?

Solunum sistemi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Solunum sistemi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Solunum yetersizligi

Solunum yetersizliği

Solunum yetersizliği akciğerlerin istirahatte gaz değişimini gerektiği kadar yapamaması. solunum yetersizliği, solunumun güçlükle ve nefes darlığı ile yapıldığını gösterir. solunum yetersizliğinde olan hastada tüm gayretine karşın, daha iyi bir solunum yapılmaz ve kişi hava açlığı duyar. nefes darlığının teşhisi kişisel farklılıklar gösterdiğinden ve abartılmış bir his de olabileceğinden bunu, kandaki gaz basınçlarıyla tayin etmek en emin yoldur. bunun için kullanılan iki kan gazı değeri vardır; bunlar, atardamarlardaki oksijen basıncıyla yine atardamarların karbondioksit basıncıdır. solunum yetersizliğinin başlangıcında kanda oksijen baskısı azalmıştır. hastalık ilerleyince karbondioksit baskısı da normalin üst limiti olan 45 milimetre civayı aşar.

genel olarak solunum yetersizliğine sebep olan akciğer hastalıkları iki gruptur: birinci grup obstinktif (yani akciğerlere hava taşıyan sistem gırtlak, trakea, bronş ve bronşcukların dış basınç veya spasm iltihap bu nedenle tıkanmasına bağlı) akciğer hastalıkları(astım, akut veya kronik bronşit, solunum yollarına yabancı cisim kaçması, solunum yollarına basınç veya içten tıkanma yapan urlar gibi) ikinci grup ise restriktif (yani akciğerlerin ana dokusunu tahrip eden hastalıklara bağlı olarak, vücuda hava girse bile akciğerlerin bunu vücuda kazandıramaması, yani akciğerlerdeki doku kaybına bağlı) akciğer hastalıkları (verem, yaygın akciğer kanseri, sorkoida pnomokonioz gibi).

solunum yetersizlikleri akut (ani gelişen) ve müzmin olabilir.

bir hastada, atardamar oksijen baskısı birdenbire 50 mm cıvanın altına düşerse veya karbondioksit baskısı 50 mm cıvanın üzerine çıkarsa, akut solunum yetmezliği söz konusu olur. gerek akut, gerekse müzmin solunum yetersizliklerinin baş nedeni, tıkayıcı akciğer hastalıklarıdır. bunlar, müzmin bronşit, amfizem ve astımdır. ayrıca, merkezi ve periferik sinir sisteminin, bundan başka solunum kaslarının ve göğüs kafesinin bozuklukları neticesi nefes alıp verme normal yapılamadığında, gaz alış-verişi ani olarak bozulur.

akut (had) solunum yetmezliğinin diğer sebepleri şunlardır: damar içerisine fazla oranda sıvı verilmesi, gereğinden fazla kan nakli, kontrol altına alınamamış ağır şoklar, suda boğulma, muharriş-tahriş eden gazların solunması, ağır kan zehirlenmeleri, ağır zatürreler, akut pankreas iltihapları.

tedavide belli oranda oksijen gidecek biçimde, solunum aleti ayarlanır. kontrollü olarak ve meydana gelmiş açığa göre oksijen verilir. kan zehirlenmelerinde, şokta, yüksek dozda kortizon türevleri zerk edilir. bundan başka antibiyotik zerkleri de lazımdır. hava yollarındaki ifrazat aspiratör denen aletle emilmelidir. kısacası tedavide prensip, hastayı rahatlattıktan sonra, solunum yetmezliğine sebep olan öğesi bulup ortadan kaldırmaktır.

sebepler bazan cerrahi müdahaleyi veya gırtlağı delmeyi gerektirebilir.

Alt solunum yolu infeksiyonlari (asye)

Alt solunum yolu infeksiyonları (asye)

Toplumun hem çocuk hem de erişkin kesimini etkileyen alt solunum yolu infeksiyonları (asye) denince akut bronşit, kr. bronşitin akut alevlenmesi ve pnömoni akla gelmelidir. günlük pratik tıpta çok önemli bir yer tutar. çoğu hafif seyreden ve kendi kendine iyileşen bu infeksiyonlarla daha çok pratisyen doktorlar karşılaşır. daha ağır seyreden ve hastane tedavisi gereken infeksiyonların tanı ve tedavisi ise uzman hekimlerce yapılır. asye'de bakteriyel faktörler de söz konusu olduğundan, enfeksiyon ataklarının çoğu hafif ve kendi kendine iyileşebilecek olsa bile empirik antibiyotik tedavisine sıklıkla başvurulmaktadır. ancak hangi hastalara ne tür antibiyotik rejiminin uygulanacağı konusunda bir netlik yoktur.

etkenler nelerdir ?

toplum kökenli pnömoniler, tipik pnömoni ve atipik pnömoni olarak iki alt grupta incelenirler. tipik pnömonilere sıklıkla bakteriler neden olurken, atipik pnömoni faktörleri mycoplasmalar, chlamydialar, ricketsialar ve viruslerdir

hastane kökenli pnömoniler diğer hastalıklar nedeniyle hastaneye yatırılan kişilerde görülen pnömonilerdir. sıklıkla etken bakterilerdir ve bunlardan en sık olarak klebsiella pneumönia ve pseudomonas aeruginosa pnömoniye sebep olurlar.

immün yetersizliği olan hastalarda görülen pnömonilerin etken mikroorganizmaları, immün yetersizliğin sebebine göre değişmektedir. bakteriler, viruslar ya da mantarlar pnömoniye neden olabilirler.

ne gibi şikayetlere yol açar ?

pnömonide şikayetler etken mikroorganizmanın türüne göre farklılıklar gösterir. bakteriyel pnömonilerde genellikle ateş, üşüme ve titreme ile başlar ve gittikçe yükselir. yüksek seviyede seyreden ateş zaman geçtikçe normale düşer ve ateşin düşmesi ile hastada rahatlama gözlenir.

öksürük başlangıçta kuru vasıftadır. ancak daha sonra öksürükle beraber normal yapıda ya da iltihaplı balgam da görülür. hastaların en fazla rahatsızlık bildirdikleri şikayetleri yan göğüs ağrısıdır. yan ağrısı, akciğer zarlarının tahrişi neticesi meydana gelir. öksürükle, nefes alıp vermekle ağrıda artış olur. hastalığın yaygınlık derecesine göre hastalarda nefes darlığı ve el, ayak ve dudaklarda morarmalar görülebilir. bu tablolar ancak yaygın hastalığı olanlarda gözlenir.

hastalarda genellikle halsizlik, iştahsızlık, kırgınlık gibi genel şikayetler de bulunmaktadır. etken mikroorganizmanın türüne göre nadiren kanlı balgam şikayeti de izlenebilmektedir.

fiziki muayene bulguları nelerdir ?

pnömonili hastalarda genel durum bozulabilir. hastalığın bulunduğu tarafın solunuma katılımında azalma olduğu takip edilebilir, hastanın yan ağrısını azaltmak için o tarafa doğru eğildiği görülür.

hastada dinleme bulgusu olarak hastalığın dönemine göre farklı bulgulara rastlanabilir. erken ve geç dönemlerde hasta olan akciğer alanlarında ral denilen anormal sesler duyulabilir. iltihabın yoğun olduğu dönemlerde ise bronşial solunum sesleri duyulmaktadır. olaya akciğer zarları da karışmış ise, bu alanda frotman adı verilen ve akciğer zarlarının sürtünmesi ile meydana gelen anormal sesler duyulabilir.

hastaların kalp atım sayısında artış mevcuttur. nabız sayısı da artmıştır ve düzensiz nabız olabilir. tansiyon değerleri normal sınırların altına düşmüştür.

tanısı nedir ?

tanı hastanın şikayetleri, muayene bulguları ve tetkikler bir arada değerlendirilerek konulur. balgamda etken mikroorganizmanın tespiti kesin tanı ve tedavi planı için olabildiğince değerlidir. kanın çökme hızında artış gözlenir. beyaz hücreler faktörün türüne göre artmış olabilir. balgam incelemesinden sonra en önemli tetkik yöntemi akciğer grafisidir. akciğer grafisinde hastalığa yakalanan bölgede düzensiz vasıfta gölge koyuluğunda artış izlenir. balgamda direk bakı ile etken bakteri veya mantar takip edilebilir ya da kültürde üretilebilirler. viral pnömonilerde etken mikroorganizmanın tespiti güçtür.

tedavi yolları nelerdir ?

pnömoni tanısı konulan hastalara ilk olarak destek tedaviler uygulanmalıdır. hastanın odası sıcak ve nemli olmalıdır. sıvı gereksinimi giderilmeli, ileri derecede su kaybı olan hastalara serum tedavisine geçilmelidir. ağrı ve ateşi olan hastalara ağrı kesici-ateş düşürücü ilaçlar verilmeli, tedaviye balgam söktürücü ilaçlar eklenerek balgam atılması kolaylaştırılmalıdır. tedavi sonlarına doğru balgam çıkaramayan, ileri derecede rahatsız edici öksürüğü olan hastalara öksürük kesici ilaçlar verilebilir.

hastalığın asıl tedavisi etken mikroorganizmanın tespiti ile olası olacaktır. şayet mikroorganizma saptamış ise buna yönelik etkili antibiyotikler uygulanmalıdır. şayet ilaç hassasiyet testleri yapma imkanı olursa, bu testlerin neticesine göre ideal antibiyotik verilmelidir. hastalığı oluşturan etkene ve hastalığın şiddetine göre tedavi en az 5-7 gün tertipli olarak uygulanmalıdır. bazı mikroorganizmalarla meydana gelen pnömonilerin tedavi müddeti daha uzun olmak zorunda olabileceği unutulmamalıdır.

direk bakı veya kültür ile etken tespit edilememişse hastanın kliniğine ve laboratuar tetkiklerine bakılarak bakteriyel ya da viral pnömoni ayırımına gidilmeli ve gerekiyorsa geniş etkili antibiyotiklerle tedaviye başlanmalıdır.

aşağıdaki hastalar hastanede yatırılarak tedavi edilmelidirler;



a. 65 yaş üstündeki hastalar.

b. şeker hasalığı, kalp hastalığı, böbrek yetmezliği, kronik akciğer hastalıkları, alkolizm, immün yetmezlik, kanser gibi hastalıkları olanlar

c. solunum sayısı dakikada 30' dan fazla olanlar, sistolik kan baskısı 90 mmhg' nın altında veya diastolik kan baskısı 60 mmhg' nın altında olanlar, ateşi 38,8 derecenin üstünde olanlar, şuurunda bulanıklık görülenler, akciğer dışı organlarda iltihabi bulguları tespit edilenler.

d. beyaz küre sayısı 4. 000' in altında veya 30. 000' in üstünde olanlar, hematokriti %30' un altında bulunmakta olanlar, arter kanında parsiyel oksijen baskısı 60 mmhg' nın altında tespit edilenler, akciğer grafisinde birden fazla alanda pnömonisi olanlar ya da iki gün ara ile çekilen akciğer grafilerinde iltihabın hızlı ilerlediği gözlenen hastalar, akciğer zarları arasında sıvı toplanır.

Bordetella pertussis bakterisi ve bogmaca hastaligi

Bordetella pertussis bakterisi ve boğmaca hastalığı

Bordetella pertussis isimli bakterinin sebep olduğu boğmaca hastalığında en belirgin belirti, hastalığın kendine özgü öksürük nöbetleridir. 1-3 yaşlarındaki çocukların bu hastalığa daha sık yakalandıkları saptanmıştır. fakat bebeklerin ve yetişkinlerin de hastalığa yakalanma ihtimali vardır. bağırma, öksürme ve aksırma sırasında mikroplar havaya verilir ve solunum yoluyla bulaşır. bulaşma ihtimali, hastalığın nezle durumunda başladığı döneme rastlar. fakat öksürük sürdüğü sürece bulaşıcı meziyetini korur. mikroplar gırtlakta ve solunum borusunda balgamlı bir iltihap oluşturur.

kuluçka devresi: 1-3 hafta, ortalama 15 gündür.

belirtileri: belirtiler üç bölümde incelenebilir:

1. nezleli ön devre.

2. kramp durumundaki öksürük devresi.

3. iyileşme devresi.

ilk devrede üşütme neticesi meydana gelen hastalıklardaki belirtileri gösterir ve hafif ateş yapar. 1-2 hafta müddet içerisinde hastalık kendini belli etmez. bu devre, hastalığın en bulaşıcı olduğu devredir.

ilk iki haftada burun akıntısı, konjonktivit ve öksürük gözlenir, ateş görülmez.

özellikle akşamları nöbetler durumunda baş belirten öksürük devresi ortalama 5 hafta sürer. öksürük kramplar halindedir ve öksürük nöbetlerinin sonunda kusma görülebilir. öksürük nöbetleri başlar başlamaz kesin teşhis konur. nöbetler önce birkaç kez güçlü öksürük durumunda başlar, bunu derin soluk alma izler. öksürük sesi ıslığa benzer ve boğucudur. nöbetlerin sayısı ve şiddeti hastalığın seyrine göre farklı olur. yirmi dört saat içerisinde, çoğunluğu geceleri olmak üzere elli öksürük nöbetinin sayıldığı vakalar görülmüştür. şayet çocuğun alt dişleri çıkmamışsa, dişetlerinin yanısıra ufak bir ur oluşumu görülebilir. öksürük nöbetleri arasında hastada bir rahatlama görülür. hastalık 2-3 haftada tamamen geçer.

seyri:

bütün hastalık müddeti, yan tesirler görülmediği takdirde 8 haftadır, ama altı ay sürdüğü de görülmüştür. hafif geçen boğmacalarda öksürük nöbetlerine pek rastlanmaz. büyüklerde öksürük nöbeti hiç görülmez ve hastalık zararsızdır. boğmaca hastalığında en sık görülen yan etki zatülcenptir ve bebeklerde ölüm sebebi olabilir. boğmaca geçtikten sonra yerini bronşit alabilir. kan dolaşımı sisteminde görülebilecek bozukluklar sebebi ile beyinde arıza bırakabilir ve felç, adale krampları ve kasılmaları, sağırlık, körlük gibi durumlar ortaya çıkabilir.

tedavi:

hastanın 3-4 hafta için diğer kişilerden izole edilmesi gerekmektedir. bir yaşındaki çocuklara antibiyotik tedavisi uygulanır. antibiyotik tedavisi, ilk 7-15 günlük nezle döneminde verilirse yararlı olur. en sık eritromisin kullanılır. alternatif antibiyotik olarak ampisilin, kloramfenikol, tetrasiklin de kullanılabilir. hastalığın ağır seyrettiği durumlarda hastane tedavisi salık verilir. ateş düşmediği sürece hastanın yatakta dinlenme zorunluluğu vardır. hasta odası güneşli olmalı ve sıkça havalandırılmalıdır. oda nemlendirilmelidir. ateş düştükten sonra hasta bol bol açık havaya çıkartılmalı, ama sağlam çocuklardan uzak tutulmalıdır.

kuru yiyecekler gıcık yaparak öksürüğe neden olabileceği için genellikle sulu gıdaların verilmesine ve bu gıdaların vitamin yönünden zengin olmasına dikkat etmelidir. öksürük neticesi kusma olabileceği dikkate alınarak yemeklerin nöbetten on beş dakika sonra verilmesi uygundur.

korunma:

çocukları boğmacalı hastalara yaklaştırmamalıdır. boğmaca aşısının yararları hala tartışma konusudur, ama genellikle uygulanır ve bir dereceye kadar bağışıklık temin eder, hastalığın hafif seyretmesinde yararlı olur.

Girisimsel bronkoskopi

Girişimsel bronkoskopi

Girişimsel bronkoskopi nedir ?

trakea ve bronşlarda tıkanmaya neden olan tümör ve darlıkların bronkoskop yardımıyla aşağıda belirtilen teknikler ile tedavi edilmesidir.

- lazer rezeksiyonu

- argon plazma koagülasyonu

- diyatermik terapi, elektrokoter

- kriyoterapi

- brakiterapi

- fotodinamik terapi

- stent yerleştirilmesi

yukarıda belirtilen tedavi yöntemlerinden lazer cerrahisi ve silikon stent implantasyonu dünyada en yaygını ve hastalara yaşam kalitesi ve yaşam müddeti bakımından en faydalı olanıdır. akciğer kanseri hastalarında trakea ve bronş içi tümör veya dıştan kitle basısı nedeniyle darlık gelişimi neticesi hastaların;

- efor kapasitesini kısıtlayan solunum sıkıntısı ile yaşam kalitesini negatif tesirler.

- tıkanmanın gerisinde sekresyon birikimi ile tekrarlayan akciğer enfeksiyonlarına yol açar ki, bu da hastaların genel durumunun bozulmasına sebep olur.

- hastalar her iki nedenle radyoterapi ve kemoterapi tedavilerinin yan etkilerine sıklıkla maruz kalır.

- trakea ve bronşlardaki tümörlerde gelişebilecek ani kanamalar ile ölümcül tablolar takip edilebilir.

- tümörlerin hava yolu ve yemek borusu duvarında fistüllere (delik) neden olması halinde yemek borusu ve mide içeriğinin akciğere kaçması solunum sıkıntısı, tekrarlayan akciğer enfeksiyonları ile genel taktirde hızla bozulmaya ve ölümcül tablolara yol açar.

- tümörlerin kendi tesirleri veya radyoterapi ve kemoterapi tedavilerinin yan tesirleri neticesi gelişen trakeo-bronşiyal fistüller (hava yolu fistülleri) yine ölümcül solunum sıkıntısı ve enfeksiyonlara sebep olur.

girişimsel bronkoskopi ile yukarıda sayılan bütün komplikasyonlar tedavi edilebilir. bu komplikasyonlar akciğer kanseri hastalarının üçte birinde hastalığın ilerleyen dönemlerinde görülmektedir. bu komplikasyonların görüldüğü hastalarda girişimsel bronkoskopi hayat kurtaran bir tedavidir.

akciğer kanseri hastalarının üçte birinde ise hekime başvuru esnasında hava yolu tıkanıklığına bağlı postobstruktif ve/veya tekrarlayan akciğer enfeksiyonları, atelektazi veya kanama mevcuttur. cerrahi tedavi şansını kaybetmiş bu olgularda ilk olarak bronkoskopik laser ve silikon stent tedavileri ile hava yolu açıklığının sağlanması hem hastalığın genel durumu bozan komplikasyonlarını düzeltir, hem de hastaların radyoterapi ve kemoterapinin yan etkilerinden daha az etkilenmesini temin eder. netice olarak üçte ikisinde hava yolu tıkanıklığı ve buna bağlı komplikasyonların görüldüğü akciğer kanseri hastalarında girişimsel bronkoskopi ile yaşam kaliteleri çoğalır ve yaşam uzar. dolayısıyla akciğer kanseri hastaları yalnızca tanı aşamasında değil tedavi izlemleri sırasında da bronkoskopik olarak kontrol edilmelidir.

lazer rezeksiyonu ve silikon stent implantı

- trakea ve bronşların içerisinde veya duvarında bronş kanserinin sebep olduğu bir tıkanma veya daralma halinde tümör dokusu lazer ile önce küçültülür.

- küçülmüş tümör dokusu mekanik olarak parçalanıp kanama kontrolü sağlanır.

- kalan tümör dokusu trakea ve bronş duvarını delmemek suretiyle tamamen lazer ile temizlenir ve yok edilir.

- tümörün aynı bölgede kısa sürede tekrar büyüme olasılığı varsa silikon stent implante edilerek havayolunun uzun müddet açık kalması sağlanır.

- stentler; darlık ve fistüllerin tedavisinde yerleştirildiği organın anatomik bütünlüğünü sağlamak amacıyla kullanılan metal, hibrid ve silikon gibi maddelerden yapılmış, içi boş araçlardır. akciğer hastalıklarında en ideal stentler " silikon stentler" dir.

. trakea ve bronşları daraltan tümörlerde kemoterapi ve radyoterapinin tesiri ortalama % 25 iken lazer rezeksiyonu sayesinde trakea ve bronşlar % 100'e yakın açılır.

. kemoterapi ve radyoterapi ağır yan tesirleri nedeniyle genel durumu negatif etkileyen tedavilerdir. tümöre bağlı solunum sıkıntısı olan hastalarda hava yolu açılmadan verilen kemoterapi ve radyoterapi yan tesirleri ile genel durumu daha da kötüleştirir.

. girişimsel bronkoskopi ile solunum kapasitesi normale ulaştırılan hastanın genel durumu kemoterapi ve radyoterapinin komplikasyonlarından büyük ölçüde etkilenmez.

terapötik bronkoskopi ile kötü huylu tümör tedavisi

. trakea ve bronşların kendi veya diğer organların yayılımı neticesi gelişen tümörleri

. trakea ve bronşlarda yalnızca dıştan tümör veya lenf nodu kitlelerinin basısı

. trakea ve bronşların tümörle çepeçevre sarılması

. ösefagus (yemek borusu) ile trakea ve bronşlar arasında fistül (delik, yırtık) olması

. masif hemoptiziye (şiddetli kanama) bağlı ölümcül komplikasyonlar

terapötik bronkoskopi ile iyi huylu hastalıkların tedavisi

- akciğer kanserlerinde yaşam süresini maksimum uzatması yanısıra yaşam kalitesini de arttıran girişimsel bronkoskopi iyi huylu hastalıkların tedavisinde tam şifa temin eder. hastaları ağır cerrahi girişimden kurtarması yanısıra daha sonra gelişebilecek gelişi güzel bir rahatsızlık nedeniyle cerrahi girişim gerektiğinde bu haklarını saklı tutar.

- girişimsel bronkoskopinin uygulandığı iyi huylu akciğer hastalıkları;

- trakea ve bronşlarda kıkırdak deformitesine bağlı kapanma (malazi)

- enfeksiyon ve radyoterapi sonrası gelişen trakeal-bronşiyal darlıklar

- akciğer transplantasyonu sonrası anastamoz (bağlantı) alanında darlık

- wegener granulomatozisi, tüberküloz gibi enflamatuvar ve enfeksiyon hastalıkları sonrası gelişen darlıklar

- postentubasyon trakeal darlıklar; ameliyat sonrası veya gelişi güzel bir nedenle yoğun bakımda solunum cihazına bağlana hastalarda gelişebilen trakeal darlıklar

- akciğerin iyi huylu tümörleri

- cerrahi ile tedavi edilmiş trakealarda tekrarlayan darlıklar

- yabancı cisim aspirasyonları (bronş içerisine taş, diş gibi yabancı cisimlerin kaçması) neticesi gelişen darlıklar; girişimsel bronkoskopinin en eski endikasyonlarıdır.

neden girişimsel bronkoskopi standart tedavi olmalı ?

- dünyanın gelişmiş ülkelerinde girişimsel bronkoskopi bilhassa lazer rezeksiyonu ve silikon stent implantasyonu standart bir tedavi yöntemidir.

- akciğer kanseri nedeniyle takip edilen hastaların % 35 i teşhis aşamasında, % 35 ide gelişi güzel bir dönemde lazer rezeksiyonu ve silikon stent implantasyonu yani girişimsel bronkoskopi ile tedaviye ihtiyaç duyarlar.

- iyi huylu akciğer tümörleri ve trakea darlıklarında lazer rezeksiyonu ile tamamen kür sağlandığında hastalar luzumsuz bir operasyondan kurtulmuş olacaklardır.

- trakea darlıklarında bronkoskopik lazer tedavisi sayesinde saatler süren riskli bir trakea cerrahisinden kurtulup doku kaybı engellenmiş olacaktır.

- yukarıda belirtilen nedenlerden dolayı; girişimsel bronkoskopik tedavi yöntemleri, gelişmiş ülkelerde standart tedaviler arasındaki yerini almıştır. her yeniliğe olduğu gibi, bu tedaviye dirençler kırıldığındada, lazer-bronkoskopi türk tıbbında standart tedaviler arasındaki yerini alacaktır.

girişimsel bronkoskopi donanımı

- ameliyathane koşullarında, genel anestezi altında rigid bronkoskopi ve flexible bronkoskopinin aynı ustalıkla kullanımı lazımdır. lazer rezeksiyonu uygulaması ancak, nd yag ve nd yap lazerleri konusunda deneyimli ve yetenekli bronkoskopistler tarafından yapılabilir. terapotik bronkoskopi anestezisi de diğer cerrahi uygulamalarına göre farklılık gösterir.

- stent implantasyonu için, bütün stent türleri, stentlerin özellikleri, trakea ve bronşlardaki davranış biçimlerinin öğrenmiş olunması ve bu bilgiler ışığında hasta açısından en uygununun seçilmesi de deneyim ve kabiliyet gerektirmektedir.

Kronik obstruktif akciger hastaligi

Kronik obstrüktif akciğer hastalığı

Kronik obstrüktif akciğer hastalığı nedir ?

kronik obstrüktif akciğer hastalığının kronik bronşit ve amfizem olmak üzere iki tipi vardır.

kronik bronşit tanım olarak, bilhassa kış aylarında olan, birbirlerini takip eden iki yıl, en az üç ay boyunca öksürük ve balgam çıkarma ile karakterize bir hava yolu hastalığıdır.

amfizem ise akciğerin en uçtaki hava yollarındaki ve alveollerdeki duvarın kalıcı zarar görmesi ile tanımlanan bir solunum hastalığıdır.

kronik obstrüktif akciğer hastalığında akciğer içerisindeki hava akımının sınırlanması sonucunda kanda oksijen miktarı azalır, karbondioksit miktarı çoğalır. dokulara yeterli oksijen gidemediğinden dolayı bir dizi geri dönüşümsüz hasar meydana gelir (özellikle akciğer damarlarındaki büzülmeye bağlı akciğer hipertansiyonu meydana gelir, bu da kalbi yorarak akciğer ve kalp yetmezliğine neden olur).

kronik obstrüktif akciğer hastalığının nedenleri nelerdir ?

sigara en önemli nedendir. erkeklerde hastalığın daha sık görülmesinin sebebi sigara içiminin daha yaygın olmasına bağlıdır. ancak son yıllarda sigara kullanımının kadınlar arasında da artması ile kronik obstrüktif akciğer hastalığının kadınlardaki yaygınlığı da giderek yükselmiştir. sigara içilmesi ile hava yollarındaki salgı bezlerinden salgı miktarı çoğalır ve bu olay daha sonra hava yolu daralmasına neden olarak, hastalığın klasik belirtilerinin ortaya çıkmasını temin eder. sigaranın bırakılması ile bu olaylar geriler. sigara dumanı olan ortamda bulunmak da riski arttırır. buna pasif sigara içiciliği adı verilmektedir ve çoğu zaman farkedilmeyen önemli bir sağlık sorunudur.

hava kirliliği: hava kirliliği sebebi ile hava yolları uyarılır, salgı yapan hücrelerde artış olur ve bu olay sonucunda hava yollarında daralma meydana gelir. kirli havada bulunmakta olan bazı zehirli bileşikler bu olaya neden olmaktadır. dolayısıyla, bilhassa kış aylarında hava kirliliği arttığından, bu hastaların hava kirliliğinin yoğun olduğu zamanlarda dışarı çıkmamaları öneri edilmektedir.

enfeksiyonlar: çocukluk çağında geçirilmiş enfeksiyonların kronik bronşite zemin hazırlayarak olayı hızlandırdığı düşünülmektedir.

dumana maruz kalma: meslekleri sebebi ile dumana maruz kalanlarda veya köylerde tandır ya da odun sobası yakanlarda kronik obstrüktif akciğer hastalığı görülme sıklığı çoğalır.

vitamin eksikliği: antioksidan vitaminler olarak bilinen a, c, e vitaminlerinin eksikliğinde kronik obstrüktif akciğer hastalığı daha sık görülür.

kronik obstrüktif akciğer hastalığının bulguları nelerdir ?

kronik obstrüktif akciğer hastalığının en önemli bulgusu nefes darlığıdır. nefes darlığı başlangıçta eforla gelirken, ilerlemiş vakalarda istirahatte de gelmeye başlar. nefes darlığına hırıltılı solunum eşlik eder. bilhassa kış aylarında öksürük ve balgam miktarında artma görülür. bu hastaların öykülerinde genellikle uzun yıllar sigara içimi vardır.

kronik obstrüktif akciğer hastalığının tanısı nasıl konulur ?

kronik obstrüktif akciğer hastalığındaki başlangıç tanı yöntemi akciğer grafisidir. akciğer grafisinde solunum yolları ve akciğer dokusu ile ilgili bilgi edinilir. bundan sonraki aşama solunum fonksiyon testidir. solunum testi hava yollarındaki akımda bir kısıtlanma olup olmadığını gösterecektir. diğer bir başlangıç tanı yöntemi kan sayımıdır. kan sayımında kandaki oksijen miktarındaki düşmeye bir yanıt olarak, daha fazla oksijen taşımak için alyuvar sayısında artış görülür. hastalığın ilerlediği durumlarda atardamardan kan alınarak kandaki oksijen ve karbondioksit miktarı ölçülür, buna kan gazı tetkiki denir. şayet balgam miktarında artma veya renk değişikliği varsa, bir enfeksiyon olabileceği düşünülerek, balgamda bakterileri üretmek hedefi ile balgam kültürü yapılır ve şayet bakteri ürerse, ideal antibiyotik başlanır.

kronik obstrüktif akciğer hastalığında her hastaya akciğer tomografisi çekmek lazım midir ?

akciğer tomografisi tanıda ilk başvurulacak bir yöntem değildir ve her hastada gerekliliği yoktur. şayet akciğer filminde şüpheli bir görüntü varsa ya da kronik obstrüktif akciğer hastalığı ile açıklanamayacak kan tükürme, zayıflama gibi şikayetler varsa mümkün bir akciğer kanserini veya başka bir hastalığı atlamamak için tomografi çekilebilir.

kronik obstrüktif akciğer hastalığından nasıl korunabilirsiniz ?

kronik obstrüktif akciğer hastalığı önlenebilir ve ilerlemesi durdurulabilir bir hastalıktır. bu konuda en önemli adım ve tedavideki ilk basamak sigaranın bırakılmasıdır. sigara bırakmak isteyenlere yardımcı olmak hedefi ile ülkemizde pekçok göğüs hastalıkları kliniğinde sigarayı bırakma poliklinikleri hizmet vermektedir. sigara bağımlılığını yapan, içerisindeki nikotin isimli maddedir. sigara psikolojik ve fiziksel bağımlılık yapar. fiziksel bağımlılığın tedavisi için nikotin içeren cilde yapıştırılan bantlar ve nikotin içeren sakızlar mevcuttur. psikolojik bağımlılığın tedavisi içerisinde psikolojik yardım verilmektedir.

Solunum sistemi nedir nasil calisir ?

Solunum sistemi nedir nasıl çalışır ?

Solumak, yaşamda kalmak için esas ögelerden biridir. vücutta birikmiş olan karbondioksitin atılması, bunun yerine, oksijen alınması işlemine solunum adı verilir.

solunumun esas organı akciğerlerdir. göğüs boşluğunda asılı olarak bulunmakta olan akciğerler pembemsi renkte süngersi yapıdadır. bu pembemsi görünüm sigara içenlerde siyahlaşmış bir hal alır. hava kirliliğinin yoğun olduğu bölgelerde yaşayanlarda da sigara içilmese bile siyahlaşmış görüntü olabilir.

akciğerler göğüs boşluğunda yer alır, yan ve arka taraflarından kaburgalara, kaslara ve kıkırdaklara bağlı durumdadır. göğüs boşluğunun alt kısmında yer alan ve kaslardan oluşmuş diyafram, göğüs boşluğunu karın boşluğundan ayırırken, solunuma da büyük katkılarda bulunur.

sağ akciğer üç bölümden (loblar) oluşurken, sol akciğer, bir kenarında kalp yer aldığı için iki lobdan oluşur.

solunum sırasında hava ağız ve burundan girer. boğazın arka kısmından (farenks), hançereden (larenks) ve soluk borusundan (trakea) geçer. soluk borusu göğsün orta kısımlarına ulaştığında iki dala ayrılır (ana bronşlar). bunlar da ağaç dalları gibi dallara ayrılır. uç kısımdaki ince nefes boruları, bronşiyol adını alır. en ince bronşiyollerin ucunda alveol adı verilen ince elastik torbacıklar yer alır. kan, ince damarlarla alveollere ulaştırılır ve oksijenle, karbondioksitin alışverişi burada yapılır. ciğerlerde ortalama olarak 300-350 milyon civarında alveol bulunur.

havanın ciğerlere giriş çıkışında kaburgalar arasında yer alan kaslarla diyafram görev almaktadır. akciğerlerin üstünde iki tabakalı zar bulunur. bu zarlardan biri akciğerin dış yüzüne, diğeri de göğüs duvarının iç yüzüne yapışıktır. aralarında hafifçe kayganlaştırıcı bir madde bulunur, ancak aralarında hava yoktur. nefes alma sırasında göğüs duvarında ve kaburgaların arasında yer alan kaslar kasılarak kaburgaları yukarı ve dışa doğru çeker, diyafram da kasıldığında aşağıya karın boşluğuna doğru ilerler. bu işlemlerin sonucunda göğüs boşluğu genişlemiş olur. bu, hareket, süngersi bir yapısı olan akciğerlerin de genişlemesine sebep olur, böylece soluk borusundan hava alveollere kadar ulaşır. karbondioksitle oksijen değişimi tamamlandıktan sonra kaslar rahatlayarak göğüs duvarını eski durumuna döndürür. akciğerlerin hacmı da azaldığı için içerisindeki hava dışarı çıkar. her keresinde 1-1. 5 litre civarında bir hava ve dakikada 12-15 kez solunumla vücudun oksijen ihtiyacı karşılanmış olur. efor harcaması sırasında vücudun oksijen ihtiyacı artacağı için solunum hacmının ve dakikadaki solunum sayısının artması doğaldır.

Pnomotoraks

Pnömotoraks

Pnömotoraks, akciğeri dıştan saran zarlar (plevra) arasına gelişi güzel bir nedenle hava girmesine verilen addır. normal şartlarda bu zarlar arasında hava olmadığı için olumsuz bir baskı vardır. göğüs kafesinin yapısı ve bu olumsuz baskı bu nedenle akciğerler, içi hava dolu bir halde durabilirler. nefes alırken göğüs kafesi, kaslar yardımıyla genişlediği için, akciğer de genişler ve nefes borusundan hava girer. nefes verirken, göğüs kafesi bir miktar sıkışacağı için ciğerlerdeki hava da çıkar.

eğer gelişi güzel bir nedenle akciğerlerde ya da göğüs duvarında bir delik açılırsa, ciğerleri saran zarlar arasına hava girer ve olumsuz olması gereken baskı çoğalır. bu da ciğerin genişleyip hava dolmasına engel olacağı için, bu taraftaki akciğer büzüşür. bu esnada hasta, yalnızca sağlam taraftaki ciğerle solunum yapar.

pnömotoraks'ın tedavisinde, bu olaya neden olan delik kapatılıp, ciğeri saran zarların arasına ulaşan bir hortum sokulur. bu hortumun dışta kalan ucu, havayı yavaş olarak boşaltan bir sisteme bağlanır. hava boşaldıkça, ciğer yavaş yavaş genişleyerek normal haline gelir.

büyük bir kaza olmadan, akciğerin kendiliğinden (spontan), ya da öksürük gibi hafif etkilerle patlaması, ciğerin normal yapıda olmadığını gösterir. çoğu zaman, büllöz amfizem adı verilen akciğer hastalığı, arasıra tekrarlayan pnömotoraksa sebep olur. bu hastalıkta, akciğer dokusunun içerisinde farklı büyüklüklerde baloncuklar vardır. öksürük, ıkınma, ağır kaldırma, çarpma gibi aşırı olmayan tesirler bile, bu baloncuklardan birinin patlamasına sebep olabilir. uçak yolculuğu sırasında, kabin basıncını ayarlayan sistemlerin bozulması ya da tüplü dalgıçlıkta baskı altında soluma gibi hallerin de bu açıdan risk getireceği düşünülmektedir.

pnömotoraksın tekrarlama ihtimalini öğrenebilmek için, tedavi sonrası, tercihan bilgisayarlı tomografi çektirerek detaylı tetkik gerekir. buradan çıkacak sonuca göre zaman zaman ameliyatın da yer aldığı tedavi yöntemleri tatbik edilebilir.

Cevre kirliligi ve astim

Çevre kirliliği ve astım

Çevresel etkenler, alerjenler ve çocukluk çağında geçirilen viral enfeksiyonların, astımı tırmanışa geçirdiği bilinmektedir.

astım bir halk sağlığı sorunudur. astımda nefes yolları çevresel değişikliklere karşı hassaslaşır, öksürük ve hırıltılı solunum ortaya çıkar.

"çevresel etkenler, alerjenler ve çocukluk çağında geçirilen viral enfeksiyonlar, astımı tırmanışa geçirir. astımda, nefes yollarında, mikrobik olmayan iltihaba bağlı şişme yaşanır. nefes yollarındaki kaslarda daralma nedeniyle nefes yolları tıkandığından, solunum zorlaşır. astım atağını, çevre kirliliğinin yanısıra, gribal enfeksiyon, alerjenler, sigara dumanı, hava kirliliği, kimyasal maddeler, üzüntü, stres, bazı ağrı kesiciler, tansiyon düşürücü ilaçlar da artırır."

astım yakınmaları saatten saate, günden güne farklılık gösterir, yakınmalar kişiden kişiye de değişiklik göstererek yaşamı negatif tesirler.

astımın topluma zararını önlemek için, yakalanmayı kolaylaştırıcı etkenleri azaltma yoluna gidilmesi gerekir, çocuklarında astım gelişmesini istemeyen ailelerin, evde yemek pişirirken yemek dumanlarının solunulan havaya yoğun biçimde karışmasına izin vermemeleri gerekir, mutfakta kesinlikle ideal bir aspiratör bulunması ya da en azından pencerelerin açık tutulması gerekmektedir.

250 bin astımlı var

istanbul' daki hasta sayısı avrupa standartlarının altında...

istanbul tıp fakültesi göğüs hastalıkları anabilim dalı tarafından 20 kişilik bir ekiple yapılan araştırmada istanbul' daki solunum yolu hastalıklarının sıklığı ve nedenleri incelendi.

istanbul tıp fakültesi göğüs hastalıkları anabilim dalı tarafından yapılan bir araştırmada, istanbul`da yaklaşık 250 bin kişinin astım hastası olduğu belirlendi. araştırmada, istanbul`da astımın görülme sıklığı yüzde 2. 4 olarak saptandı. avrupa birliği solunum hastalıkları araştırması çerçevesinde 20 kişilik bir ekiple, istanbul`daki astım, kronik bronşit ve diğer solunum yolu hastalıklarının sıklığı ve nedenleri araştırıldı. araştırma için hava kirliliğinin en yoğun olduğu istanbul`un eyüp ilçesi ile karadeniz`den temiz rüzgar alan beykoz seçilmiş. buna göre istanbul`da 250 bin astımlı hasta var.

bu rakam avrupa standartlarının altında bir rakam. bilinenin aksine hava kirliliğinin astım sıklığı üstünde belirgin bir tesiri olmadığı görüldü. kronik bronşitte durum değişik. sigara ve hava kirliliği hastalığa yol açan en önemli iki etken. astımın en büyük sebebi ev tozu akarları ile lpg gazıyla çalışan ev gereçleri.

türkiye`deki alerjik astım hastalarının yüzde 70`inde ev tozu akarı alerjisi var. astımlı ev hanımları kesinlikle mutfaklarını 24 saat havalandırmalı ve lpg ile çalışan ocaklarının üstüne aspiratör taktırmalıdır.

astım nedir ?

astım akciğerlere kadar olan hava yollarını (bronşlar) etkileyen bir hastalıktır. bu hava yolları soluduğumuz havayı burundan başlayarak akciğerlere kadar ulaştırır. sağlıklı bir kişide bu soluma olayı basitçe gerçekleşir. astımlı bir kişide ise bazı dönemlerde soluma zorluğu meydana gelir. astım atağı sırasında bronşlar (hava yolları) daralır ve havanın geçişi zorlaşır. bu hava yolu daralmasının bazı nedenleri vardır.

bunlar:

- bronşları çevreleyen kasların kasılması neticesi hava yollarının daralması

- bronşun içini saran zarın şişmesi

- hava yollarında mukus (sümük - balgam) adı verilen yapışkan bir salgının aşırı salınması ve bu salgının hava yollarını yer yer tıkaması

astım nöbetinin belirtileri nelerdir ?

bronşlar daraldığı vakit solunum işini yapmak için daha büyük çaba sarf edilir. akciğerlere giren hava daralan bronşlardan dışarı çıkarken zorlanır. hasta bunu nefes darlığı veya göğüste sıkıntı biçiminde ifade edebilir.

bu sırada hasta ıslık sesine benzer (vızıltı) bir ses çıkarır. akciğere girmiş hava daralmış olan bronşlardan dışarı çıkarken, hasta aşırı zorlanırsa, normalde soluma (nefes alıp verme) işi için kullanılmayan boyun, göğüs, omuz ve karın kaslarını kullanır ve daha sık solur.

astımın bulguları nelerdir ?

- öksürük. astımın sık bir bulgusudur. bilhassa gece öksürüğü olur. egzersiz, soğuk hava öksürüğü arttırabilir. hava yollarındaki mukus birikimi ve bronşları çevreleyen kasların kasılması sebebi ile olur.

- vızıltı. astım nöbetinin sık rastlanan bir bulgusudur. akciğerdeki hava daralmış bronşlardan dışarı çıkarken zorlandığı vakit nefes verirken duyulur.

- sık soluma. astım nöbeti sırasında daralmış ve içi mukus ile dolmuş bronşlarda soluk alıp verme işi zorlaştığından hasta daha sık nefes alıp verebilir. bunu saptamak için çocuğunuzun 60 saniye içerisinde kaç kez nefes alıp verdiğini sayın; bulduğunuz sayıyı normalde iyiyken olan dakikadaki solunum sayısı ile karşılaştırın.

- göğüs duvarı derisinde çekilmeler. daha ağır astım nöbetlerinde görülen bir bulgudur. göğüs duvarında kaburgalar arasındaki deri ve boynun önündeki deride içe çekilmeler olabilir. bu bulgu saptandığında derhal hastaneye başvurunuz.

astıma neden olan durumlar (uyaranlar) nelerdir ?

astımın nedeni tam olarak bilinmese de bu hastalıkta hava yollarının bazı uyaranlara aşırı hassas olduğu bilinmektedir. bu uyaranlar hava yollarını uyararak astım atağı oluşumuna sebep olurlar. bu uyaranları şu biçimde sıralayabiliriz:

1. alerjenler (alerjiye neden olan maddeler )

normal kişilere hiçbir zararı olamayan alerjenlere, alerjik astımı olan bir kişi maruz kalınca bir alerjik reaksiyon olur. bu reaksiyon sırasında tahriş edici bazı kimyasal maddeler yapılır ve hava yollarındaki dokuların içene salınır. kişi hem alerjik hem de astımlı ise astım atağı geçirir.

bu alerjenlerin bazıları şunlardır:

- ev tozu, ev tozu akarları (böcekler )

- çiçek tozları (polenler )

- küf

- hayvan tüyü

2. enfeksiyonlar

solunum yolu enfeksiyonları (grip, nezle) astımlı kişide hava yollarını uyararak astım atağına sebep olabilir. bu enfeksiyonlar okul ve / veya kreşe giden çocuklarda sıktır.

3. hava değişimi

mevsim değişimi, hava ısısının değişmesi (bilhassa soğuk hava) ve nem oranının artması, astımlı bir kişide hava yollarını uyararak astım atağına neden olabilir

4. egzersiz

astımlı bir kişide egzersiz hava yollarını uyararak astım atağına sebep olabilir. koşma gibi, daha fazla enerji tüketimine neden

olan yoğun egzersiz çeşitleri, birkaç dakika içerisinde bir astım atağına sebep olabilir. ancak dolayısıyla astımlı çocuklarda egzersizin

engellenmesi söz konusu değildir. egzersiz öncesi ideal ilaç alımı ile astım atağı önlenebilir. iyi tedavi edilen astımlı bir çocukta

egzersiz sonrası belirtiler olmamalıdır. oluyorsa tedavi planının düzenlenmesi için bu durumu hekiminize bildiriniz.

5. ırritanlar (tahriş ediciler )

bazı maddeler hassas olan bronşları tahriş edebilir. bu maddeler şu biçimde sıralanabilir: sigara dumanı, hava kirliliği, saç spreyleri, parfümler, temizlik maddeleri ve keskin kokular. astımlı bir kişinin yaşadığı evin içerisinde hiç kimsenin sigara içmesine izin verilmemelidir.

astımda olabilecek komplikasyonlar nelerdir ?

- astım genellikle akciğerlerde kalıcı hasar yapmayan bir hastalıktır. hastalık çok uzun yıllardan beri var olsa da ideal tedavi ile akciğer işlevleri normale yakın olarak korunabilir.

- astımda problem bronşlarda olmasına karşın bir çok astımlıda üst solunum yolları (burun, boğaz, sinüsler) ve kulaklar hakkında sorunlar eşlik edebilir. astımlı çocuklarda sıklıkla kronik burun tıkanıklığı olur ve buna bağlı olarak kulak enfeksiyonları ve sinüzit meydana gelir. buruna yönelik ideal tedavi ile (burun temizliği ve hekimin tavsiyesi ile diğer bazı ilaçlar) bu durumların olması önlenebilir.

- astım bazı psikolojik problemlere sebep olabilir. ağır astımı olan çocuklarda okul devamsızlığı, spor etkinliklerine katılamama ve astım atağı sırasında acil olarak hastaneye başvurular bu duruma sebep olabilir. ideal tedavi alan bir çocukta astım kontrol altına alınarak bu problemlerin olması önlenebilir.

alerjiyi önlemenin yolları

çocuğun yanısıra sigara içilmeyecek

evlerinde sigara içilen çocukların astım olma riskinin önemli ölçüde artığı bildiriliyor. sigaranın alerji riskini artırdığı araştırmalarla kanıtlanmasına karşın, ebeveynlerin çoğu sigara içmekten vazgeçmemektedirler.

en az 4 ay emzirilecek

annelerin bebeklerine en az 4 ay yalnızca anne sütü vermeleri bebeğin ileride astım olma riskini azaltmakta dolayısıyla ailede alerjisi olan kişiler varsa, 6 ay ek gıda vermeden emzirme öneri edilmektedir.. ingiltere' de yapılan bir araştırmada, 4 aydan daha az emzirilen çocuklar ile 4-6 ay emzirilen çocuklar karşılaştırıldığında, ilk gruptan astım olanların sayısının daha yüksek olduğu ve bu hastalığa daha erken yakalandıkları tespit edilmişti. yumurta ve fıstığın, alerji olma riski yüksek olan çocuklara 3 yaşından başlayarak verilmesi öneri edilmektedir. nörodermatit, egzama ve atopik dermatit gibi hastalıklar görülen bebeklerin annelerinin şayet emziriyorlarsa yumurta, fıstık ve balık yememeleri, emzirmiyorlarsa da süt proteini hidrolize edilmiş hipoalerjen (ha) mamalar kullanmaları gerektiği vurgulanmaktadır

evcil hayvan riskli değil

çocuğun, erken yaşlarda evcil hayvanla teması durumunda alerji riskinin artmadığını belirtilmekte olup isveç' te e yapılan bir araştırmaya göre, erken yaşlarda hayvanlarla içli dışlı olan çocukların alerjik sinüzit ve astıma yakalanma oranı daha düşük.

akarlara karşı yastık ve yorgan yıkanacak

ev tozunda bulunmakta olan "akar" adı verilen 0. 1-0. 5 mm çapındaki ufak hayvancıklar da alerjiye sebep olabilir, bu akarların çoğalma yerleri bilhassa yatak ve yorganlardır. akarlara karşı alerjisi olan kişilerin, yatak ve yorganlarını sıkça 55 derecede yıkamaları gerekmekte, akarların yüzeye çıkmasını engelleyen özel yatak koruyucularının da etkili olduğu bildirilmektedir.

astım ve alerjik hastalıklar neden baharda daha sık görülmektedir ?

hem bahar mevsimi hem mevsim farklılıkları pekçok hastalığın daha çok görüldüğü dönemlerdir.

mide hastalıkları oluşumu, kalp hastalıkları oluşumu, pek çok hastalık mevsim değişikliği olan dönemlerde daha çok ortaya çıkıyor.

bunlardan bir tanesi de astım ve alerjik hastalıklar. burda pek çok etkenin rolü olması muhtemel. bir tanesi havayla ilgili olan farklılıklar. yani havaların ısınması. atmosfer basıncındaki farklılıklar. soluduğumuz havadaki nem miktarındaki değişiklikler ve yine bu mevsimde soluduğumuz havaya karışan bitkilere ilişkin polenlerin burda önemli rolü var. bunun yanısıra bir de vücudumuzda birtakım farklılıklar oluyor veya olamıyor belkide. çünkü vücudumuzda pek çok hormonlar var. bunların salgılanmasında gecenin, gündüzün ve mevsimlerin çok önemli rolü var. keza bağışıklık sistemimiz direkt doğruya dış etkenlerden etkileniyor. işte bahar mevsiminde, astımın, alerjik hastalıklarının çok sık görülmesinde, hastaların şikayetlerinin artmasında hem bu atmosferdeki mevsimlerdeki farklılıklar hem de vücudumuzun buna uyum sağlayamamasının rolü olduğu düşünülüyor.

görülme sıklığı

astımın görülme sıklığını erişkinlerde ve çocuklarda diye ayırmak gerekli. çünkü oranlar çok değişik. ülkemizde son yıllarda bu konuda pek çok çalışma yapıldı. bunu da özet olarak söyleyecek olursak, ilkokul çağındaki çocuklarda astım görülme oranı ortalama olarak türkiye' de yüzde 10 civarında. buna karşılık erişkinlerde astımın görülme oranı ise yüzde 5. tabi ülkemiz çok büyük bir ülke biliyorsunuz, çok değişik coğrafi bölümler var, deniz kenarında olanlar var, yüksek dağlarda yaşayanlar var.. sanayileşmenin çok değişik olduğu bölümler var. burda oranlar hep değişiyor. ama genel olarak buna bakacak olursak, ortalama olarak çocukluk çağında, ilkokul çağındaki çocuklarda yüzde 10, erişkinlerde ise yüzde 5 diyebiliriz."

metropollerde yaşamanın bu anlamda bir risk etkeni olduğunu araştırmalar da doğruluyor. astım hastalığı, hem türkiye' deki yapılan araştırmalarda hem yurt dışında yapılan araştırmalarda sanayileşmenin yoğun olduğu ülkelerde, sanayileşmenin yoğun olduğu şehirlerde çok daha fazla görülüyor. burdaki insanların şikayetleri çok daha fazla oluyor.

kalıtsallık

astımın ortaya çıkabilmesi için hem kalıtsal bir yatkınlık olması gerekli, hem de buna çevresel etkenlerin katkıda bulunması gerekiyor. bu kişide kalıtsal bir yatkınlık varsa tabi burda kişinin yapacağı gelişi güzel bir şey yok. ama bu kişi kendisini negatif çevresel faktörlerden koruyarak astımdan pekala korunabilir. bunun başında da hava kirliliği geliyor. bu hem dış hava kirliliği, yani sokaktaki havanın kirliliği anlamında hem de zamanımızın çoğunu artık kapalı mekanlarda geçiriyoruz. bu içerisinde bulunduğumuz mekanların havasının kirliliği çok önem kazandı. sigara içilmemesi çok önemli. sigara içilen ortamlarda bulunmak da aynı biçimde sigara içiyormuş gibi insanlardaki duyarlılığı artıran bir faktör. onun için sigara içilen ortamlarda bulunmamak gerekiyor. diyetimiz çok önemli bir faktör. son yıllarda bilhassa bu antioksidan dediğimiz maddeleri a ve c vitaminlerini içeren diyetle beslenmenin, balık etini fazla tüketmenin hem astıma hem diğer alerjik hastalıklara karşı koruyucu tesirinin olduğu anlaşıldı. böyle beslenen insanlarda alerjik hastalıklara karşı vücut kendini daha iyi savunuyor, daha iyi koruyabiliyor.

polenler

astıma ve diğer alerjik hastalıklara, bilhassa saman nezlesi denilen hastalığa yol açan alerjenlerin başında polenler geliyor. polen dediğimiz şey çiçek tozları. çiçeklerin üremesine yarayan, onların çoğalmasını sağlayan ufak tanecikler. işte hassas insanlarda bu polenler de hem saman nezlesine hem de astıma yol açabiliyorlar. türkiyemiz bitki örtüsü bakımından çok zengin, çok geniş büyük bir ülke. çok zengin bir bitki örtüsü var ve bu bitkilerin pek çok poleni var. fakat her polen alerjiye yol açmıyor. polenleri kolayca ikiye ayırabiliriz. bir tanesi büyük olan polenler, ağır olan polenler. bunları zaten solunum yollarıyla almak olası değil, bunları böcekler bitkiden bitkiye taşıyorlar. bizim için temel alerjik hastalıklar bakımından önemli olan havaya karışan ve boyutları çok ufak olan polenler. ülkemizde bitki örtüsü çok zengin. fakat türkiye' de bilhassa çayır polenleri, hububat polenleri ve yöreye göre çeşitli ağaç polenlerinin alerjik hastalıkların ortaya çıkmasında büyük önemi var. gelişmiş ülklerde hem hava tahmin raporlarında hem gazetelerde o dönemdeki polenlerin oranları bildiriliyor ve insanllar uyarılıyor. ama türkiye' de henüz böyle bir çalışma yapılmadı. böyle bir uyarı yapılmıyor. polenler, atmosfer şartlarıyla yakından alakalı olarak atmosferdeki sayıları değişiyor. bilhassa sabahın erken saatleri bu bakımdan çok önemli. kuru ve rüzgarlı havalar çok önemli. ve de tabi polene yakın olan ortamlar çok önemli. gerçi polenler rüzgarın etkisiyle çok uzak mesafelere, kilometrelerce uzaklara gidebiliyorlar. ama tabi o kaynağa ne kadar yakınsanız solayacağınız polen sayısı da o kadar fazla olacaktır.

kapalı mekan kirliliği

gerçekten de bu astımlılarda ve diğer alerjisi olanlarda nevakarları denen yaratıkların çok önemli rolü var. çoğunda karşılaşılan alerji nevakarları.. bunlar çok ufak yaratıklar. daha çok sıcak, rutubetli ortamlarda görülüyorlar ve bilhassa de halı gibi, yatak şiltesi gibi, koltuk, kanepe gibi ortamlarda yoğun olarak çoğalma imkanını buluyorlar. işte insanların günümüzde de vakitlerinin çoğu hep evde geçtiği için bilhassa çocukların, gün içerisinde yoğun olarak bu alerjenlerle karşılaşıyorlar ve genetik bir yatkınlığı da varsa bu insanların, zaman geçtikçe bu akarlara karşı onlarda bir duyarlık hali ortaya çıkıyor.

çarşaf, yorgan, bunların yıkanması bu anlamda alınacak bir tedbir fakat tabi yatağı, şilteyi yıkamak olası değil, halıyı da yıkamak olası değil. bunlar 55-60 derecenin üstünde yaşamıyorlar. onun için yıkanabilen kıyafetleri akarlardan böyle ısıtılmış sularda yıkayarak arındırmak olası. ama bir yorganın, bir koltuğun tabiki yıkanması olası değil. evin iyi havalandırılması bu bakımdan çok önemli. bir de bu akarları öldüren veya onların alerji yaratan dışkılarındaki proteinleri bozan birtakım kimyasal maddeler var. bunların uygulanmasıyla da özel durumlarda akarlardan olan alerjileri biraz azaltmak olası.

katkı maddeleri

bir başka önemli husus da yiyeceklerde kullanılan katkı maddeleri. yiyeceklerin uzun müddet dayanması için geliştirilen pekçok katkı maddesi var. kullanılış amaçları gene insan sağlığı için ama hassas kişilerde yan tesirleri olabiliyor. türkiye' de 180 civarında katkı maddesi kullanıldığı söyleniyor. yiyeceklerin bozulmasını önlenmek için katılan maddeler var, bilhassa sülfürler. bunlar, bu yiyecekleri tüketen insanların vücudunda kükürtdioksite dönüşerek hakikaten astım krizlerine yol açabiliyor. en fazla astım krizlerine yol açan maddeler bunlar. bir de bunun yanısıra gıdaları renklendirmek için kullanılan çeşitli boyalar var. bunların negatif tesiri olabiliyor. veya tat vermek için kullanılan bir tür baharatlar var. bilhassa çin mutfağında çok kullanılan bir baharat vardır, glutamat diye. bunun da hassas insanlarda böyle ciddi astım krizlerine yol açabileceğini biliyoruz. astımlı hastalara, alerjik olan insanlara olası olduğu kadar doğal biçimde hazırlanmış gıdalarla beslenmeleri öneriliyor.

tedavi ve sonuç

alerjik hastalıkların gelişi güzel bir tedavi yöntemiyle tamamen ortadan kaldırılmasının, yok olmasının olası olmadığı belirtilmektedir. çünkü bu genetik bir hastalıktır. ve astım ve alerjik hastalıklarının oluşmasındaki genetik bozukluk da pek çok genin kontrolü altında. yani tek bir gene müdahaleyle bu işin çözülmesi söz konusu değil. ve şu aşamada genetik yolla bir müdahale yapılamıyor. uygulanan tedaviler hastalığın tekrarlamasını, belirtilerin şiddetli olmasını önlemeye yönelik tedaviler. burada da çeşitli yöntemler var. bunlardan bir tanesi aşı tedavisi denen tedavi. şimdiye kadar bu tedavi hep iğne biçiminde yapılırdı. son yıllarda bunun ağızdan damla biçiminde olan biçimleri de ortaya çıkmaya başladı. bütün bu tedavilerde amaç, kişinin vücudunun duyarlılığını o maddeye karşı azaltmak. hakikaten hastalar iyi seçilirse bu tedavi tertipli yapılırsa, sabırla yapılırsa bundan hastaların önemli bir kısmı çok iyi fayda görüyorlar. tabi bu asla hastalığın tamamen geçtiği anlamına gelmiyor. o genetik hassasiyet kişi yaşadığı müddetçe onunla beraber yaşayacaktır. fakat tertipli tedavi olan hastalarda hem alerjik hastalıkların hem astımın belirti vermesi önemli ölçüde önlenmiş ve kişi normal bir insan gibi bir yaşam sürme şansına sahip olmuş oluyor.

ilaçların yan etkileri

birçok ilaç anne sütüne geçiyor, geçmeyen neredeyse yok gibi. ama bizim astım tedavisinde kullandığımız ilaçların önemli bir kısmı, ağırlığı hep nefes yoluyla, halkımız bunlara fısfıs diyor veya bunların toz biçiminde olanları var. bunların hem içerisindeki miktar, ilaç miktarı, dozu çok düşük. hem de bunlar tamamen kana geçmiyorlar. yani lokal olarak solunum yollarında etki gösteriyorlar ve bugünkü verilerimize göre böyle solunum yoluyla kullanılan ilaçlarla bebek emziren annenin gelişi güzel bir olumsuzlukla karşılaşması söz konusu değil. o ilaçlarını güvenle kullanabilirler. ama hap veya iğne biçiminde alınan ilaçlar tabii ki kana ve süte geçecekleri için çocuğun bundan etkilenmesi söz konusu.

korunma

tedavinin en önemli parçası bir kere baştan kişinin hassas olduğu, ona dokunacak olan faktörlerden kesinlikle ciddi bir biçimde korunmasını sağlamak gerekiyor. bunun yanısıra yapılan ilaç tedavilerinde tabi hem kullanılan madde ilacın bir yan tesirinin olması da söz konusu. kortizon' un sprey biçiminde, solunum yoluyla kullanılan bir biçimi var. ve bunun çok uzun müddet kullanılsa bile ne kilo algılayıcı ne de vücudun başka bir yerine önemli bir yan etki yapacak özelliği yok.

spor

birçok hasta çocuğuna astım teşhisi konduğu vakit derhal hekimden işte rapor almak ister beden eğitimi dersine girmesin diye. oysa astımlı bir hastanın, astımlı bir çocuğun spor yapması, egzersiz yapması zararlı değil. ama tabi bunun bilinçli olması gerekli, mesela yağmurlu havada çocukları görüyoruz top oynuyorlar, koşturuyorlar. yahut tozlu ortamlarda oynuyorlar. bu tabi doğru değil. spordan sonra kişinin işte soyunması, giyinmesi, belki duş almasının sağlanmasını temin etmek gerekli. bunlar olası olmuyorsa zararlı. ama bilinçli yapılan spor astım hastalığı için çok önemli ve çok yararlı. dünya şampiyonu olmuş yüzücüler, koşucular, atletler var astımlı olup da. önemli olan hastalığın koruyucu tedavisini yapmak ve ondan sonra tertipli bir spora geçmek. bilhassa yüzme astımlı hastalar için en fazla öneri ettiğimiz spor. yüzmeden astım hastaları çok büyük yarar görüyorlar. hem genel vücut sağlığı için çok yararlı hem de göğüs kaslarını geliştirdiği için, solunumu düzenlediği için yüzme gerçekten astımlı hastalar için çok uygun, adeta tedavinin bir parçası denebilecek kadar önemli bir spor türü."

ailelerin aşırı koruyucu davranıp çocukları sosyal hayattan koparmamaları gerekir. çocuğa koşma, atlama, oynama, zıplama demek çok doğru değil. çocuğu bağlayıp da bir koltuğa oturtamazsınız veya masanın üstüne bir vazo gibi koyamazsınız. bu çocuk kesinlikle okula da gidecek, spor da yapacak, sinemaya da gidecek. her şeyi yapması gerekli. aksine bunları çok fazla kısmak çocukta bu sefer birtakım ruhsal sıkıntılara yol açabiliyor, onları beraberinde getiriyor

önlemler

alerjik hastalıkların gün içerisinde bir ritmi vardır. bilhassa saman nezlesi sabahleyin insan uyandığı vakit yoğun olarak belirti verir pekçok insanda. burun akıntıları, hapşırmalar. astım esasında keza pekçok hastayı sabaha karşı uykusundan uyandırır veya sabah kalktığı vakit öksürmeye başlar, göğsünde hırıltılı nefes darlığı hisseder. bu kişiler koruyucu tedavilerden kullanmaları gerekiyor.

çocuklarda belirtiler

bir kişide varsa araştırıldığı vakit görülebilir ki o ailenin yakınlarında kesinlikle bu hastalıklardan veya alerjik hastalıklardan bir başka birinin de olma olasılığı çok yüksek. çocuklarda böyle burun şikayetleri çok sık görülüyor hakikaten alerjinin ilk belirtisi olarak. geçmeyen burun akıntısı biçiminde. hatta bunları da çok sık tekrarlayan kulak enfeksiyonları olabilir, sinüs olabilir, çocuk ağır işitebilir, mesela televizyonun sesini, müziğin sesini çok fazla açmak isteyebilir, işitme sorunları ortaya çıkabilir. ailede bir hassasiyet olduğu vakit bu çocukta da böyle alerjik nezle veya saman nezlesi olma olasılığı yüksek. bu bakımdan incelenmesi herhalde yerinde olur.

geç teşhis

solunum yolu enfeksiyonu, bilhassa viral enfeksiyonlardan sonra ortaya çıkan çok uzun müddet devam eden geçmeyen öksürükler de astımın bir biçimi, bir formu. bu genellikle atlanıyor. işte çocuk üşüttü deniyor, boğazı iltihaplandı deniyor, hep antibiyotik veriliyor, bunların büyük bir çoğunluğu gerçekten de bu astım biçimi olan öksürükle seyreden astım türü."

hamilelere uyarılar

astım hastası yakını bulunmakta olan hamilelerin, çocuğunun astım olma riskini azaltmak için evde bazı düzenlemeler yapması gerekir. bebek dünyaya gelmeden bile önlemlere başlamak gerekiyor. bunların başında ev içi havanın temiz olmasına itina göstermek çok önemli. ve bilhassa de annenin sigara içmemesi çok önemli. çünkü gebelik döneminde içilen sigara olsun, bebek dünyaya geldikten sonra sigara içilen ortamlarda büyüyor ise bunlarda astımın ve alerjik hastalıkların ortaya çıkma olasılığı çok azalıyor. ikincisi, solunan havanın temiz olmasını sağlamak için evin kesinlikle çok iyi havalandırılması gerekli. evde olası olduğu kadar çok akar barındırabilecek ortamları ortadan kaldırmak gerekli en azından yatak odalarında. yatak odalarının daima halısız, kilimsiz, koltuksuz, kanepesiz olmasını arzu edilen bir durumdur ve yatakların da yün içermeyen sentetik şeylerden yapılmış olanlarının tercih edilmelidir. evde hayvan beslenmesi de, tüylü hayvan beslenmesi, bilhassa kediler bu bakımdan çok önemli. kuşlar olsun, beslenmemesini öneriyoruz. evde sigara içilmemesi çok önemli. ve bir de evin neminin yüzde 50' nin altında tutulması çok önemli."

bahar ayında doğan çocuklarda daha fazla alerjik sorun görülmektedir. tabi bu mevsimde doğanlarda daha yoğun polenlerle karşılaşmak söz konusu oluyor. onun için balık burcu, koç burcu, boğa burcu olanlarda polen alerji tabi daha çok görülüyor."

alerjik rinit (saman nezlesi) yönetimi ve astım üstündeki etkisi

dünya sağlık örgütü (who) ile birlikte gerçekleştirilen atölye çalışması "allergic rhinitis and its ımpact on asthma"hakkında rapora dayanan, hekimler ve uzman personel için kılavuz

alerjik rinitin (saman nezlesi) klinik tanımı, alerjenlere maruz kaldıktan sonra ıge' nin sebep olduğu burun mukozasının enfeksiyonu sonucunda endükte edilen semptomatik burun hastalığıdır.

alerjik rinit, global bir sağlık sorununu oluşturmaktadır. dünyada en az nüfusun %10-25' ini ilgilendiren ve yaygınlığı artan bir hastalıktır. genelde alerjik rinit, ağır bir hastalık olmamasına karşın, hastanın toplumsal yaşamını olabildiğince değiştirmekte ve okul başarısını ve işteki verimliliği kısıtlamaktadır.

ayrıca, alerjik rinitin sebep olduğu sağlık harcamaları olabildiğince yüksektir.

astım ve rinit, genellikle sık sık birlikte ortaya çıkan hastalıklardır, & bdquo; bir solunum sistemi, bir hastalık" kavramının ortaya çıkardığı bir olgu.

alerjik solunum yolu enfeksiyonların mekanizmaları ile ilgili elde edilen yeni bilgiler, iyileştirilmiş tedavi stratejilerin oluşturulmasını sağlamıştır. aynı şekilde yeni ilaç sunum şekilleri, dozajlamalar ve tedavi planları incelenip onaylanmıştır.

alerjik rinitin tanısı ve tedavisi için yönergeler daha önce yayınlanmıştır. ancak bunlar, ne önerilerin ıspatları konusunda biçimsel bir değerlendirme sunacak şekilde "evidence-based"(kanıta-dayalı), ne de önerilerde hastalarda görülen eşlik eden hastalıklar göz önünde bulundurulmuştur.

"allergic rhinitis and its ımpact on asthma (arja)" inisiyatifi, dünya sağlık örgütü (who) ile işbirliği yaparak geliştirilmiştir. bu broşür, hem uzman hekimler hem de genel tıbbiyeciler için güncel bir kılavuz olarak düşünülmüştür.

burada:

& ndash; alerjik rinitle ilgili bilgiler güncellenecektir,

& ndash; alerjik rinitin astım üstündeki tesiri vurgulanacaktır,

& ndash; tanı için kanıtlara dayanan bir başlangıç sunacaktır,

& ndash; tedavi için kanıtlara dayanan bir başlangıç sunacaktır,

& ndash; bu hastalığın yönetimi için adım adım başlangıç sunacaktır.

alerjik rinitin tetikleyicileri

alerjenler

aero-alerjenler, sıklıkla alerjik riniti tetiklemektedirler.

ev içi alerjenlerin artışı, kısmen rinit, astım ve alerjilerin yaygınlığındaki artıştan sorumludur.

ev içerisinde bulunmakta olan alerjenler, başlıca ev tozu akarları, evcil hayvanlar, böcekler ve bitkisel kaynaklıdır.

sık görülen aero-alerjenler, polenler ve küflerdir.

meslek kaynaklı rinit, meslek kaynaklı astımdan daha az belgelenmiştir, nasal ve bronşiyal semptomlar sıklıkla aynı hastada bir arada ortaya çıkmaktadır.

lateks alerjisi, hastalar ve tıp personeli için gittikçe artan bir problem durumuna dönüşmüştür. sağlık sektöründeki çalışanlar, bu sorunun bilincinde olup tedavi ve koruma için stratejiler geliştirmelidir.

havadaki zararlı maddeler

epidemiolojik veriler, havadaki zararlı maddelerin riniti kötüleştirebileceklerini göstermektedir.

havadaki zararlı maddelerin rinite neden olma veya riniti kötüleştirme mekanizmaları bugünlerde daha iyi anlaşılmaktadır.

iç mekanlardaki hava kirliliği, çok mühimdir çünkü sanayi ülkelerindeki insanlar, zamanlarının %80' inden fazlasını kapalı mekanlarda geçirmektedirler. iç mekanlardaki zararlı maddelerin yoğunluğu, ev içi alerjenler ve ana kaynağı sigara dumanının olduğu gaz durumundaki zararlı maddeler üzerindedir.

bir çok ülkede hava kirliliği şehirlerde başlıca araba trafiği tarafından yaratılmaktadır. en önemli atmosferik zararlı maddeler, ozon, azot oksitleri ve kükürt oksittir. bunlar, alerjik veya alerjik olmayan rinite sahip hastaların nasal semptomatiğinin kötüleşmesine katkıda bulunabilmektedir dizel gazları, ıge ve alerjik enfeksiyonların oluşmasına katkıda bulunabilirler.

aspirin

aspirin ve steroidal olmayan diğer antiflojistikler (nsaıd) sıklıkla rinit ve astımı endükte etmektedirler.

alerjik rinitin mekanizmaları

alerjinin klasik olarak, nasal bir enfeksiyonla birlikte bulunmakta olan ıge kaynaklı bir bağışıklık tepkisi olarak görülmektedir.

alerjik rinitin özelliği, değişik hücrelerden meydana gelen enfekte olabilen bir infiltrat olmasıdır. bu hücresel tepki aşağıdakileri içermektedir:

& ndash; hücrelerin kemotaksisi, seçici şekilde yerleştirilmesi ve transendotelial göçü,

& ndash; sitokinlerle kemokinlerin serbest kalması,

& ndash; eosinofil, t-hücreleri, mast hücreleri ve epitel hücreleri gibi çeşitli türde hücrelerin aktifleştirilmesi ve ayrımlaştırılması,

& ndash; yaşamda kalma sürelerinin uzatılması,

& ndash; aktifleştirilmiş hücrelerin aracılarla serbest bırakılması. bunlar arasında histamin ve sisteinil lökotrienler (cystlt) en önemlileridir,

& ndash; bağışıklık sistemi ve kemik iliği ile iletişim.

spesifik olmayan nasal hiperreaktivite, alerjik rinitin önemli bir işaretidir. bu işaret, hapşırma, burun tıkanıklığı ve/veya akıntısı ile sonuçlanan normal tahrişlere artmış nasal bir tepki olarak tanımlanmıştır.

aralıklarla oluşan rinit, polen alerjenlerle nasal bir kışkırtmayla taklit edilebilir. son aşama sırasında bir enfeksiyon reaksiyonun oluştuğu gösterilmiştir.

inatçı alerjik rinitte, dayanıklı bir enfeksiyon reaksiyonuyla alerjik tetikleyiciler etkileşmektedirler. sempt spekulum ve ayna ile yapılan anterior rinoskopi, sadece sınırlı bilgiler vermektedir. normalde uzman hekimlerin yaptığı nasal endoskopi, daha açıklayıcıdır.

alerjik rinit tanısı

alerjik rinit tanısı, aşağıdaki noktalara dayanmaktadır:

& ndash; alerjik bir semptomatiğin tipik anamnezi,

& ndash; alerjik semptomlar, & bdquo; hapşırma ve burun akıntısı" türündedir. ancak bu semptomların alerjik kaynaklı olmak zorunda değildir,

& ndash; tanı testleri.

alerjik hastalıkların tanısı için yapılan in-vivo- ve in-vitro testlerin amaçları, serbest veya hücre bağımlı ıge' lerin kanıtlanmasıdır. alerji tanısı, tatmin edici bir kalitede ve yardımcı olan çoğu solunabilir alerjenlerin standartlaştırılmasıyla geliştirilmiştir.

alerjenin derhal reaksiyonunun kanıtlanması için deri testleri, ıge kaynaklı alerjik reaksiyonları belgelemek için yaygın olarak kullanılıyor. bu testler, allergolojide önemli bir tanı aracı oluşturmaktadırlar. doğru uygulandıklarında spesifik bir alerjinin tanısı için kullanışlı, doğrulayıcı kanıtlar sunmaktadırlar. uygulanmaları ve yorumlanmaları olabildiğince karmaşık olduğu için, eğitimli tıbbi uzman personel tarafından gerçekleştirilmeleri öneri edilmektedir.

serumda alerjenlere spesifik ıge ölçümü, mühimdir ve deri testlerine benzer bir öneme sahiptir.

alerjenlerle yapılan nasal teşvik (provokasyon) testleri, araştırmada ve sınırlı bir kapsamda klinik uygulamada kullanılıyor. bilhassa meslek kaynaklı alerjilerin tanısında kullanışlı olabilmektedirler.

astım tanısı

hastalığın geçici doğası ve solunum yolları tıkanıklığının (ani veya tedavi altında) geri çevrilebilirliği nedeniyle, eşlik eden astım tanısı zor olabilir.

astım tanısıyla ilgili yönergeler, global ınitiative for asthma (global astım inisiyatifi - gına) tarafından yayınlanmıştır ve arıa tarafından öneri edilmektedir.

akciğer fonksiyonunun ölçümü ve solunum yolları tıkanıklığının geri çevrilebilirliği, astım tanısı için önemli adımlardır.

tedavi konsepti

alerjik rinitin tedavi konsepti aşağıdakileri kapsamaktadır:

& ndash; alerjen bekleme süresi: alerjen bekleme süreleriyle ilgili çalışmaların çoğu, astım semptomlarını ve çok azı rinit semptomlarını ele almışlardır. tek bir tedbir, rinit veya astım semptomatiğinin kontrolü için yetersiz olabilir.

her taktirde ev tozu akarları dahil alerjen bekleme müddeti, tedavi konseptine dahil bir öğe olmalıdır. alerjen bekleme müddetinin değerini son olarak değerlendirebilmek için başka verilere ihtiyaç vardır.

& ndash; ilaçlar (farmakoterapi)

& ndash; spesifik bağışıklık tedavisi

& ndash; hasta eğitimi

& ndash; cerrahi, bir kaç seçilmiş hastada anlamlı ilave bir müdahale olabilir.

bu tavsiyeler, aktivite ve güvenlik açısından hem üst hem de alt solunum yollarının tedavisini birleştiren bir strateji sunmaktadır.

ımmuno terapi

spesifik bağışıklık tedavisi, optimum kullanımda etkilidir.

standartlaştırılmış terapötik aşılar, tercih edilmektedir (mevcutsa).

subkütan bağışıklık tedavisi, birbirine karşı duran etkililik ve güvenlik özelliklerini ortaya çıkarmaktadır. dolayısıyla, aşıların ya biyolojik birimler olarak belirtilmesi veya ana alerjenin kitlesi olarak belirtilmesiyle optimum dozajlar öneri edilmektedir. ana alerjenin 5 il & acirc; 20 & micro; g dozları, çoğu alerjen aşıları için optimumdur.

subkütan bağışıklık tedavisi, alerjik hastalıkların doğal gidişatını değiştirmektedir. subkütan bağışıklık tedavisi eğitimli personel tarafından yapılmalıdır. hastalar, enjeksiyondan sonra 20 dakika süreyle gözetim altında tutulmalıdır.

subkütan spesifik bağışıklık tedavisi endükte edilmektedir

& ndash; semptomatikleri geleneksel farmako-tedavisiyle yeterli şekilde kontrol edilemeyen hastalarda,

& ndash; oral h1-antihistaminiklerin ve intranasal farmako-tedavisinin semptomları sadece yetersiz şekilde kontrol ettikleri hastalarda. & ndash; farmakoterapi istemeyen hastalarda,

& ndash; farmakoterapinin istenmeyen yan tesirler yarattığı hastalarda,

& ndash; farmakolojik uzun süreli tedavi istemeyen hastalarda.

yüksek dozlu nasal ve subkütan spesifik bağışıklık tedavisi

subkütan bağışıklık tedavisinden en az 50 il & acirc; 100 kat daha yüksek dozajlarda kullanılabilir.

yan tesirler göstermiş olan veya subkütan bağışıklık tedavisini reddeden hastalar için.

endikasyonlar, subkütan enjeksiyonla aynıdır.

çocuklarda, spesifik bağışıklık tedavisi etkilidir. ancak 5 yaşın altında çocuklarda bağışıklık tedavisi başlatılmaması öneri edilmektedir.

tedavi adımları planı

gençler ve yetişkinler

iyileşmen oluşması durumunda: step-down. kötüleşme oluşması durumunda: step-up (res. 3).

bazı ilaçlar, astıma göre rinitte daha etkilidir (örn. h1-antihistaminikleri).

rinit için geliştirilen optimal bir tedavi konsepti, eşlik eden bir astımı iyileştirebilir.

oral olarak verilen ilaçlar, hem nasal hem de bronşiyal semptomları etkileyebilmektedir.

intranasal glukokortikosteroidlerin güvenliği iyi belgelenmiştir. solunabilir (intrabronşiyal) glukokortikosteroidlerden yüksek dozlarsa gene de yan tesirler ortaya çıkarabilir. ikili uygulamanın bir problemi, ilave yan tesirlerin oluşmasıdır.

alerjik rinitin engellemesi veya erken tedavisinin, astımın ortaya çıkmasını önleyip önleyemeyeceği veya bronşiyal semptomatiğin ciddiyetini azaltıp azaltamayacağı tartışılmıştır. ancak daha fazla verilere ihtiyaç vardır.

pediyatrik konular

alerjik rinit, çocukluk sırasındaki & bdquo; alerjik hasta kariyerinin"bir parçasıdır. aralıklı olarak ortaya çıkan alerjik rinit, 2 yaşından önce çok nadirdir. okul yaşlarında alerjik rinit en sık görülmektedir.

alerji testleri her yaşta yapılabilir ve önemli bilgiler sunabilirler.

çocuklar için tedavi prensipleri yetişkinlerinkiyle aynıdır. ancak bu yaş grubu için tipik olan yan tesirlerin önlenmesine özel bir dikkat gösterilmelidir.

ilaçların dozlarıysa uyarlanmalıdır ve bazı özel hususlara dikkat edilmelidir. 2 yaş altında çocuklarda çok az ilaç test edilmişdir.

çocuklarda alerjik rinit semptomları, bilişsel fonksiyonları ve okuldaki başarıyı sınırlayabilir. sedimantasyon yaratan oral h1-antihistaminiklerin kullanılmasıyla başka kısıtlamalar oluşabilir.

oral ve intramuskuler glukokortiko-steroidlerden, çocuklardaki rinit tedavisinde uzak durulmalıdır. intranasal glukokortikosteroidler, alerjik rinitte etkili bir tedavidir.

gelişim üstündeki mümkün tesiri, ne yazık ki hepsinde değil ancak bazı intranasal glukokortikosteroidlerde mühimdir. mometason ve fluticason' un önerdikleri dozların alerjik rinokonjunktivitesi olan çocukların gelişimini etkilemedikleri gösterilmiştir.

dinatriumkromoglikat, uyumluluğu yüzünden alerjik rinokonjunktivitesi olan çocuklardaki tedavide sıklıkla kullanılıyor.

özel noktalar

gebelik

rinit, hamilelik sırasında yaygın bir sorundur, çünkü gebelikle nasal tıkanıklık kötüleşebilir.

gebelik sırasında her ilaç verilmesinde olduğu gibi dikkat edilmelidir, çünkü ilaçların çoğu plasentayı geçmektedir.

çoğu ilaçlar için, ufak gruplarla ve uzun vadeli gözlemler olmadan çok sınırlı çalışmalar yapılmıştır.

yaşlılık

yaş ilerledikçe, kronik rinite yönelebilen veya katkıda bulunabilen burundaki bağ dokularında ve damarlarda farklılıklar oluşmaktadır.

alerji, 65 yaş üzerindeki hastalarda kronik rinit için daha az önem taşıyan bir nedendir.

atropik rinit, sık görülür ve denetlenmesi kolay değildir.

bir rinore, antikolinerjiklerle kontrol edilebilir.

bazı ilaçlar (reserpin, guanetidin, fentolamin, metildopa, prazosin, klorpromazin veya ace-engelleyicileri), rinite neden olabilirler.

Kronik bronsit

Kronik bronşit

Kronik bronşit sessiz başlayıp yavaş bir ilerleme göstererek yıllar boyu süren ve sonunda ağır solunum yetmezliğine yol açan bir hastalıktır, iki yıldan uzun bir müddet bazen yinelemelerle aylarca süren öksürük ve balgam yakınmaları olan bir hastaya, verem gibi aynı belirtileri veren başka bir hastalık ihtimali elendikten sonra kronik bronşit tanışı konabilir.

nedenleri :

kronik bronşitin nedenleri tam ve açık şekilde ortaya konamamıştır. direkt hastalık sebebi değilse de hazırlayıcı üç önemli etken olarak sigara dumanı, hava kirliliği ve solunum yolları enfeksiyonları gösterilebilir. bu faktörler yalnız kronik bronşite değil, yatkınlığı olan kişilerde başka şartlarla birleşerek solunum yolu hastalıklarına da sebep olmaktadır. doğumdan itibaren var olan şahsi yatkınlığın pek önemli olmadığı, hastalığın gelişmesinde kötü sağlık şartlarının ve kötü alışkanlıkların belirleyici olduğu kabul edilmektedir.

sigara dumanı ve hava kirliliği bronş ağacında mukus yapımım artıran en önemli etkenlerdir. bunlara bir enfeksiyonun da eklenmesiyle bronş mukozasının hastalanması kolaylaşır. hava kirliliğine yol açan gaz ve tozların bilhassa sanayi bölgelerinde olabildiğince belirleyici tesiri vardır. amonyak, aseton, asetik asit, hidroklorik asit, hidroflüorik asit, metal buharları, hidrojen sülfür ve kükürt dioksit son derece zararlıdır. hava kirliliğinin önemini belirlemeye yönelik istatistik incelemeler, kronik bronşit olgulannın ve bu hastalıktan ölüm oranının artışı ile mevsimlik sis yoğunluğunun bilhassa de havadaki kükürt dioksit ve sisle karışık duman (smog) yoğunluğunun artışı arasında çok yakın bir ilişki olduğunu göstermiştir.

belirtileri

hastalığın en önemli belirtisi kuru ya da balgamlı öksürüktür. ama balgam yutağa gelince dışarı atılmak yerine yutulabilir. ateş genellikle hafiftir. solunum zorlaşmıştır ve solunum problemleri ön plandadır. nefes darlığı, fiziksel güç harcama halinde hastanın hareketlerim kısıtlayacak ölçüde artabilir. nefes darlığının sebebim anlamak için kronik bronşite bağlı olarak akciğerlerde ortaya çıkan farklılıkları öğrenmiş olmak gerekmektedir. bronşların hava geçişini sağlayan iç boşluğu, bir yandan eksüda ve mukoza salgısının artarak birikmesi, diğer yandan bronş duvarının damarlardan sızan sıvı nedeniyle şişerek kalınlaşması sonucunda önemli ölçüde daralmıştır. hastalık sırasında bronş duvarındaki esnek liflerin yerini sert bağdoku lifleri alır. dolayısıyla esnekliği azalan bronşlar solunum sırasında yeterince genişleyemez. tüm bu farklılıklar solunum hareketlerine karşı direnen bir güç oluşturur. akciğerlere giren hava akımı aşın ölçüde sınırlanır ve ancak dinlenme sırasındaki ihtiyacı karşılayabilir.

vücudun oksijen ihtiyacını artıran kas hareketleri sırasında tüm dengeler altüst olur. nefes darlığı, yani son derece zorlukla sürdürülen yetersiz solunum gözlenir. hasta dinlenmek zorunda kalır. nefes darlığı nedeniyle karşılanamayan hızlı soluma ihtiyacı, akciğerlerin daha çok kanı oksijenlendirebilmek için daha hızlı çalışmak zorunda kalmasının sonucudur. fiziksel güç harcandığında dokularda oksijen ihtiyacı ve karbon dioksit üretimi çoğalır. bronşitli hastanın akciğerleri, kana yeterli oksijen sağlayabilecek taktirde değildir. netice olarak dolaşımdaki kanda oksijen miktarı azalır. oksijen açığım kapatmak için solunum hareketleri daha sık ve derindir. hasta sıkıntıyla hava ihtiyacı duyar, yani nefes darlığından yakınır.

tedavi

alınması gereken ilk tedbir sigaranın bırakılmasıdır. kronik bronşitin gelişmesinde sigaranın baş sorumlu olduğu genel olarak kabul edilen bir gerçektir. uzun müddet sigara içen bir hasta sigarayı bıraktığında ya da azalttığında bilhassa sabah yataktan kalkınca yaşanan sıkıntılı öksürük nöbetleri ve çıkarılan balgamın kısa sürede ortadan kalktığı, solunumun kolaylaştığı ve genel sağlık durumunun hızla düzeldiği gözlenir. böylece sigaranın kronik bronşit gelişimindeki tesiri, sigara bırakıldığında gözlenen sonuçlara bakılarak basitçe kanıtlanabilir.

hava kirliliği önemli bir sorundur. çoğu zaman bireysel çözümlerin ötesi-ne taşmakla birlikte, kirli havayı solumaktan itinayla kaçınmak gerekmektedir. solunum sisteminin hava kirliliğine de bağlı olarak gelişen kronik hastalıklarından ölüm oranı son derece yüksektir. bu durum sanayi merkezleri ve büyük şehirlerden elde edilen istatistik verilerde açık şekilde ortaya çıkar. bu verilere göre kronik solunum sistemi hastalıklarından ölüm, kalp damar hastalıklarından ölüm oranının peşinden ikinci sırayı almaktadır. dolayısıyla kronik bronşit hastalarının havanın kirli olduğu yerlerden uzak durması yaşamsal bir önem taşır. bu hastalar yılın belirli zamanlarını, bilhassa kış aylarında sis görülmeyen, nem oranı düşük, yumuşak ve ılıman bir havası olan bölgelerde geçirmeye itina göstermelidirler. bronşitin yinelenme ve kronikleşme eğilimi gösterdiği hastaların, tozlu ya da zararlı gazlara açık bir ortamda çalışıyorlarsa, meslek değiştirmeleri gerekebilir.

kronik bronşitin ilerlemesine ya da giderek kötüleşmesine neden olan enfeksiyonlar da mühimdir. enfeksiyon faktörü olan bakteri ve virüslerin solunum yollarına girişi engellenemez; ama kış aylarında görülen salgın hastalıklarda bulaşmaya karşı genel tedbirler alınabilir. diğer yandan mikropların gelişmesine ideal bir ortamın oluşması da engellenebilir.

kış aylarında yaygın olarak görülen akut bronşit olgularında yatakta dinlenmeye itina gösterilmeli, iyileşme dönemi evde geçirilmelidir. böylece hem soğuktan ve ani sıcaklık değişimlerinden korunma sağlanır, hem de solunum yolları için son derece zararlı olan sis ve kirli dumanın solunması önlenir. aşırıya kaçmamak koşuluyla hastanın bulunduğu ortam iyi ısıtılmalı, nem oranı yeterli olmalıdır. dolayısıyla radyatör ya da sobaların üzerinde su bulundurulmalıdır.

kronik bronşitli hastaların tedavisinde kullanılan ilaçlar hastanın ve hastalığın haline göre seçilir. ilk önce balgamın akışkanlığım artırıcı ve yoğunluğunu azaltıcı ilaçlar kullanılır. bronş mukozasındaki iltihap için iltihap giderici ilaçlara başvurulur. bundan başka hem bronşit neticesi gelişen daralmayı önlemek, hem de salgılanan balgamın daha kolay atılabilmesini sağlamak için bronş genişletici ilaçlar kullanılmalıdır. direkt solunum yoluna uygulanan ilaçlar ve solunum alıştırmaları kronik bronşitte çok yararlı olmaktadır. solunum tedavisi ideal bir alet ile çeşitli ilaçların aerosol olarak püskürtülmesi şeklinde uygulanır. bu yöntemle antibiyotik, balgam söktürücü, bronş genişletici ve iltihap giderici ilaçlar verilebilir. ilacın direkt solunum yoluna verilmesi, sindirim sisteminden ve kandan geçerek zararlı tesirler yaratmasını önler. bu yöntemle ilaç, etkilenmesi istenen dokuya direkt ulaştırılabilir.

solunum alıştırmalarının tedaviden çok, koruyucu tesirleri vardır. bu yolla hastaya nasıl daha iyi soluk alıp verebileceği öğretilir.

antibiyotik tedavisi yıllarca son derece gelişi hoş uygulanmıştır. antibiyotik tedavisi sadece ateş, öksürük ve aşırı balgam çıkarma gibi enfeksiyon belirtilerinin alevlendiği durumlarda uygulanır. bu uygulama için sorumlu bakterileri ve doğru antibiyotiği saptamak amacıyla balgam kültürü alınmalı, antibiyogram yapılmalıdır. böylece hastalık faktörüne karşı etkili olan antibiyotik belirlenebilir.

Akciger barotravmalari (hava baski travmalari)

Akciğer barotravmaları (hava baskı travmaları)

Belki kulak ya da sinüs barotravmaları kadar sık rastlanmasa da önemleri ve yarattığı tehlikeler açısından en önemli barotravmalar akciğerleri ilgilendirenlerdir. diğer barotravmalarda olduğu gibi gaz alanların basınç/hacim etkileşimleri dalışta iniş ve çıkış dönemlerinde etkili olduğundan akciğer barotravmaları da iniş ve çıkış barotravmaları olarak ele alınabilir. barotravmaların fiziksel temelini boyle gaz kanunu oluşturur. bu kanun uyarınca hareketsiz sıcaklık altında gazların hacimleri ile basınçları ters orantılıdır. sualtında yaklaşık her 10 metrede baskı 1 atmosfer çoğalır. böylece dalış anında baskı artışı nedeniyle vücudun gaz içeren boşluklarının hacmi azalmalı; çıkış sırasında ise baskı azaldığından bu gaz boşlukları genişlemelidir. sıvılar ve katılar baskı değişimlerinden etkilenmediğinden vücudun katı ve sıvı kısımlarında bir değişiklik görülmez.



diğer bir deyimle dalış sırasında baskının önemli miktarda artmasına rağmen vücut ufalmaz. a) akciğerin iniş barotravması (akciğer sıkışması)

akciğerin iniş barotravması genellikle serbest dalışlarda ve nadir olarak görülür. maske ve şnorkel ile yapılan bu dalışlarda derin bir soluk alınarak dalınmaya başlanır. başlangıçta akciğerler içerisinde tutulan hava, dalınan derinlikteki basınca orantılı şekilde daralmaya başlar. bunun rezidüel hacime kadar azalması ile dalış sınırına gelinmiş olur. daha derine dalma girişimi akciğerlerin rezidüel hacmin altına sıkıştırılması neticesini doğurur. bu durum akciğer dokusunda hasarlara, ödeme ve alveol içerisinde kanamalara yol açar. total akciğer kapasitesi 6 litre, rezidüel hacimi 1,5 litre olan normal bir kişinin dalabileceği derinlik; yani 30 metre civarındadır. öyleyse insanların büyük bir çoğunluğu 30 m den derine bile genel kondüsyonları ile dalamazken soluk tutarak yapılan derin dalış rekorlarının (-130) metreden daha derinlerde olması nasıl açıklanabilir ? herşeyden önce derin dalış rekortmenlerinin göreceli olarak daha yüksek total akciğer kapasitesine ve buna oranla daha düşük rezidüel hacime sahip oldukları bilinmektedir. bundan başka su içerisinde immersiyon (suya batma) ve soluk tutarak yapılan dalışlarda göğüs boşluğu içerisindeki damarlarda kan göllenmesi gerçekleşir. bu kan miktarı rezidüel hacimi karşılar. böylece anatomik olarak yüksek total akciğer kapasitesine, düşük rezidüel hacime ve yüksek kan göllenme özelliğine sahip biri daha derinlere akciğeri sıkışmadan dalabilir. bundan başka en büyük basınç/hacim değişimleri ilk metrelerde gerçekleşir. derinlere daldıkça sınırın altına yapılacak inişler hacimce daha az sıkışmalara yol açacaktır. teorik olarak dalış derinlik sınırına ulaşmadan da akciğer hasarı oluşturmak olası görülmektedir. bu durum sualtında balık avlamak amacıyla uzun müddet geçiren ve çıkışa yakın veya çıkış sırasında henüz dipteyken ağız kapalı zorlu inspirasyon (soluk alma) hareketi yapan dalgıçlarda görülen bir patolojidir. göğüs boşluğu içerisindeki damarlarda kan basıncının göllenme nedeniyle artması ve zorlu inspirasyon ile alveol içi olumsuz baskının artması neticesi alveol içerisine kanamalar oluşabilir.



akciğer iniş barotravmasında göğüs ağrısı, solunum sıkıntısı, kanama çok ciddi olabilir. %100 oksijen solunumu, damar içerisinden sıvı verilmesi, şok tedavisi, aralıklı olumlu basınçlı solunum (ıppv) gerekebilir. olumlu ekspirasyon (soluk verme) sonu basınçlı solunum (peep) hava embolisi tehlikesi nedeniyle sakıncalı olmakla birlikte uygulanmak zorunda kalınabilir.

akciğerin çıkış barotravması

tüplü dalışlarda dipte alınan basınçlı havanın türlü nedenlerle dışarıya verilmeden çıkılması neticesi oluşur. dipte alınan hava çıkış sırasında genleşecek ve dışarı verilmediği durumda akciğerin taşıyabileceğinden daha büyük hacimlere ulaşacaktır. örneğin total akciğer kapasitesi 6 litre olan bir dalgıcın 30 metrede (4 ata) derin bir soluk aldığını farzedelim. bu dalgıç soluk vermeden yüzeye (1 ata) geldiği durumda akciğerlerdeki 6 litrelik bu hacim 4 katına yani 24 litreye kadar genişleyecektir. bu durum akciğer doku bütünlüğünü bozarak çıkış barotravmasına yol açar. çıkış barotravmaları sıklıkla serbest çıkış eğitimi verilen denizaltı personelinde görülür. dalış eğitimi ve tekniklerinin değiştirilmesi çıkış barotravmalarının sıklığını azaltmıştır. amatör dalıcılarda önceleri uygulanan serbest çıkış eğitimleri yerini kontrollü çıkış eğitimlerine; aynı regülatörden çimlenerek yapılan çıkış eğitimleri de ahtapot regülatör kullanımına değiştirildiğinden beridir barotravma olgularında azalma görülmüştür. ancak dalış ekipmanlarının gelişmesi ile giderek daha fazla sayıda insan dalabilmektedir. önceki yıllarda sadece çok sağlıklı kimselerin yapabildiği dalış, artık her yaştan kişiler tarafından denenebilmektedir. profesyonel dalgıçların aksine amatör dalıcıların sağlık kontrolü yaptırması zorunlu değildir. hava hapsine yol açan her türlü tıkayıcı hastalık dalışa engeldir. halbuki bunların büyük çoğunluğu belirti vermediğinden sağlık kontrolü yapılmadıkça ortaya konamaz. koah, astma, akciğer parankiminde bül, kavern ve kistler, yapışıklıklar bilhassa kronik enfeksiyonların ve sigara kullanımının sık olduğu ülkemiz açısından önem taşımaktadır. dalış yaşamına başlamadan önce hiç olmazsa akciğer grafisi ve solunum fonksiyon testleri koruyucu hekimlik açısından kesinlikle uygulanmalıdır

sağlıklı amatörlerde çıkış barotravmasının sebebi sıklıkla paniktir. dipte rastlanan anormal bir taktirde dalıcı kontrolsüz bir taktirde çıkış yapmakta ve bu esnada soluk vermeyi ihmal etmektedir. tüp havasının teknik nedenlerle kesilmesi, ağırlığın düşürülmesi, yüzerlik dengeleyicinin (bc) şişirme düğmesinin takılı kalması yüzeye fırlama sebebleridir. iyi bir eğitim ve dalış malzemesinin tertipli aralarla bakımı bu tür olayları en aza indirecektir. akciğer çıkış barotravması önemine göre dört farklı klinik formda görülebilir:

alveol yırtılması: genleşen havanın hasara uğrattığı alveollerin miktarına bağlı olarak farklı düzeylerde solunum bozulması görülür. soluk darlığı, öksürük, kanama ve morarma gibi belirti ve bulgular genellikle masum olmalarına karşın geniş tutulmalarda ölüme kadar varabilir. %100 oksijen solunumu çoğu olgularda yeterli oksijenlenmeyi sağlayacaktır. olumlu basınçlı solunum akciğer hasarını arttıracağından kesinlikle gerekmedikçe uygulanmamalıdır. hastalar akciğer grafisi, atardamar kan gazı ölçümleri ve kan tahlili değerlendirmeleri gibi lazım araştırmaların yapılabilmesi için en kısa zamanda oksijen solunumu altında bir merkeze sevk edilmelidir.

mediastinal veya subkutan(ciltaltı) amfizem(hava toplanması): alveol yırtılması neticesi ortaya çıkan hava kabarcıkları akciğer dokusuna, mediastinuma (akciğerlerin arasında içerisinde kalbin de yer aldığı bölge) ve hatta boyuna, subraklavikular bölgeye (köprücük kemiği üstü) kadar yayılabilir. bu taktirde mediastinal veya subkutan amfizemin (derialtı hava kabarcıkları) klinik görünümü ortaya çıkar. genleşen havanın gevşek dokularda yayılımı daha da fazla olduğunda pnömoperikardiyum (kalp zarının içerisinde hava) ve hatta pnömoperitoneum (karın zarında hava) görülebilir. tutulumun şiddeti olabildiğince değişkendir. boyun bölgesinde rahatsızlık ve dolgunluk hissi, seste değişme, yutma güçlüğü, soluk darlığı, bayılma ve bilinç kaybı görülebilir. radyolojik olarak mediastende, supraklavikular alanda hava tespit edilebilir. ilgili alanlarda derialtında çıtırtı, kalp seslerinde azalma, kalbin tutulmasıyla taşikardi (nabzın hızlanması), hipotansiyon (düşük kan basıncı) bulunabilir. tedavi hastalığın şiddetine göre belirlenir. belirti vermeyen olgularda dinlenme yeterli gelebilirken orta dereceli olgularda hava kabarcıklarının yokedilmesi %100 oksijen solunumu ile hızlandırılabilir. ağır olgularda baskı odası tedavisi hava kabarcıklarının hızla küçültülmesine ve atılmasına yardımcı olacaktır.

pnömotoraks: genleşen havanın hasara uğrattığı alveollerden çıkan hava, akciğeri saran iç zarın (visseral plevra) yırtılmasıyla zarlar arası boşluğa açılır. çıkış sürdükçe bu bölgede genişleyen hava ciddi pnömotoraksa (göğüs boşluğunda hava), kanamanın eşlik ettiği hallerde hemopnömotoraksa (göğüs boşluğunda kan ve hava) yol açar. başlangıç anidir ve hızla şok gelişebilir. tutulum sıklıkla tek taraflıdır. çıkış barotravmasına bağlı pnömotoraksın klinik ve radyolojik görünümü genel pnömotoraks görünümünden değişik değildir. hafif olgular yatak istirahati ve %100 oksijen solunumu ile tedavi edilebilir. akciğerin %20' sinden fazlasının çökmesiyle birlikte olan olgularda sualtı drenajı gerekmektedir. diğer akciğer barotravması çeşitlerinde olduğu gibi baskı odası içerisinde rekompresyon, belirti ve bulguların hızla ortadan kalkmasına yardımcı olur. bu taktirde çıkış sırasında pnömotoraksın tekrardan gelişmesini önlenmek için sualtı drenajının baskı odası içerisinde uygulanması gerekebilir. hastanın transferi sırasında kara yoluyla irtifaya çıkma ya da kabin içi baskısı ayarlı olmayan bir uçakla nakil, ortam basıncının azalmasına ve göğüs boşluğu içerisindeki havanın genişleyerek durumun ağırlaşmasına neden olabilir

hava embolisi: çıkış sırasında genleşen hava, alveollerin ve çevre damarların yırtılmasına yol açar. havanın bu damarların içerisine girmesi ile ana dolaşımda hava embolileri oluşabilir. böylece dalış pratiğinde en acil ve ölüm oranı en yüksek hastalık, akciğer çıkış barotravmasına bağlı hava embolisi, ortaya çıkar. dalış sırasında havadan başka gaz karışımları kullanıldığında hava embolisi yerine "gaz embolisi" deyimi kullanılır. akciğer toplardamarı aracılığıyla ana dolaşıma geçen hava kabarcıklarının bilhassa beyin ve kalp damarlarında yol açtığı tıkanmalar ciddi sonuçlara yol açar. çıkışın devam ettiği durumlarda bu kabarcıkların çapı da büyüyecektir. beyin ve kalp dışında dalak, karaciğer, böbrekler ve diğer organlarda da hava embolileri görülebilir. dalışa bağlı emboliler genellikle çok sayıda odağı tutar. belirti ve bulgular tıkanan bölgelere, embolinin tıkadığı bölgenin büyüklüğüne bağlı olarak çok çeşitlidir. bilhassa merkezi sinir sistemine ilişkin bulgular ve kalp bulguları kısa sürede ölümle sonlanabilir. hava embolisi sualtı hekimliğinde en önemli acil hastalıktır. olguların büyük çoğunluğu çıkıştan derhal sonra baskı odasına alınamadan kaybedilirler. hava embolisinin ilaçla tedavisi dekompresyon hastalığında anlatılanla aynıdır. hasta transferi ve baskı odası tedavisi de benzerlik gösterir. ancak baskı odasında uygulanan tablolar daha uzun ve derin tedavi gerektirir. van allen' in 1929 & prime; da köpekler üstünde yaptığı çalışmaya dayanarak ileri sürülen baş aşağı hasta transferi faydasının olmayışı, dahası beyin ödemini arttırdığı için günümüzde terkedilmiştir. ancak prensip olarak hastanın yatar pozisyonda tutulması öneri edilmektedir. bu pozisyonda nitrojen atılımı da daha hızlıdır. atardamar embolilerinde lazım olmamakla birlikte toplardamar embolilerinde hasta sol yanına yatırılmalıdır.



akciğer çıkış barotravmasına bağlı hava embolisi ile merkezi sinir sistemi dekompresyon hastalığı belirti ve bulgularının benzer olması nedeniyle sık olarak karıştırılır. ayırıcı tanıda detaylı bir dalış hikayesi en büyük faydası temin eder. dekompresyon hastalığı oluşması için belirli bir derinliğe, belirli bir müddet dalınması lazımdır. 10 metreden daha sığa yapılan dalışlarda dekompresyon hastalığı görülmesi beklenmez. halbuki 1 metreden daha sığ derinlikte derin bir soluk alarak çıkış yapmak hava embolisi oluşması için yeterlidir. hava embolisi olgularında genellikle kontrolsüz bir çıkış bulunur. ancak bu ayrımı yapmak her zaman olası değildir. çok yavaş yapılan bir çıkışa karşın akciğerde hava hapsine yol açan bir lezyon nedeniyle hava embolisi gelişebileceği gibi, dekompresyon tablolarınca güvenli sayılabilecek dalışlarda bile dekompresyon hastalığı görülmesi mümkündür.. tutulum yeri de ayırıcı tanıya yardımcı olur. dekompresyon hastalığı genellikle omuriliği, en sık da göğüs ve bel bölümlerini tutar. böylece belirti ve bulgular daha çok her iki bacağın felci biçiminde görülür. halbuki hava embolisi sıklıkla beyini ilgilendirdiğinden kolların tutulumu ile beraber seyreder. ancak tutulum yerinin kesin bir ayrım göstermediği bilinmelidir. belirti ve bulguların ortaya çıkış vakti ayırıcı tanı için sıklıkla kullanılıyor. yüzeye geldikten sonra ilk 10 dakika içerisinde hava embolisi, daha sonra dekompresyon hastalığı ortaya çıkar biçimindeki yaklaşım bilimsel değildir. henüz yüzeye gelmeden su içerisinde dekompresyon hastalığı gelişen çok sayıda olgumuz bulunmaktadır. her iki hastalığın ilaç ve baskı odası tedavileri benzerdir. ancak tekrardan dalışa dönüş kararı açısından kesinlikle ayırıcı tanı yapılmalıdır. iyi tedavi edilen bir dekompresyon hastası belirli kurallar içerisinde dalışa dönebilir. halbuki hava embolisi olguları sıklıkla altta yatan kolaylaştırıcı bir nedene sahiptir. hava hapsine yol açan bu lezyonların saptanıp dalış yaşamının sona erdirilmesi önem taşımaktadır. akciğer grafisi, tomografi, solunum fonksiyon testleri tedavi edilen her olguda kesinlikle yapılmalı, dalışa dönüş açısından bir sualtı hekimine danışılmalıdır.

Yutma bozukluklari

Yutma bozuklukları

Yutma güçlüğü, bilhassa yaşlılarda olmak kaydı ile tüm yaşlarda sık görülür. bu durumla, sıvı ve katı gıdaların ağızdan mideye ulaşmasındaki güçlük kastedilir. pekçok nedeni vardır, çoğu önemli değildir ve geçicidir. yutma güçlüğü, nadiren büyümekte olan bir tümör veya nörolojik bir hastalığın belirtisidir. yutma güçlüğü, kısa bir müddet içinde geçmezse, kulak, burun, boğaz hekimince muayene edilmesi gerekmektedir.

nasıl yutarsınız ? kişiler, tükürüklerini, baş ve boyun bölgesinin diğer iç salgılarını, katı ve sıvı gıdaları, gün içinde yüzlerce kere yutarlar. yutma işleminin dört aşaması vardır:

oral hazırlık: gıdalar çiğnenir, tükrükle ıslatılır ve yutmaya hazır kıvama getirilir.

oral dönem: dil, katı ve sıvı gıdayı ağızın gerisine iter ve yutma işlemini başlatır.

farenks dönemi: farenks, ağız ile yemek borusu arasında kalan kısımdır. gıdalar buradan geçerek yemek borusuna ulaşırlar.

yemek borusu dönemi: gıdalar, buradan geçerek mideye ulaşırlar.

ilk ve ikinci dönemi, insan istemli olarak kontrol edebilir, fakat üçüncü ve dördüncü dönemler, insanın elinde olmadan otomatik olarak gerçekleşir.

neler yutma bozukluklarına yol açar ?

a) infekiyon hastalıkları.

b) travma neticesi gelişen ödem ve yaralanmalar.

c) ağız ve diş s ağlığını etkileyen hastalıklar.

d) tükrükbezi hastalıkları.

e) sinir sistemi hastalıkları (felç,tümör).

f) tümörler

g) doğumsal hastalıklar.

h) tiroid bezi hastalıkları.

i) bazı ilaçlar.

j) psikolojik hastalıklar (özellikle panik atak hastalarında).

yutma bozukluğunun belirtileri;

*salya akması

*tükürüğü, katı ve sıvı gıdaları yutarken boğaz veya göğüste takıntı hissi

yutamadıklarını kusarak çıkarması.

*boğaz ve göğüste yanma (özellikle gastroözofajeal reflü varlığında)

yutma esnasında öksürük.

ses kısıklığı ,nefes darlığı.

*boğazda yabancı cisim veya kitle hissi

*uzun süreli ağır yutma güçlüğü nedeni ile kilo kaybı ve yetersiz beslenme

*sıvı ve katı gıdaların, yemek borusundan rahat geçmemelerinden dolayı, nefes borusuna kaçmaları ve öksürük ile boğulma hissi yaratmaları

yutma bozukluklarını kim değerlendirir ve tedavi eder ?

aile doktorları, " soğuk algınlığı, basit gastroözofajeal reflü" gibi durumları değerlendirerek tedavi edebilir. daha ileri yutma bozukluklarında veya nedeni bilinmeyen durumlarda, bu konuda uzman kişiler, devreye girmelidir. kulak burun boğaz uzmanları,gastroentoroloji uzmanı,genel cerrahi uzmanı,nöroloji uzmanı veya bu uzmanlık dalları dışındaki branşlar tarafından hasta değerlendirillir.

kalıcı bir yutma bozukluğunun değerlendirilmesi: yutma bozukluğu devamlı bir h & acirc; l almış ve sebep belirgin değilse, kulak, burun, boğaz uzmanı, hastalık ile ilgili iyi bir hik & acirc; ye alır ve muayene yapar. bu muayenede ayna veya endoskoplar kullanılabilir. lazım görülürse, yemek borusu, mide ve oniki parmak bağırsağı incelemesi gastroenterologlar ile beraber yürütülür. sindirim sisteminin baryumlu röntgen filmleri istenebilir.

bir nörologla beraber, yutma bozukluğunun sinir sisteminden kaynaklanıp kaynaklanmadığının değerlendirilmesi gerekebilir.

muhtemel tedaviler: sebep bulunduktan sonra, yutma bozukluğu şunlar ile tedavi edilebilir:

1-ilaç

2-yutma tedavisi

3-operasyon

bu hastalıkların pekçoğu ilaç ile tedavi edilebilir. mide asit salgısını azaltan veya nötralize eden, kas gevşeten ilaçlar bunlardandır. tedavi, sebebe göre düzenlenir.

gastroözofajeal reflü, yemek ve yaşam alışkanlıklarının düzenlenmesi ile tedavi edilebilir, örneğin:

*sık sık ve az oranda yumuşak yiyecek yemek

*alkol, kafein ve çok yağlı yiyecek alımını kesmek

*kilo ve stresi azaltmak

*yatağa yatmadan 3 saat önceden başlamak üzere birşey yememek

*yatağınızın başını yükseltmek

bunlar yardımcı olmazsa, yemek aralarında ve yatarken, antiasit ilaçlar fayda sağlayabilir.

birçok yutma bozukluğu, doğrudan yutma yöntemi ile tedavi edilebilir. konuşma uzmanı, yutma kaslarının tertipli çalışmasını sağlamak ve yutma sinirlerinin reflekslerini uyarmak için lazım olan işlemleri öğretebilir. hastalara, " yemeği ağızlarına belli bir pozisyonda almak" ve " yutmak için vücudlarına daha kolay bir pozisyon vermek" öğretilebilir.

bazı durumlarda operasyon tatbik edilebilir. bir daralma veya yapışıklık mevcutsa, bu bölge genişletilebilir veya açılabilir. eğer bir kas çok gerginse, gerginliği azaltmak gerekebilir. bu operasyona " miyotomi" denir ve kulak, burun, boğaz, baş, boyun cerrahları tarafından gerçekleştirilir.

birçok sorun yutma bozukluğu hakkında olabilir. eğer devam eden bir yutma sorunu yaşıyorsanız, kulak, burun, boğaz ve baş, boyun cerrahına muayene olunuz.

Diyafragmatik fitik

Diyafragmatik fıtık

Diyafragmatik fıtık, diyaframda normal olmayan bir açıklığın karın bölgesi içeriğinin bir kısmının göğüs bölgesine doğru taşmasını olası kıldığı durumlarda meydana gelir. çok ciddi vakalarda, mide ve barsakların büyük bir kısmı, kalp ve akciğerlerin yer değiştirmesine sebep olur.

bu anormallik doğumdan kısa bir müddet sonra bebeğin fıtık yüzünden solunum güçlüğü çekmesi ile teşhis edilir. bu durum bebeğin hayatını tehdit eden bir durumdur ve acilen ameliyat edilmesi gerekmektedir. bununla beraber; çoğunlukla fıtık aylar sonrasına kadar kendini belli etmeyebilir.

geç ortaya çıkan diyafragmatik fıtık semptomları arasında kusma, ağır karın ağrıları, beslenme sonrası rahatsızlık ve kabızlık sayılabilir. kimi vakit gelişi hoş bir belirti ortaya çıkmaz ve sorun ancak rutin röntgen çekimleri anında keşfedilebilir. şayet doktorunuz bebeğinizde diyaframatik fıtıktan kuşkulanıyor ise, teşhisi desteklemek için röntgen çekimine gerek duyulabilir.

ameliyat lazım bir tedavi şeklidir. doğduktan sonraki ilk 3 gün anında diyafragmatik fıtık teşhisi konan ve hastalıktan ciddi biçimde etkilenmiş olan bebeklerde, ölüm oranı %50 dir. bununla beraber, solunum güçlüğü şikayeti olmayan bebeklerin çoğu yaşamda kalmayı başarabilir.

Pnomotoraks - mide cikisi tikanmasi

Pnömotoraks - mide çıkışı tıkanması

Mide çıkışı tıkanması, sindirilen gıdaların mideden ince barsağa geçtiği yerde oluşan tıkanmadır. mide çıkışı tıkanması, yeni doğmuş yaklaşık 150 erkek bebekte 1 ve 750 kız bebekte 1 gibi oranla etkili olur. bu şekilde doğan bebeklerden takriben %15 inin ailesinde kusurlu geçmiş olmasına rağmen, asıl neden bilinmemektedir.

bebeğiniz mide tıkanması ile doğmuş ise, semptomlar genellikle bebek 2 ve 3 haftalık olduğu vakit başlar, ilk semptomlar, yenen gıdaların çıkarılması ve her ne kadar gerçek kusma kadar kuvvetli değilse de, kusma gibi ortaya çıkar. nadiren, kusma ile birlikte kan da gelir. kusma tipik olarak beslenme anında ya da beslenmeden kısa birsüre sonra meydana gelir; fakat saatlerce sonra da ortaya çıkabilir. kustuktan sonra bebek tekrar kendini aç hisseder ve beslenmek ister.

mide çıkışı tıkanması olan bebek, barsaklarına çok az yiyecek geçtiği için, çok az dışkılar. bir müddet sonra bebek kilo ve su kaybetmeye başlar. bebeğin gözleri içerisine çöker ve yanakları kırışır. bu görünümü ile bebek yaşlı bir insan gibi görünür. mide çıkışı tıkanması olan bebek, rahatsız görünebilir fakat büyük bir acı çekiyor gibi görünmez.

mide çıkışı tıkanması genellikle fiziksel muayene, bebeğin nasıl beslendiğinin öğrenilmesi ve karın bölgesinin muayenesi anında mide kapısı bölgesinde problem olduğunun belirlenmesi neticesinde teşhis edilir. şayet böyle bir problemli bölge hissedilemez ise, ultrasonografik muayene yapılabilir. mide çıkışı tıkanması ile doğmuş bir bebek damardan sıvı gıda verildikten sonra olası olan en kısa zamanda ameliyat edilmelidir.

ameliyattan 6 saat sonra bebeğiniz ağızdan beslenmeye başlayacaktır, verilen gıda miktarı yavaş yavaş artırılmalıdır. çoğu bebekler ameliyattan 2 gün sonra taburcu edilebilirler.

mide çıkışı tıkanması olan bir bebeğin iyileşme müddeti, teşhisin ne kadar erken yapıldığı ve bebeğin genel haline bağlı olarak çok kısa sürede gerçekleşir. ameliyat sebebi ile ölüm %1 den daha azdır.  

Bronsiolit

Bronşiolit

Tanım:

bronşiollerin (küçük hava yollarının) inflamasyonudur(iltihaplanmasıdır). yaşamın ilk iki yılında görülen akut (ani gelişen) bir alt solunum yolu infeksiyonudur.

klinik bulgular: akut başlangıçlı wheezing( hırıltılı solunum) la karekterize olup, çoğunlukla öksürük, burun akıntısı, takipne(sık nefes alıp verme) ve solunum sıkıntısı ile karekterizedir. genelde üst solunum yoluna ilişkin bulgular ve ateşten 2-3 gün sonra öksürük, solunum hızında artış görülür. anoreksi(iştahsızlık ve aşırı zayıflama), huzursuzluk, letarji(uykuya meyil) eşlik edebilir. hastalığın ilerlemesiyle takipne, taşıkardi(nabız hızında artma) belirgin hale gelir. gögüs duvarında çekilmeler, burun kanatlarının solunuma katılması, görülür. siyanoz (deride morarma) daha nadirdir, bu dönemde ateş olmayabilir. dinleme bulguları saatler içerisinde degişebilir. wheezing, beraberinde raller(anormal akciğer sesleri) duyulabilir. dispnenin(nefes darlığı) artışıyla akciger seslerinde azalma olur ve ilerleyici bir obstrüksiyon (tıkanma)göstergesidir. dehidratasyon (susuz kalma) sıklıkla eşlik eder. otitis media(orta kulak iltihabı), konjunktivit (konjonktiva iltihabı) ve zaman zaman diyare(ishal) eşlik eden semptomlar (belirtiler) olabilir. akut dönem 3-7 gün içerisinde sona erer. iyileşmeden sonra ilk iki yılda tekrarlamalar olabilir, gitgide şiddeti azalır.

etiyoloji(etkenler): respiratory syncytial virus majör(ana) patojendir(enfeksiyon sebebi), ikinci sıklıkta parainfluenza viruslar yer alır. adenovirus, rhinovirus ve nadiren mycoplasma pneumoniae ve enteroviruslar da etken olabilir.

epidemiyoloji : mevsimsel bir özellik gösterir. olguların çogu kış-bahar aylarında görülür. parainfluenza virusları ilkbahar ve sonbaharda daha sık hastalık sebebidir. en çok 2-10 aylık bebeklerde görülür.

tanı: öykü, klinik bulgular ile konur. akciger grafisi çogu olgularda tanı ve tedavi için lazım değildir. ayırıcı tanı açısından önem kazanabilir. diyaframda depresyon(diyafram kasının çökmesi), kostafrenik (diafram ve kaburga arasındaki açı)açıda azalma, bronkovasküler(bronş damar yapısı) görünümde artış olabilir ve klinikle korelasyon göstermez. virusun kültürü, doğrudan antijen testleri yararlı olmakla birlikte rutin kullanımı gerekmez.

ayırıcı tanı: astma, gastrik reflü(mide muhtevasının geriye kaçması), aspirasyon, yabancı cisim, retrofaringeal (yutak arkası abseleri) apse, adenoid vejetasyon(burun etleri), kistik fibrozis, konjestif kalp yetmezliği.

tedavi: hastaneye yatırılan çocuklarda oksijenizasyonun sağlanması, destekleyici tedavi, bronkodilatör(bronşgenişletici) tedavisi. antibiyotiklerin tedavide yeri yoktur. hastaneye yatırılan ciddi ağır seyirli, altta kardiyopulmoner (kalpdamar sistemi) hastalığı olan olgular ve prematürelerde(erken doğmuş bebeklerde) 2-5 gün kadar ribavirin(bir antivirüs ilacı) aerosol tedavisi tatbik edilebilir.