?

Mineral etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mineral etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Minerallar, selenyum (se)

Minerallar, selenyum (se)

Giriş



selenyum, iyi bir sağlık için lazım olan esas bir mineraldir fakat yalnızca az bir oranda ihtiyaç duyulur. selenyum, önemli antioksidant enzimler olan selenoproteinleri yapmak için proteinlerle bağlanır. selenoproteinlerin antioksidant özellikleri serbest radikaller tarafından verilen hücresel zararı önlemeye yardımcı olur. serbest radikaller oksijen metabolizmasının doğal yan ürünleri olup, kanser ve kalp rahatsızlıkları gibi kronik hastalıkların ilerlemesine katkıda bulunabilirler. diğer selenoproteinler tiroid fonksiyonunun düzenlenmesine yardımcı olurlar ve bağışıklık sistemi içerisinde rol oynarlar.

gıda kaynakları



bitkisel besinler,dünya genelinde pekçok ülkede selenyumun başlıca günlük besin kay- naklarıdır. gıda içindeki selenyum miktarı,bitkilerin geliştirildiği veya hayvanların geliştirildiği toprağın selenyum miktarına bağlıdır. avrupada toprak selenyum bakımın dan fakirdir. selenyum düzeyi en düşük ispanya,yunanistan ve doğu avrupadadır ve genelde birleşmiş milletlere göre avrupa ülkelerinde daha düşüktür. birleşmiş milletlerde, kuzey nebraska'nın yüksek düzlüklerinde ve dakota'da topraklar çok yüksek seviyede selenyuma sahiptir. çin ve rusya'nın bazı bölgeleinde topraktaki selenyum seviesi çok düşüktür. selenyum eksikliği çoğu kez bu bölgelerde rapor edilir çünkü bu bölgelerdeki pekçok besin yöresel olarak yetiştirilir ve tüketilir.



selenyum,tıpkı zamanda bazı et ve deniz besinlerinde bulunabilir. tahıl tüketen hay vanlar veya selenyum bakımından zengin topraklarda yetişen bitkiler kaslarında yüksek seviyede selenyum içerirler.



selenyum'un bazı önemli gıda kaynakları:

paranut

tuna biftek

karides

morina

ayçicek çekirdeği

cashew fındığı

pirinç

ceviz

yumurta

tavuk



tavsiye edilen günlük alım miktarı(rda)



genel populasyon için avrupa birliği öneri edilen günlük miktarı 55 mikrogram/gün dür.



inhibitörler/uyarıcılar:



aşağıdaki gıda bileşenleri,selenyum emilimini arttırmaktadır.



ıodine: selenyum eksikliği,iodine eksikliğinin tesirini arttırabilir. ıodine, tiroit hormonunun bireşimi için esas bir bileşendir. fakat selenoenzimler, iodotironin deiodinazlar aynı zamanda tiroksinin biyolojik olarak etkin olan tiroit hormonu triiodotironine dönüşümünde lazımdır.



antioksidant besinler: glutation peroksidaz ve tioredoksin reduktazın integral kısımları olarak,selenyum muhtemelen hücrenin antioksidant dengesini etkileyen her besin ile bağlantıya girer. antioksidant enzimlerin kritik bileşenleri olan diğer minareller,bakır,çinko(süperoksit dismutaz olarak) ve demir(katalaz olarak) içerirler. selenyum,glutation peroksidaz olarak aynı zamanda, yağların oksidasyonunu sınırlamada vitamin e aktivitesini desteklemek için belirirler. hayvanlar üstündeki araştırmalar,selenyum ve vitamin e nin bir diğerini esirgeme eğiliminde bulunduğunu ve bu selenyumun, oksidatif şiddetlerin modellerinde vitamin e eksikliğinden kaynaklanan bazı hasarları engelleyebilmesini açığa çıkarır. tioredoksin reduktaz, aynı zamanda vitamin c'nin antioksidant fonksiyonunu, tekrar oluşumunu kataliz ederek korur.



vücuttaki görevleri



selenoprotein bireşimi sırasında, selenocystein fonksiyonel bir protein oluşturmak için amioasit serisi içerisinde çok özel bir yere yerleştirilir. en az 11 selenoprotein karakterize edilmiştir ve ek selenoproteinlerin varlığına dair kanıt vardır.



glutasyon peroksidazlar



4 tane selenyum içeren glutasyon peroksidazları (gpx) belirlenmiştir.



1. hücresel veya klasik gpx

2. plazma veya ekstrahücresel gpx

3. fosfolipit hidroperoksit gpx

4. mide bağırsağı gpx



her bir gpx değişik bir selenoprotein olmasına karşın hepsi antioksidant enzimler olup hidrojen peroksit ve yağ hidroperoksitler gibi potansiyel zarar verici reaktif oksijen çeşitlerini su ve alkol gibi zararsız ürünlere indirgenmelerini glutationun oksidasyonu ile bağlıyarak temin ederler.



tioredoksin reduktaz



tioredoksın reduktaz,tıoredoksin ile birlikte vitamin c içeren,pekçok antioksidant sisteminin meydana getirilmesinde yer alır. tioredoksin reduktaz tarafından indirgenmiş haldeki tioredoksinin korunumu hücre büyümesini ve yaşamasını düzenlemede mühimdir.



ıodotironin deoinaz (tiroit hormon deoinaz)



tiroit bezleri, kan dolaşımı(sirkulasyon) içinde çok az oranda biyolojik etkin tiroit hormonu (triodotironin veya t3) ve çok fazla oranda inaktif tiroit hormonu(tiroksin veya t4) bırakırlar. hücre içinde vekan dolaşımı içerisinde, biyolojik etkin t3lerin pekçoğu selenyum bağımlı iodotironin deiodinaz enzimleri tarafından kataliz edilmiş bir reaksiyon içerisinde t4 den bir iodin atomunun uzaklaştırılması ile meydana getirilir. t3,t4 ve diğer tiroit hormonu metabolitleri üstündeki hareketleri sayesinde, 3 değişik selenyum bağımlı iodotironin deiodinazlar(tip. 1,2 ve 3)tiroit hormonunu hem aktf hemde inaktif edebilirler ve tiroit hormonun düzenine doğru selenyum elementini normal gelişme, büyüme ve metabolizma için esas element yaparlar.



selenoprotein p



plazmada bulunur ve aynı zamanda vaskularendotelial hücreleri (kandamarlarını iç duvarlarına uzanan hücreler) ile bağlantı halindedir. selenoprotein p'nin işlevi tam belirlenememiş olmasına karşın,fonksiyonu,peroksinitrat olarak isimlendirilen reaktif nitrojen türleri tarafından hasarlı koruyucu endotelial hücrelerinin antioksidant eğilimi gibi,taşıyıcı protein olarak önerilmiştir



selenoprotein w



kaslarda bulnur hala işlevi bilinmemesine karşın kas metobolizmasında rol aldığı düşünülür.



eksikliği



yetersiz selenyum alınımı düşük glutation peroksidaz etkinliği ile sonuçlanır. şiddetli olduğu vakit bile, izole edilmiş selenyum eksikliği klinik hastalıklarla sonuçlanmaz. her nasılsa, selenyum eksik bireyler ilave psikolojik şiddetlere karşı daha duyarlılık gösterirler. insanda selenyum eksikliği en fazla toprak selenyum konsantrasyonu düşük olan çin'de dikkate değerdir. selenyum eksikliği kalp rahatsızlığı, hipotiroidizm ve zayıflamış bir bağışıklık sistemi oluşmasının ilerlemesine katkıda bulunabilir, bu delillendirilmiştir. aynı zamanda diğer bir delil de; selenyum eksikliği genelde kendisi tarafından hastalığa sebep olmaz fakat vücudu diğer besin, biyokimyasal veya bulaşıcı hastalıklara karşı daha duyarlı hale getirebilir.



toksisite



selenyum,sağlık için lazım olmasına rağmen, yüksek dozda zehirli olabilir. şiddetli ve öldürücü zehirlenmeler kaza veya intihar hedefli, gram seviyelerindeki selenyum miktarının sindirimi ile oluşmaktadır. klinik selenyum zehirlenmesi 13 bireyde, imalat hatasına bağlı olarak bir tablette 27. 3mg (27,300mikrogram) bulunmakta olan tabletlerin alınmasından sonra rapor edildi. kronik selenyum zehirlenmesi (selenosis) düşük dozda selenyumum uzun bir vakit süreci içinde alınması ile oluşabilir.



selenosisin en sık karşılaşılan belirtileri; saç, tırnak kırılması ve kaybıdır. diğer belirtiler mide-bağırsak rahatsızlıkları deri kızarıklıklarını,sarımsaksı nefes kokusunu,bitkinlik sinirlilik ve sinir sistemi anormalliklerini içerebilir. çin'in bir sahasında,selenosisin yüksek tesiri ile kanda selenyum konstrasyonun günde 850 mikrogram alımını karşılayan bir seviyeye ulaştığı vakit artan frekans ile birlikte zehirleyici tesirler oluşmuştur (yaklaşık olarak gereken dozun 20 katı)



düzenleme



selenyum emilimi, sindirilen bileşiğin çözünürlüğüne ve günlük selenyum sulfur oranına bağlıdır. emilim için mevcut selenyum, gıda kaynaklarının cinsine (örneğin deniz besinleri selenyum bakımından zengindir ama çok az emilir.) ve gıda proses metodları gibi pekçok değişik faktöre bağlıdır.



selenyum, birkez emildikten sonra glutation peroksidaz enzimi oluşturmak için ve hemoglobin ve myoglobin gibi çeşitli proteinlerle birlikte olmak için sulfur içeren aminoasitlerle (cysteine ve methionin) reaksiyona girer. selenyumun fazlası idrarda saklanır ve selenyum içeren dimetil selenid molekülü solunum sırasında dışarı çıkarılır.



kaynak:

ursel, a.: natural care vitamins & minerals handbook. dorling kindersley, london, 2001. ısbn 80-89179-01-0

Minerallar, potasyum (k)

Minerallar, potasyum (k)

Giriş



potasyum tüketmemiz gereken esas minerallerdendir. solüsyonda iyonlarına (yüklü parçalara) ayrılıp elektrik iletkenliği verdiği için elektrolit olarakda bilinir. vücut fonksiyonlarımız, hücrelerin içerisindeki ve dışındaki potasyum derişimiyle çok sıkı ilişkilidir.



gıda kaynakları



potasyum bakımından en zengin gıdalar sebze ve meyvelerdir. farklı toprakların mineral içeriklerindeki çeşitlilikten dolayı bitkiler de mineral içerikleri bakımından değişiklikler gösterebilir



potasyum içeren bazı önemli gıdalar:

domates salçası

ıspanak

kuru üzüm

turp

portakal suyu

çarkıfelek meyvası

kavun ağacı

muz

kırmızı dolmalık biber

kayısı



tavsiye edilen günlük alım miktarı(rda)



genel nüfüs için avrupa birliği ve amerika tarafından henüz belirlenmiş rda bulunmamaktadır



inhibitörler/uyarıcılar:



aşağıda bilinen potasyum emilimini engelleyen bileşenler verilmiştirç



antiinflamatuarlar: colchicine and salicylazosulfapyridine potasyum emilimini engelleyen antiinflamatuarlardandır.



müshiller: cascara sagrada, and bisacodyl ve fenolftalein potasyum emilimini engelleyen müshillerdender.



çeşitli antimikrobiyaller: potasyum emilimi tetracycline and neomycin gibi muhtelif antimikrobiyaller tarafından engellenir.



vücuttaki görevleri



membran bakımı



potasyum hücre içerisindeki sıvıda, sodyum ise hücre dışındaki sıvıda bulunmakta olan başlıca olumlu yüklü iyonlar (katyonlar) dır. potasyumun hücre içerisindeki yoğunluğu hücre dışındaki yoğunluğundan 30 kat fazladır, sodyumun hücre içi yoğunluğu hücre dışı yoğunluktan 10 kattanda azdır. potasyumla sodyumun hücre zarındaki çaprazvari derişim farkından dolayı oluşturdukları elektrokimyasal gradyana zar potansiyeli denir. hücre zarındaki iyon pompaları bilhassa sodyum potasyum-atpaz pompaları hücrenin zar gerilimini korurlar. enerji olarak atp kullanan bu pompalar potasyumu hücre içerisine albilmek için sodyumu hücre dışına pompalarlar. bir yetişkinde faaliyetleri için enerjinin 20%-40% ını kullanırlar. enerjinin büyük kısmı sodyum/potasyum yoğunluğunun gradyanını korumak için kullanılır, bu işlev yaşamsal destek bakımından mühimdir. hücre zarı geriliminin sıkı kontrolü,sinir sinyallerinin iletimi,kas kontraksiyonu ve kalp işlevleri üstünde kritik etkilere sahiptir.



enzimler için kofaktör



bazı enzimler ancak potasymun varkığında etkin olabilirler. sodyum, potasyum-atpaz aktifleşebilmek için sodyum ve potasyuma gereksinim duyar. karbonhidrat metabolizmasında önemli enzimlerden pirüvat kinaz enzimide aktifleşmek için potasyuma gereksinim duyar.



kandaki tampon sistemi



potasyum kandaki çeşitli tampon sistemleri için lazım yapıtaşlarındandır. potasyum sülfirik asitteki sülfat gruplarıyla iyonik olarak bağlanıp potasyum sülfat tuzlarını oluşturarak sistemin asitliğini azaltır. potasyum bazik tampon sistemleri için de benzer işleve sahiptir, bunu potasyum hidroksit gibi güçlü bazları nötür su moleküllerine çevirerek gerçekleştirir.



kas kasılımı



sinir sinyallerinin iletiminden sonra sodyum iyonları sinaptik sinir zarına kaydırılır, potasyum ve sodyum yukarda değindiğimiz pompa mekanizmasıyla değiş tokuş edilir, böylece zarın dışındaki özgün sodyum derişimi sağlanmış olur. bu pompalama işlemi bir sonraki sinir iletimi için lazımdır. potasyum sodyumun (kasların kasılmasını sağlar) aksine kas kasılmalarında gevşetici etki gösterir



eksikliği



plazmadaki potasyum derişiminin anormal miktardarlarda az olmasına hipoklemi.



genellikle aşırı orandaki potasyum kayıplarından dolayı meydana gelir; uzun müddet kusma, bazı diüretikleri kullanma, bazı böbrek hastalıklarında veya metabolizmanın bozulması gibi besinsel olarak potasyumun düşük seviyede alınması genellike hipoklemi ya yol açmaz. fakat yapılan son araştırmalarda potasyumun beslenmede yetersiz alınımının bazı kronik hastalıklara yakalanma riskini artırabiliceğini göstermiştir.



toksisite



kandaki potasyum consanrasyonunun normalin üstünde olmasına hiperklemi denir potasyum alımı böbreklerin temizleyebileceği orandan fazla olması halinde ortaya çıkar. ıdrar yoluyla dışarı atılan potasyum sevyesinin düşük olması; kronik böbrek hastalıklarına, potasyum-sparing gibi diüretikleri kullanmaya, yetersiz aldosteron salgılanması (hypoaldosteronism) sonucunda fazla potasyumun birikmesi gibi durumlara yol açabilir



kişiye ağız yoluyla tek kerede alışılmışın dışında 18 gramdan fazla bir miktarın verilmesi kişide ciddi hiperklemi ye yol açabilir böbrek işlevleri normal olsa bile



alyuvarların yıkımı (hemolysis) veya dokuların hasar görmesi durumundada hücre içerisindeki potasyum dolaşım sistemine katılıp hiperklemiye yol açabilir. el ve ayaklarda titreme, adele zayıflığı, geçici felçlik gibi durumlar hiperkleminin belirtilerindendir. en ciddi komplikasyonu anormal kalp ritmini (kardiyak aritmi) arttırması ve kardiyak arreste yol açabilmesidir



düzenleme



potasyumun kas hücrelerinden hücrelerin dışındaki sıvıya hareket etmesi kas dokusundaki kasılma mekanizması için önem taşır.



potasyum etkin taşıma sistemiyle hücre içerisine pompalanırken, sodyumda hücre dışına pompalanır. sodyum ve potasyumun biyolojik hücre zarında çaprazvari biçimde bulunması; osmotik dengeyi koruma, zarlardaki elektrokimyasal gradyan ve hücre dışındaki sıvının hacmini regüle etme için mühimdir. ıyonik sinir sinyalleri iletildikten sonra, sodyum/potasyum gradyanı aletsel olarakda yapılmaktadır



potasyum çoğunlukla hücre içerisindeki sıvıda bulunurken buna mukabil sodyum hücre dışındaki sıvıda bulunur. ıki iyonun ayrımı adenozin trifosfat (atp) kullanan pompanın aracılığı ile olur. pompanın hücre zarının iç kısmında içerdiği iki protein, atp'den enerji sağlayıp, hücre dışına üç sodyum taşırken hücre içinede iki potasyum alır.



benzer pompa sistemi bağırsaklardan glikozu alıp kan dolaşımına taşır. bağırsak sıvısındaki sodyum derişimi artınca sodyum, bağırsaklardaki mukozal hücrelere geçme eğilimi gösterir. sodyum hücrelere geçince, glikozda hücre içerisine geçer. hücre içerisindeki glikoz yoğunluğu artmaya devam eder ta ki glikoz kan dolaşımına yayılana dek. pompa mekanizması hücre içerisindeki sodyumu kana pompalayıp potasyumuda hücre içerisine alır, böylece hücredeki sodyum birikimini giderir.



potasyum ince bağırsaklarda emilir, fazla potasyum ise idrarla vücut dışına atılır. aldosteron hormonu; sodyumun emilimi için potasyumun boşaltımında artırıcı etki gösterir. bu durumun gerçekleşebilmesi için renal pompadaki proteinler aktifleştirilir, bu sayede hücre zarında potasyum eş zamanlı olarak sodyumla değiş tokuş edilir.



kaynak:

ursel, a.: natural care vitamins & minerals handbook. dorling kindersley, london, 2001. ısbn 80-89179-01-0

Minerallar, molibden (mo)

Minerallar, molibden (mo)

Giriş



molibden derhal hemen tüm yasam alanları için temel eser elementlerden biridir. önemli kimyasal döngüleri (karbon, nitrojen, sülfür) katalizleyen bazı enzimlere kofaktörlük yapar



molibden ilk olarak yoğun olarak karaciğer böbrek kemik ve deride bulunur. yetişkin insan vücutlarında yaklaşık olarak dokuz miligram molibden bulunur.



gıda kaynakları



baklagillerden fasulye mercimek ve bezelye molibden bakımından en zengin gıda kaynaklarındandır. hububat ürünleri ve kabuklu yemişler molibden içeriği bakımından zengin olmalarına karşın hayvansal ürünler, meyve ve sebzeler genellikle molibden içeriği açısından olabildiğince zayıftırlar.



bitkilerin molibden miktarı yetiştikleri toprağın molibden içeriğine ve çevresel koşullara bağlı olduğu için genellikle molibden bakımından yetersiz topraklarda ve elverişsiz çevre koşullarında yetişen sebze ve meyvelerin molibden miktarı düşük olur. farklı coğrafyalardaki bitkilerin değişik molibden içeriğine sahip olmaları bu yüzdendir.



molibden içeren bazı önemli gıdalar:

maya

mercimek

karaciğer

ıspanak

yeşil lahana

işlenmemiş buğday ekmeği

kahverengi pirinç

böbrek

barbunya

kabuklu yemişler



tavsiye edilen günlük alım miktarı(rda)



molibden için henüz avrupa birliği'nin hazırladığı rda bulunmamaktadır. amerika'da yetişkinler için günlük 43-45 µg/gün miktarı öneri edilen miktar olarak belirlemiştir.



inhibitörler/uyarıcılar:



aşağıdaki gıda bileşenlerinin molibdenin emilimini uyardığı görülmüştür



bakır: bakır molibden emilimini önleyici etki gösterir.



vücuttaki görevleri



hemen derhal tüm molibden içeren enzimlerde (molybdoenzymes) bulunmakta olan molibdenin biyolojik formu molibden kofaktör olarak bilinen bir organik moleküldür. molibdenin insanlarda üç enzime kofaktörlük yaptığı bilinmektedir.



sülfüt oksidaz: sülfitin sülfata dönüşümünü katalize eder bu reaksiyon sistin gibi sülfür içeren amino asitlerin metabolizması için lazımdır.



ksantin oksidaz ve aldehit oksidaz: benzer yapıdaki çeşitli değişik moleküllerin hidroksilleme reaksiyonlarını katalizler. ksantin oksidaz nükleotidlerin (dna ve rna'nın ilk şekilleri) ürik aside bozulmasını katalize eder bu da kanın oksitlenmeyi engelleyici kapasitesine katkıda bulunur. aynı zamanda ksantin oksidaz ve aldehid oksidaz ilaç ve toksin metabolizmasın da cok önemli rol oynar. bu üç enzimden yalnızca sülfüt oksidaz insan sağlığı için çok önemli olduğu bilinmektendir.



eksikliği



molibden yetersizliği sağlıklı insanlarda şimdiye kadar görülmemiştir.



toksisite



diyare, bastırılmış büyüme hızı ve kansızlık molibdenin toksik tesirlerinin belirtileridir. gut hastalığına benzer semptomların sebebi vücuda aşırı oranda molibden alınmasının sonucudur. molibdenin zehirliliğinin gıdalardan meydana gelmesi ihtimali çok küçüktür.



yüksek seviyede molibden alımı yüksek oranda bakır boşaltımına neden olabilir (antagonistik iki mineralin beraber olmasından kaynaklanabilir) bu durum bakır eksikliğine neden olabilir.



yüksek oranda molibden alımı alkalin fosfat etkinliğini değiştirebilir buda belirli kemik anormalliklerine neden olabilir. alkalin fosfataz enzimatik olarak fosfat gruplarını glikoz-1-fosfat molekülünden ayırıp serbest bırakabilir böylece yüksek seviyede inorganik fosfat üretilir. kemikte hydroxyapatite kristallerinin üretimi için fosfat lazımdır.



düzenleme



molibdenin emilimi mide ve bağırsakta kolaylıkla meydana gelir,ve boşaltımı ilk olarak idrar kanalıyla meydana gelir.



kaynak:

ursel, a.: natural care vitamins & minerals hvebook. dorling kindersley, london, 2001. ısbn 80-89179-01-0

Mineraller, mangan (mn)

Mineraller, mangan (mn)

Giriş



mangan vücut için hem lazım, hem de potansiyel zehirli bir mineral elementtir. bilim adamları hala mangan eksikliğinin ve mangan zehirlenmesinin canlı organizmalar üstündeki negatif etkilerini anlamak için çalışmalarını sürdürmektedirler. mangan, bazı enzimlerin yapısına katılarak, bazılarında ise aktivatör olarak fizyolojik proseslerin gerçekleşmesinde önemli rol oynar.



gıda kaynakları



bitki kaynaklı mineraller bir yerden diğerine farklılık gösterebilir, çünkü arazinin mineral içeriği coğrafik olarak değişir.



manganın bol bulunduğu gıdalar; tahıllar, fındık, yapraklı sebzeler, ve çay. çok oranda fitik asit içeren; fasulye, tohumlar, fındık, tahıllar, ve soya ürünleriyle çok oranda oksalik asit içeren; kabak, ıspanak, ve tatlı patates, mangan emilimini önemli ölçüde önlerler. çay, zengin bir mangan kaynağı olmasına karşın, içerisinde bulunmakta olan tannin de mangan emilimini düşürür.



mangan bazı önemli gıda kaynakları:

macadamia fındığı

fındık

peca fındığı

hindistancevizi tozu

badem

cashew fındığı

soya fasulyesi

kahverengi pirinç

beyaz bezelye (nohut)

çay



tavsiye edilen günlük alım miktarı(rda)



doğal rejim uygulayan insanlarda mangan eksikliği belirlenmediğinden, avrupa birliği mangan alımında genel populasyon için gelişi hoş bir kısıtlama veya düzenleme belirtmemiştir.



inhibitörler/uyarıcılar:



aşağıdaki gıda bileşenlerinin mangan emilimine uyarıcı olduğu belirlenmiştir.



kalsiyum kalsiyumun, sağlıklı yetişkinlerde sindirimden sonra kandaki mangan miktarını düşürdüğünü belirten bulgular bulunmaktadır.



demir bazı bulgulara göre; mangan ve demir bazı ortak emilim ve taşıma yollarını paylaşabiliyorlar. bir yemekteki demir miktarı arttıkça, mangan emiliminin düştüğü görülmüştür.



magnezyum günlük alınan magnezyumun (200 mg/day), sağlıklı yetişkinlerde sindirim sonrası kandaki mangan miktarını düşürdüğü gözlenmiştir. bu tesirini, manganın emilimini düşürerek ya da mangan kaybını yükselterek yaptığı gözlenmiştir.



vücuttaki görevleri



antioksidan fonksiyonu



mangan superokside dismuteyz (mnsod) mitokondrideki başlıca antioksidan enzimdir. hücrede kullanılan oksijenin %90'ını mitokondri tükettiğinden, bilhassa oksidatif baskıya dayanıklıdırlar. superokside radikali atp bireşimi sırasında, mitokondride üretilen reaktif oksijen çeşitlerinden biridir. mnsod, superokside radikallerinin hidrojen peroksit'e dönüşümünü katalizler. daha sonra diğer antioksidan enzimler sayesinde hidrojen peroksit suya dönüştürülebilir.



metabolizma



bazı mangan-aktiveli enzimler, karbonhidrat, amino asit ve kolesterol metabolizmalarında önemli rol oynarlar. mangan-içeren piruvat karboksilaz enzimi, ve mangan-aktiveli fosfoenolpiruvat karboksikinaz (pepck) enzimi, gluconeogenesis'de (karbonhidrat olmayan yapıtaşlarından glikoz üretimi) önemli rol oynar. arginase, bir başka mangan-içeren enzimdir, ve karaciğer tarafından üre çemberi (amino asit metabolizmasında üretilen amonyağın zehirsizleştirmesini gerçekleştiren proses) için istenir.



kemik gelişimi



bazı hayvan çeşitlerinde mangan eksikliği anormal iskelet gelişimine sebep olmuştur. mangan, sağlıklı kıkırdak ve kemik oluşumu için lazım proteoglikanların sentezlenmesini sağlayan glikosiltransferases enzimi için tercih edilen bir kofaktördür.



yara iyileşimi



yara iyileşimi, yüksek oranda kollejen üretimi gerektiren kompleks bir prosestir. mangan, insan deri hücrelerindeki kollejen oluşumunu sağlayan prolin amino asitinin sentezlenmesinden sorumlu prolidaz enziminin aktivasyonunu gerçekleştirir. genetik bir bozukluk olarak bilinen prolidaz enzimi eksikliği, anormal yara iyileşme ve anormal mangan metabolizması sorunlarına neden olur. bundan başka mangan-aktiveli glikosiltransfereyz gerektiren glikozaminoglikan sentezi de yara iyileşiminde önemli rol oynar.



eksikliği



mangan eksikliği bazı hayvan çeşitlerinde araştırılmıştır. hayvan çeşitlerinde, mangan eksikliği sonucunda; gelişim bozuklukları, fonksiyonel bozukluklar, anormal iskelet yapıları, glikoz duyarlılığı bozuklukları, ve değişmiş karbonhidrat ve yağ metabolizmaları gözlenmiştir. insanlarda ise mangan eksikliğine bağlı bir sendrom görülmesi daha belirsizdir. uzun müddet mangan içermeyen bir rejime maruz bırakılan bir çocukta negatif kemik gelişimi görülmüş ve mangan verilerek bozukluklar düzeltilmiştir. düşük mangan içeren bir rejime maruz bırakılan genç erkeklerde serum kolesterol miktarında düşüş ve geçici deri kızarıkları görülmüştür. bundan başka kandaki kalsiyum, fosfor ve alkali fosfataz oranları yükseldi, bu yüksek değerler mangan eksikliğinden dolayı kemiklerdeki tekrardan yapılanmada artış olduğunu göstermektedir. düşük mangan içeren rejime maruz bırakılan genç bayanlarda damarlardaki anormal glikoz yoğunluğuna tepki olarak bozuk glikoz duyarlılıkları görülmüştür.



toksisite



mangan zehirlenmesi gıdalardan direk olarak değil de solunum yoluyla ya da sindirimde ortaya çıkabilir. soluma yoluyla meydana gelen mangan zehirlenmesi çok çeşitli nörolojik problemlere neden olabilir ve mangan tozu soluyan kişilerde iyi bilinen bir sağlık sorunudur. sindirimde ortaya çıkan mangan zehirlenmesinin tersine solunum yoluyla ortaya çıkan zehirlenmede, solunan mangan karaciğerde metabolizmaya uğramadan önce direk beyine taşınır. mangan zehirlenmesi semptomları aylar veya yıllar içinde yavaş yavaş kendini gösterir. en kötü durumunda mangan zehirlenmesi kalıcı nörolojik sorunlara yol açar. bu problemler parkinson hastalığındakine benzer olarak; aşırı titreme, yürümede zorlanma, ve kas spazmları durumunda kendini gösterir. bu sendrom çabuk sinirlenme, agresifleşme, ve hatta halusinasyonlar görme gibi psikiyatrik semptomlarla da ortaya çıkabilir. yüksek dozda sindirilen mangan da benzer semptomlara sahiptir ancak bununla ilgili kanıt ve bulgu pek fazla bulunmamaktadır.



düzenleme



mangan bağırsaklarda %4 verimlilik ile emilir ve kana transmanganin adlı bir protein ile alınır ve taşınır. vücuttaki mangan miktarı düzeyi farklı yollarla dışarı atımlarla kontrol edilir. emilim kontrolü yoktur.



kaynak:

ursel, a.: natural care vitamins & minerals hvebook. dorling kindersley, london, 2001. ısbn 80-89179-01-0

Mineraller, magnezyum (mg)

Mineraller, magnezyum (mg)

Giriş



magnezyum vücutta en fazla bulunmakta olan dördüncü mineraldir ve sağlık için lazımdır. vücutta magnezyumun yaklaşık %50'si kemiklerde bulunur. diğer yarısı da doku hücrelerinde ve dokularda bulunmaktadır. magnezyumun yalnızca %1'i kanda bulunur. fakat vücut kandaki magnezyum seviyesini koruyabilmek için büyük efor sarf eder.



magnezyum, vücuttaki 300'den fazla biyokimyasal reaksiyon için lazımdır. normal kas ve sinir işlevlerinin gerçekleşmesi için, kalp ritminin hareketsiz tutulması için, güçlü bir bağışıklık sistemi için ve güçlü kemikler için magnezyum lazımdır. bundan başka magnezyum kan şekeri seviyesinin düzenlenmesine ve normal kan basıncının desteklenmesine yardımcı olur. buna ilaveten enerji metabolizması ve protein bireşiminde de yer alır. hipertansiyon, kalp damar hastalıkları ve şeker hastalıklarının engellenmesinde magnezyumun büyük bir rolü bulunmaktadır. diyetteki magnezyum ince bağırsaklarda absorplanır ve böbrekler yoluyla vücuttan atılır.



gıda kaynakları



bitkilerin yetiştiği topraklardaki mineral oranları coğrafi olarak değişkenlik gösterdiğinden, bitkilerdeki mineral oranları da değişebilir.



ıspanak gibi merkezinde klorofil (bitkilere yeşil rengi veren molekül) molekülü bulunmakta olan sebzeler magnezyum için iyi kaynaktır. bazı baklagiller (fasulye ve bezelye), fındık, tohumlar, ve tüm tahıl ve işlenmemiş tahıl magnezyum için iyi kaynaklardır. işlenmiş tahıl magnezyumca fakirdir. beyaz un arıtıldığında ve işlendiğinde magnezyumca zengin kısımları ve kepek uzaklaşır. tüm tahıldan yapılmış ekmek, işlenmiş beyaz undan elde edilmiş ekmeğe göre daha çok magnezyum içerir. musluk suyuda magnezyum kaynağı olabilir. fakat su kaynağına göre magnezyum miktarı değişir. doğal olarak çok mineral içeren sular "sert su" olarak adlandırılırlar. sert su, normal suya göre daha çok magnezyum içerir.



magnezyum gereksinimini karşılamak için baklagiller, fındık, tüm tahıl ve sebzelerden meydana gelen bir diyetle beslenmek lazımdır.



magnezyumun bazı önemli gıda kaynakları:

kakao tozu

ayçiçeği çekirdeği

kabak çekirdeği

kepek

fındık

yerfıstığı ezmesi

buğday gevreği

patlamış mısır

ıspanak

bütün tahıl ekmeği



tavsiye edilen günlük alım miktarı(rda)



avrupa birliği günlük alım miktarı için 300 mg/gün değerini belirlemiştir.



genelde, magnezyum alımı kişinin yaşına göre değişiklik gösterir. gebe bayanlarda, bebek gelişimi için daha çok magnezyum ihtiyacı vardır.



inhibitörler/uyarıcılar:



aşağıdaki gıda bileşenleri magnezyum emilimini arttırmaktadır.



d vitamini ve kalsiyum d vitaminin etkin formu (1,25-dihidroksikolekalsiferol kalsitriol) magnezyumun bağırsaklardaki emilimini artırmaktadır. kandaki magnezyum seviyesinin yetersizliği, düşük kan düzeyi, paratiroit hormonuna (pth) direnç ve d vitaminin bazı etkilerine dirençle sonuçlanır.



aşağıdaki gıda bileşenleri magnezyum emilimini engellemektedir.



çinko takviye durumunda alınan yüksek dozlardaki çinko magnezyum absorpsiyonuna müdahale etmektedir.



vücuttaki görevleri



magnezyum 300'den fazla önemli metabolik reaksiyonlarda bulunmaktadır.



enerji üretimi



enerji üretimindeki karbonhidrat ve yağların metabolizması için sayısız magnezyuma bağlı kimyasal reaksiyon lazımdır. magnezyum mitokondride adenozin trifosfat (atp) bireşimi için lazımdır. atp molekülü magnezyumla kompleks oluşturarak (mgatp) pekçok metabolik olaylarda enerji sağlamaktadır.



elzem moleküllerin sentezi



magnezyum, nükleik asitlerin (dna ve rna) ve proteinlerin bireşiminde pekçok basamak için lazımdır. karbonhidrat ve yağ sentezine katılan bazı enzimlerin etkinlikleri için magnezyum lazımdır. glutation (önemli bir antioksidan) bireşimi için magnezyum lazımdır.



yapısal rolü



magnezyum, kemiklerin, hücre membranlarının ve kromozomların yapısında önemli bir rol oynamaktadır.



hücre membranlarında iyon taşınımı



magnezyum, hücre membranları üzerinde potasyum ve kalsiyum etkin taşınımı için lazımdır. magnezyum iyon taşınım sistemindeki rolü nedeniyle, sinir sisteminde, kas hareketinde ve kalbin normal ritminde önemli bir görevi vardır.



hücre sinyalleri



proteinlerin fosforilasyonu ve siklik adenozin monofosfat (camp) gibi hücre sinyal molekülünün oluşumu için mgatp lazımdır. camp paratiroit bezinden paratiroit hormonu (pth) salgılanması gibi olaylarda yer almaktadır.



hücre göçü



hücre sıvısında yer alan magnezyum ve kalsiyum düzeyi çeşitli hücrelerin göçünü etkilemektedir. hücre göçündeki bu tesirler yaraların iyileşmesinde önemli bir yere sahiptir.



eksikliği



kalp damar hastalıkları ve bağışıklık sistemi bozuklukları gibi rahatsızlıklara karşı koruyucu tesiri bulunmakta olan magnezyum, optimum miktarı için günlük beslenme miktarı yeterli olmayabilir.



magnezyum durumunu sindirim sisteminin ve böbreklerin sağlık durumu etkilemektedir. magnezyum bağırsaklarda absorplanır ve daha sonra kan vasıtasıyla hücre ve dokulara iletilir. yaklaşık olarak magnezyumun üçte birinden yarısına kadarı vücutta absorplanır. chorn's hastalığı gibi mide-bağırsak rahatsızlıkları vücudun magnezyumu absorplama kabiliyetini engelleyebilir. bu tür rahatsızlıklar vücudun magnezyum eksikliğiyle sonuçlanabilir.



eksik magnezyum alımında sağlıklı böbrekler eksikliği telafi etmek için magnezyumun idrar yolu ile atılımını limitler. bununla beraber, idrar yolu ile aşırı magnezyum kaybı bazı ilaçların yan tesirleri olabilir. bundan başka dikkat edilmeyen şeker hastalıkları ve aşırı alkol alımı idrar ile aşırı magnezyum kaybına sebep olabilir.



toksisite



doğal olarak gıdalarda bulunmakta olan magnezyumun henüz gelişi hoş bir yan tesiri tespit edilmemiştir. fakat aşırı magnezyum alımının tesirleri, takviye olarak alınan çeşitli magnezyum tuzlarının alımında gözlenmiştir. aşırı magnezyum alımının ilk belirtisi ishaldir. magnezyumun bu etkisinden faydalanılarak iyileştirici olan müshil olarak kullanılıyor.



takviye magnezyum alımında magnezyumun ters etkilerine karşı böbrek işlevi bozuk olan kişiler daha çok risk altındadırlar ve bu kişilerde normal dozlarda alınan magnezyum içeren müshil veya asit giderici, toksisite semptomları ortaya çıkmasına neden olur. aşırı yüksek magnezyum oranları (hypermagnesemia) kan basıncında düşüşe (hipotansiyon) sebep olurlar. halsizlik, dalgınlık, kalp ritminde bozukluk, böbrek işlevi bozuklukları gibi magnezyumun diğer belirtileri de ciddi hipotansiyonla alakalıdır. hipermagnezemia olaylarıda, kaslarda zayıflık ve nefes alıp vermede güçlük gözlenebilir. ciddi hipermagnezemia da kalp kriziyle sonuçlanabilir.



düzenleme



magnezyumun vücuttaki dengesi mide-bağırsak sistemindeki absorpsiyon ile böbreklerdeki boşaltım arasındaki iyi bir denge ile düzenlenmektedir.



magnezyum, homojen olarak ince bağırsaklar vasıtasıyla emilir ve bu olay d vitamini ile bağımlıdır. absorplanan magnezyumun oranı, diyetteki d vitamini miktarı ile ters orantılıdır.



magnezyumun vücuttaki dengesini düzenleyen diğer bir organ da böbreklerdir. glomerulideki filtre edilen magnezyumun %3 ila %25'i vücuttan atılır ve magnezyumun serum seviyesi ile bağlantılıdır. kısıtlı magnezyumlu rejimler magnezyumun serum konsantrasyonunda tespit edilebilir değişiklik olmasından önce henle döngüsündeki tekrar emilimi arttırır. böbreklerde magnezyum atılımının düzenlenmesinde en önemli mekanizma, henle döngüsünde ve proksimal tüpte meydana gelen filtre edilmiş magnezyumun tekrardan emilimindeki değişimdir. magnezyumun tekrardan emilimi başlıca henle döngüsünde (%65) ve proksimal tüpte (%20-%30) oluşur. ufak miktarda distal tüpte de (%2-%5) gerçekleşir. endokrin sistemi magnezyum homeostasis'in düzenlenmesinde de rolü olabilir. çeşitli çalışmalar göstermiştir ki aldosteron idrar yolu ile magnezyum atılımını etkileyebilmektedir.



kaynak:

ursel, a.: natural care vitamins & minerals handbook. dorling kindersley, london, 2001. ısbn 80-89179-01-0

Mineraller, krom (cr)

Mineraller, krom (cr)

Giriş



kromun beslenme açısından lazım bir mineral olduğu bilinmesine karşın kromun vücutta nasıl çalıştığı tam olarak bilinmemektedir. kromun en fazla bilinen iki formu 3 değerlikli ve 6 değerlikli formlarıdır. 3 değerlikli krom gıdalarda bulunmakta olan ve vücut tarafından en iyi kullanılabilen formudur. biyolojik olarak etkin formunun yapısı tam olarak bilinememektedir.



gıda kaynakları



gıdalardaki krom miktarı gıdaların yetiştiği bölgelerdeki toprağın mineral içeriğine göre değişkenlik göstermektedir. gıdaların krom içeriğiyle ilgili çok fazla bilgi bulunmamaktadır. işlenmiş et, tahıl ürünleri, yenmeye hazır kepek, yeşil fasulye, brokoli ve baharatlar krom bakımından olabildiğince zengindirler. sükroz ve früktoz gibi basit şekerleri içeren gıdalar, krom bakımından fakir olmasının yanı sıra krom kaybına neden olmaktadır. aynı gıdaların değişik kısımlarındaki krom miktarı önemli bir biçimde farklılık gösterebilir.



kromun bazı önemli gıda kaynakları:

maya

et

yeşil fasulye

fındık

kırmızı fasulye

elma

fıstık

brokoli

muz

portakal suyu



tavsiye edilen günlük alım miktarı(rda)



avrupa birliği ve amerika bitişik devletleri bir alım miktarı belirlemiştir. yetişkinlere göre kabul edilen krom alımı 30-50 µg/gün değerleri arasında olmalıdır.



inhibitörler/uyarıcılar:



aşağıdaki gıda bileşenleri krom emilimini arttırmaktadır:



c vitamini hayvanlara kromun c vitamini ile aynı anda verilmesiyle birlikte emilimi artmıştır.



aşağıdaki gıda bileşenleri krom emilimini engellemektedir:



karbonhidratlar basit şekerlerce zengin rejimler (sükroz), kompleks karbonhidratlarca zengin diyetlere (bütün tahıl) göre daha fazla idrar yoluyla krom atılımının artmasına sebep olurlar.



demir krom demirin transfer proteini olan transfferinin bağlayıcılarından bir tanesidir. fakat çoğu çalışma sonuçsuz kalmıştır. kalıtsal hemochromatosis'den ötürü aşırı demir birikmesi, kromun taşınımına müdahale eder.



vücuttaki görevleri



kromun biyoaktif formu, ensülinin tesirini artırarak glikoz metabolizmasında yer almaktadır. kromun ensülin reseptörleriyle etkileşimi sayesinde, ensülin hücrelere glikoz ile enerji sağlayarak kandaki glikoz miktarının artması engellenir. kromun glikoz metabolizmasındaki etkisine ek olarak, ensülin yağ ve proteinlerin metabolizmasında yer almaktadır.



eksikliği



krom eksikliği, uzun dönemden beri serumla beslenen ve serumlarına krom katılmamış üç hastada gözlendi. bu hastalarda ensülin gereksinimi artmıştır ve anormal glikoz kullanımı gözlenmiştir. ek olarak, iyi beslenmemiş bebeklerde bozulan glikoz toleransına, ağız yolundan alınan krom klorür cevap vermiştir.



birçok çalışmalar, erkek koşucularda tertipli egzersizlerden dolayı, idrar yolu ile krom kaybının olduğunu göstermiştir. dolayısıyla tüm tertipli egzersiz yapan kişilerin almaları gereken krom miktarı artmaktadır. yine son yapılan çalışmalarda, yaşlı erkeklerde ağırlık kaldırma gibi egzersizlerden dolayı idrar yoluyla krom kaybı olduğu ortaya çıkmıştır. bununla beraber direnç egzersizleri çok az yada hiç krom kaybına neden olarak, krom emilimini artırmıştır.



günümüzde yapılan çalışmalarda yetersiz alınan kromun duyarlılığı kısıtladığı göstermiştir. kromun besleyici değeri hala araştırılmaktadır.



toksisite



altı değerli krom veya krom (vı) karsinojen olarak bilinir. tozlu ortamlarda kroma maruz kalma neticesi akciğer kanseri vakalarının ve deride iltihaplanma olaylarının gerçekleşmesine sebep olur. bundan başka üç değerli kromun veya krom (ııı)'ün insanlara toksik etki yaptığı hakkında birkaç kanıt vardır. gıdalardan alınan fazla kromun sağlığa ters bir tesirinin olmadığı da bilinmektedir.



çoğu uzun ömürlü krom (ııı) desteği kullanımının dna'nın hasar görmesine neden olabilmektedir. günümüzde krom (ııı)'ün canlı organizmalarda dna hasarına sebep olduğunu belirten bir kanıt bulunmamaktadır.



düzenleme



kan dolaşımıyla krom vücudun tüm bölümlerine dağılır. daha sonra krom böbreklerden geçerek idrar ile birkaç gün içinde tasfiye edilir. çoğu insan günde az oranda krom alabilir. vücutta ağızdan alınan kromun büyük bölümü birkaç gün içinde dışkı ile vücuttan dışarıya atılır ve hiçbir vakit kana girmez. %0. 4 2. 1 kadar olan çok az bir kısmı bağırsak zarından geçerek kan dolaşımına girer. gıdalarda bulunmakta olan krom (ııı) diğer maddelere tutunabilir ve böylece kromun karın ve bağırsaklardan kan dolaşımına geçişi daha kolaylaşır. vücut kromun bu formunu hayati vücut işlevlerini gerçekleştirmek amacıyla kullanır. şayet krom ile deri temasa geçerse, deri zarar görmedikçe çok az miktar krom vücuda geçer.



kaynak:

ursel, a.: natural care vitamins & minerals handbook. dorling kindersley, london, 2001. ısbn 80-89179-01-0

Mineraller, sodyum (na) - klor (cl)

Mineraller, sodyum (na) - klor (cl)

Giriş



tuz (sodyum klorür) yaşam için zorunludur. vücudun sodyum ve klor konsantrasyonu olabildiğince mühimdir ve bir çok mekanizma onları kontrol altında tutabilmek için belirli bir plan içinde çalışır. bilim adamları yaşam için çok az oranda tuzun gerekliliği konusunda birleşseler de sağlıkla ilişkili olarak daha fazla tuzun vücuda girmesi gerekliliği bilim adamları, klinik araştırmacıları ve halk sağlık örgütleri arasında önemli bir tartışma konusudur.



sodyum ve klor kan plazması da dahil olmak üzere hücrelerin dışında bulunmakta olan sıvılarda bulunmakta olan başlıca iyonlardır. böylece bunlar pekçok yaşam destek işleminde kritik rol oynamaktadır.



gıda kaynakları



beslenme rejimimizde yer alan sodyum ve klor'un pekçoğu tuzlardan gelmektedir. az oranda tuzun vücuda girmesi meyve, sebze, ve baklagiller gibi işlenmemiş gıdaların tüketilmesiyle sağlanabilir.



bitki kaynaklı minerallerin miktarı bitkilerin yetiştirildiği yere göre değişiklik gösterebilir, çünkü yetiştikleri toprakların mineral içeriği coğrafi olarak değişiklik arz eder.



sodyum içeren bazı önemli gıdalar :

salam

jambon

ketçap

ekmek

mısır gevreği

çubuk kraker

patates cipsi

çorba

domuz eti

hot dog



tavsiye edilen günlük alım miktarı(rda)



avrupa birliği ve birleşmiş milletler bu konuyla ilgili genelleme yapmamıştır.



vücuttaki görevleri



zar potansiyelinin sağlanması



sodyum ve klor hücre zarları arasındaki konsantrasyon ve yük farklılığının oluşmasında katkıda bulunmakta olan elektrolitlerdir. potasyum hücre içerisinde bulunmakta olan başlıca olumlu yüklü (katyon) bir iyondur, sodyum ise hücrenin dışındaki sıvıda bulunmakta olan bir katyondur. hücre içerisindeki potasyum konsantrasyonu hücrenin dış kısmının 30 kat fazlasıyken hücre içerisindeki sodyum konsantrasyonu dışının 10 kat altındadır. bu hücre içi ve dışındaki sodyum ve potasyum konsantrasyonu farkı zar potansiyeli diye bilinen elektro kimyasal bir farkın oluşmasına sebep olur.



bir hücrenin zar potansiyeli hücre zarından iyon pompalanması ile sağlanır. bilhassa sodyum, potasyum-atpase pompalanır. bu pompalama anında sodyumu hücre dışına çıkartıp yerine potasyumu alabilmek için atp(enerji) kullanılır. vücudun durağan haldeyken harcadığı enerjinin %20 ile %40'ını bu pompalama etkinliği için harcanan enerjinin oluşturduğu tahmin edilmektedir. hücre zar potansiyelinin sıkı kontrolü sinir uyarılarının iletilmesinde, kasların kasılmasında, ve kalbin fonksiyonlarında kritik bir noktadır.



besleyici unsurların emilimi ve taşınması



sodyumun kısa bağırsakta emiliminin klor, amino asitlerin, glikozun ve suyun emiliminde önemli bir rolü vardır. bu besin unsurlarının böbreklerde kanın süzülmesi anında geri emilimlerinde de benzer bir mekanizma söz konusudur. bir çok besin öğesinin sindirimini ve emilimini sağlayan mide öz suyunun önemli bir bileşeni olan klor burada hidroklorik asit (hcl) biçiminde bulunur.



kan hacmi ve kan basıncının sağlanması



sodyum; kan hacmi de dahil olmak üzere hücre dışında bulunmakta olan sıvıların hacminin de ana belirleyicisi olduğu için kan hacmini ve kan basıncını düzenleyen bir çok sistem vücuttaki sodyum içeriğini ayarlayarak çalışır. dolaşım sistemindeki baskı reseptörleri (baroreseptörler) kan basıncında oluşan değişimlere karşı hassaslardır ve sinir sistemine ve endekorin salgı bezlerine böbreklerdeki sodyum emilimini düzenleyecek artırıcı veya azaltıcı sinyaller gönderirler. genellikle sodyumun alı konulması suyun alı konulmasıyla ve sodyum kaybı su kaybıyla sonuçlanır. renin- angiotensis sistem ve anti-diuretic hormon sodyum miktarını düzenleyerek kan basıncını ve kan hacmini etkileyen iki sistemdir.



renin angiotensis-aldosterone sistemi



kan basıncında ve kan hacminde önemli bir azalış(ciddi bir kan kaybı veya su kaybı) gözlendiği durumda böbrekler tarafından kan dolaşımına renin salgılanır. renin karaciğer tarafından üretilmiş büyük proteinleri (angiotensinogen) ufak peptitlere (angiotensin l) parçalayabilen bir enzimdir. angiotensin ı angiotensini değiştire bilen enzimler sayesinde daha ufak peptitler olan angiotensin ıı ye ayrılabilirler. bu değişimi sağlayan enzimler akciğerlerde, karaciğerde,böbreklerde ve kan damarlarının iç duvarlarının yüzeylerinde bulunurlar. angiotensin ıı ufak atardamarların sıkışmasını uyarır ve netice olarak kan basıncının artmasına sebep olur.



angiotensis ıı aynı zamanda adrenal salgı bezleri sayesinde aldosterone sentezini sağlayan etkili bir uyarıcıdır. aldosterone böbreklerde etkili olan, sodyum geri emilimini ve potasyum salgılanmasını arttıran steroid hormondur. böbreklerde sodyumun alıkonulması suyun alıkonulmasına sebep olur ve bu durum kan basıncının ve kan hacminin artması ile sonuçlanır.



anti-diuretic hormon (adh) sistemi



kan basıncında ve kan hacminde gözlenecek önemli bir düşüş posterior pituitary bezler tarafından adh salgılanmasını uyarır. adh hormonu böbreklerden suyun geri emilimini tesirler.



eksikliği



sodyum(ve klor) eksikliği genellikle yetersiz beslenmeden kaynaklanmaz. fakat diureticlerin kullanılması, çok fazla ishal olmak veya kusmak kadar vücuttaki sodyum ve klor oranının azalmasına sebep olur. bu durum kan ph'sının artmasına neden olan metabolik alkalosis ile sonuçlanır.



metabolik alkalosisin semptomları şunlardır: nefes alıp vermeyi tesirler, idrar ph'sını alkali durumdan asidik duruma getirir, çok fazla potasyum salgılanmasına sebep olur. hypokalemic metabolik alkalosis bir çeşit potasyum yetersizliğidir, bununla birlikte kan ve dokularda ph'nın artmasına sebep olur. bu bozukluk kasların işlevlerini tesirler, nefes almayı güçleştirir, yutkunmayı zorlaştırır ve ölüme sebep olabilir.



toksisite



çok fazla sodyum klorür alınması, sodyum seviyesinin normale getirilebilmesi için hücrelerden suyun çekilmesine bu nedenle da hücre dışındaki sıvı miktarının artmasına sebep olur. bununla birlikte su gereksiniminin karşılanması şartıyla fonksiyonel olarak böbrekler daha fazla sodyum atılımını temin eder ve sistemi normale döndürür. çok fazla tuz alınımı baş dönmesi, kusma, ishal ve karın krampları gibi rahatsızlıklara sebep olur. susuzluk mekanizmasının bozulmasının veya su giriş indeki gelişi hoş bir aksaklığın sebep olduğu çok fazla su kaybı plazmada anormal derecede yüksek sodyum konsantrasyonuna (hypernatremia) sebep olur. fazla sıvı kaybının olduğu hypernatremia'nın semptomları; sersemlik veya baygınlık, düşük kan baskısı ve idrar da azalma olarak sayılabilir. ciddi bir hypernatremia; şişkinlik, yüksek tansiyon, hızlı kalp atışı, nefes alıp vermede güçlük, çırpınma, koma ve ölüme sebep olabilir.



hypernatremia nadiren çok fazla tuzun vücuda girmesinden (çok fazla deniz suyunun yutulması veya benzeri) dolayı ortaya çıkabilir. böbrek yetmezliğinin son basamağında idrarla sodyum atılmasında görülen bazı bozukluklar fazla sıvının vücutta kalmasına bu nedenle şişkinliğe ve şayet tuz ve su alınımı sınırlanmazsa bazı kalp rahatsızlıklarına sebep olabilir.



düzenleme



vücudun sodyum ve su içeriği iyi bir koordinasyona sahiptir. vücut osmolality si vücuttaki su miktarının düzenlenmesi ile kontrol edilir, bu düzen susama ve böbreklerle su atılması ile sağlanır. o smolality düzenlenmesi vücut hacmini idare altına alır. bundan dolayı şayet gelişi hoş bir nedenden dolayı vücutta çok fazla oranda sodyum varsa osmolality vücuttaki su miktarının artmasına neden olacak böylece osmolality normale dönecek. fakat bunun yan tesiri vücut hacminin artması olacaktır. bununla birlikte vücut hacminde görülecek orta derecedeki bir değişiklik osmolality değişiminin genellikle beyin hücrelerinde olmak üzere hücrelerin fonksiyonlarına vereceği zarardan daha toleranslı olacaktır.



vücut hacmi vücuttaki sodyum miktarının değiştirilmesiyle düzenlenir. bu vücut hacminin değişmesiyle doğru osmolality nin sağlanmasında vücuttaki su miktarının tekrar ayarlanması, osmolality düzenleyici mekanizmanın ortaya çıkmasına neden olacaktır. sodyumun alınması vücut hacminin artmasına kaybı ise vücut hacminin azalmasına sebep olur. vücuttaki sodyum miktarında en fazla böbreklerden sodyumun atılması etkilidir,bundan dolayı böbreklerle sodyum atılımı vücut hacminin belirlenmesinde ana faktördür.



kaynak:

ursel, a.: natural care vitamins & minerals handbook. dorling kindersley, london, 2001. ısbn 80-89179-01-0

Mineraller, kalsiyum (ca)

Mineraller, kalsiyum (ca)

Giriş



kalsiyum vücutta en fazla bulunmakta olan mineraldir. vücutta kalsiyumun yaklaşık %99'u kemik ve dişlerde bulunurken geri kalan %1'lik kısmı da kan ve yumuşak dokularda bulunmaktadır. normal fizyolojik işlevlerin gerçekleşmesi için kandaki kalsiyum seviyesinin dar bir konsantrasyon aralığında olması gerekir. yeterli kalsiyum alımı kemik sağlığı ve kırılma riski veya osteoporoz (kemik erimesi) açısından mühimdir. kalsiyum alımı yetersizliğinde kandaki kalsiyum seviyesini korumak için kemiklerden kana kalsiyum geçişi olur. dolayısıyla kalsiyumun fizyolojik işlevleri, yaşamın sürdürülmesi açısından son derece mühimdir. dolayısıyla sağlıklı bir iskelet sistemi için yeterli kalsiyum alımı kritik bir faktördür.



gıda kaynakları



bitkilerin yetiştiği topraklardaki mineral oranları coğrafi olarak değişkenlik gösterdiği için bitkilerdeki bakır miktarı da değişebilir.



süt ve süt ürünleri kalsiyum için zengin bir kaynak olmasının yanısıra emilebilen kalsiyum için de iyi bir kaynaktır, bununla beraber bazı sebze ve tahıllar da kalsiyum içermektedir. fakat sebze ve tahıllardaki kalsiyumun biyoyararlılığının göz önüne alınması gerekir. lahana familyasına ilişkin kalsiyumca zengin bitkilerin (brokoli, lahana, hardal, şalgam) içerdiği kalsiyumun biyoyararlılığı sütteki kalsiyumun biyoyaralılığına yakın olmasına karşın, bazı gıdaların yapısında kalsiyum emilimini azaltan bazı bileşenler bulunmaktadır.



kalsiyumun bazı önemli gıda kaynakları :

edam peyniri

çedar peyniri

susam tohumu

sardalye

tofu

kurutulmuş incir

meyveli yoğurt

süt

muesli

yeşil fasulye



tavsiye edilen günlük alım miktarı(rda)



avrupa birliği öneri edilen günlük alım miktarını 800 mg/gün olarak belirlemiştir.



genelde kalsiyum alımı kişinin yaşına göre değişmektedir. kemik gelişimi açısından çocukların yetişkinlere göre daha çok kalsiyum alması gerekir. gebe bayanlarında bebek gelişimi ve aynı zamanda kemiklerindeki ve dişlerindeki kalsiyum seviyesini korumak amacıyla yüksek kalsiyum alması gerekir.



günlük kalsiyum alımı 1500 mg/gün değerini geçmemelidir. çünkü 2500 mg/gün değerinde toksisite (zehirlenme) semptomları ortaya çıkabilmektedir.



inhibitörler/uyarıcılar:

aşağıdaki gıda bileşenleri kalsiyum emilimini arttırmaktadır.



d vitamini optimum kalsiyum emilimi için d vitamini gerekir.



aşağıdaki gıda bileşenleri kalsiyum emilimini engellemektedir.



oksalik asit oksalat olarak da bilinir. kalsiyum emilimini engelleyen en güçlü inhibitör maddedir ve yüksek konsantrasyonlarda ıspanakta, raventte; düşük konsantrasyonlarda da tatlı patates ve kuru fasulyede bulunmaktadır.



fitik asit kalsiyum emilimini azaltan fakat oksalik asite göre daha az güçlü bir inhibitördür. mayanın fitaz (fermantasyon anında fitik asidi granüllerine parçalayan bir enzim) enzimi, ekmek ve diğer fermente gıdalarda fitik asit içeriğini azaltır. yalnızca buğday kepeği ve kuru fasulye gibi konsantre fitat kaynakları "ca" absorpsiyonunu azaltır.



sodyum yüksek miktarda sodyum alımı kalsiyumun üre ile kaybıyla sonuçlanmaktadır, bunun nedeni sodyum ve kalsiyumun böbreklerde tekrardan emilimindeki rekabet veya paratiroid hormonu (pth) salgısına sodyumun etkisinden kaynaklanmaktadır. bireyler arasında kalsiyumun tutulması, idrar kaybı sonucunda yaklaşık yüzde ellilik bir değişim göstermiştir. sodyumun kemik erimesinde büyük bir potansiyel tesiri vardır.



protein diyetteki protein alımının artması halinde, idrar yoluyla kalsiyum atılımı çoğalır. bununla birlikte, yetersiz protein alımı da osteoporotik kırılmaların iyileşmesini yavaşlatmaktadır. albumin serumu değerleri (proteinin besleyici değerinin göstergesi) kalça çatlaması riskiyle de ters orantılı olarak bağlantılıdır.



fosfor fosfor, genel olarak proteince zengin gıdalarda bulunmaktadır. bundan başka idrar yoluyla kalsiyum atılmasını azaltmasıyla da bağlantılıdır. bununla beraber, fosforca zengin gıdalar sindirim salgılarındaki kalsiyum miktarını artırdıklarından dolayı, kalsiyumun dışkı ile kaybına neden olmaktadırlar. böylece, fosfor artırılmış protein alımı sebebiyle kaybedilen net kalsiyumu dengelememektedir.



kafein yüksek orandaki kafein kısa bir müddet için idrardaki kalsiyum miktarının artmasına yol açmaktadır.



vücuttaki görevleri



kemik yapısı



kalsiyum kemik ve dişlerin başlıca yapıtaşıdır. kemiklerin mineral bileşenleri başlıca hidroksiapatit [ca10(po4)6(oh)2] kristallerin meydana gelir ve bu kristaller bolca kalsiyum ve fosfat içerir. kemik, yaşam boyu devamlı olarak değişime uğrayan dinamik bir dokudur. kemiğin oluşmasını başlatan kemik hücreleri "osteoklast" olarak isimlendirilmektedir. kemik üreten hücrelere "osteoblast" denir ve bunlar yeni kemik üreterek eskileriyle değiştirirler. normal gelişme sırasında üretilen kemik tekrar absorplanan kemik miktarını geçer. şayet tekrar absorplanma yeni oluşumdan fazla olursa osteoporoz gerçekleşebilir.



kas fonksiyonları



kalsiyum vücuttaki kan damarlarının kasılıp gevşemelerine, sinir uyarılarının taşınımına, kas hareketlerin gerçekleşmesi ve ensülin gibi bazı hormonların salgılanmasına yardımcı olmaktadır. iskelet kasları ve sinir hücreleri gibi uyarılabilir hücreler, membranları içinde kalsiyum kanalları içermektedir ve bu sayede kalsiyum konsantrasyonunun hızlı değişimi sağlanmaktadır. örneğin bir kas lifi kendisini hareket ettirecek bir uyarı aldığında, hücre membranları içindeki kalsiyum kanalları açılarak kas hücrelerine biraz kalsiyum iyonları geçmesi sağlanır. bu kalsiyum iyonları hücre içerisindeki proteinlere bağlanarak hücre dışına çıkarlar. kalsiyumun özel bir proteine bağlanması işlemi troponin-c olarak adlandırılır ve bu olay kas hareketlerinin başlamasını sağlamaktadır. kalsiyumun bu şekilde değişik bir proteine bağlanması ile kas hareketi için lazım enerji sağlanmış olur.



pıhtılaşma faktörü



kalsiyum kanamaların durdurulmasında son derece önemli bir rol oynamaktadır. pıhtı oluşumunu sağlayarak kanamayı durduran bir pıhtılaşma faktörüdür. bu olayda kalsiyum iyonları (ca2+) kofaktör olarak rol almaktadır. kalsiyum iyonları diğer pıhtılaşma faktörlerine bağlanıp, bunların harekete geçmesini sağlayarak, pıhtı oluşturup kanamayı durdururlar.



eksikliği



kandaki kalsiyum seviyesinin düşük olması genellikle paratiroid hormonunun fonksiyonunun bozuk olmasının göstergesidir ve nadir olarak diyetteki kalsiyumun düşük olmasından dolayı kandaki kalsiyum seviyesini korumak amacıyla iskeletten kalsiyum tedarik edilir. kandaki kalsiyumun düşük olmasının diğer nedenleri: kronik böbrek rahatsızlıkları, d vitamini eksikliği ve ciddi alkol alımıyla kandaki magnezyum seviyesinin düşük olmasıdır. kronik olarak kalsiyum alımının düşük olması bireylerin gelişmesinde kemik oluşumunun optimum biçimde olmasını engelleyebilir. yetersiz kalsiyum alımı kemik zedelenmelerinin artmasına ve en sonunda osteoporoz oluşmasına neden olmaktadır.



toksisite



kalsiyum eksik alınması ile sağlığın negatif etkilenmesinin yanı sıra kalsiyumun fazla alınması ile de sağlık negatif etkilenebilir. yüksek kalsiyum alımı hipercalcemia denilen yani kandaki kalsiyum değerinin yüksek olması, böbrek işlevlerinin bozulmasına ve diğer minerallerin emiliminin engellenmesine neden olmaktadır. hipercalcemia aşırı d vitamini alımıyla da oluşmaktadır. bunun için 50,000 ıu ve daha yukarı değerlerde d vitamini alınmamalıdır, fakat hipercalcemia'nın beslenmeyle oluşumu çok nadir olarak görülür. bilhassa ilerlemiş basamaklarında hipercalcemia vakaları kanserle sonuçlanmaktadır.



kalsiyumun fazla alımıyla ilgili diğer bir husus da kalsiyumun demir, çinko, magnezyum ve fosfor gibi diğer minerallerin emilimine etki etmesidir.



düzenleme



kalsiyumun hücre sıvısındaki ve kandaki oranları normal fizyolojik işlevlerin gerçekleşmesi için mühimdir. kandaki kalsiyum miktarı düştüğünde, paratiroid bezindeki kalsiyuma duyarlı proteinler sinyal gönderir ve paratiroid hormonu (pth) salgılanır. böylece "osteoclast" ların aktiviteye geçmesi vasıtasıyla kemiklerdeki kalsiyum serbest bırakılır ve böbreklerdeki kalsiyumun geri emilimi artırılarak idrar yolu ile kalsiyumun atılması engellenmiş olur. kandaki kalsiyum miktarı normal değerlere ulaştığında paratiroid hormonu pth salgılamayı durdurur ve böbrekler fazla kalsiyumu idrar yoluyla atar.



kaynak:

ursel, a.: natural care vitamins & minerals handbook. dorling kindersley, london, 2001. ısbn 80-89179-01-0

Mineraller, iyot (i)

Mineraller, iyot (ı)

Giriş



iyot, tiroit hormonunun salgılanması için lazım ametal bir elementtir. dünyada iyot eksikliği çok önemli bir sağlık problemidir. iyodun pekçok kısmı denizlerde bulunmaktadır. genelde eski toprak yüzeylerde iyodun büyük bir kısmı erozyonla dışarıya süzülür. himalayalar, andes, alp dağları gibi dağlık bölgelerde ve ganges gibi taşan nehir vadilerinde iyot eksikliği en fazla görülen bölgelerdir.



gıda kaynakları

birçok gıdada iyot içeriği miktarı, gıdanın yetiştiği bölgedeki toprağın mineral içeriğine göre değişir. deniz ürünleri iyot bakımından olabildiğince zengindir çünkü deniz hayvanları iyodu deniz suyundan konsantre edebilmektedir. bazı deniz otları (wakame gibi) iyot bakımından olabildiğince zengindir.



işlenmiş gıdalar, eklenen iyotlu tuz miktarına veya kalsiyum iyodat ve potasyum iyodat gibi gıda katkı maddelerinin eklenmesine bağlı olarak yüksek oranlarda iyot içerebilirler. ingiltere ve kuzey avrupa'da sütlerdeki iyot miktarının yaz aylarında ineklerin çayırlarda otlamasına izin verildiği vakit düştüğü gözlenmiştir.



iyodun bazı önemli gıda kaynakları:

uskumru

karides

midye

istiridye

morina balığı

deniz yosunu

süt

patates

som balığı

yumurta



tavsiye edilen günlük alım miktarı(rda)



avrupa birliği öneri edilen günlük alım miktarını 130 µ g/gün olarak belirlemiştir.



inhibitörler/uyarıcılar:



aşağıdaki gıda bileşenleri iyot emilimini arttırmaktadır:



selenyum selenyum eksikliği, iyot eksikliği tesirlerinin artmasına neden olmaktadır. iyot, tiroit hormonunun bireşimi için lazımdır, fakat selenyuma bağlı enzimler (iodothranin deiodinases) tirokzinin (t4) biyolojik olarak etkin tiroit hormonuna triodotironin (t3) dönüşümü için lazımdır.



a vitamini ve demir a vitamini ve demir eksikliklerinde de iyot eksikliği tesirlerinin arttığı bilinmektedir.



vücuttaki görevleri



iyot tiroit hormonu, triodotironin (t3) ve tiroksin (t4) için son derece lazım bir bileşendir ve normal tiroit işlevi için dolayısıyla lazımdır. vücudun tiroit hormonu ihtiyacını karşılamak için, tiroit bezi kandan iyot alarak ve bu iyodu tiroit hormonuna çevirerek gerektiğinde kullanmak üzere depolar. karaciğer ve beyin gibi hedef dokularda, fiziksel olarak etkin tiroit hormonu (t3) hücre çekirdeğindeki tiroit reseptörlerine bağlanarak kalıtımı düzenler. dolaşımda en fazla bulunmakta olan tiroit hormonu (t4) hedef dokularda deiyodinaz enzimi ile t3'e dönüştürülür. bu anlamda, tiroit hormonu büyüme, gelişme, metabolizma ve yenileme işlevleri gibi bazı fiziksel olayları da düzenler.



eksikliği



iyot, beyin hastalıklarının engellemesi için gerektiği kabul edilmiş bir metaldir. dünya sağlık örgütüne (who) göre iyot eksikliği bozukluğu (ıdd) dünyada 740 milyon insanı etkilemiştir ve yaklaşık 50 milyon kişi beyin hastalıklarına maruz kalmıştır. 1900'lü yıllardan başlayarak iyot eksikliğini gidermek amacıyla iyot eksikliği görülen ülkelerde iyotlu tuz ve iyotlu bitkisel yağlar kullanılmaya başlanmıştır.



tiroit büyümesi (guatr), iyot eksikliğinin en fazla görülen vakasıdır. tsh tarafından uyarılması ile tiroit büyümesi gözlenir. hafif iyot eksikliğinde, bu adaptasyon yeterli tiroit hormonu sağlayabilir. fakat ciddi iyot eksiklikleri hipotiroidizm ile sonuçlanmaktadır. yeterli iyot alımı guatrı azaltacaktır fakat hipotirodizmin geri dönüşümü bireyin gelişimine bağlıdır.



iyot eksikliği gelişimin her bir evresinde ters etkilere neden olmaktadır. fakat en fazla hasarı beyinin gelişmesinde vermektedir. buna ek olarak tiroit hormonu, doğumdan önce ve doğumdan sonra etkin olan merkezi sinir sistemini gelişiminde son derece mühimdir.



toksisite



akut iyot zehirlenmeleri nadirdir ve genelde çok fazla dozlarda alınmasında gözlenir. akut iyot zehirlenmesinin belirtileri; ağızda, boğazda ve karında yanmalar, ateş mide bulantısı, kusma ishal, zayıf nabız ve komadır.



diyetteki doğal gıdalarla 2,000 µg/gün değerinden daha fazla iyot alımı kolay değildir ve çoğu rejim 1,000 µg/gün değerinden daha az iyot temin eder. japonya'nın kuzey kıyılarında yaşayan ve bol oranda deniz ürünleri ile beslenen insanların günde 50,000 ile 80,000 µg (50-80 mg) iyot tükettikleri fakat gelişi hoş bir hissedilir etkisinin olmadığı gözlenmiştir.



düzenleme



tiroidin tertipli çalışması beyin ve tükürük bezlerini de içeren kompleks bir işlemdir. hipotalamus tarafından trh (tirotropin salgılayan hormon) salgısına cevaben, tükürük bezleri tsh (tiroit uyarıcı hormon) salgılar, tiroit hormonu sentezlenir ve t3, t4 tiroit bezi tarafından serbest bırakılır. yeterli t4 varlığı tükürük bezlerinin trh'a duyarlılığını azaltır ve böylece tsh salgısı durur. t4 miktarının düşmesi ile tükürük bezleri tsh salgısını artırır ve bu olay iyodun bağlanması ile sonuçlanır. bunun yanı sıra t3 vet4 üretim ve salgısının artmasına sebep olur. iyot eksikliği t4'ün yetersiz üretimi neticesi gelişir. kandaki t4 seviyesinin düşmesine cevaben tükürük bezleri tsh salgısını arttırır. netice olarak aşırı yüksek tsh miktarı tiroit bezin büyümesine yani guatr'a sebep olur.



kaynak:

ursel, a.: natural care vitamins & minerals handbook. dorling kindersley, london, 2001. ısbn 80-89179-01-0

Mineraller, fosfor (p)

Mineraller, fosfor (p)

Giriş



fosfor, vücuttaki her hücrenin işlevleri için alınması lazım bir mineraldir. fosfor vücutta esas olarak fosfat (po4)3- olarak bulunur. vücutta bulunmakta olan fosforun yaklaşık %85'ine kemikler sahiptir.



gıda kaynakları



fosfor gıdaların çoğunda bulunur, çünkü her canlı organizmada bulunması zorunlu bir mineraldir. günlük ürünler, et, ve balık fosfor bakımından zengin gıdalardır. fosfor çoğu polifosfat katkı maddelerinin içeriğinde bulunur ve bundan başka içeceklerde fosforik asit olarak görülür.



fosfor bütün bitki tohumlarının hepsinde (fasulye, bezelye tahıllar ve fındık gibi) fitik asit ya da fitat olarak bilinen fosfat formunda depolanır. fitattan gelen fosforun yalnızca %50'sini insanlar kullanabilir, çünkü insanda fosforu fitattan çıkaran fitaz enzimi bulunmamaktadır. mayalarda fitaz bulunur, bu sebeple ekşitilmiş (mayalanmış) ekmeklerdeki fosfor miktarı, kahvaltılık kullanılan dilimli ekmeklerden daha fazladır. bitkilerdeki fosfor miktarı bir yerden diğerine farklılık gösterir çünkü arazinin mineral içeriği coğrafik olarak farklılık gösterir.



fosfor içeren bazı önemli gıdalar:

karides

et

peynir

yengeç

midye

somon

karaciğer

süt

fasulye

fındık



tavsiye edilen günlük alım miktarı(rda)



avrupa birliği tavsiye edilen günlük alım miktarını 800 mg/gün olarak ayarlamıştır.



inhibitörler/uyarıcılar:



aşağıdaki gıda bileşenlerinin fosfor emilimi üstünde uyarıcı tesiri olduğu görülmüştür:



kalsiyum ve vitamin d günlük alınan fosfor hali hazırda bağırsaklarda emilir, fazlası ise böbreklerden atılır. kandaki kalsiyum ve fosfor seviyelerinin ayarlanması, paratiroid hormonu (pth) ve d vitamininin işleyişiyle alakalıdır. kandaki kalsiyum seviyesindeki ufak bir azalma (eğer kalsiyum yeterince alınmamışsa vb.) paratiroid bezleri tarafından hissedilir ve netice olarak bezlerin pth salgılamasında artış görülür. pth, böbreklerde vitamin d'nin etkin formuna (1,25-dihydroxycholecalciferol, calcitriol) dönüşümünü hızlandırır. artan calcitriol düzeyi bağırsaklardaki fosfor ve kalsiyum emilimini de artırır.



pth ve vitamin d kemik gelişimini tesirler, kemik minerallerinin (kalsiyum ve fosfat) kana verilmesini temin ederler. pth uyarımı kalsiyumun üreyle birlikte atılmasını azaltırken fosforun üreyle birlikte atılımını arttırır. fosforun üreyle birlikte atılmasının artması, kandaki düşük kalsiyum seviyesinin normale dönmesi yönünden avantajlıdır, çünkü kandaki yüksek fosfat düzeyi böbreklerdeki vitamin d' nin etkin formuna dönüşümünü önler.



aşağıdaki gıda bileşenlerinin fosfor emilimini engellediği görülmüştür:



früktoz bazı çalışmalar gösteriyor ki, yüksek früktoz içeren bir rejim (toplam kalorinin %20'si), fosforun üreyle birlikte atılımını çok fazla arttırmış ve kandaki fosfor dengesini negatif yönde etkilemiştir.

7

vücuttaki görevleri



yapısal

fosfor kemik ve dişlerin esas yapısal bileşenlerindendir, ve hydroxyapatite adı verilen bir kalsiyum fosfat tuzu formunda yapıya katılırlar.



enerji ihtiyaçları

tüm enerji üretimi ve depolanması adenozin trifosfat (atp) ve kreatin fosfat gibi fosforilasyonlu bileşiklere bağlıdır. bir adenozin difosfat (adp) molekülüne bir fosfat grubu bağlandığında molekül, adenozin trifosfat (atp) durumuna gelir, ve yüksek enerjili bir bağ ortaya çıkar. bu bağ kırıldığında yüksek bir enerji ortaya çıkar ve molekül tekrardan adp formuna dönüşür. atp "enerji" molekülü, glikoliz ve diğer proseslerle gıdaların kimyasal enerjisini kullanarak oluşturulur. atp, bilhassa kas çalışması, etkin taşıma, ve dna oluşumu gibi çoğu metabolik ve enzimatik etkinlik için kullanılan öncelikli bir enerji kaynağıdır,



dna

fosfat rna ve dna için önemli bir bileşendir. nükleik asitler (dna ve rna) genetik bilginin saklanmasından ve nesilden nesile taşınmasından sorumludurlar. bundan başka fosfat içeren uzun moleküler zincirinden oluşurlar. fosfat bu zincirdeki bazları birbirine bağlamakla görevlidir.



hücre duvarı

atp'den gelen fosfat, kolin ile reaksiyona girerek fosfolipid sentezini başlatır. fosfolipidler (phosphatidylcholine gibi), hücre zarının esas yapı bileşenleridirler. fosfolipidler hücresel geçirgenliliği düzenlemekle görevlidirler ve sinir hücrelerinin dış zarında bulunurlar. bundan başka fosfolipidler, trigliserid ve kolesterol gibi çözünmeyen bileşikleri çözünür hale getirmede yardımcıdırlar.



hormon ve enzim düzenlemeleri

bazı enzim, hormon ve hücre uyarıcı moleküllerin aktivasyonu fosforilasyona bağlıdır. bundan başka fosfor vücudun en önemli tamponlarından biri olarak, normal asit-baz (ph) dengesini korumakla görevlidir. fosfor içeren bir molekül olan 2,3-difsfogliserat (2,3-dpg) kırmızı kan hücrelerindeki hemoglobine bağlanır ve dokulara oksijen taşınmasın tesirler.



sodyum/potasyum pompası

atp den kopan bir fosfat neticesi ortaya çıkan enerji, sodyum/potasyum pompasının düzgün çalışması için lazımdır, bu pompa üç adet sodyum iyonuyla iki adet potasyum iyonunun biyolojik bir zardan değimini gerçekleştirir. bu nedenle vücutta bulunmakta olan sodyum ve potasyum miktarını, onları saklayarak veya atılımını sağlayarak, dengede tutar.



kan pıhtılaşması

iki fosfat molekülü içeren adenozin difosfat kan paletlerinin bir bileşenidir ve palet granüllerinden salgılanarak kan pıhtılaşması için lazım olan palet çökelmesini uyarır.



eksikliği



yeterince alınmayan fosfor, anormal derecede düşük serum fosfor seviyelerine yol açar (hipofosfatemiya). fosfor çoğu gıdada bulunduğundan eksikliğinin görülmesi için ileri açlık derecesine gelinmiş olması gerek.



fosfor eksikliği, aynen vitamin d' den yararlanamayan raşitizm hastalarında da olduğu gibi, böbreklerdeki fosfor emilimi ve atılımının düzensizliği ile sonuçlanır.



toksisite



kandaki fosfatın anormal seviyedeki yükselişinin (hiperfosfatemiya) en önemli negatif tesiri çoğu zaman böbrek gibi iskelet dışı dokularda kalsifikasyon (kalsiyum bağlama) olarak görülür. böyle bir kalsiyum fosfat birikimi doku hasarına yol açar (özellikle böbrek hasarlarına). böbrekler fazla fosfatı elimine etmekte çok etkili olduklarından günlük diyetten dolayı meydana gelen hiperfosfatemiya temel olarak böbrek yetmezliği veya hipoparatiroidism rahatsızlığı olan insanlarda problem olarak görülür. böbrek çalışması normalin %20si olduğu vakit, normal günlük alınan fosfor miktarı bile hiperfosfatemiya'ya yol açar. bundan başka hiperfosfatemiya ağızdan alınan fosforun fosfat tuzu biçiminde bağırsaklardan fazla oranda emilmesinden de ortaya çıkabilir.



düzenleme



üre ile birlikte atılması vücuttaki fosfor düzeyi dengesini düzenlemeyi temin eder.



kaynak:

ursel, a.: natural care vitamins & minerals hvebook. dorling kindersley, london, 2001. ısbn 80-89179-01-0

Mineraller, flor (f)

Mineraller, flor (f)

Giriş



flor doğal olarak yeryüzü tabakasında, sudan ve gıdalardan olumsuz yüklü florür iyonundan oluşmaktadır. florür (f-) vücuda az oranlarda gerektiğinden bir iz elementtir (yetişkinlerde yaklaşık 2. 6 gram gerekli), ve diş sağlığı için günlük ihtiyacı de yalnızca birkaç miligramdır. vücutta bulunmakta olan toplam florürün yaklaşık %95'i kemik ve dişlerde bulunmaktadır. florürün diş çürüklerini engellemesine karşın vücudun büyüme ve hayatın sürdürülmesinde bir rolü olmadığı için vücut için lazım bir mineral değildir. bununla beraber diş çürükleri gibi kronik hastalıkların engellenmesinde önemli bir rolü olduğundan vücut için önemli bir iz element olduğu göz önüne alınmalıdır.



gıda kaynakları



çoğu gıdaların florür içerikleri çok düşüktür (0. 05 mg/100g'dan az) ve gıdaların yetiştiği toprakların mineral içeriklerine göre de değişkenlik gösterir. zengin kaynakları çay (yapraklarında daha konsantredir), balık (kemikleriyle tüketildiğinde) gibi kaynaklardır. mekanik ayırma işlemi ile hazırlanmış gıdalar, örneğin tavuk, konserve et, hot dog, ve bebek gıdaları ile vücuda florür girmektedir. günlük alınan florürün 0. 3-0. 6 mg kadarı gıdalardan alınmaktadır. bir yetişkin erkek florürce zengin bir su ile günlük 1-3 mg florür almaktadır. günlük alım 1 miligramdan az alan bölgeler florürsüz bölgelerdir.



florun bazı önemli gıda kaynakları:

çay

tavuk

sardalye

som balığı

morina balığı

mısırlı et

karides

uskumru

deniz yosunu

sosis



tavsiye edilen günlük alım miktarı(rda)



avrupa birliği gelişi hoş bir günlük alım miktarı belirlememiştir. fakat amerika bitişik devletlerindeki "food and nutrition board" yeterli alım olarak 4 mg/gün değerinde biraz belirlemiştir ve bu değer çocuklarda daha düşüktür.



inhibitörler/uyarıcılar:



aşağıdaki gıda bileşenleri flor emilimini arttırmaktadır:



klor (tuz) klorca fakir diyetle beslenenlerde florürün idrar yolu ile atılması engellenerek, florürün vücutta daha fazla kalması sağlanmış olur.



aşağıdaki gıda bileşenleri flor emilimini engellemektedir:



kalsiyum kalsiyumla florür aynı öğün içinde tüketildiğinde iki mineral çözünmeyen bir kompleks oluşturur ve böylece florürün emilimi azalır. fakat florür monoflorofosfat formunda ise kalsiyum florür emilimini etkilemez.



magnezyum yine aynı biçimde magnezyumla florür çözünmeyen bir kompleks oluşturarak florürün emilimini önler.



vücuttaki görevleri



florür mide ve ince bağırsaklarda absorplanır. kan dolaşımındaki florür kemik ve dişler gibi dokulara çabucak girer. normal oranda alınan florür yumuşak dokularda birikmez. kemiklerde en fazla bulunmakta olan madde kalsiyum ve fosfattan oluşmuş hidroksiapatit kristalleridir. florür, hidroksiapatit kristallerinde bulunmakta olan büyük hidroksil iyonları ile yer değiştirerek floroapatit oluşturur, yada hidroksiapatit kristallerinden içeriye girerek kristal yoğunluğunu artırır. bu durum florürün kimyasal etkinliğinin yüksek olması ve florürün ufak bir molekül olmasından dolayı gerçekleşmektedir. floroapatit dişe parlaklık kazandırır ve kemiklerdeki mineralleri dengede tutar.



eksikliği



florür eksikliğinde diş çürümesi riskinin artması en yaygın bilinen belirtidir. florür içeren diş macunları bilinmeden önce, yapılan çalışmalarda flor oranı yüksek sulara sahip ülkelerde diş çürükleri vakası %40 iken flor oranı düşük sulara sahip ülkelerde diş çürükleri vakası %60'a çıkmaktadır.



toksisite



florür çok oranda tüketildiği durumda toksiktir. dolayısıyla florürce konsantre ürünlerin kullanımı ve depolanması sırasında başta çocuklar ve bazı duyarlı kişilerin akut zehirlenme ihtimalinin dikkatli bir biçimde göz önüne alınması gerekmektedir. yaşamı tehdit eden semptomların oluşmasını tetikleyen minimum doz vücut ağırlığının 5 mg/kg kadardır. bulantı, karın ağrısı ve kusma gibi belirtiler akut florür zehirlenmesinde oluşur. ishal, aşırı salgı, gözlerin sulanması, terleme ve genel yorgunluk gibi belirtiler de gözlenir.



dental floriz



dental florizin en hafif formu yalnızca eğitilmiş gözlemciler tarafından tespit edilebilir ve diş minesi üstündeki ufak ışık geçirmeyen beyaz benek ve lekelerden karakterize edilmiştir. orta derecedeki dental floriz diş üstündeki benekler ve hafif boyalanmadan karakterize edilmiştir ve ağır dental floriz belirli boyalanmaya ve çukurlaşmaya sebep olmuştur. dental floriz orta derece ile ağır formu arasında ön ve köpek dişlerini etkilediğinden kozmetik bir olaya dönüşür.



dental florizin nedeni, ilk hareketsiz dişin (genelde 8 yaşından önce) çıkmasından önce fazla oranda florür alınmasıdır. aynı zamanda dozla da bağımlıdır, yüksek florür alımları dişlerde daha belirgin etkilere neden olur. hassas yaştaki çocuklarda öneri edilen alımın 2-3 katına çıkmasıyla hafiften orta dereceye kadar olan dental floriz olma riski meydana gelir, buna rağmen ağır dental floriz oluşma riski öneri edilen florür miktarının 5 katına çıkmasıyla meydana gelir. elli yaş üstünde hafiften orta derceye kadar olan dental floriz oluşma sıklığı çoğalır, bunun nedeni genelde diş macunuyla alınan yüksek dozdaki florürdür. bununla beraber uygunsuz florür desteği kullanımları da katkıda bulunur.



düzenleme



genellikle gıda ve içeceklerle alınan florürün büyük bir kısmı sindirim sisteminden kana çabuk geçer. bununla beraber, kan dolaşımına giren florürün miktarı pekçok faktöre göre değişkenlik gösterir. bu etkenler vücuda alınan florürün miktarı, alınan florürün suda ne kadar iyi çözündüğüdür. yaş ve sağlık durumu gibi etkenler ise florürün vücutta nasıl kullanılacağını etkileyen faktörlerdir. vücuda giren florürün yarısı vücudu idrar yolu ile hızlıca terk eder, genelde bu müddet, çok oranda florür tüketilmedikçe (20 mg ve daha fazla, buda 20 litre veya daha fazla florürlenmiş suya denk gelir) 24 saat içindedir. geriye kalan çoğu florür iyonları vücutta kemiklerde ve dişlerde depolanır.



kaynak:

ısbn 80-89179-01-0

Mineraller, demir (fe)

Mineraller, demir (fe)

Giriş



demir yeryüzünde en fazla bulunmakta olan metallerden biridir ve çoğu yaşam formu ve normal insan fizyolojisi için elzemdir. demir iyi sağlığın sürdürülebilmesinde görev alan protein ve enzimlerin tamamlayıcı bir parçasıdır. insanlarda demir, oksijen taşınmasında yer alan proteinlerin zorunlu bir bileşenidir. aynı zamanda, hücre gelişiminin ve çeşitlenmesinin düzenlenmesinde zorunludur. demirin yetersiz alımı oksijenin hücrelere ulaştırılmasını kısıtlar, böylece yorgunluk, düşük iş performansı ve bağışıklığın azalmasına neden olur. diğer bir yandan demirin fazla alımı zehirlenme hatta ölüme neden olabilir.



demirin vücutta yaklaşık üçte ikisi hemoglobinde bulunur ve kırmızı kan hücrelerindeki protein dokulara oksijen taşır. ufak oranlarda demir miyoglobinde bulunur, ve kaslara oksijen taşınmasını temin eder ve az oranda da enzimlerde bulunur, bunlarda biyokimyasal reaksiyonlara yardım ederler. aynı zamanda demir gelecek gereksinimler için depo görevi gören proteinlerde bulunur ve bunlar demiri kana taşırlar.



demirin en uzun ve iyi tanımı mikro besin elementleri arasındadır. neredeyse tüm yaşayan varlıkların metabolizması için anahtar elementtir.



gıda kaynakları



gıdalardaki demirin, vücut tarafından absorplanan ve kullanılan miktarı bireylerdeki demirin besleyici durumu ve hem formunda olup olmamasına göre değişkenlik gösterir. çünkü hem demir, hem olmayan demire göre değişik bir mekanizma ile absorplanır. hem demir daha kolay absorplanır ve hem demirin emilimi beslenmeyle ilgili etkenler tarafından daha az etkilenir. anemi hastaları veya demir eksikliği görülen bireyler yeterli demir depoları bulunmakta olan bireylere göre tükettikleri demirin (genelde hem olmayan demir) büyük bir çoğunluğu absorplarlar.



hem demir, hem olmayan demire göre daha iyi absorplanır, fakat çoğu gıdalardaki demir hem olmayan demir formundadır.



hem demir hem demir, büyük çoğunlukla ette, kanatlı etinde ve balıktaki hemoglobin ve miyoglobinden gelmektedir. diyette bulunmakta olan demirin yalnızca %10-15 kadarının hem demir formunda olmasına karşın, diyetteki absorplanan toplam demirin üçte birinden daha fazlası hem demirden elde edilir. hem demirin absorpsiyonu, hem olmayan demirin absorpsiyonuna göre diğer beslenmeyle ilgili etkenler tarafından daha az etkilenir.



hem olmayan demir mercimek ve fasulye gibi bitkisel gıdalarda bulunmakta olan demirin özel bir formuna hem olmayan demir denir. bitkilerin yetiştiği topraklardaki mineral oranları coğrafi olarak değişkenlik gösterdiğinden bitkilerdeki mineral oranları da değişebilir.



demirin bu formu demirce zenginleştirilmiş veya kuvvetlendirilmiş gıdalara ilave edilir.



demirin bazı önemli gıda kaynakları (üst sıra hem demir, alt sıra hem olmayan demir)

ciğer

tavuk

et

istiridye

sosis

mercimek

susam tohumu

soya fasulyesi

yulaf/buğday unu

kuru kayısı



tavsiye edilen günlük alım miktarı(rda)



avrupa birliği genel olarak 15 mg/gün değerini belirlemiştir.



fakat bazı insanlar diğer insanlara göre daha fazla demire gereksinim duyarlar:



6 aylık ve 4 yaşları arasındaki bebek ve çocuklar

son 6 ay için bebeklerin demir depoları genelde yeterlidir. bu dönemde bebeklerin hızlı büyüme oranlarından dolayı, yüksek oranda demir gereksinimi duyulmaktadır.



ergenlik dönemi

erken ergenlik dönemi hızlı büyümenin diğer bir zamanıdır. bayanlarda adetle birlikte kan kaybının oluşmasından dolayı, ergenlik çağında demir gereksiniminin artmasına neden olmaktadır.



hamile bayanlar

gelişen plasenta ve ceninin demir kullanımının artması ile kan hacminde önemli bir artış olur ve bu da hamilelikle demir ihtiyacını artırır.



kronik kan kaybı yaşayan bireyler

kronik kanamalar ve akut kan kaybı demir eksikliğiyle sonuçlanır. 150 gram/litre'lik hemoglobin konsantrasyonu sahip 1 ml'lik kan 0. 5 mg demir içerir. bundan dolayı ufak oranlarda bile kronik kan kaybı demir eksikliğiyle sonuçlanabilir. gelişmekte olan ülkelerdeki kronik kan kaybının sebebi parazitsel bağırsak enfeksiyonudur. tertipli olarak kan bağışlayan bireyler ile adet gören bayanların demir eksikliğini önlenmek için demir alımlarını arttırmaları gerekir. çünkü kaybedilen her 500ml'lik kan 200 ile 250 mg arasında demir içermektedir.



helicobacter pylori enfeksiyonu olan bireyler.

h. pylori enfeksiyonu demir eksikliği anemisiyle ilgili bağlantılıdır ve çoğunlukla çocuklarda görülür.



vejetaryenler

bitkisel kaynaklı gıdalardan alınan demir hayvansal kaynaklı gıdalardan alınan demire göre daha az absorplanır. vejetaryen olarak beslenilen diyetlerdeki demirin biyoyararlılığı yalnızca %10 iken karma olarak beslenenlerin diyetlerindeki demirin biyoyararlılığı %18 olduğu tahmin edilmektedir.



düzenli olarak şiddetli (ağır) egzersizlerle meşgul olan bireyler

şiddetli antrenman yapan atletlerin günlük demir kayıpları fazladır. bunun sebebinin gastrointestinal bölgede artan mikroskobik kanama veya kırmızı kan hücrelerindeki hemolisisin artması olduğu düşünülmektedir. bu tür tertipli egzersiz yapan bireylerin ortalama %30 daha fazla demir almalarının gerektiği tahmin edilmektedir.



inhibitörler/uyarıcılar:



aşağıdaki gıda bileşenleri demir emilimini arttırmaktadır :



a vitamini a vitamini eksikliği demir eksikliğine bağlı anemiyi arttırmaktadır. a vitamini ve demirin birlikte kullanılması ile aneminin daha efektif olarak düzeldiği gözlenmiştir.



bakır yeterli bakır alımı normal demir metabolizması ve kırmız kan hücrelerinin oluşması için lazımdır. bakır eksikliğinde anemi gözlenmektedir.



et proteinleri et proteinleri hem olmayan demirin emilimini artırmaktadır.



c vitamini c vitamini hem olmayan demirin emilimini artırmaktadır.



aşağıdaki gıda bileşenleri demir emilimini engellemektedir:



kalsiyum bir öğünde kalsiyum ve demir bir arada tüketildiklerinde demirin emilimi azalmaktadır. buna karşın ferritin (demir depoları) üstüne çok az tesiri olduğu gözlenmiştir.



tannin (çayda), polifenol, ve fitat (baklagiller ve tüm tahılda) bunlar hem olmayan demirin emilimini azaltmaktadır. soyada bulunmakta olan bazı proteinler de hem olmayan demirin absorpsiyonunu engellemektedir.

vücuttaki görevleri



oksijen taşınımı ve depolanması



hem grubu, demir içeren bir bileşiktir ve vücutta önemli moleküllerin yapısında belirli sayılarda bulunur. hemoglobin ve miyoglobin hem grubu proteinleridir ve bu proteinler, vücuda oksijenin taşınması ve depolanmasında görev alırlar. hemoglobin kırmızı kan hücrelerinde bulunmakta olan en önemli proteindir ve vücut demirinin üçte ikisini temsil eder.



oksijenin akciğerlerden vücudun diğer kısımlarına taşınmasında hemoglobinin en önemli görevi kısa müddet içinde elde edilen oksijenin akciğerlerle bağlantıya geçmesi ve dokularda sirkülasyonu anında gerektiğinde oksijeni serbest bırakmasıdır. miyoglobinin oksijen taşıma ve kas hücrelerinde kısa dönem oksijen depolamadaki işlevi, çalışan kaslara lazım olan oksijeni tedarik etmeye yardımcı olmaktadır.



elektron taşınması ve enerji metabolizması



sitokromlar hem grubu içerirler ve hücresel enerji üretimi için mühimdirler ve bundan dolayı mitokondrideki elektron taşınımındaki rollerinden dolayı gereklidirler. atp bireşiminde elektron taşıyıcı olarak görev alırlar. atp hücrede en önemli enerji deposudur. enzimler sınıfına ilişkin sitokrom p450 toksik maddelerin uzaklaştırılması, ilaç ve kirlilik metabolizması gibi önemli biyolojik metabolizmalarda önemli bir işleve sahiptir. nadh dehidrogenaz ve susinat dehidrogenaz gibi hem grubu içermeyen demir içeren enzimler enerji metabolizmasında önemli bir işleve sahiptirler.



antioksidan ve faydalı prooksidan fonksiyonları



katalaz ve peroksidaz hem grubu içeren enzimlerdir ve hücreyi hidrojen peroksit birikmesine karşı korurlar. bu enzimler reaktif oksijen çeşitlerine zarar vererek hidrojen peroksidin su ve oksijene dönüşümünü katalizlerler. bağışıklık sisteminin yanıtı ile beyaz kan hücreleri, bakterileri içerisine çekerek onların ros'a (reaktif oksijen türlerine) maruz kalarak ölmelerini temin eder. bir tek ros ve hipokloröz asidin bireşimi hem grubu içeren miyeloperoksidaz enzimi sayesinde katalizlenmektedir.



dna sentezi



ribonükleotid redüktaz enzimi dna bireşimi için lazım demire bağlı bir enzimdir. bundan dolayı büyüme, yenilenme, iyileşme ve bağışıklık sistemi işlevleri gibi bazı yaşamsal işlevlerin gerçekleşmesi için demir lazımdır.



eksikliği



demir eksikliği, dünyada en fazla eksikliği görülen besin öğesidir. demir eksikliğinin üç esas aşaması vardır. bunlar depo demirinin tükenmesi, erken fonksiyonel demir eksikliği ve demir eksikliği anemisidir.



depo demirinin tükenmesi

demir depolarının tükenmesine karşın fonksiyonel demir kaynağı tükenmemiştir.



erken fonksiyonel demir eksikliği

kırmızı kan hücrelerini oluşturacak fonksiyonel demirin az olmasına karşın anemiye neden olacak kadar az oranda değildir.



demir eksikliği anemisi

demirin kırmızı kan hücreleri oluşturamayacak kadar az olması halinde anemi oluşmaktadır. demir eksikliği anemisi mikrositik ve hipokromik olmak üzere sınıflandırılır. burada kırmızı kan hücreleri normalden daha küçüktür ve hemoglobin miktarı azalmaktadır. demir eksikliği bu aşamada anemiye bağlı olarak yetersiz oksijen dağıtımı ve/veya demire bağlı enzimlerin işlevlerinin yetersizliği semptomlarını ortaya çıkarır.



aneminin tek nedeninin demir eksikliği olmadığının hatırlanmasında fayda vardır ve demir eksikliği teşhis ve tedavisinde yalnızca anemi üzerinde durulursa yanlış teşhis ve yanlış tedaviye sebep olur.



toksisite



6 yaş ve altı çocuklarda, yanlışlıkla aşırı dozda alınmış demir içeren ürünler ölüme neden olmaktadır. buna karşın ağız yolu ile alınan elemental demirin öldürücü dozu yaklaşık olarak vücut ağırlığının 200-250 mg/kg kadardır. akut zehirlenmenin semptonları vücut ağırlığının 20-60 mg/kg değerinde gözlenmektedir. demirin aşırı dozda alınması acil ve ciddi bir durumdur çünkü demir zehirlenmesinin ciddiyeti absorblanan elemental demirin miktarına bağlıdır.



akut demir zehirlenmelerinde dört aşamada semptomlar görülür:



1) tüketimin ilk 1-6 saatinde semptomları: mide bulantısı, kusma, karın ağrısı, koyu renkli dışkı, yorgunluk, zayıflık, zayıf ve hızlı nabız, düşük kan baskısı, ateş, nefeste zorlanma ve koma.



2) esnasında ölüm gerçekleşmezse, semptomlar 24 saat içerisinde kaybolur.



3) demir tüketiminin 12-48 saat sonrasında semptomlar gözlenir ve kalp damar hastalıkları, böbrek, karaciğer, kan ve merkezi sinir sisteminde bozukluklar gibi önemli belirtiler gösterebilir.



4) tüketimden 2-6 hafta sonra merkezi sinir sisteminde, karaciğerde (siroz) ve karında uzun dönemli hasarlar oluşabilir.



düzenleme



demir depolanması ve metabolizmasında yer alan demire cevap veren elementler kısa zincirli nükleotidlerden oluşmuştur ve haberci rna'da bulunur. demir düzenleyici proteinler (ırp), demire cevap veren elementlere bağlanıp bazı özel proteinlerin sentezini düzen vermek suretiyle haberci rna çevrimini etkileyebilir. demir gereksinimi çok olduğunda, ırp'ye daha çok demir bağlanır ve demirin rna'daki demire cevap veren elementlere bağlanmasına engel olur.



demir gereksinimi az olduğunda, ırp'ye daha az demir bağlanır ve demire cevap veren elementlere daha çok demir bağlanmasına izin verir. bundan dolayı, az demir bulunduğunda demirin depo proteini (ferritin) depolanmasını şifreleyen mrna çevrimi engellenmiş olur. olgunlaşmamış kırmızı kan hücrelerinde, hem grubu bireşimi düzenleyici anahtar enzimini şifreleyen mrna'nın çevrimi demiri korumak için azaltılmış olur.



transferrin reseptörlerinin kodlanmasını sağlayan mrna'daki demire cevap veren elementlere ırp'nin bağlanması olayı ile mrna ayrışımı engellenerek, transferrin bireşimi ve hücrelere demir taşınımı artmış olur.



demir emilimi



demir emilimi alınan ve vücut tarafından kullanılan demirin miktarıyla alakalıdır. sağlıklı yetişkinler diyetteki demirin %10-15'ini absorplarlar ve bu absorpsiyonu pekçok faktör tesirler.



demir emilimi üstüne demirin depolanma miktarının çok büyük tesiri vardır. vücuttaki demir depoları az olduğunda demir emilimi artmaktadır. demir depoları çok olduğunda ise, fazla demirin toksik etkisine karşı vücudu korumak için demir emilimi azalır. tüketilen demirin tipine göre de demir emilimi değişkenlik gösterir. et proteinlerindeki hem grubu demirin absorpsiyonu daha etkilidir. hem grubu demirinin absorpsiyonu %15-35 arasındadır ve diyetle etkilenmemektedir. bundan başka pirinç, mısır, soya fasulyesi, siyah fasulye ve buğday gibi bitkisel gıdalarda bulunmakta olan hem grubu olmayan demirin %2-20'si absorplanabilir. hem grubu olmayan demirin absorpsiyonu çeşitli gıda bileşenlerinin varlığıyla değişkenlik gösterir.



et proteini ve c vitamini hem grubu olmayan demirin emilimini artırır. günlük demir alımı öneri edilenden az olduğunda, demir kaybı çok olduğunda (ağır adet dönemlerinde), demir gereksinimi çok olduğunda (hamileliklerde) ve hem grubu olmayan demir kaynakları çok tüketildiğinde, hem grubu olmayan demirin emilimini artırıcı gıdaların tüketilmesi son derece mühimdir.



kaynak:



ursel, a.: natural care vitamins & minerals handbook. dorling kindersley, london, 2001. ısbn 80-89179-01-0

Mineraller, cinko (zn)

Mineraller, çinko (zn)

Giriş



çinko neredeyse tüm hücrelerde bulunması zorunlu bir mineraldir. insan vücudunda gerçekleşen biyokimyasal reaksiyonların gerçekleşmesini sağlayan yaklaşık 100 çeşit enzimi etkin hale gelmesi için uyarır. çinko sağlıklı bir bağışıklık sisteminin oluşmasında etkilidir, yaraların iyileşmesi için lazımdır,vücudun tat ve kokuları algılamasına yardımcı olur ve dna bireşimi için lazımdır. bundan başka çinko gebelik, çocukluk ve büyüme döneminde normal büyüme ve gelişmeyi temin eder.



gıda kaynakları



çinko olabildiğince fazla gıdada bulunmakta olan bir elementtir. bir porsiyon istiridye diğerlerinden daha çok çinko içerir. çinko bulunduran diğer faydalı gıdalar: kırmızı et, kümes hayvanları, kabuklu deniz ürünleri, fasulye, fındık, tüm hububatlar, zenginleştirilmiş kahvaltılık tahıl ürünleri ve süt ürünleridir. çinkonun hayvansal proteinlerin fazla olduğu gıdalardan emilimi bitkisel proteinlerin olduğu ürünlerden daha kolaydır. çinkonun vücuttaki elverişliliği (vücutta bulunabilirlik ve kullanılabilirlik oranı) ette, sütte ve denizden elde edilebilen gıdalarda olabildiğince yüksektir çünkü bu gıdalar çinkonun emilimini azaltıcı maddeler bulundurmamanın aksine emilimi arttırıcı bazı amino asitleri (cysteine ve methionine) bulundurmaktadırlar. phytates; tahıllı ekmeklerde, tahıl ürünlerinde, baklagillerde ve bazı diğer ürünlerde bulunmakta olan ve çinkonun emilimini azaltan bir maddedir, bundan dolayıdır ki bütün tahıl ürünlerinde ve bitkisel proteinlerde bulunmakta olan çinko vücutta daha az etkilidir. mayaların enzimatik etkinlikleri gıdalardaki phytic asit oranını düşürür bundan dolayı mayalanmış tahıl ekmeklerindeki çinko vücutta, mayalanmamış olanlardaki çinkodan daha etkilidir.



çinko bulunduran bazı önemli gıda kaynakları :

istiridye

kaba yonca

karaciğer

helvacı kabağı tohumu

sığır eti

kızartılmış sığır eti

kuzu eti

yengeç

domuz pirzolası

sardalye



tavsiye edilen günlük alım miktarı(rda)



avrupa birliğince öneri edilen miktar günde 15 mg' dır.



çinkonun besleyici durumunu bulabilmek için kullanılabilecek duyarlı bir indikatör olmadığı için birkaç belirleyici öğe kullanılarak bu elementin eksikliğini gidermek için günlük alınması gereken miktar hesaplanmıştır.



inhibitörler/uyarıcılar:



aşağıda bahsedilen gıda bileşenlerinin çinko emilimini uyarıcı etkiye sahip olduğu belirlenmiştir.



cysteine, methionine bu amino asitler çinkonun emilimini artırıcı etkiye sahiptir.



aşağıda belirtilecek olan gıda bileşenleri çinkonun emilimini azaltıcı etkiye sahiptirler



phytates çinkonun emilimini azaltır.



demir yüksek dozda demir çinko ile birlikte alınırsa boş bir midede çinkonun emilimini engelleyebilir, fakat gıda ile birlikte alındığında demirin böyle bir etkiye sebep olduğu görülmemektedir. demir ile kuvvetlendirilmiş gıdaların çinko emilimi üstünde azaltıcı bir tesiri yoktur.



hamile ve emziren bayanlarda demir desteğinin ayarlanması bu demir- çinko ilişkisiyle alakalıdır ve uzmanlar bu bayanlarda günde 60 mğ demir alınmasını çinko takviyesi için önermektedirler.



kalsiyum - yüksek dozda kalsiyum alınması durumunda kalsiyum phytic asit ile birleşerek vücutta çinko emilimini azaltabilir.



vücuttaki görevleri



hücresel mekanizmaların pekçoğu çinkoya bağlıdır. çinko büyüme ve gelişmede, bağışıklık düzeninde, nörolojik fonksiyonlarda ve hücrelerin çoğalmasında önemli role sahiptir. çinkonun işlevleri üç guruba ayrılabilir 1) katalitik, 2) yapısal ve 3) düzenleyici



çinkonun katalitik rolü



yaklaşık 100 değişik enzim çeşidinin kendileriyle ilgili reaksiyonları katalizleme tesirleri çinkoya bağlıdır. tüm bilinen enzim gruplarında çinkoya bağımlı enzimler bulunmaktadır.



çinkonun yapısal rolü



çinko protein ve hücre zarlarının yapısında önemli rol oynamaktadır, parmağa benzer yapısı çinko parmak motifi olarak bilinir ve pekçok proteinin yapısının sağlamlığını temin eder. örneğin çinko bakır çinko süper oksit dismutase (cuznsod) yapısında kritik rol oynar ve bu enzimin katalitik aktivitesini temin eder. çinko hücre zarının yapısal ve fonksiyonel özelliklerini etkileyebilir. biyolojik zarlarda çinkonun kaybı bu zarın oksijenin verebileceği zararlara daha açık hale gelmesine ve işlevlerinin kaybolmasına sebep olabilir.



çinkonun düzenleyici rolü



çinko parmak proteinler kopyalama etkeni olarak genlerin anlamlandırılmasında düzenleyici rol oynar (genlere bağlanır ve belirli genlerin kopyalanmasında etkilidir). çinko aynı zamanda hücrelerin uyarılmasında, hormonların salgılanmasında ve sinir uyarılarının iletilmesinde rol almaktadır. son zamanlarda çinkonun opoptosisde (genlere bağlı hücre ölümlerinde), büyüme ve gelişme için kritik olan bir çok hücresel işlevde pekçok kronik hastalıkta olduğu kadar etkili olduğu gözlenmiştir



eksikliği



çinko eksikliği nadiren karşılaşılan bir durumdur, fakat yaygın olarak çinko alımının yetersiz olduğu zamanlarda, emiliminin çok zayıf olduğu zamanlarda, vücuttaki çinko kaybı arttığı dönemlerde yada vücudun çinko ihtiyacın arttığı zamanlarda (14 16 yaşlarında) görülebilir. çinko yetersizliği şayet ciddi bir boyuta olaşırsa tehlikeli bazı durumlara sebep olabilir.



sonuç olarak çinko eksikliği çeşitli ve ciddi sağlık sorunlarına sebep olabilir. büyümenin gecikmesinde, male hypogonadism, sinirlerin duyarlılığında (karanlığa adaptasyonda ve tat algılamada anormalliklere), yaraların iyileşmesinde gecikmelere, bağışıklık sisteminde anormalliklere sebep olabilir ve cognative özellikleri bozabilir. bu rahatsızlıklar çinkonun tekrar eski seviyesine gelmesiyle düzelir. gebe bayanlarda çinko eksikliği gebelik döneminin uzaması, anormal tatlar algılanması, sağlıksız doğum yapılması, zayıf kanamalar ve cenin üstündeki risklerin artması gibi sorunlara sebep olabilir.



toksisite



normal bir beslenme düzeninde çinkodan dolayı gelişi hoş bir zehirlenme olabildiğince düşük bir olasılıktır.



keskin bir çinko zehir tesirinin ortaya çıkması ancak galvanizlenmiş kaplarda bulunmakta olan yiyecek ve içeceklere bu kaplardan çinkonun bulaşması ve bu kontamine olan gıdaların tüketilmesiyle mümkündür.. bu tür rahatsızlığın çeşitli göstergeleri vardır bunlar; karın ağrısı, bulantı ve kusmadır. yalnızca günde 225 450 mg çinko alınması kusmaya sebep olabilir, günde 50 ile 150 mg alınması halinde hafif bir bağırsak sıkıntısının gözlenebildiği belirtilmiştir. çinko oksit dumanının içe çekilmesi durumunda metal dumanı kaynaklı ateşli rahatsızlık gözlenmiştir. bol oranda terleme, güçsüzlük ve hızlı soluk alıp verme gibi belirtileri vardır ve bu belirtiler çinko oksit'e maruz kalındığında 8 saat içerisinde gözlenir ve tesiri 12 ile 24 saat sürebilir.



düzenleme



çinko karaciğerde yüksek konsantrasyonda pankreas, böbrekler ve balgam salgılayan salgı bezlerinde az oranda bulunur. çinkonun emilimi bilhassa kısa bağırsaklarda görülür çinkoyu kendilerine bağlayabilen moleküller çinkoyu mukoza bağırsak hücrelerinden albumin molekülleri ile kendilerine bağlar karaciğere ve diğer organlara taşırlar.



vücuttaki fazla çinko böbrekler tarafından dışarı atılır.



kaynak:

ursel, a.: natural care vitamins & minerals handbook. dorling kindersley, london, 2001. ısbn 80-89179-01-0