?

Nöroloji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Nöroloji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pernisiyoz anemi

Pernisiyöz anemi

B12 vitamini terminal ileumda, gastrik mukoza parietal hücrelerden salınan intrensek faktör olmadığında emilememektedir. genellikle, yavaş ilerleyen bir hastalıktır.

b12 vitamini; ette ve protein yapıda olan diğer hayvansal besinlerde bulunur. bu vitamin barsakta terminal ileum bölgesinde emilir; ancak emilebilmesi için midenin fundus ve corpus kısımlarındaki parietal hücreler tarafından salgılanan özel bir faktör olan intrensek faktör' ün varlığı gerekmektedir. bu faktör; vitaminin, barsak mukozasının bir yanından öbür yanına taşınması için kullanılır. emilen vitamin karaciğerde ve vücudun beş yıllık gereksinimini karşılayacak oranlarda depolanır.



belirtileri nelerdir ?



anormal refleksler

iştahsızlık, kilo kaybı

ataksi

atrofik glossit

pozitif babinski

konfüzyon

konjestif kalp yetmezliği

demans

depresyon

efor dispnesi

ekstremite uyuşukluğu

ekstremite parestezisi

hepatomegali

solukluk

çarpıntı

kötü parmak koordinasyonu

pozisyon duyumunda azalma

erkensaç ağarması

purpura

pozitif romberg belirtisi,

deri pigmentasyon artışı

hassas dil

splenomegali

taşikardi

kulak çınlaması

baş dönmesi

vibrasyon duyumunda azalma

vitilig

halsizlik

nedenleri nelerdir ?

gastrik mukoza atrofisi

intrinsik faktör yetersizliği

gastrik parietal hücrelere karşı otoimmünite

intrinsik faktöre karşı otoimmunite

bakım ve tavsiyeler nelerdir ?

ayaktan izlenebilir.

tedavi yaşam boyu sürdürülmelidir.

altta yatan hastalığın tanısı ve tedavisi

aktivitede sınırlama yok.

kontrendike olmadığı sürece; et, hayvansal proteinli yiyecekler, baklagiller tavsiye edilir.

tedavi yolları nelerdir ?

parenteral siyanokobalamin (vitamin b2)

100 mcg deri altı, her doz için

ilk hafta için günlük uygulama

bir ay için haftalık uygulama

sonrası için hayat boyu ayda bir enjeksiyon (hastalar kendi başlarına enjeksiyon yapmayı öğrenebilirler )

folik asit tedavisi, pernisiyöz anemili hastalarda kontrendikedir. fulminan

nörolojik defisite yol açar.

vitamin b12'nin aylık enjeksiyonları

gastrik karsinomayı ekarte etmek hedefi her 5 yılda bir endoskopi

Dandy walker

Dandy walker

Dandy-walker sendromu doğumsal bir hastalık olup beyinde dördüncü ventrikül denilen bir boşluk ile beyinciği ilgilendirmektedir.

dandy-walker sendromu doğumsal bir hastalık olup beyinde dördüncü ventrikül denilen bir boşluk ile beyinciği ilgilendirmektedir. hastalık dördüncü ventrikül denilen ve beyin omurilik sıvısının dolaştığı boşluklardan birinin doğuştan anormal genişlemesi, beyincikte iki beyincik yarımküresinin arasında yer alan ve vermis denilen bölümün yokluğu(agenezisi) veya gelişiminin geri kalması(hipoplazisi) ve bu anormallikler sonucunda kafatasının arka boşluğunda bir kist oluşması ile karakterizedir. bundan başka hidrosefali yani kafa içi basıncının artması ve kafatasının genişlemesi de eşlik edebilir.

hastalık belirtileri nelerdir ?

hastalığın belirtileri çoğunlukla erken çocukluk döneminde başlar. başlıca belirtiler çocuğun nöro-motor ve zeka gelişiminin geri kalması ve baş etrafında oluşan büyümedir. bu, vücutta genel anlamda sinir sistemi ile kas-iskelet sisteminin birlikte, sistematik, yaşa ideal ve olması gereken gelişiminin geri kalması anlamına gelmektedir. bunun sonucunda çocukta ileri yaşlara doğru anormal kas tonusu ve kasılmaları sebebi ile spastik vücut postürü yani spastisite ve zeka gelişiminde yetersizlik ortaya çıkmaktadır. hastaların yaklaşık yarısında zeka gelişimi ve ıq seviyesi normal kalmaktadır.

hastalık belirtileri hastalığı oluşturan anormalliklerin ağırlık derecesine bağlıdır. bazı çocuklar hiçbir belirti görülmeden de belirli bir yaşa kadar gelebilirler. hatta zaman zaman erişkin yaşa kadar hastalık fark edilmemekte ve başka bir nedenle yapılan tetkiklerde tesadüfen ortaya çıkmaktadır.

bazen tek hastalık belirtisi aile tarafından fark edilen baş etrafındaki anormal artış ve çocuğun başının giderek büyümesidir.

erken çocukluk veya bebeklik döneminde fark edilmeyen hastalar ileri yaşlarda kafa içi baskı artışı belirtileri (kusma,sara türü nöbetler, huzursuzluk) veya beyincik fonksiyon bozukluğuna ilişkin belirtiler(denge bozukluğu, sendeleme, ve gözlerde sağa sola bakışta anormal titremeler) ile başvurabilirler.

dandy-walker sendromu ile birlikte bulunmakta olan anomaliler nelerdir ?

diğer önemli bir nokta da dandy-walker sendromunun beyindeki diğer birtakım organların gelişim anomalileri ile birlikte olmasıdır. örneğin corpus callosum(beyin birleşeği) denilen beyin yarım küreleri arasında iletişimi sağlayan organın doğuştan yokluğu veya yetersiz gelişmesi, yüz anomalileri kol, bacak ve parmakları ilgilendiren anomalilerle kalp anomalileri bunlardan bazılarıdır. yani dandy-walker sendromu olan bir çocukta ek olarak bu bozuklukların da bazıları görülebilmektedir.

dandy-walker sendromunda tedavi yolları nelerdir ?

bu hastalığın kesin tedavisi olmamakla birlikte yapılabilecek şeyler hastalığın derecesi ile orantılı olarak değişebilmektedir. şayet hidrosefali yani kafa içi boşluklardaki beyin omurilik sıvısının artması durumu yoksa hastalar yalnızca tertipli aralıklarla takip edilebilirler. vakit vakit hastaya shunt denilen beyin omurilik sıvısını karın boşluğuna akıtan bir cihaz takılarak kafa içi basıncının artması ve kafa çevresinin büyümesi engellenir. hastaların %50 sinde ıq normalin altındadır. denge sorunları spastisite ve motor hareketlerin kontrolünde zorluk sıktır. tertipli olarak fizik tedavi yapılması ve hastaların gelişim nörologları, beyin cerrahları ve fizyoterapistler tarafından tertipli olarak takip edilmeleri lazımdır.

Anevrizma

Anevrizma

Halk arasında baloncuk olarak bilinen anevrizma denince; genel olarak temiz kan taşıyan damarlara (arter) ilişkin genişlemeler...

halk arasında baloncuk olarak bilinen anevrizma denince; genel olarak temiz kan taşıyan damarlara (arter) ilişkin genişlemeler anlaşılır. anevrizmalar aort damarı gibi çok geniş damarlarda oluşabildiği gibi, ufak ve orta boy damarlarda da teşekkül ederler. bu bölümde husus edilen, zaman zaman hiç bir belirti vermeden ani kanamalarla zaman zaman çok dramatik sonuçlara yol açan beyin anevrizmalarıdır.

anevrizmalar yapı itibarı ile damar duvarının doğuştan zayıf olduğu noktalarda, genellikle de damarın daha ufak dallara ayrıldığı noktalarda oluşur. damar duvarının zayıf olduğu noktada damar içi baskı (tansiyon) nedeniyle her kalp atımında damar duvarı zayıf noktadan dışarı doğru bombeleşerek baloncuk oluşur. baloncuk duvarı, basınca dayanamadığı anda da patlar, patlama ya kendiliğinden olur ya da eforla oluşur. örn. öksürme, ıkınma, cinsel temas gibi baskı artmasına neden olan aksiyonlar...

kimlerde oluşur risk etkenleri nelerdir ?

damar duvarındaki yetersizlikler (doğumsal)

damar duvarındaki arteriosklerotik veya hipertansif farklılıklar.

travmatik (darp veya kaza neticesi kafa yaralanmaları)

enfeksiyona bağlı

risk faktörleri:

hipertansiyon

sigara kullanımı

oral kontraseptifler (doğum kontrol ilaçları)

alkol (şüpheli)

kokain

beyinde oluştuğu yerler nereleridir ?

beyini besleyen damarlar, beyin tabanında birleşerek willis poligonu adı verilen damar ağını meydana getirirler. anevrizmalar genellikle bu willis poligonunda oluşur.

anevrizması olan insanların büyük bir bölümünün hiçbir şikayeti yoktur. ancak zaman zaman migren tarzında ya da spesifik olmayan baş ağrıları olabilir. bundan başka anevrizmanın büyük olduğu durumlarda kitle tesiri nedeniyle beyinde komşuluk yaptığı sinirlerle ilgili belirtiler görülebilir. koku ve görme duyularındaki bozulmalar gibi...

nasıl ortaya çıkar ?

genel hedefli yapılan tomografi veya mr tetkikinde tesadüfen

kafa sinirlerine ilişkin belirti vererek. örneğin görme sinirine ilişkin felçler.

kanama sonucu: kanama da sızıntı biçiminde beyin zarları arasına (subaraknoid kanama) veya beyin dokusu içine olmak üzere iki türlü olabilir.

Amiyotrofik lateral skleroz

Amiyotrofik lateral skleroz

Amiyotrofik lateral skleroz; hastalığın en sık karşılaşılan ve sporadik olan formudur. psödobulber felç, progresif bulber felç, progresif muskuler atrofi ve primer lateral skleroz gibi sendromları da kapsar.

genel açıklama

amiyotrofik lateral skleroz; hastalığın en sık karşılaşılan ve sporadik olan formudur. psödobulber felç, progresif bulber felç, progresif muskuler atrofi ve primer lateral skleroz gibi sendromları da kapsar.

ailesel amiyotrofik lateral skleroz: klinik olarak sporadik amiyotrofik lateral skleroz'a benzeyen ancak biokimyasal ve patolojik olarak değişik bir antiteyi temsil eden otozomal dominant ya da resesif geçişli bir hastalıktır.

amiyotrofik lateral skleroz- guam'ın parkinson- demans kompleksi: amiyotrofik lateral skleroz benzeri bir sendrom olup, sıklıkla ancak her zaman olmamak üzere, parkinson sendromu ve demans ile birliktedir. guam'da chamorro yerlilerinde sıktır.



belirtiler nelerdir ?

açıklanamayan kilo kaybı

kas gruplarında fokal erimeler

değişken simetri ve dağılımla giden kol ve bacak güçsüzlüğü

yürüme güçlüğü

yutma güçlüğü

peltek konuşma

duygulanımı kontrol etmede güçlük

başlangıçta myotomal bir dağılımda, kas gruplarında atrofi

fasikülasyonlar (alt bacak dışında)

hiperaktif derin tendon refleksleri (çene refleksi dahil)

kognitif (bilişsel ), okülomotor, duysal ve otonomik işlevler normaldir.

nedenleri nelerdir ?

sporadik amiyotrofik lateral skleroz- üst ve alt motor nöronların ve aksonlarının dejenerasyonu. sebebi bilinmiyor.

ailesel amiyotrofik lateral skleroz- genetik olarak aktarılan dejeneratif bir hastalıktır. gen lokosu, 21. kromozomun uzun kolu olarak belirlenmiştir ve süperoksid dismutaz enzimi'ni kodlar.

amiyotrofik lateral skleroz - guam'ın parkinson- demans kompleksi'nin o bölgeye ilişkin özel bir cevizin yenmesiyle mümkün bir ilişkisi olduğu sanılıyor.



bakım ve tavsiyeler ?

ayaktan takip edilen hasta bir müddet sonra evde hemşire bakımına ihtiyaç duyabilir.

aspirasyon, solunum yetmezliği gibi acil komplikasyonlarda destek bakım gerekmektedir.

tekerlekli sandalye gibi protez gereçler sağlanabilir.

tolere edilebilir ölçüde rejim farklılıkları yapılabilir. bu hastaları tüple beslemek gerekebilir.

tedavi

vitamin e, vitamin c ve beta karoten gibi antioksidanların aktivitesi hakkında terapötik denemeler vardır.

Akut bakteriyel menenjit

Akut bakteriyel menenjit

Ateş, şiddetli baş ağrısı, kusma, ense sertliği, kerning ve brudzinski belirtileri, patolojik refleksler, nabızda diskordans, herpes labialis, konvülsyon, ileri dönemde göz dibi stazı, opüstotonus, şuur bulanıklığı ve koma.

etyoloji

yaşa ve altta yatan bazı hallere göre değişir. toplumsal kaynaklı yetişkin menejitinde s. pneumoniae, n. menengitidis, l. monocytogenes en sık karşılaşılan etkenlerdir.

tanı

klinik bulgular genellikle yetkili olsa da kesin tanı ve etyolojik ayırım için kesinlikle bos incelemesi ve kültürü yapılmalıdır.

labaratuvar

göz dibi muayenesinden sonra lp yapılmalı; steril 3 tüpe 2' şer ml bos alınır;

1. makroskobik muayene.

2. biyokimya; protein glikoz (aynı anda kan şekerine de bakılır) ve klor.

3. lokosit sayısı ve tipi.

4. bos yaymalarynda metilen, gram, arb ve çini mürekkebi (kriptokok için) boyamaları yapılır.

5. bos kültürü; kanlı, emb, çukulatamsı ve lövenstein besiyerlerine ekim.

6. bos' ta latex aglütinasyon testiyle antijen (sadece s. pneumoniae, h. influenzae tip b, n. menegitidis ve b grubu streptokoklar tesbit edilir) araştırılır.

-eğer göz dibinde belirgin staz varsa, yalnızca birkaç damla bos alınarak kültür ve boyamalar yapılır. bos' un bulanık olması ve mikroskopide lökosit görülmesi akut bakteriyel menenjit lehinedir.

-menejit kaynağı olabilecek odaklardan (boğaz, sinüs, mastoid vb) boya ve kültürler alınır.

-kan kültürü, tam kan periferik yayma, tam idrar, rutin biyokimya

-akciğer ve paranasal sinüs filmi,gerekirse kranial tomografi veya mrı.

-menenjitlerin bildirimi zorunludur.

Parkinson

Parkinson

Parkinson hastalığı, dopaminerjik nöronların harabiyetinden kaynaklanan progresif, nörolojik bir hastalıktır. hastalık, ilk kez 1817 yılında james parkinson tarafından tanımlanmıştır. parkinson, daha çok ileri yaşlarda ortaya çıkmakla birlikte zaman zaman daha genç yetişkinlerde de görülebilmektedir. aradaki fark az olsa da toplumda kadınlara oranla erkeklerde daha fazla görülmektedir. bu hastalık ortalama 60 yaş civarında başlamaktadır. yavaş ilerleme belirten bu hastalığın ortalama bir seyir hızı olmakla birlikte ayrı ayrı her hasta için bir ilerleme hızı tahmin etmek imkansızdır. bugüne kadar tanı ve tedavide büyük gelişimler kaydedilmiştir. daha önceki dönemlere göre günümüzde parkinson hastalarının ölüm riski genel nüfusunkine yaklaşmış ve yaşam müddeti beklentisi artmıştır.



a) klinik özellikler: parkinson hastalığının dört önemli bulgusu istem dışı titreme (tremor), kas sertliği (rijidite), hareketlerde yavaşlama (bradikinezi) ve denge kaybıdır. en yaygın başlangıç bulgusu asimetrik istirahat tremoru olmakla birlikte hastaların yaklaşık beşte birinde ilk belirti olarak bir eli kullanmakta zorluk görülmektedir.



diğer klinik özellikler açısından, hastalığın erken dönemlerinde hasta sıklıkla ince koordine hareketlerde zorlandığını fark eder. günlük işlerin yerine getirilmesi zorlaşabilir (düğme iliklemek, saç taramak gibi.) maske yüz denilen, yüz ifadesinin silinmesi fark edilebilir. ses kısılabilir ve monotonlaşabilir. kullanmakta güçlük çekilen kol yürürken tam olarak sallanmayabilir ve hasta aynı taraftaki ayağını yürürken sürüyebilir. vücudun duruşu giderek bükülür ve adımlar da küçülür; el yazısı küçülebilir ve biçimi bozulabilir.



daha sonraki dönemlerinde ağızdan salya akması ve yiyecekleri yutmada güçlükler, koku alma duyusunun kaybedilmesi nedeniyle tat almada farklılıklar görülebilir. bunlara ek olarak radyoloji yöntemi bulunmamaktadır.



b) hastalığın evreleri: hastalığın şiddetini tanımlamanın bir yolu 1960'larda margaret hoehn ve melvin yahr tarafından geliştirilmiş olan hoehn ve yahr skalasıdır. bu skalaya göre evreleme şu şekildedir:



0: parkinson hastalığı bulgusu yok.

1. evre: tek tarafta parkinson hastalığı belirtileri (tremor, rijidite veya bradikinezi) var.

2. evre: iki taraflı parkinson hastalığı belirtileri (tremor, rijidite veya bradikinezi) var ve yürüme güçlüğü yok.

3. evre: iki taraflı parkinson hastalığı belirtileri var ve çok az yürüme güçlüğü var.

4. evre: iki taraflı parkinson hastalığı belirtileri var ve orta derecede yürüme güçlüğü var. hasta yalnız olarak yaşayamayacak durumdadır.

5. evre: iki taraflı parkinson hastalığı belirtileri var ve hasta yürüyemiyor. hasta tekerlekli iskemle kullanmak mecburiyetindedir ya da yatağa bağımlıdır.



c) parkinson hastalığını taklit eden nörolojik hastalıklar:



1) arteriyosklerotik parkinsonizm

2) hıv virüsü ve tüberküloz enfeksiyonları

3) travma

4) normal basınçlı hidrosefali

5) tümörler ve diğer kitlesel lezyonlar



d) tedavi: parkinson hastalığı progresif (gelişken) bir hastalıktır. bu yüzden tedavi yöntemi hastanın bulgularına ve fonksiyonel bozukluğunun derecesine bağlı olarak değişir. erken dönemdeki olgularda, fonksiyonellik çok belirgin etkilenmiyorsa tedavisiz takip edilebilir. üstelik gerekirse çeşitli ilaçlar da kullanılabilir. tedavinin hedefi merkez sinir sistemindeki dopamin düzeyini artırmaktır.



ilerlemiş seviyedeki hastalıkta, hastanın fonksiyonel durumunu en ideal biçimde tutma ve tedavinin yan etkilerinden kaçınma temin edilmelidir. hastalık ilerledikçe parkinson hastalığının tedavisi giderek zorlaşmaktadır.

Bi - polar (manik depresif)

Bi - polar (manik depresif)

Bipolar bozukluk (manik depresif hastalık) nedir



bu hastalık tüm dünyada 50 kişiden birini etkileyen ve nispeten sık görülen bir bozukluktur. bipolar bozukluğu olan kişi, sıklıkla duygu halinde aşırı yükselmelerden (duygu durum yükselmesi veya para harcama, gelişigüzel cinsel ilişki veya tehlikeli araba kullanma) manik dönem sırasında öfke, aşırı şüpheci ve hatta saldırgan davranış hiç de nadir değildir.



çok şiddetli mani dönemlerinde, kişi hezeyanlar (örn; yanlış inançlar) yada varsanılar (örn; sesler duyma veya görüntüler görme) gibi psikotik belirtiler yaşayabilir.



mani belirtileri her bireyde değişik olmaktadır.

en sık görülen mani belirtilerden bazıları şunlardır;



çok enerjik olma

kolayca sinirlenme

çok az uykunun yeterli olması

her zamankinden ve herkesten daha önemli olduğunu hissetmesi

zihnin yeni ve heyecan verici fikirlerle dolması

daha konuşkan olma

aşırı harcama

kişiliğine özgü olmayan davranışlarda bulunma



depresyon



bipolar bozuklukta depresif duygudurum herkesin hemen hemen her gün yaşayabileceği üzgün ve isteksiz olma durumundan farklıdır.



bipolar depresyonda, depresif duygular olağan üzüntülerden daha ağırdır,; daha uzun müddet devam eder ve kişinin günlük etkinliklerini yerine getirmesini zorlaştırır.



depresyonu olan kişiler, çoğu zaman iştahta değişiklik, uyuyamama veya aşırı uyuma ya da enerji azlığı gibi fiziksel belirtilerin eşlik ettiği hüzünlü bir duyguduruma sahiptirler. bundan başka, dikkatlerini toplamakta, karar vermekte zorluk yaşayabilir, huzursuz hissedebilir veya sakin şekilde oturamayabilirler.



umutsuzluk ve çaresizlik duyguları bipolar depresyon sırasında yaygındır ve hastalar geleceğe ait son derece negatif düşüncelere sahip olabilirler. bundan başka aile ve arkadaşlarından uzaklaşabilir ve yıkanma hatta evden dışarı çıkma gibi olağan günlük aktiviteleri bile yerine getirmeyebilirler. bipolar depresyon sırasında intihar ve ölüm düşünceleri de sık görülür. bipolar bozukluğu olan kişilerin yaklaşık %25 - 50 si en az bir kez intihar girişiminde bulunmaktadır.



en sık görülen mani belirtilerden bazıları şunlardır;



uyuyamama veya aşırı uyuma

suçluluk duygusu

azalmış enerji

zevk alma veya ilgi kaybı

dikkatini toplamakta güçlük

huzursuzluk ya da ajitasyon

iştahta artma ya da azalma şeklinde değişiklik

ölüm veya intihar düşünceleri



karma dönemler nedir ?



karma dönemler, bir kişide aynı zamanda ortaya çıkan mani ve depresyon belirtileri bileşimini tanımlamak için kullanılan bir terimdir. örneğin bir karma dönem çoğu zaman gerginlik ve huzursuzluk, kaygı, diken üzerinde olmak, fikir uçuşmaları, dürtüsellikte artış, çökkün veya isteksiz duygudurum ve intihar düşüncelerini içerir. bir karma dönem sırasında, bir manik dönemde olduğu gibi coşkulu veya huzursuz hissedebilir, ancak aynı zamanda gücü her şeye yeten biri gibi değil, aşırı hassas ve çökkün hissedebilir.



bu bozukluk vakit içerisinde nasıl gelişir ?



mani ve depresyon dönemlerinin vakit ve sayısı her kişide farklılık gösterebilir. mani ve depresyon dönemleri birkaç gün sürebileceği gibi aylarca de devam edebilir. vakit geçtikçe dönemler sıklaşır; dolayısıyla de bozukluğun müddeti uzadıkça dönemler arasındaki müddet kısalmaktadır.



bipolar bozukluğu olan kişilerin çoğu hayatları boyunca yaklaşık 8-10 kere mani ve depresyon dönemi yaşamaktadır. ancak bazı kişiler daha sık hastalık dönemi yaşayabilmektedir. 12 aylık bir dönem içerisinde 4 veya daha fazla dönem yaşayan kişilerin " hızlı döngülü" bipolar bozukluğu oldu söylenir. bipolar bozukluğu olan kişilerin %15-20 sinde hızlı döngülü hastalık tablosu gelişir.



bipolar bozukluk tedavi edilebilirmi ?



diyabet ve kalp hastalığı gibi, bipolar bozukluk da tedavi edilebilen bir hastalıktır. bipolar bozukluğun mani ve depresyon belirtilerini kontrol altına alabilen ya da önleyebilen etkili tedaviler bulunmaktadır. bunun yanı sıra, araştırmalar tedavi sürecini devamlı olarak arttırmaktadır.



bipolar bozukluk nasıl tedavi edilir ?



bipolar bozukluğun esas tedavisi ilaçlarla yapılır. çoğu zaman hem manik hem depresif belirtileri kontrol altına almak için tek ilaç yeterli olmayabilir dolayısıyla birden çok ilaç kullanılması gerekebilir. ilaç tedavisinin esas amacı manik ve depresif dönemlerin sayısını azaltmaktır. hastanın dönem sayısı ne kadar fazla olursa, belirtilerin tedaviye dirençli hale gelmesi ihtimali o kadar artacaktır.



bir diğer tedavi biçimi ise psikolojik tedavi veya psikoterapi dir. bu genelde " konuşma tedavileri" olarak adlandırılır ve bipolar bozukluğu olan kişilere büyük yarar sağlayabilir. psikoterapi ilaç tedavisiyle birlikte kullanıldığında, kişinin ve ailenin bu bozukluğu anlamalarına ve yaşamlarını tekrardan kurmalarına yardımcı olmaktadır.



doktorlar bipolar bozukluğun tedavisinde iki önemli evre olduğunu kabul ediyor;



- akut ya da kısa süreli tedavi ve

- idame tedavisi ya da koruyucu tedavi



tedavinin akut evresinde amaç, manik, depresif ya da karma dönem belirtilerinin tedavi edilmesidir. idame tedavisi, sonraki dönem ya da nüksleri önlemek amacıyla tedavinin daha uzun süreli devam ettirilmesi demektir.



bipolar bozukluğu tedavi etmek için hangi ilaçlar kullanılır ?



bipolar bozukluğu tedavi etmek için başlıca 3 tip ilaç kullanılır. duygudurum dengeleyicileri, antidepresanlar ve antipsikotikler. uyku sorunlarında yardımcı olmak ya da anksiyete ve panik atakları gibi diğer sık rastlanan problemleri tedavi etmek amacıyla başka ilaçlar da yazılabilir.



bipolar bozukluğun bütün evrelerinde, belirtileri kontrol altına almak için birden çok ilaç kullanımı ya da vakit içerisinde dozun değiştirilmesi de sık görülen bir durumdur. bunun sebebi, belirtileri kontrol altına almak için tek ilacın yeterli olmaması ve belirtilerin hastalığın evresine göre farklılık göstermesi olabilir.

Uyku bozukluklari

Uyku bozuklukları

İlk insanın yaradılışından başlayarak bütün insanlar hayatlarının hemen hemen üçte birini uyuyarak geçirmektedir. yeni doğan bebekler günün 18 - 20 saatinde uyurken, erişkin insanlarda bu müddet 4 -11 saat arasına düşmektedir. anadoluda uyusun da büyüsün diye bebeklere söylenen ninnilerin altında yatan gerçeği bugün çok daha iyi anlıyoruz. gerçekten de büyüme hormonunun en çok uyku sırasında salgılandığını, uykunun vücudun büyüme ve yenilenmesinde, öğrenme ve bellek işlevlerinin gelişmesinde çok önemli bir rol oynadığını bilim insanları ispatladılar.



uykunun sırları çözülmeye başladı. bilgisayarların tıp dünyasına girmesiyle karanlıkta kalan bütün bilgiler yavaş yavaş gün ışığına çıkıyor. gözlemlere dayanan bilgileri artık test etme imkanına kavuştuk. uyku laboratuvarları uyku hakkındaki bilgilerin doğrularını ve yanlışlarını ayırarak bizlere yepyeni bakış açıları sunuyor.



bugün artık biliyoruzki uyku eskiden zannedildiğinin aksine pasif bir dinlenme olayı değil, etkin olarak yaşadığımız bir restorasyon olayı. uykuda gün boyu yıpranan vücudun ve beyin işlevlerinin düzenlemesi yapılıyor ve yeni bir güne hazırlık yapılıyor.



uykuya daldığımız an ile sabah uyandığımız an arasında geçen müddet içinde her biri 80 - 100 dakika arasında değişen uyku periodlarını 4 - 6 kez tekrar yaşayarak uyanıyoruz. bu uyku periodları yüzeyel uyku, derin uyku ve rem uykusu dediğimiz rüyaların görüldüğü uyku dönemlerini içermektedir.



gecenin ilk yarısında vucudun dinlenmesini sağlayan derin uyku ağırlıktayken, sabaha doğru rüyaların görüldüğü rem uyku süreleri daha fazla ağırlıktadır. dolayısıyla kısa müddet uyumaya alışık olan kişiler 4-6 saatlik bir uykuyla yeni bir güne dinç ve dinlenmiş olarak başlayabilmektedirler. sabahları uyanmaya yakın dönemde görülen rüyaların genelde daha iyi hatırlanması da rem uykusunun sabaha karşı daha uzun süreler devam etmesinden kaynaklanmaktadır.



sağlıklı uyku sırasında kaslarımız rahatlayarak dinlenirken, bütün sistemlerimiz bir bilgisayar gibi kendini test etmekte ve işlevlerini tekrardan düzenlemektedir. barsak hareketlerimiz yavaşlamakta, karaciğer, böbrek gibi önemli organlarımız günlük streslerin etkisinden kurtulmak için işlevlerini azaltmaktadır. yapılan çalışmalarda derin uykuda, vücutta protein sentezinin, hücre mitozunun ve büyüme hormonu salgılanmasının arttığı, buna karşılık tansiyon yükselmeleri ve buna bağlı beyindeki anevrizmalarda kanama ve felç tablosu gelişme riski çok artmaktadır.



uykuda solunum bozukluğu olan kişilerde en sık görülen belirtiler arasında gündüz aşırı uyku hali ve dalgınlık, yaşam kalitesini bozan önemli problemlerdir. trafik kazalarının en önemli nedenleri arasında sayılan aşırı uyku hali ve dalgınlık ülkemizde her yıl binlerce insanımızın ölmesine neden olmaktadır. trafik kazalarının önlenmesinde çok etkili olacağı düşünülen, uykuda solunum bozukluğu olan kişilerin tespiti ve tedavi olma zorunluluğu için uzun zamandır çalışmalar devam etmekteydi. bu çalışmalar arasında sürücü belgesi almak isteyenlerde uyku bozukluğunun araştırılmasına yönelik olarak resmi gazetenin 26 eylül 2006 tarih ve 26301 sayılı nüshasında bir yönetmelik yayınlandı. bu yönetmeliğe göre artık obstrüktif uyku apnesi sendromu, gündüz aşırı uyuklama hali olan kişiler sürücü olamayacak ancak tedavi olduktan sonra sürücü belgesi alabileceklerdir.



uykuda solunum bozukluklarının kesin tanısı için tüm dünyada altın standart olarak kabul edilen yöntem polisomnografidir. yani uyku laboratuvarında yapılan uyku tetkikidir. bursa'da ilk uyku laboratuvarı uludağ üniversitesi tıp fakültesi göğüs hastalıkları anabilim dalı bünyesinde 2004 yılı sonunda kurulmuştur. ocak 2005'ten başlayarak tertipli olarak hizmet veren uyku laboratuvarına alınacak hastalar uyku polikliniğinde belirlenmektedir.



horlaması olan, gündüz aşırı uyku hali olan ve gece uyurken nefes alış verişinde düzensizlik yada durma olduğu bir başkası tarafından görülmüş olan kişiler başta olmak üzere, uyku hakkında problem yaşayan kişiler uyku polikliniğine müracaat etmektedirler. uyku polikliniğinde ilk görüşme, muayene ve ön tetkikleri yapılan hastalara standart uyku anketleri uygulanmaktadır. bu değerlendirmeler sonunda uyku testi yapılması gereken hastalar randevu ile uyku laboratuvarına davet edilirler.



uyku laboratuvarları son derece rahat, konforlu ve modern cihazlarla donatılmış özel yatak odalarıdır. sessizlik, temizlik, rahatlık, güvenlik ve sistemli çalışma bu laboratuvarların en önemli özellikleridir. laboratuvara alınan hastalarla bilgisayarlar arasına özel elektrodlarla bağlatı kurulur. hastalar evlerinde gibi uyurken bilgisayarlar gece boyunca hastaların bütün işlevlerini kaydederler. bu kayıtları değerlendiren uzmanlar hastanın gece kaç saat süreyle kayıt edildiğini, bu kayıt süresince ne kadar uyuduğunu belirlerler. uykunun evreleri ayrılır, yüzeyel ve derin uyku süreleri ile rem uyku süreleri belirlenir. ne zaman ve hangi süreyle yüzeyel uykuda yada derin uykuda olduğu, ne zaman rüyaların görüldüğü rem uykusunda olduğu belirlenebilir. hastanın sırtüstü mü, yan mı, yüzüstü mü yattığı, horlayıp horlamadığı, nefes alış verişinde zorlanma yada durma olup olmadığı, kalp atışlarının tertipli olup olmadığı, kalp atım hızının hızlı mı yoksa yavaş mı olduğu saptanır. en önemli bulgulardan birisi de uyku süresince vücudun oksijensiz yani hipoksik taktirde kalıp kalmadığının, kaldıysa müddetinin ve şiddetinin belirlenmesidir.



tüm bu bilgiler ayrıntılı olarak rapor edilir. hastaya raporla birlikte durumu hakkında önerilerde bulunulur. uykuda solunum durması olan hastaların tamamına uludağ üniversitesi tıp fakültesi göğüs hastalıkları anabilim dalı uyku laboratuvarı tarafından kbb konsültasyonu istenmektedir. böylece tedavisi düzenlenirken hastaların üst solunum yollarındaki problemlerin çözümleride yapılmaktadır.



tüm dünyada uyku çalışmalarında ve araştırmalarında elde edilen neticeler, yeni bir bilim dalının doğmakta olduğunun sinyallerini vermektedir. bu gün bütün branşların uyku hakkında gelişmelerden yararlandığını ve bu bilgilerin ışığında daha etkili ve verimli yaklaşımlar geliştirdiklerini görmekteyiz.



obezitenin tedavisinden, hipertansiyona, diabetes mellitusa, kalp damar hastalıklarına, depresyona, gastroözefagial reflüye kadar toplumlarda çok yaygın görülen hastalıkların tedavisinde vazgeçilmez şartın; hastada uykuda solunum bozukluğu varsa kesinlikle tedavi edilmesi gerektiği biçiminde belirlenmiş olması çok önemli bir gelişmedir.

Corpus callosotomy

Corpus callosotomy

Corpus callosum esas olarak beynin derinlerinde bulunmakta olan ve beynin iki yarısı arasındaki köprüyü oluşturan sinir fiberleridir. hedefi beynin iki yarısındaki iletişimi ve bilgi geçişini sağlamaktır ancak aynı zamanda krizin bir taraftan diğer tarafa geçmesine de yardımcı olur.



corpus callosotomy ise kısaca corpus callosum un kesilmesi veya beynin iki tarafı arasındaki bağlantının koparılması olarak özetlenebilir. krizler genelde bu operasyondan sonra tamamen bitmese de yalnızca kaynaklandıkları beyin yarıküresine hapsolarak diğer hemisfere geçemez. beynin tümünü kapsamayan krizler de daha az şiddetli hissedilir.



kimler corpus callosotomy için uygundur ?



genelde beyni ayırmak olarak bilinen bu prosedür, çok aşırı ve kontrol edilemeyen epilepsilerde ve aynı zamanda epilepsinin devamlı beynin iki yarısını da etkilediği durumlarda tatbik edilebilir. drop-attack (düşmeli krizler) tipi krizler çoğu zaman düşme ve çarpmalardan kaynaklı yaralanmalara yol açar. bu tür durumlarda ve ilaca dirençli (çoklu ilaç kullanımı sonrasında iyileşemeyen) olan kişilerde bu ameliyat düşünülebilecek çareler arasındadır.



ameliyattan önce ne olur ?



ameliyat öncesinde adaylar yoğun tetkiklerden geçirilir. eeg (electroencephalography ), mrı (manyetik resonans ımaging ), kriz takipleri ve çoğu taktirde pet (pozitron emission tomography) gibi testler uygulanır. bu testler sayesinde hekimler krizlerin tam olarak nerden başladığını (kriz odağını) ve hangi yollarla nerelere yayıldığını gözlerler. bundan başka hekim son olarak bu testlerden gelen bilgiler doğrultusunda corpus callosotomy için hastanın ideal olup olmadığına, hastanın bu ameliyattan fayda görüp göremeyeceğine karar verir.



ameliyat sırasında ne olur ?



corpus callosotomy beynin tamamen açığa çıkmasını gerektirir. (craniotomy - kafatasının kesilerek açılması ). hasta genel anesteziyle uyutulduktan sonra, kafatasına bir kesik açılarak bir parça kemik çıkartılır ve beyni koruyan zardan bir parça çıkartır. böylece beyin içerisine özel cihazları sokacak ve corpus callosum u ayıracak kadar bir pencere açılmış olur. cerrah yavaşça beynin iki yarısını kenara çekerek corpus callosum a ulaşacak boşluk yaratır.



bazı durumlarda bu operasyon iki parçaya bölünebilir. ilk operasyonda ön taraftan 2/3 lük kısım kesilerek arkada biraz bağlantı bırakılabilir. bu sayede görsel iletişim devam eder ve bir süre 2/3 lük kesiğin krizlere iyi gelip gelmediği takip edilebilir. şayet krizlere iyi gelmezse daha sonra ikinci bir ameliyatla kalan kısımda tamamen ayrılabilir.



corpus callosum kesildikten sonra, son olarak kafatası kapatılır ve dikişler atılır.



ameliyattan sonra ne olur ?



hasta genelde 2 - 4 gün hastanede kalır. bu ameliyatı olan çoğu hasta 6 - 8 hafta içerisinde normal yaşantılarına geri dönebilmektedir. saçlar uzadığı vakit ameliyat izleri tamamen görünmez olacaktır. hasta epilepsi ilaçlarını kullanmaya devam edecektir.



ne kadar başarılı ?



corpus callosotomy, drop attack larda %50 - 75 oranında başarı göstermektedir. bu sayede yaralanma ve hatta yaralanmaya bağlı ölüm riski azaltılmış olup, yaşam kalitesi yükseltilmiş olur.



yan tesirleri nelerdir ?



aşağıdaki tesirler ameliyattan sonra görülebilir ama genelde kendi kendilerine yok olmaktadırlar.



kafatası rahatsızlıkları

bulantı

yorgun ve depresif hissetme

başağrısı

konuşma zorluğu, hafıza sorunları



riskler nelerdir ?



çok sık olmamakla birlikte aşağıdaki riskleri içerir:



ameliyattan kaynaklanan riskler; enfeksiyon, kanama, anesteziye alerjik reaksiyon

beyinde şişlik

vücudun bir tarafında hissizlik

koordinasyon eksikliği

konuşma problemleri

parsiyel (beynin tek tarafındaki) krizlerde artış

inme-felç

Epilepsi tedavisinin vazgecilmezi - eeg

Epilepsi tedavisinin vazgeçilmezi - eeg

Epilepsi tarih boyunca korkulan, çekinilen hatta kötü bakılan bir hastalık olmuş. insanlar eski çağlarda bu hastalığı bilmedikleri, hatta bulaşıcı olduğunu düşündükleri için epilepsili hastalardan uzak durmayı tercih etmişler. esasında 21. yüzyılı yaşadığımız bu günlerde bile epilepsi hastaları ne yazık ki benzer tutumlarla karşılaşabiliyor. böyle bir neticenin yaşanmasındaki en önemli neden ise bilgisizlik ve bilinmeyene karşı gösterilen reaksiyon olarak tanımlanıyor.



epilepsi, yani halk dilindeki adıyla " vagus sinirine takılan bir pil aracılığıyla beyne aralıklı uyarılar yollanıyor. vagus siniri stimülasyonu (vns) adı verilen bu yöntem günümüzde pek çok hastada başarıyla uygulanıyor. "



hangi durumlarda cerrahi uygulanıyor ?



nöbetlerin epileptik oldukları kesin olarak bilinmeli.

nöbetler, hasta için ideal olan her türlü epilepsi ilacının ideal dozlarla kullanıldığı halde durdurulamıyorsa.

nöbetler hastanın yaşam kalitesini ciddi olarak bozuyorsa.

alerji, aşırı uyku hali ya da karaciğer-böbrek yetmezliği gibi çeşitli nedenlerle hastaya ilaç tedavisi uygulanamıyorsa.

nöbetleri yapan, ilerleyici ya da dejeneratif bir beyin hastalığı bulunmuyorsa.

nöbetlerin sebebi, iyi huylu çocukluk epilepsilerinden biri değilse.

hastanın ameliyat olmamasını gerektiren organik bir problemi yoksa.



kaynak: anadolu sağlık merkezi: asm vital (nisan - haziran 2007)

Vagus nerve stimulation

Vagus nerve stimulation

Vns (narkoz ve uyanma süreleri ile birlikte en çok 2-3 saatlik bir uygulamadır. ameliyattan sonra doktorunuzun isteğine gör bir kaç gün hastanede yatılabilir veya aynı gün taburcu olabilirsiniz.



her ameliyatta risk olduğu ve enfeksiyon riski unutulmamalıdır. ayrıntılı bilgiler için hekiminize baş vurunuz.

Multipl skleroz (ms)

Multipl skleroz (ms)

Ms nedir ?



multipl skleroz (ms) beyinde ve omurilikte, mesajları taşıyan sinir telleri çevresindeki koruyucu kılıfın (miyelin kılıfı) hastalığıdır. kılıfın hasar gördüğü yerlerde sertleşmiş dokular (skleroz) yer almaktadır. bu sertleşmiş alana da benign ): bu tarzda hafif ataklar vardır ve atakları tam düzelme takip eder. vakit geçtikçe biriken bir kötüleşme olmaz ve kalıcı bir hasar bırakmaz. bu tarzda ilk belirti, genellikle el ve ayaklarda uyuşmalardır. ancak hastalığın başlangıcından 10-15 yıl sonra, bazı olgularda ufak sekeller bırakabilirler. ms'li hastaların %10-15'i bu gruba dahildir.



2-tekrarlayan ve düzelen tip (relapsing-remitting): ms'lilerin yaklaşık %25'i bu gruba girer. erken dönemde genellikle benign tipe benzer ve ataklardan sonra tam iyileşme olur. ataklar; gün, hafta veya aylarca sürebilir. ataklar daha önceki bulguların alevlenmesi veya yeni bir şikayet biçiminde olabilir. yine de tekrarlayan ataklar sonrası bazı sekeller kalabilir.



3-ikincil ilerleyen tip: başlangıcı " tekrarlayan ve düzelen" tip gibidir. relapsing-remitting ms'lilerin % 40-50'si ikincil ilerleyen tipe dönüşür. tekrarlayan ataklar sonrası düzelme daha zorlaşabilir, hatta durabilir. böylece sekeller artabilir. bu grup genellikle hastalığın başlangıcının 15-20 yılı içerisinde ortaya çıkar.



4-birincil ilerleyen tip: ataklarla birlikte ya da ataksız seyir gösterebilir. ataklı seyirde hastalığın başlangıcından başlayarak giderek artan fonksiyonel kayıplar yani sakatlıklar ataklarla daha da şiddetlenebilir ve giderek kalıcı fonksiyonel bozukluklar çoğalır. ms'lilerin % 10-15'i bu gruba girer.



ms'lilerin üçte biri on yıl sonra da halen fonksiyoneldir ve özürlülük derecesi düşüktür. dolayısıyla yaşam kalitesini etkilese bile genel olarak iyi gidişli bir hastalık olarak kabul edilir. hastalığın daha başlangıçta nasıl seyredeceğini öğrenmiş olmak olanaksızdır. çünkü seyir kişiden kişiye değişmektedir. ancak bazı hastalık özellikleri bize bir takım ipuçları verebilir. örneğin; kadın olmak hastalığın ataklarla seyrediyor olması, birinci ile ikinci atak arasındaki sürenin uzun olması, ilk atakları iyileşerek atlatmak, hastalık başlangıç yaşının genç olması, ilk atakların dengesizlik, ellerde beceriksizlik, titreme gibi gibi bulgularla başlamaması gibi özellikleri iyi seyir lehindedir. kısa sürede yatağa yahut tekerlekli sandalyeye bağımlı kalmak ya da yaşam süresini kısaltmak gibi klinik tablolar çok azdır.



hastalığın nedenleri nelerdir ?



bu konuda pek çok değişik teoriler olmasına karşın, elimizdeki bilgilere dayanarak ms'e neyin sebep olduğu tam olarak saptanamamıştır. yapılan farklı araştırmalarda hastalığa neden olabilecek çok çeşitli nedenler (daha önce geçirilmiş virütik enfeksiyonlar, çevreden kaynaklanan bazı zehirli maddeler, beslenme alışkanlıkları, coğrafi etmenler, vücudun savunma sistemindeki bozukluklar) sorgulanmışsa da hiç biri kesin neden olarak saptanamamıştır.



bazı araştırmacılar, ms'e henüz belirlenemeyen bir virüsün sebep olduğunu ileri sürmektedirler. bu teoriye göre, çocuklukta veya gençlik döneminde vücuda giren bu virüs; beş, on ya da on beş yıl gibi bir müddet hiçbir belirti göstermeden vücutta kalmakta, daha sonra yine bilinmeyen bir nedenle, örneğin şiddetli bir üst solunum yolu hastalığı sırasında ortaya çıkmaktadır.



diğer bir grup bilim adamı ise, oto-immün (vücudun kendi bağışıklık sisteminin sebep olduğu) bir hastalık olduğunu düşünmektedirler. bu teoriye göre; vücudun bağışıklık sistemi normal olarak ,vücuda giren yabancı mikrop ya da viruslara karşı vücudu korumak için karşı saldırıya geçip onlarla mücadele etmesi gerekirken, ms'li kişilerde bilinmeyen bir nedenle, merkezi sinir sistemindeki sinirlerin miyelin kılıfına saldırıp onları tahrip etmektedir.



yine araştırmalar göstermiştir ki, ms bu hastalığa genetik bir yatkınlığı olan kişilerde daha sıklıkla görülmektedir. bu, ms'in kalıtsal olduğu anlamına gelmez, fakat beyaz kan hücrelerinde bir cins hla antigenleri bulunmakta olan kişilerin ms'e diğer insanlardan daha çok yakalandıkları anlaşılmıştır.



bu teorilerin bütününün bir arada etkileşim gösterdikleri de düşünülebilir. yani genetik olarak yatkın kişilerde, ms hakkında bilinmeyen bir virüsün, vücudun bağışıklık sistemini negatif yönde harekete geçirerek, sinirlerin miyelin tabakasına saldırmaya ve onu tahrip etmeye yönlendirdiği söylenebilir.



kaynak: prof. dr. egemen idiman, dr. şahi kuray

Panik atak

Panik atak

Panik bozukluk nedir ? panik bozukluğu nasıl tanımlayabiliriz ?



panik bozukluk, bir tür kaygı bozukluğu olup bilhassa gençlik döneminde çok sık karşılaşılan bir rahatsızlıktır. ilk olarak " kaygı ve kaygı bozukluğu nedir" sorusunu açıklamakta fayda var.



kaygı: kişinin davranışlarını ve sosyal yaşamını kısıtlayan; stres, gerilim ve huzursuzluk durumudur.



kişinin davranışlarını ve sosyal yaşamını kısıtlayan gerilim ve huzursuzluk halinin temelinde, negatif yaşantılardan kaynaklanan abartılı düşünceler ve değerlendirmeler vardır. insanın varlığını sürdürme mücadelesi evrimle birlikte başlamıştır. kaygı insan varlığının başlangıcından beri var olan bir tepkidir. insanın varlığının ve yaşamının tehlikeye düşüğü taktirde kaygı ortaya çıkmaktadır. yaşamın devamlılığı için belli kademede kaygının olması gerekir. aksi takdirde kişinin tehlikelerden sakınması ve kendini koruması olası olmayabilir. örneğin ilk çağda insanların ormanda vahşi hayvandan kaçmak ve korunmak için belli kademede kaygı ve korkuya gereksinimi vardı.



ne zaman ki kaygı kişinin davranışlarını ve sosyal hayatını kısıtlamaya başlamışsa ve gelişi güzel bir tehlike yokken de kaygı belirtileri ortaya çıkıyorsa, bu durum psikolojik bir rahatsızlık olmaya başlamış demektir.



belli başlı kaygı bozuklukları:



genel ya da devamlı kaygı bozukluğu

fobiler

obsessive-kompulsive bozukluk

panik bozukluk (panik atak).



panik bozukluk : aniden ve beklenmedik bir biçimde ortaya çıkan; kalp çarpıntısı, terleme, titreme, göğüs ağrısı, nefes almasa zorluk, kişinin kendini çıldıracakmış gibi hissetmesi biçiminde görülen yoğun bir kaygı nöbetidir.



hangi belirtiler panik bozukluğa işarettir ?



kalp atımının aniden hızlanması ve kalp atımlarını duyumsama.

terleme

titreme ya da sarsılma

nefes darlığı yada boğuluyor gibi olma

soluğun kesilmesi

göğüs ağrısı yada göğüste sıkıntı hissi

bulantı yada karın ağrısı

baş dönmesi, sersemlik hissi, bayılacakmış gibi olma

gerçek dışı duygulara kapılma ya da benlik algısında bozulma

kontrolünü kaybetme ve çıldıracakmış gibi hissetme

kalp krizi geçirme korkusu ve şiddetli ölüm korkusu

kollarda ve bütün vücutta uyuşma - karıncalanma hissi

üşüme, ürperme ya da agorafobi de görüldüğünden bu kişiler aylarca evden dışarı çıkmazlar. dolayısıyla işini veya okulunu aksatırlar ya da bırakırlar.



panik bozukluğun tedavisi olası müdür ?



panik bozukluğu, tedavisi olası olan bir psikolojik rahatsızlıktır. rahatsızlığı olan kişinin ilk olarak tedaviyi kabullenmesi ve rahatsızlığının psikolojik nedenlerden kaynaklandığına ikna olması gerekmektedir. bu bilhassa terapiler için çok mühimdir. panik bozukluğu olanlar için en ideal tedavi yöntemi; ilaç tedavisi ve psikoterapilerin birlikte yürütülmesidir.



panik bozukluğu tedavisinde kullanılan yeni kuşak antidepresan ilaçlar (ssrı) bağımlılık yapmazlar. yan tesirleri ise son derece azdır ve tehlikeli değildir. istenildiğinde hekim tavsiyesi ile rahatlıkla kesilebilirler.



ilaç tedavisine ek olarak uygulanan psikoterapi ile kişinin negatif düşünce ve davranış biçimlerinin değiştirilmesi ve hastalıkla mücadele etmesi için daha etkin olması amaçlanır.

nefes alma ve çeşitli gevşeme egzersizleri, stresle başa çıkma yöntemleri ile kişinin rahatlaması sağlanır. ve hasta tekrar panik nöbetiyle karşılaştığında bu baş etme mekanizmalarını kullanarak kendini daha kuvvetli kılabilir.



yapılan araştırmalara göre, panik bozukluğun tedavisi için psikoterapilerin birlikte kullanıldığı ilaçlı tedaviler, psikoterapilerin kullanılmadığı ilaçlı tedavilere göre daha çok başarı sağlamaktadır.



kısaca panik bozukluğu, bir kalp hastalığı değildir.

panik atağı sırasında insanların öldüklerine, delirdiklerine ya da kontrol dışı davranışlarda bulunduklarına ait hiçbir tıbbi bilgi yoktur. dolayısıyla panik nöbeti sırasında; bunun ölümcül olmadığını, delirmeye yol açmayacağını hissettiğiniz sıkıntının sonunda geçeceğini düşünmelisiniz.





kaynak: uzm. psk. umut ulusu

Sosyal fobi

Sosyal fobi

Sosyal fobi (sosyal kaygı bozukluğu )



tanımadık insanlarla karşılaştığı ya da başkalarının gözünün üstünde olabileceği, bir ya da birden çok toplumsal ya da bir eylemi gerçekleştirdiği durumdan belirgin ve devamlı bir korku duyma. kişi, ufak duruma düşeceği ya da utanç duyacağı bir şekilde davranacağından korkar.



korkulan, toplumsal ya da bir eylemin gerçekleştirilmesi gereken durumla karşılaşma hemen hemen her zaman kaygı tepkisi doğurur. ancak, toplumsal ya da bir eylemin gerçekleştirilmesi gereken bir durumla karşılaşmaktan kaçınma korkma ya da bununla ilgili endişeli beklenti kişinin olağan günlük işlerini, mesleki işlevselliğini ya da toplumsal hayatını önemli ölçüde bozuyorsa ya da kişi fobisi olacağına ait belirgin bir sıkıntı duyuyorsa böyle bir tanı konması ideal olur.



sosyal fobisi olan kişiler kusur yapma, gülünç duruma düşme ya da kendilerine yakışmayacaklarını düşündükleri davranışları yapma korkusu içindedir. sosyal faaliyetlerde arka plana itilmiş olmaktan, dostça olmayan bir biçimde kendilerine davranılmasından, aptalca görünmekten, kontrolü kaybetmekten, panik yaşamaktan, ne söyleyeceğini bilememekten ve bir de bunlara eşlik eden pekçok fiziki belirtileri,yaşamaktan korkmaktadır.



fiziksel belirtiler nelerdir ?



sosyal fobisi olan kişiler korku duydukları toplumsal durumlarda hemen hemen her zaman kaygı semptomları yaşarlar.



korkulan bu durumlarla karşılaşıldığında genellikle yüz kızarması olur. yüz kızarması çok yakınılan ama kontrol edilemeyen bir belirtidir. dışardan basitçe fark edildiği içerisinde rahatsızlık vericidir. yüz kızarması dışında terleme, çarpıntı, göğüste sıkışma hissi, ses titremesi ve kısılması,ağız kuruması, mide rahatsızlıkları, sıcak ve soğuk basmaları, kaslarda gerginlik, düşünce akışında yavaşlama, başta ağırlık hissi ya da baş ağrısı oluşabilir.



sosyal fobide kaygı oluşturan durumlar nelerdir ?



sosyal fobik insanların korktukları durumlar iki ana gruba ayrılabilir. bunlardan ilki sosyal etkileşim gerektiren durumlar, ikincisi ise sosyal performans gerektiren durumlardır.



sosyal etkileşim gerektiren durumları sohbete katılma (özellikle de karşı cinsle )otorite olan kişilerle ilişkiler, parti ve eğlence gibi sosyal faaliyetlere katılım,başkalarının önünde yeme ,içme ,yazma,yardım isteme, yer veya adres sorma, yeni birileri ile tanışma, göz kontağı gerektiren durumlar, hakkını savunmayı gerektiren durumlar olarak sıralayabiliriz.



sosyal performans gerektiren durumlara bir topluluk önünde konuşma, konferans verme, sorulara cevap verme,bir enstrüman çalma spor yapma, genel tuvaletlerde başkalarının olduğu bir anda gereksinimini giderme örnek olarak verilebilir.



sosyal fobiyle sosyal heyecan arasındaki farklar nelerdir ?

ülkemizde sosyal fobi olmasa da topluluğa girme, toplulukta konuşma, özgürce davranabilme konularında çekingenlik olabildiğince sık görülen bir durumdur. bunların büyük bir kısmı klinik kademede bir rahatsızlık olarak ele alınmayabilir. insanların bir iş yaparken, gelişi güzel bir davranışta bulunurken, özelliklede birilerinin önünde kendilerini ortaya koymaya çalışırken belli bir heyecan duymaları olağan bir durumdur. hatta böylesi bir heyecanın ilişkileri motive edici hazırlayıcı tesiri olduğundan, insanın daha iyiyi yapabilme isteğini arttırdığından söz edilebilir.



bir dereceye kadar sosyal ortamlardan çekinme doğal kabul edilmelidir. çekingenlik ya da utangaçlık da kişiye ciddi bir yük korku getirmiyorsa sorun olarak yer almaz. temelinde başkaları tarafından gülünç bulunma, aşağılanma korkusu ile beslenen ve sonrasında izolasyona kadar götürebilecek olan sosyal fobiyi normal ve sağlıklı olduğunu düşündüğümüz sosyal heyecan ile karıştırmamak gerekmektedir.



sosyal heyecanı sosyal fobiden ayıran en önemli özellik, bireyin topluluk önünde bir şeyler yapmaya devam ettikçe bu konuda deneyim kazandıkça sosyal heyecan azalırken, fobik durumlarda deneyim kazanmanın heyecan üstünde etkili olmaması aksine kişilerin bu durumdan şiddetle kaçmaya çalışmalarıdır. bu kaçınmanın da kişinin olağan günlük işlerini,mesleki ya da eğitimle ilgili işlevselliğini, toplumsal etkinliklerini ya da ilişkilerini önemli ölçüde bozmalıdır ya da kişi fobisi olacağına ait belirgin bir sıkıntı duymalıdır.



sosyal fobi günlük hayatta hangi sorunlara yol açabilir ?



sosyal fobisi olan kişiler, çoğu zaman sınav kaygıları ya da sınıf içi katılımdan kaçınmaları nedeniyle okulda yeterli bir başarı gösteremezler. öğrenciler bildikleri halde parmak kaldıramaz,sözlülerde başarı gösteremeyen olurlar. etkinliklere girmekten kaçınırlar. iş sahipleri lazım atılımları yapamaz, çalışanlar kendilerini ortaya koyamaz,insiyatif kullanamaz, fikirler ileri süremez, iş değiştiremez, ulaşmaları gereken düzeylerden daha alt seviye işlere razı olup ilerleyemezler.



iş kayıpları ve okul başarıları azalır üniversiteyi bırakmak halinde kalabilirler. işsiz kalmak sık görülen bir durumdur. bazıları karşı cins ile ilişkilerinde benzer durumlar yaşadıklarından kendi başlarına arkadaş sahibi olamaz, bekar kalabilirler. bulundukları ve yetiştikleri ortamı değiştirmek istemez, yakın aile dışındaki kişiler haricindekiler ile iletişimlerini sınırlarlar.



sosyal fobide kaçınma davranışını belirleyen negatif düşünceler nelerdir ?

bunlar,



a) kişinin iç diyaloğunda yer alan kendini küçümseyen ve aşağılayan ifadeler



b) şahsi performansı değerlendirmede mükemmeliyetçi beklentiler



c) şahsi performansı değerlendirmede yalnızca negatif örneklere odaklanma



d) sosyal başarı ve başarısızlıklarının nedenlerini belirlemede zayıflık ,vs.) olumlu sosyal durumları (şans,kader,diğerlerinin pozitif tutumu,vs. )



sosyal fobinin tedavisi var mıdır ?



bu kişilerin doğasında var olan utangaçlık ve negatif değerlendirileceklerine dair korkuları yardım istemelerini zorlaştırır. bir başka önleyici faktör ise, sosyal fobiklerin bu belirtilerinin bir rahatsızlık olduğunu fark etmemeleri ve değişmez kişilik özellikleri biçiminde algılamalarıdır. bundan başka somatik belirtileri nedeniyle diğer tıp birimlerine başvurmaları psikolojik yardıma ulaşamama veya gecikme gibi neticeler doğurmaktadır.



sosyal fobi tedaviye olabildiğince iyi cevap veren bir rahatsızlıktır. tedavi sürecinde ilaç ve psikososyal tedavi yaklaşımları ayrı veya birlikte kullanılabilir.



psikolojik tedavi yaklaşımında ağırlıklı olarak bilişsel-davranışsal psikoterapiler, sosyal beceri eğitimleri, gevşeme egzersizleri, bireysel ve sosyal aktivite tedavileri uygulanabilmektedir. psikolojik tedavilerle bireyler negatif düşünce ve davranış kalıplarını tanıyabilmekte, önyargıları ile kendilerine yönelik negatif tutumlarını değiştirerek, daha gerçekçe beklenti ve davranış kalıpları oluşturabilmekte, başa çıkma stratejileri geliştirebilmekte, eksik olan becerileri kazanmakta ve iletişim güçlerini arttırmaktadır.



" cesaret korkusuzluk değil, korkuya karşın korkulan şeyin üstüne gidebilme

gücüdür"

bende bir sosyal fobi olabilir diye düşünüyorsanız size en yakın sağlık merkezindeki uzmanlardan yardım alınız.



toplum sizi içerisinde görmek için bekliyor, neden hala bir kenarda oturup yaşamın yanınızdan akıp geçmesine izin veriyorsunuz.

Alzheimer

Alzheimer

Genel bilgi



alzheimer hastalığı beynin düşünme, hafıza ve dil bölümlerini tesirler. hastalığın başlangıcı sinsidir ve yıkım genellikle yavaştır. günümüzde hastalığın nedeni bilinmemekte ve şifası bulunmamaktadır.



alzheimer hastalığının adı, 1906 yılında alışılmadık bir akıl hastalığından öldüğü düşünülen bir kadının beyin dokusundaki farklılıkları betimleyen dr. alois alzheimer'dan gelmektedir. bu farklılıklar bugün alzheimer hastalığının karakteristik anormal beyin farklılıkları olarak bilinmektedir.



alzheimer hastalığı, toplumun tüm gruplarını tesirler ve sosyal sınıf, cinsiyet, etnik grup ya da coğrafi bölge ile bir alakası bulunmamaktadır. bundan başka, kusma, ağız kuruluğu, huzursuzluk, titreme, sinirlilik, endişe duyma, gevşeyememe, sabırsızlık ve öfke patlamaları gibi belirtiler yaşayabilir.



17- sorunlarla başedememe



aile içerisinde birinin hasta olması, bu hastalıkla beraber yaşamak zorunda kalması yalnızca hastayı değil tüm aileyi tesirler. yeni yaşam düzeni, hastalıklı bir bireye sahip olma, hastlıkla ilgili bilinmeyenler, hastalıkla beraber gelen kayıplar karşısındabaşedemeyebilir ve tükenmişlik yaşayabilirsiniz.



18- duygusal - algısal değişim



hasta, unutkanlık, dalgınlık, hastalığı ve yaşını ilerlemesinden dolayı duyu organlarının hassasiyetinde azalma sebebi ile söylenenlerin ve çevresinde olup bitenleri farkında olmayabilir.



19- bakım veren kişide tükenmişlik yaşanması



sürekli bakıma ihtiyavcı olan bir hastaya sahip olduğunuzda, hasta kendi öz bakımını sağlasa bile, onu kontrolünüz altında tutmak zorunda kalabilirsiniz. bu süreçte bazen tükenmişlik yaşanabilir, hastaya bakım vermede zorlanabilirsiniz

Migren

Migren

Bu konuda kusma ve ışığa ve sese aşırı duyarlılıkla birlikte gelebilir. migren ağrıları kişiyi işgöremez hale getirebilir ve bu saatler hatta günler sürebilir.



son zamanlarda migren tedavisinde olabildiğince başarı gösteren ilerlemeler vardır. ancak buna karşın henüz migrene kesin bir tedavi bulunamamıştır. ilaçlar ve tedaviyle migren sıklıkları ve başlayan ağrılar durdurulabilmektedir



belirtiler ve semptomlar



tipik bir migren atağı aşağıdaki semptomlardan birini veya fazlasını gösterebilir:

çoğu migren hastası yalnızca kafasının bir tarafında ağrı hissederken bazıları her iki taraftada ağrı hisseder.

zonklamalı baş ağrısı.

fiziksel aktiviteyle artan başağrısı.

günlük olağan etkinlikleri engelleyen ağrı.

kusmalı yada kusmasız mide bulantısı.

ışığa ve sese karşı hassaslık.



tedavi kullanılmadığı zamanlarda migren 4 saatten 72 saate kadar sürebilir. ne sıklıkta görülebileceği kişiden kişiye değişir. 1 ayda üç dört defa migren olabileceği gibi iki yılda 1 seferde migren olduğu gözlenebilir.



tüm migren ağrıları aynı değildir. çoğu insan migrene habersiz yakalanır. (aurasız) bazıları ise migrenden 15-30 dakika öncesinde aura hissetmeye başlar ve peşinden migren gelir. auralar ağrı başladıktan sonrada görülmeye devam edebilir.

auralar genelde:

flaş hissi

görüş alanınızda zigzag lar

görüş alanınızda yavaşça yayılan kör noktalar

kol ve bacaklarda iğnelenme hissi

bazen konuşmada bozulmalar olarak görülebilir.



aura olsada olmasada bu belirtiler migren krizinden birkaç saat önce hatta bir gün önce bile görülebilir. bu durumlarda:

aşırı enerjik hissetme

tatlı yeme isteği

susama

uyuşukluk

depresif mod

görülebilir.



sebepleri



baş ağrıları ile ilgili çok fazla şey bilinmesede bazı hekimler sinir sistemindeki esas ağrı yolundaki değişikliklerden ve bazı beyin kimyasallarındaki dengesizliklerden şüphelenmektedir.



başağrısı sırasında serotonin düzeyi düşer. bunun sonucunda trigeminal sinirin neuropeptitler salgıladığı düşünülmektedir ki bunlar beynin dış kısmında bulunur. bunlar kan damarlarını genişletir ve şişirir. bunun neticesi ağrı olarak çıkar.



ağrı sırasında magnezyum seviyesinin düşmesi ise migreni tetikleyen etkenler arasında düşünülebilir.



migreni tetikleyen etkenler



kesin olmamakla birlikte aşağıdaki öğelerin migreni tetiklediği düşünülmektedir:



hormonal değişiklikler: kesin bir ilişki kurulamamakla birlikte hormonal farklılıklar bilhassa kadınlarda migreni etkilemektedir. hormonal ilaçlarda migren düzeni kötü yönde etkileyebilir.



yemekler: bazı kişilerde bazı yemekler ağrıyı tetikler. alkol, bilhassa bira ve kırmızı şarap, yıllanmış peynirler, çikolata, marine yemekler, kafein, bazı asya yemekleri ve pekçok konserve türünün migreni tetikleyebileceği düşünülmektedir. edient in some asian foods; certain seasonings; and many canned and processed foods. skipping meals or fasting also can trigger migraines.



stres: yoğun iş temposunun peşinden gelen rahatlama haftasonunda migrene yol açabilmektedir.



çevresel uyarıcılar: parlak ışık ve güneş ışığı, değişik tatlar

bazı kokular (parfüm ve çiçek kokuları dahil) tiner türevi kokular ve bilhassa içilmiş sigara kokusu migreni negatif tesirler.

fiziksel etkenler: cinsel ilişki, uyku düzeninde değişiklik vs. migreni tetikleyebilir. çevresel değişimler: hava değişikliği,mevsim, yükseklik, baskı ve vakit dilimi farklılıkları migreni tetikleyebilir.

ilaçlar: bazı belli ilaçlar migreni etkileebilir.



tedavi yöntemleri



eskiden migrenin tek çözümü aspirin ken şimdi migrene özel pekçok ilaç bulunmakta. esasda ilaçlar iki gruba ayrılmaktadır:



ağrı azaltıcı/geçirici ilaçlar: ağrı başladıktan sonra durdurulmasında kullanılır.

önleyici ilaçlar: bu tür ilaçlar migreni önlemek veya azaltmak için kullanılır.



bazı ilaçlar hamilelikte ve emzirmede öneri edilmemektedir. bazıları çocuklarda kullanılamamaktadır. hangi ilacın kullanılacağına yalnızca doktorunuz karar verebilir.



yardımcı ve alternatif tedaviler

akapunktur: diğer pekçok tesirinin yanısıra ağrı kontrolünde de etkili olabilir.



biofeedback: biofeedback ve neurofeedback bilgisayar ortamında çalışan ve vakit geçtikçe kişiye kendisiyle ilgili bazı şeyleri kontrol etme kabiliyetini kazandırabilen bir yöntemdir.



masaj: masaj stres ve gerginliği almakta harika bir yöntem olsa da başağrısı konusunda henüz işe yarayıp yaramadığı kanıtlanmamıştır.



bitkisel ilaçlar, vitaminler ve mineraller: bazı bitkilerin migreni azalttığı veya önlediği bilinmektedir. b-2 vitamininin de pozitif tesirleri olduğu bilinmektedir.

Inme (felc)

İnme (felç)

İnme (felç) nedir ?



inme beyne kan akımını sağlayan damarlardan birinin aniden tıkanmasıyla birlikte, beyne giden kan akımının gidişinin yavaşlaması ya da durması sonucunda meydana geliyor.



inme, dünyada kalp hastalığı ve kanserden sonra gelen en önemli ölüm nedenlerinden bir tanesi. abd'de dakikada ortalama bir kişi inme geçiriyor; üç dakikada bir kişi de inme nedeniyle hayatını yitiriyor. erişkin nüfusta en önemli sakatlık sebebi olan inme, bir beyin damar hastalığı.



inme beyne kan akımını sağlayan damarlardan birinin aniden tıkanmasıyla birlikte, beyne giden kan akımının gidişinin yavaşlaması ya da durması sonucunda meydana geliyor. bundan başka beyin damarlarından birinin ani biçimde yırtılarak, kanın beyin dokusu içerisine akması neticesi da oluşabiliyor ve buna halk arasında kusma görülüyor.



beyinsapını etkileyen bir inme atağında, vücudun hem sağ hem sol tarafını etkileyen felçler, solunum yutma gibi fonksiyonların kaybı ile hayatı tehdit eden durumlar oluşuyor.

Depresyon

Depresyon

Klinik depresyon



klinik vagus nerve stimulation esas tedavi yöntemleri arasındadır.



bunların dışında; ışık tedavisi (güneş veya yapay), egzersiz ve meditasyon da yardımcı tedavi yöntemleri olabilmektedir.

Epilepsi

Epilepsi

İnsan beyni 100 milyardan fazla sinir hücresinden oluşur. bu hücrelerin her biri diğeriyle iletişim halindedir. bazıları sinyal göndermekte bazılarıda bu sinyalleri durdurmaktadır.



beynin normal fonksiyonu bu iki durum arasındaki dengeden oluşur. normalden fazla sinirin aynı anda mesaj göndermesi ve belli kademedeki mesajların engellenmemesi sonucunda beyinde bir çeşit elektriksel fırtınaya yol açar. en basit tanımıyla buna epilepsi denir.



genelde bunun sebepleri, doğumdan kaynaklanabilen beyin hasarları, kafa yaralanmaları, beyin tümörleri ve alkolizim olabilir. bazı krizler genetiktir, ancak bu durum çok sık görülmez.



herkes epilepsi krizi geçirebilir. esasında hepimizin hayatımızın bir bölümünde bu hastalığa yakalanma olasılığımız vardır.



krizler hiçbir açık sebep olmaksızında olabilir, ancak beyin hasarı olan kişilerde risk daha fazladır. hatta krizler beyin hasarından yıllar sonra bile çıkabilir.



kokain ve alkol gibi bazı maddeler krizi tetikleyebilir. bu tetiklemeden sonra madde bırakılsa bile krizlerin devam ettiği görülebilmektedir.



epilepsi, genellikle aileden gelmez veya çocuklara geçmez. ancak bu tür akrabalıklarda epilepsi riski daha yüksektir.



iki esas tip kriz vardır.

-parsiyal: beynin bir kısmında başlar ve yayılır

-jeneralize: iki taraftada başlar ve bayılmaya yol açabilir.



krizler bir çok formda görülebilir ve her zaman ateş, ısıtıcılar ve yemek pişirmek gibi) kişi yalnız olarak olmazsa daha güvenli bir ortam oluşur. ocak yerine mikrodalga kullanımı daha güvenli olacaktır.



ilk yardım

kriz geçiren biriyle yaşıyorsanız kriz sırasında nasıl davranmanız gerektiğini bilmenizde fayda vardır.



kriz anında:

kişiye tehlike yaratabilecek tehlikeli objeleri uzaklaştırın. kişi tehlikeli bir yerde değilse kişiyi uzaklaştırmak yerine tehlike yaratacak eşyaları uzaklaştırmak daha yararlıdır. kriz geçene kadar kişinin yanından ayrılmayın.

kasılmalı veya titremeli krizlerde vakit tutmak yararlıdır. şayet kriz çok uzun sürüyor ve geçmiyorsa acil tıbbi destek almak yapılacak en doğru iştir.

kriz geçiren kişinin ağzına hiçbirşey sıkıştırmayınız. bu şekilde kişiye daha çok zarar verebilirsiniz.

kişinin kafasının altına yumuşak birşeyler koyun. yastık, ceket vs. gibi. bu sayede kafa yaralanmalarını önlemiş olursunuz.

kişinin titremesini veya kasılmasını önlemeye çalışmayın. bu şekilde kendinize veya kişiye zarar verebilirsiniz.

kişinin giysilerini gevşetin. bilhassa boyun bölgesindeki kravat düğme gibi sıkı giysileri gevşetin. kolye vs. varsa çıkartın.

krizden sonra kişiyi soluna çevirin ve tamamen iyileşene kadar yanından ayrılmayın.

kişinin solunumunun engellenmediğinden emin olun.

eğer kasılmalar 5 dakikadan fazla sürüyorsa veya peş peşe tekrarlanıyorsa kesinlikle ambulans çağırın.



işte epilepsi

patronunuzu ve çalışma arkadaşlarınızı kesinlikle durumunuzdan haberdar edin. işyerindekilere kriz esnasında ne yapmaları gerektiğini anlatın. riskli işlerden uzak durun.





hamilelik ve epilepsi





krizlerin riski

hamilelik sırasında aed ler vücuttaki kan değişimlerine uyum sağlayamayabilir ve krizler iyiye veya kötüye gidebilir. kasılmalar ve/veya düşmeler rahimdeki bebeğe tehlike oluşturabilir. gebelik döneminde ilaçlar mutlaka aksatılmamalı ve hekimin önerdiği biçimde kullanılmalıdır.



aed lerin riskleri

aed ler tek başlarına rahimdeki bebeğe çok fazla etki yaratmazlar. doğumda normal populasyonda anormallik frekansı %2 iken, tek aed kullanımında bu oran %6 ya, ve çoklu aed kullanımında %20 lere ulaşmaktadır. dolayısıyla hamilelikte minimum aed kullanılması mühimdir.

hamilelik ve doğumda epilepsi için kesinlikle lazım doktorlardan ayrıntılı bilgi alınız.

aed kullanılan bütün hamileliklerde ilk üç ayda folik asit alınması yararlıdır. folik asit sayesinde anormallik riski azalmaktadır.

hamileliğin son ayında k vitamini fayda sağlayacaktır. yeni doğan bebeğede k vitamini verilmesi aed lerin k vitaminini vücutta azalttığından dolayı faydalı olacaktır. k vitamini eksikliği yenidoğanlarda beyin kanamalarını tetikleyebilmektedir.



emzirme

aed kullanan kadınlar aed lerin süte çok az oranlarda karışması veya hiç karışmamasından dolayı rahatlıkla emzirebilirler. ancak bazı ilaçlarda karışım oranı fazla olabilir ve dolayısıyla kesinlikle hekime sorulması gerekir.



çocuklar ve epilepsi

çocuklarda epileptik problemler için kesinlikle bir hekime danışılmalıdır. çocuklarda, yetişkinlerden değişik durumlar oluşabilir. dolayısıyla bu yazıda pediyatrik açıklama yapılmayacaktır. bu duyarlı konunun bir pediyatrik nöroloğa danışılması sizler için daha faydalı olacaktır.

ancak çocuklarda epilepsi olduğu durumlarda kesinlikle okulda ve sosyal ortamlarda çocuğunuz ne zaman yanınızda olmayacaksa, çocuğunuza bakan veya onunla birlikte kalan kişiler çocuğunuzun durumunu çok iyi bilmelidirler ve lazım tedbirleri almalıdırlar. bilhassa okulda müdür, öğretmen, bakıcılar hatta hademeler bile - okuldaki yetişkin herkesin çocuğunuzun hastalığını bilmemeleri ve kriz esnasında ne yapacaklarının öğretilmiş olması mühimdir.