?

Fobi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Fobi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Sosyal fobinin ortaya ciktigi durumlar

Sosyal fobinin ortaya çıktığı durumlar

Sosyal fobinin yaygın olarak ortaya çıktığı durumlar nelerdir ?



sf'liyi korkutan çok değişik ortamlar bulunabilir. bunların ortak özelliği diğer insanlarla -en azından aynı ortamın paylaşılmasıyla- bir ilişki içerisinde olunmasıdır. sfliler genellikle yalnızken rahattırlar.



bu rahatlığın bozulması -genelleşmiş bir sfnin göstergesi olarak- insanın bulunduğu her ortamda gerçekleşebileceği gibi, sf belli durumlara ya da hususlara özgü de olabilir.



birkaç örnek:

cinsellik sınava girme

tartışmaya girişme

genel tuvaletlere gitme

alışverişte pazarlık etme

karşı cinsle iletişim kurma

topluluk önünde konuşma

genel yerlerde yemek yeme

statüsü yüksek biriyle konuşma

başkalarının önünde soyunup giyinme...

Sosyal fobi ile heyecan arasindaki farklar

Sosyal fobi ile heyecan arasındaki farklar

Sosyal fobiyle sosyal heyecan arasındaki farklar nelerdir ?



sosyal heyecanı sosyal fobiden ayıran en önemli özellik, bireyin topluluk önünde bir şeyler yapmaya devam ettikçe bu konuda deneyim kazandıkça sosyal heyecan azalırken, fobik durumlarda deneyim kazanmanın heyecan üstünde etkili olmaması aksine kişilerin bu durumdan şiddetle kaçmaya çalışmalarıdır.



bu kaçınmanın da kişinin olağan günlük işlerini,mesleki ya da eğitimle ilgili işlevselliğini, toplumsal etkinliklerini ya da ilişkilerini önemli ölçüde bozmalıdır ya da kişi fobisi olacağına ait belirgin bir sıkıntı duymalıdır.

Sosyal fobi tedavisi

Sosyal fobi tedavisi

Sosyal fobinin tedavisi var mıdır ?

sosyal fobi tedaviye olabildiğince iyi cevap veren bir rahatsızlıktır. tedavi sürecinde ilaç ve psikososyal tedavi yaklaşımları ayrı veya birlikte kullanılabilir. psikolojik tedavi yaklaşımında ağırlıklı olarak bilişsel-davranışsal psikoterapiler, sosyal beceri eğitimleri, gevşeme egzersizleri, bireysel ve sosyal aktivite tedavileri uygulanabilmektedir.



psikolojik tedavilerle bireyler negatif düşünce ve davranış kalıplarını tanıyabilmekte, önyargıları ile kendilerine yönelik negatif tutumlarını değiştirerek, daha gerçekçe beklenti ve davranış kalıpları oluşturabilmekte, başa çıkma stratejileri geliştirebilmekte, eksik olan becerileri kazanmakta ve iletişim güçlerini arttırmaktadır.



sosyal fobi iyi tanımlanmış bir durumdur ve tedaviye iyi yanıt verir. sosyal fobi fobik kaçınma sosyal ortamlarda duyulan anksiyeteden (sıkıntı) kaynaklanır.



ilaçla kişinin sosyal ortamlardan duyduğu sıkıntı azalır. genel sosyal fobide ilaç uygulamaları ile başkaları tarafından reddedilme yada eleştiriye maruz bırakılmaya duyulan aşırı duyarlılık azalır.



ilaç tedavisi bağımlılığa yol açmaz. (doktor kontrolünde olduğu müddetçe. )



ilaç tedavisinde genellikle depresyonda da kullanılan antidepressanlar kullanılır. en az 6 aylık tedavi öneri edilir. ancak bu devrede ilaç kesildiğinde kendiliğinden nüksler görülebilir. daha uzun süreli kullanım öneri edilir.



hastaların en sık yaptığı yanlış:



sıkıntılar hafiflediğinde ilaç kullanımını aksatmalarıdır. bu sebeple hastalık belirtileri tekrar ortaya çıktığı için hastalık müzmin (kornik) bir hal almaktadır ve kişinin tedavi olamayacağı gibi yanlış bir kanıya saplamasına neden olmaktadır.



sosyal fobide psikoterapi uygulamanın gerekçesi hastaların olumsuz yoldaki inançları ile (sosyal ortamlarda başarısızlığın kaçınılmaz olduğu gibi) yüzleşmelerini sağlamaktır.



sosyal fobinin temelinde bu tür inanların yer aldığı düşünülmektedir.



hipnozda sosyal fobide psikoterapiye yardımcı bir araç olarak kullanılmaktadrı. hastanın sosyal ortamlara uyumu için ve sıkıntı duygusunu yenmesi için olabildiğince yararlı bir yöntemdir.



sosyal fobi erken başlangıçlı kronik gizli bir hastalıktır.



tedaviye iyi yanıt verir. iyi tedavi hastanın durumuyla başetmek için zararlı stratejiler geliştirmesini ve depresyon ve alkolizm gibi ek rahartsızlıkların ortaya çıkmasını önler.



ilaç tedavisi belli bir müddet devam etmesi gerekmektedir. ilk ay belirgin bir cevabın alınamayabilecei hatırdan çıkarılmamalıdır. yalnız olarak yada iilaçla birlikte yapılan psikoterapi sosyal fobide olabildiğince faydalı sonuçlar verir.

Sosyal fobiklerde sakinma ve kacinma

Sosyal fobiklerde sakınma ve kaçınma

Sizin için zor olan şeyden kaçmak için aynı 4 basamak kullanılabilir.



+sakındığınız şeyi tanımlayın.



+sakındığınız şeyle düşündüğünüz şey arasındaki bağlantıyı tanımlayın



+bir şeyi değişik yapın, böylelikle sakınmaktan ziyade korkuyla yüzleşin.



+ne olduğunu değerlendirin. olabildiğiniz kadar objektif bir şekilde ne olduğunu görün.



gerçekleşme olasılığı olan düşüncelerinizin doğru olup olmadığı üstüne çalışın.



ilk adım olabildiğince kolay gözükür. sakınacağınız şey ayrıntılı biçimde düşünün. şunu bilin ki sakınacağınız şey ve nasıl sakınacağınızı bilen bir tek sizsiniz. sizi davranıştan sakınmaya sevk eden, sizi ger çekilmeye sevk eden, sizi geri çeken ve saklanmanıza sebep olan durumu fark edin. bir şeyden sakınıp sakınmadığınızı fark etmek için kendinize şu soruyu sorun: şayet kendime güvensem bunu yapar mıydım ?



ikinci adım sakınmanızda rol oynayan düşünceleri belirlemeniz, kendinize tahminle ilgili sorular sormanız ya da ne olabileceğini açığa çıkarmanız. en büyük korkunuz nedir ? size çok alarm veren, sizi geren durumlarla ilgili hatıralarınız var mı ?



düşüncelerinizi tanımlamak için şu sorular yararlı olacaktır:



- olayı yaşarken ve olaydan sonra ne hissettiniz ? hepsi bitince ne hissettiniz ?



- olabilecek en kötü şey sizce nedir ?



- bu durumun önemli olan şeyi sizin için nedir ?



- bu tecrübeyi yamak sizin için ne ifade etti ?



- bu durum sizin hakkınızda ne ifade ediyor ?



üçüncü adım, kaçınmaktan ziyade durumla yüzleşmek her zaman en zorudur. zora girişmeden önce kolaydan başlamak cesaretinizi toplamanıza yardım eder. insanlarla karşılaştığınızda onları selamlayarak başlayabilir, daha sonra uzun konuşmalara ortam hazırlayabilirsiniz. veya önce başkalarını dinleyerek onların ne yaptığını izlersiniz daha sonra onlara çıkma teklifi edebilirsiniz.



veya yakın çevrenizdeki hayır aktivitelerine katılarak ilerde özel ilişkiler kurmak için altyapı hazırlayabilirsiniz. buradaki hedefiniz: sakındığınız davranışı yapmak.



dördüncü adım iki parçadan oluşur:



- ne olduğunu gözlemlemeniz,



- bu durumun sizin düşüncelerinize ne kadar uyduğu üstüne çalışmanız ve gözlemlerinizin size ne ifade ettiğini bulmanız.



her şey yolunda gidiyorsa yaptığınız deneyin neticelerini düşünmemeniz kolaydır. sizin için yeni olan bir ey yapmaya çalıştığınızda -saç kestirmek için randevu almak gibi- bunun normal bir etkinlik olduğunu düşünmeniz ve bu sebeple bir şey yapmadan önce tahminleriniz ve beklentileriniz gibi kendinize at önemli düşüncelerinizi tanımlamanız mühimdir. bu şekilde davranmanız, beklentilerinizin ve tahminlerinizin doğru olup olmadığını bulmanıza yardımcı olur.



örneğin saçınız kesilirken aynada kendinizi gördüğünüzde utanacağınızı ya da rezil olacağınızı bekleyebilirsiniz veya saçınızı kesen kişinin sizin hakkınızda görüşte bulunacağını düşünebilirsiniz-saçınızı daha önce kime kestirdiniz, yakışmamış vb. - ne olabileceği beklentinizi bilirseniz beklentilerinizin doğru veya yanlış olduğunu da bulabilirsiniz.



bu biçimde bir şeyleri değişik yapmak, yapma şeklinizi değiştirdiği gibi düşünme şeklinizi de değiştirmenize yardım eder ve bir dahaki sefere yeni buluşlara dayalı olan düşünceleriniz ve tahminleriniz daha değişik olabilir.



deneylerinizin kayıtlarını tutmak

risk aldığınız şeyleri ve olay esnasında ne olduğunu defterinize kaydedin. aksi durumda nasıl ilerlediğinizi hiçbir vakit bilemezsiniz. başkaları için çok normal olan bir başarınızı unutmanız çok kolaydır. başkaları duyarken telefon konuşması yapmak gibi- bu sebeple yazılı kayıt sizin neyi değiştireceğinizi görmenizi temin eder, peşinden ne yapacağınızı görmenize yardım eder.



başka çeşitli deneyler

bir şeyleri yapmaya karar verdiğinizde size rehber olması için kullanacağınız deneyler yapacağınız her şeyi hemen hemen kapsar. ve böylece nasıl hissettiğiniz, nasıl düşündüğünüz ve nasıl davrandığınız birbiriyle uyum temin eder. bu olduğu vakit da özgüveniniz hızlı bir biçimde artacaktır.

davranışınızı değiştirmek için kullanacağınız deneylerde yaratıcı olun ve hayal gücünüzü kullanın. burada bilhassa güvenli davranışları nasıl değiştireceğimize ve sakınmaktan ziyade onlarla yüzleşmeye odaklandık. ama aynı zamanda yapabileceğimiz başka deneyler de var.



örneğin katılımcı olmaktan ziyade bir gözlemci olarak değişik yerlere gidebilirsiniz ve diğer insanların ne yaptığını gözlemleyebilirsiniz. başka insanların sinirli m yoksa utangaç mı vb. olduğunu belirten işaretleri keşfedebilirsiniz. ya da sosyal etkileşimin esas elemanlarını deneyimleyebilirsiniz: diğer insanları dinlemek, onlara bakmak, konuşurken ne hissettikleri üstüne çalışmak, başkalarını tanımak için sorular sormak, düşünceleriniz söylemek, duygularınızı ifade etmek vb. bunlar, insanların birbirine karışmasını sağlayan ve dışardan birisi olmaktan ziyade aitlik hissi veren etkili sosyal iletişim yollarıdır.



bunları çok veya az yapmak, bunları deneyimlemek; üzerinizde tesirini gösterecektir.



semptomlarının fark edileceği korkusunu taşıyan insanlar için başka bir aydınlatıcı deney yapmak kişinin semptomlarını daha kötü yapabilir. böylece titreyebilir, kekeleyebilir ve ne olacağını görebilirsiniz.

önce tahmininizi tanımlayın. o korktuğunuz felaketten- sonra tahmininizin doğru olup olmadığını gözlemleyerek bulmaya çalışın.



bu yöntem, her şeyin tek bir doğru yolu olduğunu düşünen insanları hataya bile sevk etse yine de faydalıdır.

Sosyal fobiklerde panik bozukluk

Sosyal fobiklerde panik bozukluk

Sosyal fobiklerde panik bozukluk görülme ihtimali yüksektir. panik bozukluk birdenbire ortaya çıkan çok kısa bir müddet içerisinde en üst seviyeye ulaşan ve yoğun olarak yaşanan korku ve endişe durumudur.



çeşitli bedensel tepkilerle kendini gösterir. bunların bir kısmı terleme, üşüme, titreme, bulantı gibi sosyal fobide de karşımıza çıkan tablolardır. bu belirtiler sosyal fobiklerde de görülebilmektedir.



panik bozukluk yaşayan kişinin içerisinde bulunduğu ruh hali, kötü bir şey olacakmış hissiyle seyreden yoğun endişe, korku veya dehşet olarak tanımlanabilir.



panik bozukluk, beklenmedik bir anda ve yerde aniden ortaya çıkan ve "panik atak" olarak isimlendirilen belirtilerle kendini belirten bir hastalıktır. hastaya panik bozukluğu tanısı konulabilmesi için hastanın en az iki "beklenmedik panik atağının" bulunması gerekir.



panik bozukluk krizleri beyin kimyasındaki değişimler neticesi yaşanır. panik bozukluk yaşayan hastaların önemli bir kısmında, fobik kaçınma davranışı saptanmaktadır.



hasta tekrar panik geçirme endişesiyle kendilerini aşırı korumaya alır. aklında hep o korku vardır. durumunu kontrol edemediği için yabancı ortamlara girmekten korkar.



dolayısıyla toplumsal ve mesleki etkinliklerden kaçınmaya başlar. panik atağın ya da atakların peşinden ortaya çıkan bu tabloya tıp dilinde "agorafobi" adı verilir.



agorafobi, eskiden sadece meydanlardan, açık alanlardan korkma olarak değerlendirilirdi. daha geniş açılımlı bakıldığında ise yalnız başına kalmaktan, yalnız sokağa çıkmaktan, kalabalık yerlere girmekten duyulan korkular da agorafobiye dahil edilebilir.



agorafobikler sosyal fobiklerden değişik olarak kalabalık ortamlarda başkaları tarafından negatif değerlendirilmekten değil kalabalıkta bayılmaktan, kontrollerini kaybetmekten, kalabalık içerisinde sıkışıp kalmaktan korkarlar. yaş ilerledikçe panik bozukluğunun görülme sıklığı azalır, 65 yaşın üstünde çok ender olarak görülür.

Sosyal fobiklerde karsi cins ile iliski

Sosyal fobiklerde karşı cins ile ilişki

Bazı sosyal fobikler karşı cins ile ilişkilerinde kendilerini başarı gösteremeyen hissederler, kendi başlarına karşı cinsten arkadaş sahibi olamazlar, hatta dolayısıyla bekâr kalabilirler. bunu aşabilmek için başkalarının kendilerine yardımcı olmasını bekler ve görücü usulü ile evlenme yoluna giderler.



aslında heyecanlı bir yapıya sahip olan herkes için bu zor bir durumdur. çekingen kişiler böylesi karşı cins ile ilişki girişimlerde bulunurken zorlanırlar. ancak sosyal fobiklerde karşı cins ile ilişki zorluğu daha fazla ortaya çıkar.



sosyal fobi nedeniyle duygularını başkalarıyla paylaşamayan insan karşı cinsle ilişkilerinde ciddi dertler yaşar. görüşmeye gelen pek çok kişi karşı cinsten biriyle yemeğe çıkacağı vakit mide bulantısı, kusma, ellerinin titremesi gibi durumlarla karşılaştığından ve bu durumun kendisini daha çok endişelendirdiğinden şikayet eder.



kişi duygularını önlenmeyi başaramayınca gerilir, gerildikçe de bulantı hissi ve titreme çoğalır.



bulantı, titreme gibi rahatsızlık veren durumlar gerilimi daha da arttırır. yani tam bir kısır döngü yaşanır.



evlilik gerçekleştirildiğinde yaşanan performans anksiyetesi ise durumu daha da zorlu bir hale sokar.



eşini memnun edememe kaygısı ve endişe nedeniyle yaşanan cinsel yetersizlik üst üste biner ve iç sıkıntısı çoğalır, diplerde yatan depresyon bir biçimde açığa çıkar.

Sosyal fobiklerde depresyon

Sosyal fobiklerde depresyon

Beynimiz çevremizde gördüğümüz canlı ya da cansız her şeyi gözümüzün yolladığı çeşitli ışık sinyalleri vasıtasıyla algılar. ışık parlak bir enerji formudur. insan gözünün görebildiği beyaz güneş ışığı farklı renklerdeki ışıklardan oluşur. beyaz ışık prizmadan geçirildiğinde, çeşitli renklerdeki ışıklar sırasıyla görülebilir.



yağan yağmurun peşinden güneşle birlikte ortaya çıkan gökkuşağı da bu renk cümbüşünün harika bir görüntüsüdür.

işte, insan hayatında da renklerinin birbirine karıştığı; uyumlu uyumsuz, hiçbir rengin görülemediği anlar, günler, aylar ya da yıllar olabilir. sesin bulunmadığı yerde yalnızlık olduğu gibi rengin bulunmadığı yerde de karanlık ve mutsuzluk vardır.



mutsuzluk hayattan tat alamamayla başlar, kişiler arası ilişkilerde paylaşım sessizce azalır. hayal kırıklıkları, beklentilerin gerçekleşmemesi, çaresizlik, yoğun iç sıkıntısı ve stresle birlikte, depresyon artık hayatın bir parçası olmaya başlar.



depresyondan çıkmak kişiye çok zor gelir. çünkü depresyonun en büyük özelliği karamsarlık; sanki bir kısır döngü yaşarmışçasına geleceğe dönük karamsar bir bakış içerisine sıkışıp kalmaktır.



depresyon döneminde doğal olarak bütün olumluluklar olumsuzluğa döner. depresyon geçiren kişiler genellikle uyku ile kendilerini çevreden soyutlamaya çalışırlar. kısacası, depresyon kendini mutsuzluk, kötümserlik, üzüntü hali ile belirten bir duygu durum bozukluğudur.



depresif kişi daima hüzünlüdür, devamlı kötümser ve isteksizdir. ağlama isteği ve ağlamayı durduramama ile birlikte yoğun olarak yaşanan suçluluk hissinin açığa çıkmasıyla kendini değersiz ve güvensiz hisseder.



yapması gereken işleri yapacak gücü kuvveti kalmamıştır. kendisini hemen hemen bir kâğıt parçasını bile elinde tutamayacak kadar güçsüz hisseder ve gerçekten de bunu yapacak gücünün kalmadığını, hiçbir zaman yapamayacağını düşünür.



düşünceleri karışır ve dalgınlık, dikkatsizlik, sakarlık, unutkanlık belirtileri göstermeye başlar. depresyondaki kişi için her şey mümkün değildir.



kadınlar erkeklere oranla daha fazla depresyon riski taşımaktadırlar. gerçekten de depresyona kadınlarda daha sık rastlarız. kişilerin depresyonda olduklarını anlamaları zaman zaman çok kolay olmayabilir.



depresyon, yaygın olarak mental durum muayenesinde tespit edilen ve fobik hastaların yaklaşık üçte birinde gözlenebilen bir durumdur. sosyal uyaranlardan kaçmak, depresyonun varlığını belirten bir semptomdur.



kişi devamlı yalnız kalmak ister ve kalabalıktan uzaklaşır, kaçar. kendini iletişime kapamaya başlar, sevinçli anları hemen hemen biter, hep mutsuzdur. sanki önceden başka biridir, şimdi başka.

Sosyal fobik icin otoritenin karsisinda olmak

Sosyal fobik için otoritenin karşısında olmak

Gerginliği arttıran diğer bir etken de otorite konumundaki kişilerle birlikte bulunmaktır. bu durum bir sosyal fobik için dehşet duygusunun açığa çıkmasına sebep olur. düşünün karşınızda patronunuz var.



ya da işi daha ilerletelim, en üst düzeydeki kişi olsun, cumhurbaşkanı. en yetkili kişi sözcüğü kimi insanları endişelendirmez. "ne var yani ? o da insan ben de insanım" derler. bu cümle bir sosyal fobik tarafından söylenebiliyorsa bunu artık o kişinin sosyal fobiden kurtulduğunu belirten bir kanıt sayabiliriz.

çünkü bir sosyal fobik için tarif ettiğimiz durum dehşet vericidir.



otorite sembolü kişilere göre değişir. ufak bir çocuk için otorite "baba", "anne" veya "diğer aile büyükleri"dir. sonrasında buna "öğretmen" ve "okul müdürü" eklenir. ergenlik ve gençlikte otorite konumundaki kişiler sürekli olarak değişir. şayet kişi bir spor takımında oynuyorsa "koç", bir iş yerinde çalışıyorsa "genel müdür", askerliğini yapıyorsa "komutan" gibi örnekleri çoğaltabiliriz.



önemli olan otoriteyi temsil edenin kişilerin insana ne hissettirdiği, ne yaşattığıdır. şayet otorite olarak gördüğümüz kişiyi tanımıyorsak daha çok tedirgin oluruz. otoritenin bazı özellikleri biliyorsak bir miktar daha rahatlarız. tabii ki burada kişinin negatif özellikleri kadar pozitif özelliklerinin de bilinmesinde fayda vardır. genelde yaşanan bilinmeyene duyulan korku hali, nasıl tepki verileceğini bilememektir.



ancak herkesi bir anda tanımak, nasıl tepki vereceğini öğrenmiş olmak zaman zaman mümkün değildir.



bu noktada otorite karşısında hissettiğim yoğun endişenin neden olduğu bir anımı -komik mi dersiniz, trajik mi, bilemem- anlatmak istiyorum. askeri hastanede görevliydim. yaşadığım ilk teftiş idi.



klinikteki herkes sıraya dizildi. paşa birer birer hepimizi selamlıyordu. yanıma geldi, karşımda durdu, ben de ne yaptığımı bilemeden paşa nın elini sıktım ve "merhabalar! " deme gafletinde bulundum. sonradan öğrendim ki askeri hiyerarşide öyle davranılmazmış. benim gibi davranan bir sivil psikolog arkadaşım daha vardı. paşa kinik şefimize döndü ve "bunlar işe yarıyor mu ?" diye sordu.



utandım, bozuldum, gerildim. ancak klinik şefimiz "çok fazla, efendim" diye bizi öven sözler söyledi. fakat şefimizin bu hoş tutumu bile sonradan yaşayacağım teftişlerin gerginliğini hiçbir zaman azaltmadı. her teftiş esnasında kendimi çok kötü hissediyor ve ne yapıp kurtulsam diye bakıyordum.

Sosyal fobik endise esnasinda neden kilitlenir ?

Sosyal fobik endişe esnasında neden kilitlenir ?

Bir sosyal fobiğe "konuşmak mı daha zor, yoksa dinlemek mi ?" diye sorsanız genellikle alacağınız cevap "her ikisi de" olacaktır. sosyal fobikler konuşmacı konumundaysalar kusur yapma kaygısını duyarlar, dinleyici konumundaysalar da "ya, bana bir şey sorulursa ?" diye devamlı heyecanlanarak beklerler. bir başkasının gözünün içerisine bakarak dinlemek de konuşmak kadar mühimdir.



bir diyaloğun etkili ve verimli olması için dinleyen ve anlatanın tam bir etkileşim içerisinde olması gerekmektedir. şayet dinleyen kişi heyecanını, kaygısını kontrol etmek için apayrı bir noktaya kilitlenmişse diğer olayları gözden kaçırabilir. ancak heyecanını kontrol altına alabilirse olayları gözden kaçırmaz. bu, endişe nedeniyle yaşanan dikkat dağınıklığı ve konsantrasyon sağlayamama halidir.



aynı zamanda korkuyu yok etmeye çalışmak ve karşıdaki kişi ya da kişilere fark ettirmemek adına sarf edilen inanılmaz bir çabadır. konuşmak zaten kolay değildir, kaldı ki dinlemek de sonunda bir biçimde konuşmayı gerektirecektir. o halde, bir sosyal fobiğin aklından geçen, ideal kelimelerle yanlış anlaşılmaya ve eleştiriye mahal bırakmayacak biçimde bir konuşma yapabilmektir. zaten içerisinde bulunduğu durumdan mustarip olan kişi konuşma yapacağı endişesiyle daha da çok kaygılanır, doğal olarak dikkatini toplayamaz, unutur ve kusur yapar.



bu tür bir basınç altında beynimizin nasıl işlediğini şöyle anlatabiliriz: stres halinde sinapslarımızın normal işleyişi bozulur. stres hormonları dediğimiz adrenalin ve noradrenalin oranı yükselir. bu nedenle bir hücreye ulaşan uyarılar bir diğerine geçemez.



işte bu an, bizim hatırlayamadığımız andır, düşüncelerimiz bloke olur. bu kapanma yalnızca yüz yüze konuşma anında gerçekleşmez. zaman zaman bir kişinin sesi duyulduğunda da görülebilir. dolayısıyla bazı sosyal fobikler için telefonla konuşmak da zorlayıcıdır. sanki nefes alıp verirken zorlanır gibi bir halde olan, heyecanlı ve titreyen bir sesle konuşan kişi kendi sesini duydukça daha çok kaygılanır. bu durumu karşıdaki kişiye aksettirmeme çabası endişe düzeyini daha da yükseltir. ses titremesine çoğu zaman el titremesi de eşlik eder.



dinleme ve konuşmanın yanı sıra bazı kişilerin yazı yazarken de elleri titrer ya da terler. bu da olabildiğince rahatsız edici bir durumdur. şayet bu rahatsızlığı yaşayan kişi iş yerinde sorumlu konumdaysa ve sıkça imza atması gerekiyorsa daha da çok zorlanabilir. elleri titrediği için imzası her keresinde bir başka olur. böyle bir şikayetle gelen bir hastam vardı.



"öyle kötü ki hiç aynı imzayı atamıyorum. o yüzden kendi imzamın yerine çok basit bir çizgi kullanıyorum ve başkaları fark edecek diye daha da geriliyorum. bankaya da birkaç imza örneği verdim çünkü bankadakiler imzamı kontrol ettiklerinde imzamın sahte olduğunu düşünüyorlardı" diye kaygısını ve yaşadıklarını özetlemişti. bilhassa bazı sorumlulukları olan kişiler için zor bir durum bu.



bu stil şikayetlerin üstesinden gelebilmek için altında yatan nedenlere bakmak gerekmektedir. nedenler psikoterapi seansları içerisinde açığa çıkar. nedenlerin ortaya çıkması ve kişilerin durumu kabul etmesi çözüm için atılmış büyük bir adımdır.



bazı insanlar da başkalarının önünde yemek yemeleri ya da bir şeyler içmeleri gerektiğinde kaygılanırlar.



pek çok kişi elleri titrediği için bir yere gittiğinde çay, kahve hatta su bile içmekte güçlük çeker. hiçbir şey içmemek bir noktaya kadar çözüm olarak görülebilir, insan daha sonra kendi başına kaldığında sıvı gereksinimini karşılayabilir. ancak bu durum devamlı olduğunda görüşülen kişilerin de dikkatini çeker ve "neden hiçbir şey içmiyorsun ?" diye sorarlar. bu kez insan daima soruyu savuşturmaya çalışır ve sonunda bu soruya muhatap olmamak adına oraya gitmemek için elinden geleni yapar.



bazı insanlar da belirli özelliklerini, korkularını saklamak uğruna etraflarına fazla bir şey hissettirmeden evlerini daha yaşanılır hale getirirler. amaçları dışarı çıkıp gerginlik yaşamak zorunda kalmadan hayatlarını sürdürebilmektir. bu hedefle evlerde kurulan büyük ekran televizyonlarla, ses düzenleri ile tam bir sinema şölenini havası yaratılır. madalyonun bir yüzünde bu şölen havası, diğer yüzünde ise "acaba bu, bir şölen mi yoksa toplumdan ve insanlardan uzaklaşmak için başvurulan bir çare mi ?" sorusu vardır.



elbette ki teknoloji ideal biçimlerde kullanıldığında harika imkanlar ve ilerleme fırsatları sunan bir olgudur.



bu bağlamda ileri teknolojinin nimetlerinden yararlanan herkesi toplumdan uzaklaşmayı seçen insanlar olarak görmek doğru değildir. ancak şayet kişide sosyal fobi özellikleri varsa ve bu seçim kişinin daha da asosyalleşmesine yol açıyorsa bunu negatif bir etken olarak kabul etmek gerekmektedir. teknoloji bağımlılığı sosyal fobikler için olduğu kadar depresyondaki kişiler için de negatif bir seçim halini alabilir. burada şunu vurgulamak istiyoruz:



yenilikleri takip ederken insan ilişkilerinden kaçınır hale gelmek, kendini kısıtlamak çözüm değil çözümsüzlük getirir.



bakış açıları ve beklentiler kişiden kişiye değişir ve insanların seçimleri şahsi farklılıklara göre belirlenir. fakat bu seçimler her zaman sağlıklı olmayabilir. bazı sosyal fobikler heyecanlarını bastırmak amacıyla alkol ya da madde kullanımına veya bazı ilaçlara (yeşil reçete ile satılan, esasında yalnızca hekim gözetiminde alınması gereken ilaçlara) meyledebilirler. stres karşısında alkol ve sigaraya yönelmeyi öğrenmiş bir insan daima kolay olan bu yolu seçecek, bir de bağımlılık geni taşıyorsa basitçe tutsak hale gelecektir.



bu tür maddeler maalesef ki başlangıçta bir parça rahatlık verseler de daha sonra bu rahatlatma özelliğini yitirirler. bu taktirde kişi daima daha fazlasını ister ve bağımlı hale gelir.



yani yağmurdan kaçarken doluya tutulur. nihayet dolu taneleri öylesine ağırlaşır ki kullanıcının ilişkilerinin çatırdamasına ve sevdiklerini kaybetmesine kadar gider.

Sosyal fobide pozitif ve yapici dusuncenin onemi

Sosyal fobide pozitif ve yapıcı düşüncenin önemi

Beynimizin çalışması bir bilgisayar gibidir. bilgisayarın çalışmasını ve çeşitli işlevleri yürütmesini sağlayan ona yüklenen programlar ya da programlardır. işte, insan beyni de böyledir.



ona "kötü olacak" yazılımını yüklediyseniz, beyniniz davranışlarınızı bu programa göre ayarlayacaktır. yüklediğiniz yazılım "her şey hoş olacak" yazılımı ise beyniniz başarmanız için sizinle işbirliği yapmaya başlayacaktır. durmaksızın çalışan beyin, yeryüzünün en gelişmiş bilgisayarının bile ulaşamadığı bir kapasiteyle yüz milyonlarca bilgi birimini değerlendirir. sınırları halen tam olarak çözülemeyen insan beyni hakkında yakın zamanda edinilen şu biçimde bir bilgiden bahsedelim:

nörofizyologlara göre beyin attığımız her adımı yarım saniye önce kararlaştırıyor.



ama unutmayalım ki beyni çözen de insandır. biz de beynimizin alıp uygulayacağı kararları yönlendirebiliriz. yani, beynimizi kendi istediğimiz ölçüde çalıştırabilir, düşüncelerimizi ayarlayabilir ve bazı faaliyetleri yönlendirebiliriz. bütün bunları -bir ölçüde de olsa- yapabilmenin yolu doğru bilgi ve tertipli çalışmadır.



beyin ve insan faaliyetleri üstüne yapılan pek çok araştırma vardır. dr. martin



sealment ın yaptığı araştırmalar, iyimserliğin ve olumlu düşüncenin okulda, sporda, iş hayatında ve insan ilişkilerindeki başarıda çok aktif rol oynadığını ortaya koymuştur. bir çok şeyin sırrı "olumlu düşünce"dedir. pozitif düşünen insanlar genel olarak ıq seviyelerinin üst sınırına kadar ulaşmakta, karamsar olan insanlara göre daha sağlıklı bir yaşam sürmektedirler. beyin aynı zamanda vücuttaki kimyasal dengeleri sağlayan merkez de olduğu için negatif düşünceler vücudumuz için lazım kimyasalların üretimini sekteye uğratır. bundan başka, araştırmalar iyimser insanların karamsar insanlara göre daha fazla yaşadığını da göstermektedir.



yeryüzünde yaşayan her bireyin düşünce içeriği ve yapısı birbirlerinden farklıdır. zaman zaman insanların düşünceleri birbirine bir parça yaklaşır, biri diğerini andırır ama çoğunlukla kişiler arasında düşünce boyutunda birtakım çatışmalar olur.



buna rağmen pozitif ve yapıcı düşünen insanlar bulundukları çevreye değişik bir tat verirler. bunu fark eden diğerleri daima o tadı yayan kişilerin çevresinde toplanırlar. pek çoğumuz böyle ilgi toplayan kişilere şahit olmuşuzdur.



eğer insan kendisinin farkındaysa kişiler arası iletişimde ne derece etkili ve uyumlu olduğunu fark edebiliyorsa bu farkındalığı pozitif yönde kullanabilir. fakat bazı insanlar pozitif, yapıcı ve yaratıcı düşünceye sahip olsalar bile bu özelliklerini açığa çıkaramayabilir.

bunu kullanabilmek insanın insana açık olmasına, açık düşünebilme yeteneğine sahip olmasına bağlıdır.



kimi insanlar duygu ve düşüncelerini dizelere yansıtır, kimi ise kendi içinde; kendisinden başka kimsenin giremediği yüreğinde saklar. pekçok sosyal fobik kendi dizelerini yüreğine yazarken, ya kısmen çevreden uzaklaşır ya da kendisini tamamen kapatır. evinden çıkmak istemez, yeniliklere başlamada güçlük yaşar; yani adaptasyon güçlüğü çeker. ilklerde zorlanma daima kişinin bir sonraki adımda yaşayacağı endişeyi arttırır, pozitif tepkiler yerine negatif ve sıkıntıyı daha da çoğaltan tepkileri ortaya çıkarır.

Sosyal fobi ozellikleri

Sosyal fobi özellikleri

Sosyal fobiklerin özellikleri şu biçimde sıralandırılabilir:



yanlız hayata miktarları yüksektir.



eğitim düzeyleri düşüktür. bilhassa çok erken başlangıçlılarda okul fobisi gibi olur ve başarı düşük olduğu için eğitimlerini sürdüremezler.



genlellikle ekonomik açıdan bağımlıdırlar yada fobileri bu nedenle gerçek performanslarını gösteremedikleri için hakettikleri başarıyı gösteremez ve ekonomik anlamda olmaları gereken yerin çok altında yer alırlar.



başka psikiyatrik sorunları vardır.



sosyal açıdan toplumdan yalıtılmış bir durumdadırlar.



zaman vakit yaşadıkları dertler intiharı düşündürebilir.

Sosyal fobi ve otorite

Sosyal fobi ve otorite

Gerginliği arttıran diğer bir etken de otorite konumundaki kişilerle birlikte bulunmaktır. bu durum bir sosyal fobik için dehşet duygusunun açığa çıkmasına sebep olur. düşünün karşınızda patronunuz var. ya da işi daha ilerletelim, en üst düzeydeki kişi olsun, cumhurbaşkanı.



en yetkili kişi sözcüğü kimi insanları endişelendirmez. "ne var yani ? o da insan ben de insanım" derler. bu cümle bir sosyal fobik tarafından söylenebiliyorsa bunu artık o kişinin sosyal fobiden kurtulduğunu belirten bir kanıt sayabiliriz. çünkü bir sosyal fobik için tarif ettiğimiz durum dehşet vericidir.



otorite sembolü kişilere göre değişir.

küçük bir çocuk için otorite "baba", "anne" veya "diğer aile büyükleri"dir. sonrasında buna "öğretmen" ve "okul müdürü" eklenir.



ergenlik ve gençlikte otorite konumundaki kişiler sürekli olarak değişir. şayet kişi bir spor takımında oynuyorsa "koç", bir iş yerinde çalışıyorsa "genel müdür", askerliğini yapıyorsa "komutan" gibi örnekleri çoğaltabiliriz. önemli olan otoriteyi temsil edenin kişilerin insana ne hissettirdiği, ne yaşattığıdır.



eğer otorite olarak gördüğümüz kişiyi tanımıyorsak daha çok tedirgin oluruz. otoritenin bazı özellikleri biliyorsak bir miktar daha rahatlarız. tabii ki burada kişinin negatif özellikleri kadar pozitif özelliklerinin de bilinmesinde fayda vardır. genelde yaşanan bilinmeyene duyulan korku hali, nasıl tepki verileceğini bilememektir. ancak herkesi bir anda tanımak, nasıl tepki vereceğini öğrenmiş olmak zaman zaman mümkün değildir.



bu noktada otorite karşısında hissettiğim yoğun endişenin neden olduğu bir anımı -komik mi dersiniz, trajik mi, bilemem- anlatmak istiyorum.



askeri hastanede görevliydim.

yaşadığım ilk teftiş idi. klinikteki herkes sıraya dizildi. paşa birer birer hepimizi selamlıyordu. yanıma geldi, karşımda durdu, ben de ne yaptığımı bilemeden paşa nın elini sıktım ve "merhabalar! " deme gafletinde bulundum. sonradan öğrendim ki askeri hiyerarşide öyle davranılmazmış.

benim gibi davranan bir sivil psikolog arkadaşım daha vardı. paşa kinik şefimize döndü ve "bunlar işe yarıyor mu ?" diye sordu. utandım, bozuldum, gerildim. ancak klinik şefimiz "çok fazla, efendim" diye bizi öven sözler söyledi. fakat şefimizin bu hoş tutumu bile sonradan yaşayacağım teftişlerin gerginliğini hiçbir zaman azaltmadı. her teftiş esnasında kendimi çok kötü hissediyor ve ne yapıp kurtulsam diye bakıyordum.

Sosyal fobi ve kaygi olusturan durumlar

Sosyal fobi ve kaygı oluşturan durumlar

Sosyal fobide kaygı,öncelikli olarak görülen durumlardan biridir.



sosyal fobide kaygı oluşturan durumlar iki ana gruba ayrılabilir.



bunlardan ilki sosyal etkileşim gerektiren durumlar, ikincisi ise sosyal performans gerektiren durumlardır.



sosyal etkileşim gerektiren durumları sohbete katılma (özellikle de karşı cinsle )otorite olan kişilerle ilişkiler, parti ve eğlence gibi sosyal faaliyetlere katılım,başkalarının önünde yeme ,içme ,yazma,yardım isteme, yer veya adres sorma, yeni birileri ile tanışma, göz kontağı gerektiren durumlar, hakkını savunmayı gerektiren durumlar olarak sıralayabiliriz.



sosyal performans gerektiren durumlara bir topluluk önünde konuşma, konferans verme, sorulara cevap verme,bir enstrüman çalma spor yapma, genel tuvaletlerde başkalarının olduğu bir anda gereksinimini giderme örnek olarak verilebilir.



sosyal fobiyle sosyal heyecan arasındaki farklar nelerdir ?



ülkemizde sosyal fobi olmasa da topluluğa girme, toplulukta konuşma, özgürce davranabilme konularında çekingenlik olabildiğince sık görülen bir durumdur. bunların büyük bir kısmı klinik kademede bir rahatsızlık olarak ele alınmayabilir.



insanların bir iş yaparken, gelişi hoş bir davranışta bulunurken, özelliklede birilerinin önünde kendilerini ortaya koymaya çalışırken belli bir heyecan duymaları olağan bir durumdur. hatta böylesi bir heyecanın ilişkileri motive edici hazırlayıcı tesiri olduğundan, insanın daha iyiyi yapabilme isteğini arttırdığından söz edilebilir.



bir dereceye kadar sosyal ortamlardan çekinme doğal kabul edilmelidir. çekingenlik ya da utangaçlık da kişiye ciddi bir yük korku getirmiyorsa sorun olarak yer almaz. temelinde başkaları tarafından gülünç bulunma, aşağılanma korkusu ile beslenen ve sonrasında izolasyona kadar götürebilecek olan sosyal fobiyi normal ve sağlıklı olduğunu düşündüğümüz sosyal heyecan ile karıştırmamak gerekmektedir.



sosyal heyecanı sosyal fobiden ayıran en önemli özellik, bireyin topluluk önünde bir şeyler yapmaya devam ettikçe bu konuda deneyim kazandıkça sosyal heyecan azalırken, fobik durumlarda deneyim kazanmanın heyecan üstünde etkili olmaması aksine kişilerin bu durumdan şiddetle kaçmaya çalışmalarıdır.



bu kaçınmanın da kişinin olağan günlük işlerini,mesleki ya da eğitimle ilgili işlevselliğini, toplumsal etkinliklerini ya da ilişkilerini önemli ölçüde bozmalıdır ya da kişi fobisi olacağına ait belirgin bir sıkıntı duymalıdır.

Sosyal fobi ve ilac kullanimi

Sosyal fobi ve ilaç kullanımı

Fobiler en yaygın psikiyatrik hastalık grubudur. hayat boyu fobi yaygınlığı % 33. 4 olarak bulunmuştur. bu oran sosyal fobi için % 111. 5 dir.



özellikle sosyal fobinin te­davisi son yıllarda tartışılan önemli bir husus durumuna gelmiştir ve bunun neticesi olarak farmakoterapötik dikkat bu hastalık üstünde yoğunlaşmıştır



sosyal fobinin tedavisinde kullanılan ilaçlar şunlardır:



-benzodiazepinler



-antidepresanlar



-buspiron



-beta blokerler



benzodiazepinler: bilhassa yüksek potensli benzodiazepinler, örneğin klonaze-pam, alprazolam gibi, yüksek dozda ve uzun süreli kullanımda aktif bulunmuştur. ancak bu ilaçların bağımlılık yapıcı tesiri ve sosyal fobide alkol ve madde kötü­ye kullanımının yüksek miktarlarda olduğu unutulmamalıdır.



antidepresanlar:

sosyal fobi tedavisinde trisiklik, ssrı ve rıma türü antidepresan ilaçlar kullanılıyor. bu ilaçların hepsinde plaseboya üstünlük gösteril­miştir. ancak yüksek doz kullanımın da etkisiyle ve trisikliklerin rahatsız edici yan et­kilerinin fazla olması nedeniyle ilaç bırakmanın fazla olduğu gözlenmektedir.



bir ma-ol olan fenelzin ile rıma olan moklobemid karşılaştırıldığında eşit kademede aktif bu­lunmuştur. moklobemidin düşük yan tesirleri ve kullanım kolaylığı bu nedenle bu hastalıkta başarı gösteren bir biçimde kullanılabileceği gösterilmiştir. aynı biçimde ssrı la-rm yüksek doz ve uzun süreli kullanımının da sosyal fobi tedavisinde aktivitesi göste­rilmiştir.



buspiron:

anksiyolitik bir ilaç olan buspironun antifobik tesiri olmadığını öne sü­ren araştırmacılar olduğu gibi, yüksek dozlarda kullanımının sosyal fobide aktif ola­cağını gösterenler de vardır.



beta blokerler:

sosyal fobide kullanımlarının bilhassa performans anksiyetesin-de etkili olabileceği bildirilmiştir. bazı hallerde anksiyetenin fizyolojik be­lirtilerinin giderilmesinin sosyal fobi tedavisinde dolaylı katkı sağlayacağı düşünüle­rek kullanılabilir.



ancak tüm beta blokerlerin aynı tesirleri göstermeyebileceği unutulmamalıdır. örneğin atenolol ün plasebo ile karşılaştırıldığı bir çalışmada plaseboya üstünlüğü gösterilememiştir.



özgül fobilerin tedavisinde benzer ilaçlar kullanılmakla beraber tedavi ağırlığı başta davranış tedavileri olmak üzere ilaç dışı tedavilerdir.



aynı biçimde sosyal fobi te­davisinde de ilaca ilaveten davranışçı ve diğer tedaviler kullanılabileceği gibi, yalnızca dinamik tedavileri kullanan veya yalnızca kognitif davranışçı tedavilerle ba­şarılı sonuçlara varanlar da vardır.

Sosyal fobi ve guvenli davranis

Sosyal fobi ve güvenli davranış

Sosyal hayatın zorluklarından biri diğer insanları kontrol edememektir. gelişi hoş bir zamanda sizin için tehlikeli gözüken bir şey yapabilirler; senin görüşünü sormaları ya da senin konuşma arzusunda olmadığın bir kişiyle muhatap olmanı istemeleri ya da sen konuşurken dinlememeleri gibi. güvenli davranışlar sizin bu tür tehditlere karşı kendinizi korumak için yaptığınız davranışlardır.



bu davranışlar uzun maratonda özgüveni azaltır çünkü sizi onsuz kendinizi güvende hissetmediğiniz, korunmaya ihtiyacınız olduğu mesajıyla baş başa bırakır. örneğin iç dünyanızın bir boşluk olduğunu düşündüğünüzde bazı hislerinizi göz ardı etmeseydiniz bir şeyler söyleme halinde kalabilirdiniz.



güvenli davranışların bazı durumlarda işe yaradığı görülmüştür. felaketlerin oluşmasını ya da tehdit eden davranışların algılanmasını önlenmede başarı gösteren olmuştur. örneğin etkili bir biçimde sohbetten uzaklaşır ve sohbeti diğer insanlara bırakırsınız. (güvenli davranış).

böylece sohbet devam eder ama ne kadar boşlukta olduğunuzu hiç kimse fark etmez hatta zaman zaman sizi geri planda bırakır ve insanların sizin sosyal uyumsuzluğunuz üstüne odaklanmasını önler.



saçınızı önünüzde bırakmanız veya elinizde bir şey olsun diye sigara içmeniz gibi güvenli davranışlar korktuğunuz felaketin gerçekten çok hayal ürünü olduğunu görmenize engel olarak problemin devam etmesine sebep olur.



bu tip güvenli davranışlar fark edildiğinde ya da diğerleri tarafından harekete kışkırtıldığında durumu daha da kötü yapabilir. mesela kendi üstüne ilgi çekmemek için sessizce konuşmak karşıdakinin tekrar eder misin ? demesine sebep olabilir. bu taktirde daha yüksek sesle herkesin duyabileceği biçimde söylemek zorunda kalabilirsiniz. aynı biçimde kendiniz ile ilgili özel bir şey söylememeniz ve gerçek siz i saklamanız; başkalarını sizin hakkınızda meraklandırır.

özellikle samimi davranmak istiyorlarsa sizinle ilgili araştırıcı sorular sorarlar.



herkes kendisine ilişkin güvenli davranışını kendisi uydurur. netice olarak ne yaptığını yalnızca kendisi bilir;

göz teması kurmamak için aşağıya bakmak, sıcaklamamak ya da terlememek için ince giyinmek, sohbet biter bitmez odayı terk etmek ve böylece ufak diyaloglara maruz kalmamak, söyleyecek şey hususunda dikkat etmeye çalışmak veya anlam ifade edip etmeyeceğinden emin olmak vb.



birçok sosyal fobik insan kendisini rahatsız hissettiğinde vakit geçtikçe ilgili bahanelere sığınarak kaçış yoluna bakarlar, pekçoğu aynı zamanda istenmeyen ilgiye maruz kalmak istemezler.



güvenli davranışları bırakmaya yönelten adımlar:



izlenecek 4 adım vardır.



bu 4 adımın bütünü ufak bir deney oluşturur.



1-kendinizi korumak için yapacağınız şeyin farkına varmak.



2- ne yanlış gider ? diye düşünmek. bu soru, güvenli davranışının sizi koruduğu tehlikenin ortaya çıkmasına yardım eder ve güvenli davranışınızı yapmazsanız ne olacak ? tahminin üstünde durur.



3-eğer bazı şeyleri değişik yaparsanız ortaya çıkacakları bulmak.



son adım- yaptığınızdan netice ortaya çıkarmak.



adım 1-

ne yaptığını bilmek- ne yaptığının farkında olmak:




problemi çözmek istiyorsanız her şeyden önce güvenli davranışlarınızın farkına varmanız gerekmektedir. bu, görüldüğü kadar zordur. hatta bazıları o kadar içselleştirmiştir ki farkına varamaz.

öyle şeyler vardır ki o davranışlarınızı yalnızca siz biliyorsunuzdur mesela söylemek dilediklerinizi bir anda anlatmak ya da doğru giysileri giymek gibi. yaptığınız şeyler kadar iyi olmasa da yapamadığınız şeyler de vardır. mesela kendiniz ya da duygularınız ile ilgili konuşmak, şaka yapmak, hikâye anlatmak gibi. yapmadığınız şeyler de sizin güvenli davranışlarınızı bulmanızda yardımcı olacaktır.



son zamanlarda zor bulduğunuz bir durum düşünün ve böyle bir taktirde kendinizi duyarlı ve savunmasız hissetmemek için ne yaptığınızı problem.



bu durumu daha berbat hale getiren neydi ?



elinizde notlarınızın olmayışı mı ya da ayrılmadan önce bir şey içmeyişiniz mi ?



düşündüğünüz tüm güvenli davranışlarınızı yazın ve farkına vardıkça da listeye ilave edin.



bazı insanlar size güven verir mi ve onların etrafınızda olması kendinizi daha iyi hissettirir mi ?



onları güvenliğinizin bir parçası olarak kullanır mısınız ?



güvenli davranışınızı teşhis etmenz için anahtar sorular



kötü şeylerin olmasına engel olmak için ne yaparsınız ?



o çok korktuğunuz sosyal fobinizden kendiniz korumak için ne yaparsınız ?



kendinizi aniden riskte hissederseniz yapacağınız ilk şey ne olur ?



insanlar sizin utangaçlık belirtilerinizi fark etmesin diye ne yaparsınız ?



yanlış yapmamayı garantiye almak için ne yaparsınız ?



probleminizi saklamak ya da onu göstermeyi durdurmak için ne yaparsınız ?



adım 2

tahminde bulunmak:




bu adım, kendinizi korumayı bıraksaydınız ve kendinizi korumayı durdursaydınız ne olurdu düşüncesini içerir.

bu tip ne olurdu ? sorusuna yönelik tahminlerinizi en iyi biçimde, geçmişte kendinizi kötü hissettiğiniz zamanları ve olayları düşünerek tanırsınız. iyi hatırladığınız bir tanesini ele alın.

veya çok kısa bir müddet sonra olabilecek bir şeyi düşünün ve kendinizi bana ne olursa korkarım ? diye problem. bu aşamada kendinize pekçok soru sorabilirsiniz. mesela ne olacağını tahmin ediyorsunuz ? korkunuz, endişeniz nedir ? kendinizi korumazsanız ne olur ?



bu sorularının yanıtları ancak başka bir sorunun cevabıyla çözümlenebilir:



size olabilecek en kötü şey ne ? kendinizi bırakın, uçurumdan aşağıya bir bakın ve olabilecek en kötü faciayı düşünün. bunun ne olduğundan tamamen emin olabilmek için yazın. en kötü korkunuzu açığa çıkardığınızda esasında o kadar da kötü olmadığını görürsünüz. zaman zaman de o kadar had safhada olur ki derhal fark edersiniz ve esasında düşündüğünüz gibi olmadığına inanmak istersiniz.



herkesin size güleceğini düşünmek gb. bu ikinci tür tahminlerin arkasında daha çok gerçek yatar. utangaçlığı yüzünden saçlarıyla yüzünü kapatan bir kişi insanların utangaçlığıyla dalga geçmesinden korkmaktadır ki gerçekten de bunu bir kere yaşamıştır. ya da birsiyle konuştuğunda yanakları domates gibi kıpkırmızı parlarsa diğerlerinin onunla dalga geçeceği korkusunu taşır.

işteyken devamlı şaka yapmaya çalışan bir insan esasında reddedilme korkusu taşımaktadır.



tahminlerinizi nasıl anlattığınızı düşünün, böylelikle test edebilirsiniz. kendinizle ilgili tahminleriniz belki de test edilmesi en kolay olanlardır. titreyip içeceğimi dökebilirim. anksiyetem kontrolden çıkacak!



başka insanlar ile ilgili tahminleri test edecekseniz, bunlar kesin-kendine özgü olmalıdır. başka insanların size kötü bakacağını, sizi dışlayacağını düşünebilirsiniz. bu tahminler test edilebilir fakat hiçbir deney diğer insanların sizin hakkınızda ne düşüneceğini göstermez.

diğer insanların düşünce ve tutumları hakkındaki tahminler uğraşılacak en zor şeydir.



onların davranışları ile ilgili tahmin yapmak daha kolaydır. reddedilme ya da soyutlanma tahminini test etmek için öncelikle bunun olacağını nerden biliyorsun ? sorusu üstüne çalışılmalıdır.



ilk olarak reddedilmenin nesnel işaretlerini tanımlamalısınız. bu işaretler çok nesnel olmadığı için reddedilme işaretleri olarak şunları kullanmayın: birisinin size yüz çevirmesi ya da esnemesi vb. bu tip şeyler başka nedenlerden dolayı da olabilir.



bu davranışlar, sizin şahsi ve anksiyeteye sebep olan anlamlar yüklemenize sebep olabilir.

bu taktirde reddedileceğinizi belirten kesin tahminleri test etmeniz daha iyi olacaktır: insanların sizinle sohbete başlamamaları, yorumlarınıza cevap vermemeleri, sizinle hemfikir olmalarını istemeleri vb.



insanlar karşılarındakilerin kendilerine karşı reaksiyonlarını tahmin ettiklerinde (örneğin kendilerini ciddiye almadıklarını düşündüklerinde) bu durum tahminin test edilebilirliğini zorlaştırır.



insanların sizi ciddiye aldığını nasıl bileceksiniz, bunu o kişi nasıl anlar ? sizin ciddiye alınmadığınızı şöyle bilebilirsiniz: söylediğiniz şeyin hiç dinlenmeyişi, fikrinizin her zaman reddedilmesi. asla ve her zaman gibi uç boyuttaki kelimeleri içeren tanımlar her zaman doğru değildir. gerçekçi, tahminler yapmak sizin için daha yardımcı olacaktır. onları test ettiğinizde de daha gerçekçi şeyler ortaya çıkabilir.



adım 3

- bu tip güvenli davranışları bıraktığınızda ne olacağını bulmak:




yapacağımız ufak bir deneyle davranışınızı nasıl değiştireceğiniz konusunda düşünmenizi sağlayacağız:

önce değiştirmek istediğiniz durumu düşünün: başka insanlar dinlerken bir telefon görüşmesi yapmanız ya da konuşmaya ilk sizin başlamanız gibi. değişik olarak ne yaparsınız ? bu konuda olabildiğince kesin düşünün.

güvenli davranış listenizden bir davranış seçin ve korunmasız olarak böyle bir duruma girdiğinizde ne olacağını test etmek için bir deney yaratın. örneğin: gözlerinizi kaçırmak yerine insanlarla konuşurken gözlerinin içerisine bakarsanız veya onlarla hemfikir olmaktan ziyade kendi düşüncenizi söylerseniz, ya da titrememek için sıkıca tuttuğunuz kalemi ya da telefonu bırakırsanız ne olur ?



bunun hedefi, korktuğunuz tehlikenin gerçek olu olmadığını bulmaktır, bunu yapmak için zırhınızı atmanız, korktuğunuz tehlikeyle yüzleşmeniz gerekmektedir. en zor adım budur çünkü kişi kendini ilk başta çok riskte hisseder. yapmaya değer çünkü özgüveninizi oluşturmanızın başlangıcıdır.

baş belirten bu duruma adapte olmanızı ve bu duruma sizin için doğru olan biçimde cevap vermenizi temin eder. ilk yaptığınızda kendinizi kaygılı hissederseniz bir daha deneyin. ve endişenizin yavaş yavaş aşağıya indiğini görün.



hatırlatıcı: anksiyeteyle başa çıkmanın bir değil pekçok yolu vardır. kendinizi rahatlatmanız ve kendiniz olmanız ilerdeki değişiminiz için esastır. güven eğilimi içersinde kendinizi korumaya çalışmanız sizi olduğunuzdan daha çok gerer ve inatçı kılar.



başlarda alıştığınız bu güvenli davranışları bırakmanız sizi tedirgin etse bile ortaya çıkan duruma adapte olmanızı ve yeni ve doğal yollara başvurmanızı temin eder. örneğin utangaçlığından dolayı saçı devamlı önünde gezen ve göz teması kurmaktan kaçınan bir insanın saçını toplaması ve başını dimdik tutması veya devamlı şaka yapan birinin yeri geldiği vakit sohbete katılması gibi.



adım 4

ne olduğunu değerlendirme:




farklı davrandığınızda ne olduğunu düşünün. diğer insanlar ne düşünür vb sonuca bakmayı, gerçeğe bakın. tahmininiz ortaya çıktı mı kendinize problem, haklı mıydınız ? veya anksiyeteniz yüzünden yanıldınız mı ? bu kadar vakit açılmanıza engel olan gerçekler miydi yoksa sizin korkularınız mıydı ?



tabloda değişen davranışlarınızın için düşünce kaydını göreceksiniz. tablodaki örnekler kullanarak deneyinizi yararlı sonuca ulaştırmak için 2 tane örnek siz bulun. her ne kadar bunu kafanızda yapabiliyor olsanız da bu pratiği düzgün ve doğru bir biçimde yapmanız için çok pratik yapmanız gerekmektedir.



özel durum güvenli davranış kullandığın bir durum düşün

tahmin kendini güvene almazsan ne olur ? bunun olabileceğini nerden biliyorsun ?

deney bunu nasıl bileceksin ? değişik ne yapabilirsin ?

gerçekte ne oldu ? ne gözlemledin ? gerçeğe bağlı kalın.

sonuç bu ne anlama geliyor ?

işyerinde bana birisi soru sorduğunda yüzümü saklarım. utanacağım ve yüzüm kızaracak. onlar bunu fark edecek ve benimle konuşmayı kesecekler. kendimi saklamayı bırakırım. beni tamamen görebilecekleri gibi dururum ve ne olduğunu görmelerine izin veririm. kızardım ama yüzümü saklamadım ve sohbet devam etti. kızarmak korktuğum kadar kötü bir şey değil. saklanmama gerek yok.
sessizliği doldurmak için saçma konuşmaya başladığımda sohbette bir sessizlik olur. sessizlik devam edecek ve kimse konuşmayacak. benim anksiyetem kontrolden çıkacak ve herkes tarafından fark edilebilir hale gelecek. sessiz kalmaya çalışırım ve birisinin sessizliği bozması için beklerim. yüksek anksiyete hissettim ama herkes konuşmaya devam etti. bir şeylerin yolunda gitmesinden sorumlu olan tek insan ben değil.
tanıdığım insanlarla karşılaşmamamın muhtemel olmadığı zamanlarda dışarı çıkarım insanlar bana yaklaşacaklar ve cevap vermemi gerektirecek bir şeyler söyleyecekler. heyecanlanacağım ve aptalca şeyler söyleyeceğim. kalabalığın daha fazla olduğu zamanlarda dışarı çıkarım. birisi benimle konuşursa cevap veririm ve birisinden uzak kalmak adına yolumu değiştirmem. çok heyecanlandım ama bana günaydın diyen birine cevap verdim. tanıdığım birlerinin yanından geçtim ama bana bir şeydemediler. umarım bu duruma alışabilirim. zaten insanlar da bu tip durumlarda konuşmaya pek istekli değiller.

Sosyal fobi ve ergen

Sosyal fobi ve ergen

Ergenlikte sosyal fobi iyice kendini göstermeye başlar. dolayısıyla görünmeye başlayan belirtilere dikkat etmek gerekmektedir.



bu dönemde içe dönük, sosyal ilişki kurma becerisi düşük, çekingen ve sosyal fobi geliştiren bir kişilik yapısı görülebilir. ailelerin iyi birer gözlemci olarak çocuklarıyla açık iletişim kurmaları bu farklılıkları kısa sürede fark etmelerini temin eder. ona göre tedbir almak da kolaylaşır.



ergenlik dönemi kişilik kavramının oluşmaya başladığı ve yerleştiği bir dönemdir. genel olarak bakıldığında 12-21 yaşlarını kapsar.



bu dönem içinde birey fiziksel değişimin yanı sıra psikolojik bir değişim de sergiler. ergende beğenilme ve onay görme arzusu vardır, devamlı olarak düşünsel ve davranışsal tutum ve davranış farklılıkları gösterir. sosyal çevre içerisinde ne biçimde pozitif tepki göreceğini bilemez, dolayısıyla değişken tavırlar sergiler.



kişi kendisini karşı tarafa tam olarak aktaramadığında ya da aktarırsa yanlış anlaşılacağını ve kendisiyle alay edileceğini düşündüğünde kendini kapatmak üzere barikatlar koymaya başlar.



barikatlar tek tek kaldırıldığında her kişide değişik problemler ortaya çıkar. önemli olan bu sorunların çözümlerinin olduğunu anlatabilmektir. ancak bilhassa ergenler kendilerini kimsenin anlamadığını düşünürler.



onları en fazla sıkıntıya düşüren kendilerini kimseye tam olarak ifade edemeyip, kimliklerini kabul ettirememeleridir. bu nedenle ergenin sağlıklı kimlik geliştirmesi, kendisini olduğu gibi yargılamadan kabul eden, sevgi ve saygı belirten, güven ve destek veren özdeşim modelleri ile karşılaşma şansına sahip olursa gerçekleşir.

Sosyal fobi ve cocuk

Sosyal fobi ve çocuk

Çocukların aşırı derecede sıkılgan, utangaç, içerisine kapanık, kaygılı olduğunu, hep birşeylerin yanlış gideceğinden korktuğunu söyleyen (çocuklarda sosyal fobi) ve bu konuda bizden yardım isteyen anne babaların sayısı az değildir.



iletişim araçlarının hızla geliştiği bir çağda anne babalardan çocuklarında sosyal fobiye yönelik bu stil şikayetleri duymak olabildiğince düşündürücüdür. bilgisayar ve uydu anteni en mütevazı köy evine dahi girmiş taktirde. saniyeler içerisinde bir tuşla dünyanın öbür ucundaki bir insanla hem de görüntülü olarak sohbet etmek artık zor değil.



bilgiye ulaşmanın böylesine kolaylaşması büyükler açısından faydalı olabilir, ancak çocuklar için aynı şeyi söyleyemeyiz. aile eğitiminden, anne baba ilgisinden mahrum çocukların bu kadar yoğun bilgi bombardımanı altında kalmaları gelişim psikolojisi açısından çok tehlikelidir.

gazete, dergi, televizyon, bilgisayar gibi iletişim araçlarıyla başbaşa bırakılan çocuklar, yeterli zihin olgunluğuna ulaşmadıkları için, aldıkları bilgiyi yorumlama, sebep-sonuç ilişkisi kurma, zararlıyı zararsızdan ayırma yeteneğine sahip değildir.



aldığı bilgilerin pek çoğunu anlayamadığından, ne işe yaradığını, nerede ve ne zaman kullanacağını bilemediğinden aklı çözümsüz kalan bir sürü problemle dolacak ve zihin bulanıklığı yaşayacaktır. iletişim araçları, çocuğa ideal yazılımlar seçildiğinde, çocukla birlikte izlendiğinde ve lazım yerlerde açıklamalar yapıldığında ancak faydalı olabilir.



aile ve okul eğitiminin önemi



amerika da host family (yabancı misafir kabul eden aile) uygulaması çok yaygındır. yabancı öğrenciler ve araştırma görevlileri üniversitelerin ilan pan olarına bakarak hafta sonunu yanısıra geçirecekleri bir aile seçerler. telefon edip randevu alırlar. ilan ,bir tanıtımı yer alır.



bu panoda ailenin kaç çocuğu vardır, çocukların yaşları ve cinsiyetleri, baba ne iş yapar, anne ne iş yapar, aile nelerden hoşlanır gibi ayrıntılı bilgiler bulmanız olası. ben de böyle bir aileye hafta sonu misafir olmuştum. gittiğim günün akşamı dört yaşındaki kızları için bir doğum günü partisi vereceklermiş.



evin mutfağında hummalı bir çalışma vardı. baba, ufak kızına dönerek, "martha, misafirimiz sıkılmışa benziyor, ona evi ve çevreyi gezdirir misin ?" dedi. kız, bana bakıp tebessüm ederek, "yes sir, with pleasure" (peki efendim, memnuniyetle) dedi. elini bana uzattı, "come on mr. ali, let s start from the first floor," (gel ali bey, önce birinci kattan başlayalım) dedi.



amerikalı çocuklar, büyüklere amca, dayı, teyze, abla gibi akrabalık ifade eden kelimelerle hitap etmiyorlar.

bu kelimeleri yalnızca öz akrabaları için kullanıyorlar. çocuk, yatak odaları dahil, üç katlı evin tümünü gezdirdi, açıklamalar yaptı. sonra bahçeye indik. karşımda sanki çocuk değil, yetişkin bir insan vardı.



komşu evleri tek tek eliyle işaret ediyor, ailelerin özelliklerinden bahsediyordu: "şu evin sahibi bahçesine çok önem verir. çimlere zararları dokunur korkusuyla çocukların bahçede gezmelerine izin vermez. evin hanımı kocası gibi değildir, çok iyi kalplidir. " bu arada kendisinden bahsetmeyi de ihmal etmiyordu. ana okuluna gidiyormuş. müziği çok seviyormuş. şakacı, iyi bir müzik öğretmenleri varmış. renkli oyun hamuruyla heykel yapmayı pek sevmezmiş. resmi de iyi sayılmazmış, ama elinden geleni yapmaya çalışıyormuş.



çocuğu çok sevmiştim. içimden sarılıp öpmek geliyordu, ama yabancıların çocuk öpmesi pek güzel karşılanmadığı için buna cesaret edemedim. bahçede dolaşırken, "martha" dedim, "seni omuzuma alabilir miyim ?" güldü. "bilmem," dedi, "buna pek alışmış değilim, ama hoşuma gider sanırım. " omuzuma aldım. "ooo, buradan herşey daha hoş görünüyor! " dedi ve ekledi: "sen iyi bir insana benziyorsun, senden hoşlandım, istediğin vakit çekinmeden bize gelebilirsin. "



martha yı dinlerken aynı yaştaki türk çocukları aklıma geldi. aynı zekaya sahip oldukları halde maalesef aynı öz güvene ve aynı bağımsız kişiliğe sahip değiller.

o yaştaki bir çocuğumuza ismini sorsanız, zor cevap alırsınız. büyüklerle sohbet edecek cesarete ve sosyal beceriye sahip çocuk sayısı çok azdır.



peki, aradaki fark nedir ? amerikalı çocuklar bizim çocuklarımızdan daha mı zeki, daha mı yetenekli ? elbette hayır. fark, aile ve okul eğitiminde.



amerika da ve avrupa ülkelerinde uygulanan aile ve okul eğitiminde çocuk adam yerine konur. duygularını serbestçe ifade etmesine fırsat verilir.

monolog değil, diyalog geçerlidir. çocuklar da en az büyükler kadar konuşma ve cevap verme hakkına sahiptir. bizde büyükler konuşur, küçükler dinler. küçüklerin cevap vermeleri ayıp sayılır. okulda da durum bundan değişik değildir; öğretmen anlatır, çocuklar dinler. bolca ev ödevi ve ezber verilir.

çocuklar kitaptan soğutulur. anne babalar çocuğun zeka çeşidine, yeteneklerine, elinden geleni yapıp yapmadığına dikkat etmeksizin her derste başarı gösteren olmasını bekler. okul başarısı herşeyden mühimdir.

zayıf aldığı an gözden düşer. çocuklar zayıf almaktan ve yanlış yapmaktan korkar. sınava iyi hazırlandığı ve çok çalıştığı halde kendine güveni yoktur, aklının bir köşesinde soruları bilememe ve zayıf alma korkusu vardır. çünkü ailesinin beklediği notu alamadığında suçlanacak, aptal yerine konacak, sevilmeyecek,

"filancanın çocuğu iyi aldı, sen neden alamadın, çünkü yeterince çalışmadın" denilecek, azar işitecektir.



onlar adına hep biz düşündüğümüz, onun adına biz karar verdiğimiz, sıkı bir koruma ve takip altına aldığımıaz için çocuklarımız bağımlı bir kişilik kazanıyorlar. bağımlı kişilikte çocuk kendi başına karar veremez, denemekten ve başarı gösteremeyen duruma düşmekten korkar. karşılaştığı bir sorunu sizin yardımınız olmadan çözemez.

martha örneğinde, baba yalnızca "evi ve çevreyi gezdir" dedi, başka bir açıklamaya gerek duymadı. çocuk kendisini anlatırken, "müzikte iyiyim, ama resimde o kadar iyi değilim, renkli hamur çalışmalarını sevmiyorum" dedi. zayıf ve güçlü yönlerinin farkındaydı. çekinmeden, "ben buyum" diyordu.



bir konferansımda martha örneğini verirken bir dinleyici kalktı: "sen" dedi, "düpedüz amerikan propagandası yapıyorsun.

gerçek amerika senin anlattığın gibi değil. gençliği alkol, uyuşturucu ve fuhuş bataklığında. yaşlılar huzur evlerinde ölüme terkedilmiş.

aile mahremiyeti ve sadakati yok. bunları neden anlatmıyorsun ?" güldüm. "haklısınız" dedim, "bu da bir yaklaşım stili. siz negatiflerini, ben pozitiflerini görüyorum. siz bardağın yarısı boş diyorsunuz, ben yarısı dolu diyorum. iyilerini alalım, kötüleri onlara kalsın. "



eğitimde tenkitçi ve suçlayıcı yaklaşım



çoğu ailelerde kusursuzluk saplantısı vardır.

kendileri harika olmadıkları halde çocuklarının her konuda harika olmasını arzu ederler. eğitirken suçlayıcı ve korkutucu bir yaklaşım içindedirler: "koşma, düşersin. kazağını giy, üşürsün. çalışmazsan sınıfta kalırsın.

zayıf alırsan seni sevmem. bir daha küfredersen ağzına biber sürerim. çişini haber vermezsen pipini yakarım. " böylesine korkuya ve olumsuzluğa dayalı bir eğitimde çocukların korkak, kaygılı ve kendilerine güvensiz olmaları gayet normaldir.



bebekler ilk aylarda tanıdık-yabancı ayırımı yapmazlar. bir yaşından sonra yabancıları tanıdıklardan ayırmaya başlar, yabancıların kucağına gitmek istemezler. çocukların dört-beş yaşına kadar kendilerinden büyük çocuklarla ve yabancılarla ilk tanışmada iletişime girmek istememeleri, çekingenlik ve utangaçlık göstermeleri normaldir.

bazı çocuklar daha sıcakkanlı, daha sosyaldirler. ilk tanışmada bile yabancılarla rahatça diyaloga girebilirler. anne babaları utangaç ve çekingen olan çocukların da içe dönük, çekingen olmaları muhtemeldir.

çekingen, içe dönük çocukları oyun parkında daha kolay teşhis edebilirsiniz. bir kenarda durur, oynayan çocukların içerisine karışmaz, salıncak veya kaydırakta sıraya girmezler. salıncağa ve kaydırağa alışmaları kolay olmaz. salıncağa binmekten ve kaymaktan korkarlar.



duyguları bastırılan çocuklar



ailede adam yerine konmayan, korku ve dayakla sindirilen, yanlış yaptıklarında alaya alınan, duygularını rahatça ifade etmelerine fırsat verilmeyen, başarıdan çok başarısızlıkları üstünde durulan çocuklarda sosyal fobiye çok sık rastlıyoruz.



kişiliklerine sinen bu korku ve yanlış yapma ve işlerin ters gideceği kaygısı kendileriyle birlikte büyümekte, yetişkin insan olduklarında da devam etmektedir.



üniversitede okuyan bir delikanlı anlatıyor: "urfa nın bir köyünde, kalabalık bir ailede büyüdüm. sekiz kardeştik. ben sondan üçüncü çocuktum. köyün zengini sayılırdık; koyun sürülerimiz ve tarlalarımız vardı.



babama bekir ağa derlerdi. çok sert bir adamdı. ırgatlar, çobanlar ondan çok korkarlardı. annem ve biz de çok korkardık babamdan. en küçük bir yaramazlığımızda basardı dayağı. onun yanısıra ağzımızı açıp bir kelime söyleyemezdik. büyük konuşurken küçüğün cevap vermesi ve lafa karışması saygısızlık sayılırdı. yalnızca babamdan ve annemden değil, ağabeylerimden de çok dayak yedim.

babam evde olmadığı vakit büyük ağabeyim otoriteyi eline alırdı. iki ağabeyim ve ablam, evli oldukları halde, babamın yanısıra çocuklarını sevemezlerdi. büyüklerin yanısıra çocuk sevmek ayıp sayılırdı.



"okula başladığım vakit da suskunluğum devam etti. öğretmenden de çok korkardım. şu anda üniversiteye gidiyorum, aynı suskunluk ve çekingenlik devam ediyor. hocalar birşey sorduğunda ağzımı açıp cevap veremiyorum.

yanlış şeyler söylemekten, alaya alınmaktan korkuyorum. yüzüm kızarıyor, başım dönüyor, ağzım kuruyor, bildiğim şeye de cevap veremiyorum. beni döven, bir kere olsun sevgisini göstermeyen bir ağanın oğlu olacağıma, başımı okşayan bir çobanın oğlu olsaydım... "



burada sorun ailenin çok çocuklu olması değil, çocuk eğitiminde takınılan tavırdır. aşırı basınç, adam yerine konmama, dayakla sindirme neticesi ortaya özgüvenden yoksun, silik kişilikli bir çocuk çıkmıştır.



yüksek mevki ve makam sahibi oldukları halde çocuklarına yeterli vakit ayırmayan, onların ruh sağlığı için lazım olan sevgiyi, ilgiyi, şefkati ve yakınlığı gösteremeyen anne babaların çocuklarında da sosyal fobiye sık rastlanmaktadır. lise son sınıfta, üniversite sınavlarına hazırlanan, ancak deneme sınavlarında bir türlü yeterli puana ulaşamayan bir gencin babası bize soruyordu: "benim çocuğum nasıl başarı gösteremeyen olur ? özel okula gönderiyorum. her gereksinimini karşılıyorum.



geri zekalı bir çocuk değil. öğretmenleri, iyi bir çocuk, efendi, terbiyeli; ama kendisini derse veremiyor, yeterince çalışmıyor diyorlar. kendisine soruyorum, problemin ne ise söyle, yardımcı olayım diyorum; susuyor, cevap vermiyor. yaptığımız bunca masraf, bunca emek boşa mı gidecek ? olamaz, bunu kabul edemem! "



gençle konuştuğumuzda mesele anlaşıldı, ancak bunu babaya anlatmak çok zor oldu. baba, büyük bir şirkette pazarlama müdürü. anne bir bankada bölüm şefi. genç, ailenin tek çocuğu, aynı mahallede oturan anneannesinin yanısıra büyümüş. ancak hafta sonlarında anne ve babasıyla beraber olabiliyormuş.



anne baba çocuğun yanısıra çok sık tartışıyor, birbirlerine kırıcı sözler sarf ediyorlarmış. baba, birkaç defa eşini boşamakla tehdit etmiş. çocuk anne ve babasının ayrılacaklarından, kendisinin ortada kalacağından korkuyormuş.



kavgalı, geçimsiz ve uyumsuz anne babaların çocuklarında güven duygusu gelişmez. birbirlerine sevgi ve saygı gösteremeyen eşler çocuklarına da yeterli sevgi gösteremezler. böyle bir ailede yetişen çocuklar, büyüdüklerinde ve anne baba olduklarında kendi çocuklarına da lazım sevgiyi ve şefkati veremezler. neden ? çünkü sevgi, şefkat ve saygı ancak mutlu bir ailede yaşanarak öğrenilir, sonradan kazanılması çok kolay değildir.



geçici korku ve endişeler



her insan yabancı biriyle tanışırken, yüksek makam sahibi birinin yanına çıkarken, yeni bir işe başlarken heyecanlanır, korku duyar. bu, normal ve geçici bir korkudur; sosyal fobi ile karıştırmamak gerekmektedir.

yeni doğan bir bebekte geçici korkular daha yaygındır. herşeyin yolunda gittiği sıcak ana rahminden çıkmıştır. anneye bağımlılığı devam etmektedir, annesiz yaşayamaz. annesini yanısıra göremediği vakit korkuya kapılır, ağlar. bebek için gördüğü şey var, görmediği şey yok tur. annesini yanısıra görmeyince onu yok sayar ve büyük bir korkuya kapılır. annesini yanısıra görünce sakinleşir,



doğumdan üç yaşına kadar anne-bebek beraberliği çok mühimdir. bu beraberliğin çeşitli sebeplerle bozulması hâlinde çocukta güven duygusu gelişmemekte, buna paralel olarak içe dönük, kaygılı, korkak bir kişilik kazanmaktadır.



çocuklarda beş yaşına kadar ayrılma kaygısı bozukluğu adını verdiğimiz korkuya çok sık rastlamaktayız.



anneye aşırı düşkünlük, okula gitmede isteksizlik, annesine yapışıp bırakmama ve her yere onunla gitme isteği, baş ve karın ağrısı gibi fiziksel rahatsızlıklar ayrılma korkusunun tipik belirtileridir. çalışan, uzun müddet hasta yattığı için çocuğu ile ilgilenemeyen, eşi tarafından dövülen ve boşanmakla tehdit edilen annelerin çocuklarında ayrılma kaygısı bozukluğuna sık rastlanmaktadır.



çocuklarında bu tür endişe belirtileri gören anneler onlara daha çok vakit ayırmalı, sevgilerini belli etmeli ve şefkat göstermelidir.

Sosyal fobi ve ogrenilmis caresizlik

Sosyal fobi ve öğrenilmiş çaresizlik

Sosyal fobiyi körükleyen bir duygu öğrenilmiş çaresizlik duygusudur. daha önce yaşadığı kötü tecrübeleri zihnine yazan kişi benzer durumlarda da aynı şeyi yaşayacağına inanarak tedirgin olur ve sorunun üstesinden gelmek için hiç çaba göstermez.



bu durum tekrar tekrar başarı gösteremeyen olma neticesi vazgeçme duygusu ve eylemidir.



bilimsel bir araştırmada bu konuyla ilgili çok hoş bir örnek vardır: bir köpekbalığı ve başka bir balık aynı akvaryuma konulmuş, ancak araya bir cam bölme yerleştirilerek birbirlerinden ayrılmış.

köpekbalığı acıkınca karşısındaki balığa saldırmak istemiş fakat arada cam bir bölme olduğu için cama çarpmış. tekrar tekrar diğer taraftaki balığı yiyebilmek amacıyla saldırıp dursa da her keresinde aradaki cam engele takılmış. karşındaki balığı yemek için 28 saat boyunca uğraşan köpekbalığı sonunda denemekten vazgeçmiş. bir müddet sonra aradaki cam bölme kaldırılmış, diğer balık yanına gelmiş ama köpekbalığı onu yememiş ve bir müddet sonra açlıktan ölmüş.



aradaki engel kalkmış olsa bile köpekbalığının tekrardan deneme gücünü kaybedip başarısızlığı kabul etmesini, yani başarısızlığa şartlanmasını "öğrenilmiş çaresizlik" olarak adlandırabiliriz.

hepimiz bazen karşımıza çıkan engellerle mücadele etmeyip geri çekiliriz. geri çekilmek zaman zaman daha temkinli olarak tekrardan harekete geçmeyi sağlarken zaman zaman de tekrardan denememeye neden olur.



bazı insanlar bu durumu kimselere hissettirmez, bazıları ortalıkta büyük bir kargaşa yaratır, kimileri ise böyle engellerle karşılaşmamak adına hayatın içerisinde etkin olarak bulunmaktan kaçınır hale gelir.



yaşanan bazı olaylar ve birilerinin teşviki ya da zorlaması ile yapılan hareketler insana değişik tecrübeler kazanabilme ve dersler çıkarabilme imkanı veriyor. yıllar önce başımda geçen bir olayda bunun örneğini yaşayarak gördüm.



işte, önemli olan yaşamda bazı şeyleri yaşamış olmanın kişiyi hedefinden vazgeçirmemesi gerektiğini öğrenmek. hedefler kişinin yaşamını belirliyor. bir iki çelmeyle düşmemek, düşülürse de kalkmak gerektiğini insan daima beynine kazımalı. kaçmak değil "savaşmak" lazım.



daha doğrusu, olayları kabullenip zayıf yönleri kuvvetlendirmek, eksiklikleri azaltmak ve fazlalıkları törpülemek en doğru çözüm. ancak küçük tefek kötü olayların birleşmesiyle kişi sosyal yaşama çıkamamaya kadar gidiyor, devamlı kaygılı bir bekleyişe giriyorsa hele ki kişilik alt yapısında sosyal yaşama ait endişeler varsa, sosyal fobinin zemini hazırlanmış demektir.

bu zeminin üstüne eklenen her bir kötü tecrübe maalesef kişinin etrafına yüksek duvarlar örer ve sonunda kişi kendisini eve hapseder.



"endişe, akılda dolaşan ince bir korku akıntısıdır, ne kadar uzun müddet akarsa o kadar derin izler bırakır. insan zaman zaman de bu durumu kişiliğinin bir parçası olarak görmeye başlayabilir, hatta bu duruma tahammül etmeyi öğrenmiş dahi olabilir. işte bu noktada, insanın kendi gerçek kişiliğini fark etmesine yardımcı olmak üzere psikoterapistler devreye girmelidir. insan kendini basitçe kandırabilir, yani kendine karşı objektif olamayabilir. dolayısıyla sağlıklı bir kendini tanıma profesyonel bir yardımla daha kolay hale gelebilir. insan zaman zaman de bu durumu kişiliğinin bir parçası olarak görmeye başlayabilir, hatta bu duruma tahammül etmeyi öğrenmiş dahi olabilir.



işte bu noktada, insanın kendi gerçek kişiliğini fark etmesine yardımcı olmak üzere psikoterapistler devreye girmelidir. insan kendini basitçe kandırabilir, yani kendine karşı objektif olamayabilir.

bu nedenle sağlıklı bir kendini tanıma profesyonel bir yardımla daha kolay hale gelebilir.

Sosyal fobi ve alkol - madde kullanimi

Sosyal fobi ve alkol - madde kullanımı

Sosyal fobi tedavi edilmediğinde ergenlik çağından başlayarak alkol alışkanlığına da sebep olabilir.

kişiler alkol almadan sosyal ortamlara girememeye başlayabilir ve iletişim kurmakta zorlanabilirler.

alkol tüketimi, kişiyi geçici olarak rahatlatır. başlangıçta rahatlatan alkol ya da madde kullanımı yavaş yavaş gerçek yüzünü gösterir ve sonunda durdurulamayan "alkol ya da madde bağımlılığı" olgusu ortaya çıkar.



alkol ve madde bağımlılığı bir gereksinimin neticesi olarak gelişebilir. bu gereksinim da kullanan bireyin kişiliği ile bağlantılıdır.

bağımlı olan kişi devamlılık kazanan kaygı ve sıkıntılarından kurtulmak için söz konusu maddelere sığınır. gelişi hoş bir maddeye bağımlı olan kişiler genellikle özgüvenleri zayıf ve endişeli insanlardır. sıkıntılarla mücadele etmektense kendilerini uyuşturarak sıkıntı veren olaydan uzaklaşmayı tercih ederler.



böylece beyinlerinde sanal bir rahatlık oluşur. bu geçici rahatlık vakit geçtikçe devamlılık kazanacak bir rahatsızlığa dönüşür. kişi kendini bu maddeler eşliğinde topluma kabul ettirmeye çalışırken esasında kendini toplumdan uzaklaştırır. alkol veya madde bağımlısı olan kişi bu maddelerden yoksun yaşayamaz duruma gelir.



kendisini rahatlatmak maksadıyla kullanmaya başladığı maddelerin tutsağı olur.

Risk almak ve kusur yapmak

Risk almak ve kusur yapmak

Davranış değiştirmek risk almayı gerektirir. kişiyi geri çeken şeylerden bir tanesi kusur yapma korkusudur.

bu hataların problem olması bu durumun daha riskli gözükmesine sebep olur.

-başkalarının sizin hakkınızda daha kötü düşüneceği korkusu, geçici bile olsa göze batacak bir kişi durumuna getirme endişesi.

-ama herkes kusur yapabilir.

kişi öyle hatalar yapar ki kimseye gözükmez ama kendine gözükür. bu hatalar kişiyi sendeletmekten öteye gitmez. bazı hatalar da yararlı hale gelir çünkü size bir şeyler öğretir

nereye gittiğine daha dikkat etmek gibi



burada anlatılan deneyler durumunuzda tehlikeli bir geriye dönüş olmasını engellemeye yardımcı olur, aksi durumda sorun devam eder. deneyler, sevdiğiniz çok daha



fazla şeyi yapmanıza yardımcı olur ve bunları yaparken de kendinizi çok daha fazla rahat hissetmenizi temin eder. bu deneyler, yaptığınız hatalar üstüne tekrar düşünmenize ve yanlış olduğunu varsaydığınız yolları gözden geçirmenize yardım eder.



birtakım şeyleri farklı yoldan yapmanın bazı genel noktaları



ilerlemeye devam edin



davranışlarını değiştirmeye gelince bazı insanlar hiçbir gelişme gösteremediklerini düşünerek vazgeçerler. bu bazı insanlarda değişiklik görmemelerine rağmen olabilir. başarınızı önemsizmiş gibi görmemeye dikkat edin. gelişmeleriniz konusundaki düşüncelerinizi berbat etmemeye dikkat edin.

gelişme ilk başlarda çok yavaş gibi görünebilir ancak bu size daha sonra tertipli, dikkate değer ve önemli olduğu izlenim verir. kolay olsaydı bunu daha önce yapardınız. kötüye giden işleri, iyiye giden ya da iyi hissedilen şeylere göre daha kolay hatırlayabilirsiniz. belki de zorlu günlerle sıkıntılı günler, kolay olan ve çabuk unutulan günlere göre daha önemliymiş gibi gelebilir.



başarılarınızı takdir edin



başarılarınız için kendinizi övmeyi öğrenirseniz kendinize olan güveniniz daha hızlı bir biçimde çoğalır. her defasında üstesinden geldiğiniz şeyler sizin başarınızdır. ufak başarılar büyük başarılara dönüşür. hepsi için kendi kendinize kredi veriniz. kendinizi başarılarınız başkaları tarafından fark edildiğinde ve mantıklı olduğu ölçüde takdir ediniz.

sizin zor dönemeçlerden geçtiğinizi bilen bir iş arkadaşınız veya yakınınıza bunları söyleyin veya bunları bir not defterine kaydedin. pekçok insan başarılarını önemsiz gibi görür. bu daha çok almış olduğunuz risklerin insanlar tarafından basit görünmesinden kaynaklanır.

tıpkı bir yemek siparişi vermek ya da birinin sizden bir şey yapmanızı istediğinde hayır demek gibi. işte size insanların başarılarını olduğundan da önemsizmiş gibi göstermelerine ait birkaç örnek: aşağıdakilerden her biri düşünceleri berbat etme konusunda yardım edecek yanıtlar içerir:



düşünce: evet ama bunu herkes yapabilirdi.



cevap: sizin kadar kaygılı olmaları halinde yapamazlardı



düşünce: bunu daha iyi yapabilirdim.



cevap: zamanında yaparım. şimdilik yapabileceğimin en iyisini yaparım. kimse bundan fazlasını yapamaz.



düşünce: hiç kimse bunun bu kadar önemli olduğunu düşünmez



cevap: olmayabilir. ancak benim için ne kadar önem taşıdığını biliyorum



başarınızı değersizmiş gibi görmeniz kendinizi kötü hissetmenize yol açar ve onu denemeye teşebbüsü be güçleştirir.



birtakım şeyleri değişik yoldan yapmak



daha önceden bahsedildiği gibi düşünceleri berbat etmek sizin hislerinizi ve davranışlarınızı tesirler. bunlarla nasıl baş edeceğinizden emin olun. yüreklendirmek, eleştirmekten her zaman daha iyi sonuçlat getirir ve girişimde bulunmanıza yardımcı olur. bu sebeple yeni bir işe başlayan birini nasıl yüreklendiriyorsanız aynı biçimde kendinizi de yüreklendirin.

kendi kendinizi eleştirmeyip önemsiz gibi görmeyin.. yeni birşeyler denerken endişeliyseniz bunun geçici olduğunu hatırlayın. bunu devam ettirirseniz kazanmalarınız çoğalır.



aksiliklerle baş etmek



herkesin inişli çıkışlı dönemleri vardır ve dün başarı gösteren bir biçimde yapmış olduğunuz şeyler bugün sizlere imkansızmış gibi gelebilir. gelişme sırasında aksilikler olabileceğinin bilincinde olmak ve bunun gelişimin bir parçasının olduğunu fark etmek mühimdir.

ancak cesaretinizi kaybetmeyin ve bundan etkilenmeyin.



bu gelişimin gelişi hoş bir sürecinde takılıp kalırsanız bunun tek sebebi yürümeyi öğrenmeden koşmaya çalışmanızdandır. bazı şeylerin yavaş yavaş olması gerektiğini fark edip eski düşüncelerden sıyrılıp yeni davranışlar kazanmak için zamana ihtiyacımız olduğunu kabul etmeliyiz.

bazen eski davranışları korumanın sizin için bir güvence olduğunu düşünürsünüz ancak ani farklılıkların size neler getirebileceğini de düşünün. küçücük bir değişiklik dahi sizin bir yerde takılıp kalmamanız demek olabileceğini düşünün. ancak üstünde çalışmak gerekmektedir.



cesaretinizin kırılabileceği hislerine karşı uyanık olun ve yeni düşünme yeteneklerinizi, aksiliklerin geride kaldığını ve bunun perspektifini göz önünde bulundurmak için kullanın. herkes birtakım aksiliklere karşı hazırlıklı olmalı, böylece bunların olması halinde, ilerlemenize engel olmaması için planlarınızı bozmasına izin vermeyin. şayet bunlardan vazgeçmezseniz sonunda sorunları yenersiniz.



aksilikler gerçekten ziyade görünüşte olan birşeydir. yorgun olmanız ve kendinizi iyi hissetmemenizden dolayı kötü bir gün geçirebilirsiniz. bu sizin kötüye gittiğinizi göstermez.

bu yalnızca yorgunluğunuz ve iyi olmamanızdan dolayı olayları bir parça güçleştirir. yada diğer insanların sizi hazır olmadığınız bazı durumlara itmesinden kaynaklanır. örneğin beraber diskoya gitmenizi ya da işyerinizde alınan bir karara neden uymadığınızı sorabilir. unutmayınız ki diğer insanlar sizin kaygılarınızı sizin kadar dikkate almayabilirler.



bu yüzden kötü bir yamanın patlamasına izin vermeyin. iyi hesaplamak için zamana gereksinim duyarsanız, gücünüzü ve enerjinizi toplamak için vakit arzu ederseniz en zor gördüğünüz şeyleri devam ettirmek için vakti doğru kullanın.



olası şeylere uyum sağlamak



kendinizi dama güvende hissetmek problemlerin sürmesi demektir. daha sonra bunların üstesinden gelmek bazı riskler gerektirebilir. ortaya çıkan fırsatları,mesela bir bara gittiğinizi ya da otobüs kuyruğunda biriyle konuştuğunuzu ya da hiç beklenmedik bir şey yaptığınızı düşünün.

bunların, günlük sıradan şeylerin gerginlik yarattığını anlarsınız. şayet tehlikeli ve ürkütücü olmadığını düşünürseniz bunlara uzun müddet reaksiyon göstermezsiniz. günlük işleri yapıyor olsanız bile kendiniz güvende hissediyor olmanıza son verin.



tek bir laf etmeden bir eşya almak yerine tezgahtar veya kasiyerle devamlı konuşun. sıradan şeyleri gelişmenize katkıda bulunmakta olan şeyler olarak düşünün ve bunları yaparken gelişmenize katkıda bulunduğunu görün.



ya risk alma ve bir şeyleri farklı yoldan yapmak beni çok endişelendirirse ?



bazı ölçüler içerisinde heyecan yaşamadan, problemlerin üstesinden gelemezsiniz. ama kendinize olan güveniniz ne kadar fazla ise bu heyecan o kadar çabuk azalır. risk öncesi, risk sırasında ve sonrasında değişik şey yaparken farklı şekilde değişik zamanlarda yaşadığınız heyecanı düşünün.



risk öncesi



zorlu bir şeyi yapmaya ve ilerlemeye karar verdiğinizde hususu sürdürmemeniz duyarlı bir şeydir. potansiyel felaket düşünceleri akla geldiğinde dizginleri hayallere bırakmak akıllıca bir iş olmaz. bu sizin yalnızca kötü hisler içerisinde olmanıza sebep olur. endişelerinizden sıyrılıp bir an önce harekete geçmeniz yararlı olur. olası olduğunca kendinizi meşgul edecek şeyler bulun.



olay sonrası



olayın sebep olduğu konusuna girmekten sakının. bir kişinin sosyal fobisinin neden kaynaklandığını bulmak için gerilere gitmek, başarısızlığın sebeplerine inmek ve ne olduğu konusuna girmek çok kolaydır. bu tür olayların sebebi balık hikayelerini abartmak gibi bir şeydir.



olay sırasında



hislerinizle başa çıkmanın anahtarı olay sırasında onlara daha az önem vermektir. etrafta olup bitenlere odaklanmak iç dünyanızda olup bitenlere göre çok fazla önem taşır. üçüncü önemli strateji sosyal korkuyu yenmek, utanma hislerini azaltmak- bunların nasıl yapıldığı bir sonraki bölümün konusudur.



anahtar noktalar



bir şeyleri değişik yapmak,



+kendinize güveninizi arttıracak en yararlı yoldur.



+davranışınızı değiştirdiğinizde ne olacağını görmek için ufak egzersizler yapmanız iyi yollardan biridir.



+deneyler, burakmazsanız sorunun devam etmesine neden olan güvenli davranışlarınızı bırakmanıza yardımcı olur.



+durumlardan kaçmak yerine onlarla yüzleşmek güvenli davranışların direncini kırar ve bunları deneyimledikçe daha da pratikleşirsiniz.



+egzersizlerde davranışlarınızı değiştirmeye yardımcı olacak pekçok yol vardır ve kendiniz için de pekçok yol düşünebilirsiniz.



+birşeyi istediğiniz biçimde yapmaya adım atmak, o şeye korkunuzdan ya da sosyal geleneği kırma kaygısı nedeniyle başlamamaktan daha mühimdir.



+farklı yaptığınız şeyleri geriye dönüp düşündüğünüzde başarınızı hafife almamak çok mühimdir.

yeni şeyler yapmak ilk etapta sizi endişelendirebilir fakat aynı zamanda uzun süreçte özgüveninizi kazanmanızda yardımcı olacaktır.