi iletir. kuruyken iletken olmayan tahta, plastik gibi maddeler ıslanınca iletken olurlar.

yıldırım, doğal elektrik kaynaklarıdır. yıldırım havadaki durağan elektriğin bir ark ile boşalması demektir. dolayısıyla çocukların yağışlı ve fırtınalı havalarda uçurtma uçurmaları tehlikelidir. çünkü ıslanan uçurtma ipi iletken hale gelir ve elektirk, ipi elle tutan kişi üstüne boşalabilir.

ülkemizde yerleşim alanları üzerinden geçen ve zaman zaman evlerin çok yakınlarına kadar gelen yüksek gerilim hatları başka bir tehlike kaynağıdır. bu gibi yerlerde televizyon antenlerin düzeltilmesi için dama çıkılması başlı başına ayrı bir tehlikedir. çocukların uçurtmalarını almak için bir sopayla tellere dokunmaya kalkışmaları ölümle sonuçlanan kazalara sebep olmaktadır. bu hatlara 20 m. den daha yakına gelmek son derece tehlikelidir.

elektrik çarpmalarında alınması gereken önlemler

saç kurutucusunu ve elektrikli ısıtıcıyı banyo küvetinin ve lavabonun yakınlarına koymayın.

ıslak ortamda elektrikli cihaz çalıştırmayın. banyoda saç kurutucusu kullanmayın

prizlere emniyet kapağı takın

evde topraklı priz kullanın

yuvasından çıkmış, telleri açıkta kalmış prizleri onarım ettirin

sigortaları tel sararak yenilemeyin, orjinal malzeme kullanın

elektrikli cihazları fişe takmadan önce kapalı olduklarına emin olun

elektrikli ev aletlerini kullanım talimatlarına ideal kullanın

sigortayı kapatmadan elektrikle ilgili hiçbir iş yapmayın

evi uzunca bir müddet terk edecekseniz sigortaları kapatın

ekmek kızartma aletini kahvaltı masasına almayın. içerisinde sıkışan dilimi çatal, bıçak gibi nesnelerle kurcalamayın

sıcak ütüyü kablosunun üzerine koymayın

elektrikle uğraşırken kalın lastik tabanlı ayakkabı giyin

elektrik çarpmalarında yapılması gerekenler

elektriği kesmek için sigortaları kullanın

lastik tabanlı ayakkabı giyin, kuru bir lastik eldiven takın

elektrik akımını iletmeyecek kuru bir cismin üstüne çıkın

elektrik çarpan kişinin yakınındaki kablo gibi iletkenleri, yalıtkan bir çubukla uzaklaştırın

hastayı kıyafetlerinden çekerek bölgeden uzaklaştırın



hasta hala nefes alıp vermiyorsa ve nabzı yoksa solunum yardımı ve kalp masajına girişiniz.

elektrik çarpmalarında yapılmaması gerekenler

elektrik çarpan kişiye kalın lastik tabanlı ayakkabınız yoksa dokunmayın

sigortaları kapatmadan yaralıya temas etmeyin

çıplak elle çarpılmış kişiye dokunmayın

çocukları olay yerinden uzak tutun

dokunmak için iletken cisimler kullanmayın

Ev yanginlari guvenlik rehberi

Ev yangınları güvenlik rehberi

Abd'de ulusal yangın önleme derneği'ne (nfpa) göre her yıl 3. 300 kişi ev yangınları nedeniyle ölmekte ve bu ölümlerin 700'ü 14 yaş altı çocuklarda olmaktadır. yine aynı kaynağa göre ev yangınlarının nedenleri şu şekilde sıralanıyor; sigara %26, kasti yangın %16, ısınma %14, çocuk oyunları %10, elektrik %10, yemek pişirme %6, diğer%16.

evlerimizi yangından nasıl korumalıyız ?

duman algılayıcıları:

algılayıcılar yangın dumanlarının belli bir düzeye ulaştığında bize haber veren elektronik sistemlerdir.

bu sistemler;

1. evde yangın tehlikesi olacak her yere takılmalıdır.

2. elektrik kesildiğinde de otomatik dolan akü ya da pil yolu ile de çalışabilmelidir. aküler ayda bir kez kontrol edilmelidir.

yangın söndürücüleri:

1. evde yangın tehlikesi olan her yerde, yeteri kadar ve ideal yangın söndürücü bulunmalıdır.

2. ev halkı yangın söndürücülerin kullanımı konusunda yeterli eğitimi almalıdır.

3. bilhassa mutfaklarda elektrik, yağ ve mobilya yangılarına ideal söndürücüler seçilmelidir.

yanıcı ve yakıcılar:

1. kibrit, çakmak ve mum gibi yanıcılar çocuklardan uzak tutulmalıdır.

2. yatak odasında sigara içilmemelidir. sigara atıkları dökülmeden söndürülmelidir.

3. mutfakta ve mutfak araçlarında yağların birikmesi önlenmelidir.

4. yemek pişirme alanı yakınında havlu, temizlik bezi ve perde bulunmamalıdır

yangından kaçış planı:

1. yangından kaçış yolları (iki adet olması önerilmektedir) önceden belirtilmelidir.

2. aile bireyleri yangından kaçış planı üstüne eğitilmeli, eğitim aralıklarla yinelenmelidir.

3. kaçış planında çocuklara ve yaşlılara kesinlikle yer verilmelidir.

4. yangının ya da acil durumların haber verileceği telefon numaraları kolay görülebilir bir yere asılmalıdır.

5. bir elektrik prizine fazla bağlantı yapılmamalı, prizlerde toprak hattı bulunmalıdır. (elektrik sisteminin aşırı yüklenmediğinden emin olunmalıdır. elektrikli ev araçlarının kabloları kontrol edilmelidir. kullanmadığınız vakit bağlantıları kesilmelidir. gaz ya da elektrikle çalışan mobil ısıtıcıları üretici talimatlarına göre kullanılmalıdır. yanma tehlikesi olan ev eşyaları ısıtıcılardan uzak tutulmalıdır. olanaklı ise uzatma kablosu kullanılmamalıdır. )

6. bütün elektrikli ev araçları su kaynaklarından uzak tutulmalıdır.

7. zedelenmiş kablolar değiştirilmelidir.

8. çocuklu evlerde elektrik prizleri korumalı olmalıdır.

9. ev halkı elektrik şoklarına karşı eğitilmelidir.

televizyon yangınlarını önleme ipuçları:

televizyonlar (tv) kapalı bir kütüphane ya da dolap içerisinde ise kesinlikle yeterli havalandırma alanı bulunduğuna emin olunmalıdır.

1. tv dolaplarının havalandırma boşluklarına,havalandırma kesecek gazete, örtü gibi malzemeler bırakılmamalıdır.

2. tv'nin üstüne mum, elektrik lambası gibi araçlar konulmamalıdır.

3. içerisinde vazo gibi sıvı bulunmakta olan süs eşyalarının bir kaza esnasında dökülmesi kısa devreye sebep olur ve yangın çıkarabilir.

4. tv'ler perde önüne yerleştirilmemelidir.

5. uzun müddet kullanılmayan tv'lerin elektrik kabloları ve anten bağlantıları kesilmelidir.

tv'den duman çıkıyor ya da tüpü patlamış ise ne yapmalı ?

1. derhal elektrik fişini çekin.

2. hala duman çıkıyor ise yangın söndürücü ya da su kullanın. itfaiyeye haber verin.

ev yangınları güvenlik rehberi

evet sayınız ne kadar çok ise yangın riski o kadar az demektir (e: evet, h: hayır).



odun sobaları

1. soba üreticinin önerdiği yere konmuştur. e/h

2. soba bacaları sıkça kontrol edilmekte, her kış sezonunda temizlenmektedir. sobalar yanmayan

bir zemin üstüne oturtulmuş ya da zeminle soba arasına yanmaz bir koruyucu yerleştirilmiştir. e/h

3. perde, sandalye vb. tahta, kumaş eşyalar sobadan etkilenmeyecek uzaklıktadır (60 cm) e/h

4. sobada ideal yakıt yakılmaktadır. e/h

5. küller metal taşıyıcılar aracılığı ile boşaltılmaktadır. e/h

kerosen sobalar

1. sadece evde ısınmak hedefi ile üretilen kerosen sobaları kullanılıyor. bu durum üretici sertifikası ile belgelenmiştir. e/h

2. soba, hol, kapı gibi ev trafiğinin yoğun olduğu yerlere konulmamıştır. e/h

3. sobalar kullanılmadığında oda dışında, çocukların ulaşamayacakları bir yerde depo edilmektedir. e/h

4. sobanın yakıt giriş kapağı sıkıca kapalıdır. e/h

5. sobanın kullanıldığı yer iyi havalandırılmaktadır. e/h

doğal gaz sobaları

1. sadece " vented" tipi ısıtıcılar kullanılıyor. e/h

2. " vented ısıtıcılar dışarda ideal şekilde " vented" edilmektedir. e/h

3. " unvented" ısıtıcıların üstünde uyarı bulunmaktadır. e/h

4. " unvented" sobalarda " pilot güvenlik sistemi" bulunmakta, yetersiz temiz hava akımı olduğunda gaz otomatik olarak kesilmektedir. e/h

5. üreticinin pilotu ateşleme kuralları uygulanmalıdır. e/h

6. pilot açılmadan önce kibrit alevi hazır tutulmaktadır. e/h

7. yanıcı malzemeler, bilhassa sıvılar sobadan en az 60 cm uzakta durmaktadır. e/h

taşınabilir elektrik sobaları

1. elektrik sobalarının kabloları bu işe ideal seçilmiş ve tse standardındadır. e/h

2. geceleyin ve uyurken sobanın elektrik bağlantısı kesilmektedir. e/h

3. sobalar sadece yerde kullanılıyor. e/h

4. yanıcı malzemeler ve bilhassa sıvılar sobadan en az 60 cm uzakta durmaktadır. e/h

5. elektrik sobaları çamaşır kurutmak amacıyla kullanılmamaktadır. e/h

mutfak ocakları

1. ocak ve fırın üstündeki dolaplara yanıcı, alev alıcı sıvı malzeme yerleştirilmemektedir. e/h

2. yemek pişirirken kısa kollu ya da kolları düğmeli/lastikli elbise giyilmektedir. e/h

3. çocuklar için ilgi alımlı süs eşyaları ocak ve fırın yakınında bulunmamaktadır. e/h

4. yemek pişirme sırasında ocak terk edilmemektedir. e/h

sigara, çakmak, kibritler

1. çakmaklar ve kibritler çocukların uzanamayacağı yerlede saklanmaktadır. e/h

2. çakmak ve kibritler çocukları eğlendirmek amacıyla kulanılmamaktadır. e/h

yanma tehlikesi olan eşyalar

1. güvenlik nedeniyle döşemelik kumaşlar yün, termoplastik, fiber ya da vinil türü malzemeden seçilmektedir. e/h

2. toplantı ve eğlence gecelerinden sonra koltuk araları sönmemiş sigara izmaritlerine karşı kontrol edilmektedir. e/h

yatak odaları

1. yatakta hiçbir zaman sigara içilmemektedir. e/h

2. ısıtıcılar ve kül tablaları yataktan uzakta tutulmaktadır. e/h

giyim için seçilen kumaşlar

1. giyim için satın alınacak kumaşlar fiber katkılı olanlardan seçilmektedir. e/h

2. çocukların gece giyimleri için yangına karşı dirençli kumaşlar yeğlenmektedir. e/h

yanıcı ve parlayıcı sıvılar

1. yanıcı sıvılar cam dışındaki kaplarda, ağzı kapalı, üretici firma istekleri doğrultusunda ve üretici etiketi korunarak saklanmaktadır. e/h

2. yanıcı sıvılar ateşten, su ısıtıcılarından uzak yerlerde depolanmaktadır. e/h

3. çocuklar bu tür sıvılara ulaşamamaktadır. e/h

duman dedektörleri

1. her odada duman dedektörü vardır. e/h

2. dedektörler her ay kontrol edilmekte ve aküleri yılda bir kez değiştirilmektedir. e/h

3. akülerin elektrik bağlantıları kesilmemektedir. e/h

yangın söndürücüleri

1. evde her türlü yangın için taşınabilir yangın söndürücü bulunmaktadır. e/h

2. yangın söndürücülerin sayısı ve kapasitesi ideal olarak hesaplanmıştır. e/h

3. yangın söndürücülerin kullanımı konusunda ev halkı yeterli eğitimi almıştır. e/h

kaçış planı

1. evde yangından kaçış planı vardır. e/h

2. ev halkına yeterli eğitim verilmiştir. e/h

Hava yastigi yaralanmalari

Hava yastığı yaralanmaları

Günümüz arabalarında yaygın şekilde kullanılmakta olan hava yastığı, emniyet kemerinin güvenlik sağlayıcı tesirini arttırabilmek için üretilmiştir. ilk kez 70'li yılların başında kullanılmış ve günümüze değin aktivitesi binlerce yaşamı kurtarmasıyla ıspatlanmıştır. hava yastığı emniyet kemeri ile birlikte kullanıldığında ciddi kafa travması yaralanmasını % 75 oranında azaltmaktadır. sadece emniyet kemerinin kullanılmasında bu oran %38' dir. üretilen yeni arabalarda hava yastığının bulunması bazı ülkelerde yasal olarak zorunlu duruma gelmiştir. örneğin amerika bitişik devletleri'nde 1998 yılıyla birlikte üretilen her arabaya ikili (sürücü ve yolcu) hava yastığı ve üç- nokta bağlantılı emniyet kemeri taşıma zorunluluğu getirilmiştir. hava yastığı a. b. d. ' de sadece 1997 yılında 842 kişinin hayatını kurtarmıştır. tüm dünya ülkeleri değerlendirildiğinde sayı yukarıda belirtilenden çok daha yüksektir.

günümüz teknolojisinin ürettiği her ürün karmaşık bir takım bilgileri içermektedir. bu da üretilenlerin ideal şekilde kullanılması için husus ile ilgili bireyin bilgilendirilmesini ve eğitimini zorunlu kılmaktadır. hava yastığının gerçekte çok da masum olmadığını geçtiğimiz otuz yılın hava yastığı nedenli yaralanmalarının dökümünde açıkça görmekteyiz. yaralanmaların büyük çoğunluğunu 12 yaşın altındaki çocukların oluşturması, anne babaların hava yastığı konusunda eğitilmelerinin önemini göstermektedir.

hava yastığı, 30 km/saat (bazı kaynaklarda 48 km/sa) üzerinde hızı olan bir arabanın önden ya da yandan çarpışması neticesi devreye girer. balonu şişirecek kimyasal mekanizma 54 milisaniye de aktiflenir ve panel içerisinde yerleşen balon saatte 200 millik bir hızla fırlayarak nitrojen gazı ile şişmeye başlar. bu hızlı patlama sonucunda sürücü ve yolcuda çeşitli yaralanmalar olabilmektedir. 10 yaşın altındaki çocuklarda şayet arabada hava yastığı var ise ölüm oranı %21 gibi yüksek bir değerdedir. 1998 yılına kadar ön yolcu koltuğunda yolculuk yapan 66 çocuk hava yastığı yaralanması sebebi ile hayatını kaybetmiştir. bu çocukların derhal hepsi hava yastığı olmayan bir araba içerisinde yolculuk etselerdi belki de düşük kademede bir yaralanma ile kazayı atlatabileceklerdi. 1996 yılında çarpışma olmadan açılan ve sürücüsünü ciddi bir şekilde yaralayan bir hava yastığı yaralanma olgusu sunulmuştur. 1996 yılına dek a. b. d. 'de sürücünün hava yastığı ile yaralanması neticesi ölüm sayısı 18 dir. günümüze değin hava yastığı yaralanmalarını husus alan 60'a yakın bilimsel yazı yayınlanmıştır.

hava yastığının başlı başına bir yaralanma sebebi olduğu açıkça görülmektedir. yaralanma sıklıkla ön yolcu koltuğunda oturan çocuklarda olmaktadır. hava yastığının tasarımı gereği travma esnasında bireyin öne doğru hareketine karşı bir direnç oluşturmak istenir. erişkin bu direnci başı ve gövdesiyle karşılar. çocukların ise boyları daha kısadır ve hava yastığı şişerken sıklıkla baş ve boyun ile temas eder. emniyet kemeri de ufak gövdeler üstünde yeterince etkili değildir. bilhassa 10 yaş altındaki çocuklarda boyun bölgesinin travmalara karşı zayıf yapısı nedeniyle boyunda 1. omur çıkıklarına ve ağır omirilik yaralanmalarına sıklıkla rastlanmaktadır.

a. b. d. ulusal trafik güvenlik kurulu hava yastığı yaralanmalarını üç guruba ayırmıştır;

1- kafatası kırığı ve boyun omurga yaralanması ile birlikte beyin zedelenmesinin, beyin zarlarındaki kanamanın eşlik ettiği yaralanmalar. sıklıkla ölümcül sonuçlanırlar.

2- sıklıkla iki taraflı birden çok kaburga kırığı ve eşlik eden göğüs ve karın içi organ yaralanmaları (kalp, dalak, karaciğer ve aorta).

3- kaburga kırığı olmaksızın gelişen kalp ve akciğer yaralanmaları. bu grupta sıklıkla kalp ve akciğerlerdeki zedelenme ve kanamalar yer almaktadır.

hava yastığı ile meydana gelen yaralanmanın bir diğer boyutunu kimyasal ve termal etki ile meydana gelen. yanıklar oluşturur. hava yastığının şişme mekanizmasında azotun yakılması ile meydana gelen gazlardan yararlanılmaktadır. bu yanma sırasında fazla oranda ısı açığa çıkmaktadır. buna bir örnek 1992 yılında hava yastığı yaralanması neticesi kıyafeti eriyen bir olgudur. sıcak gazlarla dolan balon kısa müddet sonra ön cam ile bağlanabilir bir egzoz sistemi ile boşaltılmaktadır. böylece, hava yolunu tıkayabilecek mekanik etmen çabucak uzaklaştırılmakta ancak bilhassa yüz bölgesini ilgilendiren yanıklar ve oküler yaralanmalar önlenememektedir.

yukarıda da söz edildiği gibi hava yastığı emniyet kemerinin koruyucu tesirini arttırmak amacıyla oluşturulmuş bir üründür. ancak bel tipi emniyet kemerleri bu doğrultuda etkisizdirler.

günümüzde de yaygın olarak kullanılan üç bağlantı noktalı emniyet kemerleri ile yeterli güvenlik sağlanmaktadır. hava yastığı açıldığında en iyi korunmayı sağlamak için bireyin hava yastığını olabilen en geniş yüzeyde karşılaması gerekmektedir. böylece gövdenin kinetik enerjisi yeterince emilebilir. bilhassa kol ve omuz bölgesini hava yastığına doğru yönlendirmek, minör bir kaza esnasında açılacağını hissedip engellemeye çalışmak başta el yaralanmaları ve önkol kırıkları olmak üzere bir çok ciddi yaralanmaya neden olacaktır.

12 yaşın altındaki çocuklar, bilhassa hava yastığı olan bir arabada ön koltuğa oturtulmamalıdır. çocuklar için en güvenli yolculuk arka tarafta oturularak yapılandır. 6 yaşın altındaki çocuklarda ise güvenli bir yolculuk için çocuk koltuğu gerekir. amerikan pediatri akademisinin önerisine göre 1 yaşın ve yaklaşık 10 kg'ın altındaki çocuklar ön koltuğa bilhassa oturtulmamalıdırlar. oturtulması gerekirse koltuk bebeğin yüzünün arkaya baktığı pozisyonda kullanılmalıdır. daha büyük çocuklar için çocuğun yüzünün öne dönük olduğu pozisyonlar daha uygundur. piyasada her iki pozisyonu n verilebildiği koltuklar bulunabilmektedir.

eğer çocuk oturacaksa ön koltuğun oldukça arkaya çekilmiş olmasına itina gösterilmelidir. emniyet kemeri bağlantısı kontrol edilmelidir. yeni üretilen bazı hava yastıkları sistemi etkisiz bırakan bir şalter içermektedirler. bu arabalar çocuklu yolculuklar için tercih edilmelidirler.

a. b. d. ' de hava yastığı kazaları konusunda yoğun çalışmalar sürmektedir. " emniyet kemeri ve hava yastığı birlikteliği kampanyası" yapılan girişimlere bir başka örnektir. a. b. d. ' de anne-babalar konunun yetkililerine " arabada hava yastığı olup olmadığını nasıl anlayabiliriz" ya da " arabamızdan hava yastığını nasıl çıkartabiliriz" gibi sorular yöneltmektedirler. bu bilinçlenme araba kullanımında elde edilebilecek en çok güvenlik için lazımdır. doktorlar olarak ülkemizde bu konudaki eğitimde bizlere önemli görevler düşmektedir.

Yumusak doku yaralanmalari

Yumuşak doku yaralanmaları

Dinlenme, soğutma, sıkıştırma ve yükseltme yöntemiyle (dssy) ağrı ve şişliği azaltabilirsiniz.

yaralanmalardan sonra dokuda hasar oluşur, dokuda sıvı birikir ve o bölge şişmeye başlar. şişlik eklemin hareketini azaltacak ve çok şişerse ağrı yaratacaktır. bunları önlenmek için erkenden dssy ile müdahale etmeniz yakınmalarınızı giderecektir.

dinlenme

dinenme yaralanmanın daha kötüleşmesini engellemektedir. yaralanmayı göz ardı ederseniz yaranız daha da kötü bir hal alacaktır. bu tabi ki tamamen sabit kalmanız gerektiği anlamına gelmez. göreceli olarak sabit kalmanız ideal olur. yani ağrı oluşturmayacak etkinliklerde bulunabilirsiniz. ancak ağrı olursa, canınızı yakmayacak başka hareketlere geçebilirsiniz.

soğutma

soğutma ağrıdan sizi kurtarır. yaralı bölgeye soğuk uygulamanız, yüzeyel dokunun kan akışını artıracaktır, ancak derin dokuları soğutup kanlanmayı azaltacaktır. böylece oralardaki kanamalar duracaktır. soğuk uygulamak için bir buz torbasını derhal kullanabilirsiniz. yaralı bölgeye 20-30 dak. uygulama hem şişi gidermeye, hem de ağrınızı azaltmaya yardımcı olacaktır. buz torbasının derinize zararlı olmaması için, torba ile deri arasına ince bir bez koyunuz.

buz uyguladığınız bölgeler beyazlaşıp, morarıyorsa buz uygulamasını derhal kesmelisiniz. buz uygulamasını 2 saatte bir yapabilirsiniz. daha sık uygulama yapmanızın faydası yoktur.

sıkıştırma

sıkıştırma yaralı bölgenizde sıvı birikmesini önler. sıkıştırma için bir elastik bandı sarmanız size yeterli gelecektir. bandajı çok sıkı sarmayın ve dört saatte bir tekrardan sarın. sıkıştırma şişmeyi azaltabileceği gibi, ağrıyı da dindirmektedir.

yükseltme

yükseltme, yükselttiğiniz bölgedeki sıvının yer çekimine uyarak aşağılara akmasını temin eder ve kaldırdığınız yaralı bölgenin şişliğini giderir. tabi bu uygulama yalnızca el, kol, bacak gibi bölgeler için geçerlidir.

dssy size yaralanmanızın erken dönemini olası olduğu kadar kolay ve çabuk atlatmanıza yardımcı olacaktır. ancak dokularını tam iyileştiğine dair tam bir güvence vermemektedir. dokuların iyileşmesi için bir miktar daha müddet gerekmektedir, kendinizi bu müddet boyunca korumalısınız. hekiminizin size önerdiği ve yaralı bölgenize iyi gelecek alıştırmaları ve uygulamaları yapmanız gerekecek.

yaralanmaların erken döneminde sıcaklık uygulamasının yeri yoktur. ancak yaralanmadan 48-72 saat sonra sıcaklık uygulama yapabilirsiniz. ancak ısıya bağlı şişme oluşursa sıcağı kesiniz.

Solunumun durmasi

Solunumun durması

Yapay solunumun en basit ve etkili metodu, hastanın akciğerlerine kendi nefesinizi kuvvetli bir biçimde üflemektir. ağızdan ağıza solunum, solunumu çok zayıf ve düzensiz olan hastalara da tatbik edilebilir. bu taktirde nefes verişinizi, hastanın nefes verişine göre ayarlamanız gerekmektedir.

solunum durmasında yapılması gerekenler

1. en yakın acil sağlık kuruluşunu aradıktan sonra, ağızdan ağıza solunuma başlayın. bu esnada hasta, sert bir zeminde, sırtüstü yatmalıdır.

2. şayet boyun yaralanmasından şüphe edilmiyorsa, bir elinizle hastanın başını çene kemiğinden yukarı doğru çekerken diğer elinizle de alnına bastırarak başın geride kalmasını sağlayın. şayet boyun yaralanmasından şüpheleniyorsanız, hastanın başına veya boynuna müdahale etmeyin. hastanın başını sarsmadan yalnızca çenesini nazikçe kaldırarak nefes borusunu açmaya çalışın.

3. eliniz hastanın alnındayken başparmağınız ve işaret parmağınızla burun deliklerini kapatın. derin bir nefes alın. ağzınızı hastanın ağzı üstüne yerleştirin ve 2 kuvvetli nefes verin. daha sonra her 5 saniyede 1 nefes verin. her nefeste hastanın göğsünün kalktığını görmelisiniz.

4. hastanın göğsü genişlediğinde nefes vermeyi kesin. ağzınızı çekin ve yüzünüzü hastanın göğsüne doğru çevirin. böylelikle kulağınız hastanın ağzı düzeyinde olacaktır. hastanın akciğerlerinden havanın çıkışını dinleyin ve göğsün inişini izleyin. daha sonra solunum işlemlerini tekrarlayın.

5. hastanın bilek veya boyun damarından nabzını kontrol edin. şayet nabız yoksa ve kalp masajı eğitiminiz varsa kalp masajına başlayın. buna hasta kendiliğinden solunuma başlayıncaya veya tıbbi yardım gelene kadar devam edin.

ağızdan buruna solunum: şayet hastada yüz yaralanması varsa kişinin ağzına nefes vermekte zorlanırsınız. en yakın acil sağlık kuruluşunu aradıktan sonra derhal ilkyardıma başlayın. kişiyi sert bir zemin üstünde sırtüstü yatırın. bir elinizi hastanın çene kemiğine yerleştirip, yukarı doğru kaldırırken diğer elinizi hastanın alnına koyun ve çeneyi yukarı doğru iterken alnı aşağı doğru bastırarak hastanın başına pozisyon verin. derin bir nefes alın ve ağzınızla hastanın burnunu kapatın. hastanın ağzını da çenesini iterek kapalı tutun. hastanın burnuna kuvvetle nefesinizi verin. ağzınızı çekin, hastanın çenesini açın ve havanın çıkışına izin verin. bu işlemi 5 saniyede bir tekrarlayın.

bebeklerde ve çocuklarda suni teneffüs: bebeklerde ve çocuklarda suni teneffüs işlemi yetişkinlerdekine benzer, yalnızca ağzınızla çocuğun hem ağzını hem de burnunu kapatmalısınız. çocuğun başını çok geriye çekmeyin, yoksa nefes borusu tıkanabilir. nefesleriniz daha yumuşak olsun. çocuklarda 4 saniyede 1 nefes (dakikada 15 nefes), bebeklerde 3 saniyede 1 nefes (dakikada 20 nefes) verilmelidir. çocuğun göğsü kalkmaya başlayınca nefes vermeyi kesin. her nefes veriş öncesinde tekrardan nefes alın.

uyarı: ilkyardım tıbbi bakımın bir alternatifi değildir. hasta veya yaralı en kısa sürede tıbbi bakım görebileceği bir merkeze ambulansla nakledilmelidir.

ancak ilkyardım eğitimi alan kişiler, durumu ve aciliyetin derecesini tayin etme ve profesyonel tıbbi yardım ulaşana kadar yapılabilecek en doğru şeyleri belirleme yeterliliğine sahiptir.

Sara nobeti ve kalp krizinde ilkyardim

Sara nöbeti ve kalp krizinde ilkyardım

Hemen hepimiz sokak ve caddelerde, kalabalık ortamlarda veya işyerlerimizde aniden yere düşen, vücudunda yaygın kasılma ve titremeler gözlenen, ağzından tükürük benzeri köpüklü salgılar çıkaran kişiler görmüşüzdür.

böyle kişilerin çevresinde biriken insanların konuşmalarından anladığımız kadarıyla, ortada sara nöbeti geçiren birisi vardır.

gerçekte sara dediğimiz rahatsızlık, tıp diliyle epilepsi adı verilen beyindeki sinir hücrelerinden bir bölümününm diğerleri ile koordineli olarak çalışmayarak kendiliklerinden bir takım uyarılar üretmeleri neticesi meydana gelen bir sinir sistemi hastalığıdır.

epilepsi nöbetleri anında, merkezi sinir sistemindeki koordinasyon bozukluğu nedeniyle bir takım organlar istemsiz olarak fonksiyon gösterirler. kol vebacaklarda kasılmalar, çene kaslarında kasılma gelişebilir. buna bağlı olarak kişi dilini ısırabilir, solunuma yardımcı kaslardaki kasılmalar soluk alma vermede düzensizlik yaratır, idrar tutmayı sağlayan kaslarda gevşeme oluştuğu için idrar kaçırma gözükür. bilinç kaybolur ve buna bağlı olarak her türlü bilinçli algı kapanır.

bu durumdaki bir kişinin karşı karşıya olduğu en büyük tehlike, hava yolunda gelişebilecek bir tıkanma yüzünden solunum durması ve kasılmalar sırsındaki istemsiz kas hareketleri yüzünden vücuttaki hareketli organlarda yaralanmalar meydana gelmesidir.

nöbet geçiren kişiyi bu tehlikelerden korumak için;

1- hava yolunu, başı alından geriye bastırarak açık tutmak,

2- şayet çene kaslarındaki kasılma yüzünden çenesi kilitlenip kapanmadıysa ağız çene içerisine sert olmayan bir cisim sokmak, (rulo durumuna getirilmiş kumaş havlu gibi)

3- başını yere çarpmasını önlenmek için diğer el ile hareketsiz tutmaya çalışmak,

4- etraftaki kesici delici cisimleri uzaklaştırarak kol ve bacaklarını yaralamasını önlemek lazımdır.

epilepsi nöbeti başladığı gibi kendiliğinden sonlanır. nöbet sonrası kişi gevşemiş ve bilinci bulanık halde olur. bazı durumlarda uykuya bile kalbilir. nöbet bittikten sonra kişiyi en yakın sağlık kurumuna götürmek veya 112' yi arayarak sağlık ekibinin olay yerine gelmesini sağlamak doğru bir davranıştır.

bu tür olaylarda, etrafta toplanan insanların nöbet geçiren kişinin ağzına kaşık, anahtarlık, tahta cisimler sokmaya çalışması, soğan koklatması, kişiyi suyla ıslatması, kol ve bacaklarına bastırarak kasılmaları önlemeye çalışması sık rastlanan ama hiçbir yararı olmayan hatalı davranışlardır.

bu tür yaklaşımları önlenmek bile nöbet geçiren kişiye daha fazla yarar sağlayacaktır.

kalp krizi'nde ilk yardım

kalp krizi geçiren bir kişiyle karşılaşmak, ilkyardım ile ilgili bilgisi olmayan herkes için sarsıcı bir deneyimdir. ilk olarak kişinin kalp krizi geçirdiğine ikna olmak, dolayısıyla en sık rastlanan belirtileri ayırtetmek gerekmektedir.

kişinin soğuk, soluk ve nemli bir cildi varsa, bilinci kapalı ise, şiddetli göğüs, sırt veya omuz ağrısından şikayet ediyor ise, endişeli ve sıkıntılı bir ruh durumunda ise, tansiyonu düştüğü için ayakta durmakta zorluk çekiyorsa, solunumu düzensizleşmiş ve sıklaşmış, nabzı hızlanmış ise kalp krizinden şüphe edilmelidir.

bu durumdaki bir kişiye yaklaşım, olay yerine hemen bir sağlık ekibi çağrılması ile beraber yürütülmelidir.

ilk olarak kişiyi sakinleştirmek, hareket etmesine izin verilmeden bulunduğu yerde yatar pozisyona getirmek, kravat, düğme, kemer, fular gibi aksesuarları gevşetmek veya çıkarmak, temiz hava almasını sağlamak için etraftaki mümkün kalbalığı dağıtmak iç mekanda ise pencere kapı açmak, hiçbirşey yemesine ve içmesine izin vermemek, şayet varsa daha önceden kullandığı veya yanısıra taşıdığı ilaçları dışında hiçbir ilaç vermemek gerekmektedir.

kriz geçiren kişinin sağlık ekibinin ulaşması olası olmayan bir yerde bulunması durumunda, kişi aynı pozisyonda hemen en yakın sağlık kurumuna taşınmalıdır. mutlaka yürütülmemelidir.

kapl krizi; geçiren kişi için hayati tehlike arzeden ciddi bir durumdur. böyle bir taktirde lazım eğitimi almamış insanların ilkyardım uygulamalarından olan suni solunum ve kalp msajını uygulamaları son derece yanlıştır. kişinin solunum ve dolaşımını doğru bir biçimde değerlendirip lazım uygulamayı yapmak, özel bilgi ve beceri gerektirir.

bu yüzden ilkyardım eğitimi almamış kişilerin olaya müdehaleye yaklaşımları buradaki bilgilerle sınırlı kalmalıdır.

Kalp krizi

Kalp krizi

Kalp krizi yaşamı tehdit eden acil bir durumdur. kalbi besleyen ana damarların daralması veya tıkanmasına bağlı olarak kalbin bir bölümüne yeterli kan ve oksijen gitmemesi neticesi oluşur. şayet bu kan ve oksijen yetersizliği uzun sürerse kalp kaslarının bir bölümü ölür. kalp krizi belirtileri, aşağıdakilerden birkaçını ya da hepsini içerebilir: santral göğüs bölgesinde aniden gelen ve ezici bir basınçla hissedilen, hareketsiz, 20 dakika veya daha uzun süren, kola, omuza, boyuna, çeneye, sırt ortası ve mideye vuran göğüs ağrısı, aşırı terleme, bulantı, kusma, noğun halsizlik, akıntı, korku, soluk mavimsi gri deri rengi, mavi tırnaklar ve nefes darlığı.

kalp ağrısı hazımsızlıkla karıştırılabilir. şayet ağrının nedeninden emin değilseniz güvende olmak için kalp krizi gibi ele alın. en yakın acil sağlık kuruluşunu arayın ve aşağıda verilen ilkyardım talimatlarını uygulayın. kalp krizi tedavisi, hastanın bilincinin kapalı ya da açık olmasına göre değişir.

- bilinci kapalı, nefes alamayan hasta:

1. en yakın acil sağlık kuruluşunu arayın, daha sonra müdahaleye başlayın. kişiyi sert, rahat bir yere sırtüstü yatırın. elinizi hastanın çenesine koyup yukarı kaldırırken diğer elinizi hastanın alnına koyup aşağı bastırarak başını arkaya yatırın.

2. hastanın alnındaki elinizin baş parmağınız ve işaret parmağınızla hastanın burun deliklerini kapatın. derin bir nefes alın. ağzınızı hastanın ağzı üstüne sıkıca bastırın ve iki yavaş, derin nefes verin. arada tekrar derin bir nefes alın ki hastaya taze hava verebilesiniz. göğüs kafesinin yükseldiğini görene dek hava üflemeye devam edin.

3. hastanın göğsü yükseldiğinde hava vermeyi durdurun. ağzınızı çekin ve başınızı hastanın göğsüne doğru çevirin. böylece kulağınız hastanın ağzının üstünde olacaktır. hastanın akciğerlerinden hava çıkışını kulağınızla hissedin ve dinleyin bundan başka göğsün alçaldığını gözlemleyin. bu solunum işlemini her 5 saniyede 1 nefes vererek sürdürün.

4. kişinin bilek ya da boyun atardamarını 5-10 saniye boyunca nabız için kontrol edin. şayet nabız yoksa, kalp masajı eğitimi aldıysanız kalp masajına başlayın. suni solunum kalp masajı sırasında da sürdürülmelidir. bu işlemi tıbbi yardım gelinceye ya da hasta nefes almaya başlayıncaya kadar sürdürün.

bilinci açık hasta:

1. en yakın acil sağlık kurumunu arayın, ilgiliye mümkün bir kalp krizini ve oksijen gereksinimini iletin.

2. hastayı nazikçe oturtun ya da yan oturur pozisyona getirin. yatmak nefes almayı zorlaştırır.

3. bilhassa boyun etrafındakiler olmak üzere kıyafetleri gevşetin. hastayı bir battaniye ya da palto ile sararak sıcak tutun.

4. hastayı sakinleştirin ve rahatlatın ama gelişi hoş bir şey yedirip içirmeyin.

5. şayet ambulans bulunamıyorsa hastayı en yakın hastanenin acil servisine götürün.

6. bilinçsiz hasta kendine gelirse ve solunumu başlarsa yukardaki adımları takip edebilirsiniz.

uyarı: ilkyardım tıbbi bakımın bir alternatifi değildir. hasta veya yaralı en kısa sürede tıbbi bakım görebileceği bir merkeze ambulansla nakledilmelidir.

ancak ilkyardım eğitimi alan kişiler, durumu ve aciliyetin derecesini tayin etme ve profesyonel tıbbi yardım ulaşana kadar yapılabilecek en doğru şeyleri belirleme yeterliliğine sahiptir.

Bilinc kaybi

Bilinç kaybı

Bilinç kaybı yalnızca koma durumu için geçerli bir tanımlama değildir; aynı zamanda kişinin uykulu, dikkatinin dağınık ve varlığınıza tepki veremediği durumlar için de söz konusudur. beyin travması (kaza veya darbe sonucu), kan kaybı, oksijensiz kalma (boğulma), metabolik bir hastalık (diabet) veya ilaç nedeniyle zehirlenmeler neticesi oluşabilir. öncelikle en yakın acil sağlık kuruluşunu arayın sonra ilkyardıma başlayın.

not: şayet omurilik zedelenmesinden şüpheleniyorsanız ve hasta kusmuyorsa yerinden kımıldatmayın. omurilik zedelenmesi söz konusu değilse omurgayı esnetmeden, hastanın başını ve vücudunu eş zamanlı olarak yana çevirebilirsiniz; ancak baş ve vücudun birbirleriyle olan konumlarını bozmayın.

bir insanın bilinci yerinde değilse normal refleksler ve kasların gevşekliği kaybolur. dolayısıyla olabilecek en büyük tehlike dilin boğazı tıkaması veya ağızdaki yabancı cismin nefes borusunu tıkamasıdır. nefes borusunu açıp solunumu sağlamış olsanız da hiçbir zaman baygın birisini yalnız ve müdahalesiz bırakmayın. komaya giren bir insanın nefesi kesilebilir, netice olarak da kalbi durur.

uyarı: ilkyardım tıbbi bakımın bir alternatifi değildir. hasta veya yaralı en kısa sürede tıbbi bakım görebileceği bir merkeze ambulansla nakledilmelidir.

ancak ilkyardım eğitimi alan kişiler, durumu ve aciliyetin derecesini tayin etme ve profesyonel tıbbi yardım ulaşana kadar yapılabilecek en doğru şeyleri belirleme yeterliliğine sahiptir.

Yaralanma ve siddetli kanamalar

Yaralanma ve şiddetli kanamalar

Yırtılmış bir atardamar nedeniyle çok kısa zamanda yüksek oranda kan kaybedilebilir. şiddetli kan kaybı kişiyi şoka ve bilinç kaybına götürebilir ve şayet durdurulamazsa ölümcül olabilir. yetişkin bir insan 1. 5 litre kadar kan kaybederse ya da bir çocuk yarım litre kan kaybederse, kan kaybı şiddetli kabul edilir. yaralı bir atardamarın duvarlarındaki kaslar yarayı kapatmak için pıhtı oluşumuyla birlikte kasılacaktır. şayet pıhtılaşma gelişi hoş bir nedenle gerçekleşmezse kanamanın kontrolü çok daha zor olacaktır. en yakın acil sağlık kuruluşunu arayın ve ilkyardıma başlayın. ufak yaralanmalarda kanama kısa sürede kendiliğinden durur. ancak derin bir yarada kan o kadar hızlı akar ki pıhtı oluşumuna fırsat kalmaz. ilk yardımın hedefi kanı olası olduğunca kısa sürede durdurmaktır. kişiyi sırtüstü yatırın ve olasıysa yaralı kısmı yukarı kaldırın. bu kan akışını azaltacaktır. cam veya metal gibi berinde olmayan ve kolay hareket ettirilebilen cisimleri yaranın içerisinden çıkarın ama, derine saplanmış cisimlere dokunmayın. temiz bir bezle yaranın tam üzerine, kanama durana dek 5-10 dakika baskı uygulayın. yaranın ağzı açıksa her iki kenarı da birbirine doğru itin. şayet yaranın içerisinde gelişi hoş bir şey varsa baskısı cismin çevresine uygulayın, üstüne değil. sağlam ve temiz bir bandajla yarayı sıkıca sarın. şayet hazırda bir bandaj yoksa bir parça temiz bez kullanın. turnike kullanmayın. şayet kan, bandajın dışına taşarsa bandajı çıkarmayın. onun yerine üstüne bir miktar daha bez koyun ve sıkıca bağlayın.



burun kanamaları: sık karşılaşılan acil durumlardan biridir. kafa travması sonucunda burun veya kulaktan kanama, kafatası kırığı olduğunu gösterir ve kontrolü kolay değildir. bu stil kanamalarda temiz bir bez ile buruna hafifçe bastırılmalı ve hasta olası olduğunca çabuk acil sağlık kuruluşuna ulaştırılmalıdır. diğer nedenlerle meydana gelen kanamalarda, burun deliklerini sıkarak veya üst dudak ile dişetleri arasına oval gazlı bez yerleştirerek baskı uygulanır. hastayı oturtun ve başını öne eğin. hastanın sakin olmasını sağlayın ki endişelenerek kan basıncının artmasına sebep olmasın. burnun üstüne buz koyun. bütün bu uygulamalara karşın kanama devam ederse hastayı en yakın sağlık kuruluşuna götürün.

uyarı: ilkyardım tıbbi bakımın bir alternatifi değildir. hasta veya yaralı en kısa sürede tıbbi bakım görebileceği bir merkeze ambulansla nakledilmelidir. ancak ilkyardım eğitimi alan kişiler, durumu ve aciliyetin derecesini tayin etme ve profesyonel tıbbi yardım ulaşana kadar yapılabilecek en doğru şeyleri belirleme yeterliliğine sahiptir.

Omurga yaralanmalari

Omurga yaralanmaları

Eğer hastanın boyun veya omurgasında ciddi ağrı varsa, kol veya bacaklarında his kaybı varsa, mesane veya bağırsak kontrolünü yitirmişse omurga kırığı veya çıkığı olabilir. bu stil vakalarda, hasta hayatı tehlike altında değilse veya kusmaya bağlı olarak boğulmuyorsa, kıpırdatmamak gerekmektedir. şayet hastayı hareket ettirmek gerekirse vücudunu dümdüz tutmalısınız. beli veya boynu bükülmemeli, vücudu dönmemeli. hastayı kapı, masa, ütü masası veya geniş bir kalas gibi sert bir zemin üstüne yerleştirmelisiniz.

uyarı: ilkyardım tıbbi bakımın bir alternatifi değildir. hasta veya yaralı en kısa sürede tıbbi bakım görebileceği bir merkeze ambulansla nakledilmelidir.

ancak ilkyardım eğitimi alan kişiler, durumu ve aciliyetin derecesini tayin etme ve profesyonel tıbbi yardım ulaşana kadar yapılabilecek en doğru şeyleri belirleme yeterliliğine sahiptir.

Zehirler

Zehirler

Zehirlerin vücuda girmesinde en sık rastlanan yol, yutmadır (gıda veya ilaç zehirlenmesi gibi). diğer yollar ise ısırıklar, sokmalar, deri yoluyla yapılan enjeksiyonlar, egzoz dumanı gibi zehirli gazların solunması ve akciğerler ya da deri yoluyla zehirli kimyasalların alınmasıdır. önce zehir danışma merkezini (0800 314 79 00) veya en yakın acil sağlık kuruluşunu arayın. kişinin yaşını, zehirin adını, ne zaman ve ne kadar aldığını, hastanın kusup kusmadığını, bilincinin açık olup olmadığını ve tıbbi bir merkezden ne kadar uzakta olduğunuzu söyleyin ve size verilen talimatlara tamamiyle uyun. kişinin bilinci açık ise size şöyle talimat verilebilir: şayet zehir yutularak alınmışsa zehirin yoğunluğunu azaltmak için su veya süt içirin ve daha sonra zehirden kurtulması için kusmasını sağlayın. yine de şayet hastanın ne yuttuğunu bilmiyorsanız ya da kişi asit, alkali veya petrol ürünü yutmuş ise ya da zehir danışma merkezi size bilhassa kusturmamanızı söylemişse hastayı kusturmayın. şayet yutulan bir petrol ürünü ise hastaya süt değil su içirin. evinizdeki ilkyardım çantanızda etkin kömür bulundurun, ancak zehir danışma merkezinin talimatları doğrultusunda kullanın. en yakın acil sağlık kuruluşunu arayın. hasta kendinde değilse solunumu kontrol edin. şayet nefes alıp vermiyorsa ağızdan ağıza suni solunuma başlayın. kişi kendindeyse ve yuttuğu madde asit, alkali veya petrol ürünü değilse kişiyi yüzü aşağı gelecek biçimde oturtun ya da yatırın (kusulan materyel akciğerlere gitmesin) ve parmağınızı boğazına sokarak kusmasını sağlayın. şayet kişi kendinde değil fakat nefes alıp veriyorsa, kendinde fakat uykuluysa, sesli uyarılarla uyandırmaya çalışarak uyanıklık durumunu kontrol edin. zehiri içerdiğini düşündüğünüz şüpheli kutuları belirleyin, kusulan materyelden analiz için örnek alın.

duman, kimyasal madde, gaz zehirlenmeleri: kişiyi dumanlı, gazlı bir ortamdan kurtarırken çok dikkatli olun. şayet olasıysa kurtarma işlemini tek başınıza yapmayın. derin ve hızlı iki üç nefes alıp verin sonra derin bir nefes alın ve dumanlı ortama girmeden nefesinizi tutun. sıcak hava ve duman solumamak için yere yakın kalın. şayet ortam çok sıcak, duman çok yoğunsa nefes alıp vermeniz için özel araç gereciniz olmalı (hava tankı, maske). kişiyi dumanlı bölgeden uzaklaştırdıktan sonra solunumunu kontrol edin. şayet nefes alıp vermiyorsa ağızdan ağıza suni solunuma başlayın. sıkı kıyafetleri gevşetin, boyun düğmesini çözün, kravatını gevşetin. kişi tamamen iyileşmiş gözükse bile acil tıbbi yardım çağırın.

uyarı: ilkyardım tıbbi bakımın bir alternatifi değildir. hasta veya yaralı en kısa sürede tıbbi bakım görebileceği bir merkeze ambulansla nakledilmelidir. ancak ilkyardım eğitimi alan kişiler, durumu ve aciliyetin derecesini tayin etme ve profesyonel tıbbi yardım ulaşana kadar yapılabilecek en doğru şeyleri belirleme yeterliliğine sahiptir.

Acik yara

Açık yara

En sık görülen spor sakatlanmalarından biridir. genelde açık alanlarda yapılan hareketli sporlarda ya da salondaki makineler nedeniyle ortaya çıkabilir. çoğu zaman göz ardı edilir, halbuki enfeksiyon kapma riski çok yüksektir. böyle bir taktirde yarayı önce içme suyuyla temizleyin. yaraya bulaşmış toz, toprak gibi faktörleri zorla temizlemeye çalışmayın. temizleme işleminden sonra yarayı dezenfekte edin. yaranın üstünü bir tülbentle kapatarak, sargı beziyle sarın. şayet tetanoz aşısı olmadıysanız, derhal bir hekime başvurun. iyileşme müddeti yaranın büyüklüğüne bağlıdır. bu müddet içinde yaranın gerilmemesine dikkat edin.

Adale sorunlari

Adale sorunları

Adale sorunlarının başında burkulma veya adale yırtılması gelir. eklemlerdeki bağların ya da etrafındaki dokuların ani ve ters bir hareketle gerilmesine ve zaman zaman yırtılmasına burkulma adı verilir. burkulma en fazla ayak ve el bileği eklemlerinde görülür. burkulan eklemde önce şiddetli ağrı duyulur, sonra birkaç saat içerisinde eklem etrafında şişlik ve kızarıklık oluşur. burkulan bölgenin soğutulması, bandaja alınması ve 1-2 saat kadar yükseğe kaldırılması gibi basit tedbirler şişmeyi önler. soğutulan bölgede damarlar büzülünce kan akımı dört kat azalır. soğutma uygulaması 5-6 dakikadan uzun sürmemelidir. her uygulama arasında 7-8 dakika beklenmeli ve uygulamanın toplam müddeti 24 saati aşmamalıdır. aksi takdirde bölge soğuktan negatif etkilenir.

Alkol zehirlenmesi

Alkol zehirlenmesi

Alkoller

etanol: etanol, abd' de ve reçete edildiği bir çok bölgede en fazla kullanılan ve de kötüye kullanımı en fazla intoksikandır. bira,tüketilen miktarı gözönüne alındığında en fazla tüketilen 4. içecektir. (su,süt,kahve) son senelerde amerika' da etanol tüketiminin%25' ini oluşturmaktadır. distile edilmiş içecekler%40-50 etanol volümu içermektedir. şarabın etanol volümü %2-6' dır. bundan başka etanol, kolonyanın, ağız gargaralarının ve bazı ilaç preparatlarında da mevcuttur.

etanol kullanımının medikal, psikiyatrik, sosyal, legal ve halk sağlığı kullanımları acil doktorlarınca iyi bilinmektedir. acil departmanları intoksike kişiler için ideal bir ortam temin edilmelidir. bölgeye bağlı olarak etanol rastgele seçilmiş acil hastalarının %15-40' ının kanında tesbit edilmiştir. acil doktorları ve diğer servis uzmanları etanol bağımlılığı olan hastaların %50 & lsquo; sini tesbit edememektedir. alkolizmin tanısında michiganalkol tarama testi mühimdir.

patofizyoloji: etanol, nöronal aktiviteyi inhibe eden bir sss depresanıdır. bunu da hücre membranları üstündeki etkisiyle gerçekleştirilir. düşük kan konsatrasyonlarında genellikle davranışsalstimülasyon gözlenir. etanolla benzodiazepinler ve barbtüratlar gibi sedatif hipnotikler arasında crosstolerans gerçekleşebilmektedir. absorbsiyon özefagus ve ağızdan ufak bir miktarda, mide ve kalın bağırsaktan orta miktarda esas olarakta ince bağırsağın proksimal kısmında gerçekleşmektedir. etanol metabolizmasındaki cinse bağlı farklar benzer dozda alındıktan sonra kadınlarda daha yüksek kan etanol düzeyi görülmesini açıklamaktadır. bayanların etanol için dağılım hacmi(0,6 lt/kg) erkeklere göre (0,7 lt/kg) daha küçüktür ve daha düşük bir ilk geçiş(first pass) metabolizmasına sahiptir. çünkü bayanların gastrik duvarlarında erkekler göre daha az alkol dehidrogenaz bulunmaktadır.

alkolün kan konsatrasyonuna bağlı olarak %2-10' u ter, idrar ve akciğerler aracılığıyla atılmaktadır. kalan kısım ise 2 pathways ile karaciğer ile asetaldehite çevrilmektedir. hücrede nad' ı kofaktör olarak kullanan sitozol alkol dehidrogenaz asetaldehid üretir. bu da daha sonra aldehitdehidrogenaz tarafından metabolize edilir. 2. pathway ise; klinik olarak kan etanol konsantrasyonlarında önem kazanır ve etanolun tekrozomal alkol oksidayzing sistemidir.

klinik özellikler: etanol intoksikasyonunun belirti ve bulguları; konuşma bozukluğu, histagmus, disinhibe davranışlar, sss depresyonu, azaltılmış motor koordinasyon ve kontrol. etanole bağlı total perferal rezistanda azalma ve volum kaybı sonucunda her zamanki kan basıncında azalma yada hipertasiyon ve reflex taşikardi de gözlenebilir. hipertansiyon bulunduğunda etanol intoksikasyonu dışındaki sebeplerde gözönüne alınmalıdır. aakut intoksikasyondaki morbidite ve mortalite sıklıkla motorlu araç çarpışmalarına bağlı kazasal yaralanmalar sonucunda görülür. buradaki sebep ise etnolün sebep muhakeme ve fiziksel yetenekteki azalmadır.

toleras sebebiyle intoksikasyon derecesiyle kan alkol düzeyi zayıf bir korelasyon göstermektedir. alkol alışkanlığı olmayan kişilerde 400-500

mg/dl konsantrasyonlarda bile respiratuar depresyona bağlı ölüm görülebilirken bazı alkoliklerde 400mg/dl' de kan konsantrasyonu gibi minimul intosikasyosyonlarında görülmesi seyrek değildir. bir çok yerde motorlu arç kullanmak için belirlene alkol intosikasyon dozu 100 yada 80mg/dl' de kabul edilmesine karşın, 5mg/dl kadar ufak bir seviyenin bile önlenme yapabileceği gösterilmiştir.

tedavi:

akut alkol intoksikasyonunun tedavisi klinik stabilite sağlanana kadar gözlem ve eşlik eden yaralanma ve hastalıklara müdahaleden oluşur. komplikasyon yaralanmaları veya medikal durumları değerlendirmek için dikkatli bir muayneye yapılmalıdır. şayet başka bir anomali yoksa, hafif ve orta derecede intoksikasyon için etanol düzeyi lazım değildir. ama pekçok enstitü etanol, metanol ve isopropranol için kan alkol düzeyi ölçümü önermektedir. alkol düzey ölçümünün bir avantajında şüphe edilmeyen metanol ve isopropranol intoksikasyonu tespitidir. her bir alkolün ölçümü spesifiktir ve birbirleriyle çapraz reaksiyon göstermez. hipoglisemi, hasta başı ölçümüyle ekarte edilmelidir. etanol aktivive chercoal' a bağlanmaz., yani başka adsorbahle bir madde alınmamışsa, kullanılması luzumsuzdur. belirgin bir biçimde intoksikasyona uysa bile şiddetli sss depresyonu olan alkoliklerde tiamin verilmelidir. nutrisyonel statü genellikle eksik olduğundan ıv solusyon folat ve diğer vitaminler eklenir. hafif ve sito derecede intoksikasyon olan hastalar genellikle ıv yol gerektirmez ta ki volum kaybına bağlı klinik bulgular ortaya çıkmadıkça alkoliklerde genellikle glikojen düşük olduğundan ıv %5 dextoz ve %9' luk nacl içermelidir. dikkatli ve seri gözlem mühimdir. mental statüdeki bozulmalar etanol dışındaki sebeplere 2 & deg; olarak düşürülüyorsa bağımlılığı olmayan hastalar etanolü kandan saatte 15-20mg/dl hızla elimine ederlerken alkoliklerde bu hız saatte 25-35mg/dl' dir. etanol alımına 2 & deg; sss depresyonu olan hastaların çoğunda acil servise başvurudan sonra geçen birkaç saat içerisinde iyileşme görülür. ssolunum depresyonu, hipoventilasyon ve şayet şiddetliyse nadiren ileri havayolu müdehalesini gerektiren co2 retansiyonuyla sonuçlanabi lir. alkoliklere başka ilaç kullanıp kullanmadıkları da sorulmalıdır. geçmişte etanolün yerine veya etanolle birlikte metilen ve etilen glikolde kullanılmaktay dı. bugünse alkoliklerin en sıkı kullandıkları ilaç kokaindir. bu ilaçların birlikte kullanılmasının alımlılığı koka-etilen gibi kokaine göre kokain rec' lerine 4ox daha fazla affiniteni olan ve bu nedenle çok daha patent intoksikan olan retobolitlerle ilgilidir. 2 ilacı aynı anda kullanan kişilerde yalnızca kokain kulla nan kişilere göre ani ölüm hızı 2ox daha fazladır. (etanol osmolol gap' in en sık nedenidir. )metanol ve etilen glikolde daha büyük bir anyon gaplı wet. asidoz oluşur.

atılım(dispositilen):

akut etanol intoksikasyonu olan hastalar nadiren sırf bu problemin tedavisi için hastaneye başvururlar. ancak kanında yüksek kademede etanol olmasına karşın klinik olarak ayık görünen hastalar problemyaratmaktadır.

ısopropranol:

ısopropranol (isopropil alkol) evlerde temizlikte kullanılır. endüstride çözücü ve dezenfekte olarak kullanılır. (antifreeze olarak) zehirlenme genellik le oral alımla olurken, az havalanan yerlerde inhalasyon yoluyla olabilir. temel metaboliti asetandır. ama metanol ve etilen glikolün metabolitleri gibi göz, böbrek, kardiak ve metabolik foksisiteye sebep olmaz. ısopropranol etanolün sss depresyonunda 2x daha fazla depresyon yapar ve vücutta kalış müddeti etanole göre 2-4x daha fazladır. bu özelliğinde dolayı alkolikler yada intihar teşebbü sünde bulunmakta olan kişiler tarafında nadiren kullanılır. etanolde sonra en fazla kullanı lan alkol isopropanoldur. etanolden daha toxsik ama metanol ve etilen glikolden daha az toksiktir.

patofifiyoloji: berrak, uçucu, acı, yakıcı, aromatik kokulu bir likit. akmdan sonra çabucak absorbe olur. %80' i ilk 30 dk. ' da tümü ise 2 saat içerisinde absorbe olur.

az ve klinik olarak önemsiz bir oranda tükürük bezleri ve mide tarafından sekrete edilir. böbrekler absorbe edilen dozun %20-50' sini değişme den atar ama temel metabolizmanın kc' de asetona dönüşümle olur. (alkol detfaze ile) aseton & reg; asetat & reg; formikasit & reg; co2 dönüşümü olur. daha sonra hafif asidoz olabilir. ancak metanol ve etilen glikolin tersine isopropanol ve metaboltlerine bağlı belirgin asdoz görülmez. taksisitlerinin en önemli göstergesi katonemi ve katonüridir. (kan glukoz düzeyi artırımında veya glukozuri olmadan) bu özelliği, etilen glikol ve metanolden ayımaya yardım eder. yarılanma ömrü (etonol yokluğunda) 6-7 saat, asetonun yarılanma ömrü 22-28 saattir. bu nedenle uzamış semptomatolojinin nedeni asetonun yarılanma ömrünün uzun olmasıdır. ısopropanolun asetona metabolize oluşunu önlemek için etanol verilmez. %70' lik bir isopropanolun toksik dozu 1 ml/kg, yetişkindeki letol dozu 2-4ml/kg. 0,5ml/kg dozundan bile semtomlar ortaya çıkabilirken, totalde 1lt bile alımında survey rapor edilmiştir. çocuklar bilhassa duyarlıdır. 3 defa yutkunmak bir miktarla bile semtomlar ortaya çıkarabilir.

klinik bulgular:

semtomların başlaması 30-60dk. içerisinde olur ve birkaç saat içerisinde pik yapar. nistagmus genellikle vardır, şiddetli zehirlenme bulguları, erken başlangıçlı koma, solunum depresyonu ve hipotansiyondur. masif injesyon periferik sd. ' a 2 & deg; hipotansiyona neden olur. ciddi disritanller nadirdir. gastrik irritasyonun 2 & deg; hemorojık gastrit erken dönemde görülür ve isopropanol injesyo nunun çarpıcı bir bulgusudur ve n/v, karın ağrısı ve üst gıs --- neden olur. azalmış glukoneogeneze 2 & deg; hipoglisemi görülebilir. daha az görülen komplikasyonlar; hepatik disfonles, atn, myoglobünüri, anemi, rabdonyoliz ve myogotidir. nefeste temizlikte kullanılan alkollerin kokusu duyulduğunda, glukozüri ve hiperglisemi olmadan görülen ketonüri ve ketonemi ile ilişkili asidoz (ve artmış osmolol gap)varlığında intosikasyonundan şüphelenmelidir. şayet asidoz varsa hafiftir.

tedavi:

intoksikasyonda şüphelendiğinde ıv yol açılmalı, kan glukozu bakılmalı ve endi kasyon varsa tiamin ve naloxon verilmelidir. sss veya solunum depresyonu açısından hasta monitörize edilmelidir. ısopropanol hızlı absorbe olduğundan gastrik lavajın faydası yoktur. etkin kömür ısopropanolu zayıf bağladığından lazım değildir.

ciddi biçimde etkilenmiş hastalarda entübasyon ve solunum takviyesine gereksinim vardır. hipotansiyon genellikle ıv sıvı yüklenmesine cevap verir. şiddetli vakalarda pressor madde takviyesi gerekmektedir. şiddetli hemorojik gastrit varsa kas transfüzyonu endikedir. asidoz genellikle hafif olduğundan, önemli bir asidozla karşılaşıldığında buna neden olabilecek diğer nedenler araştırılmalıdır. örneğin şayet hasta hipotansifselaktik asidoz düşürülmelidir. hhemodinamik instabiliteye neden olan klasik tedaviye cevap vermeyen hipotansiyonda ve ispropanol düzeyi 400ml/dl olduğu durumlarda hemodiyaliz endikedir. böylece hem ispropanol hem de aseton elimine edilir. periton diyalizi daha az etkilidir. letarjisi veya uzamış sss depresyonu olan hastalar hospitalize edilmelidir. 6-8 saat asemtomatik kalan hastalar taburcu edilebilir, danışma hizmeti sunulmak yada psikiatrik değerlendirme yapılmalıdır.

metanol:

odun ispirtosu olarak bilinir. bboya çıkarıcıların intifreeze içerisinde bulunur. odun distilasyonu ile elde edilir. zehirlenmesi genellikle ya viskiye karışmasıyla kazara ya da bilinçli olarak intihar için kullanılır. metanol toksisitesi 2 toksik metabulitin oluşmasına dayanır: formoldehit ve formik asit. bu noktadan hareketle tedavi strateji leri bu metabulitlerin oluşmasını engellemeye yada onların vücuttan uzaklaştırılmasına dayanır.

patofizyoloji: renksiz, değişik kokusu olan uçucu bir likittir. gıs' ten iyi absorbe olur. ingenze edildikten 30-90 dk. sonra pik seviyeye ulaşır. toksisite genellikle oral alımdan sonra olmakla birlikte, önemli ölçüde absorbsiyon ac veya deri yoluyla da olabilir. hafif toksisiteden sonra serum yenilenme ömrü 14-20 saat, şiddetli toksisiteden sonra 24-30 saattir. alımı takiben en yüksek konsantrasyon böbrek, kc ve gıs' te görülürken, vitrous humar ve optik sinirde de düzeyi yüksektir. metanolün çoğu (%90-95) kc' den, %22-5' böbrekten minimul bir kısımda ac' ler yoluyla excrete edilir. toksisitenin sebebi metanolun kc' de alkoldehidrojenaz------- ile formaldehit ve formik asite dönüşümü dür. formik asit birikimi klinik semtomların ile ilişkilidir. burada görülen laktik asidozun nedeni; formik asitin mitokondrial solunumu inhibe edici tesiri ve bunun sonucunda görülen doku hipoksisidir. retinada formaldehit oluşumu bilhassa kör sarhoş diye tanımlanan körlüğe neden olan optik papillit ve retinal ödeme yol açar.

formik asitin co2 ve h2o ya yıkılmasında folat bir kofaktör olduğundan folat eksikliği olan alkolikler metanol toksisitesine daha fazla duyarlıdırlar. toksisiteye neden olan metanol miktarı değişiklik gösterir. %40 lık solusyondan 15ml kadar ufak dozlarda bile ölüm rapor edilmiştir. ancak 30 ml lik %40lıksolusyon letal doz olarak kabul edilmesine karşın 500-600 ml injekte edilip yaşayan vakalar rapoa edilmiştir.

klinik özellikler :

toksik metabolitlerine dönüşümü uzun vakit aldığından metanol zehirlenmelerine bağlı semtomlar 12-18 saatden önce ortaya çıkmayabilir. şayet birlikte etanolde alınmışsa semptomlar daha geç ortaya çıkar.

kardinal klinik bulgular; sss depresyonu(etanole benzer şekilde),görme bozukluğu,karın ağrısı,metabolik asidozdur. hastaneye geldiğinde hasta konfüze ve hatta şiddetli vakalarda koma durumundaolabilir. başağrısı,vertigo,nöbetlerde görülebilir. görme bozukluğu insidansı yaklaşık %50dir. bunlar; diplopi,bukanık görme,görme keskinliğinin azalması,fotofobi,karlı bir bölgeye bakma gibi tanımlamalar,görme alanında daralma ve körlüktür. klinisyen nistagmus,fikse ve dilate pupiller,retinal ödem,optik atrofi veya optik diskte hiperemi gibi bulgular saptayabilir. ct de parkinsonizm ile uyumlu sayılabilecek bazal gangliyon enfarktları görülebilir.

metanol potent bir mukozal irritandır ve hastaların yarıdan çoğunda şiddetli karın ağrısı ,pankreatitte sık sık rapor edilmiştir. ancak şiddetli alıma karşın gıs bulguları görülmeyebilir. hipotansiyon ve bradikardi geç bulgulardır ve kötü prognozu gösterir. hastanın gidişatı serum metanol konsantrasyonundan çok asidozun şiddeti ile ilişkilidir. metanol zehirlenmesinin tanısı: hikaye, karekteristik klinik bulgular ve geniş anyon gap met. asidozun bulunmasıyla konur. tanının doğrulanması maddenin kanda gösterilmesine dayanmasına karşın gecikmeye bağlı morbiditeden kaçınmak için ideal klinik tablo ortaya çıktığında tedaviye derhal başlanmalıdır.

endojen kaynaklardan oluşan metanol kons.: 0,05ml/dl' dir. asemptomatik kişilerde pik düzeyi 20ml/dl' nin altındadır. 50ml/dl' nin üstündeki değerler şiddetli zehirlenmeyi gösterir. sss semtomları 20mg/dl' nin üstünde, göz sorunları 50mg/dl' nin üzerinde ortaya çıkar. 150-200mg/dl üzerindeki değerlerde ise ölüm riski çoğalır. ayırıcı tanıda etilen glikol dka, izoniazit salisilatlar fe laktik asidoz fenformin toksisiteleri ile üremi gibi geniş anyon gap met asidoza neden olan durumlar düşünülmelidir.

tedavi:

intoksikasyondan şüphelenildiğinde ıv damar yolu açılır, kan glikozu bakılır ve endikasyon varsa tiamin ve naloksan verilir. tedavide yer alan genel önlemler:

1-destek tedavi

2-asidozun düzeltilmesi

3-toksit metabolitlere dönüşümü azaltmak için fomepizol veya eta nol verilmesi

4-metanolu elimine etmek için dializ

hasta alımdan derhal sonra gelmedikçe gastrik lavaj faydasızdır. etkin kömüre zayıf bağlanır, faydasızdır. gerekirse entübasyon uygulanır. ph' ı normale getirmek için nahco3verilmelidir. çünkü metanolün görme bozukluğu gibi toksik tesirleri metabolik asidozun düzeltilmesi ile biraz düzelir. fomepizol başlangıç tedavisinde başarı belirten bir biçimde kullanılır, ancak bu konuda fomepizolun etilen glikol intaksikasyonunda kullanılması kadar tecrübe yoktur.

bir alkol dehidrogenazinhibitörü olan fomepizol toksik metobolit oluşumunu engeller fomepizol etanolün aksine sss depresyonu yapmaz. çoğu otorite erişkin metamol toksitesinde fomepizolü etanol yerine önermektedir.

ancak fomepizol kullanımı dializ endikasyonunu değiştirmez. bazı klinisyenler ise etanolü tedavide tercih etmektedirler çocuklarda fomepizol kullanım hakkında yeterli veri yoktur. fomepizol 15mg/kg' a yükleme dozunu takiben her 12 saatte bir 10mg/kg' lık 4 dozda verilir. her doz 30dk. süreyle ıv yavaş infüzyonla verilir. fomepizol dializle atılacağından dialize giren hastalar da doz sıklığı arttırılmalıdır.

etanol metanol intoksikasyonunda başlangıç tedavisinde klasik olarak kullanılır. alkol dehidrogenaza 10-20 kat daha fazla affinitesi vardır ve bunu kompetatif olarak inhibe eder. toksik metabolit oluşumunu tamamen inhibe etmek için 100-150mg/dl' lik etanol düzeyi temin edilmelidir. 100mg/dl' nin altındaki düzeylerde aktivite düşüktür ve tosisite çoğalır. etanol ıv, oral veya ng tüp yoluyla verilebilir. ancak ıv yol tercih edilir. ıv yolun komplikasyonu yüzeyel tromboflebite sebep olur. ıv solusyon %5 dextroz içerisinde %10 etanol içermelidir. oral dozda %20 yada 30luk konsantrasyon kullanılır. 100-150 mg/dl etanol seviyesini sağlamak için ıv yolla veya ağızdan 0,6-0,8gr/kg yükleme dozu ve saatte yaklaşık 0,11gr/kg lık idame dozu verilmelidir. şayet öneri edilen %5 dextroz içerisinde %10luk etanol kullanılırsa yükleme dozu 10mg/kg ve idame dozu saatte 1,6mg/kg olur. şayet hasta etanol bağımlısı ise (yani artmış hepatik eliminasyon )idame infüzyonu 15gr/kgdan başlamalı.

etanol verilmesi metanol düzeyi sıfıra gelinceye kadar devam ettirilmelidir. şayet diyalize başlamışsa etanol diyaliz edilen bir madde olduğundan etanol idame dozu daha yüksek olmalıdır. (0,24gr/kg/st)

etanol verilmesiyle hipoglisemi ortaya çıkarsa kan glikoz düzeyi takibi yapılmalıdır.

visual ve sss disfonks. bulguları görüldüğünde 25 mg /dl metanol seviyelerinde ,metanol seviyesine bakılmaksızın şiddetli met. asidoz varlığında ve 30ml üstünde metanol alımında dializ yapılmalıdır. hemodializ periton dializinden daha etkilidir. dializ hem maddeyi hem toksik metabolitleri elimine eder. fomepizol tedavisi alan hastalarda dializ endikasyonları değişmez. folat metabolizmasında kofaktör olduğundan folat eksikliği olanlarda folat verilir. bü tün hastalara birkaç gün boyunca ıv 50mg/kg folat verilmesi tavsiye edilir

etilen glikol: (eg)

eg toksisitesi formaldehit ve formik asit metabolitleri oluşturan bağlardır. tedavide formaldehit formik asit metabolitleri vücuttan uzaklaştırılır yada dönüşüm azaltılır.

patofizyoloji: eg renksiz, kokusuz,tatlı bir maddedir. suda olabildiğince iyi çözünür. oral alımda hızlı absorbe olur. ac ve deri absorbsiyonu iyi değildir. alıcı takiben 1-4 saatte kanda pik yapar. plazma yarılanma ömrü 3-5 saat olan eg kc ve böbrekte toksit metaboliklerine dönüşür; aldehidler, glikolat, oksalat ve laktat. sonuç olarak ac' ler, böbrek ve kalpde toksisiteye sebep olur. bunlar metabolik asidoza sebep olur.

pridoksal fosfat ve tiamin toksik metabolitlerin nontoksik metabolitlere dönüşümünü sağladığından bunların eksikliği toksisiteyi arttırır. glikolik asit metabolik asidoz yapabilir. hastaların yaklaşık %50' sinde idrarda oksalat kristalleri görülür. potansiyel letal doz 2 ml/kg' dır.

klinik:

eg zehirlenmesi genellikle 3 değişik klinik fazla kendini gösterir. toksisitenin şiddeti ve ilerlemesi alınan miktara bağlıdır. başlangıç fazı alımdan 1-12 saat içinde sss depresyonu ile karakterizedir. hastaların nefesinde etanol kokusu olmaksızın konuşma bozukluğu ve ataksi görülebilir. başlangıç fazında halüsinasyon, koma, nöbet ve ölüm görülebilir. bu santral sinir sistemi bulguları pik glikolaldehit üretimi ile ilişkilidir. nistagmus ve oftalmopleji gözlenmesine karşın optik fundus genellikle normaldir. lomber ponksiyonda bos baskısı ve proteini artmıştır ve birkaç pmnl görülebilir.

2. faz kordiyopulmuner faz alımdan 12-24 saat sonra görülür taşikardi ht ve takipne en sık semptomlardır. bundan başka kky,ards, kardiyomegali ve dolaşım kollapsi görülür.

3. faz nefrotoksisite alımdan 24-72 saat sonra görülür flank ağrısı ve kostovertebral açı hassasiyeti oligürik renal yetmezlik ve atn görülür. anüri olabilir. ideal tedavi yapılırsa renal hasar geri döndürülebilir. nefrotoksi site aldehid metabolitleri ve oksalik asitten kaynaklanır. idrarın mikroskobik değerlendirilmesinde 1)dihidrat form

2)monohidrat form biçiminde ca oksalat kristalleri görülür.

ca' nın ca oksalat biçiminde presipite olmasına sekonder hipokalsemi gelişebilir. hipokalsemide tetani ve qt uzaması oluşabilir.

eg intoksikasyonu; 1)nefeste etanol kokusu olmaması

2) geniş anyon gap met. asidoz varlığı,

3) ca oksalat kristalürisi durumlarında düşünülür.

tanı kan düzeyi bakılmasıyla konur. 20mg/dl üstünde toksisite riski yüksektir. fatalite aralığı 98-775mg/dl arasında rapor edilmiştir. ca oksalat kristalürisi şiddetli intoksikasyonu düşündürür.

tedavi:

metanol intoksikasyonunun tedavisine benzer. hipokalsemi halinde %10' luk 10ml ca glukonat ıv verilir. pridoksin veya tiamin ıv verilir. hipomagnazemi halinde mg verilir. şiddetli asidoz nedeni bilinemiyosa laktik asidoz belirlenmelidir. fomepizol kullanılır. fomepizolün baş ağrısı ve bulantı gibi yan tesiri vardır. şayet fomepizol yoksa etanol şüphe duyulan vakalarda derhal verilmelidir. şiddetli metabolik asidoz,anüri klinik, serum eg düzeyinin 20-25ml/dl üstünde olması dializ endikasyonlarıdır.

Besin zehirlenmesi

Besin zehirlenmesi

Yiyecek ve içeceklerin saklanması, hazırlanma ve sunulma aşamalarında ideal sağlık şartlarının olmaması, besin zehirlenmelerinin önemli bir problem durumuna gelmesine yol açıyor. süt ve süt ürünleri, kremalı yiyecekler, tavuk mamülleri, mayonezli, yumurtalı yiyecekler, pişirilip ideal şartlarda saklanmayan etler, deniz ürünleri, bozulma riski en yüksek gıdalar arasında yer alıyor.



akdeniz diyetinin olmazsa olmaz öğeleri olan meyve ve sebze ağırlıklı beslenmenin en sağlıklı beslenme şekli olduğunda uzmanlar birleşiyorlar. fakat türkiye'de sebze ve meyve açısından bolluk ve çeşitliliğe karşın besinlerin saklanması, pişirilmesi de büyük önem taşıyor.

besinlerin hazırlanması sırasında temizlik kurallarına gereken itinanın gösterilmemesi, besin zehirlenmelerine yol açabiliyor. besin zehirlenmeleri kontamine yiyecek ve içeceklerle oluşuyor. besinler ve içecekler infeksiyona yol açan mikroorganizmalarla veya toksit maddelerle bulaştıklarında zehirlenmeye neden oluyorlar. bunların yanında nadiren yenilmemesi gereken bir bitki veya hayvanın yenmesi de besin zehirlenmesi tablosunu ortaya çıkarabiliyor.

besin zehirlenmeleri az gelişmiş ülkelerde daha sık gözleniyor. bunda yetersiz çevre şartları, toplumun düşük eğitim seviyesi de önemli rol oynuyor. iç hastalıkları uzmanı dr. şadiye yücel kutbay (

), " gelişmiş ülkelerde de besin zehirlenmesi görülüyor. bunda ise artan yaşlı nüfus, bağışıklığı baskılanmış hasta sayısındaki yükseliş, çok büyük ölçeklere varan besi hayvancılığı ve tavukçuluk nedeniyle potansiyel rezervuarların artması etkili oluyor. ev dışında daha çok yemek yenmesi de zehirlenmelere neden olan etkenler arasında yer alıyor" diye konuşuyor.

yiyecek ve içeceklerin saklanması, hazırlanması ve sunulması aşamalarında ideal sağlık şartlarının olmamasının besin zehirlenmelerinin önemli bir problem durumuna gelmesine yol açtığına işaret eden dr. şadiye yücel kutbay, sözlerini şu biçimde sürdürüyor: " kişisel hijyene dikkat edilmemesi, suların kirli olması, lağım sularının ideal biçimde izolasyonunun yapılmaması, dezenfeksiyonun yetersiz olması, taşıyıcıların tedavi edilmemesi, besin zehirlenmelerine neden oluyor. besin zehirlenmelerinin belirtileri tabloya yol açan bakterinin özelliğine göre değişiyor. ancak pek çoğunda, bulantı, kusma, ateş, karın ağrısı, kanlı-mukuslu olabilen ishal, bilhassa kolera gibi şiddetli ishal ile seyreden tablolarda su kaybı belirtileri ile oluşuyor. süt ve süt ürünleri, kremalı yiyecekleri, tavuk mamülleri diğer kümes hayvanlarının etleri ile hazırlanan yiyecekler, mayonezli, yumurtalı yiyecekler, pişirilip ideal şartlarda saklanmayan etler, deniz ürünleri, bozulma riski yüksek yiyeceklerdir. "

neler yapılmalı ?

besinlerin henüz çiğ olduğu dönemde hijyen kurallarına sıkı bir şekilde uyulması enfeksiyon önlenmesinde alınacak en etkili tedbir olarak kabul ediliyor. bunların yanında canlı hayvanların hastalıklardan korunması, hasta ya da taşıyıcı hayvanların yok edilmesi, insanlar için toksik düzeylere ulaşabilen ilaçların hayvanlara verilmemesi, kesim işlemlerinin yapıldığı yerlerin de temiz olması gerekiyor.

pişmiş besinlerin yeteri kadar soğuk olan dolaplarda saklanmadan tekrar tekrar ısıtılarak yenmesinin de, kalabalık kitlelerin besin zehirlenmesindeki en önemli sebep olduğunu vurgulayan dr. kutbay, " salmonellesis kaynağı olabilen yumurtalar, 3 hafta içerisinde tüketilmeli, satış yerlerinde 20 derecede, evlerde 8 derecenin altında saklanmalıdır. 10 dakika süreyle besin maddelerinin kaynatılması, (50-55 derece) parazitleri ve bakteriyel patojenlerin çoğunu öldürür" diye konuşuyor.

tedavi nasıl yapılıyor ?

besin zehirlenmelerinin tedavisinde sıvı ve elektrolit kayıplarının yerine konması esas prensip olarak kabul ediliyor. ağızdan dehidratasyon tedavisi ile kaybedilen sıvının yerine konulmaya çalışıldığını gösteren dr. şadiye yücel kutbay, şu biçimde devam ediyor: " şayet bulantı, kusma, şiddetli ise sıvı kaybı bulguları mevcut ise parenteral sıvı tedavi uygulanır. ishal tablosunda ağızdan beslenme kesilmemelidir. spazmotik ilaçların ishal tedavisinde yeri yoktur. bilhassa invaziv bakterilerin sebep olduğu tablolarda barsak hareketlerini azaltarak infeksiyonun yayılmasına yol açabilir. klinik bulgular ile düşünülen bakteriyel enfeksiyona ideal antibiyotik tedavisine başlanır. başlangıçta yapılan dışkı kültürleri ile tabloya yol açan bakteri tanısının konulması olası olabilir. her besin zehirlenmesinde antibiyotik etkili değildir. besin zehirlenmelerin seyri iyi bir destekleyici tedavi ve ideal antibiyotiklerle olabildiğince iyidir ve genellikle komplikasyona yol açmazlar. "

bakteri türü kuluçka müddeti belirtileri bulaştığı besinler

stafilacocous aureus 2-4 saat kusma, karın ağrısı, ishal, dondurma, krema, mayonez, patates salatası basillus cereus 1-6 saat karın ağrısı ve kusma tahıldan yapılan yemekler pilav ve süt ürünleri clostridrum perfingens tip a 8-14 saat kramp biçiminde karın ağrısı, ishal, pişirilip saklanmış etler nadir olarak ateş ve kusma vibrio parahaemolyticms 12-24 saat ishal ve karın ağrısı deniz ürünleri compylobacter feyuni 1-7 gün ateş, aşırı gaz, ishal, karın ağrısı süt, dondurma ve kontamine besinler versinia enterosolitica 1-7 gün ateş, kanlı ishal, karın ağrısı süt, dondurma ve kontamine sular salmonella infeksiyonları 6-48 saat karın ağrısı, ateş ve ishal süt, süt ürünleri ve yumurta shigella çeşitleri 24-72 saat karın ağrısı, ateş, kanlı mukuslu ishal kontamine su ve besinler e. coli tipleri tiplerine göre şiddetli ishal karın ağrısı, kontamine su ve yiyecekler kuluçka müddeti değişir ateş, zaman zaman kanlı ishal,kolera 24-72 saat şiddetli ishal ve dehitratasyon kontamine su ve besinler clostridum batinilum 12-72 saat görme bozukluğu, yutma güçlüğü, ev konserveleri.

Botulism

Botulism

Klinik bulgular: nöromüsküler blokaja bağlı meydana gelen nörolojik bulgulardan ibarettir. ılk tipik belirtiler kafa çiftleriyle (3,4 veya 6 en sık tutulan sinirlerdir) ilgilidir;

- bulanık görme, fotofobi, pitozis, midriyazis, ağız kuruluğu, ses kısıklığı, disarti, yutma güçlüğü, bulantı, kusma.

- daha sonra ekstremitelerde simetrik parezi ve paraliziler, konstipasyon, idrar retansiyonu, ileus görülür.

- hastaların bilinci yerindedir. başlarını tutamazlar. ateş yoktur. ağız mukozası hiperemik, dil kurudur. deri tendon refleksleri normal, simetrik olarak azalmış veya alınmayabilir. patolojik refleksler ve pupil reaksiyonu alınmaz. duyu kaybı yoktur. bos normaldir.

- ağır vakalar, solunum kasları felciyle kaybedilir.

etyoloji: hastalık, c. botilinum' un (anaerop, sporlu) eksotoksini ile oluşur. en fazla ev konserveleri, nadiren de havası alınmış gıdalar nedendir. yiyeceğin 100 & deg; c' de 10 dk. kaynatılması toksini nötralize eder.

tanı: 12-36 saatlik inkübasyon müddeti içerisinde ev konservesi yeme hikayesi ve aynı gıdayı yiyen başkalarında da benzer belirtilerin olması ve aşağıdaki 5 bulgunun varlığı botulism tanısı koydurur.

1. sebebi açıklanamayan postural hipotansiyon

2. dilate, refleksisiz pupiller

3. progressif solunum zayıflığına eşlik eden dessendan paralizi

4. mukozalarda kuruluk

5. ateş bulunmayışı

ayırıcı tanı: atropin ve bazı bitki zehirlenmeleri; dilate pupil ve ağız kuruluğuna hallüsinasyonlar ve sss eksitasyon bulguları eşlik eder. guillain- barr & eacute; sendromunda, kas zayıflığı periferden başlar, assendadır, kafa çiftleri son dönemde tutulur. bos' ta protein artmıştır. myasthenia gravis' li hastalar edrophonium (tensilon)' a çok daha iyi cevap verir. poliomyelit; ateşlidir, ekstemite tutulumu asimetriktir.

tedavi: botilism şüphesi olan hastaya süratle aşağıdaki işlemler uygulanır.

- trivalan (abe) botulism antitoksik serumu (hıfzıssıha ens' ten temin edilebilir, tel: 312-4355680); heterolog immun globulindir. alerji kontrolü yapıldıktan sonra (varsa desensitizasyon yap; bir flakon ım, bir flakon ıv (prospektüste müsaade edilmiyorsa) 2-4 saatte bir semptomlar düzelene kadar verilir.

-şüpheli gıdayı yiyen semptomsuz kişilere profilaktik olarak serum önerilmez (%20 oranında hipersensitivite riski vardır. )

- hasta yoğun bakımda izlenir. suni solunum ve trakeostomi için hazır olunmalıdır. ıyi destek tedaviyle ağır vakalar bile kurtarılabilir.

- ileus varsa, nazogastrik aspirasyon ve parenteral beslenme yapılır. ileus yoksa, mide yıkanır müshil veya lavman yapılarak gıs' te kalmış olan toksin uzaklaştırılır.

laboratuar: tanıda pratik değeri yoktur. rutin tetkikler fikir vermez. dışkı, muhtevası ve şüpheli gıdadan toksin tayini ve aneorob kültür yapılır. hayvan deneyi yapmak daha kolaydır. emg, rutin olmasada tanıda kullanılabilir.

- bildirimi zorunludur.

Diz sakatlanmalari

Diz sakatlanmaları

Diz sakatlanmalarını önlemek için ilk olarak yapmanız gereken spor ya da egzersiz yaparken dizlerinize odaklanmamanız ve hafifçe bükmeniz. egzersizi olası olduğu kadar yumuşak bir yüzeyde yapın. şayet egzersiz anında zıplıyorsanız, ilk pozisyonunuza dönerken dizlerinizi hafifçe bükün. ayağınıza tam oturan, yumuşak tabanlı ve esnek ayakkabılar giyin. bacak hareketleri yaparken dizlerinizi 90 dereceden fazla bükmeyin. böylece dizde meydana gelebilecek sakatlanmaları önlemiş olursunuz.

Kan gruplari

Kan grupları

Kırmızı kan hücrelerinin üzerlerinde bulunmakta olan ve diğer kanlarda "antijen" özelliği belirten maddelere göre insan kanlarının gösterdiği farktan doğan sınıflar.

yirminci yüzyıldan önceki kan nakli denemeleri vahim ve düş kırıklığına sebeb olacak neticeler vermişti. 1900 yıllarında karl landsteiner kanın dört ana grupta olduğunu, bu grupların kişiden kişiye değişik bulunduğunu gösterdi. bu gruplama abo sistemi olarak bilinir. landsteiner' in buluşu kan naklinde emniyetlilik yolunu açtı. 1940 yılında yine landsteiner ve çalışma arkadaşı amerikalı patolog alexander s. wiener, kan gruplamada yeni bir sistem keşfettiler. rhesus türü maymunlarda yapılan çalışmalarla ortaya çıkarılmasından dolayı bu sisteme "rh sistemi" denildi.

abo sistemi: bu sisteme göre her kişi dört kan grubundan birine girer. gruplar a, b, ab ve 0' dır. ayırma işi, kırmızı kan hücreleri ve plazmada bulunmakta olan özel proteinlere göredir. plazmadaki proteinler "aglutininler", alyuvarların üstündekiler ise "aglutiojenler" olarak adlandırılırlar. a ve b diye isimlendirilen iki cins aglutinojen, a (alfa) ve b (beta) olarak isimlendirilen iki cins aglutinin vardır. a grubu bir kişi alyuvarlarında a aglutinojenini ve plazmasında b aglutinini taşır. bu kişinin kanı b aglutinojeni ve a aglutinini taşıyan b grubu bir kişiye verilirse alcının kanındaki a aglutininleri verenin a aglutinojeniyle birleşir ve çöker. bu çökme vüc & ucirc; dun her yanısıra olur ve hayatla bağdaşmaz. verilen kan olabildiğince az miktardaysa ortaya çıkan az miktar çökelti, çeşitli damarları tıkayarak pekçok organlarda hasar yapar.

ab grubundaki kişiler a ve b aglutinojenlerine s & acirc; hiptirler. ancak bunların plazmasında aglutinin bulunmaz. 0 grubunda ise hiç aglutinojen olmayıp a ve b aglutininleri vardır. tabloda kan gruplarına göre aglutinojen ve aglutininler gösterilmiştir.

alyuvarlardaki plazmadaki

kan grubu aglutinojen aglutinin

aab (anti a)

bba (anti b)

abab(-)

0(-) (yok)a,b (anti a ve b)

tabloda görüldüğü gibi grupların adlandırılması aglutinojenlerine göre olmaktadır. aglutinini olmayan ab grubuna "genel alıcı" grup, aglutinojeni olmayan 0 grubuna da "genel verici" grup isimleri verilmiştir. tabloya bakarsak: bir kan naklinde aynı harfli aglutinojen ve aglutinin karşılaşınca, çökelme (aglütine durumu) olacağı anlaşılır.

rh sistemi: rhesus proteini veya diğer adıyla rh etkeni, kırmızı kan hücreleri üstünde bulunmakta olan bir özel proteindir. rh etkenine göre iki tür kan ayrılır, rh (+) ve rh (-); y & acirc; ni rh proteinine s & acirc; hip veya s & acirc; hib olmayan kanlar. rh (+) kişiye rh (-) kan verilmesi hiçbir reaksiyon ortaya çıkarmaz. rh (-) kişiye rh (+) kan verilince ilk nakilde bir olay ortaya çıkmaz. ancak bu esnada alıcının kanının serumunda verilen kanın rh etkenine karşı ortaya çıkan anti rh antikorları teşekkül eder. aynı durum rh (+) baba ile rh (-) anneden doğan rh (+) çocukta da söz konusudur. çünkü rh olumsuz olan annenin serumunda çocuğun rh (+) antijenine karşı anti rh antikorlar meydana gelir. bu antikorlar müteakip hamileliklerde annenin kanıyla fetüsa geçtiğinde doğum sırasında veya derhal sonra hemolitik anemi ve buna bağlı ölümle biten durumlar ortaya çıkar. ikinci rh (+) kan vermede birinci nakilde vüc & ucirc; dun meydana getirdiği anti rh antikorları verici kanıyla reaksiyona girer ve damar içerisinde çökelme ortaya çıkar. & acirc; cil kan değişimi uygulanmazsa bu durum hayatla bağdaşmaz.

çocuğun kan grubu ana-babasına benzemeyebilir: çocuğun kan grubu, baba veya anasınınkine benzer. b & acirc; zan her ikisine de benzer veya her ikisine de benzemez. şayet çocuğun kan grubu, ana-babasının kan grubundan başka türlü olmasaydı, yeryüzünde yalnız iki çeşit kan grubu bulunurdu. çünkü tüm insanlar, bir erkekle bir kadından meydana gelmişlerdir.

& acirc; dem aleyhisel & acirc; mın kan grubu (a), hazret-i havva v & acirc; lidemizin kan grubu (b) ise; (a) grubunda, (b) grubunda ve (ab) grubunda çocukları olacağı gibi, 0 (sıfır) grubunda da çocukları olabilir. çünkü a ve b' nin yarısı 0 (sıfır) genini taşır. gebelik, lohusalık, narkoz, radyoterapi ve arsenikli il & acirc; çlar b & acirc; zan kan grubunu değiştirir. bir insanın kan grubu değişince anasının da, babasının da kan grubuna benzemeyebilir. bu bakımdan aynı ana-babadan oluşan çocukların kan grupları iki çeşit değildir. kan grupları sistemler biçiminde incelenmektedir. mesel & acirc; abo, rh sistemi gibi başka kan grubu sistemleri de bilinmektedir. daha başka bilinmeyenlerin de bulunduğu söylenmektedir. her kan grubu sistemi, diğer sistemlerden müstakil olarak çalışmaktadır. tıbb & icirc; tatbikatta, y & acirc; ni hastalık ve ted & acirc; viyi ilgilendiren kan grubu uyuşmazlıklarında herkesin bildiği yukarıdaki abo ve rh sistemleri mühimdir.

abo sistemindeki kan gruplarından;

1. sıfır (0) grubunda, kişiler 0 ve 0 genlerini taşır ve homozigottur (iki geni aynı).

2. a grubundakinin genleri, a ve 0' dır (heterozigot, y & acirc; ni iki geni farklı) veya a ve a' dır (homozigot).

3. b grubundakilerin genleri, ya b ve b' dir (homozigot) veya b ve 0' dır. (heterozigot).

4. ab grubundakinin genleri ise, a ve b' dir. (heterozigot).

mesela, a grubundaki heterozigot bir erkeğin toplam spermlerinin yarısı a, yarısı da 0 genini taşır. b grubundaki heterozigot bir dişinin yumurta sayısının yarısı b, yarısı da 0 genini taşır. bu vasfa h & acirc; iz kimseler, evlendiklerinde aşağıdaki şemada görüldüğü gibi, abo sisteminin dört grubunda da, y & acirc; ni a, b, ab, 0 gruplarında da çocukları olabilir.

bunu açıklayalım:

1. birinin a genini taşıyan yumurta veya sperm, diğerinin 0 genini taşıyan üreme elemanı ile bir embriyon yaparsa bundan a grubunda çocuk olur.

2. b geni 0 ile birleşince b grubunda,

3. a geni b geni ile birleşince ab grubunda,

4. 0 geni 0 geni ile birleşince 0 grubunda çocuk veya çocuklar olur. rh sisteminde de rh (+) olan bir kimse, heterozigot ise, y & acirc; ni genlerinden biri (+), diğeri (-) ise, kan grubu rh (-) olan biri ile evlenince, çocukların kan grubu rh (+) da olabilir, rh (-) de olabilir. yukarıdaki sistemde genlerin a, b ve (+) genleri, 0 ve (-) genlere karşı baskın (dominant) olup, onların özelliklerini örter.

diğer kan grubu sistemlerinde de durum böyledir.

ülkemizde ve dünyada yaygın olarak kullanılmakta olan kan grup sistemleri, abo ve rh sistemleridir. abo grup sistemine göre kan grupları, a, b, ab ve o grubu diye dörde ayrılırken, rh sistemine göre ise, rhd olumlu ve rhd olumsuz diye ikiye ayrılır. her iki sistem birlikte kullanıldığından, ortaya sekiz değişik kan grubu çıkar. ancak kan grupları, yalnızca bununla sınırlı değildir. bazı kişilerde hem abo grup sistemine ilişkin alt gruplar (a1,a2,gibi) ve hem de rh sistemine ilişkin alt gruplar (d,d,c,c,e,e,gibi) bulunmaktadır. bir kanın " rh negatif" diye nitelenebilmesi için bu alt grup antijenlerinden hiçbirinin bulunmaması gerekmektedir. ülkemizde cd pozitifliğine olabildiğince sık rastlanırken, de pozitifliği daha nadirdir. genel olarak bakıldığında rh d pozitifliği %85-90 arasında değişmektedir.

Kan nakli

Kan nakli

Kan nakli kan hacminin azalmış olduğu durumlarda, bilhassa bir yaralanma neticesi çok oranda kan kaybetmiş bir yaralının tedavisinde en kesin ve esaslı neticesi veren bir tedavi biçimi.

ilk kan nakli bir musevi hekim tarafından papa sekizinci innocent üstünde test edilmiş, ancak hem papayı hem de kan alınan üç genci kurtarmak olası olmamıştır (1492). bu olay daha önce genç kimselerin kanını içmek veya kan banyosu yapmakla daha genç ve dinç kalınacağı konusundaki avrupa' daki inanca karşın, kan nakli konusunun uzun seneler ele alınmamasına yol açmıştır. 1600 yıllarında richart lewer, melankolik bir hastaya koyun kanı nakletmiş, ancak oluşan hemoliz (alyuvarların erimesi) sonucu hasta ölmekten zor kurtulmuştur. bu olay, kan nakillerinde oluşan hemolize dikkatleri çekmiş ve bu yönde çalışmalar yapılmıştır. fransa' dan sonra italya' da da sonu facialarla biten bu tür kan nakilleri yapılmaya başlanınca, vaktin papası bu uygulamayı yasaklamış ve kan nakilleri uzunca bir müddet gene unutulmuştur.

1818' de james blundell insandan insana yaptığı 10 kan naklinden beşinde başarı gösteren olmuştu. 1900' de stesher ve wiener abo kan gruplarını ayırt etmişlerdir. iki yıl sonra da de costello ab kan grubunu bulmuştur. 1914' te sodyum sitratın kan pıhtılaşmasını engelleyici etkilerinden faydalanılarak konserve kan kullanılmaya başlanmış ve o zamana kadar mevcut olan alıcı ve vericinin birlikte bulunmaları konusu ortadan kaldırılmıştır. bu husustan faydalanan fransızlar, birinci dünya savaşında kan naklini başarıyla kullanmışlardır.

1936' da robertron' un chicago' da ilk kan bankasını gerçekleştirmesinden sonra, kan nakli ikinci dünya harbinden itibaren standart bir metod ve özel teşkilatlanmış ekipler tarafından geniş çapta kullanılır ve uygulanır duruma getirilmiştir.

kan nakli şu durumlarda yapılabilmektedir:

1. kanın oksijen taşıma kabiliyetinin azaldığı haller:

a) anemi (kırmızı hücrelerin sayıca azlığı+kansızlık),

b) bazı zehirlenmeler.

c) kanamalar sonucu kan hacmindeki azalma.

2. pıhtılaşmayı sağlayan kan etkenlerinin azlığı (hemofili vb. ).

3. enfeksiyon hastalıkları.

4. kan proteinlerinin azaldığı haller.

kan naklinin yapılmasının tehlikeli olduğu haller de vardır. yaygın akciğer hastalıkları, bazı kalp hastalıkları (kalp yetmezliği, kalp krizi), kanın kıvamının arttığı haller (aşırı su kaybı), had böbrek yetmezliği gibi hallerde, kan nakli yapılması mahzurludur.

kan nakli için en ideal yol, koldaki toplardamarlardır. kan nakli vericiden alıcıya direkt doğruya yapılabilirse de, yaygın uygulamada konserve kan kullanılıyor. vericiden alınan 350 ml kadar kan, içerisinde 120 ml sitrat tamponlu dekstroz solüsyonu bulunmakta olan vakumlu kaplara çekilir ve kullanılıncaya kadar +4 & deg; c' de saklanarak korunur. kan, gerektiği vakit tekrar vücut sıcaklığına kadar ısıtıldıktan sonra kullanılır.

kan alınacak kişilerde şu koşulların bulunması gerekir: tansiyon düşüklüğü olmamalı; son üç dört haftadan beri ateşli bir rahatsızlık görmemiş olmalı; verem, frengi, sıtma ve bulaşıcı sarılık geçirmemiş olmalı; astım, kurdeşen gibi alerjik hastalığı bulunmamalı; son kan verişinden sonra iki ay kadar bir müddet geçmeli; aıds hastası veya taşıyıcısı olmamalıdır.

kanın cam şişe yerine plastik kaplarda saklanması daha avantajlıdır. çünkü taşıması kolaydır, kırılma tehlikesi yoktur. kanın biçimli elemanları, bilhassa pıhtılaşma elemanları olan trombositler, daha ideal müddet yaşarlar. kurallara ideal olarak alınan ve saklanan bir konserve kanda dört beş gün sonra, kırmızı hücrelerde erime başlar. mikroplar, sıcaklık ve sarsıntı bu erimeyi artırır. konserve kanda yirmi birinci günde bu erime olabildiğince önemli boyutlara ulaştığından, bu süreden sonra kanın kullanılması mahzurludur. kan nakline bağlı olarak ortaya çıkabilecek çeşitli istenmeyen reaksiyonların yanında ölüm tehlikesi de vardır. bu reaksiyonlar, taze kana göre bekletilmiş kanda daha sık görülür. bugün daha dikkatli yapılan kan nakilleri neticesi tehlikeler azalmıştır.

kan nakli yapılan hastaların çoğunda yirmi dört saat kadar devam eden bir ateş yükselmesi görülür. ateşle birlikte bulantı, kusma, baş, gövde, kol ve bacaklarda ağrılar, nadiren de kurdeşen, anjionörotik ödem ve anaflaktik şoka kadar gidebilen üzücü tablolar ortaya çıkabilir. bunlara kana karışan mikroplar, yabancı maddeler, altgrup uyuşmazlıkları ve kanın soğuk olarak takılması gibi sebepler sebep olmaktadır. hafif ateş yükselmesi tedavi gerektirmez. kan nakli sırasında titreme ve ani ateş yükselmeleri olursa, kan verme işlemi derhal durdurulmalı ve nedeni araştırılmalıdır. bir de daha az görülen, fakat çok daha tehlikeli olan hemolitik reaksiyonlar vardır ki bunlar, ekseriya verilen kanın alıcı kanı ile uygunluk göstermemesinden veya hemolize olmuş kanın naklinden ileri gelir. bu taktirde titreme, kusma, bel ve başağrısı, çarpıntı, nefes darlığı, idrarda kızarma, sarılık, idrar miktarının giderek azalması, böbrek yetmezliği ve ölüm görülür. böyle durumları önlemek için kan vermeden önce, kan gruplarının uygunluğu kontrol edilmeli, kullanılacak malzeme tamamen mikropsuz olmalıdır.

bunlardan başka kan nakli ile alıcıya frengi, sıtma, tifo, bulaşıcı sarılık ve aıds gibi hastalıklar nakledilebilir. kalbi ve akciğeri hasta olanlara fazla kan vermek de tehlikeli olabilir. kan verme sırasında, damara hava ve kan pıhtısı girme riski de vardır.

bütün bunlardan anlaşılmaktadır ki, çok mühim bir tedavi vasıtası olan kan nakli, bilgi ve dikkat isteyen, aksi takdirde ölüme kadar giden reaksiyonlara yol açabilen bir tedavi vasıtasıdır.

kan bankaları: gereksinim hasıl olduğunda bir verici bulabilmek, son derece güç bir olaydır. bu yüzden acil cerrahi merkezlerinde, büyük hastahanelerde, büyük şehirlerde kan bankaları kurulmuştur. kan bankalarında gruplarına göre sınıflanan kan gerektiğinde kullanılır.

bankalardaki kan bir pıhtılaşma engelleyici (antikoagulan) maddeyle birlikte saklanır. kana karıştırılan bu madde, asid-sitrat-dekstroz kompleksidir. bir kan, bankada yirmi bir günden fazla kalırsa nakil işinde kullanılmaz.

plazma da çeşitli durumlarda hastalara verilebilir. bunun verildiği hastalıklar, kan hücrelerinin normal, plazmanın ve pıhtılaşma etkenlerinin eksik olduğu hallerdir. plazma, kandan santrifüje edilerek ayrılır. bir buzdolabında birkaç hafta boyunca saklanabilir.