?

Otizm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Otizm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Otizmin tipik ozellikleri

Otizmin tipik özellikleri

Otistik bir çocuk,

başkalarına karşı ilgisizdir.

göz temasından kaçınır.

başkaları ile kendiliiinden iletişim kurmaz.

isteklerini bir yetişkinin ellerini kullanarak belirtir.

diğer çocuklarla oynamaz.

sürekli bir husus üstünde konuşur. nedensiz biçimde ağlar, güler ve nedensiz davranışlarda bulunur.

anlamsız sözleri üst üste tekrarlar.

nesneleri tutup devamlı döndürmekten hoşlanır. değişikliklerden hoşlanmaz.

yaratıcılık gerektiren oyunları oynayamaz.

bazıları yaratıcılık gerektirmeyen bazı işleri olabildiğince hızlı ve iyi yapar.

Otizmin belirtileri nelerdir ?

Otizmin belirtileri nelerdir ?

Otistiklerde, etkilenme dereceleri değişse de, aşağıdaki ortak belirtiler görülür;

sosyal ilişkilerde zorluk konuşma güçlüğü

sessiz iletişimde zorlanma

oyun oynama ve hayal gücünü kullanmada zorlanma

değişikliklere karşı tepki ve direnç gösterme

Otizm nedir ?

Otizm nedir ?

Otizm, sosyal ve iletişim becerilerinin oluşmasını etkileyen bir gelişim bozukluğudur. otizm genellikle yaşamın ilk 2 yılında ortaya çıkar. otistik çocuklar genelde öğrenme zorluğu çekerler. otistik çocukların büyük bir kısmında değişik seviyelerde zeka geriliği görülse de, zeka düzeyleri normal otistik çocuklar da vardır. ancak genel zeka düzeyleri ne olursa olsun, otistik çocuklar çevrelerindeki dünyayı algılamakta ortak bir güçlük çekerler

bir annenin doğum sonrası çocuğunun (tüm özür grupları dahil olmak üzere) özürlü olma oranı %2dir; otistik olması oranı ise %0. 5 & prime; tir (eskiden bu oran 4/10. 000 olarak değerlendirilirdi). bir otistik çocuktan sonra, ikinci çocukta otizmin ortaya çıkması riski %3 dür. otizm erkek çocuklarda kız çocuklarından 4 kat daha fazla görünmektedir her çocuktaki otistik belirtiler ve bunların düzeyi farklılık gösterebilir, dolayısıyla otizmin seviyelerini kategorize etmek güçtür. bundan başka, asperger sendromu ve rett sendromu olarak bilinen otizm formları da bulunmaktadır.

Otistiklerde muzikle terapinin dogusu

Otistiklerde müzikle terapinin doğuşu

Kurucusu: arjantinli çocuk psikyatrist ve müzik terapisi uzmanı rolando o. benenzon.



teorik temel: yıllar boyu süren araştırmalar sonucunda, şu kan & acirc; atlere varmıştır benenzon:



1-otistik soyutlanma, doğum öncesindeki ruh h & acirc; linin doğum sonrasında devamlılık arz ettiği patolojik bir rahatsızlıktır.



2-dış dünyadan ürken otistik bir çocuğa, sanki doğum öncesindeki evredeymişçesine yaklaşmak gerekmektedir.



3-camdan bir fanusun içerisinde yaşayan otistik çocuğu, anne karnındayken duyumsamaya alıştığı uyaranlar aracılığı ile dış dünyaya alıştırmak daha kolaydır. kimi vakalarda ise ıso prensibinin uygulanmasıdır açılımı sağlayan.



ıso prensibi: depresif üzüntü içerisinde olan bir insan, duyduğu hüzünlü bir ezgiden etkilenir. halbuki düşüncelerinin hızla aktığı karmaşık bir günde, daha hareketli bir müziğe eğilim duyacağı muhakkak.

bu düşüncelerden hareketle ıso (aynılık ilkesi) prensibini geliştiren rolando, onu müzik terapisinin esas taşı olarak kabul eder.

burada izlenecek yol, hastanın zihinsel süratini yansıtacak bir müziğin dış dünyada çalınması, bu nedenle da terapiyi uygulayan kişi ile hasta arasındaki iletişimi sağlayacak bir köprünün kurulmasıdır.



tedavi yöntemi: tedavi üç aşamada gerçekleşir; ilk aşamada, otistik çocuğun içerisinde bulunduğu gerileme evresini yansıtan müzik seslerine baş vurulur. derhal peşinden, şayet imkanlar elverişli ise ikinci aşamaya geçen uzman kişi, h & acirc; lihazırda açılmış bulunmakta olan iletişim kanallarını kullanarak hastaya direkt ulaşmayı dener.



üçüncü aşamada ise, bir önceki safhada gerçekleşen iletişimin sınırları genişletilir; bilhassa ailesi ve aynı ortamı paylaştığı diğer insanlarla olan iletişim yollarını açmanın çareleri aranmalıdır bu aşamada.



etkileri: müzik, diğer beyin fonksiyonları aksamaya uğramışsa bile, bağımsız bir merkez tarafından algılanıp değerlendirilen bir dış uyarandır adet & acirc;!

beyin işlevlerindeki aksaklıktan dolayı konuşmakta ve iletişim kurmakta olağanüstü güçlükler yaşayan kimi otistik çocukların, müzik terapisi ile gelişime meylettikleri gözlemlenebilir. fakat buna karşın, sözel olmayan bu tür teşviklerin, en nih & acirc; yetinde konuşma yetisini harekete geçirebilecek tedavi yollarını destekleyici bir aracı kabul edilmesi gerekmektedir.

Otizmin tipik belirtileri

Otizmin tipik belirtileri

Otistikler aşağıdaki tipik davranışların en az yarısını gösterirler. bu semptomlar çok hafif ya da çok şiddetli olabilir. her bir semptomun tesiri de diğerinden değişik olabilir. bundan başka, bu davranışlar pekçok değişik sebeple ve yaşlarına ideal olmayacak bir biçimde sergilenebilir.



diğer çocuklarla ilişki kurmakta güçlük herşeyin aynı olmasını istemek, rutin hayata bağlılık, değişikliklere aşırı tepki vermek uygunsuz ve nedensiz gülmek ve ağlamak



tehlikeye karşı duyarsızlık göz temasının çok az ya da hiç olmaması devamlı aynı oyunları oynamak

acıya karşı duyarsızlık ekolali (cevap vermek yerine, kendisine söylenenleri aynen tekrar etmek) yanlız kalmayı seçmek



temastan, kucağa alınmaktan ya da sevilmekten hoşlanmamak objeleri kendi çevresinde çevirmek seslere karşı aşırı hassasiyet ya da aşırı duyarsızlık

objelere luzumsuz yere bağlanmak ihtiyaçlarını belirtmekte zorlanmak. konuşma yerine hareketlerle ihtiyaçlarını belirtmeye çalışmak aşırı hareketlilik ya da aşırı hareketsizlik



bir sebep olmadan strese girmek, üzüntü duymak normal öğrenme metodlarına karşı duyarsızlık motor hareket gelişiminde düzensizlik. (topa vuramaz ama küpleri üst üste dizer)

önemli not: yukarıdaki tipik belirtilerin gözden geçirilmesi, otizm teşhisi koyulması için yeterli değildir. otizm teşhisi bu konunun uzmanları tarafından, ayrıntılı inceleme yapıldıktan sonra koyulabilir. profesör rendle short' un çalışmasından adapte edilmiştir.

kaynak: brisbane children' s hospital, university of queensland, australia.

Otizm gebe kalmadan bile tespit edilebiliyor

Otizm gebe kalmadan bile tespit edilebiliyor

Tedavi nimetleri türkiye'de çok kısıtlı olan otizmde yeni bir umut! hamilelik öncesi yapılan pgd testi, çocuğun otistik olup olmayacağını tespit edebiliyor. bunun yanında risk saptanan ailelerin, sağlıklı bir bebek dünyaya getirmesi sağlanıyor.



çocukta sosyal ve iletişim becerilerinin oluşmasını etkileyen genel gelişim bozukluğu 'otizm' konusunda amerika'da uzun yıllardır araştırmalarda bulunmakta olan rgı istanbul'un bilim danışmanı dr. berrin öztürk, sorularımızı yanıtladı:



* otizmde genetiğin rolü nedir ? otizm, multi faktöriyel (çeşitli faktörler) olarak değerlendirilen bir hastalık. nedenleri çevresel olabildiği gibi, multi genetik de olabiliyor. yani oluşumunda yalnızca bir gen değil, birkaç genin de etkili olduğu tahmin ediliyor. ancak şu an otizmde genetik etkenlerin ne kadar etkili olduğu h & acirc; l & acirc; bilinmiyor. otizme sebep olduğu bilinen sebepler arasında; kromozomlara bağlı olanlar (kromozomda değişiklik), cinsiyet kromozomunda yaşanan sorunlar, rett geni, tüberosikloros ve turner sendromu sayılabilir.



* otizm tanısı gebelik öncesi konulabilir mi ? aile öyküsü varsa kişiler gebe kalmadan önce genetik danışmanlık alabilir. yapılan pgd testi ile tanı konulup sağlıklı çocuklara gebe kalınması sağlanabiliyor. ailede daha önceden böyle bir hastalık yoksa bile kişiler yine bu testi yaptırabilir. bundan başka ailede otistik bir çocuğu bulunmakta olan çiftlerde, yeni bir çocuk beklentilerinde sağlıklı olup olmadığını yine aynı testle öğrenebilir.



* türkiye'de bu testler yapılıyor mu ? amerika'da daha yaygın kullanılmakla birlikte türkiye'de de belli kesimlerce biliniyor ve talep ediliyor. ancak ben çiftlerin daha bilinçli olarak genetik danışmanlık hizmetini almalarını tavsiye ediyorum. böylelikle gebelik sürecinde çiftler, doğumdan sonra kötü sürprizle karşılaşmaz.



* otizm ilk ne zaman görülür ? otizm ile ilk tanışma 2- 2. 5 yaşında oluyor. o döneme kadar normal bir gelişim belirten bir çocukta bile aniden bir gerileme oluşuyor. konuşurken sessizleşme, tuvalet yerine altına yapmaya devam etme, isimleriyle çağrıldıklarında cevap vermeme, kendi etraflarında dönme, tekrarlayan hareketler yapma gibi belirtiler gösteriyor.



* belirtiler varsa ne yapılmalı ? otizmden şüphelenilen çocukta kesinlikle bir kromozom analizi yaptırılmalı. başka bir genetik hastalıktan kaynaklı olup olmadığının tespiti için de birtakım genetik testler yaptırılabilir.



* kişiye özel testler mi bunlar ? genetik testlerin de sırayla yapılması gerekiyor. ilk olarak kan analizi, peşinden kromozom tahlili olmalı. tahlil neticelerine göre uygulanan tedavi çocuğa özel ve daha faydalı oluyor.



* test ne kazandırıyor ? bir çocukta otizm veya zeka geriliği varsa; ne kadar erken teşhis konulursa, eğitime o kadar erken başlanır. bu çocuklara ayrı bir eğitim verilmesi gerekiyor. ertelenen tedaviler hem çocuklara hem de ailelerine önemli yükler getiriyor. psikoterapi ve konuşma terapileri ile otistik çocuklar yaşama kazandırılabilir.



* yeni tarama testleri var mı ? nedeni bilinmeyen otistik çocuklarla ilgili araştırmalar, dünya genelinde devam eden langike analizleri var. bu analiz, tiplendirme amacıyla da kullanılmaktadır. çünkü her bir otizminde kendine has farklı belirtiler var. bunların tespiti tedavinin içeriğini etkilediği gibi ideal etkili ilaç kullanımıyla daha kısa sürede iyileşme sağlanabiliyor.

Otizm ve getirdikleri

Otizm ve getirdikleri

1800'lerden beri uzmanların dikkatini çeken, 1943'te kanner tarafından tanımlanıp, adı konan " otizm", gündeme " yağmur adam" filmiyle gelebildi. o zamana kadar yalnızca çocuklarına tanı konan ailelerin bildiği bu hastalık, toplum tarafından tanınmaya başladı. yağmur adam filmi tam olarak otizmin bütün özelliklerini anlatmasa da, erken tanının çok önemli olduğu bu hastalığın, ailelerce daha erken fark edilip, tedavinin erken başlamasını sağlaması açısından mühimdir. peki nedir otizm ? esasında otizm birbirlerine benzerlikler belirten, yaygın gelişimsel bozukluk, başlığı altındaki bozukluklardan biridir. esas olarak iki alanda bozukluk görülür. iletişim ve sosyal gelişim alanı ve yineleyen, sınırlı ilgi ve davranışlar. ve bunların çocuk 30 aylık olmadan önce başlaması gerekmektedir. aslında bebek doğduğu andan başlayarak farklılık gösterir. şayet ailenin daha önce doğmuş bir çocuğu varsa kıyaslayabilir. pek ağlayıp, sızlamayan, tepkisiz, fazla uslu bebeklerdir. aile bebeğin onlara ihtiyaç duymadığı kanısına bile kapılabilir.



*
kendi kendine oynayan, oyuncaklar yerine başka şeyleri oyun aracı seçen...



* çevreye kendi ihtiyacı olmadığında ilgi göstermeyen...



* hiç konuşmayan ya da yalnızca kendi gerek duyduğunda tek tek kelimeler kullanan. zaman zaman duymadığı düşünülen, aynı kelimeleri tekrarlayan ya da sizin söylediğinizi tekrarlayan...



* kendinden " sen" veya " o" diye bahseden. kendi kendine kelimeler üretip, kullanan...



* öpülmekten, kucağa gelmekten hoşlanmayan...



* nesneleri amacına ideal kullanmayan (kutu kapağını çevirmek, oyuncak arabayı sürmek yerine, ters çevirip saatlerce tekerliğini döndürmek, kapıyı açıp kapamak gibi)...



* düzeninin değişmesine aşırı tepki belirten...



* aşırı titiz olabilen, üzerine su damladığında bile huzursuz olan...



* göz teması kurmaktan kaçınan...



* el çırpma, kanat çırpar gibi yapma, dönme gibi tekrarlayıcı hareketleri bulunmakta olan...



* acıya, sıcağa, soğuğa pek tepki vermeyen...



* yaşıtlarıyla ideal ilişki kuramayan...



* pekçok şeye ilgi göstermezken, müzik sesi gibi bazı şeylere aşırı ilgi belirten... bu nedenle ailelerin, çocuklarının reklamlar ya da klip kanallarını izlerken saatlerce sessiz kalıp, kendilerini oyalamalarından mutlu olmamaları gerekmektedir. aksine bu durumu önlenmeleri ve oluyorsa sebebini araştırmaları şarttır. bu belirtileri taşıyan bir çocukla karşılaşırsak bu tanıyı düşünmek zorundayız. hepsinin birden olması gerekmez. otistik olmasa bile benzer bulgular taşıyan başka bir sorunla karşı karşıya olduğumuzu düşünmekte fayda var.



ne yapabiliriz ?

öncelikle unutulmaması gereken şey, ne kadar erken tanınırsa gelecek o kadar iyi olur
. bir ailenin çocuğunun değişik olduğunu kabul etmesi kolay değildir. ama gecikilen her müddet çocuğun aleyhine işler . çünkü tedavide en önemli bölüm, erken başlanan özel eğitimdir. çocuğunuzun farklılığını hissettiğiniz an bir uzmana başvurmalısınız. gerekli testler ve incelemelerden sonra tanı konursa, sizin ve çocuğunuzun eğitime derhal başlaması, gerekirse bazı durumlar için ilaç kullanması gerekmektedir.



zorluklar

otizmden bahsedince ailelerin ve çocukların zorluklarından da bahsetmek gerekmektedir. ilk güçlük bu tanıyı kabullenmektir. bu aşamanın çabuk aşılması mühimdir. ama sorunların bitmesi demek değildir. çok vakit ve emek isteyen bir süreçtir. ülkemiz koşullarında eğitmen ve eğitim kurumu bulmanın zor olduğu bir süreçtir. okula başlama yaşı geldiğinde, gidebilecek durumdaysa kabullenecek ve iyi ele alacak okul bulmanın çok zor olduğu bir süreçtir. sokağa çıktığınızda, yemeğe gittiğinizde çevredekilere çocuğunuzu anlatabilmenin yorucu olduğu bir süreçtir. bir miktar mola almak istediğinizde gönül rahatlığıyla bir hafta olsun bırakabileceğiniz bir kurumun olmadığı şartlarda yıpratıcıdır. tüm bunlara karşın yapabileceğiniz çok şey bulunmakta olan ve yaptığınızda sizi ve çocuğunuzu mutlu eden bir süreçtir. yeter ki bunun kısa mesafe koşusu değil, bir maraton olduğunu, nefesinizi ve gücünüzü iyi kullanmanız gerektiğini unutmayın.

Otizm ve beyin iliskisi

Otizm ve beyin ilişkisi

Henüz tam bir kesinlik kazanmasa da otizmde araştırmacılar beynin farklı bölgelerinde problemler bildiriyor. beyinde tam olarak ne olduğunu anlamanın bazı yolları vardır. bunlardan bir tanesi otopsi çalışmasıdır. otizmde bu az yapılmıştır. diğer yöntemler ise görüntüleme ve elektrofizyolojik tetkiklerdir. yapılan çalışmalara dayanarak, otizme neden olan beyin anormalliğinin anne karnında 2-6 aylar arasında ortaya çıktığı göstermektedir. pek çok beyin bölgesinde mikroskopik bozukluklar saptanmıştır. bu kadar farklı beyin bölgesi yer aldığı icin de belirtiler çocuktan çocuğa çok değişkenlik göstermektedir.

Otizmli cocugu olan aileler icin bilgiler

Otizmli çocuğu olan aileler için bilgiler

Aile bireyleri olarak zihinsel yetersizliği olan çocukların eğitiminde dikkat etmeniz gereken noktalar şunlardır:

1- herşeyden önce çocuğunuzu kabul edin, onu olduğu gibi kabul etmeniz yapacağınız çalışmalarda size en büyük yardımcıdır.



2- anne - baba olarak birbirinizi suçlamayın, suçlu da aramayın



3- çocuğun her türlü gelişimi için gereken ilgi ve şefkati ona devamlı gösterin



4- onu aileye verilmiş bir ceza olarak görmeyin, çocuğunuzu suçlamayın.

5- çocuğunuzdan utanmayın, onun sokağa çıkmasına, oyun oynamasına, arkadaşlıklar kurmasına yardımcı olun (pek çok aile çocuklarının sevilmeyeceğim ,hor görülüp alay edileceğini düşünerek onun sokağa çıkmasını önlerler. sabırla yardım etmeniz çocuğunuzun kendisini diğer çocuklarla aynı hissetmesini sağlayacağı gibi, etrafında aranır bir kişi bile yapabilecektir)

6- çocuğunuzun toplum tarafından kabul edilmesi bir yönüyle dış görünüşüyle de ilgilidir. bilhassa el, saç, yüz, beden kıyafet temizliğine dikkat edin. unutmayın ki eli yüzü pis, kötü giyimli bir çocuk normal de olsa toplum tarafından kolay kolay kabul edilmez.

7- çocuğunuzu aşın derecede korumayın. onun tüm hizmet ve isteklerim derhal yapmayın ve başkasının yapmasına da izin vermeyin. yapabileceği aktiviteleri yapmasını sabırla bekleyin, yapmasını sağlayın. basit işleri öğrenmesi için olanaklardan faydalanın.

8- çocuğunuza acıyarak yaklaşmayın. acımadan doğan sevgi ve yardım, onun öğrenmesine engel olacaktır.

9- çocuğunuzu beceriksiz bulmayın," sen yapamazsın,beceremezsin" gibi sözlerle atılımım engellemeyin. sabırla yapmasını bekleyin. onu beceriksiz bulmanız ve önlemeniz kendine güvenini kaybetmesine sebep olur.

10-çocuğa bakmak yalnızca yeme, içme, giyme, barınma gibi esas gereksinimlerini karşılamak değildir. sosyal, duygusal, kültürel gereksiııimlerininde karşılanması gerektiğim unutmayın.

11-çocuğunuzdan varolandan daha fazlasını beklemeyin. zihinsel engeli(yetersizliği) sebebi ile kabiliyetlerinin sınırlı, yaşıtlarından geri olduğunu unutmayla yapamayacağı şeyleri ondan istemeyin.

12-çocuğunuzu başkaları ile kıyaslamayın. başkaları ile karşılaştırmak, çocuğun gelişiminde olabildiğince negatif tesiri olan bir davranıştır. çocuğunuzu kardeşlerinde veya diğer yaşıtlarından değişik görmeyin. ancak unutmayın ki diğer çocuklarınızı yetiştirirken yaptığınız davranışları bu çocuğunuzda daha uzun süreli ve daha yoğun sabu'la uygulamak zorundasınız. eğitimde en önemli nokta, acelesiz,sabırlı, yeniden bıkmaz, güler yüzlü, sevecen olmaktır.

13-çocuğunuzu eğitirken övme, beğenme, sevme gibi ihtiyaçları olduğunu da unutmayın

14-öğrenilecek her şeyin tekrarlar ile alışkanlık durumuna getirilmesini, açık, kolay ve anlaşılacak biçimde verilmesine dikkat edin. basit komutlar verin.

tüm bunların yanısıra şunlara da dikkat ediniz:

1- eğitim ve öğretime erken başlamak çok mühimdir.

2- öğreteceğiniz şeyin veya işin tümünü birden öğretmeyin, parça parça tekrarlar ile öğretmeye çalışın. örneğin: sabah temizliği için önce el yıkamayı,sonra diş fırçalamayı, sonrada saç taramayı öğretin.

3- çocuğunuza öğrettiklerinizi sıkça tekrarlayın. öğrenmediğini görünce ısrar etmeyin, ancak vazgeçmeyin. aradan vakit geçtikten sonra sabırla aynı işlemleri yapmaya ve yaptırmaya çalışın.

Anne babalarin egitime katilimi

Anne babaların eğitime katılımı

Yetersizliği olan çocuğa sahip anne babalara geçmişten günümüze kadar çeşitli roller verilmiş, anne babaların uzmanlarla ilişkileri de bu doğrultuda değişiklik göstermiştir. anne babalar daha önceden çocuklarındaki yetersizliklerin kaynağı olarak görülürken, zaman geçtikçe çocuklarının gelişimindeki önemleri anlaşılmaya başlanmıştır.

aileler okullarda çocuklarının akademik ve sosyal gereksinimlerine yönelik verilen hizmetlerin yetersizliği karşısında örgütlenmeye ve çocukları için nitelikli eğitim hizmetlerinin verilmesine yönelik düzenlemelerin yapılmasına ön ayak olmaya başlamışlardır.

aile çevresinin çocuğun gelişimini etkilediği görüşünden hareketle başlatılan erken eğitim hizmetleriyle birlikte anne babalara "öğretmenlik rolünün" verildiği de gözlenmektedir. bu anlayışa göre anne babalardan çocuklarıyla etkili iletişim kurmaları, istendik davranışları pekiştirmeleri, kavram ve beceri öğretmeleri, çocuğunun gelişimiyle ilgili kayıt tutup değerlendirme yapmaları beklenmekteydi. gerçekçi olmayan bu beklentiler sonucunda aileler uzman rolünü üstlenmişlerdi. çocuk ile ilgili verilecek hizmetlerin özelliklerini onlar belirliyorlardı. günümüzde ise aileler, "çocuklarının uzmanı" olarak kabul edilmekteler ve uzmanlarla aralarında eşitliğe, işbirliğine, ortaklığa ve etkileşime dayalı bir ilişki benimsenmektedir.

arkadaşça olarak da nitelendirilebilecek bu ilişkide uzmanların ailelere bakışı farklılaşmıştır. bu anlayışı benimsemiş uzmanlar, ailelerinin çocuklarıyla ilgili bildiklerine, diğer bir söylemle "uzmanlıklarına" saygı duymaktadırlar. anne babalardan çocuklarıyla ilgili pek çok şey öğrenebileceklerini, onların çocuklarıyla ilgili bilgileri anlayabilecek taktirde olduklarını ve çocuklarına hizmet verenlerle işbirliğine girerek hizmetlerin planlanmasında karar verilmesi sürecine kadar esas bir rol oynadıklarını kabul etmektedirler.

çocuğun hem okulda hem de evde öğrenebilmesi için ev ve okul bağının oluşturulmasında anne ve babanın bu sürece katılımı mühimdir. aile katılımı, anne ve babaların ya da çocuğun bakımından sorumlu olan ve aile için önemli diğer kişilerin çocukların değerlendirilmeleri, gereksinimlerine ideal yazılımların hazırlanması, eğitimleri ve toplumla bütünleştirilmeleri sürecinde aktif olarak yer almalarıdır.

anne babanın eğitime katılımı çok geniş bir yelpazeyi içermektedir. belli başlı katılım alanları aşağıdaki gibi özetlenebilir:

. öğretmenle ya da hizmet verenlerle devamlı ilişki kurmak.

. okulda eğitim sürecine katılmak, çocuğuyla ilgili verilen kararlara katılmak.

. evdeyse ödevlerini kontrol ederek bu eğitimi sürdürmek,

. sınıfta ve okulda gönüllü çalışmak.

. diğer velilerle etkileşim içerisinde olmak.

. toplum etkinliklerinde ve gönüllü kuruluşlarda çalışmak.

. okula maddi destek sağlamak.

. hizmetlerin ve bilgilerin yaygınlaştırılmasına katkıda bulunmak.

çocukların eğitsel başarılarını geliştirebilmek, etkili öğrenmeyi ve öğretmeyi sağlamak için aile odaklı hizmetlerde aile üyelerinin çalışma ekibine tam olarak katılmaları ve ailelerin "bir ortak" olarak görülmeleri gerekir. anne ya da baba gibi tek bir aile üyesinin bütün aileyi temsil etmesi yerine, bütün ailenin sisteme katılması temin edilmelidir. araştırmalar aile katılımının çocuklara ve ailelere pozitif pek çok açıdan yarar sağladığını göstermektedir. bu katılım:

. çocukların okuduklarını anlamalarını ve matematik problemlerini çözme becerilerini geliştirmektedir.

. çocukların notlarını, okula yönelik tutumlarını, kendilerine güvenlerini ve benlik algılarını pozitif olarak etkilemektedir.

. okula devamsızlıklarını, televizyon izleme saatlerini, uyum sorunlarını ve sorun davranışlarını azaltmaktadır.

. akademik başarılarının yanı sıra sosyal davranışlarını ve topluma uyumlarını da pozitif etkilemektedir.

aileleri okul programlarına aktif olarak katılan çocuklar, okulu toplumun bir parçası olarak algılamakta ve yetişkinlikte topluma daha yapıcı bir biçimde katılmaktadırlar.

katılım, ailelere yeni beceriler kazandırmakta, onları okul ve okulun eğitim politikası ile ilgili bilgilendirmekte ve öğretmenlerle etkili iletişim kurulmasında yeterli olmalarını sağlamaktadır. böylece aileler kendilerine ve becerilerine daha çok güvenerek kendileri ve çocukları için daha anlamlı amaçlar oluşturabilmektedirler.

aile katılımı ailenin okula ilişkisini ve işbirliğini artırır, okulda öğrencilerin ev ortamına genellemesini kolaylaştırır ve eğitimin yaygınlaştırılmasını temin eder.

anne babaların eğitime katılmalarını negatif olarak etkileyen bazı faktörler vardır. anne babaların "bir ortak" olarak değil de "bir düşman" ve çocuğun sorunlarının kaynağı olarak görülmesi gibi negatif tutumlar olabilmektedir. bunların yanı sıra çocuklarının eğitiminin yalnızca okulun sorumluluğu olarak görülmesi, ailelerin eğitime katılımlarıyla ilgili yasal düzenlemelerin yeterli olmaması, okulların ailelerin katılımıyla ilgili tutarlı politikalarının ve demokratik disiplin anlayışlarının olmaması, aile katılımı hizmetleri için yeterli kaynakların bulunmaması ve öğretmenlerin ailelerle çalışmak için yeterli eğitimlerinin olmaması gibi faktörler de sıralanabilir. anne ve babanın çalışıyor olması ya da veli toplantılarına katılacak vakit bulunamaması, evde başka çocukların olması ve bu çocuklara bakacak birinin olmaması gibi nedenlerde ailelerin çocuklarının eğitimlerine katılmalarını etkileyebilmektedir. bazı ailelerin de okuldan ya da toplumdan alabildikleri destek hizmetleri yeterli değildir. bazıları, yeterli olmayan bir eğitim sisteminden yakınırlarsa, bu sistemin çocuklarına zarar verebileceğinden korkmaktadırlar. bazıları da sisteme nasıl gireceklerini ve nereden, nasıl yardım alacaklarını bilememektedirler.

günümüzde ailelerin eğitime katılımının önemi tartışmasız olarak kabul edilmekte ve aileler eğitim politikalarının odağında yer almaktadır. dolayısıyla bu katılımın nasıl sağlanacağına ve nasıl artırılacağına, hangi gruplar için ne tür katılımların olması gerektiğine ait anlayışların da gelişmesi ve ideal hizmetlerin düzenlenmesi gerekir.

ülkemizde özel gereksinimli çocukların ailelerine yönelik hizmetler son derece yetersizdir. bu hedefle ilk olarak okul aile işbirliğini geliştirmek, bu ilişkiyi veli toplantılarıyla sınırlı olmaktan çıkarmak ve öğretmenlerin ya da hizmetleri yöneticilerin değil, ailelerin ideal zamanları dikkate alınarak planlamak ve ailenin olabildiği kadar bu hizmetlere kolay ulaşabilmesini sağlamak gerekir. okullarda görev yapan eğitimcileri, özel ihtiyacı olan çocuğa sahip ailelerin yaşadıkları dertler özel gereksinimli çocuğa uyum süreçleri, aileye etkili iletişim kurmanın yolları, aileleri eğitime nasıl katacaklarının yolları gibi hususlarda esas bilgi ve becerilerle donatmak gerekir. bu uzmanlar, toplumda var olan hizmetler ve bunlara nasıl ulaşılabileceği ile ilgili aileleri bilgilendirmeli, aile destek yazılımları geliştirilmelidir. anne baba grupları oluşturulmalıdır.

aile destek yazılımlarının aşağıda belirtilen hedefleri amaçlamaları gerekmektedir:

. bütün çocukların öğrenebileceğine inanarak, onların başarı gösteren olmalarını sağlamak.

. çocukların duygusal, sosyal, fiziksel ve akademik gelişimlerini ve büyümelerini sağlayacak biçimde onlara bir tüm olarak hizmet vermek.

. okul, aile ve toplum arasında sorumluluğu paylaştırmak.

. ailelerin ve çocukların ihtiyaçları karşılayacak olan aile destek/eğitim yazılımları, kurumlara ve eve dayalı alile eğitim hizmetleri veren merkezler biçiminde hizmet verebilmelidir. bundan başka, erken eğitim hizmetleri yaygınlaştırılarak, aile katılımının temelleri çocuklar ufak yaşlardayken atılmalıdır.

anne baba grupları ise, özel gereksinimli çocuğu olan anne babaları bir araya getirerek onları duygusal olarak desteklemekte, işbirliğini, etkileşimi, bilgi alışverişini sağlayarak sosyal dayanışma yaratmakta, anne ve babaların çocuklarıyla nasıl başa çıkacakları konusunda bilgilendirip biçimlendirmektedir.

aileler birbirlerine benzemezler. her aileyi kendine özgü olarak düşünmek gerekir. dolayısıyla ailelerin gereksinimlerini ve seçimini dikkate alarak, çeşitli tipte ve kademede hizmetlerin bireyselleştirilmesi gerekmektedir. hizmetler düzenlenirken bütün ailelerin ve çocukların kuvvetli oldukları dikkate alınmalıdır. anne baba ya da ile katılımı ayrı bir unsur değil, genel/özel eğitim hizmetlerinin bütünleşmiş bir parçasıdır. başarı gösteren bir aile katılımı uzun dönemli bir süreçtir, kapsamlıdır ve vakit alır. aile katılımının başarı gösteren olabilmesi için bütün okul seviyesinde planlanıp uygulanması gerekir. okul yöneticilerinin, öğretmenlerin, rehberlik uzmanlarının, sosyal çalışmacıların aileleri eğitime katabilmek için onlarla ortak çalışmaları gerekir.

Otizmin norobiyolojisi

Otizmin nörobiyolojisi

Tip bireylerin olabileceği görülmektedir: geç konuşan, geç yürüyen, mental rötarde (zihinsel gerilik), epilepsili, psikiyatrik tedavi gören (şizofreni, düşük olduğu halde okul başarısı düşük olan, okuma yazmayı geç öğrenen, takıntılı, evhamlı davranışı olan, başkalarına yaşamı zorlaştıracak kadar titizliği olan, aşırı içeri dönük, yeme problemi olan, gelişi hoş bir genetik hastalığı olan, üstün yetenekli kişiler.

özellikle tüberoz sklerozun (tipik hipopigmente cilt lezyonları ve epilepsi ile seyreden bir hastalık), otistik çocukların %5-10'unda görüldüğü ve tüberoz sklerozlu çocukların %44'ünde de otistik belirtilerin mevcudiyeti öne sürülmektedir. otistiklerde frajil x hastalığının görülme ihtimali ise %4 civarındadır. bu hastalıkta zaman zaman esas ya da başlangıç belirtisi olarak otistik belirtiler görülür [fisch, 1992].

nörolojik muayenesi yapılan otistik çocukların çoğunda kaslarda bir gevşeklik olduğu, eklemlerde aşırı bir elastikiyet olduğu hep dikkati çekmiştir.

otizmle ilişkili olduğu sanılan başlıca genler 15. kromozom, 13. kromozom, 6. kromozom ve 7. kromozom üzerinde yer almaktadır [gillberg, 1998]. ancak yalnız olarak bu genlerin etkili olmadığı, yani birden çok genin bazı çevresel etkenlerin bir araya gelmesi ile otizmin ortaya çıktığı düşünülmektedir. yani genlerdeki yapısal bozukluk kuşaklar öncesinden geliyor olabilir veya hamilelik sırasında kullanılan ilaçlar, virüsler veya radyasyon gibi etkenler genlerin işleyişini bozuyor olabilir. otizmden sorumlu en az 5-10 arası gen vardır. otizmin tüm özellikleri ve şiddeti ile belirmesi için bu 5 genin hepsinin (veya temel birkaç genin) de bozuk olması gerekmektedir, aksi takdirde daha atipik tablolar görülür.

bu kromozomların duplikasyonlarındaki mediyal bölgenin sorumlu olduğu da belirtilmektedir. bu bölgenin beyinde yoğun olarak kullanılan ve anksiyete ve otizmde de sık sık görülen epilepsiyle ilgili olan, gaba adlı biyo-kimyasal madde ile de ilişkili olduğu öne sürülmektedir. otizmle ilgili olduğu düşünülen, serotoninin hücre içerisinde taşınması hakkında bir maddenin bireşimi hakkında genlerde de kusur bulunmuştur. x kromozomu üstünde grpr (gastrin releasing peptide receptor) adlı bir gen hem sindirim sistemi hormonlarını düzenlemekte, hem de erken dönemde beyin gelişimini etkilemektedir; yine otistik çocuğu olan ailelerden alınan kan örneklerine göre, yüksek serotonin oranı aile üyelerinde de rastlanmıştır. bundan başka, otizmden sorumlu genler vücudumuzda var olup, normal kişilerde çalışmayan genler olabilir. diğer bir taraftan da otizmin yalnızca genetik faktörlere bağlı olmadığını ve çevresel faktörlerin de devreye girdiğini kanıtlayan bulgular da vardır. sonradan meydana gelen beyin hasarına bağlı olduğu apatik (duygusal donukluk; çevreyle ve insanlarla aşırı ilgisizlik, ifadesizlik ve kopukluk durumu) otistik tablolar, minör fiziksel anomalilerin varlığı saptanmıştır. aşılar ve travmanın otizmle ilişkisi henüz kanıtlanmamıştır.

nöropatolojik araştırmalara göre otizm, beynin pek çok bölgesi ile ilişkilidir. serebellum, frontal lob, limbik sistem (özellikle amigdala, hipokampus, singulat girus), pariyetal lob, beyin sapı otizmde anormallikler saptanan başlıca beyin yapılarıdır.

Otizmde kardes riski ve gebelikte tanisi

Otizmde kardeş riski ve gebelikte tanısı

Otistik çocuğu olan bir ailenin ikinci çocuğunda da otizm risk en fazla sorulan sorulardan biridir. bundan başka bu hastalığın gebelik döneminde saptanıp saptanmayacağı da önemli bir konudur. maalesef bugün için doğum öncesi bir tanı şansı yoktur. kardeşler için bu risk her kes için olandan 50-200 kat fazladır. farklı çalışmalarda % 3 civarında bir risk bildirilmektedir. ailenin bu hususu genetik danışman ve ilgili psikologlarla tartışmasında fayda vardır. pek çok uzman doktor sağlıklı bir kardeşin otistik çocuğun gelişimi ve ailesi açısından pozitif olduğunu bildirirler.

Televizyon ve otizm

Televizyon ve otizm

Gereğinden fazla televizyon seyretmenin, çocuklar üstünde negatif tesirinin olduğu, hatta bazı sorunların ortaya çıkmasına sebep olduğu veya problemleri tetiklediği herkes tarafından kabul edilen bir gerçek. baş ağrısı, uyku bozuklukları, içe kapanıklık, sosyal gelişim ve dil gelişiminde gerilik, saldırganlık, okuma alışkanlığının ve fizik etkinliğin azalması televizyonun sebep olduğu düşünülen sorunlardan, uzmanların en fazla üstünde durduğu birkaç tanesidir. görüldüğü gibi, aşırı derecede televizyon izlemek beden ve ruh sağlığımızı bozduğu gibi, sosyal, toplumsal ve kültürel hayatımızı da negatif yönde etkilemektedir.

son yıllarda, ailelerin, televizyonun neden olup olmadığını merak ettikleri bir başka sağlık problemi ise çocuklarda otizm sorunudur. televizyon ile otizm arasında bir ilişki olmakla birlikte, bu ilişkinin nedensel bir ilişki olduğuna dair bilimsel bir kanıt yoktur. televizyon ile otizm arasındaki ilişkiyi anlamak için ilk olarak otizmin tanımını ve belirtilerini incelemek gerekmektedir.

otizmin tanımı ve belirtileri

çocuklarda otizm, beyin sistemindeki fizyolojik işlevlerin, kimyasal dengenin bozulmasıyla, 3 yaşından önce ortaya çıkan, yaygın gelişimsel bir bozukluktur. otizm genetik nedenlere bağlı olarak da ortaya çıkabilir.

otizmin belirtilerini dil gelişimi, iletişim, sosyal beceriler, davranış ve etkinlikler olmak üzere 4 ana grupta incelemek mümkündür.. otistik bir çocukta bu belirtilerin hepsi birden olmayabilir. dolayısıyla, anne-babalara, çocuklarında aşağıdaki belirtilerden bir kısmını tespit etmeleri durumunda, en kısa zamanda bir uzmana başvurmalarını öneriyoruz. erken tanı ve disiplinli bir tedaviyle otistik çocukların normal bir okula devam edebilmeleri olası olabilmektedir. bunun dışında, otizm tanısı konmasa bile, otizmin belli semptomlarını belirten çocuklar vardır. bu çocuklarda belli gelişim alanlarında sorun var demektir. bu alanların, aileler tarafından da uygulanabilen eğitim programlarıyla kesinlikle desteklenmesi gerekmektedir. bu stil problemi olan çocukların aileleri, belirli aralıklarla gelişim kontrolleri yaptırarak, problemli alanlardaki geriliği ve gelişmeyi izlemeli ve bu alanları nasıl destekleyebilecekleri konusunda profesyonel yardım almalıdırlar.

dil gelişimi

dil gelişimlerinde gerilik olur, konuşmayı geç öğrenirler

konuşulanları ve direktifleri anlamalar güç olur

istekleri için yetişkinlerin elinden tutmayı, işaret etmeyi tercih ederler

kısa konuşurlar

iletişim

göz kontağı kurmaktan kaçınırlar

genellikle duygusal bağ kurmaları güçtür

anneye aşırı bağlıdırlar veya hiç bağ kurmazlar

öpülmeyi ve kucaklanmayı sevmezler

isimleriyle seslenildiğinde tepkisizdirler

sosyal beceriler

sosyal becerileri zayıftır, sosyal ilişki kurmakta zorluk çekerler

insanlara karşı ilgisizdirler

yaşıtlarıyla oynamakta ve oyun kurmakta yetersizdirler

taklit becerileri yoktur

sosyal ortamlarda rahatsız olurlar. büyük mağaza, çarşı vb. kalabalık ortamlardan uzak kalmak arzu ederler

sosyal kurallara uymakta zorluk çekerler

davranış ve aktivteler

yaşıtlarının oynadığı oyuncaklar ilgilerini çekmez

dönen objelere ilgi duyarlar; araba tekerleği, tencere kapağı, çamaşır makinası,

topaç gibi

yumuşak ve tüylü objelere elleyemezler veya bunlardan çekinirler; tüylü oyuncaklar, hamur ve parmak boyası gibi

yinelenen davranışları vardır; kendi çevresinde dönme, sallanma, zıplama, kuş gibi kanat çırpma ve aynı sözleri tekrarlarma gibi

tehlikelerin farkına varmakta zorlanırlar

nedensiz ağlar, bağırır veya çığlık atarlar

tuhaf davranışlar sergileyebilirler; elleriyle göğsüne vurma, parmağını veya elini sallama, oynatma, elini ısırma veya kendine zarar verme gibi

el ve parmaklarını çok iyi kullanamazlar

çevrelerindeki değişime fazla tepki gösterirler; eve gelen yabancılar, yeni bir bakıcı, mekan değişimleri gibi

televizyon ve otizmin ilişkisi

otizmin oldukça geniş bir semptom yelpazesi vardır. televizyon bu geniş yelpaze içerisinde bazı semptomların kuvvetlenmesine veya ortaya çıkmasına sebep olabilir. özellikle yukarıda sayılan dil, iletişim ve sosyal beceriler alanlarındaki semptomları meziyet ve nicelik olarak artırabilir. örneğin, zaten insanlara karşı ilgisiz olan çocuk, televizyon nedeniyle insanlardan iyice uzaklaşabilir. aile üyeleri, televizyonla ilgilenen çocuğu, televizyondan koparıp, onunla ilişki kurmakta zorluk çeker. insanlarla etkileşimleri azaldığı için göz kontağı kurma süreleri ve dili kullanma ihtiyaçları de azalır. bu örneklerden de anlaşılacağı gibi, televizyon, var olan semptomları zaman içerisinde giderek artırma ve güçlendirme etkisine sahiptir. bu nedenle televizyonun izlenme müddeti çocuğun haline göre mutlaka uzmanlarla birlikte tayin edilmelidir.

televizyonun otizme bir başka negatif tesiri de tedavinin aktivitesi azaltması konusundadır. televizyon, yukarıdaki örneklerde belirtilen nedenlerle, eğitim yazılımları ile çocuklara kazandırılmaya çalışılan sosyal ve iletişim becerilerinde gerilemeye neden olmaktadır.

özetle, televizyon, otizme neden olmaz, ancak bazı otizm semptomlarını kuvvetlendirici ve otizm tedavisinin etkinliğini azaltıcı etkisi nedeniyle, otizm belirtileri belirten çocuklarda, tanı konmayan vakalarda bile, televizyonun dikkatle ve sınırlı sürelerle izlenmesine izin verilmelidir. bundan başka otistik olmayan çocuklarda bile, okul öncesi dönemde, bilhassa 3 yaşından önce, çok uzun müddet televizyon izlemek belli alanlarda gelişim geriliklerine ve başka sorunlara neden olabilmektedir. çocukların yaş grubuna ideal olmayan yazılımları izlemeleri de ruh sağlıklarını ciddi şekilde tehdit edebilmektedir. dolayısıyla hepimizin geçtiğimiz çağın harikası bu cihazın kullanımı konusunda çocukları sağlıklı ve doğru yöntemlerle yönlendirmemiz gerekmektedir.

Otistik cocuklarin genel ozellikleri

Otistik çocukların genel özellikleri

Kendisini çevresinden uzaklaştırma ve kendi dünyasında hayata

cansız nesnelere insanlardan daha fazla ilgi gösterme

sebepsiz gülümseme, gülme ve ağlamalar

söylenen sözleri anlamsızca tekrarlama

konuşması yaşıtlarına göre gerilik

cümle içinde kelimelerin yerlerini yanlış kullanma

anlamsız yeni kelimeler uydurma

Otistik cocuklarda zeka noksanligi var mi ?

Otistik çocuklarda zeka noksanlığı var mı ?

Bu konuda değişik iddialar var. otistik çocukların bazıları normal bir insanın yapamadıklarını da yapabiliyor. bilhassa müziğe ve matematiğe yatkın olanları var. bazıları kitap bile yazdı. çalışma hayatında çok başarı belirten olan otistiklerin sayısı az değil. buna karşın birçoğunda zeka noksanlığı gözlemleniyor. bu tezatlığın sebepleri ile ilgili çeşitli teoriler var, ama hiçbiri kesin olarak bir açıklık getiremiyor. otizm ile ilgili bir tek kitap okunursa olayı anladığınızı zannedersiniz, ikinci okuyunca şüphelenirsiniz, bir kitap daha okursanız kafanız iyice karışır. yazarın görüşlerine göre otizm karşınıza bambaşka bir hastalık olarak çıkar.

Otistik bireylerin haklari

Otistik bireylerin hakları

Otistik insanlar; avrupa'lı nüfusun sahip olduğu, kendileri için ideal ve yararlı olan tüm haklara aynen sahip olmalıdırlar.

bu haklar, her ülkede yapılacak yasal düzenlemelerle, özendirilmeli, uygulanmalı ve korunmalıdır.

zihinsel engelli kişilerin hakları (1975) ve engelli kişilerin hakları (1975) konulu birleşmiş milletler bildirgeleri ve insan hakları konusundaki diğer ilgili bildirgeler dikkate alınmalı ve bunlara otistik bireylere ilişkin olarak aşağıdakiler eklenmelidir.



otistik kişilerin;

yeteneklerinin elverdiği ölçüde bağımsız ve eksiksiz bir yaşam sürmeye,

kolay ulaşılabilir, tarafsız ve doğru tıbbi yardım almaya,

kolay ulaşılabilir ve ideal eğitim almaya,

ve onların temsilcilerinin; geleceklerini etkileyen kararlar alınırken, olanaklar elverdiği ölçüde, katılımda bulunmaya ve isteklerinin dikkate alınmasına ve saygı görmesine,

yararlanabilecekleri, elverişli barınma olanaklarına sahip olmaya,

saygın, bağımsız bir üretken hayat sürdürebilmeleri için gerekli; malzeme, yardım ve destek hizmetlerini alabilmeye,

otistik bireylerin, yiyecek, giyecek, barınma ve diğer gereksinimlerini karşılamaya yetecek bir gelir veya ücrete sahip olmaya,

refahlarını temin etmek için sağlanan hizmetlerin geliştirilmesinde ve yönetilmesinde, olanaklar elverdiği ölçüde, katılımda bulunmaya,

fiziksel, zihinsel ve ruhsal iyilikleri için; koruyucu tedbirler ve bireyin menfaatleri önde tutularak planlanmış tıbbi ve medikal tedavileri de kapsayan ideal tıbbi yardım almaya,

ayırımcı ve tekdüze olmayan, bireyin kabiliyetlerini ve tercihlerini dikkate alan bir iş hayatına ve meslek eğitimi olanağına sahip olmaya,

seyahat ve hareket özgürlüğüne sahip olmaya,

kültür, eğlence, sosyal, spor faaliyetlerine katılma ve bunlardan yararlanmaya,

toplum içerisindeki tüm faaliyetlerden, hizmetlerden ve aktivitelerden eşit yararlanmaya,

evlilik dahil, tüm cinsel ve diğer ilişkilere basınç altında kalmaksızın sahip olmaya,

ve temsilcilerinin yasal olarak temsil edilme, yardım alma ve tüm kanuni haklarının korunmasına,

psikiatri hastanelerinde veya diğer bakım enstitülerinde korku içerisinde yaşamaktan ve izole edilmekten korunmaya,

kötü muamele görmekten ve ihmale uğramaktan korunmaya,

farmakolojik olarak suistimal edilmekten korunmaya,

ve temsilcilerinin kendileri hakkında tüm şahsi, tıbbi, psikolojik, psikiatrik ve eğitimsel kayıtlara ulaşabilmeye, hakları vardır.

Otistik bebek ve cocuklarin bakimi

Otistik bebek ve çocukların bakımı

Çocuk dendiğinde aklımıza neşe, canlılık, bitmek ve tükenmek bilmeyen bir enerji gelir. genellikle çevremizde bu stil çocuklarla karşılaşır ve onların oyun ve hayal dünyalarını hayretler içerisinde seyrederiz.. esasında çocukları sevimli ve cana yakın yapan bu özellikleridir.



ancak etrafında olup bitenlere karşı ilgisiz, dış dünya ile adeta bağını koparmış, kendi dünyasında yaşamaya çalışan çocuklar da vardır. bu çocukların en belirgin özellikleri sosyal ilişki kurmadaki yaşadıkları güçlüklerdir. dolayısıyla bebeklik dönemi sonrası toplum içerisinde bu çocukları derhal fark edebilirsiniz. etraflarında örülü o kalın duvarı aşmak hatta bir pencere olsun açabilmek için hayli zorlanacağınız bu çocuklara otistik çocuklar denmektedir.

yeni doğan her bebek yaşamın ilk günlerinde doğal otistik bir dönem geçirir. yani etrafındaki insan ve eşyalara karşı ilgisiz ve dışarıdan gelen uyarılara karşı tepkisizdir. ancak normal gelişim sürecinde bu dönem bir kaç hafta kadar devam eder ve giderek çocuk dış dünyaya açılmaya ve çevresiyle ve bilhassa insanlarla ilgilenmeye ve ilişkiye girmeye başlar. otistik çocukların çoğu normal sayılan ve çok kısa süren bu dönemi bir türlü aşamaz ve dışa açılamazlar. karşısına anne geldiğinde kimse yokmuş gibi tepkisiz kalan ve adeta bir gülücüğü dahi esirgeyen bu çocuklar dikkatli bir gözlemci tarafından derhal fark edilebilirler.

genellikle bebekliğin ilk iki yılı içerisinde otizme ilişkin belirtilerin başlaması beklenir. nadiren bu belirtiler daha geç yaşta da başlayabilir. otizm belirtileri çocuğun yaşına ve gelişim düzeyine göre çok değişiklikler gösterebilir. bebekliğin ilk dönemlerinde annelerin ilk fark ettikleri çocuklarının diğer çocuklara kıyasla daha az güldükleridir. annenin bedensel teması, çocuğunu kucaklaması ve öpmesi her çocuğun arzuladığı bir işlev olmasına rağmen bu çocukları rahatsız eder. adeta sevilmekten hoşlanmazlar ve tepki gösterirler. ana babanın seslenmesine karşı yanıt vermemeleri nedeniyle çoğu aile çocuklarının sağır olduğunu dahi düşünebilir. çevredeki insanların görünümleri, kıyafetleri dikkatlerini çekmez. dışarıdan izlendiğinde adeta odada kimse yokmuş gibi davranırlar. insanlarla göz göze gelmekten kaçarlar. yalnızlığı severler ve yalnız bırakılmaya tepki göstermezler. normalde çocuklar uyumadıkları dönemlerde yatakta kalmak istemez anneden ilgi beklerler. ancak bu çocuklar uyumadıkları halde saatlerce yatakta sessizce kalabilirler. ilk dönemlerde anne ve babayı diğer insanlardan ayırmakta zorluk çekmelerine rağmen yaşları ilerledikçe anne babaya bağlılıkları aşırı derecede artabilir ve ayrıldıklarında yoğun sıkıntı yaşayabilirler.

otistik çocuklar en fazla konuşma gecikmesi şikayeti ile doktora getirilirler. bedensel gelişimi yaşına ideal olan çocuğun konuşması yaşıtlarına göre olabildiğince geridir. 5 yaşına geldiklerinde ancak % 50 si tek kelimelerle konuşabilir. konuşmayı ilişki kurmaktan çok gereksinimlerin giderilmesi için kullanırlar. bir kısmı ise ileri yaşlarda dahi konuşamaz ya da konuştukları anlaşılamaz. konuşmanın geriliği yanısıra bu çocuklarda söylenen sözcükleri tekrarlama ve kelime uydurma gibi konuşma bozuklukları görülebilir. konuşmadaki tüm bu gerilik ve bozukluklar çocuğun ilişki kurmadaki zorluğunu bir kat daha artırır.

her yaş çocuğu kendi yaşıtlarıyla oynamaktan hoşlanır. yaşıtlarıyla bir araya geldiğinde onlarla ilgilenir ve oyun kurmaya çalışır. otistik çocuklar ise hep yalnız olmayı tercih eder, çocukların içerisine karışmaz, hep bir köşede yalnız başına oynarlar. kendi özel davranış şekilleri ile diğer çocuklardan derhal ayırt edilebilirler. örneğin kendi etraflarında defalarca dönme, tek ayak üstünde zıplama ve odanın içerisinde bir köşeden diğerine koşma gibi amaçsızca tekrarlanan hareketleri vardır. el çırpma, bütün bedeni sallama gibi olağan dışı beden hareketleri dikkat alımlıdır. ilgi alanlarının kısıtlılığı nedeniyle belirli oyuncaklarıyla hep aynı şekilde ve tekrar tekrar oynarlar. evde bulunmakta olan bazı nesnelere aşırı ilgi gösterebilirler. mekanik aletlere ve dönen nesnelere alakaları büyüktür. bazı nesnelere karşı duygusal olmayan ve bize göre anlamsız aşırı bağlılıkları vardır. bir parça sicim ya da gazoz kapağı onlar için olmazsa olmaz birer nesne olabilir. yaşam içerisindeki olağan değişimlere karşı direnç gösterirler. ev içerisinde bir eşyanın yerinin değişmesine izin vermez, eve alınan yeni bir eşyayı kullanmak istemezler. değişime karşı bu direnç ailenin hayatında kısıtlamalara neden olacak derecede rahatsızlık verici olabilir.

tepkileri ani ve yersiz olabilir. öfke patlamaları, kendine zarar verici davranışlar ya da uygunsuz sevinç nöbetleri gözlenebilir. yaş ilerledikçe çocuğun çevresiyle etkin ilişkiye girmesi artabilir ancak limit koyamama gibi uygunsuz davranışlar devam eder. daha ileri yaşlarda zekası normal olan çocuklarda önceden olan olayları ayrıntılı hatırlama ve akılda tutmalar görülebilir. müzik, hafızada tutma ve okuma gibi bazı özel alanlarda tuhaf ve akıl almaz becerileri olabilir.

otistik çocukların aile tarafından doktora ilk getirilme sebebi genellikle konuşmalarındaki gecikmedir. halbuki daha ilk yıl içerisinde çocuğun dış dünyaya kapalılığı ilgili bir anne tarafından fark edilebilir. kendisi ile dış dünya arasında kalın bir duvar olan bu çocuklar annelerinin gösterdiği sevgi ve ilgiye adeta kayıtsız kalırlar. bir annenin bunu fark etmemesi imkansızdır. ancak çocuğuna karşı ilgisiz ve sevgisini gösteremeyen anneler bu bozuk gidişi anlamayabilirler.

otistik çocukların bir çoğunda zeka seviyesi normalin altındadır. bu çocuğun genel olarak işlevselliğini azaltan bir faktördür. yapılan araştırmalar otizmin toplumda yaklaşık 10. 000 çocuktan 4 ünde görüldüğünü göstermiştir. erkek çocuklarda kızlara oranla 4-5 kat daha fazla sıklıkta görülür. otistik çocukların kardeşlerinde bu hastalığın görülme sıklığı normal çocuklara oranla daha fazladır.

Cocukluk psikozlari

Çocukluk psikozları

Kanner 1943 yılında, yaşamın ilk yıllarında görülen, sosyal ilişki ve iletişim alanlarında bozukluk ve olağan dışı çevresel tepkilerle karakterize, şizofreniden belirli çizgilerle ayrılabilen bir bozukluk olarak " erken bebeklik otizmini" tanımlamıştır. dsm ı ve ıı'de (dsm: istatistiksel tanı elkitabı) genel bir tanı olarak " çocukluk şizofrenisi" terimi kullanılmış, ancak " infantil otizm" tanısı 1980'de dsm ııı'e bir sınıflandırma tanımı olarak girmiştir. en yeni olarak dsm ıv'de ise " yaygın gelişimsel bozukluklar" başlığı altında otistik bozukluk olarak sınıflandırılmıştır.

tanısal özellikler:

otistik bozukluğun esas özellikleri; toplumsal etkileşim ve iletişimin önemli ölçüde bozuk ve anormal gelişimi, ilgi ve aktivitelerin belirgin sınırlı oluşudur. bozukluğun görünümleri bireyin kronolojik yaşı ve gelişim düzeyine bağlı olarak büyük değişimler gösterir.

karşılıklı toplumsal etkileşimdeki bozulma çok belirgin ve süreklidir. toplumsal etkileşim ve iletişimi düzenleyen sözel olmayan davranışların (örneğin gözgöze gelme, takınılan yüz ifadesi, alınan vücut konumu, yapılan el-kol hareketleri) kullanılmasındaki bozulma çok belirgindir. bilhassa göz göze ilişki kurmamaları çok esas belirtilerdendir ve bebeklikten beri bulunur. yaşıtlarıyla gelişim düzeyine ideal ilişkiler kurmada başarısızdırlar. erken yaşlarda arkadaşlık kurma istek ve alakaları yoktur ya da çok azdır. daha geç yaşlarda ise arkadaşlığa ilgi gösterebilirler ancak toplumsal etkileşimin gereklerini anlamada eksiklikleri vardır. sevinçlerini, ilgilerini ya da başarılarını diğer insanlarla kendiliğinden paylaşma arayışında değildirler. toplumsal ya da duygusal ilişkilere girmede güçlükleri vardır (örn. basit sosyal oyunlara aktif şekilde katılmama, yalnız olarak olduğu aktiviteleri yeğleme, başkalarının etkinliklerine yalnızca robot gibi katılma). yaşı ilerlese de hayali ya da taklitlere dayanan oyun oynamada büyük zorluklar yaşarlar, örneğin hayali bir fincandan " hüüp" yapıp çay içme oyununu kavrayamaz, eliyle hoşçakal biçiminde işaret yapmakta zorlanır. çoğu zaman başkalarının çevresinde olduğunun farkında değil gibidir. diğer insanlara karşı ilgisizdir, başkalarının gereksinimlerinin ve dertlerinin farkında olma ve anlamada güçlükleri vardır.

iletişimdeki bozulma belirgin ve kalıcıdır, ve bozukluğun en önemli özelliklerindendir. hem sözel hem de sözel olmayan becerileri tesirler. konuşma hiç gelişmemiştir ya da gecikme vardır. konuşabilenlerde ise başkalarıyla konuşmayı başlatma ya da sürdürme becerilerinde belirgin bir bozukluk vardır. konuşma gelişiminin olduğu durumlarda konuşma hızı, tonlaması, sıklığı, ritmi ve vurgusu anormal olabilir. örneğin ses tonu tek düze olabilir ya da düz bir cümle soru vurgusuyla bitebilir. sterotipik konuşmaya da (amaca yönelik olmayan, sık tekrarlanan) sık rastlanır. bu kelime ya da cümle biçiminde olabilir. dilbilgisi kurallarını çoğu kez öğrenmede zorlukları olur. dili kavramada güçlük basit şaka, soru ve emirleri anlayamama biçiminde ortaya çıkar. zamirleri kullanmada güçlüğü olurken, bilhassa " ben, benim" gibi kendiyle ilişkili anlatımları yapamaz. kendisinden söz ederken, örneğin " benim kalemim var yerine ahmet'in kalemi var" diye kendisinden 3. kişiymiş gibi söz eder.

otistik bozukluğu olan bireyler sınırlı, yineleyici ve sterotipik davranış, ilgi ve etkinliğe sahiptir. olağandışı sayılabilecek bir ya da birden çok sınırlı ilgiler içerisine kapanıp kalırlar. iletişimin gerekmediği tek ve dar bir ilgi alanında çok yetenekli olabilirler (örn. takma-sökme işlerindeki beceri, futbol istatistikleri hakkında ayrıntılı bilgileri). alışageldiği üzere yapılan gündelik işlere ya da etkinliklere esneklik göstermeksizin sıkı sıkıya uyarlar, aynılıkta ısrar ederler ve önemsiz değişikliklere direnirler (örn masada aynı yara oturma, aynı kazağı giyme, yolun aynı yerinden yürüme). belirli oyuncaklarla aynı biçimde ve tekrar tekrar oynama görülebilir. belirli bir eşyanın bütününden çok parçalarıyla ilgilenirler (elbisenin düğmesi, oyuncağın bir parçası). cansız eşyalara (örn. bir ip, yastık) aşırı ve garip bağlanmalar gösterebilirler. sterotipik beden hareketleri bedenin bir kısmında ya da tamamında görülebilir (sallanmak, eğilmek, el çırpma, parmak şıklatma), çocuk koşarken her iki elini kanat çırpar gibi sallayabilir.

bozukluk 3 yaşından önce etkileşim-iletişim ya da dil gelişimi ya da hayali oyun işlevlerinde belirlenecek bulgularla başlamış olmalıdır. tanı ölçütlerinin bir parçası olarak gelişimde normal bir dönem varsa bile bu 3 yaşın ötesine gitmez.

eşlik eden özellikler

bir çok olguda eşlik eden sedasyon yapmadan hiperaktiviteyi, yıkıcı zarar verici davranışları ve stereotipik hareketleri azaltıcı tesirlerinin olduğu bildirilmiştir. haloperidolün stereotipileri kontrol altına aldığını, öğrenmeyi arttırdığını bildiren yayınlar vardır. araştırmalarda öneri edilen günlük doz 2 mg 'dır. bundan başka düşük doz uyku, sersemlik, aşırı sedasyon da yapmaz. aşırı sedasyon yapmadığı için öğrenmeye de fazla negatif etki göstermez. tiyoridazin ve klorpromazin ile distonik ve parkinsoniyen yan etkilere daha az rastlanmakla birlikte bu ilaçların daha fazla sedasyon yapmaları kullanımlarını sınırlamıştır. antipsikotiklerin kullanımında genelde % 16 oranında tardiv diskinezi bildirilmiştir. bunu en aza yüklemek için ilaç kullanımına 4-6 aylık dönemlerle ara verilmesi öneri edilmektedir. otizm ile epilepsinin %30 oranında birlikte görülmesi nedeniyle antipsikotikleri kullanırken dikkatli olunmalıdır.

fenfluramin, antiserotoninerjik etkili bir sempatomimetik ajan olup otizmde kullanımı hakkında araştırmaların neticeleri çelişkilidir.

naltrekson, opium antagonisti olup, yeni yapılmakta olan bazı çalışmalarda endojen opioidleri ( & szlig; endorfin gibi) azaltarak otistik belirtileri düzelteceği umut edilmektedir.

son yıllarda otizm tedavisinde acth-9 'un sosyal davranışı ve bilgi işleme fonksiyonunu düzeltme açısından pozitif olduğunu belirten çalışmalar bulunmaktadır.

çalışmalarda diğer tedavilere cevap vermeyen saldırgan otistik bozukluklarda lityum denenmesi de öneri edilmektedir.

dikkat azlığı ve hiperaktivite belirtileri çoğunlukta ise mss uyarıcılarının kullanılabileceği söylenmektedir (10-50 mg/g). antiseratonerjik özellikleri tanımlanmış olan buspiron ile pozitif değişmeler gözlenmiştir.

klomipramin ve desipramin karşılaştırılmış ve klomipraminin otistik çocuklarda kızgınlığı, ritüelleri desipramin ve plaseboya göre anlamlı kademede azalttığı görülmüştür. ancak aşırı hareketlilik üstündeki etkilerinde ise fark bulunamamıştır.

şimdiye kadar vitamin b6, magnezyum, diğer b grubu vitaminleri de test edilmişdir. ancak genel kanı bunların rutin kullanımının ideal olmadığıdır. çünkü yüksek doz vitamin b6'nın (200 mg/g) sensoriyal nöropatiye, fenfluraminin nörotoksisiteye yol açtığı bilinmektedir. yapılacak öncelikli yaklaşımlardan biri de aileye rehberlik ve danışmanlık vermektir. ailede suçluluk duygusu uyandırmamaya çalışılmalı, gelecekle ilgili umut dozu ayarlanmaya çalışılmalı, çocukların gösterdiği bireysel değişikliklerin ve değişik gelişim hızlarının üstünde durulmalı, çocuğun özellikleri dikkate alınarak bilgilendirilmeli, çocuğun pozitif özellikleri gösterilmeli, ailenin çocuğu ile çalışma konusunda hevesini arttırmaya çalışılmalıdır.

ailede sağlıklı olan kardeşler de değerlendirilmeli ve kardeşlerde gelişebilecek psikopatoloji yönünden dikkatli olunmalıdır.

Cocuklarda erken otizmin tanisina gore belirtiler

Çocuklarda erken otizmin tanısına göre belirtiler

Eğer çocuk doğuştan otistik ise, ilk aylarda bun tespit etmek olabildiğince kolay değildir. sıklıkla erken çocukluk otizmi tanısı en erken, yaşamın ikinci veya üçüncü yıllarında konur.



çoğu çocukların pekçok belirtileri, süt çocukluğu döneminde farkedilir, ancak bunlar kesin bir tanı için yeterli değildir.



değişik yaşlarda, otistik çocuklara ilişkin belirtiler farklılık gösterir, çeşitli devrelerden geçer.



değişik yaşlarda bizi otizmin erken tanısına götüren tipik belirtiler şu biçimde sıralanır:



doğum: özel bir belirti veya bulgu yoktur.



doğumun 3-10. günlerinde: özel bir belirti veya bulgu yoktur.



4-6. haftalarda: sık bağırmalar ve ağlamalar görülür, ancak bunlar sebepsizdir. örneğin açlık gibi bir ihtiyaca işaret etmezler.



3-4. aylar: gülme yoktur veya reaktif olarak gülümseme görülmez. annenin yüzünü tanımaz.



6-7. aylar: oyuncaklara hiçbir ilgi yoktur. kollarını uzatmaz. kucaklandığında hipononiktir (kasları gevşektir).



10-12. aylar: çevreye alakası yoktur. kendisi yalnız olarak olmaktan memnundur. uzun süren ağlamalar ve bağırmalar, sık stereotipik hareketler (aynı hareketin tekrarlanması) sağa sola sallanma, cisimleri tırmalama, kazıma biçiminde hareketler görülür. hiç oyun oynamaz.

yalnızca oyuncaklarla stereotipik hareketler yapar. annenin gözleri ile temas kurmaz, farklı kişileri ayırdetmez. sesli uyanlara doğru yönelme yoktur, sağır gibidir. kişi veya eşyalara işaret etmez. konuşmada gecikme görülür. monoton, tuhaf sesler çıkarır. bunlarda taklit ve

anlam yoktur.



21-24. aylar: derin uykuya dalması kolay değildir. gece uykusu yoktur. çiğneme yoktur. sıvı veya lapa gibi besinler alır. stereotip el hareketleri (dondurma, sallama, vurma, kazıma ve tumalama hareketleri) hipotoni (kaslarda gevşeklik), sık olarak arka üstü düşme görülür. göz teması kurmaz derhal gözlerini çevirir; merak yoktur. çevresinin değiştirilmesini istemez ve bundan korku duyar. ekolali (söylenenin tekrarlanması) görülmesi mümkündür., bu da gecikmiş olarak ortaya çıkar. kimi kez doğru anlamaksızın kelime şablonları kullanır.



3-4. yaşlarda: yersiz gülme veya gülümsemeler, ayakların ucunda yürüyüş veya sekerek yürüme, tuhaf yeme stili ve gereksinimleri, cansız varlıklarla stereotip meşguliyet, oyunda perseverasyon (aynı oyunda sebat etme), alışkanlıklara sıkı sıkıya sarılma, ağrılı ve soğuk uyanlara az cevap verme görülür. kendine zarar verme eğilimi vardır (parmağım gözüne batırmak gibi). temas kurma; koklayarak dudaklarla dokunarak ve öperek, elle dokunarak, vurup yoklayarak olur. belirli sesli uyanlara kulaklarını tıkar. çevre ile konuşmaksızın temas kurar.

kişileri aletler gibi görür. anne baba ile teması daha iyidir (ön planda bedensel temas). aynı yaştakilere tutumu negatifdir. hareketlerinde taklit yoktur. konuşma becerisinde yetersizlik açık şekilde görülür. mutizm (içine kapanma), kendi kendine konuşmaya eğilim, zamirlerin

yer değiştirmesi, konuşma müzikalitesinin bozukluğu söz konusudur. genel olarak konuşma geriliği vardır.

Bebeklerde otizm belirtileri

Bebeklerde otizm belirtileri

Otistik özellikler belirten bebeklerin iki tip davranış şekli gösterdiği gözlenmiştir. devamlı ağlayan, huysuz olarak isimlendirilen bebekler ve sakin, uslu tüm gününü yatakta geçiren bebekler...

acıktıklarında bile ağlamamaları nedeniyle bakımlarının kolay olmasına karşın, anneden hiçbir ilgi beklememeleri, çevrelerine karşı ilgisizlikleri anne babaları endişelendiren özellikleridir.



1. fiziksel özellikler: bu dönemlerde otistik çocukların fiziksel gelişimleri yaşıtlarından değişik değildir. yaygın uyku ve beslenme problemlerine karşın hemen hepsi sağlıklı bebeklerdir. fiziksel olarak pekçok beceriyi olağan yaşlarında kazanmaya hazırdırlar; ancak bazı otistik bebeklerin çevrelerine karşı ilgisizlikleri nedeniyle daha geç yaşlarda oturdukları ve yürüdükleri gözlenmektedir.



2. sosyal duygusal özellikleri: normal bir bebek yaşamın ilk 3 ayında, annesine bakar; annesi onunla konuşurken gülümser, agular. daha ileri aylarda ise her fırsatta kucağa alınmak için kollarını kaldırır, hazırlanır. tanıdığı kişileri görünce heyecanlanır. insanlarla ilişki kurmaktan hoşlanır. yalnız bırakılınca ağlar, sinirlenir. halbuki otistik bebeklerde bunların tam aksine, kucağa alınmaya karşı isteksizlik ve kucağa alınınca huzursuzluk gösterme veya ideal beden duruşunu almama en belirgin özelliklerdir. otistik bebekler, genellikle çevreleri ile ilişki kurmazlar. insanların konuşmalarına tepki vermezler. insanlar ile göz teması kurmaz ve bakabilirler.



3. zihinsel özellikler: otistik bebek, çevresindeki insanlara olduğu kadar cisimlere karşı da ilgisizdir; uzanıp onları almak ya da yakalamak istemez. etrafındaki seslere, cisimlere ve hayvanlara ilgi göstermez. otistik bebeklerdeki bu ilgisizlik ve meraksızlık karşısında, anne babalar, zaman zaman çocuklarında zihinsel bir problemin olabileceğini düşünürler.



4. konuşma özellikleri: normal bebekler genellikle 1 yaş civarında ilk kelimeleri söylerler. yaşamın birinci yılında sesler çıkarırlar, çıkardıkları sesleri farklılaştırırlar ve bu şekilde duygularını, isteklerini ifade ederler. normal bebeklerde görülen bagıldamaların (ba-ba, ba sesleri vb.) otistik bebeklerde görülmediği belirlenmiştir. bundan başka diğer kişilerin kendileriyle konuşmasına ya da seslenmesine karşı tepkisiz kaldıkları gözlenmiştir. bazı otistik çocuklar 0-2 yaş döneminde, tamamen sessiz kalabilirler; bazıları ise yaşıtları gibi birkaç kelime öğrenebilir.



otistik çocuklarda beslenme sorunları yaygın olarak gözlenir. bunlardan çoğunun ilk aylarda emmesi zayıftır ve altıncı aydan sonra beslenme sorunları çoğalır. pekçok bebek, süt dışında bütün yiyecekleri veya katı gıdaları reddeder; bazıları ise normalin üzerinde ve hemen hemen her şeyi yiyebilir.