?

Astronomi sözlüğü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Astronomi sözlüğü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Zodyak

Zodyak

Ök küresi yüzeyinde kuşak biçiminde bir gölge. güneş, bu kuşağın alanı boyunca, derece derece yer değiştirerek bir yıl sonunda tekrar hareket noktasına varır. bu kuşak üstünde, koç, boğa, ikizler, yengeç, aslan, başak, terazi, akrep, yay, oğlak, kova, balık adlarını taşıyan on iki takım yıldız sıralanmış bulunmaktadır. güneş bu takım yıldızlardan her üçünü her mevsimde dolaşmış olur.

Yildiz

Yıldız

Güneş sistemi dışında bulunmakta olan ve pek uzakta olduğu için durağan gibi görünen gök cismi. yıldızlar, görünümlerine göre başka bir deyimle verdikleri tayfa göre üç gruba ayrılırlar: 1 - beyaz ya da mavimsi yıldızlar: bunlar en geç ve en son olan yıldızlardır. 2 - sarı yıldızlar: orta yaşlı olarak kabul edilen yıldızlardır. 3 - kırmızı yıldızlar: en eski ve en ihtiyar yıldızlardır.



ay ışığı olmayan berrak gecelerde yığınları, nebülöz, samanyolu denilen varlıklardan ileri gelen lekeler görünür. bu lekelerden en büyüğü samanyolu olup gök'ü kuşak gibi bir yandan öbür yanına kadar kaplar. bu beyazlıklarda bazıları dürbünlerle incelendiği vakit binlerce yıldızı bir arada toplanmasından meydana geldiği görülür. bu beyazlıklara yıldız yığını denir. yıldız yığınları görünen şekillerine göre; küresel yıldız yığınları, açık yıldız yığınları, ortak özel hareketli yıldız grubu olmak üzere üçe ayrılır. küresel yıldız yığınlarının genel biçimleri küre gibidir. görünen kürenin merkezinde yıldızlar çok yoğun olduğundan burası çok parlaktır. en iyi gözlenen yıldız yığınları bunlardır. şimdiye kadar 86 tane gözlenebilmiştir. açık yıldız yığınlarının ise biçimleri düzgün değildir. yıldızların yoğunluğu merkeze doğru çoğalır. ortak özel hareketi olanların bu gruba dahil olup olmadıkları, özel hareketleri uzun uzadıya incelenerek bulunur.

Tayf

Tayf

Beyaz ışığın, bir prizmadan geçtikten sonra ayrıldığı renklere verilen ad. beyaz ışığı meydana getiren yedi rengin, kırılmaları farklı olduğu için, bir prizmadan bunlar ayrı ayrı açılarla kırılırlar ve böylece farklı yedi renkli tayfı meydana getirmiş olurlar. bilhassa güneş ışığında görülen bu tayf, yağmurlu havalarda görülen ebemkuşağında, yağmur damlalarının bir prizma vazifesi görmesi neticesi belirli bir biçimde kendini gösterir. renkler, sırası ile şunlardır: kırmızı, turuncu, sarı, yeşil ,mavi, lâcivert, mor.

Suni peyk

Suni peyk

Yeryüzünden, ay ve öbür gök cisimleri ile ilgili bilgi edinmek hedefi ile uzaya fırlatılan, dünya'nın, ay'ın güneş'in ve öbür gök cisimlerinin peykleri olan, içlerinde bilgi toplamaya yarayan özel âletler bulunmakta olan madensel cisim. ayda ve öbür cisimlerdeki hayatsal faaliyetler ile ilgili kesin bilgi edinmek ay'a ve öbür gök cisimlerine ulaşabilmek düşüncesi, yüzyıllardan beri, insanları ve bilginleri düşündüren önemli uzay problemlerinden biri olmuştur. uzun yüzyıllar süregelen bu yoldaki çalışmalar, bilginin ve tekniğin ilerlemesi ile daha büyük önem kazanmış; bu yoldaki düşüncelerin deney safhasına geçebilmesi için lazım araştırmaların başlamasına yol açmıştır.



özellikle ikinci dünya savaş'ından sonra, ay'a ve öbür gök cisimlerine, yeryüzünden cisimler gönderebilmek yolundaki çalışmalar daha da hızlanmış, amerika bitişik devletleri ile sovyetler birliği arasında, adeta bir yarış halini almıştır.



atmosferi aşarak, dünyanın çevresinde dolaşabilen ve gök cisimlerine kadar gidebilen âletlerin yapımının yanısıra, bunların, bu işi çözebilmesi için lazım iki önemli mesele, ilkin, bu çalışmalar sonunda çözümlenmiştir. bunlardan birisi, atmosfer dışına çıkarak yerçekiminden kurtulabilmek için lazım kaçma hızı na sahip bir hızın, bu cisimlere verdirebilmesi, ikincisi de, bu cisimlerin, aklın zor kabul edebileceği bir hızla gidebilmesini sağlayacak yakıtın bulunabilmesi.



bu iki ana problem da çözülmüş, insan yapısı olan madensel peyklerin, atmosfer dışına çıkabilecek kaçma hızı ile çok büyük bir sürate sahip olmasını sağlayacak yakıtlar elde edilmiştir. bu çalışmaların neticesi olarak, çeşitli suni peyklerin, dünya'nın, ay'ın ve öbür cisimlerinin birer peyki olabilmesi sağlanmıştır.



uzun süren bu çalışmalar, ilkin 1957 yılında ilk denemesini vermiş, bu tarihte sovyetler birliği tarafından fezaya fırlatılan bir suni peyk, dünyanın ilk defa bir suni peyki olmuştur. bu tarihten sonra, amerika bitişik devletleri ve sovyetler birliği tarafından gerek dünya çevresinde, gerekse ay çevresinde dönebilen suni peykler yeryüzünden gönderilebilmiştir. 1961 yılında, yapılan bu çalışmalar neticesi da yeryüzü etrafında dolaşmak suretiyle uzaya insan gönderilmesi işi başarılmıştır.

Nebuloz

Nebüloz

Yıldızlardan başka gökyüzünün başka yerlerinde görülen beyaz lekeler. ışıklı ve gaz durumunda çok büyük kütlelerdir. beyazımtırak bulutlara benzediklerinden kendilerine bu ad verilmiştir. bunları dürbünsüz olarak görmek imkânı yoktur. görünen şekillerine göre başlıca üç sınıfa ayrılırlar:



l - düzgün olmayan nebülözler, sınırlan sonsuza uzanmış biçimde görünürler, içlerinde bir çok yıldızlar bulunmaktadır. 2 - gezegen biçiminde nebülozler, oval ve yassı görünümleri vardır. bunların çoğunda çekirdek denilen çok parlak bir yer bulunur.



3 - helezon biçiminde nebülozler, çok ışıklı bir çekirdek ve çekirdeği helezon biçiminde saran ışıklı gaz kütlelerinden yapılmışlardır.

Kuyruklu yildiz

Kuyruklu yıldız

Gökyüzünde zaman zaman gördüğümüz arkalarında uzun ya da kısa, çatal gibi ayrılmış ışıklı bir yol bırakarak gezen yıldızlara verilen ad. gözlenen bir kuyruklu yıldız, genel olarak üç bölüme ayrılabilir: a - kuyruklu yıldızla en parlak ve yoğun yeri olan çekirdek, b - çekirdeği çepçevre soran, ışıklı bir gaz kitlesinden oluşan bürüçük c - kuyruklu yıldızın başından sonra gelen, az çok uzanan kuyruk kısmı.



kuyruklu yıldızlar, gözle görülenler, teleskopik olanlar biçiminde görünümlerine göre ikiye ayrıldıkları gibi; gelip geçici olanlar, periyodik olanlar diye, devir sürelerinin bilinip bilinmemesine göre de ikiye ayrılırlar.



kuyruklu yıldızların yörünge düzlemleri, tutulma düzlemi ile her türlü açı yaparlar. bir çoklarının yörüngelerinin elips olduğu saptamıştır. bazılarının yörüngelerinin basıklık oranı şok büyük olduğundan yörüngelerinin uzunluklarını bulmak kabil olmamış, bundan dolayı bir kısım astronomlar bazılarının yörüngelerinin parabol olduğunu da kabul etmişlerdir.



aynı yörünge üstünde yürüyen bir takım kuyruklar vardır. bunlara (kuyruklu yıldız grubu) denildiği gibi, yörüngelerinin düğüm ve görüntü noktaları bir gezegenin yörüngesi yakınında bulunduğundan dolayı (gezegenin ailesi) adını alan kuyruklar da vardır.



eneke kuyruklu yıldızı, devir müddetinin en kısa oluşu ile beraber devir süresindeki ivmesini değiştirici olmasından, halley kuyruklu yıldızı da ilk devirli olduğu bulunmakta olan kuyruklu yıldız olmasından dolayı ün alan kuyruklu yıldızlardandır.

Kutup yildizi

Kutup yıldızı

Geceleri kuzey yönünde görülen parlak, iri bir yıldız. yeri, derhal hemen hiç değişmediğinden demir kazık da denir. göğün kuzey kutbundan 10 - 20 kadar uzakta bulunur ve kuzey yarımküresinden kolaylıkla görülür. çok eski zamanlardan beri, yerini değiştirmemesi özelliğinden dolayı, gezginlerin ve gemicilerin yönlerini bulmaları için bir belirli nokta olarak kullanılmıştır.

Gok gurultusu

Gök gürültüsü

Şimşek çakmasından sonra duyulan gürültü. yıldırımın meydana gelmesine sebep olan çok güçlü elektrik akımı, şimşek çakmasına kadar kısa bir vakit içerisinde, etrafındaki havayı şiddetle ısıtır. bu ısınma neticesi, hava moleküllerinde birdenbire bir genişleme meydana gelir. genişleyen hava, hızla daha soğuk havanın bulunduğu yere doğru akma başlar. havanın bu hareketi, gök gürültüsünü meydana getirmiş olur.



bugün, fizik bilimi bakımından, tam olarak açıklanması yapılmış olan gökgürültüsü, ilkel çağlarda, oluşumunun fizik yönden açıklanmasını yapamayan ilkel insanlar tarafından, öfkelenen tanrıların sesi olarak kabul edilmiş ve bu yüzden çok korkulan bir tabiat olayı olmuştur.

Gokkusagi

Gökkuşağı

Düşmekte olan yağmur damlacıklarında güneş ışınlarının kırılıp yansımasıyla havada beliren yedi renkli ve kemer şeklindeki görüntü. beyaz ışık olarak yansıyan güneş ışınları, yağmur damlacıklarına rastladıklarında, her yağmur damlasının bir prizma vazifesi görmesi neticesi, tayf meydana getirirler. böylece, gökte bir yay biçiminde kırmız portakal - sarı - yeşil - mavi - çivit menekşe renklerini belirtmesi ile gök kuşağı meydana gelmiş olur.

Gok

Gök

Yeryüzünün üstüne mavi bir kubbe gibi kapanan boşluk. bu boşlukta gök cisimleri bulunur. tüm bu evren, astronomi biliminin konusunu meydana getirir.



gök cisimleri ile dolu olan gök kubbesi, en eski devirlerde dahi, dünyanın her parçasında yaşayan insanların dikkatini çekmiştir. göksel olayların en eski kavimlerle başlayan gözlemleri, yüzyıllar boyunca sürüp gittikten sonra, tabiat olaylarının, belli kanunlara göre aktıkları anlaşılmış ve newton genel çekim kanunun, keşfi ile yeni bir astronomi biliminin esası atılmıştır.



modern astronomi biliminin, gök cisimlerini, göğü, bunlarla ilgili kanunları, bilimsel kurallarla açıklamasına kadar geçen vakit içerisinde, öbür tabiat olayları da, çeşitli görüşlerle açıklanmaya çalışılmıştır.



eskiler, göğün maddi bir kubbe gibi maddi bir cisim olduğunu, gök cisimlerinin de ona takılmış bulunduklarını sanırlardı. zaman geçtikçe, gök cisimlerinden bazılarının ayrı ayrı hareket ettikleri fark edilince, göğün, bir birbirine geçmiş ayrı hızlarla dönen saydam dairelerden meydana geldiği fikrine kapılmışlardı. bu dairelerin (ya da katların) sekiz, dokuz tane oldukları sanılırdı. (din kitaplarındaki "göğün yedi kat üstünde" deyimi bu sanıdan kalmadır. ortaçağa kadar astronomlar, bu görüşten ayrılmamışlar ve yer'i evren'in ve göğün merkezi sanmışlardır.



yeni astronomi anlayışım getirmiş olan polonyalı bilgin copernicus (1473 -1543) güneş sistemi üstündeki görüşlerini esaslı hesaplara dayanan kir teori biçiminde ifade etmeğe çalışmış, ortaçağın astronomi görüşünü yıkarak yer yuvarlağının bir gezegen olduğunu ve güneşin, gök cisimlerinin merkezinde olduğunu ileri sürmüşlerdir.



daha sonraki gözlemler ve keşifler, gök ve gök cisimleri hakkındaki bilgileri kökünden değiştirmiş, gök kubbesinin temel nedeninin bilinmesine yol açmıştır.



bu bilgimize göre, gök, sanıldığı gibi, kubbe şeklinde, dünyayı çepeçevre saran bir küre değildir. sonsuz bir boşluktur. yer, böyle sonsuz ve limitsiz bir boşluk içindedir. bu boşlukta, gök cisimleri denilen yerden ufak ya da binlerce defa büyük, pekçok cisimler daha vardır. ancak, pekçok olaylarını, yer'i çepeçevre saran sanal bir kürede (gök küresi) anlatmak çok kolay olduğundan bugün de gök küresi anlamı tamamen terk edilmemiştir. astronomi tanımlarında merkezi yer olmak üzere, yarıçapı limitsiz sanal bir küre göz önüne alınmaktadır.



(saniyede 300 bin kilometre hızla yol alan ışığın en az yakın, yıldızlardan bize ancak üç yılda gelebilecek olan uzak yıldızların varlığı düşünülürse, gök boşluğunun genişliği bir miktar tasavvur edilmiş olur. )



gök küresi: terin kutuplar ekseninin bu küreyi deldiği noktalara göğün "kutupları" ve yerin ekvator düzleminin gök küresi ile ara kesitine de gök ekvatoru denir. yerin gelişi güzel bir parçası, çok uzaklarda gökle birleşmiş gibidir. göğün, yerle birleştiği hissini uyandıran bu yerler, ufuk dairesi ni, ya da kısaca ufuk u meydana getirir, yer,gök küresine göre çok ufak olduğundan yeri, gök kürenin merkezi aldığımızda, merkezden (yani yer'den) ufka dik çıkılan doğrunun göğü kestiği noktalara başucu ve ayakucu denir. ekvatorla ufuk dairesinin kesiştikleri noktalar da doğu ve batı noktalandır, işte, yerin, ekseni çevresinde dönmesinden oluşan bir hareket neticesi, gök kubbede bulunmakta olan gök cisimleri, hareket ediyormuş gibi görünürler. bunlar güneş ve ay gibi doğarlar ve batarlar.

Gezegenler

Gezegenler

Genel olarak, yakınlarında bulunmakta olan yıldızlara göre uzaklıklarını değiştiren yıldızlara verilen ad. gezegenler, güneş etrafında dönen gök cisimleridir. güneş etrafında, odaklarından birinde güneş olmak üzere oluşan bir elips üstünde dolanırlar.



gezegenlerin, güneş'e olan mesafeleri değişiktir. bu yüzden, uzaklıklara göre değişen büyüklükte bir elips üstünde dolanırlar. her yıldızın, güneş çevresinde donanma müddeti başka başkadır.



güneş çevresinde, belli başlı dokuz gezegen dolanır. bunlar, güneş sistemini meydana getirirler. güneş çevresinde dolanan bu dokuz gezegen. güneşten olan uzaklıklarına göre, şunlardır: merkür, venüs, dünya, mars, jüpiter, satürn, uranüs, neptün, plüton.



merkür (utarid), gezegenlerden güneşe en yakın olanıdır. güneşten mesafesi 57,8 milyon kilometredir. güneş çevresinde 88 günde dolanır ve ay gibi safhalar gösterir. kendi ekseni etrafında îse 24 saat 23 dakika (bazı astronomlara göre 88 günde) döner. ortalama çapı 4. 850. kilometredir. dünya'dan 22,6 defa küçüktür. güneşe çok yakın olduğu için çok sıcaktır. ortalama sıcaklığı 200 dereceyi bulur. şimdiye kadar bir uydusu görülmemiştir. atmosferinin de olmadığı sanılmaktadır.



venüs (zühre), ikinci gezegendir. güneşe mesafesi 108 milyon kilometredir. güneş etrafında 225 günde dolanır. ekseni çevresinde dönme müddeti belli değildir. dünyadan, daima büyük bir bulut tabakası ile örtülmüş görünür. bundan dolayı, kendi ekseni çevresinde dönme müddeti bilinmemektedir. çapı, 12. 240 kilometredir, bu duruma göre dünya'ya yakın bir büyüklüktedir. (hacmi dünya'nın 9/10'u kadardır). çoklukla güneş doğmadan ya da battıktan 3 saat önce ya da sonra görünür. bu durumundan dolayı bu gezegene sabah yıldızlı ya da akşam yıldızı adı verilir. atmosferi olduğu sanılmaktadır.



dünya (yer), merkür ve venüs'ten sonra gelen üçüncü gezegendir mars (merih), güneşten başlayarak dördüncü gezegendir. güneşe olan mesafesi 228 milyon kilometredir. yörüngesi üstünde 687 günde dolaşır, kendi ekseni çevresinde 24 saat 37 dakikada döner, çapı 6. 800 kilometredir. dünyadan 6. 61 kere daha büyük dünya'daki atmosfer gibi bir atmosferi vardır. bu kutbunda görülüp kaybolan beyazlıkların bulunmasından, üzerinin zaman zaman bulutlarla kaplı olmasından, bu gezegende su ve atmosferin bulunduğuna delil sayılmaktadır.



bu arada yapılan incelemelere göre de kara ve denizlerin varlığı kabul edilmektedir. yapılan bu araştırmalar neticesi, bu gezegende hayat olduğu kanısına varılmıştır. iki tane uydusu vardır. jüpiter (müşteri), güneşten başlayarak beşinci gezegendir. güneşe olan mesafesi 777 milyon kilometredir. güneş etrafında 11. 86 yılda, kendi ekseni etrafında 9 saat 15 dakikada dolanır. bu gezegen, tüm gezegenlerin en büyüğüdür. hacmi dünya'dan 1. 340 kere daha büyüktür. güçlü dürbünlerle bakıldığında yüzeyinde büyüklükleri eşit olmayan bir takım lekeler görülür. bu lekelerin yerlerinin daima değişmesinde bir atmosfer tabakasına sahip olduğu sanılmaktadır. 9 uydusu vardır.



satürn (zühal), altıncı gezegendir. gök yüzünde sarımtırak renkte görülür. güneşe olan mesafesi 1. 425 milyar kilometredir. güneş etrafında 29,46 yılda dolanır; kendi ekseni etrafında 10 saat 38 dakikada döner.



dünya'dan 94. 92 defa daha büyüktür. yapılan incelemelerde, etrafında pekçok halkanın bulunduğu görülmüştür. bu halkalar, sayılamayacak kadar çok ufak cisimlerin meydana getirdikleri halkalardır ve bir uydu gibi gezegen etrafında dolanırlar. atmosfer tabakasının bulunduğu ve su buharına sahip olduğu, yapılan gözlemlerle anlaşılmıştır. 10 tane uydusu vardır.



uranüs, yedinci gezegendir. herscel (1738 - 1822) tarafından 1781 de bulunmuştur. güneşe olan mesafesi 2,866 milyar kilometredir güneş etrafında 84 yıl 7 günde dolanır. kendi etrafın. da 10 saatte döndüğü sanılmaktadır. ortalama çapı 49. 690 kilometredir. yere oranla 14. 58 defa büyüktür. yoğunluğunun az olmasından, sıcak gaz olduğunu söyleyenler vardır. zorlukla görülen dört uydusu vardır.



neptün, sekizinci gezegendir. fransız astronomu leverrer tarafından yapılan hesaplara göre böyle bir gezegenin var olduğu sonucuna varılmış ve 23 eylül 1946 da berlin rasathanesi müdürü gali tarafından görülmüştür. güneşe olan mesafesi 4. 490 milyar kilometredir. güneşin etrafında 164 yıl 280 günde dolanır. yerin hecininden 60 defa büyüktür. kütlenin gaz durumunda olduğu sanılmaktadır.



plüton, bilinen son gezegendir. güneşten mesafesi 5. 920 milyar kilometredir. güneş etrafında 24 yıl 166 günde dolanır. çapının 4. 000 kilometre olduğu sanılmaktadır. en güçlü dürbünlerle bir sönük nokta gibi görünür. bu gezegene ilişkin bilgiler çok azdır.

Dunya

Dünya

Üzerinde yaşadığımız yer yuvarlağı. güneş sisteminin gezegenlerdendir. güneşten uzaklık bakımından üçüncü (güneşten ortalama mesafesi 149. 481. 000 km. ), bu sistemdeki büyüklüğü bakımından beşinci (yüzölçümü 509. 200. 000 kilometrekare) dir. dünyanın ağırlığı 5. 977 trilyon ton, hacmi 1. 082. 841. 310. 000 kilometreküp, ekvatordaki çemberi 40. 076. 423 metre, ekvatordaki çapı 12. 726 kilometredir. dünyada yaşayan insanların sayısı 2. 995. 000. 000 dur.



dünyanın oluşu: dünyanın oluşu ile ilgili pekçok teoriler vardır. bunların en önemlilerinden! biri olan kantlaplace teorisi ne göre, dünyanın güneşten kopmuş, oval ve kızgın ateş; durumunda bulunmakta olan bir parça olduğu sanılmaktadır. ilkin dünyanın, güneş ve öbür gezegenlerle birlikte bir kütle durumunda bulunmakta olan bir parça olduğu sanılmaktadır. ilkin dünya, güneş ve öbür gezegenlerle birlikte bir tüm kütle durumunda bulunuyordu. merkezi parlak olan bu kütlenin çevresi gaz ve buhar moleküllerinden yapılmıştı. bu büyük kütle, çok soğuk olan uzayda dönerken, sahip olduğu ısının bir kısmını çevresine dağıtarak soğumağa başlıyordu.



bu soğumanın tesiri ile, bu kütlenin bazı cisimleri yoğunlaşmağa başlamış, gaz tabakası da, merkez kısmına yaklaşmış ve hacmi küçülmüştür. böylece merkezin çevresinde bir halka meydana gelmiş, yoğunlaşma sebebiyle kütlenin dönme hareketinin hızı artmıştır. dönme hızı artan bu kütlenin dış yüzeyinin tüm kısımları aynı zamanda soğuyup yoğunlaşmamış, bazı kısımları gaz kitleler durumunda konarak çok uzaklara gitmiştir bu gaz kütleler, temel kütlenin çekim kuvvetinden kurtulamadıkları için bunun etrafında dönmeğe başlamışlardır. halkalar koptukça bu kütle (yani güneşin) nin hacmi küçülmesine başlamışlardır. halkalar koptukça bu azalmıştır. hızın azalması ile sonradan kopan halkalar, öncekiler kadar büyük olmadıkları gibi, çok uzaklara da gidememişlerdir.



ilk kopan ve kütlenin etrafında yer alan parça plüton olmuş, sırasıyla neptün, uranüs, satürn, jüpiter, merih (mars), dünya, venüs, merkür, birbirlerini takip etmişler. böylece dünya, gezici yıldızlar arasında, güneş kütlesinden kopup ayrılan yedinci dereceden bir gezegen olmuştur.



zamanla ,soğuma neticesi her gezegende çeşitli cisimlerin bir noktada toplanmalarıyla bir çekirdek meydana gelmiş ,bu çekirdek, çevredeki gaz halkanın yoğunlaşmasıyla büyümüş, böylece, gezegenler bazı noktalarda, yoğunluk sıralarına göre, güneş etrafında dizilerek, aynı yön ve dönme hızı ile hem eksenleri çevresinde, hem de bir elips olan yörüngeleri üstünde dolanmaya başlamışlardır. sonradan, bu gezegenler de, aynı mekanik olayların, etkisiyle bir ya da pekçok uydular (peyk) meydana getirmişlerdir.



dünya, güneşten ayrıldıktan sonra, yoğunlaşma bu nedenle kaybettiği ısı ile yavaş yavaş soğumağa başlamış, etrafındaki gazlar sıvılaşmış, üzerinde de gayet ince bir kabuk meydana gelmiştir. bu kabuk, atmosfer tabakasıyla merkezdeki ateş tabakasını birbirlerinden ayırmıştır.



bu kabuk, dünya çevresinin her tarafında aynı zamanda soğuyup katılaşmadığı için önce büyük levhalar durumunda katılaşan tek parçalar, ateş tabakasının yüzeyinde yüzmeğe başlamışlardır. zaman geçtikçe bu sebeple parçalar yan yana gelerek düzensiz bir mozaik meydana getirmişlerdir. bunlar arasında çeşitli büyük kütlelerden yapılmış ve ağırlıkları fazla olan parçalar, yüzeyleri düz ve üstünde deniz bulunduğu için ağırlıkları az olanlara nispetle ateş tabakasına daha çok gömülmüşlerdir. bu sonuca göre, yerkabuğunun kalınlığı her tarafta aynı olmamış, kalınlık, denizlerin altında daha az, karalarda daha çok olmuştur.



dünyanın soğuması devam ettikçe, kabuğun kalınlaşması fazlalaşmış, ateş durumunda olan merkez çekirdeğinin (barisfer) hacmi küçüldüğünden, kabuğun üstünde kıvrımlar meydana gelmiş, öbür taraftan çekirdeğin üstündeki ateş tabakası, içerden kabuğa yaptığı baskı sebebiyle, kabukta meydana getirdiği bazı çatlaklardan dışarı fırlamış, yüzeye çıkarak katılaşmıştır. aynı zamanda dünyayı saran atmosfer tabakası, kabuktan, yeter derecede ısı almadığından yoğunlaşmağa başlamış, bileşiminde bulunmakta olan oksijen ve hidrojen birleşerek, sıcak yağmurlar durumunda yeryüzüne yağmağa başlamıştır. kabuk üstüne düşen sıcak sular, rastladıkları eriyebilen maddeleri (clor, sodyum, baryum gibi) beraberinde sürükleyerek çukurları doldurmuş ve denizleri meydana getirmiştir.



ateş tabakası (pirosfer) ısısını kaybettikçe, karalar yükselmiş, denizler derinleşmiş; çukurlarda sular soğumağa başlayınca hayatın ilk belirtileri görülmüştür. bu bileşimdeki ağır maddelerin oranı derinlere inildikçe çoğalır. meselâ 2. 000 kilometre derinlikten bir örnek alıp da çözümleyebilsek demirin oranının çok arttığını görürüz. yer kabuğundaki ağır ve hafif kayaların durumu da, yeryüzünün şekillenmesine, dağlar ve denizlerin meydana gelmesine yol açmıştır.



dünyanın genel yapılışı: dünya, iç içe geçmiş merkezleri bir, küre biçiminde beş temel tabakadan yapılmıştır.



atmosfer tabakası, kalınlığı 160 milimetreye kadar varan gaz bir küredir hidrosfer tabakası, aynı zamanda su küresi adı ile de bilinir. yer yüzümün dörtte üçünü meydana getirir. fiziksel ve kimyasal etkinlikleriyle yerkabuğunun değişmesinde, önemli rol oynar. içerisinde canlılar yaşar.



litosfer tabakası, taş küre adını da alır. kalınlığı ortalama olarak 60 km., yoğunluğu 2,5r3 tür. pirosfer tabakası, ateş tabakasıdır, magma adı ile de bilinir. 1,200 km., kalınlığında 475 yoğunluğundadır. yanardağ lâvları buradan çıkar



barisfer tabakası, ağır küre adını alır. dünyanın çekirdeğini meydana getirir. yoğunluğu ıı dir. demir, nikel gibi ağır maddelerden yapılmıştır. pirosferin sıcaklığı ve üzerindeki tabakaların basınçları ile, bir teoriye göre, katı haldedir.



şekli: dünya, küreye yakın biçimdedir. ancak, ekvatordaki çapı 12. 756. 77s metre olmasına karşılık, kutuplar arasındaki çapı 21. 713. 834 metredir. böylece, küre görünüşünde olan dünya, kutuplarda basıklık gösterir. dünyanın, küreye yakın şeklinde olduğu xv. yüzyıldan sonra anlaşılmağa başlamıştır. bu yüzyılda avrupalı gemicilerin uzun gezilere çıkmaları ile dünyanın oval olduğu kanısına varılmış, sonradan yapılan bilimsel araştırmalarla, dünyanın küreye yakın şekilde bulunduğu anlaşılmıştır.



hareketleri: devamlı olarak hareket eden dünyanın iki çeşit hareketi vardır. bu hareketlerden birisi kendi ekseni çevresinde olur ve batıdan doğuya doğrudur. bu dönmesini 24 saatte tamamlar. dünyanın kendi ekseni çevresindeki bu dönmesi ile birlikte olan ikinci hareketi ,güneş etrafındadır. güneş çevresinde dünya, elips biçiminde çok geniş bir yörünge üstündeki hareketini de 365 1/4 günde, yani bir yılda tamamlar. dünyanın kendi ekseni çevresindeki ve güneş çevresindeki bu iki hareketi, iki önemli olaya sebep verir. kendi ekseni çevresinde dönmesi ile gece ve gündüz, güneşin çevresinde dönmesi ile mevsimler meydana gelir. dünyanın yüzeyi: dünyanın yüzölçümü 509. 200. 000 kilometrekaredir. bunun % 70 denizler 360. 600. 000 kilometrekare, % 39,u karalar ,148. 600. 000 kilometrekare dir. kuzey kutup etrafında karalarla çevrilmiş bir deniz, güney kutup etrafında denizlerle kuşatılmış bir kara parçası vardır. tüm karaların 2/3 ü kuzey yarımküresindedir. dünyada, ekvator dairesi ve kutup noktaları göz önüne alınmaksızın, karaların en fazla bulunduğu bölüme karalar yarımküresi, denizlerin en fazla bulunduğu bölüme denizler yarımküresi denir.



kuzey ve güney kutup noktalarından aynı mesafede bulunmakta olan ve dünyayı iki eşit parçaya bölen daireye ekvator adı verilir. dünyanın ekvatorun kuzeyinde kalan bölümüne kuzey yarım küre, güneyinde kalan bölümüne güney yarımküre denir.



karalar, yer yer büyük kütleler meydana getirmiştir ve büyük kara parçalan, kıta adı ile anılır. en büyük kıta asya'dır. avrupa, asya'nın bir yarım adası halindedir. afrika kıtası asya dan ve avrupa'dan akdeniz, kızıldeniz ve cebelitarık boğazı ile ayrılır. bu üç kıta, akdeniz milletlerince, eski çağlardan beri bilindiği için eski dünya diye anılırlar.



büyük okyanus'taki adalar avustralya ve büyük denizlerle eski dünyadan ayrılmış olan amerikalar, yeni dünya kıtaları olarak bilinir. güney kutuptaki kara parçasına da antarktika adı verilir.



denizler dünyanın büyük çukurluklarını dolduran ve birbirleriyle bağlantıları olan tuzlu su topluluklarıdır. tüm denizlerin yüzeyi aynı seviyededir. yeryüzünde okyanus adı verilen üç büyük deniz vardır. bunlar, büyük okyanus, atlas okyanusu ve hint okyanusudur.

Buyuk ayi

Büyük ayı

Yedi yıldızdan oluşan bir takım yıldız. kuzey yıldızının basitçe bulunmasını temin eder.



bu yıldızlar ve yakınlarındaki ikinci derecede yıldızlar arasında var sayılan bir çizgi ile ayıya benzeyen bir biçim meydana geldiği için, bu ad eski gözlemciler tarafından verilmiştir. bu takımyıldızın yakınlarında aynı şekle benzer daha ufak bir takım yıldıza dar küçük ayı denmektedir.

Burc

Burç

Zodyak üstünde bulunmakta olan on iki takım yıldızın ortak adı. burçlar, gök küresi üstünde kendi hizalarında bulunmakta olan on iki takım yıldızın adlarıyla anılırlar. bu adlar m. ö. bin yılına doğru konulmuştur. on iki burç, şunlardır: koç, boğa, ikizler, yengeç, aslan başak, terazi, akrep, yay, oğlak, kova, balık.

Ay

Ay

Yer yuvarlığının etrafında dönen ver yer'in uydu (peyk) su olan gezegen. yer den 5 defa ufak ve yer'e olan mesafesi ortalama olarak 384. 000 kilometredir. (yer'in çevresinde eliptik bir yörünge çevresinde hareket ettiğinden yer'e olan mesafesi hareketsiz değildir. en yakın bulunduğu vakit 363. 000 kilometre uzaklıktadır).



ay'ın kendisi bir ışık kaynağı değildir; sönük bir cisimdir. güneş ışığı ile aydınlanır. yer'den bakıldığı vakit görülen parlaklık güneş ışığının ay'ın yüzündeki yansımasından ileri gelir. ay'ı hissedilebilir derecede bir atmosferi yoktur. atmosferi olmadığı için de yer'de olduğu gibi mavi bir göğü bulunmaz. yaklaşık olarak 13. 5 gün süren ay gündüzünde ve aynı müddet olan gecesinde gök her zaman karanlıktır. atmosferin yokluğu aynı zamanda sürekli bir sessizliğin de ay'da hüküm sürmesine yol açmaktadır.



yer'e en yakın gök cismi olması nedeni ile sürekli araştırmaların konusu olan ay'a çok büyülten bir dürbünle bakıldığında ,volkan kraterlerine benzeyen yüksek yerlerle denizlere benzeyen sincabı renkte geniş ovalar, pekçok sıradağlar ve tepeler görülür. tüm bu görülebilen oluşumlara, yerdekilerine benzetilerek adlar verilmiştir.



engin bir sessizlik içerisinde ölmüş bir âlem hissini veren bu gezegen, yer'in uydusu olduğu için, yer çekimine bağlı olarak yer çevresinde ve yerle birlikte güneş çevresinde döner. yer çevresindeki dönüşünü 29,5 günde tamamlar. kamerî ay denilen vakit ölçüsü, ay'ın bu dönüşünden alınmıştır. bu dönüşler sırasında, yüzünde yansımaya uğrayan güneş ışığının az ya da çoğu yere olduğuna göre, ay, hilâl, yarım daire, tam daire gibi farklı parlaklık şekillerinde görülür. bunlara ay'ın safhaları (fazları) denir. ay hilâl ya da yarım daire biçiminde görüldüğü vakit aydın olmayan görünmeyen kısmı büsbütün karanlık değildir. bu kısım hafif ateşli, kül renginde görünür.



güneş, yer ve ay bir doğru üstünde bulunur, ve yer ortada olursa bir güneş tutulması olur.



gece ve göncüz arasındaki sıcaklık farkının 200 dereceye kadar büyük olduğu anlaşılan ay'ın yer üstünde olan tesirlerinin en mühimi gel-git olaylarını meydana getiren çekme etkisidir.



aya seyahat, bir uzay gemisi içerisinde yerden ayrılıp ay'a ya da diğer yıldızlara gitmek sorunu, insan zekâsını meşgul eden, fakat şimdiye kadar gerçekleştirilmieen hayallerden biri olmuştur.



ay'a ya da başka bir gök cismine seyahat için başlıca iki sorun vardır: 1 - bir cismin yer'den kurtularak ay'a ya da başka gök cisimlerine ulaşabilmesi için, ilkin yer'in çekiminde kurtulmayı gerektirecek hıza (kaçma hızı) sahip olması gerekmektedir. bu da saniyede 11. 180 metre (saatte 40. 248 kilometre) dir. böyle bir hızla yer'den uzaklaşan bir uzay gemisinde bulunmakta olan insanların bu büyük hız değişmelerine dayanabilmeleri koşulları.



temsilî olarak aydan dünyanın görünüşünün hesap edilmesinin de gerekeceği tabiidir.



2 yer çekiminden kurtulduktan sonra, gidilmek istenen gök cismine parçalanmadan inmenin ve yer'e tekrar dönmenin koşullarının ve imkânlarının tespit edilmesi gerekmektedir.



imkânsız gibi görülen ve şimdiye kadar da hayal olmaktan öte gidemeyen ay'a ve öbür gök cisimlerine gitmek fikri, ikinci dünya savasından beridir hayal olmaktan çıkmış durumdadır. amerika bitişik devletlerinde ve sovyet rusya'da son yıllarda yapılan araştırmalar ve deneyler, ay'a ve öbür gök cisimlerine gidebilmek fikrini, her gün bir miktar aha gerçekleştirmeğe doğru gitmektedirler. bu iki devletini yer çekiminin etkimden kurtulan hızı elde ederek sun'i uydular yapmayı başarmaları ve çeşitli tecrübelerle böyle bir seyahat için lazım pek çok bilgiyi ve teknik imkânı elde etmeleri ay'a ya da öbür gök cisimlerine yakın bir gelecekte gidebilmenin olası olabileceğini göstermiştir.



bu araştırma ve deneylerin neticesi olarak, bir taraftan amerikan bitişik devletleri, bir taraftan da sovyetler birliği tarafından, ilkin yer çekiminden kurtulan sun'î uydular meydana getirilmiş, bunlar, yer'in yörüngesi çevresinde dönebilir duruma gelmiştir. yer çikiminden tamamen kurtulabilecek büyük bir hıza sahip olan bu sun'î uydular yardımı ile yapılan sürekli çalışmalar neticesi ay'a, şimdiye kadar bilinen tüm hızlardan da üstün olan bir hızla ilk defa bir füze, sovyetler birliği tarafından fırlatılmış ,böylece yer yüzü tarihinde ilk defa, yabancı bir gök cismine, yerden bir cisim gönderilme başarısına ulaşılmıştır.



ay tutulması



yer'in güneş ile ay arasına gelmesi ile ay'ın güneş ışığını alamayarak yerin gölgesi içerisine girmesi hali, aynı yörünge düzlemi için, bu olay ayın yer'i her dolanışında olmaz. ay, tamamen tam gölge içerisine girerse bir tam ay tutulması, bir parçası gölgeye girerse kısmî ay tutulması olur.

Akan yildiz

Akan yıldız

Bulutsuz bir gecede zaman zaman bir yıldızın yerinden koparak kısa bir vakit sonra kaybolur gibi sönmesi olayı.



bu olay gerçekte yıldız kayması olayı değildir. belirli yörüngeler üstünde hareket eden ve meteor denilen gök taşlarının yer yüzü atmosferine girmesi ile meydana gelir. yeryüzü güneş çevresinde dönerken böyle bir meteorun veya meteor sürüsünün yörüngesinden geçer ve bunların yer çekiminin tesiri altında kalmalarına, bu nedenle atmosfere girerek yer yüzüne düşmelerine neden olur. atmosfer içerisinde sürtünme yüzünden sıcaklıkları yaklaşık olarak 2000 dereceye kadar yükseldiğinden kısmen ya da tamamen gaz durumunda yanmaya başlarlar ve gecenin karanlığı içerisinde akan bir yıldız gibi görünürler.



akanyıldızların oluşumları ile ilgili, bugün için kesin bir bilgi yoktur. akanyıldızları, bazı bilginler, kuyruklu yıldızların bir kalıntısı olarak kabul etmektedirler.