?

Coğrafya sözlüğü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Coğrafya sözlüğü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Yer cekimi

Yer çekimi

Yerin, cisimleri kendine doğru çekme gücüne verilen ad. bu güç neticesi olarak yeryüzünde bulunmakta olan canlı cansız her varlığın bir ağırlığı meydana gelmekte ve cisimler ,yerin merkezini hedef alan bir yönde durabilme imkânını sağlamaktadırlar.

Volkan

Volkan

Pirosfer tabakası ile litosfer arasındaki bağlılığı sağlayan ve magmadan çıkan maddelerin yeryüzüne yayılmasına aracılık eden litosferdeki doğal çatlaklara verilen ad. bir volkanda üç bölüm görülür: 1 - baca, 2 - krater, 3 - koni.



baca: magmadan yükselen lâv ve benzeri elemanların, litosfer yüzeyine çıkmasına aracı olan bir ya da bir kaç kollu kanallardır.



krater: bacanın, litosfer yüzeyiyle birleştiği noktada meydana gelmiş olan ağızdır.



koni: yükseklikleri, bazı hallerde 3. 000 metreyi bulan, kraterden çıkan taş gibi maddelerin koni şeklinde birikmesinden meydana gelmiş tepelerdir.



volkanların püskürmeğe bağlıyacakları, çoklukla önceleri belli olmaz. yalnız, püskürmelerden önce, yer içerisinden korkunç gürültüler gelmeğe başlar, depremler olur, kaynak suları azalır, sıcaklıkları normal olan kaynak sularının sıcaklıklarında artma görülür. bu olaylardan sonra yer kabuğu çatlar, bu çatlamalar, korkunç gürültüler içerisinde meydana gelir. çatlamalarda taş ve benzeri maddeler, çok uzaklara fırlarlar. oluşan yarıktan gaz ve buharlar yükselir. bu olaylardan sonra kraterden lâvlar çıkmağa başlar. bu lâvların sürekli akması ile volkan çevresi lâvlarla kaplanmış olur. bu lâvlara rastlayan canlı, cansız her şey, bir anda lâvlarla kaplanarak yok olur. yeryüzünde, püskürmelere aralıklı da olsa devam eden sönmemiş volkanlar olduğu gibi, artık püskürmelerine devam etmeyen, sönmüş olan volkanlar da vardır. tarihsel zamanlardan beri zaman zaman püsküren volkanlar arasında stromboli ve vezüv volkanları sayılabilir.

Toprak

Toprak

Dünyanın kabuğunu meydana getiren litosfere, genel olarak verilen ad. toprak, ateş küre ile hidrosfer ve atmosfer kürelerinin arasında bulunur. içerisinde madenler, taşlar ve daha başka tortular vardır. ateş kürenin zaman geçtikçe soğumasından meydana gelmiştir. bu soğuma sırasında bazı madeniler daha derinlerde kalmış, bazı madenler, tabakalar durumunda yanardağ külleri ve lavları olarak toprağın yüzüne çıkmıştır. toprağı meydana getiren madenlerin taşların, tortuların ve çeşitli kültelerin zaman geçtikçe birbirine karışması, aşınma olayının meydana gelmesi, bugün, genel olarak toprak diye adlandırdığımız tabakanın meydana gelmesini sağlamıştır.

Petrol

Petrol

Doğal yakacaklardan bir akaryakıt. yeryuvarlağı içinin çeşitli ve belirli noktalarındaki birikintilerden ham petrol olarak elde edilir. ham petrol, çoklukla kıvrıntılı bir tabaka içerisinde bulunmakta olan, kumlu ve çakıllı boşluklarda bulunur. bu boşluğun altında tuzlu su, orta kısanında basınçlı gaz vardır. bu bölgeden petrol çıkarmak için demir borular aracıyla sondaj yapıldığı vakit, demir boru hangi derinliğe kadar dalarsa, o kattaki gaz, ham petrol ya da tuzlu su fışkırır. petrol kaynaklarının derinliği bir kaç metreden, bir kaç kilometreye kadar değişebilir. petrolün oluşumu, ile ilgili jeologlarca kabul edilen son görüşler petrolün çökelek biçimindeki organik cisimlerden meydana gelmiş olduğu merkezindedir. alg'ler gibi bazı yosunlar, su birikintilerinde hızla çoğaldıktan sonra, mayalanma ile ayrışırlar, öbür çökeleklerle birlikte dibe çökerler, böylece petrol meydana gelir. buna, öbür organik ayrışma ürünleri de eklenir.



sondaj sırasında petrol, kuyudaki gaz baskısı nedeni ile fışkırarak yeryüzüne çıkar. kuyudaki gaz baskısı azalınca, fışkırma durur. bundan sonra petrol özel tulumbalarla çıkarılır. çıkarılan bu ham petrol (naft), ilkin su ve kumundan ayrılması için aktarma havuzlara gönderilir. buradan da demir borular, sarnıçlı vagonlar ya da sarnıçlı vapurlarla en yakında bulunmakta olan temizleme ve dağıtma fabrikalarına gönderilir. ham petrol, ayrımsal damıtma suretiyle temizlenir. ham petrol, 45° nin altında ısıtılırsa, yanıcı gazlar çıkar. bunlar, özel ocaklarda yakıt olarak kullanılır. zaman zaman, bu gaz kısmından çıkan etan, havagazı yerine aydınlatma gazı olarak kullanılır.



petrolün ayrımsal damıtması( ayrımsal damıtma, karışık sıvıların, farklı derecelerde damıtılmak suretiyle, birbirlerinden ayrılmasıdır) ndan elde edilen ürünler şunlardır:



1 - 45° -70° arasında petrol eteri damıtılır. bu, 0,65 yoğunluğunda ve çabuk ateş alan bir sıvıdır. yağları eritme işinde eritken olarak kollanılır.



2 - 70° - 150° arasında, çeşitli benzinler damıtılır. benzinlerin yoğunluğu 0,72 dir ve patlarlı motorlarda kullanıldığı gibi eritken olarak da kullanılır.



3 - 150° - 300° arasında lâmba-petrolü (gazyağı) damıtılır. yoğunluğu» 0,78 dir. gazyağı lâmbalarında, gaz ocaklarında, lokomobillerde kullanılır.



4 - 300° - 400° arasında yoğunluğu 0,83 - 0,92 olan ağır yağlar damıtılır. bunlar, dizel motörlerinde kullanılır. en yoğun olanlar makine yağlamakta kullanılır. son kalan artıkları, petrol zifti dir.



ağır yağlar, sıfır derecede soğutulursa 60° de ergiyen bölüme ayrılır. buna parafin adı verilir. hayvan kömürü ile temizlendikten sonra beyaz kati bir madde olan parafin, mum yapımında, elektrikte izola olarak, baz ve asit şişelerinin etiketlerini korumakta kullanılır. ham petrolün damıtılmasından sonra kalan kısmı sıvı durumunda ayrılırsa mazot adını alır. mazot da dizel motörlerinde ve ısıtma ocaklarında kullanılır. aynı zamanda bu kısımdan vazelin ve vazelin yağı elde edilir. bu madde, eczanelerde ilâç yapmak, bazı cisimleri yağlamak için kullanılır. petrol, dünyanın pekçok memleketlerinde çıkarılmaktadır. petrol çıkarılmasında, kuzey amerika dünyada birinci gelmektedir, (yıllık ortalama 280 milyon ton). bundan sonra güney amerika (yıllık ortalama 80 milyon ton), avrupa'da bilhassa rusya ve rumanya (36 milyon ton), ortadoğu (yılda ortalama 41 milyon ton) dünyada en fazla petrol çıkaran bölgelerdir.



türkiye'de petrol: türkiye'de petrol aramalarına ilk defa 1927 yılında başlanarak bir petrol ve altın arama dairesi kuruldu. bu daire sonraları geliştirilerek maden tetkik ve arama enstitüsü durumuna getirildi. bu petrol buluncaya kadar 50. 000. 000 lira sarf edilmişti. raman'a daha sonra garzan eklendi batman'da bir rafineri tesis edildi.



bu çalışmaları takiben 7 mart 1964 te yürürlüğe giren petrol kanunu ile yabancı şirketlere memleketimizde petrol arama müsaadesi verildi. bu şirketler sanayi vekâletine bağlı petrol dairesi reisliğimden hususî müsaade alarak faaliyete geçebilirler:



petrol arama ruhsatnameleri 50. 001 hektardan fazla olamaz. bundan başka bir şirkete aynı bölgede 8 den fazla ruhsatname verilemez. arama sahası senelik bir kira bedeline tâbidir.



arama devresinden sonra petrol dairesi nden bir de işletme ruhsatnamesi alınmaktadır ki, bunun için ödenecek olan kira daha yüksektir. bundan başka istihsal olunan petrolün sekizde bir devlet hissesi dir. ancak aramalar için şirketin sarf ettiği para çıkıp şirket kâra geçince bu kârın yüzde ellisi devlete ilişkin olur.



30 haziran 1960 gününe kadar petrol aramaları için memleketimize ithal edilen sermaye yekûnu 423 milyon liradır. halen türkiye'de 17 şirketin 250 arama ruhsatnamesi vardır ki bunlar marmara, antalya, bölgelerinde olmak üzere türkiye nin yüzde on dördü üstünde arama yapmaktadırlar. türkiye'nin petrol tüketimi 1. 250. 000 ton civarındadır. raman, garzan ve kâhta'daki 40 küsur kuyu bu miktarın ortalama dörtte birini istihsal edebilmektedir. 1962 istihsalimiz ramandan 180. 411, garzan'dan 192. 478 ve kâhta'dan 10,217 olmak üzere 383. 106 ton dur. şimdi bunlara türkiye'nin malî geleceği için çok şeyler vadeden bolkarda katılmış bulunuyor.

Jeolojik zaman

Jeolojik zaman

Yer'in oluşundan bu güne kadar geçirdiği biçim, ısı, bitki örtüsü, v. b. değişikliler. jeoloji bilimi yönünden incelendiğinde, ilkel vakit, birinci vakit, ikinci vakit, üçüncü vakit ve dördüncü vakit olmak üzere beş büyük bölüme ayrıldığı görülür.



bu çeşitli zamanların her biri de devirlere, devirler tabakalara, tabakalar da daha ufak kısımlara ayrılır.



ilkel vakit (antekambrien), hayatsız olan zamandır. arkeen ve prekambrien olmak üzere iki devre ayrılır. arkeen devre ilişkin incelemelerde, hiç bir canlı izine rastlanmamıştır (bitki ya da hayvan). prekambrien devrine ilişkin izlerde ise bugünkü kırkayaklara benzer cinste hayvanların yaşadığı anlaşılmaktadır.



birinci vakit (paleozoik) eski hayvanlar zamanıdır. bu zamanda, biçim bakımından çok az gelişmiş her gruptan canlıya rastlanmaktadır. fakat bu zamanda memeliler, kuşlar, kapalı tohumlu bitkiler yoktur. bu vaktin bitkilerinin çoğunu, çiçeksiz fakat kökü olan bitkiler, atkuyrukları, kibrit otlan, açık ve kapalı tohumlu çiçekli bitkiler meydana getirmektedir. tüm bu bitkilerin yükseklikleri de 10-40 metreyi bulmaktadır. bu vaktin hayvanlarının büyük bir bölümünü de deniz hayvanları meydana getirmektedir. bunla da en ilkel hayvanlardır. bir miktar gelişmiş hayvanlar arasında bu zamanda karşılaşılan hayvanlardan çeşitli balıklar, kurbağalar, bazı sürüngenler dikkati çekmektedir. birinci vakit, kambrien, silürien, devonien, karbonifer, perm devirlerine ayrılmaktadır.



ikinci vakit (mozozoik) orta hayvanlar zamanıdır. birinci zamana oranla daha sakin ve durgun bir zamandır. atmosfer az yoğun ve az sıcaktır. üç devreye ayrılır: trias devri, tura devri, tebeşir devri. bu zamanda bulunmakta olan bitkiler arasında, bugün bile varolan çamlar ve sedir ağaçları, bu zamanda meydana gelmiştir. bu arada çınar, kavak, incir, meşe, bambp, palmiye gibi bitkiler de bu zamanda oluşmuştur. bu vaktin hayvanları da dikkati çekecek özelliktedir. bu zamanda ilkel hayvanların gelişmiş çeşitlerinin yanısıra kelebeğin, istakoz, yengeç gibi yüksek kabukluların meydana geldiği kemikli balıkların belirdiği görülür. fakat, bu vaktin asıl karakteristik hayvanları, jura devrinde gelişen ve karada yaşayan sürüngenlerdir. bunlardan bazıları ufak boylu oldukları halde, diğer bir kısmının boyları 30-60 metreyi bulur. bazıları ot yiyicidir. çoğunun üzerleri iki kat zırhla örtülmüştür. genel bir biçimde bunlar pek büyük hayvanlar. dır. bu sürüngenler arasında suda yüzen ve uçanlarına da (kuşların bu devir de oluştukları sanılır) rastlanır.



üçüncü vakit (meozoik) yeni hayvanlar zamanıdır. bu vakit dehşetli volkan püskürmelerinin, tektonik olayların meydana geldiği aktif bir zamandır. bu olaylar neticesi, yeryüzünde, üçüncü vakit oluşumları (alpler) pireneler,apeninler, karpatlar and dağlan himalayalar meydana gelmiştir. ülkemizin en yüksek volkanik dağları (erciyas, ararlar süphan dağları toroslar) bu zamanda olmuştur. üçüncü vakit, kendisinde bulunmakta olan ve bugün de halâ yaşayan pekçok canlı çeşitlerin karakterize edilmesiyle dört devre ayrılır: eosen (bu devirde nümmelitler boldur), oligosen (bol miktarda yumuşak, çaların bulunduğu ve geliştiği devirdir), miyosen (fillerin, geviş getirenlerin ve atların geliştiği devirdir), pliyosen (bu devrin yumuşakça ve memelileri, tamamıyla bugünkü şekillerine benzer).



dördüncü vakit (antropozoik) insan zamanıdır. bu zamanda yerel alçalmalarla yerel püskürmelere, nehirlerin deniz kenarlarına getirdikleri bazı alüvyonlara rastlanır. bu vaktin önemli olaylarından birisi buzulların genişlemesi, öbürü de insanın meydana gelişidir. bu yüzden bu zamana ilkel ya da medenî insan vakti da denir. dördüncü vakit pleistosen. holosen adlan altında iki devreye ayrılır. bu vaktin hayvanları, zamanımızın hayvanların aynıdır. ancak, vakit başlangıcında var olan hayvanlardan bazıları, bugün yok olmuşlardır. (filden daha büyük olan mamut gibi). diğer bir kısım hayvanlar da ısı değişimlerine göre, daha soğuk ya da daha sıcak bölgelere göç etmişlerdir. ilk insan da pliosen devri sonlarında meydana gelmiştir.

Jelatin

Jelatin

Et ve kemikleri kaynatarak elde edilen sıvıyı soğuttuktan sonra oluşan bir cins toprak. meyve dondurması görünüşünden bir maddedir. zamk, tutkal gibi yapıştırıcı maddelerin yapılmasında kullanılır.

Harita

Harita

Yeryüzünün ya da bir parçanın belli bir orana göre küçültülerek düzlem üstüne çizilen taslağı.



yeryüzünün ya da bir parçanın, düzlem üstüne taslak durumunda çizilebilmesi için, belli miktarlarda küçültülmesi lazımdır. bu küçültme oranı, haritanın ölçek idir. ölçek, haritanın, esasından kaç defa küçültülerek yapıldığını gösterir. ölçeği 1/5. 000 den büyük olan haritalar, çok ufak bir bölümün taslağını gösterebildikleri için, bunlar, harita değil, plân adı ile anılırlar. ölçekleri 1/5. 000 - 1/25 000 olan haritalar da yine nispeten dar bölgelerin, bir haritaya girmesi olası olan tüm ayrıntılarını gösterirler. bunlar,topoğrafik haritalardır. çoklukla askerlik iğlerinde kullanırlar. her yerde ve herkes tarafından kullanılan genel haritalar yada coğrafya haritaları, ölçekleri 1/25. 000 den ufak olan haritalardır. ölçekleri 1/10. 000 den büyük olan haritalarda, yeryüzündeki şeylerin bir çoklarını, küçültülmüş boyutlarla ve asıl şekilleriyle göstermek mümkündür.. fakat, daha ufak ölçekler kullanıldığı vakit, bir çok şeyler (demiryolları, yollar) o ölçeğe göre inceltilmiş olarak gösterilemez. bunlar için haritalarda özel çizgi ve işaretler kullanılır, bu özel işaretlerin kullanıldığı genel ya da coğrafya haritaları, yeryüzünün tamamının ya da bir bölümünün doğal, siyasal, ekonomik durumları gösterdiği gibi topluluklar], yağış durumu v. s. gösterebilir.



haritaların üst kenarında ya da bir bölümünde, yeryüzünün hangi bölümünün ve o bölümün hangi durumunun gösterilmekte olduğu yazılıdır. buna haritanın başlığı denir. bir harita yağmurlar, sıcaklık ya da baskının yeryüzünde dağılışı, rüzgârlar, bitki ve hayvan toplulukları, devlet ve il sınırları, dağ, nehir ve göller gösterilir. bunlara göre haritanın başlığında, o bölümün doğal, iklim, siyasal, yağış izoterm, izobar halitası olduğu kaydedilir.



aynı zamanda haritalarda, ölçeğin yanısıra, bir santimetrelik uzunluğun, haritanın ölçeğine göre esasında kaç kilometreye karşılık olduğu da gösterilir. böylece, harita üstündeki iki noktanın, pergelle mesafeleri ölçüldükten sonra bulunmakta olan uzaklıkların, gerçekte kaç kilometreye karşılık olduğu hesap edilebilir.



doğal haritalarda, belirli yükseklikler kaçar metre yüksekliğe karşılık olduğu da kaydedilir. böylece renklerden, bir yerin, denizden yüksekliğini basitçe anlamak olası olur.

Granit

Granit

Bir kaya çeşidi. bileşiminde feldsbat, mika ve kuvars bulunur. açık renkli olan granitin billurları, gözle görülecek iriliktedir. volkanik bir kaya olan granit çok yıllar önce yeraltında bulunurken, yanardağ patlamaları ile yeryüzüne çıkmış ve bugün, yeryüzünün pek çok yerlerinde bulunmakta olan granit damarlarını meydana getirmiştir.



granit, yapı işlerinde, bilhassa taş binalar ve anıtlar yapımında kullanılır.

Gel git

Gel git

Ayın ve güneşin çekim tesiri neticesi deniz sularının yükselip alçalması olayı. ay dünyaya, güneşten çok yakın olduğu için, ayın çekim gücü, güneşten 22 defa fazladır. yeryüzünün aya dönük yüzünde, sularda bir kabarma olur (gel olayı). yeryüzünün görmeyen yüzünde ise, dünyanın dönme hareketinden doğan; santrifüj olayı meydana gelir. bu olay neticesi (gel olayı) meydana gelir. bu iki olaya karşılık dünyanın iki yanlarında ise (git olayı) meydana gelir. ay ve güneş aynı yönde bulunduklarında, her ikisinin de çekme gücü birleşeceğinden, gelgit olayı daha da güçlü olur. eskiden bu olaya meddücezir denirdi.

Dikit

Dikit

Yeraltındaki mağaralarda bulunmakta olan jeolojik oluşumlar. nemli olan mağara tavanlarından damlayan kireçli suların buhar olması neticesi, mağaraların tabanında zaman geçtikçe uzun kalker sütunları meydana gelir. aşağıdan yukarıya doğru uzanan bu sütunlar, yer altı mağaralarındaki dikit oluşumlardır.



mağaraların tavanında meydana gelerek avize durumunda aşağı sarkan oluşumlar da vardır. bunlara da sarkıt adı verilir. bu iki oluşum, birlikte olduğu için, jeolojide, sarkıt-dikit biçiminde ifade edilir.

Deprem

Deprem

Yer kabuğunun, zaman zaman olabildiğince geniş bir alandaki birkaç saniyelik sarsıntılarına verilen ad. yerkabuğundaki bu sarsıntılar, insan tarafından duyulmayan, yalnız sismograflar tarafından kaydedilebilen hafif şekiller de (mikrosizm) olabileceği gibi insanlar tarafından duyulabilecek biçimlerde (makrosizm) olabilir.



depremler, litosferin derinliklerinde meydana gelir. depremin meydana geldiği bu noktaya (iç merkez) adı verilir. bu merkezden başlayarak depremler, titreşimlerle her tarafa yayılır. bu yayılma, dalgalar durumunda ve birbirlerinin peşi sıradır. bu titreşim dalgaları, geç tikleri yerlerde çeşitli derecelerde yıkın, ti yapanlar. en büyük yıkıntı ise, iç merkezin, litosferin yüzeyine en yakın yeri olan dış merkez dedir (dış merkez, iç merkezden litosferin yüzeyine dikilen doğrunun litosferde değdiği noktadır.) çoklukla iç merkezde dış merkezin arası 30 kilometre kadardır.



iç merkezden uzaklaştıkça depremin yaptığı yıkıntı azalır.



iç merkezden çeşitli doğrultulara yayılan depremler ,a) düşey, b) yatay, c) dalgalı olmak üzere üçe ayrılır. bunlardan en tehlikeli düşey depremler olup. titreşim dalgaları, iç merkezden dış merkeze doğru yayılır. litosferin yüzeyinde yarıklar meydana gelir, binalar ve ağaçlar toprağa saplanır.



deprem, ilk başladığı anlarda, titreşimleri hafif geçen ve duyulmayan bir özellik gösterir. bu başlangıçta sismograf, enine ve boyuna olmak üzere iki çeşit titreşim kaydedici. deprem hızı, saniyede 1. 0000 metre kadardır (ilk faz). gittikçe şiddetini artıran titreşimler, depremin en şiddetli anını meydana getirir. depremin saniyedeki hızı 5. 000 metreye kadar çıkar. bu vakit, depremin büyük felâketlerinin meydana geldiği zamandır (esas faz). gittikçe titreşimleri azalan deprem sona erer (son faz). depremlerin yayılış alanları:



depremler, yüksek dağlarla derin denizlerin birleştikleri çok girintili çıkıntılı bölgelerde çok görülür. bu bölgeler deprem bölgeleri ni meydana getirir. yeryüzünde, deprem bölgeleri içerisine giren lalanlar. japonya ve akdeniz havzasıdır. memleketimiz akdeniz deprem bölgesi ile, bu bakımdan, ilgilidir.



depremlerin oluşu, çeşitli teorilerle açıklanmak istenmiştir. bu teorilerin başlıcaları şunlardır:



1 - depremleri, yeraltı sularının kimyasal etkinliklerine bağlıyan teori: bu teoriye göre yeraltı suları, kalker, tuz, jips gibi kütlelere rastladıklarından bunları kimyasal ayrışıma tâbi tutarlar. böylece, yer kabuğunun içerisinde oluşan büyük boşluklar, büyük çöküntülerin belirmesini temin eder. bu çöküntü ve hareketler, depremleri meydana getirir.



2 - depremleri tektonik bir olayla ilgili gören teori: bu teoriyoye göre yer altında, ayrı zamanlara ilişkin tabakalarında kayarak yan yana gelmesine yol açan geniş yer çatlakları (fay) bulunur. bunların dengelerinin bozulmaları ve yerlerini değiştirmeleri ile yer altında büyük kaymalar belirir. bu kaymaların neden olduğu hareketler depremlerin meydana gelmesi neticesini doğurur.



3 - pirosferden çıkan fazlar, volkan bacası gibi bir yol bulamayınca, yer kabuğunun içerisinde birikir ve toplanır bunların zaman geçtikçe bulundukları alanlara yaptıkları basınçlar, zaman zaman şiddetli depremlerin meydana gelmesi neticesini doğurur.

Bazalt

Bazalt

Volkanik kaya kütlelerinden biri. siyah renkte ve kesif yığınlar halindedir. tabiatta kütle, damar ve akıntı durumunda bulunur. başlıca özelliklerinden birisi, altıgen prizmalar şeklinde, büyük sütunlar meydana getirmesidir. bu sütunlar, magma akıntılarının soğuyup büzülmesinden ileri gelmiştir. sert ve dayanıklı bir taş olduğundan kaldırım, yapı taş, köprü malzemesi olarak kullanılır. yeryüzünde çok bol olan bazalt, bazı memleketlerde, binlerce kilometrekarelik yerleri örter. kuzey ingiltere, irlanda, almanya ve amerika'da büyük



bazalt yığınları vardır. hindistan'da dekkan bölgesindeki bazalt yığınları 300. 000 kilometrekarelik geniş bir bölgeyi kaplar.

Atmosfer

Atmosfer

Yeryuvarlağı çevreleyen gaz tabakası. çeşitli gazların karışımından meydana gelmiştir. 30 kilometre yüksekliğe kadar yapılan ölçülere göre atmosferde % 78. 03 oranında azot, % 20. 99 oranında oksijen bulunmaktadır.



bu iki gazdan başka % 0,9 argon, % 0. 03 karbondioksit, % 0. 01 hidrojen, % 0,002 neon, % 0,0005 helyum, % 0,0001 kripton, % 0. 0001 ozon, % 0. 00001 ksenon bulunmaktadır.



atmosfer başlıca üç bölüme ayrılır:



1 - troposfer, içerisinde meteorolojik olayların meydana geldiği nemli tabakadır. yüksekliği, kutuplarda 10 kilometre, ekvatorda 17 kilometredir. sıcaklık, yükseldikçe hızla azalır ve belli bir derecede en düşük değerini alır. orta enlemdeki yerler için troposfer içerisinde yukarı doğru sıcaklık azalması yaklaşık olarak her kilometre için 6 derecedir.



2 - stratosfer, troposfer tabakasının üzerinde bulunmaktadır ve nemsizdir. troposfer ve stratosfer limitinde sıcaklık en düşük miktarda bulunur. bugünkü bilgilerimize göre stratosferde bir sıcaklık yükselimi görülmektedir.



3 - iyonosfer, güneşin ultraviyole ışınımının ve kozmik ışınının etkisiyle oluşan iyonlanmış tabakalardır. bunlardan biri 110 - 120 kilometre arasındaki e, (kâşiflerinin adı ile kenelly-heaviside) tabakası, ötekisi 120-160 kilo metre arasındaki f (kâşifinin adı ile appleton) tabakasıdır. son bir iki yıl içerisinde yapılan roket ve sun'î peyk araştırmalarının neticeleri açıklanmadığı için, eskiden yapılan teorik incelemelere göre bu tabakalardaki sıcaklık olabildiğince yüksek bulunmaktadır.



her cisim gibi atmosfer de içerisindeki maddelerin ağırlığı yüzünden aşağıya doğru bir baskı yapar. atmosferin yeryüzünde bir santimetrekare üstüne yaptığı baskı 1. 033 kilogramdır. hava baskısı yükseklik ile küçülür, atmosferin yoğunluğu da yükseldikçe azalır.



atmosfer, yer'in ısı idaresinde önemli bir rol oynar. güneş'in yer'e gönderdiği enerji, atmosferde absorbsiyon ve dîfüz yansımağa uğrayarak yeryüzüne ulaşır. insan hayatı için lazım ısıyı veren, rüzgârların ve suların hareketlerini, bulutların meydana gelmesini, bitkiler alemindeki özümlemeyi sağlayan yeryüzündeki tüm enerjilerin kaynağı; atmosferin üzerine düşen bu enerjidir.



uzayla ilgili olan son araştırmaların, atmosferin yapısına ilişkin deneysel temellere dayanan emin bilgiler sağlayacağı muhakkaktır.

Asinma

Aşınma

Türlü kuvvetlerin etkileriyle yeryüzünde oluşan yıpranmalara verilen ad. bu yıpranmalar neticesi yeryüzünün kabarık yerleri gittikçe alçalır, yassılaşır. yeryüzü aşınmaları şu çeşitli tesirler neticesi meydana gelir.



1) deniz ve göl kıyılarında dağları yaptığı aşınmalar, 2) kar ve buzların erimesinden ve yağmurlardan meydan gelen çeşitli sellerin yaptığı aşınmalar, 3 yerçekiminin ve daha başka faktörleri sebebiyle oluşan kayma ve göçmelerin yaptığı aşınmalar. 4) kurak ve çıplak bölgelerde geniş ölçüde rüzgâr süpürmesinin meydana getirdiği aşınmalar ve doldurmalar, 5) buzların ve buzulların neden olduğu çeşitli aşınmalar 7) akarsuların yataklarında meydan getirdiği aşınmalar, 8) havanın sıcaklı ve soğukluğunun neden olduğu aşınmalar.

Artezyen

Artezyen

Basınçlı yeraltı sularının bulundukları yerlerde, toprağı burgu ile delerek açılan ve suyu yükseğe fışkıran kaynak.



basınçlı yeraltı suları, genel olarak su geçirmez (kil gibi) tabakalarla su geçiren (kum gibi) tabakaların birbirini takip eder bir taktirde sıralanmaları ve tekne ya da çanak biçiminde olmaları ile meydana gelir. yağmur ve kar suları bu boşluklarda toplanır. yeraltında çoğalan sular, üstünde su geçirmeyen bir tabaka olması yüzünden yükselemez ve belirli bir baskı altında kalır. su geçirmeyen tabaka, beslenme bölgesinden daha aşağıda bir noktadan sondaj burgusu ile delinir ve bileşik kaplar kaidesine göre az çok güçlü bir baskı ile çoğu zaman fışkırarak yükselen bir su kaynağı elde edilir.

Antrasit

Antrasit

Güçlükle tutuşan, koku ve duman çıkarmadan yanan bir çeşit taş kömürü. katılık ve yoğunluğu diğer kömürlerden çoktur. parmak üzerinde leke bırakmaz.



kısa mavi renkli bir alevle yanar. kalori 9. 000 - 9. 500 olduğu için çok defa lokomotiflerde kullanılır.



memleketimizde kastamonu ilinde bulunmakta olan antrasit kömürleşme derecesi en yüksek, jeoloji bakımından en eski olan kömürdür.

Aluvyon

Alüvyon

Akarsular tarafından taşınan, içerisinde kil, kum, çakıl gibi ufalanmış parçalar bulunmakta olan çamurlu tortuya verilen ad. alüvyonlar, geniş alanlara yayılmak suretiyle çok verimli topraklar meydan getirirler, bilhassa eskiden meydana gelmiş alüvyonların kapladığı alanlar, verim oranı daha çok olan alanları meydana getirirler.

Akissiz bolge

Akışsız bölge

Akarsuyu olmayan ya da sınırları içerisinde doğan akarsuların denize ulaşamadan kayboldukları bölgeler. bu bölgelerde yağışların bıraktığı sular, buharlaşmaya ve toprak altına sızmaya yetmiyor demektir. bunun neticesi olarak bölgelerden geçerken denize ulaşmadan kaybolur, ya da bir bataklıkta bir iç gölde sona erer.



akışsız bölgeler daha çok kıtaların iç bölümlerinde ve kurak iklim kuşaklarında bulunurlar.

Akisli bolge

Akışlı bölge

Bir bölgenin sınırları içerisinde doğan çeşitli akarsular denizlere ulaşabiliyorsa o bölgeye akışlı bölge denir. bu bölgelerde, yağışların bıraktığı su buharlaşma ile ve yer altına sızma ile kaybolan sulardan daima çoktur. böylece kaynağından çıkan akar sular yer altına sızmakla ya da buharlaşma ile sularının tümünü kaybetmeden denize dökülür. akışlı bölgeler daha çok deniz kıyılan çevrelerinde bulunur.

Akinti

Akıntı

Okyanus sularının yer değiştirme hareketine verilen ad. bazı okyanuslarda akıntılar o kadar belirli bir yol takip ederler ki, akıntılar kendilerini çevrele yen sulardan kolaylıkla ayırt edilebilinir. akıntılar sıcaklıklarına göre sıcak akıntılar, soğuk akıntılar olarak ikiye ayrılırlar. derinliklerine göre de yüzey akıntılar ve derin su akıntıları adlarını alırlar.



genel olarak akıntılar ekvator bölgesinde ısınan suların güney ya da kuzey kutbuna doğru hareketlerinden doğar. kutuplara gelen sular burada soğuyarak dibe doğru iner bu defa derin su akıntısı olarak ekvator'a akmağa başlar. ekvatorda ısınarak buharlaşan ve harekete geçen sıcak suyun yerini almak üzere tekrar yüzeye çıkar.



dünyanın kendi ekseni çevresindeki dönüşü olmasaydı akıntılar doğruca kuzey ya da güney kutuplarına yükselirdi. fakat ekvatorda saatte 1. 600 kilometreyi geçen dönüş hızı akıntıları etkileyerek yön değiştirmelerine neden olur. bundan başka hava hareketleri de akıntıların yönlerine etki yapmaktadır.



atlas okyanus'u ve büyük okyanus da ikişer muntazam akıntı vardır.



atlas okyanus'undaki kuzey akıntıları batıdan doğuya hareket eder bunların en mühimi kuzey ekvator akıntısı ile labrador ve gulf strean akıntısıdır. kuzey ekvator akıntısının bir kolu gulf stream ile karışır. güney ekvator akıntısı ise doğudan batı'ya doğru bir yol takip eder.



büyük okyanus akıntıları ise atlas okyanus'undakiler kadar belirli değildir. başlıcaları humbolt akıntısıdır. bun



dan başka hint okyanus'unda avustralya ve afrika kıyılarım dolaşan bir soğuk su akıntısı vardır.