?

Sindirim sistemi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sindirim sistemi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Insulin tedavisi

İnsülin tedavisi

İnsülin, vücudumuzda midenin arka tarafında yerleşmiş bir organ olan pankreastaki beta hücrelerinden salgılanan bir hormondur. kandaki şekerin, hücre içerisine girmesini temin eder. böylelikle hem hücrelere yaşamlarının devamı için enerji sağlanmış olur hem de kandaki şeker seviyesi normal seviyede tutulmuş olur. insülinin görevini anlayabilmek için ilk olarak, vücudumuzun yaşam işlevleri için lazım olan enerjiyi nasıl sağladığını kısaca bilmemiz gerekmektedir. şema 1'de görüldüğü gibi yediğimiz besinler sindirime uğradıktan sonra şekere parçalanır. şeker (glukoz) kan akımı ile vücudun bütün bölümlerine taşınır. vücudumuzun ana besin kaynağı olan şeker, enerji sağlayabilmek için kandan vücut hücrelerinin (kas hücreleri, yağ hücreleri ve karaciğer hücreleri) içerisine girmelidir. bunu temin eden yani hücrelere glukozun girişi için kapıyı açan anahtar insülindir.

diyabeti olmayan bir insanda, her yemek sonrasında alınan besinlerin enerji durumuna dönüşmesini sağlamak için düşük kan şekeri belirtilerinin neler olduğunu ve nasıl tedavi edildiğini öğrenmeleri, sizin için hayati önem taşımaktadır. şayet şuurunuz kapalı bir taktirde bulunursanız, yakınlarınızın hemen, ilk uygulamaları gereken glukagon ampul'dür. glukagon, kan şekerini hızla yükselten bir hormon olup, kesinlikle evinizde buzdolabınızda bulundurmanız gereken bir ilaçtır.

insülin lipoatrofi ve hipertrofi nedir ?

insülin lipoatrofisi insülin enjeksiyonu yapılan yerlerde yağ dokusunun kaybı ile meydana gelen insülin tedavisine bağlayan etkidir. gençlerde ve kadınlarda daha sık görülmektedir. insülin hipertrofisi ise, insülin enjeksiyon yerinde meydana gelen şişmedir. uzun müddet hep aynı yere enjeksiyon yapılması sonucunda gelişir. çocuk ve genç diyabetlilerde sıktır. her iki durumun tedavisi de insülin enjeksiyon yerlerinin değiştirilmesidir.

insülin korkusu neden ?

1921 yılında kanadalı dr. frederick banting ve ona yardım eden tıp öğrencisi charles best, toronto'daki bir laboratuvarda yaptıkları deneylerde, pankreasın belirli yerlerinden alınan salgıların enjekte edilmesiyle şeker hastalığının tedavi edileceğini kanıtladılar. dr. banting ve öğrencisi, söz konusu sıvıyı, sağlıklı bir pankreasın langerhans adacıkları denilen bölümünden almışlardı. langerhas adacıkları pankreasın iç kısmında bulunmakta olan özel hücre kümecikleriydi. bu neden le, oradan aldıkları sıvıya, latince'de 'iç ada' anlamına gelen 'insula' sözcüğünden esinlenerek 'insülin' adını verdiler. yapılan son bir araştırmaya göre 200 bin insüline bağımlı hastanın yılda 4 milyon 380 bin şişe insülin tüketmesi gerekirken, yalnızca 1 milyon 116 bin şişe insülin tüketiliyor.

uzmanlar, insülinin bir başka alternatifi olmaması nedeniyle insülini az dozda ya da hiç kullanmayan kişilerin 'intihar' ettiğine dikkati çekiyor. insülin kullanmayanlarda zaman geçtikçe damarsal bozukluklar, körlük, ayak-bacak gangreni, şok ya da koma gibi ani ölümler en fazla rastlanan neticeleri oluşturuyor. yapılan araştırmalara göre insülin kullanımındaki bu büyük ihmal iki nedenden kaynaklanıyor.

birincisi diyabetikler insülini esrar, morfin gibi alışkanlık yapar endişesiyle kullanmaktan kaçınıyor.

ikinci ve en büyük neden ise bazı doktorların ani şeker düşmesinden ve diyabetliyi izlemekteki zorluklar nedeniyle, insülini kullandırmamalarıdır.

günümüzde diyabetik hastalar için hedefimiz kan şekeri değerlerini normal değerlere getirebilmektir. insülin tedavisinin hedefi vücutta eksik olan insülini yerine koyarak kan şekeri kontrolünü sağlamaktır. insülin bağımlılık yapmaz. vücudumuzda insülin eksikliği olduğu müddetçe insülin kullanmamız lazımdır. genellikle vücudumuzda insülin gereksinimi başladığında pankreasın insülin üreten dokusunun (* hücreleri) en az %80'i harap olmuştur ve harap olan pankreasın insülin üreten dokusu (beta hücreleri) ne yazık ki kendini yenileyemez. dolayısıyla vücudumuzda yeterince üretilemeyen bu hormonu insülin enjeksiyonları ile dışarıdan devamlı yerine koymamız gerekmektedir.

insülin tedavisi

günümüzde diyabetik hastalar için hedefimiz kan şekeri değerlerini normal değerlere getirebilmektir. insülin tedavisinin hedefi vücutta eksik olan insülini yerine koyarak kan şekeri kontrolünü sağlamaktır. insülin bağımlılık yapmaz. vücudumuzda insülin eksikliği olduğu müddetçe insülin kullanmamız lazımdır. genellikle vücudumuzda insülin gereksinimi başladığında pankreasın insülin üreten dokusunun (* hücreleri) en az %80'i harap olmuştur ve harap olan pankreasın insülin üreten dokusu (beta hücreleri) ne yazık ki kendini yenileyemez. dolayısıyla vücudumuzda yeterince üretilemeyen bu hormonu insülin enjeksiyonları ildışarıdan devamlı yerine koymamız gerekmektedir.

yeni tanıda: tip 1 diyabetiklere, hastanın uyumu da göz önüne alınarak günde 2-4 kez olmak üzere insülin enjeksiyonu tavsiye edilir. tip 2 diyabetik hastalarda kan şekeri kontrolüne ve diğer sağlık problemlerine göre günde 1 ile 4 defa insülin kullanımı gerekebilir. hastalar kendi enjeksiyonlarını kendileri yapar ve evde kan şekerlerini glukometre ile takip ederek insülin dozlarını ayarlarlaşabilirler.

türkiye'de çeşitli insülin çeşitleri mevcuttur. (şişeler) flakonlar mart 2000 tarihine kadar 40 ıu/ml insülin içermekteydi ve buna ideal kırmızı kapaklı u-40 yazılı insülin enjektörleri ile birlikte kullanılmaktaydı. ancak mart 2000'den sonra flakonların yoğunluğu 100 (ünite)ıu/ml'e yükseltildi ve bu şişelerin kapakları turuncu renk olarak satışa sunuldu. turuncu kapaklı bu şişelerin içerisindeki insülin daha yoğun ve kesinlikle turuncu kapaklı bu şişeler için hazırlanmış yine kapakları turuncu olan u-100 insülin enjektörleri ile yapılması gerekmektedir. (şekil bununla ilgili tanıtıcı broşür) turuncu kapaklı 100 ıu/ml insülin içeren şişelerdeki insülini turuncu kapaklı enjektörlerinizle yaparken doz değişikliği yapmanıza gerek yoktur. daha önce 18 ünite (ıu) yapıyorsanız, yine turuncu kapaklı enjektörle 18 üniteyi turuncu kapağını açtığınız 100 (ünite)ıu/ml'lik şişeden çekeceksiniz. turuncu kapaklı 100 ıu/ml insülin içeren şişelerdeki insülini eski kırmızı kapaklı enjektörlerinizle yaparsanız ikibuçuk kat daha fazla insülin yapmış olursunuz. bu da kan şekerinizin normal değerlerin altına düşmesine yol açabilir.

insülin 75 yıldır diyabet tedavisinde kullanılıyor. insülin tedavi yöntemlerinde eşitli gelişmeler yanmıştır. insülinin kimyası, farmakolojisi ve etki mekanizmaları aydınlatılmış, ileri derecede saf insan insülin preparatları kullanıma sunulmuştur. monomerik insülin analogları yakın zamanda geliştirilmiş ve klinik araştırma hedefli kullanıma sunulmuştur. nazal yoldan absorbe edilen insülinler üstünde çalışmalar sürmektedir. diabet tedavisinde kendi kendine kan şekeri izlemi rutin uygulama durumuna gelmiş, glikoz ile hemoglabin ölçümleri yaygın kullanılır hale gelmiştir. diabetik hasta izleniminde kan şekeri kontrolünün ne kadar iyi yapılırsa kronik mikrovasküler komplakasyonların o kadar yavaş geliştiği günümüzde kesin olarak gösterilmiştir. bu hedefle insülin tedavisinde yoğun insülin diyetleri daha yaygın taraflar bulmaktadır. bu hedefle multiple enjeksiyonlara ideal dispolin pompaları geliştirilmiştir. implate edilebilen insülin sistemleri üstüne çalışmalar sürmektedir.

tip 2 diyabetik hastaların hepsi ve tip 2 hastaların üçte biri insülin tedavisi altındadır. insülin tedavisi almayan hastaların bir kısmının diabet kontrolünün subobtimal seviyelerde olduğu ve insülin tedavisine geçilmesi gerektiği bilinmektedir. genellikle insülin tedavisi hasta tarafından hatta doktor tarafından tedavinin son döneminde başvurulacak bir tedavi yöntemi olarak görülmekte ve geç safhalarda başlanmaktadır. fizlolojik olarak insülin sekresyonu kan glukoz seviyesine bağlı olarak portal dolaşıma olmaktadır. diabetes mellitusta bu fizyolojik kontrol bozulduğunda subkütan yolla periferden insülin vererek aynı etkiyi sağlamak olabildiğince güçtür. fizyolojik yerine koyma tedavisi o an için ulaşılamaz olda da olanaklar ile bu amaca ulaşabilmek için daha fazla dikkat ve itina gösterilmelidir. kan glukoz düzeyi etkinlik rejim ve daha pek çok faktör ile değişebildiğine göre insülin dozajını ayarlayabilmek için kan şekeri ölçümleri günlük glisemi değişimlerine uyacak biçimde ve devamlı yapılmalıdır.

Zehirlenme ve zehirlenmeler

Zehirlenme ve zehirlenmeler

Herhangi bir kimyasal, organik veya fiziksel madde vücuda girdikten sonra özelliğine göre yerel veya genel hasar meydana getirerek, ölüme neden olabiliyorsa bu maddeye zehir, olaya ise zehirlenme denir.

yerel belirtiler:

- sokulan, ısırılan, temas eden yerde kızarıklık, şişlik, gerginlik, ağrı ve kaşıntı

genel belirtiler:

- vücut ısısının yükselmesi (ateş),

- bütün vücutta kızarıklık, döküntü, alerji kutusu (kiti, seti) vardır. doktor tarafından tavsiye edilen ve yapabilme eğitimini alan kişiler, böcek soktuğunda, derhal enjektördeki hazır ilacı kendileri yaparak ve hapı alarak durumlarının kötüleşmesini önleyebiliyorlar.

Pankreas

Pankreas

Pankreas, karın boşluğunda, omurganın bel bölümü önünde yeralan salgı bezidir.

ortalama 15-20 cm uzunluğunda ve kadınlarda 55 gr erkeklerde 70 gr ağırlığındadır. önden arkaya doğru yassılaşan pankreasın düzensiz olan şekli çengele benzetilebilir.

bölümleri [değiştir]şişkin olan sağ ucuna baş, daha dar olan orta bölümüne gövde, gövde ile başın birleştiği ince bölüme boyun, ince uzun olan son ucuna da kuyruk denir. kuyruk bölümü dalağa dek uzar. pankreas, dalak, karaciğer ve üst mezanter atardamarlarıyla beslenir. pankreas'ın boşaltıcı kanalları, wirsung kanalı ve santorini kanalıdır.

salgı görevleri [değiştir]pankreas'ın iç ve dış salgı görevleri vardır. iç salgı görevini langerhaus odacıkları denen salgı hücreleri yapar. bunların salgıladığı insülin, glüsitlerin metabolizmasında en önemli rolü oynar ve yetersizliği şekerli diyabete sebep olur. dış salgı görevi akinus keseciklerine ilişkindir. bu salgı kesecikleri, pankreas özsuyu denen ve onikiparmak bağırsağına dökülen alkali bir sıvı salgılar. sıvı içerisinde, yiyeceklerden alınan glikojen ile nişastayı ayrıştırarak oligasakaritleri oluşturan amilopsin; oligasakaritleri monosakarite dönüştüren maltaz; mide pepsinlerinin etkisindeki proteinleri aminoasitlere ayrıştıran tripsin enzimi; kazein, jelatin ve keratini hidrolize eden, tripsinin etkinleştirdiği kimotripsin enzimi; yağları hidrolize ederek, yağ asitleri ve gliseritleri oluşturan steapsin olarak anılan bir lipaz vardır.

Mide kanseri nedenleri

Mide kanseri nedenleri

Son yıllarda tehlikeli boyutlara ulaşan mide kanserinin en önemli sebebi yanlış beslenme. medikal onkolog aziz yazar, ızgarada pişirilmiş veya tütsülenmiş, salamura yiyeceklerin mide kanserine davetiye çıkardığını belirtiyor. prof. dr. aykan da çağrıda bulunuyor: yeşil ye, sağlıklı ol!

mide kanseri, bütün dünyadaki kanserler arasında ikinci sırayı işgal ediyor ve her yıl yaklaşık 650 bin kişinin ölümüne neden oluyor. özel vehbi koç vakfı italyan bakteri bulaşması büyük ölçüde önlenmelidir; bir çok gıda eskiden olduğu gibi tuzlanarak değil, soğutularak muhafaza edilmelidir. bundan başka tarımda nitratlı gübrelerin aşırı kullanılmamasına da itina gösterilmelidir. "

Kolesterol

Kolesterol

Yalnızca hayvansal dokularda bulunmakta olan bir yağdır. hücre zarları ve sinir lifleri bu yağla yalıtılmışlardır. yağ asitlerinin metabolizması ve vücut içerisinde taşınması sırasında düşük yoğunluklu lipoprotein" dir. daha az miktarda ise "çok düşük yoğunluklu lipoprotein"; vldl durumunda bulunur.

total kolesterol

200 mg/dl den düşük & ndash; normal

200 mg/dl'den yüksek - yüksek

ldl kolesterol

110 mg/dl den düşük - normal

110 mg/dl ve üzeri - yüksek

hdl kolesterol

40-60 mg/dl arası - normal

60 mg/dl den yüksek - yüksek

Kemik erimesi (osteoporoz)

Kemik erimesi (osteoporoz)

Osteoporoz, kemik kütlesinin giderek azalmasıdır. kemiğin mineral içeriği normaldir, yalnızca birim hacimdeki mineral yoğunluğu azalmıştır. osteoporoz, sağlam kemiklerin yavaş yavaş erimesine ve zayıflamasına neden olan bir hastalıktır. zayıflayan kemikler daha kolay kırılır hale gelir. vücuttaki tüm kemikler bu durumdan etkilenmekle beraber kemik erimesi omurlarda, kalça ve bilek kemiklerinde daha belirgindir. kemik kırıkları bilhassa yaşlılarda tehlikeli bir durumdur. kemiklerin sertleşmesini sağlayan asıl mineral kalsiyumdur. osteoporozdan etkilenenlerin %80'i kadındır. çünkü bayanların kemikleri daha incedir ve menopoz sonrası oluşan bir takım hormon farklılıkları kemik erimesini hızlandırır. osteoporoz erkeklerde daha nadirdir ve genellikle 70 yaşından sonra görülür.

çoğunlukla vücutta bir kemik kırığı oluşmadan önce belirti vermez.

sırt-bel ağrısı

boyun giderek azalması ve vücudun daha öne doğru eğikleşmesi

omurlarda, kalça ve bilek kemiklerinde kırıklar oluşması

küçük travmalarla veya kendiliğinden meydana gelen kemik kırıkları

osteoporozun sebebi tam olarak bilinmese de kemik erimesinin nasıl meydana geldiği iyi bilinmektedir. normal koşullarda, bir yetişkinin toplam kemik kütlesinin %6-12'si her yıl yenilenir. kemik kütlesi 20'li yaşların sonunda maksimum yoğunluktadır. 30'lu yaşların sonunda veya 40'lı yaşların başında ise kemik kütlesi yavaş yavaş azalmaya başlar. çünkü bu yaşlarda kemiklerde kalsiyum kaybı görülür ve alınan toplam kalsiyum miktarı kayıp miktarını karşılayamaz.

kadınlarda, menopozdan sonraki ilk 3-7 yıl arasında kemik yoğunluğundaki bu azalma daha şiddetlidir. nedeni, kemiklerin kalsiyumu tutmasına yardımcı olan östrojen hormonunun menopoz sonrası çok hızlı biçimde azalmasıdır. diğer taraftan kemik yoğunluğunun yaşlanma neticesi biraz azalması doğaldır. bazı kişiler osteoporoz açısından daha yüksek risk altındadır. bu kişiler arasında aşağıdakiler sayılabilir.

- ince kemikli veya sigara ve içki içen veya hareketten uzak bir yaşam stili süren kadınlar

- ailesinde osteoporoz hikayesi olan veya bilhassa 40 yaşından önce yumurtalıklarını aldırmış kadınlar

- menopoza girmiş kadınlar

- kronik böbrek hastalığı veya daha önceden geçirilmiş mide-barsak ameliyatı gibi kalsiyum emilimini bozan rahatsızlıkları olanlar

- hastalığa bağlı uzun süren hareketsizlik geçiren kişiler

- d vitamini yapımında bozukluk olan kişiler

- cushing hastalığı, tiroid hastalığı olanlar veya uzun müddet kortizon, heparin tedavisi alan kişiler

- kemiklerinde gelişme bozukluğu olan hastalar

- beslenme bozukluğu olan kişiler

- kemik yoğunluğunun ölçülmesi: absorpsiometri veya kantitatif bilgisayarlı tomografi yöntemleri kullanılır.

- kan ve idrar tahlili: kalsiyum miktarı ölçülür, kalsiyum kaybı olup olmadığına bakılır. genellikle diğer kemik minerallerinin düzeyleri normaldir.

- kemiklerin röntgen filmlerini çekmek: standart röntgen filmi, kemik kütlesinin %20-30'u kaybedilmeden gelişi hoş bir bulgu vermez. bu nedenle osteoporozun erken teşhisinde yeri yoktur.

- günlük rejim protein ve kalsiyum bakımından zengin olmalıdır. süt ve süt ürünleri, balık, yumurta bol oranda tüketilmelidir.

- günde 1-2 gram dozunda kalsiyum tabletleri alınabilir.

- hastada emilim bozukluğu varsa kalsiyumla birlikte d vitamini de verilmelidir.

- osteoporozdan korunmak veya gelişimini azaltmak amacıyla menopoza girmiş kadınlarda hormon tedavisi tavsiye edilmektedir. hormon tedavisinde, yalnız olarak östrojen veya östrojen-progesteron kombinasyonları uygulanmaktadır.

Karaciger besinleri

Karaciğer besinleri

Karaciğer vucuda giren zehirli kimyasalları parçalar. p-450 enzim sistemi bu toksik kimyasallarla karşılaştığında çalışmaya başlar. ancak bu esnada ortaya serbest radikaller çıkabilmekte ve bunlar da uzun vadede karaciğer hücrelerinde tahribata sebep olabilmektedirler. işte bu zararlı etkiyi önlemek için antioksidanların varlığına gereksinim vardır. e, c ve b vitaminleri bu antioksidanların en başta gelenleridirler.

p-450 enzim sistemini aşırı çalıştırıp serbest radikallerin fazla oranda üretilmesine sebep olan başlıca maddeler şunlardır:

kafein, alkol, doymuş yağlar, böcek ilaçları, boya buharı, içerisinde sulfonamid bulunmakta olan ilaçlar(bactrim), egsoz gazları, barbituratlar (sara ilaçları).

toksinler karaciğer hücrelerini yıpratırken, bu hücreleri koruyan gıdalar da mevcuttur. bu hedefle bol meyve ve sebze yenmelidir. koyu yeşil yapraklı sebzeler ve kavuniçi, srı, mor ve kırmızı rankli meyve ve sebzeler yiyin. bu şekilde rejimin %40'ı meyve ve sebzeden oluşmalıdır.



karaciğer üstünde yıpratıcı etkiye sahip toksinler:

metabolik atıklar (organlar tarafından üretilen atık moleküller)

mikroorganizmalar (viral veya bakteriyel enfeksiyonlar)

çevre kirliliği

böcek ilaçları

ilaçlar (antibiyotikler, ağrı kesiciler v. b. )

alkol

Helicobacter pylori

Helicobacter pylori

Helicobacter pylori (h. pylori) insanlarda midenin iç yüzeyinde kronik inflamasyona (gastrit) neden olan bir bakteridir.

bu bakteri aynı zamanda tüm dünyada ülserlerin en yaygın sebebidir. h. pylori infeksiyonu olan altı hastadan birisinde duodenum ya da mide ülseri gelişecektir. infekte bireyler, bakteriyi eradike etmek için ilaçlar verilmedikçe, genellikle infeksiyonu hayat boyunca taşırlar.

günümüzde, h. pylori antibiyotikler ile proton pompası inhibitörleri gibi mide asidini baskılayan ilaçların bir kombinasyonu kullanılarak başarıyla eradike edilebilmektedir.

Reflu nedir ?

Reflü nedir ?

Halk arasında mide reflüsü olarak bilinen gastro özofageal reflü hastalığı mide içeriğinin yemek borusuna geri kaçmasıdır. reflü, asitli mide içeriğinin yemek borusuna gelmesi ve uzun müddet temas etmesiyle yemek borusunun asitten kendini koruma özelliğinin yok olmasından kaynaklanır. erişkinlerin yaklaşık %20'sinde reflü görülmektedir.

mide içeriği midenin salgıladığı hidrojen iyonu nedeniyle belirgin derecede asittir. şayet onikiparmak barsağından mideye doğru hazımsızlık hissi

safra kesesi taşı olan insanlarda

ülseri olan insanlarda

gastriti olan insanlarda

görülebilir.

kulak burun boğaz hastalıkları hakkında olan şikayetler

kronik farenjit

kronik sinüzit

ses kısıklığı

kronik tahriş öksürüğü

gögüs hastalıkları hakkında olan şikayetler

alerjik astım

kronik öksürük

kalp hastalıkları hakkında olan şikayetler

çarpıntı

kalpte sıkıntı hissi

Gastro ozofageal reflu (mide reflusu)

Gastro özofageal reflü (mide reflüsü)

Stresli bir hayatın getirdiği reflü hastalığı son yıllarda o kadar çok arttı ki artık çocuklarda bile görülüyor. cerrahi tedavi: medikal tedavi ile hastaların şik & acirc; yetleri geçmiyorsa ya da kanama ve darlık gibi komplekasyonlar varsa, cerrahi tedaviye başvuruluyor. reflü, bilhassa mide fıtığıyla birlikte görüldüğünde yaşam kalitesini çok etkiliyor. cerrahi tedavi, reflünün mekanik kökenini ortadan kaldıran tek yöntem.

Gastrit

Gastrit

Çok sık karşılaşılan bir hastalıktır. düzensiz beslenme,sinir gerginliği, alkol, sigara, fazla kahve ve çay bu hastalığa davet edenfaktörlerdir. akut ve kronik olmak üzere iki tipi vardır. belirtileribirbirine benzer. demir eksikliğine bağlı kansızlık da hazımsızlık, şişkinlik gibi durumlar sayılabilir. gastrit, gastrit

gastrit tedavi edilebilir bir hastalıktır. dolayısıyla, hastalığın kesin teşhisi ve tedavisi için hekime danışılmalıdır.

Bobrek nakli

Böbrek nakli

1. canlı vericiden (yakın ve uzak akraba, eş)

2. 2. kadavradan

olmak üzere iki kaynaktan yapılır.

transplantasyon sonrası böbrek işlevlerinin derhal yerine gelmesi nedeniyle bütün fizik ve psikolojik bozukluklar düzelir. ancak, takılan böbreğin vücutca reddi (rejeksiyon) gibi ciddi bir problemi da vardır.

gerekli şartlara uyulmazsa rejeksiyon, transplante böbrek için her zaman bir tehlikedir.

genel bilgiler

aralarında kan bağı olanlarda yapılan böbrek nakli çok kez alıcıda iyi uyum gösterir. alıcı ve vericinin çok iyi incelenmesi bu başarıyı artırmaktadır. dolayısıyla canlıdan yapılan nakillerin başarı oranı daha fazladır. son yıllarda tedaviye eklenen yeni ilaçlar kadavradan yapılan nakillerin de başarı oranını artırmıştır. ilaç tedavisi ile düşmeyen kusma, ishal, kanlı idrar ve idrar miktarında azalma olması halinde hemen ameliyat olduğunuz kliniği arayınız.

Bobrek taslari

Bobrek taşları

Böbrekler

böbrekler bel kemiğinin iki yanısıra, kaburgaların derhal altında yer alan, yumruk büyüklüğünde, fasulyeye benzeyen bir çift organdır. başlıca fonksiyonları kanın fazla suyunu ve artık maddelerini süzmektir. bu maddeler idrar biçiminde ureter denilen kanallarla böbrekten mesane (sidik torbası) na aktarılır ve buradan da uretra yolu ile dışarıya atılır.

böbrekler aynı zamanda 3 önemli hormonu da üretirler. bunlar kemiklerde kırmızı kan hücrelerinin üretimini harekete geçiren eritropoetin; kan basıncını düzenleyen renin ve sağlıklı kemikleşme için lazım olan d vitamini



böbrek taşı nedir:

henüz tamamen anlaşılamamış bazı sebeplerle normal idrarın içeriğinde bulunmakta olan bilhassa ürik asit ve kalsiyum gibi maddeler kristalleşerek böbrek içerisinde taş olarak isimlendirilen yapıları oluştururlar. tıbbi adı nefrolitiazis dir. meydana gelen bu taşlar golf topu kadar büyük olabileceği gibi kum tanesi kadar küçükte olabilirler. düzgün oval, sivri, asimetrik vs. çeşitli biçimlerde olabilirler. çoğu taş sarı-kahverengi renklerdedir. ancak kimyasal bileşimine göre bronz rengi, altuni veya siyah renkli taşlar da olabilir.

bazı taşlar hiç belirti vermeden böbrekte kalabilirler. bazıları ise ureterler, mesane ve uretra boyunca yer değiştirirler ve idrarla dışarı atılabilirler. ufak olan taşlar gelişi güzel bir belirti vermeden veya çok az bir rahatsızlıkla dışarı atılabilirken daha büyük olan taşlar çok şiddetli ağrılara sebep olabilirler. bazende idrar geçişini önleyebilen tehlikeli tıkanıklıklar oluşturabilirler.

görülme sıklığı:

oldukça sık görülen bir hastalıktır. erkeklerin % 10-15 i, bayanların ise ortalama % 5 inde görülür. öncelikle genellikle 20-30 yaşlarında ortaya çıkar. bilhassa erkeklerde bir kez taş oluşmuş erkeklerin 2/3 ünde ortalama 9 yıl içerisinde taş tekrarlamaktadır.

sebepleri:

böbrek taşını oluşturan sebepler kesin olarak bilinmemektedir. bazı araştırmacılar içilen suyun çok fazla sert (kalsiyum sulfat içeriği fazla) veya çok fazla yumuşak (sodyum karbonat içeriği fazla) olmasının etki edebileceğini söylemektedirler. aşırı alkol tüketimi, hipertansiyon riskini de azaltmış olursunuz.

Asit reflusu

Asit reflusu

Asit reflüsü, asit içeren gastrik sıvıların mideden özofagusa (yemek borusu) geriye gittiği bir durumdur. bazı kişilerde bu problem tertipli olarak görülür ve bu duruma gastroözofageal reflü hastalığı ya da görh adı verilir.

midedeki besinler mide asidi ve enzimler tarafından kısmen sindirilir. normal olarak, midedeki kısmen sindirilmiş içerik daha fazla sindirilmek üzere mide kasları aracılığıyla ince barsağa gönderilir. asit reflüsü olan hastalarda asidik mide içeriği özofagusa geri kaçar, böylece inflamasyon ve hasara sebep olur.

asit reflüsüne katkıda bulunmakta olan etkenler yağlı besinler, sigara, çikolata, kafein, alkol, hazımsızlık gibi asitle ilişkili semptomların tedavisinde sıklıkla kullanılan ve mide asidini nötralize ederek etki belirten ilaçlardır. ancak bunların görh olan kişilerde sıkça görülen retrosternal yanmanın tedavisinde kullanımı genellikle önerilmez.

Periton hastaliklari

Periton hastalıkları

Periton hastalıkları şunlardır:





- Peritonitler



- Periton zarı su toplanmaları



- Periton kanserleri

Pankreas hastaliklari

Pankreas hastalıkları

Pankreas hastalıkları aşağıda listelenmiştir;



- Akut pankreatit





- Pankreas tümörleri







- Kronik pankreatitler

Safra kesesi hastaliklari

Safra kesesi hastalıkları

Safra kesesi taşları

safra kesesi tümörleri

safra yolları taşları

tıkanma sarılığı

safra yolları tümörleri

Karaciger hastaliklari

Karaciğer hastalıkları

Akut hepatitler

kronik hepatitler

toksik hepatitler (zehirlenme)

alkole bağlı hepatit

alkole bağlı olmayan karaciğer yağlanması

siroz

karaciğer tümörleri

karaciğerin metastatik tümörleri

karaciğer kistleri

karaciğerin metabolik hastalıkları

Ince ve kalin barsak hastaliklari

İnce ve kalın barsak hastalıkları

Ltihabi barsak hastalıkları

spastik kolon hastalığı (irritabl kolon)

kolon (k. barsak) tümörleri

hemoroidler

diğer anorektal hastalıklar

barsak tıkanması

kolon divertikülleri

dışkı kaçırma (encorporozis)

barsak kurtları

gluten enteropatisi (sprue hastalığı)

enfeksiyöz diyare

i. barsak tümörleri

Mide hastaliklari

Mide hastalıkları

Peptik ülser

gastritler

mide tümörleri

mide kanaması

helikobacter pylori enfeksiyonu

dispepsi