?

Kan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Kordon kani

Kordon kanı

Kök hücrelerle ilgili çalışmaların yoğunlaşmasıyla birlikte, tüm dünyada yaygınlaşan, kordon kanının dondurularak saklanması uygulamasına ülkemizde de başlandı. yenidoğan bebeklerin kordon kanından alınan kök hücrelerin özel şartlarda dondurularak saklanmasıyla, çocuklarda yaş ilerledikçe ortaya çıkabilecek, çoğu ağır seyirli hastalığın tedavisi için, önemli bir seçenek sağlanıyor.



kordon kanı nedir ?



anne karnında bebek ile anne arasındaki besin ve oksijen alışverişi plasenta tarafından sağlanır. bebek göbek kordonu ile plasentaya bağlıdır. doğum sürecinin tamamlanmasından kısa müddet sonra plasenta görevini tamamlayarak rahim dışına atılır. "kordon kanı" olarak adlandırılan kan, bebeğin doğumundan sonra göbek kordonu içerisinde kalan kandır.



yakın bir zamana kadar, kordon kanı; plasenta ve göbek kordonu ile atılıyordu. ancak son gelişmelerle kordon kanının çeşitli hastalıkların tedavisi açısından önemi anlaşıldı ve özel yöntemlerle toplanıp saklanmaya başlandı.



bebeğin kordon kanı, "kök hücreler" açısından olabildiğince zengin bir kaynaktır.



kök hücre nedir ?



kök hücreler, pekçok dokuda bulunmakta olan ve değişerek vücudun diğer dokularını oluşturma yeteneğine sahip bir grup hücredir. kök hücrelerin vücuttaki diğer tip hücrelere farklılaşma özelliğinin keşfedilmesi ile birlikte bu hücrelerin kanser, felç, parkinson, alzheimer, omurilik zedelenmeleri, kalp ve pekçok genetik kaynaklı hastalıkların tedavisinde kullanılabileceği fikri ortaya çıkmıştır.



günümüzde kök hücreler bilhassa kemoterapi ve/veya radyoterapi gören kanser hastalarının kan ve bağışıklık sistemini tekrardan canlandırmak için kullanılmaktadır. embriyodan, kordon kanından veya kemik iliğinden elde edilebilen kök hücreler vücudun "kaynak" hücreleridir.



kordon kanı bankası



kordon kanı bankası, bebeğin kordon kanını gelecekte mümkün tıbbi gereklilikler için saklayabilme olanağını sunuyor.

doğumdan sonraki ilk 10 dakika içerisinde alınan kordon kanı ideal koşullarda dondurulup, kordon kanı bankasında saklanıyor. bu değerli kök hücreler gerektiğinde çözülerek kullanılabilinmektedir.



kordon kanı kök hücreleri çok değerli oldukları ve yalnızca doğumda toplanabildikleri için toplama işleminin bu konuda uzman doktorlar tarafından yapılması, toplanma sonrası işlemlerin uzman kişilerce yürütülmesi ve örneklerin ideal şartlarda saklanması gerekiyor.

ilk kordon kanı nakli 1988 yılında gerçekleştirildi. 1995 yılından başlayarak dünyada kordon kanı bankaları yeni doğanların kordon kanlarının saklanabilmesi için yaygın olarak faaliyete geçti.



çocuklarının kordon kanına gereksinimi olan ve/veya ileride gereksinim olduğunda kullanılmak üzere bebeklerinin kordon kanını saklamak isteyen aileler için kordon kanı bankasında belirli bir ücret karşılığında saklama işlemi yapılıyor. aile bir müddet sonra saklama işleminden vazgeçerse kendilerinden izin alınarak kordon kanları imha edilebiliyor veya kök hücre nakli gereksinimi olabilecek hastaların tedavisi için saklanmaya devam edilebiliyor.



hangi aileler için bebeklerinin kordon kanını saklamak uygundur ?



kordon kanı saklamanın kimler için ideal ve lazım olduğu konusunda bilim çevrelerinde henüz tam bir fikirbirliği yok. yeni olan bu uygulama hakkında olarak iki değişik görüş bulunuyor. bazı araştırmacılar yalnızca ailelerinde ilik nakli gerektirebilecek hastalık öyküsü bulunmakta olan ailelerin bebeklerinde bu uygulamanın yapılmasını savunurken, diğer araştırmacılar kök hücre çalışmalarındaki hızlı gelişimi göz önünde bulundurarak herkesin bu alternatifi kullanmasını tavsiye ediyor.



günümüzde kordon kanı nakli ile tedavi edilebilen hastalıklardan bazıları...



* lösemiler

* lenfomalar

* aplastik anemiler (kemik iliğinde hücre üretiminin olmaması)

* orak hücreli anemi

* talasemi

* amegakaryositik trombositopeni

* nöroblastom

* bazı bağışıklık yetmezlikler



kordon kanı kök hücrelerinin diğer tip kök hücrelere göre avantajları nelerdir ?



kordon kanı kök hücreleri elde edilebilecek en genç kök hücreler olup bunlar saklanmak için dondurulduklarında yaşlanma ve yıpranma süreçleri de durdurulmuş olur. kordon kanı kök hücrelerinin kemik iliği kök hücrelerine göre üreme hızı daha fazladır.

kemik iliği nakli için alıcı ile verici arasında çoğunlukla tam bir doku (hla) uyumu olması gerekmektedir. kök hücrelerin bağışıklık red yanıtları henüz tam olarak gelişmediğinden kordon kanı naklinde tam bir uyum olmasa da başarı sağlanabilir. bu özellik aile bireyleri arasında kordon kanı nakli gerçekleştirilmesine olanak temin eder.



saklanan kordon kanındaki kök hücreler, lazım olduğu taktirde derhal kullanılabilecek halde olurlar. bu durum, hastalıkların ilerlemesini önleyebilmek için en kısa sürede tedavinin zorunlu olduğu durumlarda önem kazanır.



kordon kanının alınması



kordon kanı bebek doğar doğmaz ilk 10 dakika içerisinde, göbek bağı kesildikten sonra göbek bağının plasenta tarafında kalan bölümünden alınır. bu kan, toplanmadığı bütün durumlarda plasenta ile birlikte atıldığından, toplanması normal doğum prosedürünü ve bebeği gelişi hoş bir biçimde etkilemez. genelde toplama işlemi doğum anında doğumu yaptıran doktor tarafından yapılır. hem normal yolla hem de sezeryan doğumlarda tatbik edilebilir.

sadece birkaç dakika alan kordon kanının toplanması işlemi; basit, tehlikesiz ve acı vermeyen bir uygulamadır. bilindiği üzere bebek doğduktan derhal sonra göbek kordonu bağlanarak ayrılır ve bu ayrılmadan derhal sonra şayet kordon kanı toplanacaksa plasentaya bağlı olan kordonun içerisindeki kan özel bir sistem yardımıyla pıhtılaşmayı engelleyici madde içeren kan torbası içerisine toplanır. yaklaşık 35 - 120 mililitre kan alınabilir. araştırmalar çok orandaki kök hücre örneklerinin nakil sonrası daha başarı gösteren netice verdiğini kanıtlamıştır.



toplanan kan 36 saat içerisinde kordon kanı bankası laboratuvarına gönderilir. kordon kanı laboratuvarda özel yöntemler ile dondurulur ve sıvı azot içerisinde saklanır. dondurulan hücreler daha sonra gerek duyulduğunda çözülerek tedavide kullanılabilir.

Kan fazlaligi (pletora)

Kan fazlalığı (pletora)

Kan fazlalığı durumu. gerçek pletora (ya da poliemi) kan miktarının artmasıdır; kan miktarı arttığı halde kanın sıvı kısmı olan plazma ile akyuvarlar, alyuvarlar ve trombositler arasındaki oran normaldir. pletora aşırı kan nakli, normal kan kaybının gerçekleşmemesi ya da ampütasyon durumlarında gerçekleşir. aşırı kan naklinde, nakledilen kan kaybedilenden daha fazladır.



kadınlarda aybaşı kanamasının gerçekleşmemesi normal kan kaybının olmaması neticesi pletoraya yol açar; bu taktirde vücut kan kaybı olacakmış gibi yeni kan üreteceğinden pletora durumu ortaya çıkar. bundan başka ampütasyondan önce, kesilecek organın kanı, organ daha önce sıkılarak vücudun öbür bölümlerine aktarılırsa yine pletora durumu gerçekleşir.



sebebi ne olursa olsun gerçek pletora geçicidir. çünkü plazma çok kısa sürede böbrek kanalıyla atılır. fazla akyuvarlar, alyuvarlar, trombositler ise karaciğer, dalak gibi organlar tarafından kısa sürede yok edilir.



plazma pletorası ise plazma fazlalığına verilen addır. aşırı sulanma pletorasında ise yalnızca kandaki su çoğalır, buna karşı suyun içerisinde çözülmüş maddelerde bir değişme olmaz.

Kan dinmezligi (hemofili)

Kan dinmezliği (hemofili)

Genellikle erkekleri etkileyen kalıtsal bir hastalık (hemofili). kan dinmezliği olan kimselere hemofil denir. kadınlar taşıyıcı olup, hastalığı bir soydan ötekine aktarırlar. taşıyıcı taktirde olan bir kadının kanı pıhtılaştığı halde, kan dinmezliği olan bir erkek çocuk doğurması ihtimali vardır.



sağlıklı bir insan diş çektirdiğinde kanama kısa bir müddet sonra diner. fakat kan dinmezliği olan bir kimse dişini çektirirse kanama günlerce, haftalarca sürer ve önlem alınmayıp, hastaya kaybettiği kan verilmezse ölümle sonuçlanabilir. kanama ağır ve devamlı bir sızıntı halindedir; bir müddet dinebilir, fakat çok geçmeden tekrardan başlar.



kan dinmezliği olan bir çocuğun ailesi, çocuk düşüp kalkacak, berelenecek yaşa gelinceye kadar durumdan habersiz olabilir. düşme neticesi oluşan küçük bir kesik, yukarıda verilen diş çektirme örneğinde olduğu gibi ağır ve devamlı bir sızıntı durumunda günlerce, haftalarca kanar ve yara kapanmaz.



normal insanlarda, kanamayı durduran bir mekanizma bulunduğundan küçük tefek yaraların ve sıyrıkların önemi yoktur. kan dinmezliği olanlarda bu mekanizma bulunmaz ve böyle çocuklar yürümeye başlar başlamaz eklemlerde (özellikle dizkapağı eklemlerinde) kendiliğinden kanamalar başlar. eklemler şişer, sertleşir ve ağrı verir. şişkinlik, eklem boşluğuna biriken kandan ileri gelir. bu kanın dağılması için haftalarca dinlenme gerekmektedir. kanama eklemin iç kısımlarında meydana geldiği için dışarıdan bakıldığı vakit bir renk değişikliği görülmez. böyle kanamalar sıkça yinelediği için eklemler zaman geçtikçe sertleşir.



kan yalnızca eklem boşluklarında toplanmaz. kendiliğinden veya ufak bir zedelenme neticesi başlayan kanamalar, ensede, dilde, bağırsakların gerisinde veya midede kan birikmesine sebep olabilirler. bu tür iç kanamalar başka organlar üstüne baskı yapabilecekleri için, dış kanamalardan daha tehlikelidirler. örneğin, boyun bölgesinde kan birikmesi soluk borusuna baskı yapacağından, hastanın soluk alamayarak ölmesine neden olabilir. son yirmi yıl içerisinde gelişen modern tedavi yöntemleriyle bu kanamalar bir dereceye kadar durdurula bilmektedir.



kan dinmezliğinin şiddeti farklı olur. ağır olaylarda hasta çocuk, tedavi edilmezse sakat kalabilir. buna karşılık kimi kez çok hafif olur ve hasta, büyük bir kaza geçirinceye veya bademcik aldırmak, diş çektirmek gibi bir durumla karşılaşıncaya kadar hastalığını bilmez. böyle hafif durumlarda kanamayı durdurma mekanizması küçük tefek kanamaları durdurmak için yeterli olmakla birlikte, büyük çaptaki yaralanmaların yol açtığı kanamalarda yetersiz kalmaktadır. hastalık aynı aile içerisindeki hastaların üçte ikisinde ağır, üçte birinde ise hafif biçimiyle görülür.



kan dinmezliği anneden geçtiği halde, yalnız erkeklerde ortaya çıktığı için, cinsiyete bağlı çekinik genle aktarılan bir hastalık sayılır. yani hastalığı oluşturan etken x cinsiyet kromozomuyla taşınır. kadında iki x kromozomu vardır; bu kromozomlardan biri normal nitelikte olduğu için, hastalık etkenini taşıyan öbür kromozom devre dışı kalır. erkeklerde ise yalnız x kromozomu vardır; öbür x kromozomunun yerini bir y kromozomu almıştır. dolayısıyla, kan dinmezliği olan bir erkeğin kız çocuklarının hepsi taşıyıcı, erkek çocukları ise x kromozomlarını normal olan annelerinden aldıkları için normal olurlar.



taşıyıcı kızların ileride doğuracakları erkek çocukların yarısı normal, yarısı hemofil, kız çocukların ise yarısı normal, yansı taşıyıcı olacaktır. kız çocuklarından hangisinin taşıyıcı olacağını mutlaka öğrenmiş olmak olası değildir. buna karşılık kan dinmezliği olan bir erkeğin kız çocuklarının taşıyıcı olacakları kesindir. taşıyıcı bir anneden doğan kız çocuklarının taşıyıcı olup olmadıkları, kan dinmezliği olan bir erkek çocuk dünyaya getirinceye kadar anlaşılamaz.



elde bütün dünya ülkelerini kapsayan istatistikler olmamakla birlikte, avrupa'da ve kuzey amerika'da her 8 000-10 000 kişiden birinde, yani her 4 000-5 000 erkekten birinde kan dinmezliği olduğu tahmin edilmektedir. bilimin ilerlemesiyle kan dinmezliğinin teşhisi kolaylaşmış ve son 20 yıl içerisinde hastanın hayata şansı önemli ölçüde artırılmıştır. insan kanı, damar içindeyken sıvıdır, fakat dışarıya akacak olursa pıhtılaşır. kan, kan plazması adı verilen bir sıvı içerisinde bulunmakta olan hücreler (alyuvarlar, akyuvarlar ve trombositler) den oluşmuştur. karı pıhtılaştığı vakit plazmanın fibrinojen adı verilen, çözünebilir bir bileşiği, çözünmez bir bileşik olan fibrine dönüşür. fibrin birbirleri içerisine geçmiş ipliksi tellerden oluşmuştur. bu teller kan hücrelerini tutarak yara üstünde bir kabuk bağlanmasını temin ederler.



kan, zedelenen kan damarlarından dışarıya akarken trombositler damarın kenarlarına doğru toplanarak damarın yırtılan kısmında bir tıkaç oluşturur ve kanın akmasını engellerler. fakat trombositlerin oluşturduğu bu tıkaç, fibrin maddesinin telleri tarafından desteklenmedikçe yeterli olmaz. kan dinmezliği hastalığına yol açan eksiklik, işte bu tellerin oluşmasını sağlayan mekanizmadır. kan dinmez ligi olan hastanın kanı da esasında pıhtılaşır, fakat bu pıhtılaşma son derece ağır gerçekleşir.



pıhtılaşma olayını sağlayan kimyasal maddeler çözünebilir proteinlerdir. bunlara pıhtılaştırıcı faktörler denir. kan dinmezliği olanların kanında genellikle vııı. etken denilen etken eksiktir. zaman zaman de ıx. etken eksik olur. her iki etken de, trombositlerin oluşturduğu tıkaçları destekleyen fibrin ipliklerinin meydana gelmesi için lazımdır. bu iplikler oluşmadığı vakit, tıkaç parçalanır ve örneğin bir dişin çektirilmesinden sonra dinmiş olan kanama, tıkacı destekleyen fibrin ipliklerinin bulunmaması nedeniyle yavaş bir sızıntı durumunda tekrar başlar.



vııı. etkenden yoksun olan hastaların oranı ıx. faktörü olmayanlardan beş kat fazladır. dolayısıyla tedaviyle ilgili çalışmalar, normal insan plazmasından vııı faktörün elde edilerek hastanın kan dolaşımına şırınga edilmesi ve böylece kan pıhtılaşmasındaki anormalliğin geçici bir müddet için de olsa giderilmesine yönelmiştir. bu işlemin hedefi, hastanın kanında eksik olan vııı. faktörün miktarını artırarak kanamanın, yara bütünüyle iyileşinceye kadar durmasını sağlamaktır.



kanamayı durdurmak için, lazım vııı. etken 2,5-5 litre kandan elde edilmektedir. ancak vııı. etken hastanın kan dolaşımına şırınga edildikten sonra, kanda yalnızca birkaç saat aktivite gösterdiğinden, yara iyileşinceye kadar lazım vııı. etken elde etmek için, yüzlerce litre karı gerekir. kan merkezlerinin iyi çalışması, kan dinmezliği olan hastalar için önem taşır. vericilerden toplanan kan, buzdolabının normal soğukluğunda tüm özelliklerini koruyamadığından, bu kan vııı. etken elde etmek için değil, kan kaybını gidermek için kullanılır.



vııı. faktörü gerektiği gibi koruyabilmek için başvurulan yöntem, kan plazmasının hücrelerden ayrılarak 20°c de dondurulmuş halde saklanması ve sonradan eritilerek hastaya verilmesidir. karı plazmasının yoğunlaştırılması da olası olmakla birlikte bu işlemin maliyeti çok yüksektir. 1964 yılında daha kolay bir yöntemle «kriyopresipitat» adı verilen yoğunlaştırılmış vııı. etken elde edilmiştir. bazı ülkelerde bu madde hasta çocuklara muhtemel bir kanamayı önlemek amacıyla devamlı olarak verilmektedir.



bazı ülkelerde ise hayvan plazmasından elde edilen vııı. faktörün insanlara uygulanması yoluna gidilmiştir. bu madde çok etkili olduğu halde, hastada hayvan proteinlerine karşı bağışıklık cisimleri oluşmaya başladığından yalnızca bir kez şırınga edilebilmesi gibi bir sakıncası vardır. ıx. etken eksikliğini gidermek için de, dondurulmuş plazma kullanılıyor.



abd'nde, kanada'da. ingiltere'de ve bazı avrupa ülkelerinde kan dinmezliğinin tedavisi için özel merkezler vardır. hasta böyle bir kuruluşla ilişki kurarak, kas ve eklem ağrıları, morarma, şişkinlik, kanama gibi tedavi gerektiren tehlike işaretlerinde zaman kaybetme den bu merkezlere başvurur.



kan dinmezliği olan bir kimse yanısıra adı, adresi, hekiminin ya da bu taktirde başvuracağı hastanenin telefon numarası kan grubu ve hangi faktörün eksik olduğunu gösteren bir kart taşımalıdır. kan dinmezliği şiddetli oları kişiler hareketli sporlara katılmamalıdırlar ancak çok kalabalık olmayan yerlerde yüzebilirler.



hemofiller için önemli bir nokta da, dişlerin sıkça kontrolden geçirilmesi ve çürüyen dişlerin doldurularak tedavi edilmesidir. diğer yandan diş tedavisi sırasında yerel anestezinin şırınga yoluyla yapılması tehlikeli morarmalara yol açar ve dolayısıyla sakıncalı sayılır. kimi vakit süt dişlerinin değiştirilmesi sırasında, hastanede tedaviyi gerektirecek kadar ciddi kanamalar görülebilir. kan dinmezliği olan hastalar, kanama eğilimini artıracağından aspirin yutamazlar. kaslarına şırınga yapılması da sakıncalıdır. ancak deri altına yapılan yüzeysel şırıngalar ve aşılar, şırınga yeri sargıyla sıkıca bağlanıp, her gün kontrol edildiği takdirde kanamaya yol açmaz.

Kan grubu ve kisilik

Kan grubu ve kişilik

Kan gruplarının insanın kişilik özelliklerini yansıttığı ileri sürülüyor. emniyet genel müdürlüğü nün yayın organı polis dergisi'nde yer alan bir makaleye göre, kan grupları, insanın psikolojik yapısı ve kişiliği ile ilgili bazı ipuçları ele veriyor.



işte kan gruplarına göre kişilik özellikleri :



a rh olumlu : sakin tabiatlı ve daha rahat hareket edebilen insanlardır. sabırlıdırlar. söze derhal kırılmazlar. ama kalben kırıldıklarında ilişkilerde zorlanırlar.



b rh olumlu : beyin gücünü daha fazla kullanırlar. az ve öz konuşurlar. düşünerek hareket ederler. kararlarını uzun vadede verirler. bilgili ve istikrarlı bir yapıya sahiptirler. toplum ile diyalogları, kendi kuralları ön planda olmak üzere uzlaşırlar. başladığı işi yarım bırakmazlar. kendilerine olan öz güvenleri olabildiğince fazladır. acele etmeyi pek sevmezler. soğuk kanlıdırlar. sakin görünürler. hakimiyeti severler. mutlaka taviz vermezler. ters hareketlerden saygısızlıktan hoşlanmazlar.



0 rh olumlu : hareketli insanlardır. yalnız bu hareketliliği, canları isterse yaparlar. çoğu zaman düşüncelerini söylemezler. yaptıkları işin sonuçlanmasını beklerler. çünkü gelişi güzel bir durumdan dolayı açık vermek onları yıpratır. içerisine kapanık, düşüncelerini belli etmeyen, soğuk kanlı bir yapıya sahiptirler. sağlık konusunda fazla hassas değildirler. duyarlı yapılı olmalarına karşın, bu yapılarını yansıtmazlar. saygılı insanlardır. haksız oldukları vakit barışçıl bir arayış içerisine girerler. küsmeleri çok kısa sürer.

Kan grubu diyetleri

Kan grubu diyetleri

Peter j. d'adamo, kan gruplarının ortaya çıkmasında esas faktörün tüketilen gıdalar olduğunu öne sürerek fazla kilolardan kurtulmak amacıyla kan grubuna göre rejim öneri ediyor.



d'adamo türkiye'de de piyasaya çıkan "kan grubunuza göre diyet" adlı kitabında kan gruplarının özellikleri ve rejim tarifelerini şu şekilde sıralıyor:



o grubu: etobur olma özelliği taşıyor. bu kan grubunu taşıyan insanlar diyetlerinde önceleri baklagil, fasulye, ekmek ve tahıl tüketimini sınırlayarak kilo kaybediyor. aktif bir kilo kontrolü için daha yağsız yiyeceklerin tercih edilmesi ve porsiyon oranlarının azaltılması gerekiyor.



a grubu: hareketsiz beslenme ve çevre koşullarına kolaylıkla uyum sağlama özelliğine de sahip bulunmakta olan a grubu taşıyıcıları, zengin çeşitlilikte düşük yağlı gıdalarla sebze ve hububat dengesini sağlamalı. bu grubun kilo vermesini destekleyen gıdalar arasında soya ürünleri ve sebze bulunuyor.



b grubu: bu grup taşıyıcıları için kilo almayı sağlayan en önemli faktörler arasında mısır, ekmek, buğday, mercimek, fıstık ve susam tohumları geliyor. b grubu için kilo vermeyi destekleyen gıdalar da yeşil sebzeler, kırmızı et, yumurta ve düşük yağlı süt ürünleri.



ab grubu: bu gruptaki insanların kilo almasını teşvik eden gıdalar arasında et, fasulye, çekirdek, mısır, esmer buğday geliyor. deniz ürünleri, süt ve süt ürünleri, baklagiller, sebzeler ve meyvalar ise kilo kaybını sağlıyor.



b grubu tavuk yerine hindiyi tercih etmeli



bu gruptakiler ideal beslenme düzenini uygularsa uzun ve sağlıklı bir ömür sürdürebilirler.



kan grubu, coğrafya ve ırkın birleşmesiyle insanların kimliği oluşur. ancak bazı antropologlar, insanların kişiliklerini ırklarına göre değerlendirmenin meseleyi çok basite indirgemek sayılacağını belirtiyorlar. derinin rengi, etnik töreler, yerleşim bölgeleri ve kültürel kökler, insanları birbirinden ayırt etmeye yeterli değil. esasında insanların ortak yanları, bizim tahmin ettiğimizden çok fazla. bir anlamda hepimiz kardeşiz. yani kan kardeşiyiz. kan grubu, kişilik belirlemede ırktan çok daha önemli bir rol oynuyor. atalarımız, her birimize kan gruplarımız aracılığıyla özel birer miras bırakmış. bu miras, her hücremizin çekirdeğinde varlığını sürdürüyor. genetik özelliklerimizi öğrenmek için kan gruplarını bilmemiz gerekiyor.



ataları göçebeydi



0, a ve b kan grupları arasında b grubu, coğrafi dağılımı en belirgin olandır. japonya'dan moğolistan'a, çin, ve hindistan'dan ural dağlarına kadar olan geniş bir bölgede b grubuna dahil olanlar çoğunluktadır. ural dağlarından batıya doğru gidildikçe, b grubu kan yapısına sahip olanların sayısal yoğunluğu azalır. avrupa'nın batı ucunda kan grubu b olan çok az sayıda kişi vardır. asya'nın göçebe topluluklarının batıya göç etmelerinin bir sonucudur bu. örneğin almanlar ve avusturyalılar arasında b grubuna çok fazla rastlanmasının da önemli bir sebebi var. almanya'da bilhassa elbe nehri'nin yukarı ve orta kesimlerinde b grubuna dahil olanlar dikkat çeker. çünkü bu bölge eski devirlerde uygarlıkla barbarlığı birbirlerinden ayıran çizgi üzerindedir.



himalayalar'da görüldü



bazı yahudi toplumlarında b grubu'nun ağırlıklı olması, antropologların ilgisini çekiyor. b grubu kan, m. ö. 10000-15000 yılları arasında, himalaya bölgesinde ortaya çıktı. bugünkü pakistan ve hindistan b grubunun doğduğu bölgeler olarak biliniyor. doğu afrika'nın sıcak düzlüklerinden himalayalar'ın dondurucu tepelerine göç edenlerin iklim değişikliğine uyum sağlamaları çok uzun sürmüş olmalı. ve b kan grubunun ortaya çıkması da bu değişiklikten kaynaklanmış olabilir. göçebeler, asya'nın ortalarına doğru ilerlerken iki ayrı b grubu kan türü ortaya çıktı. güney'de tarımla uğraşanlar ve kuzey ile batıyı istila eden savaşçı barbar gruplar. yaşam tarzları gibi beslenme alışkanlıklarında da farklılık gösteriyorlardı. güney asya mutfağında süt ürünlerine çok az rastlanır. asyalı'nın inancına göre, süt ürünleri, barbarlara ideal yiyeceklerdir.



b grubunun özellikleri



dengelidir

sindirim sistemi dayanıklıdır

beslenmede katı kuralcı değildir

sütlü besinlere ilgi duyabilir

strese karşı yaratıcılığını kullanır

formda kalabilmek için fiziksel ve zihinsel faaliyetler arasında denge kurması gerekir



müzmin yorgunluk sendromu



0 grubu ve a grubu pekçok bakımlardan birbirinin tam karşıtı özellikler taşırlar. fakat b grubu bazı bakımlardan 0 grubunu hatırlatır. o kadar ki, bu iki kan grubunun birbirlerine bağlı olduklarını söyleyebiliriz. tam böyle düşünürken b grubunun bilinmeyen bir özelliği ortaya çıkabilir. esasında b grubu, insanoğlunun evrim yolculuğunda değişik özellikleri olan insanları ve kültürlerin birleştiricisi sayılır.



genelde b grubuna dahil olanlar en ağır hastalıklara karşı bile dayanıklı olurlar. çağdaş yaşamın getirdiği problemler, örneğin kalp hastalıkları ve kanser türleriyle mücadelede kan grubu b olanlar başarı belirten olabilir. ancak bu gruptakiler, az görülen hastalıklara karşı kendilerini o kadar iyi savunamazlar. egzotik bağışıklık sistemi düzensizlikleri ve müzmin yorgunluk sendromu gibi problemler onları yenik düşürebilir.



diyet nasıl olmalı ?



b grubundakiler, kendileri için ideal olan beslenme düzenini eksiksiz uyguladıkları takdirde uzun ve sağlıklı bir ömür sürdürebilirler. b grubunun rejimi farklı türlerde yiyecekleri kapsar. hayvansal gıdalarla sebzeler arasında tam bir denge kurulur. b grubu, a ile 0 grupları arasında denge kurar. b grubundakiler için mısır, buğday, mercimek, fındık ve susam kilo aldıran besinlerdir. bu yiyecekler, kişilerde yorgunluk, vücudun su tutması ve kan şekerinde düşüklük gibi problemler yaratır.



özellikle yemeklerden sonra kan şekerinin düşmesinden yakınanlar, azar azar ve çok sık beslenmeleri gerektiğine hükmederler. halbuki önemli olan öğünlerin sıklığı değil seçilen yiyeceklerdir. b grubundakilerde kan şekerinin düşmesi sık görülen bir olaydır. saydığımız yiyeceklerden kaçınılmalısı, bu sorunun b grubundakiler için bir tehlike olmaktan çıkmasını sağlayabilir.



kolay kilo verirler



kısa aralarla yemek yemeyi alışkanlık durumuna getirenler, çok kısa bir müddet sonra sıkça acıkmaya başlarlar. kilo vermeye çalışanlar için bu hiç de pozitif bir gelişme değil. kan grubu b olanların kilo vermekte pek de zorlanmadıkları biliniyor. 0 grubundakiler tiroid sorunları yüzünden kilo vermekte zorlanırlar. halbuki b grubundakilerin böyle bir problemleri yoktur. aşırıya kaçmamak koşuluyla sütlü besinlerden de yararlanabilirler.



karides, kalamar yok



b grubundakilerin vücut sistemlerinde stres yorgunluk ve kırmızı et arasında bir bağ olduğu belirtiliyor. b grubundaki atalarınız, kırmızı et yerine farklı et çeşitlerini tercih etmişlerdi. şayet bağışıklık sisteminizde problem varsa, kuzu eti ya da tavşan eti yememelisiniz. dana ve hindi etini tercih etmelisiniz.



b grubuna dahil olanlar piliç etinden uzak durmalıdırlar. günümüzde böyle bir uygulamayı kabullenmek gerçekten çok zor. tavuk eti yerine hindi eti tercih edilmeli. çünkü piliç etinde bulunmakta olan bazı maddeler, b grubuna zarar verir.



derin denizlerde yaşayan balıklar da b grubu için faydalıdır. fakat ıstakoz, karides, kalamar ve midye gibi deniz ürünlerinden uzak durulmalı.



sütlü besinler yararlı



kan grupları arasında sütlü besinlerden yarar sağlayan tek grup b'dir. ancak asya kökenli b grubu mensuplarının sütlü besinlere alışmaları vakit alabilir. sütlü besinler, asya'ya moğol istilalarıyla ulaşmıştı. barbarların besini sayılan sütlü yiyeceklere tepki gösterilmesini de yadırgamamak gerekmektedir. afrika kökenli b grubu mensupları da sütlü besinlere uyum sağlamakta zorlanırlar. sütlü besinlere tepki gösteriyorsanız, soya ürünleriyle sütlü besin ihtiyacınızı giderebilirsiniz.



sindirim sisteminizin tertipli çalışabilmesi için zeytinyağını mutfağınızdan eksik etmemelisiniz. gün aşırı bir yemek kaşığı zeytinyağı tüketmelisiniz. susam yağı, ayçiçek yağı, mısırözü yağı b grubundakilerin sindirim sistemi için zararlıdır.



sebzelerin derhal hepsi b grubu için faydalıdır. günde dört beş öğün haşlanmış sebze yiyebilirsiniz. b grubunun uzak durması gereken sebzelerin sayısı çok azdır. domatesten uzak durulmalı. zeytinyağı çok yararlı olduğu halde, tane zeytin sindirim sistemine zarar verebilir. ama diğer kan gruplarına nazaran çok daha zengin bir sebze çeşidinden faydalanabilirsiniz. yeşil yapraklı sebzeler sizin için bire birdir. bundan başka patates, lahana, ve mantarı da çekinmeden yiyebilirsiniz.



kahvaltı :

# meyve kokteyli

# 2 dilim mısır ekmeği

# 2 dilim beyaz peynir

# 1 haşlanmış yumurta

# yeşil çay



öğle yemeği :

# marul, salatalık, peynir, zeytinyağı ve limonlu salata

# 1 muz

# ot çayı



ikindi :

# 1 dilim elmalı kek

# ot çayı



akşam yemeği :

# kuzu pirzolası

# esmer pirinç pilavı

# haşlanmış sebze

# yoğurt

# 1 kadeh şarap



kan grubu b olanlara öneriler



kan grubu b olanlar esasında şanslıdırlar. onlar için öneri edilen beslenme planını aynen uyguladıkları takdirde önemli hastalıklara yakalanma ihtimalleri azalır. evet, beslenme planınızı aynen uygulayın ve vitamin ve mineral desteği almak zorunda kalmayın.



b grubundakiler stres ile mücadelede başarı belirten olurlar. vücut egzersizleriyle, zihinlerindeki sorunlardan kurtulmayı başarırlar. ancak kazanma hırsına gerek olmayan spor dalları onlar için uygundur.



vücut egzersizleri herkes için lazımdır. fakat basketbol, tenis, voleybol gibi rekabet içeren sporlara yönelmeleri doğru olmaz.



# aerobik (45-60 dakika) haftada 3 kez

# bisiklet (45-60 dakika) haftada 3 kez

# yüzme (30-45 dakika) haftada 3 kez

# golf (60 dakika) haftada 2 kez

# hatha yoga (45 dakika) haftada 2 kez



sıfır grubundakiler etsiz rejim yapamaz. dr. peter j. d'adamo'nun kan grubuna göre rejim kitabı amerika'da satış rekorları kırıyor.



amerika'da kilo veren pek çok kadına hangi rejimi uyguladığı sorulduğunda, şu sıralar, alınan yanıt aynı oluyor: kan grubu diyetinden yararlandım



nedir bu kan grubu diyeti ? amerikalı tıp uzmanı, araştırmacı dr. peter j. d'adamo, insanlarda kan gruplarının sağlık ve hastalıklarla ilişkileri üstünde uzun yıllar süren çalışmalarının neticelerini bir kitapta topladı. dr. d'adamo, bu çalışmalarından önemli bir sonuca varmıştı. kişilerin kan grupları, kilo vermek veya almak için nasıl bir yöntem uygulanması gerektiğini de belirliyordu. tüm dünyada satış rekorları kıran bu kitabın önemli bölümlerini sizlere sunuyoruz.



kan, hayatın ta kendisidir. bütün uygarlıklar kan bağlarıyla kurulmuştur. insanlık tarihinde, çok önemli bir dinsel ve kültürel simge sayılır. fiziksel ve figüratif olarak kansız hiçbir zaman yaşayamayız. son kırk yıl içerisinde atalarımızın davranışları ve gruplaşmaları konusunda daha fazla bilgi sahibi olabilmek için farklı kan gruplarını incelemeye başladık. esasında kan grubu, bizleri birbirimize bağlayan kopmaz bir bağdır. her kan grubu, atalarımızın beslenme ve davranış özelliklerinin genetik mesajlarını taşır. işte dolayısıyla de kan grubuna göre rejim uygulanması mantıksal açıdan da akla ideal geliyor. rejim uygulamasına geçmeden önce, kan grubunuzun özelliklerini bilmenizde fayda var. kan grupları 0, a, b, ve ab olarak dörde ayrılıyor. bu dört ana grup, kişilerin kan özelliklerine örnek oluşturuyor. kan grupları belirtilirken rh olumlu ya da rh olumsuz deyimleri kullanılmaktadır. bu deyimler sizi şaşırtmasın. rh etkeni, her kan grubunda bulunur. kan grubunuz 0 da olsa rh etkeni bulunabilir. şayet bu faktör mevcut değil ise rh olumsuz deyimi kullanılır. kanınız dört gruptan birine dahildir ama rh olumsuz ya da olumlu ibaresini taşıyabilir.



kan grubuna göre diyet



kan grubuna göre rejim uygulamak son yıllarda geliştirilen bir yöntem olarak tanıtılıyor. halbuki gerçekte binlerce yıl önce başlatılmış bir uygulama olduğunu belirtmek isterim. şayet tarih boyunca, biyolojik doğamızın içgüdülerine uyarak beslenmeye devam etseydik, bugün her şey çok değişik olabilirdi. fakat teknoloji ve farklı görüşler araya girdi, biz doğal beslenme yöntemlerimizi bir kenara bıraktık. şimdi ise geriye dönme ve beslenme düzenimizi kan grubumuzun özelliklerine göre kararlaştırma vakti geldi. artık aldığımız besinlerin sağlığımız açısından çok büyük önem taşıdığını biliyoruz. fakat zaman zaman ortaya atılan iddialar, verilen öğütler sağlığına itina belirten kişileri de şaşırtıyor. gerçekte nasıl bir beslenme düzeni uygulanmasının doğru olacağı bu karmaşa içerisinde bir türlü belirlenemiyor. açıkçası, beslenme konusunda her kafadan ayrı bir ses çıkması, insanları şaşırtıyor.



bazı kişilerin belirli bazı rejim reçetelerinden iyi netice aldıklarını ama aynı reçetelerin başkalarında bu etkiyi göstermediğini görüyoruz. esasında biz besinlerin özelliklerini büyük bir titizlikle incelemeye, araştırmaya kendimizi öylesine kaptırdık ki, kişilerin özelliklerini aklımıza getirmedik. halbuki kişilerin kendileri için yararlı olacak beslenme düzenini saptamaları için önce kendilerini iyi tanımaları gerekiyor. ve beslenme konusunda bize rehber olacak en önemli unsur de kan grubu.



her kan grubu için öneri edilen yiyecekler genel olarak 16 grupta toplanıyor. kırmızı ve beyaz et, deniz ürünleri, süt ürünleri ve yumurta, sıvı ve katı yağlar, kuruyemiş, taneli sebzeler, tahıl ürünleri, ekmekler, unlu yiyecekler ve makarna, sebzeler-meyveler, meyve suları, baharat, tuz, biber, salça, ot çayları, çeşitli içecekler.



besin maddelerini bundan başka yararlı, nötr ve zararlı olarak da üç gruba ayırmak gerekiyor. yararlı olanlar, birer ilaç tesirini belirten yiyeceklerdir. nötr olanlar yalnızca damak zevkinize hitabeder. zararlılar ise esasında birer zehir meziyetini taşır.



kan gruplarına göre hazırlanan rejim reçetelerinde çok çeşitli yiyecek yer alıyor. dolayısıyla rejim sözcüğü, sizde 'sınırlanma' duygusu uyandırmasın.



o kan grubunun özellikleri



onlara 'avcı' deniliyor

ilk insanların kan gruplarının 0 olduğu sanılıyor

et yemeye bayılırlar

sindirim sistemleri sağlamdır

bağışıklık sistemleri fazla hareketlidir

diyet yapmaya zor alışırlar

çevreye uyumları vakit alır

stresten kurtulmak için fiziksel faaliyetlere ağırlık verirler

enerjik ve ince kalabilmek için metabolizmalarının hızlanması gerekir



vahşi hayvanları avlayıp onların etleriyle beslenen atalarımız fiziksel egzersiz ve hayvansal protein ile ayakta kalıyorlardı. bugün sizin uygulayacağınız 0 grubu rejimin başarı belirten olabilmesi için yağsız ve kimyasal madde içermeyen (dondurulmamış) kırmızı et, beyaz et ve balık yemelisiniz. 0 grubundakiler süt ve sütlü besinlere, diğer gruplardakiler kadar kolay alışamazlar.



tahıl ürünleri, ekmek ve taneli sebzeleri olası olduğu kadar az tüketirseniz kilo verebilirsiniz. buğdayda bulunmakta olan gluten maddesi, 0 grubuna dahil kişilerin kilo vermelerini önler. dolayısıyla buğday unundan yapılmış yiyeceklerden kaçınılmalısı gerekiyor.



0 kan grubundaki kişilerin metabolizmaları düşük hızda çalışıyor olabilir. tiroid hormonu üretmekten başka bir görevi olmayan iyodun yeterli oranda olmaması, 0 grubundaki kişilerin yediklerini yakmalarını zorlaştırıyor.



işte dolayısıyla 0 kan grubuna dahil olanların bol bol deniz ürünleri, iyotlu tuz, karaciğer, kırmızı et, ıspanak ve brokoli ile beslenmeleri öneriliyor. bu arada bir noktayı da belirtmek istiyoruz: yiyeceklerinizin miktarına dikkat etmelisiniz. atalarımız bir oturuşta bir kilo et yemiyorlardı. günlük et tüketiminiz 180 gramı geçmemeli.



süt ve yumurta yok



0 grubuna dahil kişilerin midelerindeki asit miktarı yüksek olduğu için eti basitçe sindirirler. fakat midenizde fazla asitlenme olmasını önlemek için et proteini tüketimini, sebze ve meyve yiyerek dengelemelisiniz.



0 grubuna dahil olanlar, süt ürünlerinden ve yumurtadan uzak durmalılar. onların metabolizmaları ağır çalışır ve sütlü besinlerin de metabolizmayı yavaşlattığı biliniyor. süt ve sütlü besinler, vücudun kalsiyum gereksinimini giderirler. vücudunuzda kalsiyum eksikliği olmaması için çeşitli haplarla kalsiyum ihtiyacınızı gidermelisiniz.



sıvı yağ tercih edilmeli



0 kan grubuna dahil olanlar için sıvı yağlar öneri ediliyor. sıvı yağlar, bilhassa zeytinyağı önemli bir besin kaynağıdır. mono doymamış yağları, bilhassa zeytinyağını tercih ederseniz, kalp ve damar sağlığını da korumuş olursunuz. bu yağın kandaki kolesterol miktarını da azalttığı biliniyor.



sıfır kan grubu için örnek diyet



kan grubunuza ideal rejim hazırlarken sizlere bir haftalık, on beş günlük ya da bir aylık listeler sunmayı düşünmedik. kan grubunuzun özelliklerine göre hangi yiyeceklere ağırlık vermeniz gerektiğini bildikten sonra listenizi kendiniz hazırlayabilirsiniz. bundan başka bizim önerimiz, belirli bir müddet rejim uygulayıp sonra eski duruma dönmek değil. kan grubunuza ideal bir beslenme düzenine kavuşup, bunu ömür boyu uygulamanızı öneriyoruz.



kahvaltı



# 2 dilim mısır ekmeği, tereyağı ya da fındık ezmesi sürülmüş

# 180 gram sebze suyu

# muz

# yeşil çay ya da ot çayı



öğle yemeği



# 180 gram haşlanmış dana eti

# ıspanak salatası

# elma veya ananas

# su ya da soda



ikindi



# 1 dilim elmalı kek

# yeşil çay ya da ot çayı



akşam yemeği



# kuzu pirzola

# haşlanmış brokoli

# haşlanmış patates

# karışık mevsim meyveleri

# bira ya da şarap (bir kadeh)



sıfır kan grubuna öneriler



0 kan grubundakiler için vitamin ve mineral desteği önem taşıyor. metabolizmayı hızlandırmak, kanın pıhtılaşma gücünü artırmak, şişkinliği önlemek ve tiroid bezinin çalışmasını düzene sokmak gibi hedeflere ulaşmak için lazım. ancak vitamin desteği denilince akla ilk olarak c vitamini gelir. halbuki 0 kan grubundakilere ideal yiyeceklerde c vitamini bol oranda bulunmaktadır. d vitamini almak da gerekmez.



0 kan grubundakilerin ilk olarak b vitaminlerine ağırlık vermeleri öneriliyor. ikinci sırada k vitamini var. ve tabii kalsiyum desteği unutulmamalı.



kanın pıhtılaşma gücü zayıf olduğu için hekime danışılmadan a vitamini desteği almak yanlış olur. bilindiği üzere a vitamini kanı zayıflatır, yoğunluğunu azaltır.



sağlıklı olmanın birinci koşulu dengeli beslenmek ise, ikinci koşulu da egzersiz yapmak. 0 kan grubuna dahil olanların uygulamaları gereken egzersizlere bir göz atalım. 0 kan grubundaki kişiler kilo vermek arzu ederlerse, fiziksel faaliyetlere ağırlık vermelidirler. size bir egzersiz çizelgesi sunuyoruz:



# aerobik (40-60 dakika) haftada 3-4 kez

# yüzme (30-45 dakika) haftada 3-4 kez

# jogging (30 dakika) haftada 3-4 kez

# ağırlık kaldırma (30 dakika) haftada 3 kez



ab kan grubuna biber ve sirke yasak !

bu gruptakiler iki yumurta beyazı ile bir yumurta sarısı yerlerse kolesterolleri azalır.



kan grupları arasında ab çok ender görülür. a grubuyla b grubunun karışmasından oluşan bu kan grubuna dünya nüfusunun ancak yüzde beşi dahildir. ve de bu grup, kan gruplarının en yenisidir. bundan on, oniki yüzyıl öncesine kadar böyle bir kan grubuna rastlanmamıştı. doğudaki istilacı güçlerin batıdaki ülkeleri ele geçirmeleri üstüne değişik uluslar birbirlerine karıştılar. doğuyla batı uygarlığının karışması sonucunda ab kan grubu ortaya çıktı. m. s. 900 yıllarından başlayarak ab kan grubu oluştu. a ve b gruplarındaki avrupalılar'ın evlilik yoluyla biraraya gelmedikleri kesindi. ancak doğudan batıya akın başladıktan sonra değişik kan grupları birleşebildi.



ab grubu, iki grubun da özelliklerini taşır. bu kan grubuna dahil olanların bağışıklık sistemleri çok kuvvetli olur. ancak bazı kanser çeşitlerine yakalanma ihtimalleri vardır. iki grubun özelliklerini taşıyan ab grubu, alerji, artrit iltihaplanma gibi sorunlarla her zaman karşılaşabilir. ab grubunun şaşırtıcı özellikleri bu kan grubunun modern yaşamı simgelemesini sağlıyor: karmaşık ve huzursuz.



ab grubu şaşırtıcı



kan grubunuzun bilinmesini gerektirecek bir neden ortaya çıkmadan grubunuzu öğrenmek aklınıza gelmeyebilir. halbuki, kan grubunuz sizin yaşamınızda çok önemli yer tutan bir özelliğinizdir. bu önemli özelliği bilmeden dengeli beslenme şartlarını yerine getiremezsiniz. hangi hastalıklardan ne biçimde korunmanız gerektiğini bilemezsiniz. kan grubunuz, bağışıklık sisteminizin anahtarıdır.



kan nakli yapılması gerektiği vakit, kan grubu a olan kişiye b grubu kan verilemez. a grubu kan, b grubu kanı kabul etmez. aynı biçimde b grubundakiler de a grubu kan alamazlar. kısacası a grubu ile b grubu birbirlerinden kan alamaz.



ab kan grubuna dahil olanlar her gruptan kan alabilirler ama ab grubu kanı, diğer kan grupları kabul etmez. yani, ab grubu herkese kan verebilir ama başka hiçbir kan grubuyla uyuşamaz.



0 grubuna dahil olanlar da ancak kendi gruplarından kan alabilirler. fakat 0 grubu herkese kan verebilir. 0 grubu esasında, evrensel kan bağışçısıdır.



ab grubunun özellikleri



a ile b'nin modern karışımı

çevresel değişikliklerden kaynaklanan beslenme özellikleri

sindirim sistemi çok duyarlıdır

bağışıklık sistemi çok güçlüdür

stresi yenmek için zihinsel faaliyetlerden yararlanabilir

sırrı henüz tam olarak bilinmiyor



diyet nasıl olmalı



daha önce de belirttiğimiz gibi, ab grubu, diğer kan gruplarından çok daha kısa bir geçmişe sahip. ab grubundaysanız, yiyeceklerinizi seçerken çok dikkatli davranmalısınız. a ve b gruplarının beslenme düzenlerini dikkatle incelemek gerekmektedir. a ve b gruplarına ideal olmayan yiyeceklerin çoğu ab grubu için de sakıncalıdır. ancak diğer kan gruplarına öneri edilmeyen domates ab grubundakilere öneriliyor. kilo alma konusunda ab grubundakiler a ve b gruplarındaki genlerin özelliklerini taşıyabilirler. bu da zaman zaman sorun yaratır. örneğin a grubundakiler gibi mide asidinizin miktarı az olabilir. b grubundakiler gibi et yemeye kalkıştığınız vakit sindirim sorunuyla karşılaşırsınız. yediğiniz et, vücudunuzda yağ olarak depolanabilir. şayet kilo vermek istiyorsanız, et yemekten kaçınmalısınız. et yerken de yanısıra kesinlikle sebze bulundurmalısınız ve de etin miktarının çok az olmasına dikkat etmelisiniz. deniz ürünleri, süt ürünleri ve taze sebze kilo vermenize yardımcı olur.



mide asidi yetersiz



ab grubunun, a ve b gruplarının özelliklerini taşıması enteresan bir durum yaratıyor. çok fazla hayvansal protein almanız sindirim sisteminizi zorlar. aynı a grubundakilerde olduğu gibi sizin de mide asidiniz yeterli değildir. işte bu sebeple azar azar ve sıkça yemek yemelisiniz. kuzu, koyun, tavşan ve hindi eti yiyebilirsiniz. dana ve sığır etlerinden uzak durmalısınız. tavuk ve piliç eti yerine hindi etini tercih etmelisiniz.



yoğurt uygundur



sütlü besinler konusunda, b grubundakilerin alışkanlıklarına ağırlık verebilirsiniz. yoğurt, kefir ve yağı alınmış krema sizin için uygundur. yumurta yerken iki yumurta beyazı ile bir yumurta sarısı yerseniz, kolesterolünüzün artmasını önlersiniz buna karşılık vücudunuzun protein gereksinimini gidermiş olursunuz.



hastalığa karşı önlem



hastalanan herkesin zihninde aynı soru şekillenir: neden ben ? tıptaki büyük gelişmelere karşın bu soruya kesin bir yanıt vermek imkansız. yalnızca bazı kişilerin belirli bazı hastalıklara basitçe yakalandıkları biliniyor.



kan gruplarının sağlık sorunlarıyla direkt bağlantılı oldukları saptandı. örneğin a grubuna dahil olan ve ailesinde kalp hastalıklarına yakalanmış kişiler bulunanların beslenme konusunda çok titiz davranmaları gerekiyor. bundan başka a grubunun kanser çeşitlerine karşı da bilhassa korunması koşul.



o grubu karmaşık virüslere kolay kolay uyum sağlayamaz. o grubundakilerin bağışıklık sistemleri kuvvetli olmasına kuvvetlidir ama gücünün sınırlı olduğu da unutulmamalı.



b grubundakiler virüs hastalıklarına karşı savunmasızdırlar. sinir sistemiyle ilgili sorunlara karşı tedbir almalıdırlar.



ab grubundakiler, daha çok a grubunun sorunlarıyla karşılaşırlar. görüldüğü gibi sağlıklı yaşayabilmek, hastalıklardan korunabilmek için ilk olarak kan grubunun öğrenmiş olunması ve özelliklerinin dikkatle incelenmesinde fayda var.



kan grubu hastalıkları



kan grubuyla direkt ilgili olan sorunlara kısaca göz atalım :



# yaşlılık hastalıkları

# alerjiler

# astım ve saman nezlesi

# bağışıklık sistemiyle ilgili sorunlar

# kan hastalıkları

# kalp ve damar hastalıkları

# çocuk hastalıkları

# diyabet

# enfeksiyon hastalıkları

# karaciğer hastalıkları

# cilt sorunları

# bayanların üreme organlarındaki sorunlar



böbrekler ve beyin



kuşkusuz, kan grubu ne olursa olsun, herkes zaman geçtikçe yaşlanır. dolayısıyla de tıp, yüzyıllar boyunca, yaşlılığı önlemenin yollarını araştırdı. bu çalışmalar, bugün de sürüp gidiyor. yaşlılık hastalıkları denilince, ilk olarak böbrekler ve beyin akla gelmeli. yaş ilerledikçe, böbreklerin çalışmasında bazı problemler ortaya çıkabilir. örneğin yetmiş yaşına gelen bir kişinin böbreklerinin ancak yüzde yirmi beş kapasite ile çalışması söz konusudur.



yaşlılığın ilk olarak hissedildiği ikinci organ beyindir. yaşlı bir insanın beynindeki nöronlar birbirlerine karışır. bu karışma yüzünden de başta alzheimer olmak üzere çeşitli hastalıklar ortaya çıkar. kan grubunun özelliklerine ideal bir beslenme planı uygulamak, yaşlılığın gecikmesini sağlayabilir. kan gruplarının birer gençlik kaynağı olduğunu söyleyemeyiz. ama yaşlılık döneminin gecikmesi ve bu dönemden olası olduğu kadar az zarar görmek, kan gruplarının özelliklerini bilmekle sağlanabilir. kan grupları, bizim yaşam formülümüzdür. formülümüzü bilirsek ve onun gereklerini yerine getirirsek pek çok sağlık sorunundan korunabiliriz.



ab grubundakiler için örnek diyet



ab grubundakiler hayvansal yağlar yerine zeytinyağını tercih etmeliler. zeytinyağı bir mono doymamış yağdır ve kandaki kolesterol miktarını azaltır. çok az oranda olmak koşuluyla diğer bitkisel yağları da kullanabilirsiniz. ama hayvansal yağları mutlaka kullanmamalısınız.



kahvaltı :

# sabah kalkar kalkmaz limonlu su

# 1 bardak greyfurt suyu

# 2 dilim mısır ekmeği

# 2 dilim beyaz peynir

# kahve



öğle yemeği :

# 100 gram haşlanmış hindi göğüs eti

# 2 dilim kepek ekmeği

# salata

# 2 erik

# ot çayı



ikindi :



# 1 dilim peynirli kek ot çayı



akşam yemeği :

# omlet

# çok az yağda pişirilmiş sebze

# karışık meyve salatası

# kafeinsiz kahve

# istenirse 1 kadeh kırmızı şarap



ab grubundakilere öneriler



ab grubundakiler biber ve sirkeyi kendilerine yasaklamalılar. salatalarda zeytinyağı ve limon kullanmalılar. bol oranda sarmısak kullanmaktan kaçınmamalılar. şeker ve çikolata çok az oranlarda olmak şartıyla yenebilir. ab grubuna dahil olanların mide asitleri çok az olduğu için mide kanserine yakalanma ihtimalleri fazladır. dolayısıyla de c vitamini desteği yapmaları çok yararlı olur.



ab grubundakiler için sinir sistemini yatıştıran ot çayları çok faydalıdır. ab grubuna ideal egzersizler, esasında a ve b gruplarına önerilenlerin bir tekrarı. sakinleşmek stresten kurtulmak için öneri edilen egzersizlerin belirtilen sürelerde uygulanması çok önemli.



# hatha yoga (30 dakika) haftada 3-5 kez

# golf (60 dakika) haftada 2-3 kez

# bisiklet (60 dakika) haftada 2-3 kez

# yüzme (30 dakika) haftada 3-4 kez

# dans (30-45 dakika) haftada 2-3 kez

# aerobik (30-45 dakika) haftada 2-3 kez

# gerinme egzersizi (15 dakika)



kan grubu a olanlara et mutlaka yasak !

kan grubu a olanların ataları yeryüzündeki ilk vejetaryenleri temsil ediyordu.



kan gruplarının da bir tarihçesi var. ve bu tarihçe, insanlığın tarihiyle paralellik taşıyor. dünkü yazımızda kan grubu 0 olanların esasında ilk insanları simgelediklerini belirtmiştik. ilk kan grubunun 0 olması bir rastlantı değildi. mağaralarda yaşayan ilk insanlar, vahşi hayvanları avlayıp, onların etleriyle besleniyorlardı. çevrelerindeki ağaçların meyvelerinden ve otlardan yararlanmak akıllarından geçmiyordu. ama zaman geçtikçe insanoğlu çevresini incelemeye başladı ve yaban otlarının ağaçlardaki meyvelerin de karınlarını doyurmaya yardımcı olacağını sezdiler. 0 kan grubundan sonra ilk vejetaryenler diye adlandırdığımız nesillerin kan gruplarının değişik olduğu ortaya çıktı. onlar, damarlarında a grubu kan taşıyorlardı. yapılan araştırmalara göre, a grubu, asya ya da ortadoğu'da, m. ö. 25 bin-15 bin yıllarında ortaya çıktı. yeni çevre şartlarının bir sonucuydu bu. yeni taş devrinin insanları yavaş yavaş toprağı işlemeye başlamışlardı ve artık otlarla, bitkilerle besleniyorlardı.



enfeksiyonlara dirençli



0 kan grubundan a grubuna böyle hızlı bir biçimde geçmenin sırrı neydi ? insanoğlu yaşamda kalma savaşı veriyordu. çeşitli sağlık sorunlarına karşı dayanıklı olmak zorundaydılar. ve a grubu kan onlara bu gücü sağlıyordu. kuşkusuz o ilk insanlar, vücutlarındaki kanı çektirip yerine a grubu kan nakli yaptırmadılar. beslenme düzenlerinin değişmesiyle, kanlarının genleri de değişti ve yeni bir kan grubu türü ortaya çıktı. a grubu kan, enfeksiyonlara çok daha fazla direniyordu. bugün bile kolera ve çiçek gibi bulaşıcı hastalıklardan kurtulmayı başaranların a grubu kan taşıdıkları biliniyor.



bugün batı avrupa'da en yaygın kan grubunun a grubu olduğunu söyleyebiliriz. akdeniz, adriyatik ve ege bölgelerinde yaşayanların büyük çoğunluğu a grubuna dahil. doğu asya'da a grubunun en yoğun olduğu ülke japonya.



çıplak gözle bakıldığında, kan homojen, kırmızı renkte bir sıvıdır. fakat bir damla kanı mikroskop altında incelerseniz, kanın esasında pek çok elementten meydana geldiğini anlamakta gecikmezsiniz. bu elementlerin herbiri büyük önem taşır ve değişik fonksiyonları vardır.



a grubununun özellikleri



onlar ilk vejetaryenler

ektiğini biçer

sindirim sistemi duyarlıdır

bağışıklık sistemi dayanıklıdır

yerleşik beslenme ve çevre koşullarına basitçe uyum sağlar

stresi yenebilir

güçlü ve sağlıklı kalması için sebze ağırlıklı rejim uygulamalıdır



diyet nasıl olmalı



günümüzde giderek yaygınlaşan 'ayaküstü atıştırma' uygulamasının a grubuna dahil kişiler için yararlı bir beslenme biçimi olmadığı kesin. esasında bu tür beslenme alışkanlığı herkes için sakıncalı ama bilhassa a grubu insanının böyle uygulamalardan kaçınması gerek. kan grubu a olan amerikalılar için kan grubuna ideal beslenme düzenine alışmak çok zor oluyor. bildiğiniz gibi amerikalılar et ve patates ağırlıklı besinlere tutkunlar. bu alışkanlıktan vazgeçip soya proteinleri ve tahıl ürünleri ve sebzelere ağırlık vermeliler. a grubuna dahil olanlar olanakları elverdiğince doğal besinlerle beslenmeli. bu gruba dahil olanların bağışıklık sistemleri son derece duyarlıdır. bunun yanında kalp hastalıkları, kanser ve diyabet gibi problemler kapıda bekler. kan grubu a olanlar, bağışıklık sistemlerini güçlendirmek için gereken tedbirleri alırlarsa, korkmaları için bir neden kalmaz.



a grubu et yememeli



a grubu için hazırlanan rejimi uygulamak kilo vermeyi temin eder. metabolizma açısından a grubu, 0 grubunun tam tersidir. a grubundaki kişiler kırmızı et yedikleri vakit ağırlık hissederler, enerji kaybına uğrarlar. ama proteinli besinler ve sebzeler bu kişilere enerji verir, daha canlı olmalarını temin eder. a grubundakiler zaman zaman vücutlarının su tutmasından yakınırlar. sindirim sistemleri uygunsuz yiyecekleri eritmekte geciktiği için vücutta su birikir. o grubundakiler için et, vücuda enerji veren bir yakıttır. a grubundakiler ise eti yağ olarak vücutlarında depolarlar. a grubundakilerde mide asidi miktarı çok azdır.



sütlü besinler de yok



a grubundakilerin sütlü besinleri sindirmeleri de zor olur. bunlar ensülin reaksiyonunu artırdıkları için metabolizmada yavaşlama görülür. dahası sütlü besinlerde doymuş yağ oranı çok yüksektir. bu özellik de şişmanlığa ve diyabet hastalığına zemin hazırlar. dolayısıyla a grubundakiler sütlü besinleri yemek listelerine dahil etmemeliler.



deniz ürünleri serbest



a grubundakiler, sağlıklı bir biçimde kilo verebilmek için her türlü eti yemek listelerinden çıkarmalıdırlar. bu tavsiye pek de gerçekçi sayılmaz. daha gerçekçi davranalım ve şu şekilde diyelim: olası olduğu kadar az et tüketilsin. ayaküstü lokantalarını dolduran kişilerin kalorisi yüksek ve yağ oranı çok fazla olan yiyeceklerle beslendiklerini biliyoruz. bu kişilerin büyük bir bölümünün kan grubu a olabilir. et çeşitlerinden tamamen vazgeçip vejetaryen olmak vakit alabilir. bu işi birdenbire değil yavaş yavaş yapmalı. et yerine haftada iki üç kez balık yiyin. et yediğiniz vakit yağsız olmasına dikkat edin. balık yerine tavuk eti de yiyebilirsiniz. et yemekleri haşlama ya da fırında pişirilsin. salam, sosis ve kavurma gibi türlerden uzak durulmalı.



a grubundakiler aşırıya kaçmamak koşuluyla haftada üç dört kez deniz ürünleriyle beslenebilirler. fırında pişirilmiş, ızgara ya da haşlanmış deniz ürünleri zarar vermez.



öncelikle sebze - meyve



a grubu için hazırlanan diyetlerde, sebzeler birinci sırada yer alıyor. vücudun mineral, enzim ve antioksidan gereksiniminin giderilmesi için sebze türlerine ağırlık verilmeli. sebzelerin olası olduğunca doğal taktirde olmalarına itina gösterilmeli (çiğ ya da buharda pişirilmiş.) a grubundakilerin sebze ağırlıklı yemek listelerinde biber, domates, patates ve lahana yer almamalı.



brokoli, bu gruptakiler için içerdikleri antioksidanlar nedeniyle hararetle öneri edilen sebzelerin başında geliyor. antioksidanlar, bağışıklık sistemini güçlendirirler ve anormal hücre bölünmesini önlerler.



a grubundakiler için çok yararlı olan sebzeler arasında havuç, balkabağı, ve ıspanağı sayabiliriz.



sarmısak sofradan hiç eksik edilmemeli. doğal bir antibiyotik olan sarmısak, aynı zamanda bağışıklık sistemini güçlendirir, kan için de faydalıdır. sarmısak her kan grubu için faydalıdır, fakat en çok yarar sağlayan kan grubu a'dır.



günde üç öğün meyve yenmeli. erik ve vişne gibi meyveler yenilmeli. tropikal bölgelerde yetiştirilen meyvelerin hiçbiri a grubuna dahil olan kişilere öneri edilmiyor. narenciye türü meyveler de a grubu için zararlı olabilir.



kahvaltı :



# 1 bardak limonlu su (kalkar kalkmaz)

# 1 ufak kase sütle karıştırılmış yulaf

# 1 bardak greyfurt suyu

# kahve veya ot çayı



öğle yemeği :



# marul salatası, taze soğan, salatalık, beyaz peynir, limon ve taze nane

# elma



# 1 dilim ekmek



# ot çayı



ikindi :



# 2 dilim limonlu kek

# 2 erik

# yeşil çay ya da su



akşam yemeği :



# lazanya/brokoli/ yoğurt

# kahve veya ot çayı

# 1 kadeh kırmızı şarap



kan grubu a olanlara öneriler



kan grubu a olanlar ilk olarak b12 vitamini eksikliğine karşı önlem almalılar. diğer b vitamini çeşitlerinin eksikliği hissedilmeyebilir. c vitamini desteği lazımdır ama dozunun yüksek olmaması koşuluyla (250 miligramı aşmamalı. )



orta yaşlılar günde 300-600 miligram kalsiyum desteği almalı. bildiğiniz gibi vücut demir gereksinimini kırmızı etten giderir. a grubunun diyetinde kırmızı et bulunmadığı için hekim kontrolünde demir desteği yapılmalı.



a grubundaki kişiler için ilk olarak uzakdoğu sporları öneriliyor. seçilen yiyecekler kadar, seçilen spor çeşitlerinin de önem taşıdığı unutulmamalı.



# tai chi (30-45 dakika) haftada 3-5 kez

# hatha yoga (30 dakika) haftada 3-5 kez

# hızlı yürüme (30 dakika) haftada 2-3 kez

# yüzme (30 dakika) haftada 3-4 kez

# dans (30-45 dakika) haftada 2-3 kez

# aerobik (30-45 dakika) haftada 2-3 kez

# gerinme (15 dakika) haftada 3-5 kez

Kandaki testler

Kandaki testler

Bağışlamış olduğunuz kanlarda, yapılması zorunlu olan testler,bilhassa kan teması ile bulaşan hastalıklara yöneliktir. hepatit b, hepatit c, aıds ve frengi hastalığı hakkında tarama testleri, alınan bütün kanlarda yapılmaktadır. bilhassa hepatitlerin toplumdaki rastlanma sıklığının olabildiğince yüksek olduğu düşünülürse, bu tarama testleriyle gerek donörün (kan bağışı yapan kişinin), gerekse kanı alacak olan hastanın bir çok riske karşı korunması sağlanmaktadır.



1997-2000 yıllarını içeren test neticeleri aşağıdaki tabloda özetlenmiştir:



tarama testi yapılan test sayısı pozitif sayısı rastlanma oranı
hbsag (hepatit b) 59. 641 2789 % 4,68
anti-hcv ab (hepatit c) 58. 320 684 % 1,17
anti-hıv 1/2 abs (aıds) 58. 834 0 % 0,0
rpr (sifiliz) 57. 546 42 % 0,07


-hepatit b (hbsag), hepatit c (anti-hcv abs) ve hıv (anti-hıv ab)' ın taraması için elısa (kan merkezimizde tam otomatik elisa ve mikroelisa kullanılıyor) yöntemi kullanılırken; frengi taramasında rpr tarama testi kullanılıyor.



-kan merkezimizde her gün rutin olarak, tarama testleri yapılmaktadır.



-eskişehir bölgesinde, bizim yapmış olduğumuz çalışmalarda, henüz olumlu bir aıds vakasına rastlanmamıştır. tarama testlerinde aıds şüphesi bulunmakta olan kan numuneleri, ankara kan merkezi'ne konfirmasyon testleri için rutin olarak gönderilmektedir. diğer testlerin olumlu çıkması durumunda ise, şahıslardan tekrar kan numunesi alınarak, kontrol testleri yapılmaktadır. zira, kan alımı sırasında geçirilmekte olan bir hastalığın veya alınmış bir kimyasalın testleri yanıltma olasılığı her zaman mevcuttur. yukarıda bahsedilmiş olan testler, kan bağışı sonrasında rutin olarak ve gelişi güzel bir ücret söz konusu olmadan yapılmaktadır.



* hepatit b (hbsag), hepatit c (anti-hcv abs) ve hıv (anti-hıv ab)' ın taraması için elısa (kan merkezimizde tam otomatik elisa ve mikroelisa kullanılıyor) yöntemi kullanılırken; frengi taramasında rpr tarama testi kullanılıyor.

* kan merkezimizde her gün rutin olarak, tarama testleri yapılmaktadır.

* eskişehir bölgesinde, bizim yapmış olduğumuz çalışmalarda, henüz olumlu bir aıds vakasına rastlanmamıştır. tarama testlerinde aıds şüphesi bulunmakta olan kan numuneleri, ankara kan merkezi'ne konfirmasyon testleri için rutin olarak gönderilmektedir. diğer testlerin olumlu çıkması durumunda ise, şahıslardan tekrar kan numunesi alınarak, kontrol testleri yapılmaktadır. zira, kan alımı sırasında geçirilmekte olan bir hastalığın veya alınmış bir kimyasalın testleri yanıltma olasılığı her zaman mevcuttur. yukarıda bahsedilmiş olan testler, kan bağışı sonrasında rutin olarak ve gelişi güzel bir ücret söz konusu olmadan yapılmaktadır.

Kalitsal kansizlik

Kalıtsal kansızlık

Kan testi yaptırmanız lazım mi ?

sıtmanın şu anda veya geçmişte yoğun olarak görüldüği ülkelerden gelen insanlarda kalıtsal kansızlık taşıyıcılığı görülebilmektedir. çünkü kalıtsal kansızlık taşıyan kişilerin sıtmaya karşı daha iyi korunma özellikleri vardır.

kalıtsal kansızlık taşıyıcıları sağlıklı kişilerdir. ancak bu kişilerde düşük ölçüde kansızlık bulunabilir. bundan dolayı bu kişilerde çok az şikayet görülür.



hollanda'da akdeniz ülkeleri, afrika ve asya'dan göç etmiş insanlar yaşamaktadır. pekçok hollandalı'nın ataları da o bölgelerden gelmiş bulunmaktadır. bu kişiler yukarıda belirtilen kalıtsal özelliklerin taşıyıcısı olabilirler. bazı durumlarda bu kalıtsal özellikler, çocuklarında thalassemi ve orak hücre hastalığı gibi ciddi kalıtsal kansızlık rahatsızlıklarına neden olabilir.



dünya nüfusunun ortalama 20'de 1'i, bir tür kalıtsal kansızlık taşıyıcısı durumundadır. bu kişiler sağlıklıdırlar ve kendilerinde gelişi güzel bir belirti olmayabilir.



sıtma hastalığının bulunmadığı bir ülke olarak hollanda'da kalıtsal kansızlık taşıyıcılarının:



# yaklaşık 1330'da 1'i kuzey avrupa kökenli,

# yaklaşık 30'da 1'inin ataları sıtmalı bölgelerden gelmiş,

# yaklaşık 15'de 1'i de yakın geçmişte akdeniz bölgelerinden (türkiye, fas, ıtalya, yunanistan, vb.) afrika, orta ve uzakdoğu (çin, hindistan, endonezya, güney-doğu asya) ve karayip (surinam ve curaçao vb.) bölgelerinden gelen kişilerden oluşmaktadır.



genelde kalıtsal kansızlık taşıyıcıları sağlıklı olmalarına karşın sizin taşıyıcı olup olmadığınızın bilinmesinde fayda vardır. buna üç sebep gösterilebilir:

# kansızlık çoğunlukla demir hapları ile tedavi edilmektedir. kalıtsal kansızlık görülen kişilerde ise genellikle bu haplar luzumsuz hatta tehlikeli olabilir.

# kalıtsal kansızlık taşıyıcılarında halsizlik gibi şikayetler, folik asit gibi esas gıda maddelerinin eksikliğinden kaynaklanabilmektedir. bu esas maddeler basit bir biçimde verilebilmektedir.

# üçüncü ve en önemli sebep ise eşlerin her ikisinin de kalıtsal kansızlık taşıyıcısı olmaları durumundadır. bu sağlıklı eşlerin, ciddi kan hastalığı olan çocukları olma riski vardır.



kan testi aracılığı ile kalıtsal kansızlık taşıyıcısı olup olmadığınız saptanabilir. bu test, ev hekiminize müracaat ederek yaptırılabilir. lazım olan tek şey sizden bir tüp kan alınmasıdır.



kalıtsal kansızlık taşıyan bayan ve erkekler sağlıklıdırlar. bu nedenle test neticesi taşıyıcı olduğu tespit edilen kişilerin endişelenmesine gerek yoktur. şayet halsizlik şikayetleri varsa, bu en ideal bir biçimde tedavi edilebilir.



eğer taşıyıcı iseniz ve çocuğunuz olmasını istiyorsanız, eşinizin de kalıtsal kansızlık taşıyıcısı olup olmadığının öğrenmiş olunması sizin için mühimdir.



kalıtsal kansızlık taşıyıcısı olan sağlıklı eşlerin çocukları da sağlıklı doğabilir. ancak her gebelik için 4'te 1 oranında, çocuğun ciddi bir kansızlık hastalığı taşıyarak doğma riski vardır. ciddi kansızlık hastalığı olan çocukların tamamen iyileştirilmesi henüz olası değildir.



çocuk sahibi olmak isteyen kalıtsal kansızlık taşıyıcısı eşlerin, çocuklarının sağlıklı doğmaları için bu konuda tedbir almaları imkanı vardır.



daha fazla bilgi için ev doktorunuz, uzman doktorunuz veya gelişi güzel bir kliniksel genetik merkezi'ne müracaat edebilirsiniz.

Kansizlik sorunu

Kansızlık sorunu

Anemi ya da halk arasındaki deyimiyle kansızlık, ülkemizde süt çocuklarında, genç kızlarda ve hamilelerde sık görülen bir sorun.



12 şubat ntv nin "sağlık raporu" programına konuk olan cerrahpaşa tıp fakültesi hematoloji bilim dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Burhan Ferhanoğlu, yaşam kalitesini azaltan pekçok sağlık sorununa da zemin oluşturan kansızlık problemi ve tedavisi hakkında bilgiler verdi...



Anemi ya da halk arasındaki deyimiyle kansızlık, ülkemizde süt çocuklarında, genç kızlarda ve hamilelerde sık görülen bir sorun.

Yaşam kalitesini azaltan pekçok sağlık sorununa da zemin oluşturan kansızlık sorunu ile ilgili Cerrahpaşa tıp fakültesi Hematoloji bilim dalı öğretim üyesi profesör hekim Burhan Ferhanoğlu bizlere şu bilgileri verdi:



Prof. Dr. Ferhanoğlu, sağlıklı bir insanda normal kan değerlerinin nasıl olmalısı gerektiğini şu şekilde açıkladı: "sağlıklı insanda normal değerlerden söz ederken yaşı, ırkı ve cinsiyeti gözönüne alarak bilgi vermek gerekmektedir. Bu anlamda Türkiye'de Edirne ve İzmir'de yapılmış iki çalışmanın neticelerini ben burada vermek istiyorum. Edirne'de Muzaffer Demir ve İzmir'den de Yeşim Aydınoğlu çalışmalarında...



Örneğin Edirne bölgesinde kadınlar için;

- 0-14 yaş grubunun ortalama hemoglobin değeri 11.8 artı eksi 1 gibi,

- 15-44 yaş grubunda bu 12 grama,

- 45 yaş üstü grupta da 12.5 grama çıkmakta.



Erkekler için ise

- 0-14 yaş grubunda 11,9 gram gibi bir ortalama değer,

- 15-44 yaş grubunda 13,9 gibi bir ortalama değer,

- 45 yaş üzerinde de 13,45 gibi bir ortalama değer elde ediyoruz.





İzmir bölgesinin ortalama hemoglobin değerleri kadınlar için;

- 13,8 artı eksi 0,8 gibi,

erkekler için de

- 14,8 artı eksi 0,8...



Bunu yorumlayacak olursak, ;zmir bölgesi genel avrupa normlarına uyuyor.

Edirne bölgesinde ise bilhassa kadınlarda 0,5 gramlık bir düşük değer dikkatimizi çekiyor.



Türkiye ortalaması açısından bence dikkate alınması gereken bir değer....





Prof. Dr. Ferhanoğlu, avrupa değerlerini ise şu şekilde tanımladı:

"erkek için 13,5-16 gram hemoglobin değerleri, kadın için 11,5-14,5 gram hemoglobin değerleri normal olarak kabul edilebilir."









Kansızlığın Türkiye'de görülme sıklığı



İki bölgeyi, İzmir ve Edirne'yi kıyaslayan Prof. Dr. Ferhanoğlu, Türkiye geneli için bir değerlendirme yaparak, bu değerlerin altında görülme sıklığını şu şekilde açıkladı:

"ortalama bir değer vermek gerekirse, Türkiye'nin en sık karşılaşılan problemlerinden biri. Yüzde 40 gibi bir ortalama değer vermek gerekli. Çeşitli çalışmalarda yüzde 5 ile yüzde 60 arasında orana rastlamak gerekli. Cerrah paşa tıp fakültesi'nde sağlıklı hemşirelik öğrencilerinin yüzünü taradığınızda bunlarda kansızlık oranı yüzde 40 olarak dikkatimizi çekmiştir.

Gerçekten üstünde durulması gereken bir husus ve bu anlamda da genel topluma verilmesi gereken çok önemli mesajlar var. "







Risk faktörleri



Prof. Dr. Ferhanoğlu, zemin hazırlayan başlıca etkenler konusunda ise şu bilgileri verdi: "bir kere cinsiyet... kadın bu konuda daha şansız.

Kansızlığın kadında görülme sıklığı 5-10 kat daha fazla. Bunun nedenlerini hep birlikte düşünebiliyoruz. -Bir; kadında demir depolarının az olması.

-İki; aylık kayıplar..

-Üç; doğumla, bir kere bebeğine demirinden bir kısmını vermesi gebelik döneminde, artı doğumla olan kayıpları da dikkate alırsak kadınlarda kansızlığın niye bu kadar yüksek oranlara vardığını izah etmek mümkün olacak. "



Kadınların, yüzde 20-30 kadar demir depoları açısından şansız olduğunu gösteren Prof. Dr. Ferhanoğlu, "artı buna aylık kayıplar ve gebelik dönemindeki kayıpları da ekleyecek olursak, bu da 5-10 kat daha fazla kansızlık görülme durumunu ortaya koyuyor" dedi..









Çocuklar



Yapılan araştırmalarda, Türkiye'de anne sütüyle beslenme başlangıçta yüksek ama düzenli beslenme, altı ay süreyle besleme oranı çok düşük. Prof. Dr. Ferhanoğlu, kansızlığı çocuklar açısından değerlendirdi: "beslenme bir faktör. Anne sütü ve inek sütü demir oranı esasında eşit. Ancak anne sütündeki demir çok daha iyi..

Bu anne sütüyle emilenlerdeki kansızlık oranının daha düşük olmasına yol açıyor. Artı bu beslenmeye vakti geldiğinde demir içeren gıdaların da yani etli gıdaların da altıncı aydan sonra eklenmesi çok önemli. Yahut gerekiyorsa demir takviyesinin yapılması çok önemli.



Bilhassa erken düşük doğum tartılı bebekler ve erken doğan bebekler çok hızlı bir büyüme seyri gösterecekleri için, o büyümeye kan tablosu yahut demir içeriği yeterli olmayacaktır. Onlarda kansızlığın olma ihtimali çok daha yüksek ve onlara kesinlikle belirli ölçüde demir desteği yapmak gerekmektedir. "









"kansızlık bir sonuç"



Kansızlığın, hangi hastalıkların habercisi olacağına dair Prof. Dr. Ferhanoğlu, şunları söyledi: "organizma öylesine dengeli çalışmakta ki, organizmadaki gelişi güzel bir sorun esasında bir ölçüde kansızlığa yolaçabilmekte, yani kansızlık bir netice esasında bir hormonal bozukluk kan tablosunu etkileyebilmekte.



Böbrek bozukluğu kan tablosunu etkileyebilmekte, karaciğer hastalığı kan tablosunu etkileyebilmekte, bir tüberküloz kan tablosunu etkileyebilmekte. Vücutta mevcut gizli bir kanser kansızlık biçiminde karşımıza çıkabilmekte. yani aşağı yukarı şu söylenebilir; kansızlığın altında basit veya komplike çok çeşitli nedenler olabilir.











Kansızlık belirtileri



Doğumsal olarak insanın erişkinlik yaşına kadar gelebilen bir sorun olan kansızlığın belirtileri konusunda ise Prof. Dr. Ferhanoğlu, şu bilgileri verdi: "şimdi belirtilerinden söz ederken kansızlık çok kısa sürede ortaya çıkmışsa bunun belirtileri çok daha abartılı olacaktır.

Doğumdan beridir kansızlıkla karşılaşan birinin bunu kompanse etmesi çok daha kolay ve çok daha az şikayetle karşımıza çıkacaktır. Yani ciddi bir kansızlığı olmasına karşın çok belirgin bir şikayeti olmayabilecektir.



Bunun dışında yaş çok önemli bir faktör.



Genç yaşlar daha iyi tolare edecektir, ileri yaşlar daha zor tolare edecektir kansızlığı.

Kansızlığın taklit etmeyeceği bir bulgu yoktur diye düşünüyorum.

Örneğin huzursuzluk, sinirlilik, gerginlik, baş ağrısı, yorgunluk, çarpıntı, nefes darlığı, göğüs ağrıları ileri yaş grubunda yürürken yürümeyi engelleyen ağrılar, bacak ağrıları... yani çok çeşitli problemlerle karşımıza çıkacak.

Zaten mantığına da baktığımızda, oksijenin vücudun belirli bölgelerine yeterince ulaşamaması diye tanımlayacak olursak kansızlığın yarattığı problemi, çok çeşitli organlara ilişkin şikayetlerle karşımıza hastanın gelebileceğini kabul etmek gerekmektedir. " Prof. Dr. Ferhanoğlu, baş ağrısı, sinirlilik, isteksizlik biçiminde şikayetlerle de psikiyatriye gidilebildiğini belirtti.







Kadınlarda aylık kanamalar da kansızlık nedeni



Aylık kanamalarda(regl) kansızlık problemini gündeme getirdiğini gösteren Prof. Dr. Ferhanoğlu, bayanların aylık normalde olması gereken kan kaybıyla, kansızlığa yol açabilir denilen kan kaybı arasındaki farkı şu şekilde açıkladı:



"Tabii her kadın belirli bir yaştan sonra belirli bir müddet kanar, esasında direk karşı karşıya gelip kanamasının ne kadar olduğunu sorduğumuzda, çoğu kadın bunu normal olarak ifade eder çünkü kıyaslayabileceği bir örneği yoktur.

Beş günü geçen adet kanamaları ve çok aşırı sızmalara yol açacak kanama, normalden fazla kanama olarak algılanmalı, bir de kesinlikle bir kadın doğum uzmanıyla görüşülüp, nedeninin bulunup tedavi edilmesi gerekmektedir."







Prof. Dr. Ferhanoğlu, şu şekilde devam etti: "kansızlık tanısı konulan erkeklerde beslenme hakkında tavsiyeler sunmadan önce kansızlığın neye bağlı olduğunu öğrenmiş olmak gerek.



Şayet bir erkek ve demir eksikliğine bağlı bir kansızlığı varsa yine aynı şeye dönüyoruz.

Eksikliğin neden olduğunun tespiti gerekiyor.

Bilhassa erkek olduğu için altta yatan sebebin çok iyi aydınlanması ve tedavinin ona göre yönlendirilmesi, beslenme alışkanlığının da ona göre öneri edilerek düzeltilmesi gerekiyor. yani sebebi bulunmayan kansızlık henüz çözülmüş kansızlık anlamına gelmiyor. "















Erkeklerdeki kansızlık nedenleri



Kadınlarda erkeklere oranla 5-10 kat fazla olan kansızlık problemi hakkında olarak erkeklerdeki kansızlık probleminin altında yatan nedenler ile ilgili Prof. Dr. Ferhanoğlu, şunları söyledi: "kadınlarda çoğunlukla jinekolojik kanamalar, adet düzensizlikleri önemli bir sebep olduğu için çok rahatlıkla ve kolaylıkla düzeltilebilir bu neden. Oysa erkekte de kansızlık söz konusuysa, kansızlığın demir eksikliğiyle ilişkisi, öyle bir fizyolojik olayın abartılması da söz konusu olmadığına göre, midenin, bağırsağın ülserleri, midenin bağırsağın polipleri, kanserleri dikkate alınmalı ve kaybın sebebi her kansızlıkta olduğu gibi çok iyi belirlenmeli.



Diğer taraftan kansızlık tedavi edilirken, örneğin demir eksikliği varsa, demir eksikliği tedavi edilirken, diğer taraftan demir eksikliğine yol açan ana nedene ulaşılmalı ve o sebebin tedavisi yapılmalıdır.

Bu anlamda da örneğin kolon tümörleri, polipler, ileri yaş grupta ufak damar genişlemeleri dediğimiz olayları çok net ortaya koyup onların tedavisi söz konusu olmadıkça uzayan ve hatta geciken tedavilerle karşı karşıya kalabiliriz.









Beslenme



Kansızlık sorunu saptanmış kişilerin beslenmesinde dikkat etmesi gereken noktaları Prof. Dr. Ferhanoğlu, şu şekilde açıklıyor:

"öncelikle kansızlık probleminin neye bağlı olduğunu öğrenmiş olmak gerekli. şayet kansızlık demir eksikliğine bağlıysa, demir eksikliğini beslemenin esası hayvani gıdaların artırılmasıdır, kırmızı et ve etli gıdaların artırılmasıdır. bitkisel gıdalarda demir yok mudur ? bitkisel gıdalarda da tabiki demir vardır. ama bitkisel gıdalardaki demirin emilimi çok daha güçtür. o anlamda şayet altta yatan neden bir demir eksikliğiyse kırmızı et ve hayvani gıdaların artırılması öneri edilir. "







Türkiye'nin bir numaralı ölüm nedenleri kalp hastalıkları.



Kolesterol nedeniyle insanların kırmızı etten giderek kaçarak, daha az tükettiğini ve buna bağlı olarak kansızlık problemini yaşayanlarada sık rastlandığını dile getiren Prof. Dr. Ferhanoğlu, şu şekilde devam etti:

"örneğin kalp hastası olduğu için yıllarca et yememiş ve zaten jinekolojik kanamalarla veyahut çeşitli kayıpları olan kadınlarda, kalp yetersizliğinin neticesi ortaya çıkmış demir eksikliğine bağlı derin kanamalar görmek bu dönemde çok olası. "







Bölgesel yeme alışkanlıklarının da kansızlığa bir artı getirisi olduğuna değinen Prof. Dr. Ferhanoğlu, şunları söyledi: "bölgesel etkenlerin kansızlıkta rol oynadığı mutlak bir biçimde söz konusu. örneğin beslenmeyi dikkate aldığımızda, çay içimi fazla olduğu bölgelerde belki bir ölçüde çayın emilimi etkilemesi nedeniyle bir kansızlıktan söz etmek mümkün.



Et tüketiminin fazla olduğu yörelerde kansızlık daha az görülecek. tam tersi bitki ve sebze üretimi ağırlıklı olan yörelerde veyahut vejeteryan alışkanlığı olan kişilerde kansızlık çok daha yüksek miktarda görülebilecektir. "







Prof. Dr. Ferhanoğlu, çocukluk dönemindeki farklı alışkanlıklarla ilgili olarak şu şekilde devam etti: "avrupa tıbbına türkler tarafından nerdeyse tanıtılmış bir konudur. anadolu da çeşitli kesimlerde toprak yemek, kil yemek, kireç yemek, aşırı buz yeme türünden sapmış iştah dediğimiz bir durum söz konusu olabilir ve böyle bir alışkanlık birlikte demir emilimini etkilediği için demik eksikliğinin çok sık görülmesine yol açabilir. "





Şişman insanlarda da demir eksikliği görülebildiğini gösteren Prof. Dr. Ferhanoğlu, "kalorisi fazla gıda ile beslenme kansızlığı tamamiyle ortadan kaldırıyor anlamına gelmez, şişmanlar da aşağı yukarı eşit kademede diğer grupla kansızlıkla karşılaşma olasılığına sahip" dedi.











Kansızlık kalıtımsal mı ?



Kalıtımsal ve kalıtımsal olmayan çok çeşitli kansızlık nedenleri olduğunu gösteren Prof. Dr. Ferhanoğlu, husus hakkında söyle devam etti: "annesinin kansız olması o olasılığı de akla getirmektedir. bu nedenle kansızlığı yapan sebebin belirlenmesi, kalıtımsalsa ona göre bir tedavi yazılımı çizilmesi ideal olur. "













Kansızlıkla ortaya çıkan lösemi



Kansızlıkla ortaya çıkan löseminin oranı hakkında olarak ise Prof. Dr. Ferhanoğlu, şu bilgileri verdi:

"kansızlıkla karşımıza gelen hasta grubunun en büyük oranını bir kere demir eksikliği gibi tedavisi gayet olası basit nedenler.

İkinci grubu kanamalarla ortaya çıkan kansızlıklar.

Üçüncü grubu knotik bir hastalığın yarattığı kansızlıklar.

Dördüncü grubu kan yıkımının hızlandığı gruplar yer alıyor.



bu nedenle burada lösemileri en yeni sıraya, en ufak olasılık içerisine koymak gerekmektedir. çünkü türkiye de her kansız kişide "lösemi mi oldum ?" fobisi vardır. oysa burada lösemi çok ufak bir oranı içerir.

Bu nedenle kansız olan böyle korku içerisinde olması gerekmiyor diye düşünüyorum."









Kansızlığın cilt üstündeki yansıması



Kansızlığın cilt üstündeki yansıması hakkında olarak Prof. Dr. Ferhanoğlu, şunları söyledi: "bir kere objektif kansızlık bulgularına bakmak gerekli.

Yani cildin soluk olması bir araştırmaya başlamak için yeterli bir adımdır ama yeterli bir veri değildir.



Soluk görünür, kan değerleri tamamiyle normal sınırlarda sağlıklı insanlar vardır.

Bu cildin kalınlığı, damarın nereden geçtiği, cildin kanlanmasıyla ilgili bir olay diye görmek gerekli.

Bunun dışında ciltte ne gibi farklılıklar yapıyor ?

örneğin deride bazı farklılıklar yapan kansızlıklar var. vitamin eksikliğinde düzleşmiş bir dil görüyoruz... pütürlerin kaybolduğu bir dil görüyoruz. dudak kenarlarında ufak çatlaklar demik eksiklenmesinde görülebilir. yutma güçlüğü biçiminde çok derin kansızlık da demir eksikliğinde bir bulgu ortaya çıkabilir. bunun dışında kansızlığı yapan ana neden bir başka cilt problemine yol açabilir. örneğin troid hormonları yeterince salınmayan birinde karşımıza kansızlıkla geldiğinde cildinin kuru, pullanmış olduğunu da görebiliyoruz. bu nedenle çok dikkatli bir muayene, kansızlığı yapan sebebin çok net olarak ortaya konulması ve tedavinin de bu bilgiler ışığında yönlendirilmesi gerekmektedir. "









Yaşlı insanlarda kansızlık daha çok



Yaşlı insanlarda kansızlığın daha çok görülmesi hakkında olarak Prof. Dr. Ferhanoğlu, nedenleri şu şekilde açıkladı: "yaşlılarda önemli bir sorun kemik erimeleri... ve yaşlı grupta çok sıklıkla biz aspirin kullanma, romatizmal ilaç kullanımı ve onların yarattığı mide ve bağırsaktan gizli kayıpları görüyoruz. bunu ben o yaş grubunda hem mide bağırsaktan kanamalar yahut ufak damar çatlamaları nedeniyle kanamalar, bir diğer neden tabiki gizli ufak ihtimalle da olsa tümörlerin varlığı kansızlık nedenleri arasında yer almalı. bilhassa limitsiz romatizmal ilaç kullanımı kesilmeli. neden bulunmalı ve tedavi ona göre yönlendirilmeli. "









Akdeniz anemisi



Prof. Dr. Ferhanoğlu, türkiye için önemli bir sorun olan, akdeniz anemisi ile ilgili bilgiler verdi: "türkiye de akdeniz anemisi taşıyıcılığı yüzde 2. 5-3 oranında önemli bir sorun. ancak demir eksikliğine bağlı akdeniz anemisi olmaz. ya hasta akdeniz anemisi taşıyıcısıdır, ya demir eksikliğidir, yahut nadiren çok kan kaybediyorsa ikisi birlikte kombine söz konusudur. şayet akdeniz anemisi taşıyıcısıysa ciddi bir sorun de oluşmayacaktır. burada kortizonun katkısı ne olabilir ? kortizon mide bağırsağındaki kan kaybını bir miktar artırabilir, belki onun yarattığı bir kan kaybıyla birlikte demir eksikliği ve akdeniz anemisi taşıyıcılığı söz konusu olabilir. "





Tanı



Basit bir kan tahlili ile tanı konulabilen kansızlığın, tanı koyma yöntemlerini, kansızlık değerlerini Prof. Dr. Ferhanoğlu, şu şekilde açıkladı: "bir kere basit bir kan sayımı. kansız mıyız değil miyiz, bunun netleşmesi için koşul. hemoglobin seviyesi kadın için 11. 5 gramın altındaysa kansız. erkek için 13. 5 gramın altındaysa yine kansızlık var diyebiliyoruz, bunun netleşmesi önemli. çoğu hasta kansız zannederek geliyor, değerlerine bakıyorsunuz hiçbir kansızlıkla ilgili bir sorunun olmadığı da anlaşılıyor. kansız, o halde ne tür kansız ? tabi bundan sonrası bir konunun uzmanının... öyle ip uçları var ki, o ipuçlarını dikkatlice gözden geçirmek bir anda 30-40 nedenden 3-5 nedene düşürebiliyor kansızlık nedenini. bu nedenle biz bütün nedenleri değil, o nedenlere yönelek yolumuza devam ederiz. sonra alınacak bir damla kanın yayılması 3-5 dakika içerisinde bir mikroskop altında değerlendirilmesi, belki 10-15 gün yapılacak tetkiklerden çok daha fazla bilgi verebiliyor bize. bu bilgiler ışığında ikinci basamak tetkikleri isteyip kesin sebebi ortaya çıkarmak ve tedavisini de ona göre yönlendirmek doğru olacaktır. "







Demir hapları



tedavide kullanılan demir hapları hakkında olarak Prof. Dr. Ferhanoğlu, şu noktalara değindi: "demir eksikliği tanısı konulmuş bir hastada demir tedavisi yapılmalı. malesef yanlışlıkla hala akdeniz anemisi ni demir eksikliğiyle tedavi edilmesi söz konusu. bu nedenle anemide birinci şart, anemiyi yapan sebebin çok net ortaya konulmasıdır. ikinci basamak; şayet demir eksikliği anemisiyse hastada, bir taraftan demir tedavisine başlarken, ikinci ve çok önemli bir neden; demir eksikliğinin neden ortaya çıktığıdır. beslenme sorunuysa iyi bir şeyle beslenmenin düzeltilmesi. mide bağırsaktan kayıp söz konusuysa, bunun bulunup ortadan kaldırılması... jinekolojik kayıpsa, bir jinekoloji uzmanıyla birlikte problemin çözülmesi. iyi bir tedavi ve tekrarlamayan bir tedavi için koşul. "



Önlemler



Yüksek düzeydeyken halk sağlığını koruyacak bazı tedbirler alınıp, yüzde 40 lara ulaşan kansızlık oranın geri çekilmesinin mümkün olup olmadığını, Türkiye'nin böyle bir yolu deneyip denemediğini Prof. Dr. Ferhanoğlu, şu şekilde açıkladı: "dünyada kansızlık miktarlarını burada çok kısa özetlemek gerekirse,



Örneğin

- İsrail'de kadınlarda kansızlık oranı yüzde 29, erkeklerde yüzde 14, hamilelerde yüzde 47.

- Hindistan'da kadınlarda yüzde 35, erkeklerde yüzde 6, hamilelerde yüzde 56...



bakın bu miktarların çok dışına çıkıyoruz.



- Abd'de kadınlarda yüzde 6, erkeklerde yüzde 2. 5, hamilelerde yüzde 25..



gördüğünüz gibi diğer ülkelerle çok belirgin bir fark söz konusu Amerika'da. bunun önemli bir sebebi, unun demirden zenginleştirilmesidir.

Tabi bu başlı başına üstünde durulması gereken bir husus.







Türkiye'de bu yapılabilir mi ?



Bir taraftan yüzde 2-3 civarı bir akdeniz anemisi taşıyıcımız var ve biz onlarda demir önermiyoruz hiçbir biçimde fazla demir alımını önermiyoruz.



Bir taraftan da yüzde 40 lara varan bir kansızlık sorunumuz var.



Şayet risk taşıyıcılarımızı iyi bir biçimde belirleyip bunları bir kenara ve aynı undan almamalarını öneri etmek koşuluyla unu ideal bir biçimde, tat ve lezzetini de dikkate alarak, demirden zenginleştirecek olursak, aynı Abd'de, aynı İsveç'te yapıldığı gibi, kansızlık sorununu çok büyük bir olasılıkla yüzde 5'lere çekmemiz mümkün olacaktır...

Kan uyusmazligi

Kan uyuşmazlığı

"kan uyuşmazlığı" genel kanının aksine, karı koca arasında değil, hamilelik döneminde anne ile karnındaki bebeği arasında söz konusu olabilen normal dışı bir durumdur. hangi kan grupları arasında ve nasıl bir uyuşmazlık olduğunu anlatmadan önce kan gruplarını tanımlamak gerekmektedir. kanımızda oksijen taşımakla görevli kırmızı kan hücrelerinde bulunmakta olan proteinler temel alındığında klasik olarak dört ana kan grubu tanımlanır: "a", "b", "ab" ve "o" grubu. . bir de "rh" söz konusudur. birey, "d" proteinine sahipse rh olumlu (+), değilse rh olumsuz (-) olarak ifade edilir. rh (-) kişilerin vücudunda d proteini hiç yoktur ve bağışıklık sistemi için tamamen yabancı bir maddedir.



normal şartlarda gebelik döneminde anne ve bebeğin kanları birbirine karışmadan plasenta (eş) aracılığıyla oksijen, karbondioksit ve besi unsurlarının karşılıklı alışverişi gerçekleştirilir. anne rh (-), bebek rh (+) ise ilk gebelikte gelişi güzel bir sorun olmaz. bebek doğarken zedelenen damarlardan biraz bebek kanı, rh (-) annenin kanına karışabilir. böylece annenin bağışıklık sistemi tamamen yabancısı olduğu bir proteinle, "d" proteini ile tanışır ve ona karşı tepki geliştirir. o maddeyi tanımadığı için yok etmek ister. beyaz kan hücrelerinin d proteinini yok etmek üzere ürettiği -o maddeye özgü- sıvısal maddeleri (antikorlar) kullanarak hedefine ulaşır. annenin kanında bir tane bile bebek kan hücresi kalmaz, tamamı yok edilir. bu savaş sona erdiğinde geriye "anti-d antikorları" adı verilen sıvısal maddeler ve bunları ihtiyaç duyulduğunda her an tekrardan üretebilecek akıllı beyaz kan hücreleri kalır. ikinci gebelikte çocuk şayet yine rh (+) kana sahipse annenin kanında hazır bulunmakta olan bu sıvısal maddeler (antikorlar) basitçe plasenta (eş) engelini aşarak anne karnındaki bebeğin kanına karışırlar. bebek kırmızı kan hücreleri yok edilmeye başlanır. çocuğun kemik iliği, karaciğer ve dalağı yok edilen kırmızı kan hücrelerinin yenilerini üretir ve eksilen kanı yerine koyar. bu aşırı kırmızı kan hücresi yıkımı ve yapımı sürecinde "bilirubin" adı verilen ve fazlası zararlı olan bir madde açığa çıkar, bebekten anneye geçer, annenin karaciğeri tarafından yok edilir. bebeğin karaciğeri henüz bu maddenin tamamını zehirsizleştirebilecek kadar gelişmemiştir. şayet üretilen kırmızı kan hücresi miktarı yok edilenden az olursa netice olarak bebek ağır bir kansızlığa maruz kalır, hatta ölebilir. şayet arada bir denge varsa bebek bir ölçüde kansızlıkla doğar veya sağlıklı olarak dünyaya gelir. problem asıl o vakit belirginleşir. çünkü kan hücreleri hala parçalanmakta, yenileri yapılırken gereken maddeler anneden temin edilememekte, çocuk kendi depolarını kullanmaktadır. bunun yanında açığa çıkan sarı boyar madde niteliğindeki "bilirubin" bebeğin karaciğeri tarafından yeterince vücuttan uzaklaştırılamamaktadır. kanda belli bir seviyesi aşan "bilirubin" göz aklarına, cilde ve sonunda asıl zararını gösterdiği beyin ve sinir sistemine yerleşerek yaşamı tehdit etmektedir. yenidoğan sarılığının ağır şekillerinde, tedavi edilmeyen çocuklarda adalelerin sertleşmesi, zeka geriliği gibi kimi geri dönüşümsüz sinir sistemi bozuklukları meydana gelmektedir.



yenidoğan sarılığı olan bebeklerde sarı boyar madde "bilirubin"i vücuttan daha kolay uzaklaştırmak için belli bir dalga boyundaki ultra viyole (kızıl berisi) ışınları kullanılıyor. bebeklerin ideal sıcaklık ortamı sağlayan küvöz ya da yataklarda ultra viyole ışığıyla tedavisine "fototerapi" denir. yeterli olmadığında bebeğim göbek kordonundan takılan bir sistemle, ideal bir rh (-) kanla "kan değişimi" işlemi gerçekleştirilerek yaşamsal tehlike atlatılır. geç kalınan durumlarda araz kalması mümkündür. körlük, şaşılık, sağırlık, felç gibi. .



mademki kan uyuşmazlığı ve neticeleri bu kadar ağır olabiliyor, o halde rh (-) anneler için koruyucu bazı tedbirler alınması lazımdır. bir anne adayı şayet rh (-) kana sahipse, ilk doğum, kürtaj ya da düşüğünden derhal sonra, bebeğinden kendisine o anda geçmiş olabilecek rh (+) bebek kan hücrelerine karşı annenin bağışıklık sisteminde tepki oluşmadan önce girişimde bulunulmalıdır. bunun için özel olarak hazırlanmış bir serum vardır: "anti-d immun globulin". bu madde doğumdan (ya da düşük veya kürtajdan) derhal sonra anneye kaba etten iğne biçiminde yapılmalıdır. "anti-d immun globulin" kana karışır, bebekten geçmiş olan rh (+) kan hücrelerini hemen yok eder. annenin bağışıklık sistemi ne olduğu anlamadan işlem tamalanır. bir müddet sonra "anti-d immun globulin" doğal ömrünü tamamlar ve kanda yok olur. halbuki anne kendisi "antikor" geliştirmiş olsaydı bu sıvısal madde uzun müddet kanda kalacak, gerekirse onu tekrardan üretebilme kabiliyeti olan beyaz kan hücreleri tarafından eksikliği tamamlanacaktı. pasif olarak verilmiş olan "anti-d" için eksikliğin tamamlanması diye bir husus söz konusu değildir. zaman geçtikçe yok olan "anti-d immun globulin" bu sayede annenin sonraki hamileliklerinde çocuk için bir problem oluşturamaz. yalnız unutulmaması gereken bir husus bu immun globulinin herbir gebeliğin son bulumunda tekrardan uygulanmasının gerekliliğidir. kan uyuşmazlığı genel olarak ilk bebekte problem oluşturmaz. sonraki rh (-) çocuk için zaten bir sorun yoktur.



rh uygunsuzluğu kadar ağır seyretmese de "kan grupları" arasında da uygunsuzluk söz konusu olabilir. genellikle annenin "o" bebğin "a", "b" veya "ab" olduğu durumlarda meydana gelir. değişik mekanizmalarla ama aynı aynı prensiplere dayanan süreçler yaşanır. fakat daha seyrek olarak yaşamı tehdit eden boyutlara ulaşır.



sonuç olarak rh (-) olan annelerin rh (+) doğabilecek çocukları için önceden hazırlıklı olunmalıdır. şayet anne ve baba her ikisi de rh (-) iseler genetik kurallarına göre rh (+) bebekleri olamaz. şayet anne rh (-), bab rh (+) ise çocuk rh (-) de olabilir, rh (+) de. bu genel bilgi de göz önünde bulundurulmalı, doğum sonrası bebek kan grubu tayin edilmelidir. anne rh (-), bebek de rh (-) ise uygunsuzluk yoktur, anneye anti-d immun globulin yapmak gerekmez. annenin rh (+) olduğu durumlarda çocuğun rh'ı ne olursa olsun rh uygunsuzluğu olmaz. şayet anne ve baba her ikisi de "o" grubu kana sahiplerse çocukları kesinlikle "o" grubu olur. bu taktirde anne ve bebek arasında grup uygunsuzluğu olamayacağı açıktır. anne "o", baba "a" ise çocuk "o" veya "a"; anne "o", baba "b" ise çocuk "o" veya "b"; anne "o" baba "ab" ise çocuk "a" veya "b" olur ama "o" veya "ab" olamaz. annenin "a" ya da "b" olduğu, çocuğun "b" ya da "a" olduğu durumlarda uyuşmazlık nadirdir, hafif seyreder. bundan başka bazı alt kan grubu uygunsuzluklarında, hatta hiçbir uygunsuzluğun olmadığı kimi sıra dışı durumlarda kan uyuşmazlığıyla benzer klinik tablolar görülebilir, yenidoğan sarılığı meydana gelebilir.



sağlıklı bir bebek dünyaya getirmek için gebelikte sağlıklı ve tertipli izlem ön koşuldur. anne baba adayları, kadın hastalıkları ve doğum uzmanı ile çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanı arasında işbirliği bu sürecin temelini oluşturmaktadır. ideal bir hamilelik yönetimi ve doğuma uzman gözetiminde hazırlık, kan uyuşmazlığı gibi yaşamsal bir sorunun bile kolaylıkla halledilmesini sağlayacaktır.

Kimler kan verebilir ?

Kimler kan verebilir ?

Donör: kan bağışı yapan kişi.







yaş: 18 yaşını doldurmuş her sağlıklı erişkin kan verebilir. üst yaş limiti yoktur.







sıklık: erkekler,en sık 2 ayda bir; kadınlar ise, en sık 3 ayda bir olmak üzere ve yılda toplam 4 üniteyi geçmemek koşuluyla

kan verebilirler.







vücut ağırlığı: 50 kg'ın üstünde olan herkes kan bağışı yapabilir.







miktar: bağışlanan kan standart olarak 450 ml'dir. insan vücudunda toplam 5000-6000 ml kan olduğu düşünülürse, bu miktar,

toplam kan hacminin yalnızca % 7,5-9' u kadardır. kan bağışını takiben, eksilen sıvı hacmi, damar dışındaki sıvının, damar içerisine

geçmesiyle saatler içinde karşılanır. hücrelerin tazelenmesi süreci ise, 2 ay kadardır. tertipli aralıklarla yapılan kan

bağışının sağlık açısından gelişi güzel bir sakıncası olmadığı gibi, aksine bir çok faydası mevcuttur.







anemi: kansızlık, elbetteki kan bağışı için engeldir. günlük yaşamın olağan sayılabilecek ve çoğunlukla psikolojik kaynaklı

olan halsizlik, bitkinlik gibi durumlar, anemi olarak algılanmamalıdır. anemi tanısı, kan testleriyle yapılmaktadır. kan bağışı için

kriter hemoglobin değeridir. bu değer, erkeklerde 13,5 g/dl'nin; kadınlarda ise, 12,5 g/dl'nin üstünde ise, kan bağışı yapabilirsiniz.

kan merkezlerinde, hemoglobin tayini yapılmakta ve uygunsanız kan alınmaktadır.







saklama: kanın saklnma müddeti, torba içerisindeki antikoagülan solüsyonun niteliğine bağlıdır. bugün kullanılmakta olan torbalarda

bu müddet 35-42 gün kadardır ve bu müddet, kanın tüketimi için fazlasıyla yeterli bir depolama süresidir.







sterilite: kan torbaları, bir sefer kullanımlık ve steril olarak imal edilmektedir. bu yüzden, kan bağışı sırasında donöre gelişi güzel

bir hastalık bulaştırılması söz konusu değildir.







yan etki: kan bağışının, kilo aldırma, zayıflatma, halsiz bırakma, kaşıntı ve bağımlılık gibi yan tesirleri yoktur.







ilaç kullanımı: almış olduğunuz ilaçlar, kanınıza geçmektedir. bu ilaçlardan bazıları kan bağışı yapmaya engeldirler.

kan bağışından önce, şayet sağlığınız açısından mecbur değilseniz, ilaç almayınız. almak durumundaysanız, kan verip veremeyeceğinizi

kan merkezi doktorlarımıza danışabilirsiniz.







aspirin kullanımı: kan bağışına engel değildir. yalnızca, trombosit hedefli kal alımında veya tromboferezde dikkat edilmelidir.







tegison (sedef hastalığında kullanılan bir ilaç) kullananlar, ilacı kestikten 3 yıl sonra kan verebilir.







accutan veya benzeri retinoik asit türevi ilaçları kullananlar, ilacı bıraktıktan 4 hafta sonra donör olabilir.







faktör konsantresi kullananlar, donör olamazlar.







tansiyon: sistolik kan baskısı 180 mmhg'yı, diastolik kan baskısı ise, 100 mmhg'yı aşmamalıdır.







hastalıklar: yine bazı hastalıklar da ilaçlar gibi kan bağışına devamlı veya belli bir dönem için engel oluşturmaktadır. bu

hastalıklara ait bazı bilgiler aşağıda belirtilmiştir.







- hepatit b (hiçbir vakit kan veremezler)

- hepatit c (hiçbir vakit kan veremezler)



- aıds (hiçbir vakit kan veremezler)

- sıtma (tedavinin sağlanmasından 3 yıl sonradan başlayarak kan verebilirler)

- frengi geçiren hastalar, iyileşmeden 1 yıl sonra kan verebilirler.

- creutzfeldt-jacob hastalığı olanlar, hiçbir vakit kan veremez.

- chagas hastalığı (alınan kan yalnızca fraksinasyon hedefli kullanılabilir)

- tüberküloz (tedavinin sağlanmasından 5 yıl sonra kan verebilirler)



- diabet (ilaç kullanmayan veya ilaç kullandığı halde, kan şekeri regüle edilmiş olanlar kan verebilir)

- anemi (anemi teşhisi konmuş kişiler kan bağışçısı olamazlar)

- gebeler kan veremez. doğum veya gebeliğin sonlan(dırıl)masından 6 hafta sonra kan verebilirler.

- koroner kalp hastalığı, angina pektoris, ciddi kardiyak aritmi, serebrovasküler hastalıklar, arteriyal tromboz veya rekküren

venöz trombozu olan kişiler kan veremezler.

- alerji (astım hastaları kan veremez. polen alerjisi olanlar ise, yalnızca alerjileri oldukları dönemde kan bağışlayamazlar)

- otoimmün hastalığı olanlar kan veremezler.



- kanama diatezi (kanama eğilimi) olanlar ömür boyu kan veremezler.

- bronşit (belirtisi olan kronik bronşit hastaları kan veremez)

- kronik nefrit ve pyelonefritli hastalar kan veremez. akut glomerulonefrit geçirmiş olanlar ise, iyileşmeden 5 yıl sonra bağış

yapabilir.

- malign (habis) hastalığı olanlar, donör olarak kabul edilmezler.

- brusella almış olanlar, tam iyileşmeyi takiben iki sene sonra kan bağışçısı olabilirler.

- epilepsi hastaları, kan veremezler.



- osteomyelit geçirmiş hastalar, tam düzelmeden 5 yıl sonra kan verebilirler.

- cerrahi: büyük amelyatlardan sonra 6 ay boyunca kan bağışı alınmaz. mide rezeksiyonu geçirenler ise, hiçbir vakit donör olamazlar.

- transfüzyon: kan veya kan ürünü alan donörler, 1 yıl boyunca kan veremezler.

- attenüe virus aşısı yapılmış olanlar 3 hafta kan veremez. (su çiçeği, sarı humma, kızamık, kızamıkçık, oral polio, kabakulak)

- ölü bakteri aşısı olanlar, 5 gün donör olamazlar. (kolera, tifo, antrax)

- inaktif virus aşısı ve toxoid alanlar ise 3 gün kan veremezler (polio-injeksiyon, influenza, rabies, difteri, tetanoz)