?

Psikoloji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Psikoloji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Vroom un beklenti teorisi

Vroom un beklenti teorisi

Vroom'un (1964) beklenti teorisi (expectancy theory), motivasyon konusunda ortaya atılan süreç teorilerinden biridir.



burada, bireysel davranış, davranışın neticelerinin algılanan değerine (valence) göre açıklanır. diğer yandan bireyler, hedeflerine ulaşmalarını sağlayacak imk & acirc; nlar arasında, kazanç-paha hesabı yaparak ve bilinçli bir biçimde tercihte bulunur. bu açıdan bakıldığında diğer motivasyon teorilerine nazaran vroom'un teorisinde bireylerin hedefleri doğrultusunda rasyonel tercihler yapmalarına ağırlıklı bir yer verilmektedir.



vroom'un (1964) teorisi, daha sonra başka araştırmacılar (porter ve lawler, 1968; nadler ve lawler, 1991, steers, porter ve bigley, 1996) tarafından geliştirilmiştir.

Tutkulu ask teorisi

Tutkulu aşk teorisi

Schacter'in heyecanlar teorisine dayanan bu teori, aşkın iki şartı olduğunu öngörmektedir: bilişsel etkinliğe eşlik eden yoğun bir fizyolojik uyarılma (activation) halindeki bireyin bu heyecanını adlandırması ve ona bir neden atfetmesi.

Sosyal karsilastirma teorisi

Sosyal karşılaştırma teorisi

Festinger tarafından ortaya atılan bu teoriye göre bireyler kendileri ile ilgili bir kanaate varmak için görüşlerini, değerlerini, kabiliyetlerini veya duygularını değerlendirme gereksinimi hissederler. bu gereksinim objektif yollardan giderilemediğinde, kendilerini diğerleriyle karşılaştırarak bir fikre varmaya çalışırlar. genel olarak birey ile diğerleri arasındaki fark (bireyin aleyhine) çok büyükse karşılaştırmadan kaçınılır.



festinger, sosyal karşılaştırma teorisi çerçevesinde şu tür sorulara cevap aramıştır: niçin diğeriyle karşılaştırmaya gidilir ? kimlerle karşılaştırma yapılır ? sosyal karşılaştırmanın kişiler açısından neticeleri nelerdir ?



festinger'in modeli, rasyonel bir birey varsayar. sosyal karşılaştırma teorisyenleri, daha sonraki yıllarda yeni karşılaştırma stratejileri üstünde durmuşlardır: yatay, aşağıya doğru ve yukarıya doğru karşılaştırmalar gibi.

Skript teorisi

Skript teorisi

Kutupsallık teorisi (polarity theory) olarak da isimlendirilen ve ideoloji-kişilik ilişkilerini irdeleyen bu teori, batı düşüncesinde ideolojinin yeni bir kavramlaştırmasını sunan tomkins (1963, 1982) tarafından öne sürülmüştür.



tomkins'e göre, hümanist ve normatif yönelimler arasında bir kutuplaşma vardır: sağ ve sol dünya görüşlerini de ayırdeden bu kutuplaşma, teoloji, metafizik, matematik anlayışları, estetik teorileri, siyaset kuramları, epistemoloji, çocuk yetiştirme tutumları, psikoterapi yaklaşımları gibi hayatın her alanında değişik yaklaşımlara sebep olmaktadır. birey, grup ve kültüre ait ideolojiler, hümanizm ve normativizm boyutlarına göre anlaşılıp sınıflandırılabilir.



tomkins'in tanımladığı şekliyle, insanı, aktif, yaratıcı, düşünen ve arzulayan bir varlık olarak gören hümanist yönelim, onu kendinden hareketle anlayan bir yaklaşımın ifadesidir. buna karşılık normatif yönelim, gerçekliği, insandan bağımsız olarak tanımlama eğilimindedir; bu anlayışta insan, kendi dışında belirlenmiş kurallar, normlar sistemine ve gerçekliğin dünyasına uyma potansiyeliyle anlaşılabilir.



farklı kişilik ve ideolojiler, normatif-hümanist ya da sağ-sol kutupları arasında uzanan bir devamlılık çizgisi (continuum) boyunca yerleştirilebilir. bu çerçevede sağ-sol kişilik değişiklikleri, ideo-affektif yapılar ya da kısaca " kalıplar" olarak tanımlanır.



bu kalıplar, pek çok alanda tesirini göstermektedir. örneğin değişik çocuk yetiştirme yaklaşımları, bir ucunda çocuğun çevreye uyumuna ve itaatine ağırlık veren bir eğitim anlayışı, öbür ucunda ise çocuğun kendi gerçekliğinin ortaya çıkarılmasına, kendini ifade etmesine ağırlık veren eğitim anlayışlarının bulunduğu bir çizgi üstünde konumlandırılabilir.



normatif-hümanist tutumlar, bilinen diğer bazı psiko-sosyal değişkenlerle de ilişkili görünmektedir. nitekim ülkemizde yapılan bir araştırmada göregenli (2000), normatif-hümanist eğilimler ile otoriterlik arasında pozitif bir ilişki olduğunu tespit edilmiştir.

Simetri teorisi

Simetri teorisi

Newcomb tarafından önerilmiş bilişsel bir harmoni teorisidir. buna göre insanlar, diğerleriyle ilişkileri hakkındaki bilişlerinde ve duygularında simetri ararlar.

Shweder moral teorisi

Shweder moral teorisi

Kohlberg sonrası moral teorilerdendir. kohlberg'in topluluğundan soyutlanmış bireye odaklı ahlak anlayışı yerine, kişileri topluluğu içerisine yerleştiren holist bir anlayışa dayanır. buradaki hareket noktası geleneksel toplumlarda kişilerarası ilişkilerin bireyin özerk yargılarına değil, dinsel inançlara, mitoslara, değerlere tabi olduğu, kısacası toplumun birincil, bireyinse ikincil planda bulunduğudur.



bu bağlamda sosyal uzlaşmalar, moral bir boyuta sahiptirler, zira toplumun norm ve kuralları, ilahi bir gücün veya düzenin ifadeleri olarak algılandığından buyurucu bir meziyet taşırlar.



shweder ve arkadaşları (1987) kültürler arası (hindistan ve abd) çalışmalarından hareketle, geleneksel toplumlarda ahlak ile uzlaşmaların birbirlerinden ayırdedilmediğini, bundan başka sosyal düzene uymanın (uzlaşma morali), bireysel haklardan daha önce geldiğini öne sürmüşlerdir.



araştırmacılar çeşitli davranışları a) herkesin yapması/uyması gerekenler, yani evrensel ve çiğnenemez olanlar, b) yalnızca bir toplumun üyelerinin yapması gerekenler, yani kültüre/topluma göreceli olanlar biçiminde iki kategoride tasnif etmişlerdir. bunlardan ilki (hırsızlık yapmama, yalan söylememe gibi) moral davranışlardır, ikinciler (inek eti yememe gibi) ise uzlaşımsal (ülkelere göre serbest veya yasak olan) davranışlardır. hintliler cevaplarında ikinci kategorideki davranışları da birincilerin yanına koymuşlar, yani moral ile uzlaşma arasında ayrım yapmamışlardır.



shweder'e göre üç büyük moral kod ya da etik alan vardır ve her kültür bunlara değişik bir önem atfeder. birincisi, özerklik eliğidir: bu kod, şahsi kimliği yüceltir ve bireysel hakları, adalet ve özgürlüğü vurgular. ikincisi topluluk (komünote) etiğidir: bu kod, kişilerin birbirine karşı görev ve yükümlülüklerini vurgular.



üçüncüsü kutsallık etiğidir. bu kod, insanın spiritüel özünü gerçekleştirmeyi, saflığı, arınmışlığı yüceltir. birinci kod (kohlberg'in evrensel saydığı kod) temel olarak batı dünyası, diğerleri ise geleneksel toplumlar için önem taşır (shweder'in teorisinin, modern etik ile geleneksel etiği kutuplaştırması, günümüz dünyasında olabildiğince abartılı görünmektedir)

Psikanalitik teori

Psikanalitik teori

Freud tarafından ortaya atılan psikanaliz, ilk önce xıx. yüzyılın determinist anlayışını insani olgulara genişletmesi, psişik yapıyı ve süreçleri içgüdüler temelinde açıklaması, früstrasyon ve çatışmaların neden ve neticelerini sistematik bir tarzda incelemesi, insan davranışlarını bilinçdışı mekanizmalarla ilişkilendirmesi, psikoseksüel bir gelişim modeli geliştirmesi, insanın zihinsel yaşamında cinsel güdülerin ve saldırganlık güdülerinin rolünü vurgulaması gibi hususlarla karakterize edilebilir.



freud'ün sosyal psikoloji yazıları, totem ve tabu (1913), kolektif psikoloji ve ben'in analizi (1921), uygarlıkta bunalım (1930), musa ve monoteıim gibi eserlerinde toplanmıştır. totem ve tabu'da, ilkel toplumlardaki tabuları ve totemizmi, baba ve oğulların anneye yönelik rekabet ve çatışmasına dayandırır. insanlık tarihinin ilk zamanlarında bu çatışma, oğulların kendi aralarında koalisyona gitmesi ve babayı katliyle sonuçlanmaktadır. bu 'ilk günah', pişmanlık ve suçluluk duygularına sebep olmakta ve yasak arzulara karşı tedbir olarak tabular tesis edilmektedir. totemizm ise oğulların babayla özdeşleşmesini pekiştirmeyi sağlamaktadır.



ikinci eserde freud, sosyal bağ ve dayanışmayı, babaya veya şefe karşı düşmanca duyguların dönüştürülmesiyle açıklamaktadır. bireyleri birbirine bağlayan şey, cinsellikten arındırılmış veya yüceltilmiş dostluktur; bundan başka bireyler kendi gruplarında ben'in ideali olarak tercih ettikleri şefle özdeşleşerek birbiriyle de özdeşleşmiş olmaktadırlar.



freud uygarlığın krizini, birey ve toplumun amaçlarının örtüşmemesine bağlamaktadır. bu taktirde, insanın doğuştan getirdiği saldırganlık veya yıkma arzusu, toplumun dağılmasına yol açan en esas güç olarak ortaya çıkmaktadır. toplum bu yıkıcılığı üst-ben vasıtasıyla kontrol etmeye çalışmaktadır, vb.



psikanalitik yaklaşım sosyal psikoloji alanında freud sonrasında, bir yandan adorno'nun otoriter kişilik kavramı çevresindeki çalışmalarda, diğer yandan kardiner'in esas kişilik kavramı çevresindeki çalışmalarda devam etmiştir.

Pekistirme teorisi

Pekiştirme teorisi

Pekiştirme teorileri (reinforcemen & icirc; theories), temel olarak öğrenme konusunu (tepkilerin kazanılması, öğrenilmesi) ele alan, kısacası öğrenme teorisi kavramlarını, kişiler arası ilişkiler bağlamına aktaran ve bunları uyaran-tepki paradigmasına göre açıklayan görüşlerdir.



insanın sosyal davranışlarının derhal hiçbirinin, organizmanın genetik bagajı tarafından belirlenmemiş olması, öğrenme olgularının son derece geniş bir yelpazeye yayıldığının açık bir göstergesidir. söz konusu olguların incelenmesi üç büyük teorik yaklaşımın etkisindedir: behevyorizm (ya da behevyorist metodoloji), çağrışımcılık (ya da esas yapısal ilkeleri) ve hedonizm (ya da motivasyon ilkesi).



pekiştirme teorileri bilhassa üçüncü yaklaşımla ilgilidir. bu teoriler uyaran-tepki zincirinin oluşmasında 'ödül' veya muadillerinin (gerilimin azaltılması, zevk, doyum etkenleri, vb.) rolünü vurgulamaktadır. hedonist yaklaşım bentham'dan thorndike'a, thibaut ve kelley'den homans'a, miller ve dollard'dan hovland'a, skinner'den bandura ve walters'a, klasik şartlanmadan edimsel şartlanmaya kadar uzanan uzun bir tarihe sahiptir.



bu tarih içersinde öğrenme teorileri, başlangıçta uzun yıllar boyunca sosyal davranışlarla ilgilenmediğinden, sosyal psikolojideki etkileri de sınırlı kalmıştır. sosyal psikolojide, bilhassa kişiler arası ilişkiler ve çekim konusunda söz konusu edilmektedirler.



pekiştirme, bir tepkiyi izleyen ve tepkinin tekrarını daha mümkün hale getiren her tür olayı ifade etmektedir. pratikte pekiştirmenin sağlanma tarzına göre, literatürde 'ikincil pekiştirme', 'sürekli pekiştirme', 'aralıklı veya programlı pekiştirme', 'negatif veya olumlu pekiştirme' gibi değişik pekiştirmelerden söz edilmektedir.

Ortuk teoriler

Örtük teoriler

Örtük veya zımni teoriler (implicit theory), günlük hayatta bireylerin kendilerinin veya diğerlerinin davranış ve yaşantıları konusunda üretip kullandıkları, ancak bilimsel olarak temellendirilmemiş görüşlerdir.



bunlara naif teoriler de denebilir. zira özel bir uzmanlık gerektirmeyen bu teoriler, bilinçli bir biçimde oluşturulmamış ve apaçıkça ifade edilmemiş görüşlerdir.

Ortuk mutluluk teorileri

Örtük mutluluk teorileri

Örtük veya zımni mutluluk teorileri, sosyal düşünceyle ilgilenen sosyal psikologların dikkatini çeken ve insanların günlük yaşamlarında ürettikleri teorilerdendir.



bu teoriler, insanların kendilerinin veya diğerlerinin yaşamlarındaki mutluluk konusunda ortaya attıkları açıklamaları kapsamaktadır. örneğin bu teoriler, insanların mutluluğun kaynağında diğerleriyle ilişki, aşk, iyi bir evlilik, dostluklar, çocuk sahibi olmak gibi konuları gördüklerini ortaya koymaktadır.



üniversite öğrencileriyle yapılan bir araştırmada (klinger, 1977), " yaşamınıza anlam veren şey ne ?" sorusuna örneklemin %89'u, 'diğerleriyle ilişki' (aşk, dostluk aile ilişkileri) cevabını vermiştir. campbell'in (1981) anket neticelerine göre mutluluk kaynakları arasında, mutlu bir evlilik, güzel bir aile yaşamı ve güvenilecek dostlara sahip olma öne çıkmıştır.



freedman'ın (1978) araştırmasında ise mutluluk etkenleri arasında aşık olmak, ahenkli bir evlilik, doyumlu cinsel ilişkiler, dostları olmak ve güzel bir sosyal yaşam etkili görülmüştür; bu alanlarda mutlu olduklarını söyleyenlerin %90'ınm genel olarak yaşamlarından da memnun oldukları; mutsuz olduklarını söyleyenlerin, mutlu olmak için yaşamlarında aşkın eksik olduğunu belirttikleri saptanmıştır.

Ortuk kisilik teorileri

Örtük kişilik teorileri

Örtük veya zımni (implicit theory of personality) kişilik teorileri, insanların kendilerinin ve bilhassa diğerlerinin kişilikleri hakkındaki görüşlerini ifade etmektedir. burada teorinin örtük olması demek, açıkça ve biçimsel olarak ifade edilmemiş, ancak doğal olarak böyle anlaşılır olmak demektir (beauvois, 1984).



örtük kişilik teorileri, shweder'in (1977) ifadesiyle, sıradan insanların günlük yaşamlarında kişilik çizgileri planında 'ne neyle birlikte gider' ya da 'hangi kişilik özellikleri birlikte bulunur' konusundaki fikirlerdir. örneğin erkeksilik çizgisinin, zekayla değil, fiziksel güç, kararlılık, cesaret veya karakter gücüyle ilişkilendirilmesi gibi. burada bir kişiyi betimleyen ve birlikte bulunduğu düşünülen çizgiler, bu kişi hakkındaki beklentilerimizden ve tasvirlerimizden kaynaklanmaktadır ve bu teori, hiçbir geçerlik kriterine dayanmamaktadır.



kısacası bu teorilerde, kişilik, çeşitli kişilik çizgilerinden meydana gelen bilişsel bir yapı gibi düşünülür ve bu çizgiler arasında bir takım ilişkiler beklenir; yani kişiler ile ilgili bir yandan birtakım çizgiler repertuvarı geliştirilir, diğer yandan bu çizgiler arasında bir takım ilişkiler olduğu varsayılır (leyens, 1983; schneider, 1973). örtük kişilik teorileri, çoğu kez diğer insanlarla paylaşılan ortak görüşlerdir. bunların paylaşılmış olmaları, onlara bir tür sağlamlık kazandırır ve onların 'doğrulukları' hakkındaki inancımızı pekiştirir.

Oyun teorisi

Oyun teorisi

Oyun teorisi, kaynağını, j. von neumann ve o. morgenstern'in (1944) theory of games and economic behaviour adlı klasik kitaplarında bulan stratejik bir yaklaşım ve analiz stili olarak nitelendirilebilir. oyun teorisi, günümüzde serbest piyasa ekonomisinde rekabet içerisindeki ekonomik aktörlerin davranışlarının, uluslararası ilişkilerin analizinde ve stratejik kararların alınmasında kullanılıyor.



oyun teorisinin felsefi temelleri, xvııı. yüzyılın ekonomik fayda teorilerine kadar uzanmaktadır. fayda teorileri, xvııı. yüzyıldan başlayarak sanayileşme sürecine giren avrupa ülkelerinde yaşanan köklü değişmeleri, belirli bir insan ve toplum anlayışı çerçevesinde kavramsallaştırmaya çalışan teorilerin en önemlilerindendir.



fayda teorisyenleri (bentham, mili, smith, green, vs.) insanın yarar arayışında olduğu ve bütün insan davranışlarının bu güdü tarafından yönlendirildiği gibi esas bir sayıltıdan hareketle yeni bir insan modelini, homo economicus'u ortaya atmışlardır.



bu düşünürler, ekonomik liberalizme dayalı bir insan ve toplum modeli geliştirmeyi hedeflemekle birlikte, görüşleri, psikolojik planda yetersiz kalmış, bireysel davranışları açıklamakta ve bireysel ile sosyali eklemlendirmekte başarı gösteremeyen olmuşlardır.



xıx. yüzyıl sonlarında psikoloji biliminin gelişmeye başlaması ve buradaki boşluğun bir kısmının psikoloji teorileri tarafından ele alınmasıyla yeni bir aşamaya gelinmiştir. ekonomik fayda teorileri, salt ekonomi ve politika alanında kalmayıp psikolojiye de taşmış ve bunların psikolojik versiyonu, pekiştirme veya öğrenme teorileri adı altında ortaya çıkmış ve behevyorist metodoloji, çağrışımcılık ve hedonizm üçgeni çerçevesinde gelişmeye başlamıştır (deutsch ve krauss, 1974).



pavlov'un klasik şartlanması ve thorndike'ın enstrümental şartlanması, bu konudaki çalışmaların esas iki paradigmasını oluşturmuştur. yüzyılın başından beridir çeşitli araştırmacılar (thorndike, homans, hull, miller ve dollard, hovland, skinner, thibault ve kelley, vs. ), bu yönde çalışmışlardır. sosyal psikolojide kişiler arası takas teorisi de aynı çizgide yer almış ve kişiler arası ilişkiler, bir tür ekonomik ahş-veriş gibi kavramsallaştırılmıştır.



oyun teorisi, bu akımın en rafine örneklerinden biridir. burada oyun kavramı iki veya daha çok sayıda partönerin kazanç ve kayıpları arasında karşılıklı bir ilişkinin bulunduğu, taraflardan her birinin bütün kuralları (kayıp veya kazanç koşulları) bildiği ve önceden saptanmış birtakım kurallara göre tercihlerde bulunduğu bir durumu ifade etmektedir. teorinin hedefi, iki veya daha fazla partner arasındaki çatışmalı durumlarda, rasyonel bir insanın izleyeceği optimal eylem politikaları veya stratejileri oluşturmaktır.

Motivasyon teorileri

Motivasyon teorileri

Literatürde mevcut motivasyon teorileri, genel olarak iş/çalışma alanına ait, yani endüstri ve örgüt psikolojisi alanında geliştirilmiş teorilerdir. bunlar temel olarak iki grupta toplanmaktadır.



birinci grup teoriler, bireyi belirli bir yönde davranmaya sevkeden çeşitli güçleri ya da güdüleri sayma, sıralama ve tanımlamayı amaçlamakta ve 'içerik teorileri' olarak adlandırılmaktadır; maslow'un gereksinimler teorisi, herzberg'in iki faktör teorisi, alderfer'in teorisi, mcclelland'ın teorisi bu grupta yer almaktadır.



ikinci gruptaki teoriler, çeşitli güçlerin çevreyle etkileşerek bireyi belirli bir davranış göstermeye nasıl sevkettiğini açıkla-maya çalışmaktadır; bunlar 'süreç teorileri' olarak isimlendirilmektedir. vroom'un beklenti teorisi, adams'ın denklik teorisi, locke'ın hedef teorisi ve bazı behevyorist yaklaşımlar, bu grupta yer almaktadır.

Mcclelland motivasyon teorisi

Mcclelland motivasyon teorisi

Bu teori, (mcclelland learned needs theory), motivasyon konusunda ortaya atılan içerik teorilerinden biridir. mcclelland (1961), iş ortamıyla ilgili üç gereksinim üstünde durmuştur. üç ayrı çizgi (conünuum) üstünde yer alan bu gereksinimler, gerçekleştirme gereksinimi (başarma, verimli, etkili olma ihtiyacı), bağlanma gereksinimi (sosyal ilişkiler kurma, sosyal onay, bütünleşme ihtiyacı) ve güç gereksinimi (diğerlerini etkileme ihtiyacı) olarak ifade edilebilir. mcclelland, bu gereksinimlerin iş ortamında davranışları nasıl etkilediğini ortaya koymaya çalışmıştır.



ona göre, her bireyde bu ihtiyaçlardan biri daha belirgindir, ama koşullara göre diğer iki gereksinim da etkide bulunabilir. gereksinimlerin kaynağında kültür, sosyal normlar ve şahsi deneyimler bulunur ve bu anlamda motivasyon, bağımlı değişken durumundadır.

Maslow gereksinimler teorisi

Maslow gereksinimler teorisi

Bu teori (maslow's hierarchy of needs} motivasyon konusunda ortaya atılan ilk içerik teorilerindendir (content theories). motivasyonu ihtiyaçlara bağlayan maslow (1954), temel olarak beş basamakta topladığı gereksinimlerin hiyerarşik bir düzende ve bir piramid gibi yapılandığını öne sürmüştür.



ona göre piramidin ilk basamağında fizyolojik gereksinimler yer almaktadır. ikinci basamakta güvenlik gereksinimleri (tehlikelere, yokluğa, tehdide karşı korunma ihtiyacı); üçüncü basamakta aidiyet gereksinimleri (bir gruba girme, dostluk ilişkileri kurma ihtiyacı); dördüncü basamakta sosyal onay ve prestij gereksinimleri (öz saygı, özgüven, bağımsızlık, sosyal tanınma, vb. ihtiyaçlar); beşinci basamakta kendini gerçekleştirme gereksinimleri (kendini, projelerini gerçekleştirme, potansiyelini geliştirme, mükemmelleşme, vb.) bulunmaktadır ve bütün bu gereksinimler aynı bir çizgi (continuum) üstünde yer almaktadırlar.

Locke un hedefler teorisi

Locke un hedefler teorisi

Bu teori (locke's theory ofgoal-setting), motivasyon konusunda ortaya atılan süreç teorilerinden (process & icirc; heories) biridir. locke'a (1968, 1990) göre, bireyin işyerindeki randımanı ve davranışı, saptadığı hedeflerden etkilenmektedir.



teorinin ilk versiyonu, sınırlı bir kapsamdadır ve buna göre kendine hedefler saptayan bir kişi, hedefsiz olanlara nazaran daha verimli olmakta ve daha iyi neticeler elde etmektedir.



daha sonraki sürümünde hedeflerin özgüllüğü (açık seçik olması), güçlüğü ve kabulü (gerçekçi ve benimsenmiş olan hedefler) gibi değişkenleri devreye sokan locke'a göre, hedef açık seçik olabildiğince ulaşılma şansı artar; ulaşılması zor hedefler, benimsenmeleri koşuluyla kolaylara nazaran randımanı artırır; bireyler hedeflerini benimsedikleri ölçüde verimli olma yönündeki motivasyonları çoğalır, reddedilen hedefler, motivasyonu düşürür, vb.

Kohlberg moral gelisim

Kohlberg moral gelişim

Kohlberg'in moral gelişim teorisi, insanın sosyal gelişimi alanında ortaya konmuş son derece kapsamlı bir çalışmanın ürünüdür. bu teoriden hareket ederek gerçekleştirilmiş 5000 civarında araştırma sayılmaktadır (clouse). teorinin son hali (1987), her biri üç dilemma içeren üç paralel mülakat formu çerçevesinde kişilerle birebir yapılan görüşmelerin karmaşık bir kodlama sistemine değerlendirilmesini öngörmektedir. söz konusu ikilemler, hipotetik niteliklidir:



örneğin, özetle 'heinz'ın karısı hastadır; tedavi için lazım ilacı almaya yeterli parası da yoktur ve ilacı fahiş fiyatla satan eczacı da indirim yapmamaktadır. heinz, karısının yaşamını kurtarmak için eczacının laboratuvarına girer ve karısına lazım ilacı çalar'. görüşülen kişilere heinz'ın haklı olup olmadığını, nedenleriyle birlikte açıklamaları istenir.



veya 14 yaşında bir genç olan joe, bir kampa katılmayı istemektedir; babası ona bizzat kendisi para biriktirdiği takdirde izin vereceğine dair söz vermiş ve joe da gazete dağıtımında çalışarak lazım parayı biriktirmiştir. fakat kamp öncesi babası fikrini değiştirmiş ve arkadaşlarının düzenlediği bir balık avı partisine katılmaya karar vermiştir; ancak para sıkıntısı vardır ve oğlundan kamp parasını ister. kamptan vazgeçmek istemeyen joe babasının isteğini reddetmeyi düşünmektedir'.



kişilere joe'nun babasına parayı vermesinin lazım olup olmadığı, babanın vaadini yerine getirmesinin zorunlu olup olmadığı gibi sorular sorulur. yanıtlar 6 aşamalı karmaşık bir moral gelişim sistemine göre değerlendirilir.



özetle birinci aşamada, davranışları neticelerine (ödül ve ceza) ve otoriteye itaata göre yargılama anlayışı (heteronom ahlak anlayışı); ikinci aşamada kişinin ihtiyaçlarını, çıkarını temel alan, diğeriyle ilişkileri yalnızca alışveriş mantığıyla yürüten ve karşılıklı takasla sınırlandıran ('ben sana, sen bana') (bireysele! ve araçsal ahlak anlayışı); üçüncü aşamada aile ve benzeri aidiyet grupları çerçevesindeki kişiler arası ilişkilere odaklasan, diğerlerini memnun etmeyi hedefleyen ve yaygın normlara uymayı yücelten (kişilerarası normatif ahlak anlayışı); dördüncü aşamada toplumun genel işleyişini dikkate alan, yerleşik kuralları ve mevcut düzeni koruyucu ve destekleyici, görev odaklı (sosyal sistem odaklı ahlak anlayışı); beşinci aşamada sosyal çevreyi, toplum menfaati, insan haysiyeti ve saygınlığı gibi genel ilkelere göre yargılayan (insan haklan ve kamu çıkarına odaklı ahlak anlayışı) ve çok az sayıda kişinin ulaştığı altıncı aşamada, sosyal düzenin kurallarından az çok bağımsız olan, vicdanın sesi olarak ifade edilen, genel soyut etik ilkelere dayanan ve evrensellik içeren bir ahlak anlayışı söz konusudur.



kohlberg'in felsefi temelinde rawls'ın prosedüral adalet anlayışının bulunduğu söylenebilir. zira ahlak anlayışını, sosyal norm ve kurallara pasif bir biçimde itaat etmeyi ve geleneklere eleştirisiz saygı göstermeyi, vazeden töresel/uzlaşımsal bir moral anlayışdan değişik olarak, her yerde aynı olan bir rasyonellik üzerine kurmaktadır. ona göre moral, evrenseldir, toplumlardaki uzlaşmaları (konvansiyon) aşar, kişinin çiğnenemez haklarına gönderir.



gerçekten doğru olan bir moral yargı, kişilerin birbiriyle çıkar ilişkileri dışında veya birbirlerini bilmeksizin vardıkları bir yargıdır, daha somut bir söylemle birbirinin yaşını, cinsiyetini, sosyal veya ekonomik statüsünü dikkate almadan oluşturdukları yargıdır. bu perspektif, aydınlanma felsefesine uzanan bireyselci bir moral anlayışın perspektifidir. çünkü bireysel hakların, sosyal gereklere, normlara veya uzlaşmalara nazaran öncelikli olduğu görüşünü taşımakta ve sosyal aidiyetlerinden sıyrılmış özerk bir birey kurgusuna dayanmaktadır.



tostain (1999), kohlberg teorisi ve benzeri ahlak teorilerinde, insanların içerisinde hareket ettikleri somut durumları dikkate alarak niçin bu durumlarda şu ya da bu davranışın ortaya çıktığım açıklayacak; ahlak gelişiminde evrenselcilik-görecelikcilik (ya da kültüralizm) karşıtlığını aşmayı sağlayacak; insanların ahlaki gereklere uyma veya uymamasında eğitim pratikleri, iktidar şekilleri ve sosyal normların ortaklaşa etkilerini gösterecek psiko-sosyal bir bakış açısının eksik olduğunu öne sürmüştür (vandenplas- holper, 1999).

Kendini sunma teorileri

Kendini sunma teorileri

Kendini sunma, kendini uyarlama, kimlik sunumu, görüntü verme, imaj oluşturma, izlenim oluşturma gibi birbiriyle ilişkili bir dizi olgu ve kavram, sosyal psikolojide yakın yıllarda gelişen bir araştırma alanının yapı taşlarını oluşturmaktadır.



bireylerin bu olgular çerçevesindeki davranış ve etkinliklerini açıklamak üzere ortaya atılan çeşitli yaklaşımlar, kendini sunma teorileri olarak gruplandırılabilir ve bu bağlamda goffman'ın tiyatro yaklaşımı, tedeschi ve arkadaşlarının izlenim yönetimi teorisi, alexander'ın durumsal kimlikler teorisi, jones'un kendini sevdirme teorisi zikredilebilir.



tiyatro yaklaşımı, sosyal yaşamı ve kişiler arası ilişkileri, bireylerin çeşitli rolleri oynadıkları bir tiyatro gibi kavramlaştırmak-tadır. burada rol, bireylerin kendilerini dışa yansıtma bakımından tercih ettikleri sözel ve sözel olmayan davranışlar bütününü kapsamaktadır. goffman'a göre her insan çok sayıda kimliğe, yani bir kimlikler repertuvarına sahiptir ve muhatapların haline veya koşullara göre bunlardan biri oynanır, yani o rolün görüntüsü verilir.



izlenim yönetimi teorisi (ımpression management theory), kişiler arası ilişkiler, insanların saygınlıklarını korumak amacıyla birbirleri üstünde güç sahibi olma eğilimine dayandırılır. ideal ve tutarlı görüntüler verme, bunu sağlamanın en önemli yollarından biridir.



durumsal kimlikler teorisi (theory of situtited ıdentities), her sosyal ortanı veya kişiler arası ilişki bağlamı için, sosyal davranışın o ortama ideal bir kalıbının olduğu fikrine dayanır. bu davranış kalıbı, durumsal kimliği ya da duruma ideal kimliği ifade eder. her insan sosyal ilişkilerinde kendisi için en ideal durumsal kimliği oluşturmaya çalışır.



kendini sevdirme teorisi ya da bir başka adıyla stratejik kendini sunma teorisi de, kişiler arası ilişkileri, bir diğerine ödül veya ceza verebilme kapasitesi anlamında güç elde etme çabası olarak açıklar. kendini sevdirme ve bu hedefle uygun görüntüler sergileme, nispeten zayıf olanların gücü elde etmesinin önemli bir yoludur.

Kendini dogrulama teorisi

Kendini doğrulama teorisi

Swann (1983) tarafından ortaya atılan bu görüşe (self-verification theory) göre bireyler kendi haklarındaki pozitif ya da negatif görüşlerini doğrulayan kişileri, böyle olmayanlara tercih ederler. çünkü bireyler, diğerlerinin kendilerine karşı nasıl davranacaklarını ön görme ve denetleme isteğindedirler.

Kendini degerlendirme teorisi

Kendini değerlendirme teorisi

Trope (1975, 1983) tarafından ortaya atılan bu teoriye (self-assessment theory) göre, belirli bir ustalık veya beceri konusunda kendinden emin olmayan bireyler, açık seçik bir bilgi verecek işleri yaparak kendilerini test etme eğilimi gösterirler. teşhis değeri yüksek olan bu işler, söz konusu ustalık konusunda bireyin belirsizlik derecesini azaltır veya giderirler.