?

Finans sözlüğü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Finans sözlüğü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Finans terimleri sozlugu - abd nde kullanilan terimler

Finans terimleri sözlüğü - abd nde kullanılan terimler

(a)



above board görünen, aşikar, dürüst



a 180 fikirden veya sözden tam zıddı yönde geri dönüş



acid test kesin karar verme, kanıtlama



administrivia yönetici tarafından istenen bütün bürokratik işlemler ve formaliteler



(b)



back-door dürüst olmayan



bait and switch vitrinde dükkanda olmayan malların ve ucuz fiyatların lanse edilip müşterinin kandırılması



bang for the buck paranın meydana getirdiği etki veya sonuçlar



basket case umutsuz bir durum veya kişi



batting average başarılı olduğunuz zamanların ortalaması. (baseball terimi)



beef up genişleme, güçlenme



bells and whistles nitelikler, detaylar



boot camp eğitim nimetleri ve yazılımları (askeri bir terimdir)



(c)



can of worms karmaşık, girift problem



career limiting move (clm) kişinin geleceğini ciddi bir biçimde etkileyecek bir karar veya hareket



catch 22 situation çözümsüz olay. (bu terim joseph heller's 1970 li yıllarda yayınlanan çok satan bir romanından alınmıştır)



comer fark edilen bir potansiyeli olan kişi veya nesne



cook the books (to) kayıtları tahrif etme, değiştirme



core business temel aktiviteler



(d)



dead wood bir şirketin veya grubun üyesi olup da onun üertimine uzunca bir süredir katkıda bulunmayan kişi



devil's advocate (let me play) düşünüp taşınma veya önerinin kalitesini arttırmak için tahminde bulunma



dilbert/dilbert principle abd li karikatürist scott adams tarafından çizilen toplumsal olayları hicveden 1990 lı yılların popüler karikatürü



dirty laundry kişinin hataları, gayri ahlaki davranışları (kirli çamaşırları)(bkz. skeletons in the closet )



doctor/doctoring değişme, (yasaya ve ahlak kurallarına aykırı)



dog-and-pony show basit ve planlı tanıtım,dog-and-pony showlarda sıklıkla dinleyicilerin düzeyi ile alay edilir. (bkz. mushroom job )



dynamic scoring bütçe kesintilerinin ekonomik faaliyetlere zarar vereceğini ve dolaysıyla bir kısır döngü durumunda yeni bütçe kesintileri doğuracağını iddia eden siyasi / ekonomik tahmin tekniği



(e)



eager-beaver çok enerjik



elephant hunt ülkenizin veya firmanızın ekonomik gelişmesini destekleyecek büyük bir firma veya ortak bulmaya çalışma



empowerment çalışanlara karara katılma konusunda daha fazla imkan verme



(f)



face the music sonuç almak



fallen angels riskli olarak kabul edilen fakat iyi bir yatırım olarak görülen devlet tahvilleri veya bonolar



far out garip ,sıradışı



fishing expedition bir olaya gelişi hoş bir planı olmadan yaklaşma



force majeure mukavelenin sonucuna etkiyebilecek dahili müdahaleler



formica parachute işsizlik sigortası



full court press azami basınç (basketball terimidir. )



fuzzword ticaret dili, jargonu



(g)



garage sale istenmeyen malların veya metanın çok ucuz fiyattan satılması



... gate skandal. (örneğin; watergate )



get a kick out of (to) sevmek, hoşlanmak



give the nod (to) bir plana onay verme; avantajı varmış gibi anlama



globasm bir yönetici veya şirketin dünya genelinde genişleme düşüncesine kilitlenmesi



gofer/go-for alt düzeyde çalışan kişi; ofis boy



golden parachute yöneticilerin özel emeklilik tazminatları



grain of salt (with a) kesin karara yakın



grapevine dedikodu, fısıltı gazetesi



greasy spoon küçük ve ucuz restaurant



(h)



happy hour batılı ülkelerde mesai saati bitiminde restaurantlarda indirim uygulanan vakit dilimi. abd de,happy hour genellikle saat 16: 00 - 19: 00 arasıdır



hardball hırslı, saldırgan rekabet veya yarışma



hatchet man çalışanları işten atma yetkisi veya görevi verilmiş genç idareci



hired guns avukatlar, muhasebeciler ve diğer çalışma statejisi danışmanları



holy grail manevi değerler veya inançlar



hot potato tartışmaya yol açan bir olay



hush money rüşvet, bir kişiyi susturmak için verilen para



(ı)



iceberg principle herhangi bir olayın yalnızca ufak bir kısmının görünür olduğunu savunan düşünce



in the bag kesin



in the black kara geçmek



ironclad somut, garantili



(j)



john hancock imza. john hancock, abd nin bağımsızlık bildirisini ilk imzalayan kişidir, bu sebeple de adı imza ile eşanlamlı hale gelmiştir



jump ball karar verilmemiş, askıda kalmış(basketball terimi)



jump the gun(to) çok erken başlamak



junior leaguers/junior league 40 yaşın altındaki çalışmayan varlıklı kadın



jury rigged geçici çözüm (bkz. rube goldberg)



(k)



keep up with the jones(to) uğraşmak



kicker mükaveleyi daha cazip hale getirmek için eklenen gelişi hoş bir madde (bkz. sweetener)



killing kısa zamanda elde edilen büyük kazanç



knuckle down (to) odaklanma, sıkı çalışma



kowtow ihtiyacını ikmal etmek



kudos kutlama, onay



(l)



last straw idarecinin işe karışmasına sebep olan kusur veya sorun



lead balloon büyük başarısızlık



lemon hatalı ürün, bilhassa arabalar için kullanılır. abd deki lemon laws (limon yasaları)üreticiye kusurunu telafi etmek için genellikle 4 hak verir



lightning rod bir organizasyonda kısmen dramatik ve potansiyel olarak da tehlikeli farklılıkları başlatan kişi



like an edsel başarısızlık. deyimin kaynağı ford motor şirketinin 1950 li yıllarda büyük bir kampanya ile tanıttığı fakat başarı gösteremeyen olan edsel modelinden gelmektedir



lip service bir husus üstünde resmen uzlaşmak, hatta ve hatta husus ile ilgili sınırlamaların ve koşulların olması durumu



lock, stock and barrel herşey



luddites hızla gelişen teknoloji yüzünden işsiz kalacaklarından korkan işçiler. ilkluddites, ned ludd adlı bir mitolojik bir kahramanın ismini kullanan ingiliz zanaatçilerdi. işsiz kalan bu kişiler 1800 lerin başında isyan ettiler ve işsiz kalmalarına sebep olan tekstil makinalarını tahrib ettiler



(m)



machiavellian acımasız insan



mark yanıltıcı bir iş deneyiminin konusu olan kişi



max out (to) limitlerine varmış olan



mccarthyism kişilerin önyargılara kurban edilmesi, yargısız infaz. deyimin isim babası 1950 li yıllarda wisconsin senatörü olan joseph mccarthy dir. mccarthy o tarihlerde abd devlet kademelerinin komünist sempatizanları ile dolu olduğunu ve temizlenmeleri gerektiğini iddia etmişti. bu iddiaların peşinden bir temizleme kampanyası geldi ve 10. 000 den fazla kişi komünizm taraftarı olmakla suçlandı



mommy track aile bağları sayesinde idari kademelere getirilmiş kişilerin zarar verici konumları



mcjob ücreti düşük işler. bu terim mc donalds şirketini ufak düşürmek için kullanılıyor. bunun nedeni de yapılan bir araştırmaya göre 2000 yılına kadar abd deki işgücünün %10 unun en az bir kere mcdonalds da çalışmış olacağındandır



mickey mouse karmaşık olmayan



(n)



neck and neck (to be) sıkı rekabet



nest egg özel bir amaç için, bilhassa de emeklilik için ayırılan ödenekler



newt newt gingrich e ithaf edilen veya onunla ilgili olan konular



ninth inning son anda (beyzbol terimi)



no brainer kolay bir karar



(o)



odd-ball gruptan ayrılan kişi veya nesne



off-the-books nakit veya takas. vergiden kaçmak için kayıt tutulmadan yapılan ticaret



oil patch abd petrol sanayii. ülkenin texas, oklahoma, louisiana, california, ve alaska gibi petrol üretimi ve rafine edilmesi işi ile uğraşan bölgelerine verilen ad



on a back burner yedekte tutulan; geliştirilmek için bekleyen



on board (to be) saklı (daha çok hükümet işleri hakkında olarak kullanılır)



on the carpet (called) kargaşa, problem



on the clock çalışma



on the table önde



ozzie and harriet (like) iki ebeveyn ve iki çocuktan meydana gelen klasik aile tipi



(p)



pacesetter kendinden sonra gelenler için standartlar koyan kişi veya ürün



paradigm shift yaklaşım ve bakıştaki değişme



parallel economy gayriresmi, kayıtdışı ekonomi(bkz. black market)



partnering iş ve yatırım nimetleri arama



pick one's brain bir kişinin görüş ve düşüncelerini sormak



pull punches geri çekme



(q)



quality circles ürünlerinin kalitesini arttırmak için kafa yoran yönetici ve işçi grubu



quick and dirty bir probleme basit ve ucuz fakat genellikle kesin olmayan bir çözüm bulma



(r)



raspberry(the) kabul etmeme



red flag ikaz işareti



rosy scenario/rosie scenario oldukça iyimser bir tahmin



rule-of-thumb karar ve kıyaslama kıstasları



(s)



sacred cow sorgulanamayacak ve değiştirilemeyecek gelişi hoş bir şey



safety net sosyal güvenlik programları



sandbag (to) yanıltma; arkadan vurma; kolaylıkla uygulanabilecek fakat gayri ahlaki olan bir plan hazırlayıp yaşama geçirmek



scarlet letter utanç sembolü



scuttlebutt şaiya, dedikodu (bkz. rumor mill)



send packing kovulma, işten atılma



shoot-the-bull (to) abartma



slam-dunk kolayca başarılabilecek iş



spamming e- mail adreslerini kullanarak toptan pazarlama yapma



strategic alliance önemli iş ortağı



(t)



tab fatura veya hesap



take no prisoners aşırı rekabetçiliği teşvik eden yönetim şekli



that dog won't hunt başarılı olmayacak fikir



throw it against the wall and see if it sticks (to) yeni bir fikri deneme



toe to toe (to go) doğrudan ve saldırgan rekabet



(u)



uncle sam abd devleti



under the table/counter gizli, yasal olmayan. (zıddı above board)



up to par standartlara uymak



(v)



veg out rahatlama



vested/vesting asgari sosyal güvenlik haklarını kazanmak için bir işyerinde lazım olan minimum müddet çalışmış olma



voodoo economics (veya reaganomics) reagan dönemi ekonomisinin eleştirisel tanımı. the reagan dönemi ekonomik politikası savunma harcamalarının arttırılmasını, vergi miktarlarının düşürülmesini ve denk bütçelerin yapılmasını öngörüyordu. ekonomi eleştirmenleri ise bu olanaksız isteklerin durumun yalnızca voodoo büyüsü yapılarak sağlanabileceğini söylüyorlardı



vulture fund bütçesi azaltılmış şirketlerde spekülasyon yapan yatırım fonu



(w)



warm fuzzies sözlü iltifat



watchdog hükümetin ve bir firmanın faaliyetlerini inceleyen kişi veya grup (bkz. nader's raiders)



w-cubed nerede, ne zaman ve ne istersenizin kısaltması



when pigs fly ! asla, asla.



willy lomans satıcı.



(y)



yankee bond abd pazarında faaliyet belirten yabancı bonolar.



yes man dalkavuk, ana hedefi patronun her dediğini onaylamak olan kişi



you bet kesinlikle



(z)



zilch sıfır



zip sıfır (bkz. zilch)



zombie bonds değersiz olarak kabul edilen bonolar

Finans terimleri sozlugu - z

Finans terimleri sözlüğü - z

Zaman önceliği (tıme prıorıty) :

hisse senetleri piyasasında, fiyat eşitliği durumunda sisteme vakit açısından daha önce kaydedilmiş emirlerin öncelikli karşılanmasıdır.



zarar (cost) :

belirli bir faaliyet dönemi sonunda, işletmenin dönem içi giderlerinin dönem içi gelirlerinden fazla olması halidir. zarar, sermayede veya kârdaki azalmayı gösterir.



zarar minimizasyonu (loss mınımızatıon) :

bir işletmenin belirli bir faaliyet dönemi sonunda, olabilecek zararının olası olduğunca en aza indirgenmeye çalışılmasıdır.



zorunlu tasarruf (forced savıng) :

kişi ve işletmelerin iradesi dışında, mal talebinin mal arzını aşması neticesi harcamaların azalması ile ortaya çıkan tasarruftur. bundan başka, devletin ücretleri ve vergileri yüksek tutarak, tüketimin azalması ile sağladığı tasarrufa da zorunlu tasarruf denilmektedir.

Finans terimleri sozlugu - y

Finans terimleri sözlüğü - y

Yabancı hisse senedi (foreıgn stocks) :

yabancı ortaklıklarca bulundukları ülke mevzuatına ideal olarak çıkarılan ve ortaklık hakkını temsil eden menkul kıymetlerdir.



yabancı kaynak :

işletmenin kendi öz kaynakları dışında borçla bulduğu kaynaklardır.



yabancı ortaklık (foreıgn company) :

türk parasını kıymetini koruma mevzuatında tanımlanan dışarıda yerleşik kişilerden ilgili ülke mevzuatına göre yabancı sermaye piyasası araçlarını çıkaran ortaklıklar ile yatırım ortaklıklarıdır.



yabancı sermaye (foreıgn capıtal) :

bir ülkedeki sermaye stokuna başka bir ülke kişi veya kurumları tarafından yapılan sermaye katkısıdır. dolaysız özel yabancı sermaye ve portföy yatırımları olarak ikiye ayrılır. portföy yatırımları tasarruf sahiplerinin bir faiz veya divident geliri sağlamak amacıyla uluslararası sermaye piyasalarından menkul değerler alınmasını ifade eder. dolaysız özel sermaye yatırımları, bir ülkeden başka bir ülkeye verilen sermayenin, o ülkede yatırıma dönüştürülmesidir.



yankee :

amerika'da ihraç edilen yabancı tahvillerdir.



yapay piyasa/yapay fiyat (artıfıcıal market/artıfıcıal prıce) :

bir veya birkaç üyenin, bir veya birden çok seanslar boyunca gelişi hoş bir menkul kıymet için, sözkonusu menkul kıymetin gerçek piyasa değerini yansıtmayacak biçimde fiyat (yapay fiyat) teşekkül ettirecek biçimde devamlı olarak önceki alım emrine göre daha yüksek fiyatlarda alım emirleri veya devamlı olarak daha düşük fiyatlarda satım emirlerinin borsaya iletilmesi ile oluşturmaya çalışılan piyasaya yapay piyasa denir.



yarı mamul (semı- manufactors) :

daha önceden üretim sürecine girmiş veya üretilmekte olan fakat kullanılabilir mamul durumuna gelmemiş maddelerdir.



yatay analizi :

dönemler arası bilanço ve gelir tablosu kalemlerin değişimlerini gösterir.



yatay bütünleşme (horızontal combınatıon; horızontal ıntegratıon) :

aynı malı üreten işletmelerin ekonomik birimlerinin birleşmeleridir. tröst veya karteller biçiminde olabilen bu birleşmelerle, tekel veya oligopol piyasalar yaratılmak istenmektedir.



yatırım (ınvestment) :

belirli bir ülkede, belirli bir dönemde ekonomideki üretim araçlarına yapılan harcamalar yâni ülkedeki mevcut sermaye stokun yapılan ilavelerdir. ekonomideki yatırım harcamaları sermaye mallarına yapılan harcamalar, inşaat ve hammaddelere yapılan harcamalar ve yarımamul ve mamullere yapılan harcamalr biçiminde gruplanabilir.



yatırım analisti (ınvestment analysıst) :

hisse senetlerinin ücretlerini tahmin etme de uzmanlaşmış kişilerdir.



yatırım bankası (ınvestment bank) :

özel sektörde ve kamu sektöründe, uzun vadeli olmak üzere kaynak transferi yapma görevini üstlenmiş kurumlardır. yatırım bankaları genellikle sermaye piyasalarının aracısı durumundadırlar.



yatırım bütçesi (capıtal budgetıng) :

getirileri bir yıldan daha uzun bir dönemi kapsayan varlıklara yapılacak yatırımlar veya yatırım projeleri hakkında uzun vadeli planlama sürecidir.



yatırım danışmanlığı (ınvestment consultancy) :

müşterilere, sermaye piyasası araçları ile bunları ihraç eden ortaklık ve kuruluşların, yönlendirici nitelikte yazılı veya sözlü yorum ve yatırım tavsiyelerinde bulunulması faaliyetidir.



yatırım fonu (mutual fund) :

halktan katılma belgeleri karşılığı toplanan paralar ile belge sahipleri hesabına, riskin dağılması ve inançlı mülkiyet ilkesine göre sermaye piyasası araçları ile ulusal ve uluslararası borsalarda işlem gören altın ve diğer kıymetli madenlerden meydana gelen portföyü işletmek amacıyla kurulan mal varlığıdır.



yatırım fonu katılma belgesi (mutual fund partıcıpatıon certıfıcate) :

belge sahibinin kurucu ve saklayıcı kuruma karşı sahip olduğu hakları taşıyan ve fona kaç pay ile katıldığını belirten kıymetli evraktır.



yatırım indirimi (ınvestment tax credıt) :

özel sektörün yaptığı yatırım projelerine devletin, ekonomik kalkınmayı hızlandırmak amacıyla belirli bir miktarda katılmasıdır.



yatırım kredisi (ınvestment credıt) :

işletmenin kuruluşu aşamasında, hareketsiz değerlerin alımı ve bunların değerlendirilmesi için alınan kredilerdir. bu krediler, işletme faaliyete geçip kâr etmeye başladıktan sonra geri ödenmek üzere alınırlar.



yatırım ortaklıkları (ınvestment trusts) :

sermaye piyasası araçları ile ulusal ve uluslararası borsalarda veya borsa dışı organize piyasalarda işlem gören altın ve diğer kıymetli madenler, portföyü işletmek üzere anonim ortaklık biçiminde ve kayıtlı sermaye esasına göre kurulan sermaye piyasası kurumlarıdır.



yatırım politikası (ınvestment polıcy) :

yatırım kararları alınması veya yatırım projeleri tercihi sırasında, işletmenin ekonomik koşulları ileriye dönük hedefleri göz önüne alınarak uygulanan politikadır.



yeddi emin (gratuıtous baılee) :

hukuki bakımdan anlaşmazlık konusu olan bir malın muhafazasının, korunmasının, bakımının ve yönetiminin hukuken teslim edildiği kişidir.



yedek akçe (reserve fund; retaıned earnıngs) :

işletmenin dönem sonunda elde ettiği kârın, kanun veya anasözleşme gereğince veya kar payı olarak dağıtılmayan, bilançoda çeşitli amaçlar için ayrı kalemlerde gösterilen kısmıdır. yedek akçeler hukuki durumlarına göre; zorunlu yedek akçeler ve isteğe bağlı yedek akçeler olarak gruplanırlar.



yeniden değerleme (revaluatıon) :

ortaklıkların aktiflerinde kayıtlı bulunmakta olan ve amortismana tabi maddi duran varlıklarının enflasyon sebebiyle elde etme maliyeti ile piyasa değeri arasında meydana gelen farkın bilançoların sağlıklı bir biçimde değerlendirilmesi amacıyla maliye bakanlığı tarafından her yıl açıklanan oranlar dahilinde değerinin yükseltilmesidir.



yeni şirketler pazarı (new companıes market) :

yeni kurulmuş olmakla beraber, büyüme potansiyeli taşıyan şirketlerin hisse senetlerinin borsada işlem görmesi amacıyla kurulmuştur.



yetki belgesi (authorızatıon certıfıcate) :

sermaye piyasası kurulu tarafından aracı kuruluşlara verilen ve icra edecekleri sermaye piyasası faaliyetini belirten belgeye denir.



yurtdışı yatırım (overseas ınvestment) :

devletin veya bir işletmenin, başka bir ülkede yaptığı yatırımdır. yeni pazarlara açılma isteği, düşük maliyetlerle faaliyette bulunma isteği, ülke içerisinde sermaye fazlası oluşması gibi nedenlerle yurtdışında yatırıma başvurulur.

Finans terimleri sozlugu - v

Finans terimleri sözlüğü - v

Vade (term) :

borçlu olan kitiye borcunu ödemesi için verilen süredir. bir borç veya senedin ödeme gününe de vade denilmektedir.



vadeli döviz işlemleri (forward exchange) :

dövizin gelecekte belirli bir tarihte, hareketsiz bir fiyat üstünden alınıp satılacağına dair yapılan sözleşmeye dayanan döviz işlemleridir. vadeli döviz işlemleri genellikle, üç ve altı aylık vadelerle yapılırlar.



vadeli döviz piyasası (forward market) :

dövizin gelecekte belirli bir tarihte, hareketsiz bir fiyat üstünden alınıp satılacağına dair sözleşmelerin yapıldığı döviz piyasasıdır.



vadeli işlem sözleşmesi (futures contracts) :

sözleşmenin taraflarını belirlenen ileri bir tarihte üstünde anlaşılan fiyattan standartlaştırılmış orandaki bir malı veya kıymeti alma veya satma yükümlülüğüne sokan sözleşmedir.



vadeli mevduat (tıme deposıt) :

bankalara belirli bir müddet somunda çekilmek şartıyla yatırılan paralardır. vadeli mevduat kısa vadeli, orta vadeli ve uzun vadeli olabilir.



vadeli piyasalar (futures market) :

gelecekteki belirli bir tarihte, daha önceden belirlenmiş hareketsiz bir fiyat üstünden mal ve hizmetlerin alım-satım işlemlerinin yapıldığı piyasalardır.



vadesiz (at call) :

bir borcun ödenmesi veya bir alacağın talep edilmesinde belirli bir vakit sınırlamasının bulunmamasıdır.



vadesiz mevduat (demand deposıt) :

bankalara istenildiği vakit çekilmek üzere yatırılan paralardır.



vadeye kalan gün (dtm-days to maturıty) :

menkul kıymetin valör tarihinden itfasına kalan gün sayısıdır.



valör (value date) :

bankaya yatırılan paraya uygulanacak olan faizin başlama tarihini gösteren terimdir. valör terimi genellikle, kredi işlemlerinde kullanılır. valör, bankadan çekilen paralarda, paranın çekildiği gün; bankaya yatırılan paralarda ise, takip eden gün olarak kabul edilmektedir.



varidat (revenues) :

devlet ve kamu tüzel kişileri tarafından toplanan kamusal gelirlere verilen addır.



varlığa dayalı menkul kıymet (asset backed securıtıes) :

ihraçcıların kendi ticari işlemlerinden doğmuş alacakları veya temellük edecekleri alacaklar karşılığında, ihraç edebilecekleri kıymetli evraktır.



varlık hesapları (asset accounts) :

işletmenin bilançosunun etkin kalemini oluşturan hesaplardır. kasa hesapları, bina ve stok hesapları varlık hesaplarının başlıca kalemleridir.



varlık vergisi (wealth tax) :

1942'de ikinci dünya savaşı sırasında, aşırı kazançları vergilendirmek için uygulamaya konulan olağanüstü bir servet vergisidir. matrah, mükellef miktarlarının gelişigüzel belirlenmesinden dolayı ikinci dünya savaşı sonunda yürürlükten kaldırılmıştır.



vekaletname (proxy) :

bir kişiye başka bir kişi adına hareket etme yetkisini veren belgedir. vekaletname, oy kullanma hakkını da tanımaktadır.



veraset ve intikal vergisi (ınherıtance tax; successıon duty) :

bedelsiz veya karşılıksız olarak elde edilen servet unsurlarından alınan bir tür servet vergisidir. kişi miras, vasiyet, vb. yollarla servete sahip olduğunda veraset vergisi; bağış veya başka yollardan servet sahip oluyorsa intikal vergisi ödemek mecburiyetindedir.



vergi beyannamesi (tax return) :

beyan hakkında vergilerde, vergi mükellefinin kimliği, verginin konusu, miktarı, matrahı gibi vergi hesaplanmasında kullanılan bilgilerdir.



vergi iadesi (tax refund, tax drawback) :

ihracatı, üretimi, gelişi hoş bir iktisadi falliyeti teşvik etmek amacıyla önceden alınan verginin bir bölümünün veya tamamının mükellefe geri ödenmesidir.



vergi indirimi (tax relıef) :

belirli iktisadi ve sosyal amaçlar çerçevesinde, bazı vergi konularında vergi miktarı veya vergi oranı bakımından yapılan indirimdir.



vergi istisnası (tax exemptıon) :

vergilendirilmiş bir kanunun, kısmen veya tamamen, devamlı veya geçici olarak vergi dışında tutulmasıdır.



vergi karnesi (tax card) :

gelir vergisi mükellefleri tarafından, mükellefin medeni ve ailevi durumuyla ilgili alınması lazım olan bilgileri kapsayan belgedir.



vergi matrahı (tax base) :

vergi matrahı, vergi borcunun hesaplanmasında vergi oranının uygulanabileceği iktisadi veya teknik unsurlardır.



vergi oranı (tax rate) :

vergi borcunu hesaplayabilmek için vergi matrahına uygulanan rakamdır. vergiler, matrahın büyümesiyle oranın yükselmesi durumunda artan oranlı vergiler; matrahın küçülmesiyle oranın azalması durumunda azalan oranlı vergiler; matrahın değişmemesi durumunda de düz oranlı vergiler biçiminde tanımlanırlar.



vergi politikası (tax polıcy) :

belirli iktisadi ve sosyal amaçlara ulaşabilmek için, vergilerin miktar ve bileşimlerinde yapılan ayarlamaların tamamıdır. vergi politikasının başlıca amaçları; gelir dağılımındaki dengesizlikleri azaltmak, kamu harcamalarının finansmanını sağlamak, ödemeler dengesi açığını azaltmak, ekonomik kalkınmayı sağlamaktır.



vergi yansıması (tax ıncıdence) :

vergi yükünün bazı ekonomik ve yasal nimetlerden yararlanmak suretiyle, kısmen veya tamamen, başkasına ya da başkalarına devredilmesidir. vergi yansıması, vergiyi ödemekle yükümlü olan kişinin vergi yükünü taşımak istememesinden kaynaklanır.



vergi yükü (tax burden) :

vergilerin kişiler üstünde yarattığı parasal etkidir. vergi yükü, vergileme yüzünden kişilerin mal varlıklarında oluşan azalmayı ifade eder.



vergi yükümlüsü (tax payer) :

hukuki olarak vergi borcu olan kişi veya kurumlardır. ıki çeşit vergi yükümlüsü vardır. ıktisadi anlamda gerçek yükümlü, ödene verginin yükünü taşıyan kişi; kanuni yükümlü ise vergi borcu olan kitidir.



verginin kapitalizasyonu (capıtalızatıon of taxes) :

dayanıklı tüketim mallarının, vergi istisnasından kısmen veya tamamen yararlanması ile değerinden oluşan artıştır.



verimlilik (productıvıty, effıcıency) :

belirli bir üretim miktarı (çıktı) ile bunu elde etmek için kullanılan etkenler (girdi) arasındaki orandır. çıktı / girdi biçiminde ifade edilir. işgücü verimliliğini de, toplam işçilik / toplam fayda olarak ifade edebiliriz.



verimsiz emek (unproductıve labour) :

iktisadi anlamda hiçbir değeri olmayan bir mal veya hizmetin üretiminde harcanan insan emeğidir.



vesaik karşılığı ödeme (cash agaınst documents, documentary credıt) :

genellikle dış ticaret işlemlerinde kullanılan, ithalatçının yabancı bir ülkeden yollanan bir mal hakkında belgeleri alabilmek için ihracatçının talimat verdiği bankaya malın bedelini ödemesi işlemidir. mal hakkında belgeler ancak bu itlemden sonra teslim edilebilir.



vesika sistemi (ratıonıng) :

tüketim veya üretim için ayrılmış oln malların, zorunlu zamnalrda vesika karşılığı kişi veya işletmelere tahsis edilmesidir.



virman (transfer) :

bir banka hesabında bulunmakta olan fonların, başka bir hesaba aktarılması işlemidir. bankada hesabı olan müşterilerin hesaplarında bulunmakta olan paranın belirli bir miktarını başka bir hesaba aktarmaları için verdikleri ödeme emride virmandır.



volatilite -oynaklık- (volatılıty) :

bir menkul kıymetin ücretinin veya piyasanın genelinin kısa bir vakit aralığı içinde gösterdiği dalgalanma özelliği. oynaklığı yüksek bir menkkul kıymetin fiyatında hızlı değişim ve aşırı dalgalanma özellikleri görülür.

Finans terimleri sozlugu - u

Finans terimleri sözlüğü - ü

Ücret (wage) :

işçilere yaptıkları işin bedeli olarak ödene paradır. kısaca, emeğin bedelidir.



üretici rantı (producers surplus) :

üreticinin belirli bir malı satmaya razı olduğu en düşük fiyat ile malın piyasa ücreti arasındaki farktır. üreticinin bu iki fiyattan elde edeceği fazlalık, üretici rantını oluşturur.



üretim (productıon) :

fayda yaratmak, değer yaratmak veya yaratılmış mal ve hizmetlerin faydalarını arttırmak amacıyla harcanan çabaların tamamına verilen addır.



üretim etkeni (factor of productıon) :

üretim sürecinde kullanılan unsurlara verilen addır. üretim etkenleri doğal kaynaklar, emek, sermaye, girişim olarak dörde ayrılır.



üretim işlevi (productıon functıon) :

belirli bir üretim tekniği kullanarak, üretim sırasında emek, sermaye, girişim ve doğal kaynakların biraraya getirilmesidir. işletme bakımından ise, işletmenin elde ettiği ürün ile kullandığı üretim etkeni arasındaki fonksiyonel ilişkidir.

Finans terimleri sozlugu - u

Finans terimleri sözlüğü - u

Ucuz para politikası (cheap money polıcy) :

ekonominin canlandırılmasının istendiği dönemlerde, düşük faiz oranıyla finansman ve kredi imkanlarının sağlanmasıdır.



ulusal-100 endeksi (ıse natıonal-100 ındex) :

1986 yılında 40 şirketin hisse senedi ile itibaren zaman geçtikçe sayısı 100 şirketin hisse senedi ile sınırlanan bileşik endeks! in devamı niteliğindedir. ulusal pazar'da işlem gören, yatırım ortaklıkları hariç önceden belirlenmiş koşullar yanısıra sektörel temsil yeteneği de gözönünde bulundurularak seçilmiş hisse senetlerinden oluşmakta ve imkb-30 hisse senetlerini otomatik olarak kapsamaktadır. hisse senetlerinin ücretleri ve her bir hisse senedinin, aynen saklamada bulunmakta olanlar hariç, takasbank saklamasında bulunmakta olan hisse senedi sayısının toplam hisse senedi sayısına miktarları, baz alınarak piyasa değeri ağırlıklı olarak hesaplanır ve hisse senetleri piyasasının genel bir göstergesidir.



ulusal-30 endeksi (ıse natıonal-30 ındex) :

vadeli işlemler piyasası'nda kullanılmak üzere, yatırım ortaklıkları hariç ulusal pazar'da işlem gören şirketlerden önceden belirlenmiş koşullar yanısıra, piyasa değeri ve likiditesi yüksek olanlardan sektörel temsil yeteneği de gözönünde bulundurularak seçilen 30 hisse senedinden meydana gelen endekstir.



ulusal pazar (natıonal market) :

burada işlem gören tüm şirketler, imkb tarafından önceden belirlenmiş kotasyon koşullarını tümüyle karşılayan şirketlerdir. ulusal pazardan seçilmiş 100 şirkete ilişkin hisse senetleri imkb-100 endeksini oluşturmaktadır.



uluslararası iktisat (ınternatıonal economıcs) :

ülkeler arasındaki iktisadi ilişkileri inceleyen bilim dalıdır. dış ticaret hareketleri, üretim etkenlerinin uluslararası dolaşımı, uluslararası politikalar, para sistemleri, ekonomik ilişkiler, birleşmeler uluslararası iktisadın başlıca konularıdır.



uluslararası para fonu (ınternatıonal monetary fund -ımf-) :

1945'te kurulan fakat 1947'de faaliyete geçen, parasal hususlarda uluslararası işbirliğini geliştirmek, döviz kurlarının istikrarlı bir hale gelmesini sağlamak, dış ödeme güçlüğü çeken ülkelere geçici olarak destek vermek, çok yanlı ödemeler sistemi kurmak amaçlarıyla kurulmuş finansal bir kuruluştur. ımf'ye üye olunurken, ülkelere dış ticaret ve milli gelirlerine göre birer kota verilir. ülkeler bu kotalara göre ımf'ye girerken katkıda bulunurlar. bu katkının %25'i altın, %75'i de ülke parası ile ödenmektedir.



uluslararası pazar (ınternatıonal market) :

imkb uluslararası menkul kıymetler serbest bölgesi içerisinde, "serbest bölgeler mevzuatına" göre faaliyet gösterecek, temel olarak eski doğu bloku ülkeleri, türk cumhuriyetleri ve orta doğu ülkelerindeki şirketlere ilişkin menkul kıymetlerin işlem göreceği pazardır.



uluslararası rezervler (ınternatıonal reserves) :

uluslararası borç ödemelerinde kabul edilen, altın, konvertibl döviz, kısa vadeli resmi ve özel alacak senetleri ve tahvilleri ile diğer kredi basitlikleri gibi her türlü etkindir.



uluslararası ticaret (ınternatıonal trade) :

uluslararası boyutta gerçekleşen mal ve hizmet akımlarıdır. uluslararası ticaret döviz ile yapılır. kotalar, gümrük tarifeleri, döviz kontrolleri gibi uygulamalara husus olmaktadır.



uluslararası ticaret blokları (ınternatıonal trade blocks) :

bazı ülkelerin, aralarındaki ticareti önleyici nitelikteki koşuları kaldırmak, ekonomilerinin ve ticaretlerinin hacimlerini genişletmek, verimliliği artırmak amacıyla aralarında oluşturdukları ticari birliklerdir. bu birlikler genellikle, ülkeler coğrafi ve tarihi ilişkilerinden kaynaklanmaktadır.



underwrıtıng (aracılık yüklenimi) :

yeni çıkarılan menkul kıymetlerin satış işleminin bir banka ya da aracı kuruluşlar tarafından üstlenilmesidir.



uzun dönem (long run, long term, long perıod) :

tüm üretim etkenlerinin değişken olduğu, işletmelerin arzlarını üretim kapasitelerini değiştirmek suretiyle arttırabilecekleri vakit aralığıdır.



uzun pozisyon (long posıtıon) :

bir malı, menkul kıymeti veya vadeli işlem sözleşmesini satın almaktır.



uzun vadeli borç (long term lıabılıty) :

bulunduğu hesap döneminden daha ileri bir tarihte ödenecek olan, çoğunlukla bir yıldan önce ödeme zorunluluğu olmayan borçlardır.

Finans terimleri sozlugu - t

Finans terimleri sözlüğü - t

Taban fiyat (mınımum prıce) :

hisse senetlerinin bir seans içinde görebileceği en düşük değerdir. her hisse senedi için fiyat ve fiyat adımı gözönüne alınarak ayrı olarak hesaplanır.



tahakkuk :

gerçekleşme anlamındadır. tahakkuk eden vergi, tahakkuk eden faiz vb. biçimde gerçekleşen rakamsal büyüklükleri ifade eder.



tahvil (bond, debenture, oblıgatıon) :

devletin 1 yıl, anonim ortaklıkların en az 2 yıl ve daha uzun vadeyle, ödünç para bulmak amacıyla, itibari kıymetleri eşit ve ibareleri aynı olmak üzere çıkardıkları borç senetleridir. türkiye'de anonim şirketlerin ihraç ettikleri tahviller türk ticaret kanunu hükümlerine tabidirler.



tahvil ve bono fonu :

portföyünün en az %51 ?inin sürekli olarak borçlanma araçlarına yatırılmış fonlardır.



takas (settlement) :

borsa ?da gerçekleştirilen işlemler sonucunda meydana gelen borç ve alacakların karşılıklı olarak tasfiye edilmesidir. t+2 ifadesi ise borç-alacak yükümlülüklerinin işlemin yapıldığı günden sonraki 2 gün içerisinde yerine getirileceğini anlatır.



takas odası (clearıng house) :

bankalarla mali kuruluş ve borsalar arasında takas işlemlerinin yapıldığ yerdir. takas odalarında para kullanılmadan ödeme gerçekleşmektedir.



takoz formasyonu :

devam eden harekette yorgunluk oluştuğunu belirtir. yükselen takoz ve düşen takoz olmak üzere ikiye ayrılır.



taksitli satış (ınstallement sellıng) :

mal teslim edildikten sonra, önceden belirlenmiş tarih ve oranda ödeme yapılması şartıyla yapılan satıştır. taksitli satışlarda müşteri genellikle belirli bir kısmı peşin öder.



talep (demand) :

belirli bir malın, belirli bir dönemde piyasadaki muhtemel fiyatlar karşısında alıcıların o maldan satın almak diledikleri miktardır. fakat bu istek yeterli oranda satınalma gücüyle desteklenmezse talep sayılmaz.



talep eğrisi (demand curve) :

fiyatlarda oluşan değişimlerin talep miktarını ne kadar etkilediğini diyagram-grafik yardımıyla belirten eğridir. eğri üstündeki gelişi hoş bir nokta, o fiyattaki fiyat-talep ilişkisini gösterir. talep kanununa göre, genellikle fiyat-talep ters orantılıdır. fiyatlar yükselirken, mal talebi azalacak; mal talebi attığında, fiyatlar düşecektir.



talep enflasyonu (demand ınflatıon) :

toplam talep harcamalarının, toplam arzı aşması yüzünden ortay açıkan enflasyondur. toplan talep harcamalrındaki artış, tüketim, yatırım veya kamu harcamalarındaki aşırı artıştan kaynaklanabilir. bu artış, mal ve hizmet fiyatlarınında artmasına sebep olur.



talep esnekliği (demand elastıcıty) :

talepteki nisbi değişimin, fiyattaki nisbi değişime olan oranıdır. talep miktarı ve fiyat arasında ters fonksiyonel bir ilişki olduğundan, talep esnekliği olumsuz değerli olur.



talep fazlası (excess demand) :

belirli bir dönemde, belirli bir fiyattan talep edilen mal miktarının arz miktarını aşması halidir. talep fazlası malın ücretinin yükselmesine ndene olacak ve bu yükselme denge fiyat seviyesine kadar sürecektir.



talep işlevi (demand functıon) :

bir malveya hizmetten talep edilen miktarla, bu oranların belirlenmesinde etkili öğeler arasındaki ilişkidir. malın ücreti, gelir düzeyi, tüketici tercihleri, diğer mallara olan talepler, gelir dağılımı, nüfus yapısı talep miktarını belirleyen faktörlerdir.



talep tedülü (demand schedule) :

malın muhtemel ücretleri karşısında, o maldan satın almak isteyen alıcıların diledikleri mal miktarını ve mala olan talebin genel yapısını ve özelliklerini açıklayan kavramdır.



talon (talon) :

hisse senedinin kuponlarından meydana gelen kısmına verilen isimdir.



tam istihdam (full employment) :

geniş anlamda, ekonomideki tüm üretim etkenlerinin kullanıldığı; dar anlamda ise, yalnızca emek faktörünün tam kullanımını ifade eder.



tam rekabet piyasası (perfect competıtıon market) :

bir mal için yalnızca arz ve talep tarafından belirlenmiş bir fiyatın bulunduğu ve geçerli olduğu piyasalardır. tam rekabet piyasalarında, çok sayıda alıcı ve satıcı bulunur. mallar homojendir. alıcı ve satıcılar rasyonel davranırlar ve alternatifler ile ilgili bilgiye sahiptirler. piyasaya giriş çıkış serbestliği vardır.



tamamlayıcı mallar (complementary goods) :

belirli bir gereksinimi karşılamaya yönelik, birlikte kullanılması gereken mallardır. bu mallardan biri eksik olduğunda, diğer malın kullanımı da imkansızlaşır. bundan başka, bu mallardan birinin fiyatında oluşan değişme, diğer malın talep miktarını da değiştirecektir.



tampon stoklar (buffer stocks) :

uluslararası esas malların fiyatlarında istikrar sağlamak amacıyla belirlenmiş olan alt ve üst limitler arasında tutmak için yaratılan stoklardır. alıcı ve satıcı ülkeler aralarında uluslararası tampon stok anlaşmaları yaparlar ve fiyatlar düşmeye başladığında dünya piyasalrından mal alarak stok yaparlar, fiyatlar yükseldiğinde de bu malları satarlar.



tarım kooperatifleri (agrıculture cooperatıves) :

çiftçi ve tarımla ilgili kişilerin büyük işletmelerin imkanlarına sahip olmak amacıyla oluşturdukları organizasyonlardır. tek hedefli kooperatifle r ve çok amaçalı kooperatifler olarak ikiye ayrılırlar. tek hedefli kooperatifler, yalnızca bir amaç için oluşturulan; çok hedefli kooperatifler ise ortakların her türlü ihtiyaçlarını karşılamak için oluşturulan kooperatiflerdir.



tarım politikası (agrıcultural polıcy) :

devletin ve kamu kuruluşlarının tarımsal üretimi düzen vermek ve arttırmak için aldıkları tedbirlerdir. bu önlemler, ekonomi ve toplumun menfaati için alınmaktadır.



tarımsal emek verimliliği (agrıcuttural labor productıvıty) :

toplam tarımsal hasılanın, tarımsal iş gücüne olan oranıdır.



tarımsal kredi (agrıcultural credıt) :

ülke içerisindeki veya ülke dışındaki pazarlarda pazarlanma imkanına sahip olan tarımsal ürünlerin üretimi için lazım kredidir. bu krediler miktar, faiz, müddet, risk, garanti bakımından diğer sektörlere verilen kredilerden farklıdırlar.



tarımsal sübvansiyonlar (agrıcultural subsıdıes) :

devletin tarımsal üretimi gelişi hoş bir karşılık beklemeksizin desteklemesi, teşvik etmesi ve üreticilere para olarak yaptığı yardımlardır. sübvansiyonlar, veriliş şekillerine göre; parayla ifade edilebilen, para olarak verilen ve gizli sübvansiyonlar olarak çeşitlidirler.



tarımsal üretim (agrıcultural productıon) :

kırsal kesimde, doğa kaynaklarını kullanarak toplumun barınma, beslenme gibi ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik yapılan esas üretimdir.



tarımsal yatırım (agrıcultural ınvestment) :

özel sektör ve kamu sektörünün tarımsal sermaye stokuna yaptığı net ilavelerdir.



tarife (tarıff) :

uluslararası ticaret mallarına uygulanan gümrük vergilerini belirleyen listedir. tek, çift ve üç kolonlu tarife olarak üç tarife sistemi bulunur. otonom nitelikli tek kolonlu tarifede, bir mala tek vergi uygulanır. çift kolonlu tarifede, her mal için iki vergi oranı sözkonusudur. üç kolonlu tarifede ise, üç ayrı vergi oranı mevcuttur. tarifelerin en yüksek olanı, otonom nitelikli tarife sistemidir.



tasarruf (savıngs) :

gelirin tüketime harcanmayan kısmıdır. bunun elde para olarak muhafaza edilmesi koşul değildir. ıktisadi anlamda tasarruf, gelirin gelişi hoş bir yatırımda kullanmak amacıyla harcanmayarak elde tutulmasıdır.



tasarruf diyagramı (savıng schedule) :

gelir düzeyi ve tasarruf miktarı arasındaki ilişkiyi belirten tasarruf fonksiyonunun grafik üstünde gösterilmesidir.



tasarruf mevduatı sigorta fonu :

tasarruf mevduatı sahiplerini belirli bir tutara kadar ilgili bankanın ödeme yetersizliği riskine rağmen sigorta etmektir.



tasarruf paradoksu (thrıft paradox) :

bireylerin kendi refah seviyelerini yükseltmek için yaptıkları tasarrufların, ekonomideki toplam tasarrufları azaltması sonucuna neden olmasıdır. tasarrufların artması, tüketim harcamalarını azaltacak, bu da gelir seviyesini düşürecektir. düşen gelir seviyeside yatırımları azaltacak ve toplam tasarruflar azalacaktır.



tasdikli çek (certıfıed cheque) :

muhatap banka tarafından ödenmesi garanti edilen çektir. çekin tahsil edileceği banka da, çekin ödeneceğini garanti eder.



tasfiye (wındıng-up) :

bir tüzel kişiliğin bitmesi halinde, mal varlığının geleceği hakkında işlemlerdir. bu işlemler, türkiye'de tasfiye memuru tarafından yapılmaktadır. tasfiye memuru, tüzük veya ortaklık sözleşmelerine göre belirlenir veya genel kurul kararıyla seçilir.



taşıma senedi (carrıer's receıpt) :

gönderen tarafından düzenlenerek imzalanan ve eşya taşınması sırasında taşıyana verilen kıymetli evrak niteliğinde belgedir. taşıma senedi, deniz taşımacılığında konşimento olarak adlandırılır.



tavan fiyat (ceılıng prıce) :

hisse senetlerinin bir seans içerisinde işlem görebileceği en yüksek fiyattır. her hisse senedi için fiyat ve fiyat adımı gözönüne alınarak ayrı olarak hesaplanır.



tefe (wholesale prıce ındex) :

toptan eşya fiyat endeksi.



tefecilik (usury) :

fon talebinde bulunmakta olan kişilere piyasadaki faiz miktarlarının çok üstünde bir faiz oranı uygulayarak sermaye saptanması, yani borç verilmesidir. bankalardan kredi alamayan kişi ve firmaların başvurdukları bir yoldur.



tek düzen hesap planı :

ülkemizde bütün işletmelerde muhasebe kayıtları ve malî raporlama açısından bir düzen sağlamak amacıyla hazırlanmış, uyulması zorunlu bir hesap planı.



tekel kârı (monopoly profıt) :

marjinal maliyet, marjinal hasılat olduğu noktada tekelci firmanın üretimi belirleyerek, firma dengesine ulaşması durumunda elde edeceği toplam kârdır. tekelci firmanın marjinal hasılatı satış ücretinin altındadır. çünkü çok mal satmak istediğinden ücretleri aşağı çekmek zorunda kalmaktadır.



tekel piyasası (monopoly market) :

sadece bir satıcının mala olan bütün arza sahip olduğu ve ücretleri kendisinin istediği gibi belirlediği piyasadır. hiçbir rakibi yoktur. ürettiği mala olan arzda tam bir denetime sahiptir. tekelci firma, malın ücretini belirlerken ikame malların rekabeti, alıcıların satınalma gücünün sınırlılığı gibi etkenlerle karşılaşır.



teknik analiz (technıcal analysıs) :

geçmitte piyasada oluşmuş çeşitli verilerin, bilgisayar ve grafikler yardımıyla geleceği tahmin etmede kullanıldığı bir değerleme yöntemidir.



teknokrasi (technoracy) :

ekonomik hayatın denetiminin politikacılar yerine mühendislere ve teknisyenlere bırakılması gerektiğini öngören anlayıştır.



tek yanlı transferler (unılateral transfers) :

uluslararası ekonomik ilişkilerde, hükümetin veya özel kişilerin ticari amaçlardan başka amaçlar için yaptıkları işlemlerdir. bu işlemler bağış, hibe meziyeti taşırlar. karşı tarafın ödeme yapması gerekmez.



temdit (extensıon of tıme) :

ticarette, bir borcun ödenmesi veya bir işlemin tamamlanabilmesi için daha önce belirlenmiş olan sürenin uzatılmasıdır.



temellük (acguısıtıon of receıvables) :

alacağın devralınması.



temerrüt (default) :

taahhütlerinin gerektirdiği ödeme veya menkul kıymet teslimatlarını belirlenen süreler içerisinde gerçekleştirmeyen borsa üyesi, gelişi hoş bir ihbara gerek kalmaksızın temerrüde düşmüş sayılır.



temettü / kar payı (dıvıdend) :

ortaklıkların dönem içerisinde elde ettikleri kârdan mevcut ortakların hisseleri oranında pay alma hakkıdır. sözkonusu hak, hisse senedine bağlı "kâr payı kuponları" karşılığında ve bundan başka hisse senedi ibrazına gerek kalmaksızın kullandırılır. borsa'da işlem gören şirketler kar payı dağıtmaları durumunda nakit ve/veya hisse senedi biçiminde dağıtılabilir.



temettü oranı :

dönem başında satın alınan bir hisse senedine ödenen paranın ne kadarının yıl içerisinde temettü olarak geri alındığını gösterir. a) dönem içerisinde ödenen hisse başına temettü / hisse senedinin dönem başı ücreti b) dönem içerisinde ödenen toplam temettü / şirketin dönem başı piyasa değeri net dönem karı / net satışlar



teminat (collateral) :

borsa üyelerinin, borsa işlemleri dolayısı ile müşterilerine ve borsaya verebilecekleri zararlara karşılık olmak üzere, borsa tüzel kişiliği adına yatırdıkları meblağa denir.



temlik (alıenatıon) :

alacağın devredilmesi.



ters repo (reverse repo) :

bir menkul kıymetin işlemin başlangıç valöründe alınıp, bitiş valöründe geri satılmasıdır (menkul kıymetin geri satım vaadiyle alımı).



tescil (regıstıratıon) :

borsada gerçekleştirilen işlemlerin fiyatlarının doğruda, borsa dışında gerçekleştirilen işlemlerin fiyatlarının ise bu işlemlerin borsa ?ya bildirimi sonrasında borsa kaydına alınması işlemidir.



teşvik önlemleri (ıncentıve economıc measures) :

devletin, ülkenin ekonomik ve sosyal amaçlar çerçevesinde ekonomik faaliyetlere sağladığı maddi ve hukuki basitlikler, desteklerdir. mali teşvikler, ekonomik teşvikler, idari ve teknik teşvikler olarak üçe ayrılır. ekonomik teşvikler, desteklenen ekonomik faaliyetlerin maliyetlerini düşürmeye yöneliktir; idari ve teknik teşvikler ise ürün tanıtımıyla ilgili fuar, lisans, patent hakkı temini, uzman yetittirilmesi gibi faaliyetleri kapsar.



ticaret dengesi (balance of trade) :

bir ülkenin ödemeler bilançosundaki toplam ithalat ile toplam ihracat arasındaki farktır. toplam ithalatın toplam ihracattan fazla olması ticaret dengesi açığını; az olması ise ticaret dengesi fazlasını gösterir. ülkenin ihracat ve ithalat rakamlarının eşit olduğunda, ülkede ticaret dengesi sağlanmıştır.



ticaret sınırlamaları (trade barrıers) :

gümrük vergileri, kotalar, ithalat senetleri, sübvansiyonlar, ithalat yasakları, itracat sınırlamaları gibi uluslararası ticaret serbestliğini önleyici veya sınırlayıcı nitelikteki müdahalelerdir.



ticari kazançlar (commercıal earnıngs) :

gerçek kişilerin ticaret ve sanayi faaliyetlerinden sağladıkları para veya parayla ölçülebilen menfaatlerdir. mal alım satımı, elde edilen ürünün satışı, hizmet gibi faaliyetler ticari faaliyetlerden bazılarıdır.



toplam arz (aggregate supply) :

belirli bir dönemde, mevcut olan toplam talebi karşılamak için üretilen ve ithal edilen mal ve hizmetlerin tamamıdır.



toplam fayda (aggregate utılıty) :

belirli bir malın sağladığı marjinal faydalarının toplamıdır. toplam fayda eğrisi tüketim miktarı arttıkça çoğalır. fakat belirli bir noktaya gelindiğinde bu artış durur ve azalmaya başlar. bu marjinal fayda yasasından kaynaklanmaktadır.



toplam maliyet (total cost) :

bir firmanın kısa dönemde, toplam maliyetleri ve toplam hareketsiz maliyetlerinin toplamıdır.



toplam talep (aggreate demand) :

bir ülkede, belirli bir dönemde mal ve hizmetlere olan talebin toplamıdır. bu talebi kişilerin tüketim mal ve hizmetlerine, firmaların yatırım malları ve diğer mallara, yabancı tüketici ve firmaların yatırım ve tüketim malların olan talepleri belirler.



toplu iş sözleşmeleri (collectıve bargaınıng) :

işçi ve işveren sendikaları arasında yapılan, işçi ve işverenin iş koşullarını ve hak ve borçlarını düzenleyen yazılı anlaşmadır. anlaşmanın yapılabilmesi için, taraflardan biri mutlaka işkolunda kurulu bir işveren sendikası olmalıdır.



toplu satış vergileri (wholesale taxes) :

üretimin belirli bir aşamasında alınan vergilerdir. imalat satış vergileri, toptan satış vergisi ve perakende satış vergisi olarak üçe ayrılır.



toptan eşya fiyat endeksi (ındex of wholesale prıces) :

bir ülkedeki toptan eşya fiyatlarının genel fiyat düzeyinde oluşan değişimleri belirten endekstir. bu endeks, paranın satınalma gücünde meydana gelen değişmeleri belirlemek amacıyla kullanılır.



trampa (barter) :

para kullanmadan gerçekleştirilen mal ve hizmet mübadelesidir. bireylerin gereksinimleri olan malları ellerindeki mallarla değiştirmeleridir. bunun olabilmesi için, değişimde bulunulanacak malların birbirlerine eşitliğinin sağlanması ve değişimde bulunulacak kişilerin karşılaşmaları gerekir.



tranş (tranche) :

tahvil ve bono piyasası ?nda işlem yapabilme sınırı içindeki her bir kademedir.



trend :

bellirli bir vakit dilimi aralığında belli bir seyiri oluşturan değerlerde ortaya çıkan devamlı artma ya da azalmaları ifade eder.



tröst (trust) :

birden fazla işletmenin ekonomik, hukuki ve teknik bakımdan tek bir işletme olarak birleşmeleri ile ortaya çıkan iktisadi kuruluştur. yatay tröstler ve dikey tröstler olarak ikiye ayrılır.



tüfe / tüketici fiyat endeksi (consumer prıce ındex) :

tüketicilerin kullandıkları kaynakları malların genel fiyat seviyelerindeki değişmeleri belirten endekstir. türkiye'de tüketiciendeksleri; geçinme endeksi, perakende fiyat endeksi, tüketici ücretleri endeksi olarak istanbul ticaret odası, devlet istatistik enstitüsü ve hazine ve dış ticaret müsteşarlığı tarafından düzenlenmektedir.



tüketici kredisi (consumer credıt) :

tüketicinin tüketim harcamalarını finanse edebilmek için aldığı kredidir. tüketici ve borç veren kişi arasında bir sözleşme ile yapılır.



tüketici rantı (consumer surplus, buyer's surplus) :

bir malı, belirli bir fiyattan almaya hazır olan tüketicinin, malı daha düşük bir fiyattan satın alarak mala ödemiş olduğu paranın değerinden daha çok fayda sağlamasıdır. meydana gelen fiyat farkı, tüketici lehine olan bir farktır.



tüketici tercihleri (consumer preferences) :

tüketicilerin değişik mal ve hizmet tüketme arzularının derecesini gösteren bir kavramdır. tercihlerde oluşan değişmeler, talep miktarının da değişmesine neden olmaktadır.



tüketim (consumptıon) :

tüketilecek mal ve hizmetler için para durumunda yapılan harcamaların tamamıdır. bu tüketim yalnızca mal ve hizmetleri kapsamaz, üretimde kullanılan hammadde gibi öğeler içerisinde kullanılır.



tüketim işlevi (consumptıon functıon) :

bir ülkede, belirli bir dönemde yapılan toplam tüketim harcamalarıyla kişilerin toplam gelirleri arasındaki fonksiyonel ilişkidir. kişilerin gelir düzeyleri artarken, tüketim harcamaları da artmaktadır.



tüketim harcamaları (consumptıon expendıture) :

belirli bir ülkede, belirli bir dönemde toplumun ihtiyaçlarını direkt doğruya karşılayan mal ve hizmetler için yapılan parasal harcamların toplamıdır.



türev piyasalar (derıvatıves market) :

ilerideki bir tarihte teslimatı veya nakit uzlaşması yapılmak üzere gelişi hoş bir malın veya finansal aracın bugünden alım satımının yapıldığı piyasalardır. türev piyasaların tanımı forward, futures ve opsiyon işlemlerinin tümünü içermektedir.



türev talep (derıved demand) :

üretim faktörlerine olan talep mal talebinden türeyen bir talep olduğundan, tüketimden doğan talepte türev taleptir.

Finans terimleri sozlugu - s

Finans terimleri sözlüğü - ş

Şerefiye (specıal assement) :

kamu kuruluşları ve belediyelerin gerçekleştirdikleri bayındırlık ve imar faaliyetlerinden dolayı değerinin artmasına yol açtıkları gayrimenkullerin sahiplerinden aldıkları bir tür harçtır.



şer'i vergiler (relıgıous taxes) :

islam hukuku esaslarına göre düzenlenmit zekat, ötür, hara., cizye vergileridir. bunlar zorunlu vergilerdir.



şubeler cari faizi :

bankaların genel müdürlüğü ile şubeleri arasındaki fon (para) hareketleri (borç ve alacak işlemleri) için kullanılan faiz. şubeler cari faizi kredi faizlerinden düşük, mevduat faizlerinden ise yüksek bir orandadır.



şüpheli alacaklar (bad debt) :

işletmenin alacakları arasında bulunmakta olan fakat tahsil edilme şansı çok az olan alacaklardır.

Finans terimleri sozlugu - s

Finans terimleri sözlüğü - s

Sabit değerler (slow assets, fıxed assets) :

ev, bina, toprak, makina gibi kullanılan ve satış için elde tutulmayan taşınır ve taşınmaz değerlerin tamamına verilen addır.



sabit getirili menkul kıymetler (fıxed ıncome securıtıes) :

alacaklılık hakkı sağlayan, belirli bir meblağı temsil eden, dönemsel gelir getiren, misli nitelikte seri durumunda çıkarılan, ibareleri aynı olan ve yatırım aracı olarak kullanılan borçlanma senetleridir. ihraç eden kuruluşların niteliğine göre kamu ve özel sektör menkul kıymetleri olarak ikiye ayrılırlar. hareketsiz getirili menkul kıymetler vade sonuna kadar elde tutulmaları durumunda belirli bir getiriyi garanti eder.



sabit kur sistemi (fıxed exchange rate system) :

döviz kurunun hükümet tarafından belirlendiği, olabilecek dalgalanmalara izin verilmeyen, döviz kurlarının hareketsiz tutulduğu sistemdir. hareketsiz kur sistemi, altın para sistemi ve kontrollü kambiyo sistemi olarak sınıflandırılır.



sabit maliyetler (fıxed cost; overhead cost; constant cost) :

kısa dönemde işletmenin üretim seviyesine bağlı olmayan giderlerdir. ışletmenin üretim miktarı azalsa da, artsa da miktarı değişmeyen kaçınılmaz giderlerdir. bina, makina, teçhizat giderleri hareketsiz maliyetlerin başlıcalarıdır.



sabit sermaye (fıxed capıtal) :

bina, arsa, makina gibi itletme aktifinde bulunmakta olan ve amortisman hesabına giren varlıklar için yatırılan sermayedir. bunlar derhal paraya çevrilemezler., devamlılık gösterirler. makina, arazi, patent hakkı, her türlü donanım hareketsiz sermaye unsurlarından bazılarıdır.



sabit sermaye malları (fıxed capıtal goods) :

bina, makina gibi üretim sırasında uzun müddet kullanılabilen dayanıklı mallardır.



sabit sermaye yatırımları (fıxed capıtal ınvestments) :

bina, makina gibi üretim sırasında uzun müddet kullanılabilen dayanıklı malların üretilmesi için yapılan harcamalardır.



safi milli hasıla net (natıonal product) :

ülkenin ekonomik durumunu ve refah seviyesini belirlemek amacıyla, gayrisafi milli hasıla'dan amortismanların çıkarılması yoluyla elde edilen değerdir.



sağlam para (hard currency, sound money) :

fiili satınalma gücü ve resmi değeri büyük miktarda birbirine eşit olan paradır. genellikle kuvvetli bir ekonomiye sahip ülkelerin paraalrı sağlam para kabul edilmektedir.



samurai :

japonya'da ihraç edilen yabancı tahvillerdir.



sanayi (ındustry) :

hammaddeleri yapılmış madde durumuna getirmek için gerçekleştirilen üretim ve bu üretimde kullanılan araçların tamamına verilen addır. sanayi, müteşebbis tarafından kâr elde etmek amacıyla kurulan mal ve hizmet üretimidir.



satıcı piyasası (seller's market) :

satıcıların pazara hakim olduğu, diledikleri satış koşullarını alıcılara kabul ettirdikleri piyasa tipidir. talebin arza oranla çok olduğu durumlarda, satıcılar piyasaya hakimdirler. fakat talebiz az olduğu durumlarda, arz-talep dengesi bozulacağından, satıcıların piyasaya olan hakimiyeti de azalacaktır.



satış garantisi (underwrıtıng) :

şirketin finansal varlık ihracında yatırım bankalaının ihracı yapan şirketi güvence altına alacak biçimde bu şirketlere tanıdıkları garantidir. piyasaya yeni çıkan menkul değerlerin satılamaması gibi olumsuzlukları önlemek amacıyla yapılır.



satış vergileri (sales taxes) :

harcamalar üstünden alınan bir tür dolaylı vergidir. genel satış vergileri ve özel satış vergileri olarak ikiye ayrılır. genel satış vergileri, üretim anında mallar el değiştirirken alınırlar. özel satış vergileri ise tüketim anında alınan vergilerdir.



savaş ekonomisi (war economy) :

savaş dönemlerinde bütün ekonomik kaynakların savaş için lazım malların üretiminde kullanıldığı, fiyat belirleme ve üretim, bölüşüm, tüketim kararlarının tamamen devletin kontrolüne bırakıldığı ekonomik düzendir.



seans (sessıon) :

bir menkul kıymet pazarında işlemlerin gerçekleştirilebileceği (başlama ve bitiş arasındaki) vakit aralığıdır.



sektör (sector) :

ekonominin faaliyet bölümleridir. bu bölümlendirmenin ekonomik analizlerde ve teorik çalışmalardaki rolü büyüktür.



selektif kredi politikası (selectıve credıt polıcy) :

kredi kaynaklarının ekonomik amaçların önceliğine göre dağıtılmasıdır. krediler ilk aşamada gelişmesi lazım sektörler için verilirler.



sendika (trade unıon) :

işçilerin veya işverenlerin çalışma ilişkilerinde, ortak ekonomik ve sosyal hak ve menfaatlerini korumak ve geliştirmek amacıyla oluşturdukları tüzel kişiliğe sahip kuruluşlardır. ışçi sendikaları, işkolu esasına göre bir işyerindeki işçiler, işveren sendikaları da yine işkolu esasına göre bir işyerindeki işverenler tarafından kurulurlar.



sendikasyon kredisi :

bankanın ihracatçı müşterilerine kullandırmak üzere uluslararası bankalar piyasasında borçlanma yolu ile fonlama temin etmesine denir.



serbest bölgeler (free zones, free trade areas) :

mal ve hizmetlerin gümrük vergisine bağlı olmaksızın serbestçe girdikleri ülkenin gümrük sınırları dışında kalan bölgelerdir. mallar bu bölgelerde depolanabilir veya tekrar ihraç edilebilirler. serbet limanlar, serbest ticaret bölgelerinin en yaygın olanıdır. serbest üretim bölgesi, ihracata yönelik hafif imalat sanayi üretiminin gerçekleştiği bölgelerdir. serbest üretim bölgelerinin serbest ticaret bölgelerinden farkı, bir üretim merkezi olmalarıdır.



serbest krediler (untıed credıts) :

kullanımına gelişi hoş bir sınırlama getirilmeksizin, kullanımını kredi alan ülkenin belirlediği ülkelerdir. bu stil kredileri, genellikle uluslararası bankalar verirler.



serbest mal (free goods) :

üretimleri için bir çaba harcanmayan, bütün gereksinimleri karşılayacak kadar çok bulunmakta olan, ücreti olmayan mallardır. hava, serbest mallara en hoş örnektir.



serbest piyasa ekonomisi (free market economy) :

ekonomik faaliyetlerin tam rekabet şartlarında serbestçe yapılabildiği, arz ve talebin esas belirleyici kabul edildiği, ekonomik sorunların fiyat mekanizması ile çözülmeye çalışıldığı ekonomidir.



serbest rekabet (free competıtıon) :

tekelci işletmelerin devlet müdahalesinin olmadığı bir piyasadaki rekabetidir.



seri üretim (serıal productıon) :

aynı maldan, aynı zamanda birden çok üretilmesidir. seri üretimde mamul sayısı azdır. kısa zamanda tamamlanan bir serinin üretiminden sonra başka malın üretimine geçilir



sermaye (capıtal) :

üretimde kullanılan kendisi de üretilmiş olan mal ve değerlerdir. sermaye kavramı; yatırılmış para, yatırımdan kazanılan gelir ve varlıkların parasal değeri anlamında da kullanılıyor.



sermaye arttırımı (capıtal ıncrease) :

bir şirketin temel sermayesine karşılık olan hisse senetlerinin bedelleri ödendikten sonra genel kurul kararı ile yeni hisse senedi çıkarılarak şirket sermayesinin artırılmasıdır.



sermaye giderleri (fınancıal expenses) :

işletmenin banka, finansal kuruluş ve borç alınan üçüncü şahıslara ödediği faizdir. finansman giderleri olarakta adlandırılırlar.



sermaye hesabı (capıtal account) :

özel kuruluşlarla, kamu kuruluşlarının gerçekleştirdiği, kısa ve uzun süreli olan, uluslararası sermaye akımlarının ödemeler bilançosunda bulunduğu bölümdür. sermaye hesabı, kısa süreli sermaye bilançosu, portföy yatırım bilançosu gibi alt bilançolara ayrılabilir.



sermaye ihracı (capıtal export) :

birikim yoluyla sağlanan sermaye fazlasının sermaye açığı olan ülkelere transfer edilmesi işlemidir. gelişmiş ülkelerde kullanılmayan sermaye fazlası az gelişmiş ülkelere ihraç edilerek bu ülkelerin bundan yaralanmasını sağlamaktır.



sermaye ithali (capıtal ımport) :

sermaye açığı olan ülkelerin sermaye fazlası olan ülkelerden veya uluslararası finansman kuruluşlarından lazım sermayeyi transfer etmeleri işlemidir.



sermaye kazançları (capıtal gaıns) :

menkul veya gayrimenkul sermaye varlıklarının satın alındıkları ve satıldıkları tarih arasındaki değer artışı ile sağlanan kazançtır. bu varlıkların elde tutulma müddeti bir yıldan az ise elde edilen kazanç; bir yıldan fazla ise uzun süreli sermaye kazancı olarak adlandırılır.



sermaye kazançları vergisi (capıtal gaıns tax) :

menkul veya gayrimenkul sermaye varlıklarının satışından sağlanan değer artış kazançları üstünden alınan vergidir. bu vergilendirme varlığın elde tutulma müddetine ve kazanç miktarına göre belirlenir.



sermaye malları (capıtal goods) :

makina, teçhizat ,fabrika, bina gibi başka malların üretiminde kullanılan mallardır.



sermaye piyasası (capıtal market) :

uzun vadeli finansman ihtiyaçlarının ve bunların karşılanması için yaratılmış finansal varlıkların alınıp satıldığı piyasadır. sermaye piyasasının başlıca görevleri tasarruf oluşturmak, riske katlanmaktır.



sermaye piyasası kurulu (stock exchange commıssıon) :

türkiye'de sermaye piyasasını düzen vermek için çıkartılan 30 temmuz 1981'de yürürlüğe giren sermaye piyasası kanunuyla kurulan merkezi ankara'da bulunmakta olan kamu tüzel kitisidir.



serten (certaın) :

kambiyo borsalarında uygulanan, bir ülke parasının değerinin başka bir ülke parası cinsinden ifade edilmesidir.



servet vergisi (wealth tax) :

kişilerin belirli bir anda sahip oldukları her türlü menkul ve gayrimenkul mal ve paralardan meydana gelen servetleri üstünden alınan dolaysız bir vergidir. emlak vergisi imotorlu taşıt vergisi örnek verilebilir.



sıcak para (hot money) :

bir ülkeden başka bir ülkenin mali kriz merkezlerine hareket eden kısa dönemli sermaye hareketleridir. bunun nedenleri arasında arbitraj bulunur.



sıkı para politikası (tıght money polıcy) :

enflasyonist dönemlerde uygulanan, piyasadaki para arzını azaltmaya yönelik politika tedbirleridir. bu uygulama anında, emisyon ve kredi hacimlerinin daraltılması, reeskant, karşılık ve faiz miktarlarının yükseltilmesi gibi tedbirler alınır.



sınai üretim endeksi (ındustrıal productıon ındex) :

imalat sanayinde, madencilik, elektrik ve gaz endüstrilerinde fiziksel üretim değerlerinin dönemsel olarak ölçülmesidir.



sigorta (ınsurance) :

ileride olabilecek her türlü olay ve risk karşısında doğacak hasar ve zarara karşı önceden sağlanan teminat ve telafi olanağıdır. sigorta sözleşmesi ile gerçekleştirilir. sigortacı, sigorta yaptıran kişi, sigorta menfaati, sigorta tazminatı, riziko sigorta sözleşmesinin unsurlarıdır.



sistem analizi (system analysıs) :

daha iyi bir sistem tasarlanması ve geliştirilmesi amacıyla gelişi hoş bir sisteme ve onun işlediği çevreye bağlı etkenlerin toplanması, düzenlenmesi ve değerlendirilmesi işlemleridir.



son giren ilk çıkar (last ın fırst out) :

bir stok değerlendirme yöntemi olan son giren ilk çıkar yöntemine göre, en yeni alınan malların ilk tüketileceği, ilk satın alınan mallarında son mevcut olarak kalacağı düşünülür.



sosyal fayda (socıal benefıt) :

alınan ekonomik kararlar sonucunda, toplumun refah düzeyinde oluşan artıştır. bu kararlar devlet tarafından alınabileceği gibi, kişiler tarafından da alınabilir.



sosyal maliyet (socıal cost) :

bir ekonomik faaliyetin topluma olan maliyetidir. sosyal maliyetin faaliyeti yapan kişi ya da kurumun maliyetine eşit olması koşul değildir.



sosyal muhasebe (socıal accountıng) :

belirli bir ülkenin, belirli bir dönemde milli gelir ve giderleriyle, ekonomik faaliyetlerini muhasebe tabloları ile açıklayamaya yarayan sistemdir.



sosyal planlama (socıal plannıng) :

bir ülkenin beşeri altyapısını oluşturan toplum yapısının gelişmesinde ekonominin kalkınmasına yardımcı olacak biçimde sosyal, ekonomik, siyasi politikalar izlemek yoluyla düzenlemelerin planlanmasıdır.



sosyal yardımlar (publıc relıef) :

ekonomik ve sosyal açıdan korunmaya muhtaç kişilere karşılık beklemeksizin insani, dini, sosyal ve ailevi gerekçelerle yapılan maddi desteklerdir.



spekülasyon (speculatıon) :

fiyatların ileride değişeceği ve bu fiyatlar üstünden yapılacak alım-satım işlemlerinden bir kâr sağlanacağı beklentisiyle bugünden alım-satım işlemleri yapmaktır.



spekülatif para talebi (speculatıve demand for money) :

bir ülkede, belirli bir dönemde kişilerin ve firmalrın piyasanın nasıl bir şekil alacağını tahmin ederek bir çıkar elde etmek üzere para talebinde bulunmalarıdır.



spekülatör (speculator) :

gelecekteki fiyat değişikliklerini tahmin ederek kâr elde etme amacıyla spekülasyon yapan kişilere verilen addır. spekülatörlerin faaliyetleri bilhassa ekonomik ve siyasi bunalım dönemlerinde bu bunalımın meziyetini arttırıcı rol oynayabilir.



spesifik vergi (spesıfıc tax) :

ithal edilen maldan, malın ağırlığı, sayısı, adedi gibi fiziki ölçüler üstünden alınan gümrük vergileridir. spesifik vergiler ithal edilen malın meziyetini göz önüne almadığı için bazı negatif yanları vardır. bu sebeple, spesifik vergi giderek daha az kullanılıyor. genellikle meziyet farkının önemli olmadığı mallar için kullanılırlar.



spot döviz işlemleri (foreıgn exchange spot transactıons) :

uluslararası döviz piyasalarında, belirli bir tarihte piyasada geçerli döviz kuru üstünden yapılan döviz işlemleridir. müşteri ve bankalara uygulanan spot işlemlerindeki döviz kuru iki günlüktür.



spot kredi :

firmaların kısa süreli nakit ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik kısa vadeli krediler. kredi kullanıldığında, geri ödeme vadesinin ve faiz tutarının ne olacağı baştan belirlenmiştir.



spot piyasa (spot market) :

ticaretin, nakit ödeme karşılığı esnasında teslim biçiminde gerçekleştiği piyasa tipidir.



spred (spread) :

bankaların döviz alım satım işlemlerinde, alım fiyatıyla satım ücreti arasındaki farktır.



stagflasyon (stagflatıon) :

enflasyondaki durgunluk ve işsizliktir. ingilizce stagnation (durgunluk) ve inflation (enflasyon) kelimelerinin birleştirilmesiyle oluşturulmuş bir kavramdır.



standart maliyet (standard cost) :

üretim sırasında katlanılan giderlerin gerçek değerleri yerine standardını temel alarak yapılan maliyet hesaplama yöntemidir. ışletmeler, bu yöntemle gerçek üretim giderleri ile saptanmış standartları karşılaştırarak aralarındaki farkların analizini yaparak değerlendirmektedirler.



standart sapma (standard devıatıon) :

istatistiksel bir serideki terimlerin, ne kadar sapma yaptıklarını ölçmeye yarayan bir istatistik ölçüsüdür. bir serideki terimelrin, aritmetik ortalamadan farklarının kareli ortalamasıdır.



stand-by düzenlemesi (stand-by arrangements) :

uluslararası para fonu ve istikrar yazılımı uygulamakta olan üye ülkeler arasında sağlanan kredileri düzenleyen sözleşmedir.



stand-by kredisi (stand-by credıt) :

uluslararası para fonu'nun istikrar yazılımı uygulamakta olan üye ülkelere, bu istikrar yazılımını desteklemek amacıyla verdiği kredidir.



statik analiz (statıc analysıs) :

ekonomideki denge durumlarını incelemekte kullanılan analiz yöntemidir. bu analiz sırasında, yalnızca belirli bir zamandaki denge durumu incelenir. vakit boyutu yoktur.



sterilizasyon politikası (sterılızatıon polıcy) :

ülkeye giren veya ülkeden çıkan altın ve dövizin milli para miktarını ve fiyatlar genel seviyesini etkilemsini önlemek amacıyla uygulanan politikadır. bu politikayı uygularken açık piyasa işlemlerinden yararlanılır.



stok değer artışı :

belirli bir dönem içinde, ülke veya itletmede mevcut stokların toplam değerlerinde oluşan artıştır.



stok değer kaybı (stock deprecıatıon) :

belirli bir dönem içinde, ülke veya işletmede mevcut stokların toplam değerlerinde oluşan azalmadır.



stok devir hızı (stock turnover) :

işletmede mevcut stoklarla satın malın maliyeti arasındaki ilişkiyi belirten orandır.



stok kontrolü (stock control) :

üretim sırasında üretilen mamule dolaylı veya dolaysız olarak katılan her türlü fiziksel varlıkların ve mamulün maliyeti minimum olacak teklide belirlenmesi ve yönetilmesidir.



stoklama (stockıng) :

işletmedeki hammadde, işletme malzemesi, yardımcı madde, yarı mamuller ve mamullerin saklanması ve korunmasıdır.



stopaj (wıthholdıng tax) :

gelir vergisi borcunu mükellef yerine üçüncü bir kişi tarafından ödenmesidir. devlet memurlarının gelir vergileri de maaşlarından kesilir.



sübvansiyon (subventıon, subsıdy) :

hükümetin üreticileri korumak ve onları teşvik etmek amacıyla para veya parasal değere sahip şeylerle karşılıksız olarak yaptığı yardımdır.



sürü psikolojisi :

büyük fiyat dalgalanmalarında ufak yatırımcıların bilinçsiz biçimde yüksek fiyattan alım yapmaları ya da panikle düşük fiyattan satış yapmalarıdır.



swap :

faiz miktarları ile döviz kurlarındaki değişmeler sonucunda ortaya çıkan riski en aza yüklemek amacıyla geliştirilmiş işlemdir.

Finans terimleri sozlugu - r

Finans terimleri sözlüğü - r

Rambursman (reambursement) :

alınan bir borcun geri ödenmesi, bedeli ödenmesi şartıyla teslim edilen malın bedelinin yatırılması, başkası hesabına ödenen bir masrafın tahsisi gibi işlemler rambursman kavramı kapsamındaki işlemlerdir.



rant (rent) :

bir üretim etkeni olan toprağın, belirli bir müddet kullanımı için ödeme meblağdır. iktisadi anlamda ise, arzın hareketsiz kalarak talebin artması ile artan fiyatlardan elde edilen gelirdir.



rantabilite (rentabılıty) :

bir işletmede belirli bir dönemde elde edilen kârın, aynı dönemde işletmede kullanılan sermayeye oranıdır. [( satılan miktar x fiyat) - satılan miktarın maliyet gideri ] / sermaye biçiminde formüle edilebilir.



rasyo (ratıo) :

işlemenin yapısı ve işletme faaliyetlerinin verimliliği ile ilgili bilgi veren rakamlardır. rasyolar, işletme kararlarının etkinliğini arttırmaktadırlar.



reasürans (reınsurance) :

sigortacının yaptığı sözleşmelerden doğan riskleri kısmen veya tamamen başka bir sigortacıya devretmesidir. reasürans, sigorta şirketinin aldığı riski taşıyamama olasılığı karşısında aldığı bir önlem niteliğindedir.



redevans (royalty) :

herhangi bir marka veya lisansın devredilmesi karşılığında tahsis edilen bedeldir.



reeksport (reexport) :

bir ülkeye ithal edilen malların, çok fazla fiziki değişikliğe uğratılmaksızın başka ülkelere satılmasıdır. ülkeler arası fiyat farklılıklarından yararlanmak amacıyla bu işlemde, tekrardan ambalajlama gibi ufak değişklikler yapılır.



reel döviz kuru (real exchange rate) :

nominal döviz kurunun, fiyat endeksine bölünmesiyel elde edilir. deflasyon olarakta isimlendirilen bu işlem, fiyatların artış tesirini ortadan kaldırmak amacıyla yapılır.



reel faiz (real ınterest rate) :

nominal faizin enflasyon oranıyla deflate edilmiş durumudur.



reel gelir (real ıncome) :

gelirin belirli bir dönemdeki satınalma gücüdür. nominal gelirin fiyat endeksine bölünmesi ile bulunur.



reel sermaye (real capıtal) :

üretim sırasında kullanılan fiziki mal varlıklarıdır. bina, fabrika reel sermayeye örnek olarak verilebilir.



reel ücret (real wage) :

parasal ücretlerin genel fiyat endeksine bölünmesi ile elde edilir ve nominal ücretin satınalma gücünü gösterir. nominal ücretteki artış, fiyatlar genel seviyesindeki artıştan fazla ise, reel ücret yükselmiştir. nominal ücretteki artış, fiyatlar genel düzeyinden az ise, reel ücret düşmüş demektir. artış aynı ise ücret değişmemiş demektir.



reel yatırımlar (real ınvestments) :

belirli bir ülkede, belirli bir dönem içinde ekonomide yeni üretim kapasitesini arttırmaya yönelik mevcut sermaye stokuna yapılan ilavelerdir.



reeskont kredisi (redıscount credıt) :

bankaların, yeni plasman veya nakit gereksinimlerini karşılayabilmek amacıyla merkez bankası'ndan borçlu cari hesap veya senet iskontosu biçiminde talep ettikleri nakdi kredidir. bu kredi, para politikasının uygulamasında olabildiğince etkilidir.



reeskont oranı (redıscount rate) :

bankalar merkez bankası'ndan kredi almak istediklerinde ellerindeki senet, bono gibi kıymetli evrakları merkez bankası'na vererek iskonto ettirirler. merkez bankası'nın bu işleme uyguladığı faiz reeskont oranıdır. bu oranın yükselmesi kredi hacminin daralmasına, azalaması ise kredi hacminin genişlemesine sebep olur.



reflasyon (reflatıon) :

deflasyon içerisindeki veya deflasyona kaymakta olan bir piyasanın tekrar dengeye getirilmesidir. enflasyona neden olmaksızın istihdam hacminin arttırılmasına yönelik çabaları kapsar.



referans fiyat (reference prıce) :

bir hisse senedinin işlem görebileceği en üst ve en alt fiyat limitlerinin belirlenmesinde temel teşkil etmeyen, fiyat tescili yapılıncaya kadar üyelerce referans değer olarak kullanılması amaçlanan fiyattır. yalnızca rüchan hakkı kupon pazarı ?nda işlem görmeye başlayacakyeni pay alma kuponları için hesaplanır.



regresyon analizi (regressıon analysıs) :

iki veya daha fazla değişken arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla kullanılan istatistiksel bir analizdir. hedefi, bir değişkenden yararlanmak suretiyle diğer değişken için tahmin yapabilmektir.



repo (repurchase agreement) :

menkul kıymetin geri alma vaadiyle satımı. hazine bonosu, tahvil gibi menkul kıymetlerin önceden belirlenmiş bir fiyattan geri satın alınmasıyla gerçekleştirilen kısa vadeli bir mevduat toplama yöntemidir. repo yapan parayı kullanan taraftır.



resim (duty) :

bazen karşılıksız, zaman zaman de bir hizmet karşılığı olarak alınan bir vergi tipidir. örneğin ithalat damga resmi karşılıksız alınan; rıhtım resmi ise hizmet karşılığı alınan bir bedeldir.



resmi döviz kuru (offıcıal exchange rate) :

kamu otoriteleri tarafından belirlenen döviz kurudur. resmi döviz kurunun piyasa döviz kurunun altında olması ithalatı teşvik eder, ihracatı ise önler.



resmi mevduat (publıc deposıt) :

genel bütçeli kurumlara, katma bütçeli kurumlara, yerel yönetimlere, yasayla kurulmuş döner sermayeli kurumlara, sosyal sigorta kurumları gibi kurumlara ilişkin hesaplardır.



retret (redraft) :

elindeki poliçeyi tahsil edemeyen muhatabın senet bedeline masraf ve faizleri de ekleyerek borçlulardan birine çektiği ikinci poliçeye verilen addır.



revalüasyon (revaluatıon) :

bir ülke parasının hükümet kararı ile altın veya başka ülke paralarına göre değerinin yükseltilmesi biçiminde yapılan ayarlamalardır. revalüasyona genellikle merkez bankası'nda ihtiyaçtan fazla altın ve döviz birikmesi halinde batvurulur.



reyting (ratıng) :

ihraçcıların (şirket, devlet, vs.) ihraç ettikleri borç niteliğindeki menkul kıymetlerin (tahvil, finansman bonosu vs.) anapara ve faizini vaktinde geri ödeme yeterliliğine ne ölçüde sahip olduklarını göstermek amacıyla bağımsız kuruluşlar tarafından yapılan değerlemedir.



rezerv hareketleri (reserve movements) :

ödemeler bilançosunun üleknin resmi rezerv ve borçlarını belirten bölümüdür.



rezerv para (reserve currency) :

ülkelerin ve uluslararası kuruluşların bulundurduğu döviz, altın gibi ödeme araçlarına verilen addır.



risturn (return, patronage dıvıdend) :

kooperatiflerde, dönem sonu elde edilen kârın ortaklara dağıtılan kısmıdır. bu dağıtımın hedefi, ortakların birbirinin sırtından haksız kazanç sağlamalarını önlemektir.



royalti (royalty) :

bir lisans veya ticari marka sahibinin sahip olduğu hakları bir başkasına devretmesi karşılığı aldığı bedeldir. kiralanarak veya üretim birimi üstünden verilebilir.



röpor (carryıng over) :

vadesi gelmiş olan bir hesabın koşulları değişmeksizin ileri bir tarihe uzatılmasıdır.



rsı göstergesi -relatif güç indeksi- (relatıve strength ındex) :

rsı osilatörünün ana değeri, aşırı alım ve aşırı satım bölgelerinin belirlenebilmesi için üst ve alt sınırları temin eder. rsı osilatörünün değeri 0 ile 100 arasında dalgalanır. 70 ?in üzeri aşırı alım, 30 ?un altı ise aşırı satış bölgesidir.



rücu hakkı (rıght of recourse) :

müteselsil borçlarda, başkalarını da ilgilendiren bir borcu ödeyen kişinin, diğerlerinin payına düşen borçalrını kendisine geri ödemelerini istemesi hakkıdır.



rüçhan hakkı (pre-emptıve rıght) :

bedelli sermaye artırımlarına mevcut ortakların ellerindeki hisseleri oranında ilk olarak katılma hakkıdır.



rüçhanlı hisse senedi (preffered stock) :

sermaye artırımına gidilen anonim şirketlerde, eski ortaklara şirketteki sermaye paylarıyla orantılı olarak yeni hisse senetlerinden verilmesi ile kişiye rüçhan hakkı ünlü olur. yeni çıkartılan bu hisse senetlerini alma hakkını kazandıran hisse senetlerine de rüçhanlı hisse senetleri denir.

Finans terimleri sozlugu - p

Finans terimleri sözlüğü - p

Para (money) :

mal ve hizmetlerin satın alınmasını sağlayan, mübadele aracı olan hazır bir satınalma gücüdür. para sayesinde, ekonomide mallar basitçe el değiştirirler.



para arzı (money supply) :

bir ülkedeki toplumun sahip olduğu ödeme araçlarının tamamıdır. bu araçlar; banknot, kaydi para ve madeni paradır. fakat bazı ülkelerde hazine bonları, devlet tahvilleri, ticari senetler, vadeli mevduat hesapları da para arzı olarak kabul edilirler.



para birimi (monetary unıt) :

bir ülke parasının standart birimidir. türk para birimi "lira", japonya para birimi "yen" gibi.



para ekonomisi (monetary economy, pecunıary economy) :

değişim aracı olarak paranın kullanıldığı ekonomidir. para önceleri mallarla temsil edilirken, zaman geçtikçe malların taşıma zorluğu, dayanıksızlığı, değerini muhafaza edememesi gibi nedenlerden dolayı madeni para kullanılmaya başlanmıştır. daha sonraları altın ve gümüş kullanılmış, fakat zaman geçtikçe yerini altın karşılığı sertifika ve banknotlara bırakmıştır. ekonominin gelişmesiyle altın karşılığı olmayan kağıt paralar kullanıma girmiştir ve bankacılığın gelişmesiyle kaydi paraya geçilmiştir.



para erozyonu (monetary erosıon) :

enflasyonun etkisiyle paranın değerinde oluşan azalmadır.



para piyasası (money market) :

kısa vadeli kredi işlemlerinin yapıldığı piyasadır. bu piyasalarda kredi arzı, toplumun ufak ve kısa müddet içerisinde kullanamayacağı paralardan; kredi talebi de işletmelerin ve ufak ekonomik birimlerin günlük ihtiyaçlarını karşılama isteklerinden oluşmaktadır.



para politikası (monetary polıcy) :

tam istihdamı sağlamak, enflasyonu önlemek, ödeme bilançosu açığını gidermek gibi makro ekonomik amaçları gerçekleştirmek üzere, ekonominin likiditesinin arttırılmasıdır. bu ancak para miktarının değiştirilmesiyle sağlanır.



para sistemi (monetary system) :

ülkelerin, ülke paralarının yönetimi için kabul ettikleri sistemdir. sistem, para arz ve talebini düzenleyen hukuk kuralları ve uygulamalrı ile belirlenir. madeni para sistemi ve kağıt para sistemi olarak ikiye ayrılır.



para talebi (money demand, demand for money) :

belirli bir ülkede, belirli bir dönem içinde kişilerin ekonomik varlıklarını para olarak ellerinde bulundurma arzularıdır. para talebi ile kişiler ellerindeki paraları başka varlıklara dönüştürebilirler.



parafiskal gelirler (payroll tax, parafıscalıty) :

kamu niteliğindeki devlet kuruluşları (ticaret odası, sanayi odası,vb) ve sosyal güvenlik kuruluşları (ssk, bağkur, vb) tarafından toplanan kamu gelirleridir. bu gelirler, devlet bütçelerine dahil edilmezler. karşılıklarının olmaması bakımından harca benzerler.



parametre (parameter) :

parametre, cebirsel eşitlikteki hareketsiz terimdir. örneğin, y= 3x+5 biçimindeki bir ifade de 3 ve 5 birer parametredir.



paranın marjinal yararı (margınal utılıty of money) :

kişilerin para stoklarına eklenecek kâr miktarının, kişinin likidite gereksiniminin tatmininde sağladığı ek faydadır.



parasal taban (monetary base) :

dolaşımdaki para, banka nakit rezervleri ve merkez bankası'ndaki zorunlu karşılıkların toplamıdır.



parasal ücret (money wages) :

üretim etkenine katılan emek faktörünün para cinsinden ödenmesidir. yâni, işçiye yaptığı işin karşılığının para olarak ödenmesidir. parasal ücretin satınalma gücü, ekonomideki genel fiyat düzeyinde dayanır. şayet fiyatlar seviyesindeki artış parasal ücretten fazla ise, satınalma gücü azalacak; artış parasal ücrettekine göre az ise, satınalma gücü artacaktır.



pasif (lıabılıty) :

parayla değerlendirilebilir borç ve yükümlülükler toplamıdır. bir bilançonun pasifi, işletmedeki varlıkların hangi kaynaklardan sağlandığını ve işletmenin hukuki ve mali yapısını gösterir.



pazar payı (market share) :

bir işletmenin ürettiği ürünlerin satışının, aynı endüstri alanında üretilen ürünlerin satışı içerisindeki payıdır.



pazarlama (marketıng) :

işletmenin amacına ulaşması ve müşteriyi tatmin için, mal ve hizmetlerin üreticiden tüketiciye doğru olan akışına yön verilmesini sağlayan işletme faaliyetidir. satış, dağıtımi reklam gibi direkt ve ürün farklılaştırılması, pazar araştırması gibi dolaylı faaliyetleri kapsar.



permi (permıt, lıcence) :

kamu otoritelerinin ithal ve ihraç edilecek mallar, yurtdışına çıkarılacak döviz ve benzeri değerler için verdiği izin belgesidir.



pilot bölgesi (pılot regıon) :

belirli bir konuda uygulanmaya konulması düşünülen bir modelin uygulama neticesinin daha kolay görülmesi amacıyla seçilen bölgedir. bu uygulama sayesinde gelecekte karşılaşılabilecek sorunları önceden görmek mümkündür..



pilot üretim (pılot productıon) :

piyasaya yeni sürülecek bir mal hakkında olarak ortaya çıkabilecek çeşitli problemlerin önceden belirlenmesi amacıyla üretilen, tüketici ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik olmayan üretimdir.



piyasa (market) :

bir malın alıcı ve satıcısının buluştukları yerdir. burada para vererek mal ve hizmet talebinde bulunmakta olan alıcılar ile para karşılığı mal ve hizmet sunan satıcılar birbirleriyle kolaylıkla ilişki kurabilirler. italyanca "piazza" kelimesinden dilimize geçmiştir. farsça "bazar" kökeninden gelen "pazar" terimi de piyasa anlamına gelir.



piyasa arzı (market supply) :

piyasadaki tüm satıcılar tarafından gerçekleştirilen mal ve hizmet arzıdır.



piyasa değeri (market prıce) :

iktisadi bir değerin, o günkü alım satım değeridir. rayiç olarakta adlandırılır.



piyasa ekonomisi (market economy) :

hangi mal ve hizmetin üretileceğine tüketicinin karar verdiği ekonomi tipidir. üretilecek mal ve hizmeti talep belirler. mala olan talep arttıkça, malın ücreti da artacaktır. bu da işletmelerin kâr maksimizasyonunu temin eder.



piyasa ücreti (market prıce) :

sermaye piyasası aracının arz ve talebinin karşılaşması sonucunda meydana gelen fiyattır. bu kademede arz ve talep eğrileri aynı noktada kesişirler.



piyasa gözetimi (market surveıllance) :

borsa'da işlem gören menkul kıymetlerde gerçekleşen olağandışı fiyat ve/veya miktar hareketlerinin, sözkonusu borsanın ilgili birimi ve/veya piyasanın yasal düzenleyicisi konumunda olan kurum tarafından, yapay piyasa ve içeriden öğrenenlerin ticareti gibi yasal olmayan etkinliklerin tespit edilebilmesi amacıyla izlenmesi ve incelenmesidir.



piyasa güçleri (market forces) :

piyasada ürünün satış ücretini ve miktarını belirleyen arz ve talep güçleridir.



piyasa kapitalizasyonu (market capıtılızatıon) :

hisse senedi piyasasında, hisse senetleri işle gören firmaların çıkarılmış nominal sermayelerinin hisse ücretleri bazında piyasa değerini belirtir.



piyasa talebi (market demand) :

piyasadaki tüketicilerin bir mal veya hizmete olan taleplerinin toplamıdır.



piyasa talep eğrisi (market demand curve) :

kişilerin bir mala olan taleplerinin geometrik olarak tek tek toplanması suretiyle elde edilen eğridir.



piyasa yapısı (market structure) :

piyasadaki satıcılar arasındaki rekabete dayanan ilişkileri belirleyen özelliklerden meydana gelmektedir. piyasada faaliyet belirten firmaların büyüklük miktarları, alıcıların büyüklük oranı, mal farklılaştırma derecesi, piyasaya giren mallara konulan kısıtlamalar piyasa yapısını oluşturan başlıca özelliklerdir.



planlama (plannıng) :

planlama, belirli bir dönemde, belirli sosyo-ekonomik amaçlara ulaşabilmek için, önceden belirlenmiş araçları kullanarak bu işle görevlendirilmiş organlar tarafından belirli bir bölgede yürütülen faaliyetlerin tamamıdır.



planlı ekonomi (planed economy) :

kaynak kullanım kararlarının piyasa mekanizması yerine merkezi yönetim tarafından alındığı ekonomi tipidir. kaynak kullanımını devlet belirler ve devlet kontrol eder. planlı ekonomilerde ekonomik düzenlemeler hazırlanmış planlar çerçevesinde yapılsa da, ülkeler değişik ekonomik ve politik sitem uyguladıklarında planlar da bu sisteme göre değişecektir. planlar emredici planlar ve yol gösterici planlar olarak ikiye ayrılır. emredici planlarda ülkedeki tüm ekonomik faaliyetler planlar çerçevesinde yürütülürken, yol gösterici planlar kamu sektörü ve özel sektörüyle yapılır.



plasman (placıng) :

paranın gelir getirici bir alacağa, bir gayrimenkule veya bir menkul değere ayrılmasıdır. bankalar için ise, kredi kullandırımını ifade eder.



poliçe (bıll, draft, trade bıll of exchange) :

alacaklı olan bir kişinin borçlusuna borcunu ödemesi için yazı yoluyla yolladığı ödeme emridir. poliçe bir kredi aracıdır. paranın transferini temin eder. aynı zamanda bir tür paradır.



politik iktisat (polıtıcal economy) :

iktisat ve siyaset ilmi kurallarını inceleyerek, bu kuralları devletin ekonomik rolünü belirlemek ve düzen vermek amacıyla birarada kullanan bilim dalına verilen addır.



portföy (portfolıo) :

bir yatırımcının sahip olduğu menkul kıymetlerin tamamına verilen addır.



portföy yatırımları (portfolıo ınvestment) :

yatırımcıların faiz veya kâr payı sağlamak amacıyla bono, tahvil, hisse senedi gibi kıymetli evrakları toplamalarıdır. devlet tahvillerinin alımı portföy yatırımlarına bir örnektir.



portföy yönetimi (portfolıo management) :

mali piyasalarda hangi yatırım araçlarına ne zaman, ne kadar para yatırılacağı ve bunların getirilerinin hakkındaki yönlendirme ve yönetim işlemlerinin vekil sıfatıyla yapılmasıdır.



pozitif iktisat (posıtıve economıcs) :

iktisat ilminin olayları ve kişilerin davranışlarını objektif olarak gözlemlediği ve buna bağlı olarak kararlar aldığı iktisat tipidir.



prefinansman :

ihracat, ihracat sayılan satış ve teslimler ile döviz kazandırıcı faaliyetlerle ilgili mal ve hizmet alımının finansmanında kullanılmak üzere firmalarca, bizzat yurtdışındaki alıcıdan veya uluslararası piyasadan sağlanıp, türkiye'deki bankalar veya özel finans kurumları aracılığı ile (garanti verilerek veya verilmeksizin) alışı yapılmak suretiyle kullandırılan azami 1 yıl vadeli kredilerdir.



prim (premıum) :

işin kapsamına göre asıl ücrete ek olarak yapılan ödemedir. prim, işverenin isteği doğrultusunda veya sözleşme uyarınca yapılır. teşvik edici bir ödüllendirme aracı özelliği taşır.



primli tahvil (premıum bond) :

tahvilin ihraç ücretinin, tahvil üstünde yazılı olan nominal fiyattan düşük olması halidir. bu fark, primli tahvil biçiminde adlandırılır.



provizyon (remıttance fund) :

herhangi bir bankada hesabı bulunmakta olan bir kişinin, banka hesabından gelişi hoş bir anda çekilebilen, hesap bakiyesinin ödemeye müsait olduğunun teyididir.

Finans terimleri sozlugu - o

Finans terimleri sözlüğü - o

Opsiyon (optıon) :

belirli bir müddet içinde, belirlenmiş bir fiyattan bir mal veya menkul kıymeti alma ya da satma hakkına verilen addır. opsiyon hakkı, alım opsiyonu (call option) ve satım opsiyonu (put option) olarak ikiye ayrılır. piyasa ücreti belirlenmiş olan ücreti aşmış ise, alım opsiyonu sahibi; fiyat düşmüş ise satım opsiyonu sahibi hakkını kullanır.



opsiyon sözleşmesi (optıon contract) :

belli oranda bir malı, menkul kıymeti veya finansal göstergeyi belli bir fiyattan ileride önceden belirlenmiş bir tarihte veya öncesinde alma veya satma hakkıdır.



optimum (optımum) :

ekonomide, belirli amaçlara bağlı olarak bir değişkenin alabileceği en iyi değeri gösteren kavramdır.



optimum kaynak dağılımı (optımum resource dıstrıbutıon) :

ekonomide mevcut olan sınırlı kaynakların, mal ve hizmet üretimi için lazım olan ihtiyaçlarda en ideal biçimde kullanılmasıdır. bunun gerçekleştirilebilmesi için, her üretim faktörünün çeşitli kullanım alanlarındaki marjinal prodüktivitelerinin birbirlerine eşitlenmesi lazımdır.



ordinal fayda (ordınal utılıty) :

belirlenen bir malın rakamlarla ölçülmeyip, malların faydaları bakımından bir sıralamaya tâbi tutulmalarıdır. kayıtsızlık eğrileri analizi, ordinal fayda teorisi çerçevesinde geliştirilen bir analizdir.



ordino :

borsa yatırımcılarının işlem yaptıkları aracı kurumlarında verdikleri alım-satım emirleridir.



ortak para alanı (common exchange area) :

ekonomik ilişki bakımından yakın olan ülkelerin paralarını hareketsiz kurlara bağlayarak, diğer ülke paralarına karşı dalgalanmaya bırakmalarıdır.



ortalama gelir (average ıncome) :

firmanın ürettiği mal birimi başına düşen gelirdir. belirli bir üretim birimi satışından sağlanan toplam gelirin, üretim birimine bölünmesiyle bulunur.



ortalama maliyet (average cost) :

toplam değişken maliyetlerle toplam hareketsiz maliyetler toplamının, üretim miktarına bölünmesiyle elde edilen tutardır. kısa dönem ortalama maliyeti ve uzun dönem oratalam maliyeti olarak ikiye ayrılır. kısa dönem ortalama maliyetleri genellikle uzun dönem ortalama maliyetlerinin üzerindedir.



osilatör :

piyasanın aşırı alım ya da aşırı satış bölgesinde olup olmadığını belirleyen göstergelerdir. fiyat grafiğinin altına çizilir. osilatör yukarı uca eriştiğinde aşırı alım bölgesinde, aşağı uca eriştiğinde aşırı satım bölgesindedir.



ödemeler dengesi :

bir ülkenin yıl içerisinde dış ülkelere yaptığı ödemeler ile dış ülkelerden sağladığı gelirleri belirten bilançodur.



ödenmiş sermaye (paıd-ın capıtal, subscrıbed capıtal) :

esas sermaye sistemine tâbi ortaklıklarda, ortaklarca taahhüt edilen sermayenin nakden ödenmiş kısmıdır.



ödünç verilebilir fon arzı (supply of loanable funds) :

kredi talebinde bulunmakta olan ekonomik birimlerin kredi gereksinimlerini karşılayabilmeleri için, bu birimlere ödünç olarak verilen fon miktarıdır. bu fonlar, tasarruflar, ek kredi, dağıtılmayan kârlar, gömüleme çözülmesi ve menkul kıymetlerin satışından sağlanacak fonlar yoluyla sağlanabilir.



ödünç verilebilir fon talebi (dedand for loanable funds) :

tasarruf ve gelirleri, harcama ve yatırımları için yaterli olmayan ekonomik birimlerin yaptıkları fon talebidir. bireyler, devlet organları, işletmeler fon talebinde bulunmakta olan ekonomik birimlerin başında gelmektedirler.



özel bütçe (specıal budget) :

belediye, il özel idareleri ve köy bütçeleri ile yerel gelir ve giderleri kapsayan bütçe özel bütçeyi oluşturmaktadır. özel bütçe, kanun niteliğinde olmayıp, diğer bütçeler gibi maliye ve gümrük bakanlığı tarafından hazırlanmaz.



özel emir (specıal order) :

büyük oranlardaki alım-satım emirleridir. özel emirlerin gerçekleşmesi borsa yönetimi tarafından belirlenir.



özel finans kurumları :

tasarruf sahiplerinin, banka mevduatına yatırmayıp yurt içerisinde ve dışında altın, döviz, bina gibi araçlarla değerlendirdikleri tasarruflarının üretim sürecine sokulması amacıyla kurulan ve "kâr-zarar" kavramlarına dayalı çalışan kurumlar.



özelleştirme (prıvatısatıon) :

mal ve hizmet üreten birimlerin mülkiyetinin ve yönetiminin, kamu sektöründen özel sektöre devredilmesidir. özeleştirmenin başlıca amaçları; ekonomideki verimliliği arttırmak, serbest piyasa ekonomisinin gelişmesini sağlamak, hazine ve kamu kuruluşalrına ek fon sağlamak, kamu sektörünün dış finansman gereksiniminin en aza indirgenmesinin sağlamaktır.



özel sektör tahvilleri (private sector bonds) :

anonim şirketler tarafından çıkarılan borçlanma senetleridir. vadeleri en az iki yıl olmak üzere serbestçe belirlenebilir ve hareketsiz veya değişken faizli olarak ihraç edilebilir. kupon ödemeleri yılda 1,2 ya da 4 defa olabilir.



özerk bütçe (autonomous budget) :

genel ve katma bütçelerden bağımsız olarak hazırlanan ve parlamentonun onayından geçmeden uygulanan bütçelerdir. özerk bütçeler kendilerine ilişkin özel hukuk ve kuruluş kanunlarına göre düzenlenip, uygulanırlar.



özsermaye (equıty capıtal) :

işletmenin varlıkları ile borçları arasındaki farktır. özsermaye bilançosunun pasifinde yer alıp, ödenmiş sermaye, dağıtılmamış kârlar ve her türlü yedek akçeden oluşur.



özvarlık (net worth) :

işletmenin sahip olduğu, sermaye olarak ayrılmış fonların tamamına verilen addır. özsermayeden zararın çıkartılması iel elde edilir.



özyönetim (works partıcıpatıon) :

işçilerin veya işçi temsilcilerinin işletmenin yönetimiyle ilgili kararları alma, yönetime katılma hakkına sahip oldukları sistemdir. bu sisteme göre, hangi malların, hangi tekniklerle, ne kadar ücretlendirileceği, hangi fiyattan, kimlere satılacağı, sağlanan gelirin nasıl değerlendirileceğine işçiler demokratik bir biçimde kendileri karar verirler.