?

Teknoloji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Teknoloji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Nano - kapsul

Nano - kapsül

Akıllı kapsüllerin insan bedenindeki yolculuğu; bilim kurgu filmleri ile bilişim teknolojilerinin birlikteliği insan yaşamında devrimsel etkileri oluşturan büyük projelere damgasını vurmaya devam etmektedir. bilişim dergisinin 82. sayısında yer alan " bilgisayar takviyeli insanlar(verichip) " başlıklı yazıda anlatılan; insan bedenine yerleştirilen entegre devrelerle hastanın izlenmesi hastadan elde edilen verilerin depolanması, değerlendirilmesi ve bu teknolojinin güvenlik hedefli da kullanılabileceğinden söz etmiştik. bu yazımızda ise vücut içinde dolaşan ve hastalıklı hücreleri saptayan ve bu hücrelerle savaş açarak yok eden akıllı nano-kapsül (nano-capsule)'lerden söz edeceğiz.



bu çalışmanın ilham kaynağının 1960 larda tanınmış film yıldızı raquel welsh ve arkadaşlarının rol aldığı bir mikro denizaltı ile insan vücudunda yaptıkları yolculuğu husus alan "fantastik yolculuk" filminin olduğu düşünülebilir. filmdeki denizaltının yerini alan mikrochip'li kamera içeren bir kapsül vücutta dolaşarak elde ettiği görüntüleri ve bulguları araştırma merkezindeki bilgsayar sistemlerine iletmektedir. bu kapsül vücuttaki sağlıksız dokuları ve yabancı olguları yok edecek silahlarla donatılıp bunları lazım durumlarda harekete geçirmek amacıyla geliştirilmişlerdir.



bu teknoloji harikası kapsüllerin geliştirilmesi hiç kuşkusuz insanlığın baş belası kanser in tanı ve tedavisindeki başarı için büyük umutlar oluşturmaktadır. nasa ve abd ulusal kanser enstitüsü bu umutları bilimsel gerçeğe dönüştürmek amacıyla bir ortak proje başlatmışlardır.



bu benzersiz ortaklığı kuvvetlendirmek amacıyla nasa yöneticisi daniel goldin ve ulusal kanser enstitüsü yöneticisi dr. richard klausner bir anlaşma imzalayarak dünyada ve uzayda hastalıkları tespit, teşhis ve tedavi edebilecek biyomedikal teknolojiler geliştirme konusunda kurumlarının işbirliği yapmalarına karar vermişlerdir. bu tür teknolojilerin geliştirilmesi ile dünya üstünde yaşayan insanların yaşam kalitesi geliştirilecek ve bu çalışmalar gelecekte tıp ve uzay yolculukları alanında büyük gelişmelere yol açılacaktır.



bu ortak birliktelik nasa ve ulusal kanser enstitüsü(ncı) için mevcut teknolojide gelişmelere öncülük etme konusundaki tarihsel rollerini tatmin edici bir fırsat oluşturmaktadır. ncı, ilk kez tümörlerin birbirlerinden değişik moleküler karakteristiklerini baz alarak kanseri tanımlama amacındadır. nasa ise hasta bakımında yepyeni bir yol ("mikroskobik tarayıcılar") olan ve hasta vücudun tamamını dolaşarak hastalığı arayan bir strateji geliştirmeyi amaçlamaktadır. bu teknoloji ile nasa astronotların sağlık durumlarını gözleyebilecek, dünya ile iletişimin ve medikal test kapasitesinin kısıtlı olduğu uzay ortamında, bulunmakta olan hastalığı tedavi edebilme yoluna gidebilecektir.



kanser, bir hücrenin kontrol dışı çoğalmaya başlaması ile ortaya çıkar. ilk safhalarda tümör yalnızca o bölgede gelişir, bunu yok etmek için kullanılan yöntemlerden biri olan kemotrapi (ilaçla tedavi yöntemi) bütün vücudu tesirler. kanserli hücreler diğer sağlıklı hücrelerle beraber öldürülmeye başlanır ve hastada mide bulantısı saç dökülmesi güçsüzlük gibi sıkıntılarla sık sık karşılaşılır.



noktasal mücadelede bulunacak bir silah geliştirebilmek için nasa'daki bilim adamları nano-boyutlu kapsüller ile hasar görmüş dna'ları tespit etmeye çalışmaktadırlar. dna'lar hücresel etkinlikleri kontrol eden moleküllerdir. aranan hücrelerin yeri belirlendiğinde kapsül ya bu hücreleri iyileştirme yolunu ya da "fantastik yolculuk" filminden bir sahne gibi. kapsül (insan hücresinden çok daha ufak boyutta) kan akışına karışarak hastalıklı hücreleri avlamaya çıkacak, membranlarından içeri girip belirli dozlarda ilacı içeriye bırakacak. bu hollywood yapımı bir film değil, gerçek bilim!



nasa'nın finansal olarak desteklediği araştırmacılar bu senaryoyu gerçekliğe dönüştürmeye başladılar. şayet başarı kaydedilirse bu bilim adamlarının gelistirdikleri kapsüller (nano-partikül veya nano-kapsül adını alan) diğer bir bilim kurgu hikayesinin de gerçekleşmesinin temelini atacak: mars'ın insanlar tarafından taranabilmesi ve uzun-dönemde uzayda yerleşik hayat kurabilme.



araştırmacıların ilk amacı uzay uygulamaları da olsa nano-kapsüller başta kanser tedavisi olmak üzere farklı tıp alanları için önemli potansiyeller taşımaktadırlar. kanserli hücrelerin içerisine direk olarak tümör öldürücü zehirli madde sokma fikri çok umut vaad etmektedir. bu durum tıp çevrelerinde kemoterapinin zarar verici etkilerine karşı olabildiğince fazla ilgi uyandırmıştır.



teksas üniversitesi tıp fakültesi'nde görevli james leary, "bu nano-kapsüllerin hedefi yeni bir tür terapi ortaya koymaktır. insanların hücrelerinin içerisine birer birer girerek onları onarma, şayet onarım edilemeyecek kadar çok hasar görmüşse onları yok etme şansını sunmaktadır. " leary bu çalışmayı çeşitli üniversitelerden katılan değerli bilim adamları ile birlikte yürüten gruba dahildir.



proje, kanserle ilgili sorunlara odaklanacaktır. bundan başka astronotların uzayda maruz kaldığı yüksek radyasyon düzeyi, dünyayı çevreleyen koruyucu manyetik şemsiyeden çıkılarak yapılmak zorunda olunan mars ve ay yolculuklarında ortaya çıkabilecek sağlık problemleri gibi sorunlar de araştırılmaktadır.



uzay araçlarında kullanılan ve astronotların radyasyona maruz kalmasını önlemek için geliştirilen ileri teknolojili materyaller bile bu konuda yetersiz kalmaktadır. fotonlar ve partiküller astronotların vücuduna birer kurşun gibi girip takip ettikleri yol boyunca parçalanarak etkilerini artırmaktadırlar. bu radyasyon yüzünden dna zarar gördüğünde hücreler kontrol edilemez bir biçimde bölünmeye başlayabilirler ve bu durum kanser riskini çoğaltır. leary, bunun önemli bir sorun olduğunu ifade ediyor. éğer birgün insanlar uzayda yaşayacaksa kendilerini radyasyondan korumanın daha iyi bir yolunu bulmak durumundadırlar. "



kalkan yöntemi yalnız olarak aktif olmadığı için bilim adamları astronotların radyasyona daha dirençli olmasını sağlayacak bir yol bulmak durumundadırlar. nano-partiküller faydalı bir çözüm sunmaktadır. ilaç taşıyıcı kapsüller çok incedir. (sadece birkaç yüz nanometre ve bakteriden daha ufak. hatta görülebilir ışığın dalga uzunluğundan bile küçük. bir nanometre milimetrenin bir milyonda biridir.) deri altına bir iğne ile enjekte edildiğinde insanın kan akımına bu partiküllerden milyonlarcası bırakılabilir. bir kez içeriye girince bu partiküller vücudun doğal hücresel sinyal sistemini kullanarak radyasyon hasarı görmüş hücrelerine ulaşabilirler.



insan vücudundaki trilyonlarca hücre zarlarının dışında bulunmakta olan kompleks moleküller sayesinde birbirini tanıyıp iletişim kurabilmektedirler. bu moleküller kimyasal birer "bayrak"taşıyormuşcasına hareket ederek diğer hücrelerin dikkatini çekip iletişim kurarlar yada kimyasal birer "güvenlik kapısı" gibi çalışarak kan akışından gelen maddelerin (hormonlar gibi) hücrelere girişini kontrol ederler.



hücreler radyasyon hasarı gördüğünde "cd-95" adı verilen bir tür protein üreterek çeperlerinin dışına yerleştirirler ve kendilerini işaretlerler. leary'ye göre bu hücrelerin arasındaki konuşma dilidir ve "hey, ben hasarlıyım! " anlamına gelmektedir. nanopartiküllerin dış kısmına bu "cd-95" sinyalini algılayabilecek moleküller yerleştirilebilirse bilim adamları partiküllerin radyasyon hasarı görmüş hücreleri bulmalarını sağlayabilirler. şayet radyasyon hasarı çok ise nanopartiküller hücreye girerek apoptosis olarak bilinen ve "kendi kendini yok etme süreci" olan işlemleri başlatabilirler. şayet hasar az ise dna onarım edici enzimleri bırakarak hücreyi onarım edebilir ve normal fonksiyonuna kavuşturabilirler.



insanlar ve diğer organizmalarda dna hasarlarını onarım etmeye yönelik doğal enzimler bulunmaktadır bunlardan bazıları diğerlerine göre daha iyi çalışmaktadırlar. leary, "bazı organizmalar yüksek radyasyonu emerek (absorb) olabildiğince başlarılı neticeler elde edebilirler" demektedir. bu türler üstünde yapılacak çalışmalar sayesinde nanopartiküllere yerleştirilecek dna onarım enzimleri geliştirilebilir.



leary ve arkadaşları nanomoleküllere floresan molekülleri eklemenin yollarını da araştırmaktalar. bu sayede çeşitli konumlarda değişik renkte ışıklar yayarak süreç belirlemesi yapılabilecektir. bu floresanlar sayesinde nanopartiküllerin vücut içerisindeki konumları da gözlemlenebilecektir. "radyasyon hasarının derecesini ölçmek için bir astronot gözlük benzeri bir aksesuar takacak ve ışıldayan nanopartiküller, vücut ortamı içerisinde kendilerini göstereceklerdir. " diyor leary. benzer teknolojilerden kullanımda olan vardır (çeşitli hastalıklardan kaynaklanabilecek retinadaki değişimleri görebilmek için kan akışındaki değişimleri ölçen teknikler vardır). nasa bu tür gelişmeleri astronotlar aynı zamanda kendi kendilerinin hekimleri da olduğu için desteklemektedir. esasında astronotlar bu gözlükleri takıp kan akışlarında neler olup bittiğini görebilecekler. şayet tedaviye ihtiyaçlarının olduğunu fark ederlerse dei altına bir iğne ile ideal nanopartikülleri enjekte ederek kendilerini tedavi edebilecekler.



nanopartikül teknolojisi olabildiğince yeni bir teknoloji olduğundan biyosensor ve ilaç verilmesi gibi duyarlı alanlardaki tesirlerinin tam olarak bilinebilmesi, olgunlaşması için bir miktar zamana gereksinim vardır. fakat bu durum bir fantezi değildir. bu fikrin her bir bileşeni birbirlerinden bağımsız uygulamalar olarak test edilmişdir (dna onarım enzimleri, nanopartiküller, florasan işaretçiler gibi). burada zor olan şey hepsinin uyum içerisinde çalışmasını sağlamak olacaktır. leary, "bu olabildiğince zor bir sorun ve bütün bunları gerçekleştirmek üç yıldan önce olmayacak gibi görünüyor. olabildiğince yenilikçi bir alanda çalışmaktayız ve işin keyifli olan tarafı da bu" demektedir.



nasa bu kapsülleri, dünyanın dışındaki elektromanyetik koruyucunun ötesinde bulunmakta olan zararlı radyasyon etkilerini ölçmek için kullanmayı planlamaktadır. radyasyon bir uzay mekiğinin içerisine süzülüp astronotların vücutlarındaki hücrelere nüfuz edebilir. bu yolu izlerken radyasyon bazı dna'ların yapısını da etkileyebilir. üç üniversitede nasa tarafından desteklenen araştırmacılar yüksek seviyeli radyasyondan etkilenmeyen enzimlerin kullanıldığı nano-kapsülleri geliştirmek için çalışmalarını sürdürmektedirler.



benzer bir çalışmada ise araştırmacılar yaptıkları ultra ince nano-boyutlu araçlar ile kanser hücrelerinin içerisine girip onları öldüren radyoaktif izotopları açığa çıkaran araçlar geliştirdiler. bu araç hayvanlar üstünde aktif olarak kullanıldı ve insan denemelerinin de yakın zamanda yapılacağı söyleniyor. new york'daki memorial sloan-kettering enstitüsü'ndeki hematopoietik kanser immünokimya laboratuarı başkanı dr. david a. scheinberg. hayvanlarda ve hatta insanlardaki tümör hücrelerinin içerisinde yada üstünde radyoaktif izotoplar (alfa parçacıkları) oluşturan bir araç geliştirmenin metodunu bulduklarını ifade ediyor. bu araçta, yüksek potansiyelli radyoaktif bir atom, moleküler bir kafesin içerisine yerleştirilmiş olarak bulunmaktadır. konak araç vazifesindeki bir antikora entegre edilen bu kafes, nanogenerator adı verilen maddeyi kanser hücrelerine götürüyor. aktinyum-225 adı verilen olabildiğince kuvvetli bu atom, silah yapımında kullanılan uranyumun bir yan ürünüdür ve a. b. d. enerji departmanının araştırmacıları tarafından bulunmuştur. kanser hücresinin içerisine giren aktinyum burada parçalanarak yüksek enerjili alfa parçacıklarını bırakır. bu parçacıklar hücre dna ve proteinlerini yıkma potansiyeline sahiptir. araştırmacıların bu aracı jeneratör (generator) olarak adlandırmalarının nedeni; aktinyum üç değişik "yavru atom" oluşturmakta ve her bir yavru atom kendi alfa taneciğini bırakmaktadır. "bu biçimde her bir atom için dört partikül topluyoruz. diğer bir avantaj da bu atomlardan elde edilen radyasyon türünün çok yüksek enerjili olmasına karşın kısa bir mesafeyi katettiği için izotopların yarattığı zararın yalnızca çok ufak bir bölgede etkili olmasıdır. bu durum seçerek öldürme avantajını sağlamaktadır. çevredeki hücrelere verilen zarar olabildiğince azdır. " diyor scheinberg



araştırmacılar bu "truva atı" yaklaşımını lenfoma, lösemi, yumurtalık, göğüs ve prostat kanseri gibi bazı farklı kanser türlerine karşı test ettiler. prostat kanserli ve geniş lenfomalı farelerde nanojeneratör ler kullanıldı. çok sayıda hayvanda jeneratörün "uzun dönemli yaşamda kalmaya" yol açtığı ve çoğu hayvanda düşük dozla yapılan tek bir uygulamanın hayat döngüsünü uzattığı gözlemlendi.



scheinberg, "eğer konsantrasyon yada potansiyel artırılırsa toksiklik riski de artacaktır. hayvan deneyleri hiçbir yan toksik etkinin olmadığını gösterdi. insanlarda yapılan denemeler nanojeneratörün ne kadar güçlü olduğunu gösterecektir. " dedi. kullanılan moleküler kafes jeneratör atomunun etrafına elin beyzbol topunu kavradığı gibi yerleştirilmiştir ve kimyasal bir ring ile çevrelemektedir. scheinberg, kafesin antikora kancalandığını söylemektedir. bu dizayn sayesinde araştırmacılar ultra-küçük dozları kullanabilmektedirler çünkü amaca yönelik çalışma imkanı sunulmaktadır. şayet atom hücrenin dışında olsaydı dna'yı yok edici alfa partikülleri tümör içerisine doğru yalnızca kısa bir müddet nüfus edebilecekti. hücrenin içerisine sokma stratejisi sayesinde alfa partiküllerinin amacı tam olarak vurması garantilenmiştir.



ohio state üniversitesi'nde moleküler biyokimyacı olarak çalışmakta olan stephen lee, "bu fikir olabildiğince etkileyici fakat kanser biyolojisi ile ilgilenen kişilerin eskiden beri söyleye geldikleri bir söz vardır ve buna göre her şey farede denenince çok iyi netice verir! " diyor. "bu yöntemin insanın tedavi koşullarında nasıl çalışacağını vakit gösterecek" diye ekliyor. lee'ye göre diğer bir teknik sorun de belirlenen tümörü direk olarak hedef alıp bulabilecek ve diğer hücrelere doğru yönlenmeyecek antijeni bulmak. ek olarak nanojeneratörün tam olarak tümörün içerisine nüfuz edip etmemesi de üstünde çalışılması gereken bir husus.



yaşamımızı olağan üstü kademede etkileyen bilişim teknolojileri dünün bilim kurgu film lerindeki senaryoların ötesinde buluşlara imza atılmasını sağlarken, gelecek on yılda hayal bile edemediğimiz buluşları destekleyecektir. önemli olan bu teknolojilerisadece vinsanlığın yararına kullanmak, pekçok buluşta olduğu gibi fonksiyon kaymasına uğratıp toplumsal yada şahsi yıkımlara yol açmasına ortam hazırlamamaktır.

Gelecegin teknolojisi, nanoteknoloji

Geleceğin teknolojisi, nanoteknoloji

Kozmetik, tıp, enerji ve savunma sanayi başta olmak üzere tüm alanlarda kullanılan malzemelerin yapımın yeni bir boyut getiren nanoteknoloji, bilim dünyasında çığır açıyor. bu teknolojiyle yapılan cep telefonları, hoşluk kremleri, giysiler, kameralar ve gözlükler, teknolojinin sonsuzluğunu gözler önüne seriyor.



avrupa birliği'nin de 3,5 milyar avroluk bütçesi ile en büyük 4. alan olarak kaynak ayırdığı nanoteknoloji, mikroteknolojiden sonraki en önemli teknolojik gelişme olarak değerlendiriliyor.



bilkent üniversitesi öğretim üyesi prof. dr. ekmel özbay, -nano- kelimesinin yunanca'da -cüce- anlamına geldiğini, nanoteknolojinin atomik seviyedeki teknolojilerle çalıştığını anlattı.



nanoteknoloji üstüne çalışmalarının 10-15 yıl öncesine dayandığını aktaran özbay, üstünde değişiklik yapılamayan pek çok maddenin özelliklerinin nanoteknoloji ile değiştirilmeye başlandığını kaydetti. özbay, cep telefonlarının, hoşluk kremlerinin, giysilerin, kameraların ve gözlüklerin nanoteknoloji ile yeni bir boyut kazanacağını, bu teknolojiyle üretilen ürünlerin yakın gelecekte vitrinlerde yerini alacağını anlattı.



her teknolojinin malzemeye dayandığını ifade eden özbay, nanoteknolojinin malzemelerin boyutunu önemli ölçüde küçülteceğini belirtti. özbay, -boğaziçi köprüsünün halatlarının kalınlığı 1 metre civarında, epeyce büyük. nanoteknoloji ile bu 1 santimetreye kadar indirilebilir. halatlar, ufak olması ile beraber aynı zamanda sağlamlığı da yüksek olan malzemelerden yapılabilir- diye konuştu.



tungsten lambalar tarihe karışacak



nanoteknoloji alanında yaptıkları çalışmalardan söz eden özbay, aydınlatmada kullanılan ve -tungsten- diye adlandırılan lambaların kullanımının nanoteknolojide gelişmeler nedeniyle yakında tarihe karışacağını söyledi. nanoteknolojiyle yüksek verimliliğe sahip ışık kaynağı elde etmeyi amaçladıklarını ifade eden özbay, yeni lambaların daha az elektrik tüketerek daha fazla aydınlatma sağlayacağını söyledi.



nanoteknoloji ürünü elektronik aletlerin elektrik tasarrufu sağlayacağına işaret eden özbay, dizüstü bilgisayarların enerjisinin büyük bölümünün ekran aydınlatmasında harcandığını, nanoteknolojiyle batarya ömrünün uzayacağını, bu nedenle elektrikten tasarruf edileceğini söyledi.



türkiye'nin nanoteknoloji alanında yapacağı çalışmalar sayesinde, enerji tasarrufunda önemli aşama kaydedeceğini vurgulayan özbay, -bir anlamda, şu anki elektrik tüketimini arttırmadan, yeni doğalgaz kaynakları ya da yeni nükleer enerji kaynakları kullanmadan, enerji daha verimli kullanıldığından aynı aydınlatma çok daha ucuza ve az elektrik tüketilerek elde edilecek- dedi.



kozmetik ve tıpta nanoteknoloji



özbay, nanoteknolojinin en fazla kozmetik sektöründe kullanıldığını ancak gelecekte kullanım alanının hemen hemen her alana yayılacağını bildirdi. kırışıklık kremlerinin nano kapsüller içerisine konulduğunda cildin tümüne uygulanabildiğine dikkati çeken özbay, pek çok kozmetik firmasının bu teknolojiyi kullanmaya başladığını kaydetti.



nanoteknolojinin kanser tedavisine de çok büyük katkılar yapacağını kaydeden özbay, kanser ilaçlarının nano kapsüllere yükleneceğini anlattı. bu ilaçların vücuda verilmesinin peşinden, nano tabancalarla sadece istenen bölgelerde patlatılacağını söyleyen özbay, ilacın yalnızca tedavi edilecek noktada uygulanacağını ve tedavide yan tesirlerin ortadan kalkacağını söyledi.



özbay, bu teknolojinin kanser tedavisinde kullanılması için 3 yıllık bir sürenin öngörüldüğünü, başlatılan bir projede gazi üniversitesi ve eczacıbaşı firmasıyla çalıştıklarını bildirdi.



cep telefonları küçülecek



nano malzemelerin kullanıldığı tıbbi görüntüleme sistemlerinin çözümlemelerinin daha da artacağına dikkati çeken özbay, dvd kapasitelerinin artırılabileceğini, bilişim teknolojisinde de büyük bir çığır açılmış olacağını söyledi.



nanoteknolojinin termal kameraların gece görüş sistemleri açısından da yenilikler getirdiğini anlatan özbay, nanoteknoloji ürünü termal kameraların çok daha uzaktan görüntü alabileceğini belirtti.



nanoteknolojinin günlük yaşamın olmazsa olmaz ürünü olan cep telefonlarının küçültülmesine de olanak sağlayacağını kaydeden özbay, nano malzemelerle yapıldığında cep telefonların boyutlarının bugün kullanılanlara göre 100 kat küçültülebileceğini ifade etti.



nanoteknoloji pazarında türkiye'nin yeri



gelecek 15 yıl içinde nanoteknolojinin dünya ekonomisine 3 trilyon lira ek kaynak sağlayacağını gösteren özbay, bu teknolojinin türkiye açısından da büyük önem taşıdığını vurguladı.



türkiye'nin bu teknolojinin -üreticisi- ya da -tüketicisi- olma konusunda bir karar vermesi gerektiğine işaret eden özbay, türkiye'nin günümüze kadar nanoteknolojinin tüketicisi konumunda olduğunu söyledi. özbay, -amacımız sadece bilim yapmak değil, bu teknolojiyi türkiye'nin yararına kullanmak- dedi. türkiye'nin nanoteknolojiyi tüketen değil, üreten ülke konumuna gelebileceğini vurgulayarak, şunları kaydetti:



-nanoteknolojinin insana sağlayacağı refahı algılayabilen herkes bu teknolojiye sahip olmak istiyor. abd 4 sene içerisinde nanoteknolojiye 4,5 milyar dolarlık kaynak ayıracak. ab 7. çerçeve programında bu alana ayırdığı kaynağı 3. 5 milyar avroya çıkardı. önümüzdeki 7 yıl içerisinde ab, nanoteknolojiye 100 milyar avro kaynak aktaracak. bunu yalnızca bilim yapılsın diye değil, buradan çıkacak teknolojilerin refah seviyesini daha da arttıracağına inandıkları için yapıyorlar.



çin bu hususlarda 1 milyon kişi yetiştirmek üzere bir eğitim çalışması başlattı. japonya, kore ve israil'de bu konuda çok önemli çalışmalar var. yani bütün gelişmiş ülkeler buna kaynak ayırıyor. -

Af assist lamp nedir ?

Af assist lamp nedir ?

Günümüzdeki derhal bütün makineler af yani auto focus (otomatik fokuslama) özelliğine sahiptir. deklanşöre yarım basınca, fokuslama yapılır. bazı durumlarda (özellikle ışığın az olduğu ortamlarda) odaklamanın tam yapılıp yapılmadığını anlamak kolay değildir.



bu sebeple bazı dijital kameralarda, fokuslamanın tamam olduğuna dair bir ışık yanar. buna af assist lamp adı verilir ve fokuslamanın yapıldığını belirtir.



bazı makinelerde fokuslamanın yapıldığı sesli bir uyarı ile de belirtilebilir. gerek ışık ve gerekse sesli uyarı, gerçekten fotoğrafçıya yardımcı olan unsurlardır zira ışığın az olduğu ortamlarda fokuslama kolay değildir...

Artifacts nedir ?

Artifacts nedir ?

Dijital fotoğraftaki bozukluklara verilen genel isimdir. kimi bozukluklar optik sistemden, kimisi ccd den, kimisi makinenin jpeg oluşturma algoritmasından kaynaklanabilir.



bu tip bozulmaların nereden kaynaklandığı çok mühimdir. buna göre çözüm bulunması mümkünleşir veya kolaylaşır.



örneğin ccd veya optik sistemden kaynaklanan bozulmalara çözüm bulmak pek olası olmaz. bu gibi durumlarda, genelde bu sorunla hayata ya da cihaz değişikliği/tamiratı gibi seçenekler gündeme gelir.



makinenin kendi algoritmalarından meydana gelen artifaktların çözümlenmesi ise nispeten daha kolaydır ve makinenin "firmware" denen işletim sistemini değiştirmek, çoğu zaman problemi giderir. kimi üreticiler, raporlanan sorunlara göre firmware üretirler. bazıları bunu kendisi günceller, kimisi ise kullanıcının güncellemesine olanak tanıyacak biçimde dizayn ederler makineleri. örneğin sony 717, kullanıcı tarafından firmware güncellemesi yapılamayan bir cihazdır. ama canon un pekçok modeli, kullanıcı tarafından güncellenebilir. firmware güncelleme, bıos versiyonu yenilemeye çok benzeyen bir işlemdir. makine alırken, firmware ı kullanıcı tarafından güncellenebilenleri tercih etmekte fayda var zira firmware yalnızca bozulmaları (artifacts) değil, diğer pekçok elektronik kabiliyeti de temin eder.



üçüncü tip bozulmalar, kullanıcı tarafından fazla sıkıştırılan dosyalarda yaşanır. örneğin jpeg sıkıştırma modunda, kalite düşürüldükçe, fotoğrafta bozulmalar oluşur.

White balance nedir ?

White balance nedir ?

Dijital kameralarla birlikte fotoğrafçılık gündemine giren kavramlardan birisidir. ne olduğunu anlamak için, önce renkleri ve renk sıcaklıklarını anlamak gerekmektedir. biz bu kadar derine inmeden kısaca değineceğiz hususa.



bir beyaz kartonu sabah gördüğümüzde değişik, öğlen gördüğümüzde değişik, bulutlu havada gördüğümüzde değişik, akşam gün batımında gördüğümüzde değişik tonlar aldığını görürüz. biz onun beyaz olduğunu biliriz devamlı ama ortamdaki ışık kaynağının ona kattığı bir ekstra renk değeri vardır. örneğin evin içerisinde yanan sarı bir lamba, dışarıdan bakıldığında hafif yeşilimtrak ya da buz beyazı havası barındırır. ama aynı ortamda bildiğimiz ampul kullanılırsa, bu defa sarımtırak bir hava sunar.



işte bütün bu "ışık kaynağı farklılıkları", objelerin gerçek renklerini hayli değiştirir ve bu ortam sıcaklığı dikkate alınmadan yapılan çekimlerde, zaman zaman insanların yüzlerinin ölü gibi bembeyaz/hafif yeşilimtrak, zaman zaman de olduğundan çok daha sarı, sıcak, hatta kırmızıya çalan bir halde olduğunu görürüz.



bu sebeple çekim yaptığımız ortamda, white balance denen bir ayar yapmamız gerekmektedir. white balance (beyaz dengesi), ortamdaki beyazın gerçek beyaz, diğer renklerin de gerçek durumuna ideal çekim yapabilmemiz için, makineye "ortamdaki renk sıcaklığını" tanıtmak demektir.



günümüzdeki bir çok makine, ortamdaki renk sıcaklığını kendisi tespit edebilmektedir. bunu da, en beyaz kareyi baz alarak yapar ama şayet ortamda bunu sağlayacak bir renk dağılımı yoksa, otomatik beyaz dengesi doğru yapılamayabilir. bu yüzden, renklerle uğraşıp, ışık kaynaklarına aşina olabildiğince, renk dengesini kendimizin kurması daha doğru bir tercih olacak ve beyaz dengesinin daha doğru yapılmasıyla, daha iyi renk tonları elde edeceğiz.



ışık değeri calvin (kelvin) ile ölçülür. aşağıda muhtelif ışık sıcaklık değerlerinin kelvin cinsinden karşılığı ve günlük hayattaki ışık kaynakları karşılığı yer almaktadır.



ışık kaynağı kelvin karşılığı

akkor: 2500k - 3500k

alacakaranlık: 4000k

florasan: 4000k - 4800k

güneş ışığı: 4800k - 5400k

bulutlu gün ışığı: 5400k - 6200k

gölgelik bölge: 6200k - 7800k

Image stabilisation nedir ?

İmage stabilisation nedir ?

Yüksek optik zoom sağlayan "zoom" ve "telefoto" lenslerde, objeye iyice yakınlaşma halinde, en küçük bir titreme bile, kadrajda (çerçevelenen alan) çok ciddi sapmalara yol açabilmektedir. bu yüzden, yüksek zoom değerlerinde tripod kullanılması önerilir.



günümüzün yüksek zoom sağlayan dijital kameralarının ve kimyasal slr makine lenslerinin bazıları, bu küçük titreşimleri absorbe etmek için mekanizmalar içerir. bu titreşim engelleyip, objeyi düzgün çekilde çekebilmemize yarayan mekanizmaya ımage stabilisation denir.



eğer sahip olduğumuz lens, 3-4x in üstünde optik zoom sağlıyorsa, genellikle "image stabilisation" özelliğine de sahiptir ama böyle bir seçenek vermeyen makineler de vardır. bu stil makinelerde, eldeki minör titremeler yani tripodsuz çekimler, zaman zaman sıkıntıya yol açar ve objenin çekim sırasında titrediği, bozuk odaklandığı durumlarla karşılaşılabilir.



eğer yüksek zoom yeteneğine sahip bir lens kullanmak istiyorsak, o lensin ıs özelliğine sahip olmasını beklemeli, cihaz alırken bu olanağı sağlayıp sağlamadığını kontrol etmeliyiz. aksi takdirde maksimum zoomda pekçok çekimimiz "çöp" olarak kalabilir..

Contrast (kontrast) nedir ?

Contrast (kontrast) nedir ?

Kontrast da, aynı sharpening gibi bir parametredir ve oluşacak netice görüntüde renklerin birbirine zıtlığını belirlemek amacıyla, kullanıcı tarafından değiştirilir. kontrastı artırılmış fotolarda objeler ve renkler birbirlerinden daha ayrı ve farklılığı gayet belirgin biçimde sunarken, düşük kontrastta renkler birbirine daha yakınca olur ve fotoğrafa soft (yumuşak) bir hava katar.



kontrast parametresini de varsayılan ayarlarda tutup, bu stil çalışmaları foto editörü yazılımlarla yapmak daha doğru bir harekettir zira bu yazılımlarda kontrastı dilediğimiz gibi artırabilir veya azaltabiliriz.



raw kayıtlarda, contrast parametresi değerlendirmeye alınmaz ve imaj, ham haliyle kullanıcıya sunulur. raw editör yazılımlarıyla dilediğimiz kontrast uygulanıp, jpeg e nihai biçimi verilebilir.

Sharpening (keskinlik) nedir ?

Sharpening (keskinlik) nedir ?

Bir görüntünün keskinliği tanımlamak/değiştirmek için kullanılır. derhal bütün dijital fotoğraf makineleri, kullanıcıya bu konuda parametreler sunar ve bu parametrelerde yapacağınız değişikliklere göre, medyaya kaydedeceğiniz jpeg dosyası, daha da keskinleştirilir veya keskinleştirilmez.



keskin görüntülerde objeler, birbirlerinden daha kolay ayrılır, limitler daha belirgindir. fotoğrafı keskinleştirme işi, photoshop gibi görüntü editörü programlar tarafından da yapılabilir. bu arada yeri gelmişken şunu belirtelim, photoshop ta keskinleştirme işi, en efektif olarak "unsharpen mask" ile yapılmaktadır.



keskinlik bir oran da tercih meselesidir ve kimi kullanıcı çok keskin görüntülerden hoşlanırken, kimisi de bir miktar daha yumuşatılmış hatları seviyor olabilir.



keskinlik ile "out of focus" yani odaklanma problemi birbirine karıştırılmamalıdır. keskinlik parametresi ne kadar artırılırsa artırılsın, doğru odaklanma yapılmamış bir fotoğraf, boğuk ve flu görünecektir.



raw kayıtlarda, sharpening uygulanmaz ve imaj, ham haliyle kullanıcıya sunulur. raw editör yazılımlarıyla dilediğimiz sharpening uygulanıp, jpeg e nihai biçimi verilebilir.

Enterpolasyon (interpolation) nedir ?

Enterpolasyon (interpolation) nedir ?

Fotoğrafın megapiksel bazında çözünürlüğünü, lojik olarak artıran sistemdir. esasında daha düşük bir elektronik/optik çözünürlüğe sahip kameraların, görüntüyü kaydederken bazı algoritmalar kullanarak, onu daha yüksek çözünürlükmüş gibi kaydetmesi önceden sık kullanılan bir yöntemdi.



günümüzde bu stil çalışmalar, görüntü editörleri tarafından da basitçe ve çok daha etkili olarak yapılabilmektedir. bu yüzden enterpolasyon ile çözünürlük artırımı, pek de "hoş karşılanan" bir durum değildir.



bu sebeple dijital kamera alırken, pazarlama tekniği ile "kutuların üstüne yazan" değerleri değil, efektif sensörlerini baz almak gerekmektedir. genelde fuji, enterpolasyon yöntemlerini kullanarak, yüksek çözünürlüklü görüntü elde etmektedir. bu şekilde elde edilen görüntü, özel teknolojiler yardımıyla geliştirdiğinden, efektif mp değerinden daha iyi netice verse de, vadettiği çözünürlüğün optik kalitesini sunamamaktadır.



tercihlerde bu stil hususlara dikkat etmek gerekmektedir zira 6 mp diye aldığınız bir makinenin yalnızca 3 mp reel çözünürlüğü olması, pek de "hoş" bir durum olmaz. hele ki o cihaza 6mp bandında bir fiyat ödemişseniz. buna karşılık ikisi 3mp makinenin fiyat dahil bütün özellikleri benzer olurken, birisi enterpolasyonla 6mp e çıkabiliyorsa, bu elbette bir avantaj olarak değerlendirilmelidir.

Digital zoom (lojik zoom) nedir ?

Digital zoom (lojik zoom) nedir ?

Gerçekte optik olarak yapılmayan ve pc de makine başında yaptığımız zoom a benzer bir mantıkla, uzaktaki objeyi yakına getirmeyi amaçlayan ve yalnızca dijital kameralarda olan bir zoom türüdür. esasında buna bir zoom demek zor olmakla birlikte, nadiren işe yarayan neticeleri olabilir.



dijital zoom, optik zoomun bittiği noktada devreye girer ve aynı pc de olduğu gibi, bir görüntü geliştirme tekniği uygulanarak yakınlaştırmayı temin eder.



dijital zoomun işe yaradığı alanlar, kadrajı temizleme (açıyı rakamsal olarak artırma), görülmeyen/seçilmeyen objeleri vizörden seçilir hale getirme ve objeyi büyütülmüş haliyle fotoğraflama gibi işlere yarayabilir. ama pek "önerilen" bir zoom değildir ve çoğu dijital kamera sahibi, dijital zoom u derhal hiç kullanmaz, hatta alır almaz, djital zoom özelliğini kapatır.

Buffer nedir ?

Buffer nedir ?

Buffer, bir tampon bellektir ve çekilen fotoğrafın karta aktarılmadan önce bulunduğu alandır. esas olarak kayıt işlemi şu şekilde yürür.



bir fotoğraf çekilir ve onun ccd üstündeki hali, buffer dediğimiz alana aktarılır. bundan sonra (makinenin ayarlarına göre) bir dizi prosesten geçer ve nihai jpeg (veya raw) oluştuktan sonra, o dosya, karta aktarılır.



buffer lar genelde birkaç kareyi ardarda çekebilecek kadar büyüktür. zaten fonksiyonları de, fotoğrafçıya bu şansı vermektir zira buffer olmasa, her çekilen görüntü önce prosesten geçecek, sonra karta yazılacaktır. bu ciddi bir süredir ve bu müddet boyunca yeni fotoğraf çekme şansımız olmaz.



oysa buffer, ardarda çekilen birkaç fotoğrafı hızla hafızaya alır ve biz yeni kareyi çekmeye çalışırken, onu cf kart üstüne yazan süreç, arka planda devam eder.



makinelerin burst modda (seri çekim) yapabilecekleri çekim sayısı, buffer büyüklüğüne bağlıdır. şayet buffer küçükse, seri çekim sayısı azalır, buffer büyükse, seri çekim sayısı çoğalır.

Hafiza karti nedir ?

Hafıza kartı nedir ?

Hafıza kartları, dijital fotoğraf makinesinin filmleri gibidir. bir elektronik bellektir ve makinenin içerisine takılır. çok az enerji tüketirler ve onbinlerce kez yazılıp silinebildikleri için, limitsiz çekim olanağı temin ederler.



günümüzde compact flash (cf) en yaygın olanıdır ama memory stick (ms), smart media gibi türleri vardır.



hafıza kartları, makineniz hangilerini destekliyorsa o yapıda olmalıdır. bazı makineler, birden çok tipte hafıza kartını destekleyebilmektedir.



günümüzde hafızaların ücretleri olabildiğince düşmüştür. bilhassa cf kartı ücretleri, son derece ucuzlamış, hızları da çok artmıştır. hızlı bir hafıza kartı, fotoğrafların hızla aktarılmasını sağlayacağı için, hem çekim sırasında ve hem de pc ye aktarırken avantaj temin eder.



yukarıdakilerin dışında, değişik bir hafıza tipi daha vardır ama bir kart biçiminde değildir. lisansı ıbm e ilişkin olan "microdrive", esasında cf kartı büyüklüğünde bir mini disktir. genel olarak mb başına maliyeti daha düşüktür ve bazı modelleri hızlıdır ama bazı avantajsız tarafları da vardır. örneğin fazla enerji harcarlar ve ilk açılışı bir miktar yavaşlatabilirler. tabi bir manyetik disk ve hareketli bir ünite olduğundan, düşme/çarpma gibi durumlara hafıza kartlarından daha duyarlıdır.

Exif bilgileri nedir ?

Exif bilgileri nedir ?

Bir dijital fotoğraf, yalnızca görüntü imajından oluşmaz. içerisinde, o fotoğraf ile ilgili diğer bilgileri de barındırır. bu bilgilere exıf (exchangeable ımage file) adı verilir.



exıf bilgileri, fotoğrafın hangi makineyle, ne zaman, hangi fotografik detaylarla çekildiğini, pozlama süresini, diyafram açıklığını ve diğer pekçok bilgiyi barındırır. bu bilgiler, pekçok fotoğrafçı için çok mühimdir ve fotoğraf anını kağıda not almak yerine, bu bilgilerden yararlanılır.



günümüzde derhal bütün dijital kameralar, exıf bilgilerini kaydedebilmektedir. exıf bilgileri, fotoğrafın büyüklüğünü bir miktar artırdığı için, web ortamında yayımlanan fotoğraflarda bu bilgiler genelde temizlenerek, alan kazancı sağlanır. buna karşılık makineden çıkan haliyle jpeg içerisine gömülüdür ve fotoğraf ile ilgili bütün ayrıntısı sakladığı için, çok büyük rahatlık temin eder. günümüzün ciddi foto editör yazılımları ile bu ayrıntı bilgileri görülebildiği gibi, windows xp ortamında bile, dosya özelliklerinden inceleme yapılabilir.

Olu piksel nedir ?

Ölü piksel nedir ?

Makinedeki ccd/cmos sensörlerinden birisinin arızalı olması halidir. bu taktirde ilgili piksele karşılık gelen alanda hiçbirşey olmaz. ölü pikseller zaman zaman beyaz bir nokta, zaman zaman renkli bir nokta biçiminde belirir ve her fotoğrafta bulunur.



bu bir hatadır. aynı lcd ekranlarda olduğu gibi, ölü piksellerin fazlalığı çok rahatsız edicidir. fazla sayıda ise, cihaz değiştirilmelidir. hatta yüksek kaliteli profesyonel cihazlarda, tek bir ölü piksele bile tahammül olmaz ve garanti kapsamındadır.



ölü piksellerin giderilmesi, photoshop gibi yazılımlarla çok kolay yapılabilir ama çok fazla ölü piksel olursa, bu iş çok yorucu bir hale gelebilir.



bu sebeple, cihazı almadan önce ölü piksel testinizi iyice yapın ki, sonra bu "baş ağrısı" ile uğraşmak halinde kalmayın.

Noise nedir ?

Noise nedir ?

Noise, bir fotoğraftaki istenmeyen noktacıklardır. film dünyasında buna grain adı verilirken, dijital dünyada noise (gürültü) denmektedir. sensörlerin kendisine düşen ışığı doğru analiz edememesi hakkında bir durumdur ve noise düzeyi yükseldikçe, görüntü kalitesi düşer.



günümüzde iyi makineler, çok az noise üretmeleriyle tanınmışdır. buna karşılık daha düşük kalite makineler, daha fazla gürültü üretirler ve görüntü kalitesini bozarlar. bu noktacıklar, bilhassa açık renk alanlarda iyice çekilmezleşebilir.











noise düzeyi, muhtelif parametrelerle ilgilidir. ortak noise sorunları, yüksek ıso değerlerinde ve az ışıklı ortamlarda kendisini gösterir. buna karşılık ortak olmayan noise sorunları de vardır ve makineden makineye farklılık gösterebilir.



bazı makinelerin dijital algoritmaları, noise seviyesini düşürecek biçimde gelişmişken, bazıları değildir. benzer biçimde bazı yüksek mp değerine sahip makinelerde ccd/cmos taki devreler kalitesizdir ve fazla noise üretir.



bu durum, devrelerin birbirine yakınlığı ile de ilgilidir. nasıl işlemcilere daha fazla transistör sığdırdıkça, daha fazla ısı problemi ortaya çıkıyorsa, cmos ve ccd lere de daha fazla piksel koymak, daha çok noise üretmesini sağlamaktadır zira noise, pikseller arası elektronik bir sorundur.



bu sebeple, kaliteli profesyonel cihazlar yüksek mp değerlerine sahip olmalarına karşın, ışık devrecikleri arasındaki mesafe daha fazladır ve sensörler birbirlerini daha az tesirler. buna karşılık daha ucuz makinelerde sensörler daha sıkışık bir alana toplanır ve noise çoğalır zira sensörler birbirine parazit yapar.



pahalı makineler büyük sensörler kullanabilir. büyük sensörler daha pahalı, daha maliyetlidir ve makinenin ebatları da buna müsaittir. halbuki müşteri düzeyi cihazlar daha küçük sensör kullanır ve maliyetten kurtarmaya çalışır. kaldı ki, giriş düzeyi cihazlar genelde ufaktır ve bir de "yer" problemleri vardır.

Dijital kayit formatlari

Dijital kayıt formatları

Dijital dünyada fotografik objeler, bir sıkıştırma formatı ile bilgisayara aktarılır. dijital kameralar, bu işi çekim sırasında halleder. kimyasal fotoğraflar ise, tarama sonrası dijital ortama aktarılırlar.



en yaygın kullanılan fotoğraf formatı jpeg dir.jpeg, kayıplı bir algoritmadır yani jpeg ile sıkıştırılan fotoğraflarda, gözün göremeyeceği veya çok zor göreceği bazı kayıplar oluşur ama yer ve vakit kazancı o kadar fazladır ki, buna göz yumulur.



jpeg formatında, sıkıştırma kalitesi veya algoritmaları seçilebilir. ama jpeg, devamlı okunup yazıldıkça (yeniden kaydedildikçe), her keresinde bir miktar daha fazla kalite kaybettirir. bu yüzden, fotoğraflarımız ile foto editörleri aracılığıyla oynama yaparken, orjinallerini muhafaza etmeli, aynı jpeg i defalarca kaydetmek yerine, bunu önce kayıpsız bir formata dönüştürüp, çalışmaları onun üstünde yapmalı ve nihai aşamada jpeg e geri dönmeliyiz.



dijital dünyada kayıpsız formatlar da vardır. bunlardan en yaygın olanı tıff formatıdır ve kayba izin vermez. eski ve yaygındır. bununla birlikte başka kayıpsız formatlar da vardır. örneğin png gibi. tıff, artık fazla yer tuttuğu için pek önerilmiyor ama yaygınlığı sebebiyle, çok yerde kullanılmaktadır.



en büyük yer tutan format ise bmp formatıdır ve malesef, basit dosyaları devasa boyutlara getirebilir bu format.



raw



raw, dijital fotoğraf makinelerinin negatifi olarak tanımlanır. ccd veya cmos üstündeki ham veriyi, hiçbir görsel işleme tabi tutmadan bilgisayara aktarmayı temin eder. zira aksi belirtilmedikçe dijital kameralar bazı görsel işlemler yaparlar.



çekilen bir foto, jpeg olarak kaydedilmeden önce ona white balance uygulanır, peşinden keskinlik (sharpening) ayarı (makinede vardır, tarafımızdan belirlenen bir değerdir) uygulanır, benzer biçimde kontrast uygulanır ve son olarak, fotoğraf tanımlanan ölçüde kayıplı olarak sıkıştırılarak, belleğe saklanır. raw ise, bunların hiçbirini yapmadan fotoğrafı "ham haliyle" kaydeder ve bir raw editör yazılımıyla, bu ayarları bilgisayar başında kendinizin yapmanızı temin eder. bu bir anlamda "dijital film banyosu" olarak düşünülmelidir.



her dijital fotoğraf makinesi raw formatında kaydedemez. yeni ve gelişmiş makineler bu işlemi yapabilmektedir. raw formatı, kayıplı bir sıkıştırma olmadığından, disk ve dijital bellek üstünde fazla yer tutar, kaydetmesi ve aktarması da fazla vakit alır. ama ciddi fotoğraflar genellikle raw formatıyla çekilir ki, üstünde istenen ayarlamalar yapılabilsin.



ccd ve cmos



ccd veya cmos, bildiğimiz elektronik devreler gibidir devamlı kullanılan "elektronik film" görevi görürler. bu cihazların üstünde, en az cihazın çözünürlüğü kadar sensör/devre vardır ve bu devreler, o noktaya düşen ışığı piksel cinsinden dijital ortama yansıtırlar. yani 5mp bir dijital fotoğraf makinesi üstünde, 2560 x 1920 yani yaklaşık 5 milyon adet mini sensör bulunur.



ccd ler ile cmos lar arasında en genel tanım, birisinin daha iyi, diğerinin eski teknoloji olduğu şeklindedir ama bu doğru bir tanımlama olmaz. günümüzde canon firması, cmos u o kadar geliştirmiştir ki, benim diyen ccd ye taş çıkaracak neticeler üretmektedir.



ama profesyonel üreticileri etkisiz bıraktığımızda ccd teknolojisi, cmos tan bir miktar daha üstün görünmektedir. tabi bu, bir "teknolojik altyapı" anlamına gelmez. yani pc mize alacağımız anakartı seçer gibi, cmos ya da ccd tercih etmek "bütünüyle anlamsız" ve sık yapılan bir hatadır. dijital kameralar, örnek fotoğraflarına yani verdikleri sonuçlara göre seçilir. o makinenin içerisinde nasıl bir devre olduğu, kullanıcıyı hiç ama hiç ilgilendirmemektedir. onun için önemli olan, nihai aşamada elde ettiği fotoğrafın kalitesi ve berraklığıdır.



ccd ile cmos arasında esas farklardan birisi de enerji kullanımıdır. ccd, daha fazla enerji harcar, daha çok ısınır, cmos ise bunun tersidir ama bu da, kullanıcıyı ilgilendiren bir durum değildir. yani burada tartışılan işlemci farkı, pc dünyasındaki "intel mi amd mi" tartışması gibi değildir. kullanıcı sonuçlarla ilgilenir, elektronik devre ile değil. zira bu aletlerde bir "parça upgrade" söz konusu değildir. az enerji veya çok enerji harcaması da kullanıcı açısından "anlamsızdır". onun için anlamlı olan, tam dolu bir pil ile kaç poz çekebildiğidir. ccd li bir kamera, daha yüksek amperli bir pil koyup, daha fazla çekim yapma imkanı verdikten sonra, fotoğrafçıyı neden ilgilendirsin ki, hangisinin daha fazla poz çektiği ?



bu hususu detaylıca anlatmakta fayda var zira dijital kamera kullanımı, pc kullanıcılarına has bir durum değildir. hatta pc kullanıcıları, bu piyasaya en yeni giren kullanıcı kesimidir, asıl dijital kamera kullanıcılarının çoğu bilgisayardan anlamaz bile. buna karşılık pc bazlı kullanıcılar, kameraları "ccd varmış, iyiymiş, bunu alayım" ya da "vaaaay, bunun megapikseli ötekinden daha yüksek, bunu alayım" gibi yanlış değerlendirmeler yapabilmektedir.



elbette ki yüksek mp daha iyidir ama aynı şartlar ve netlik altında yüksek mp daha iyidir. yüksek mp için kalite kaybı veya yüksek fiyat maliyeti söz konusu oluyorsa, düşük olan daha doğru bir tercihtir. donanımcılar iyi bilirler ki, bir bilgisayar sistemini değerlendirmede en büyük kusur, yalnızca işlemcinin hızına bakarak karar vermektir. bu yüzden yalnızca mp e bakarak karar verme veya yalnızca işlemci tipine (cmos/ccd) bakmak da, aynı büyük hatadır.



tercihlerde esas ölçütler sırasıyla, görüntü kalitesi, ergonomi, fiyat/performans, dayanıklılık/uyumluluk olmalıdır. bunu bir kenara not edelim zira bu işle ilgilenenler, aynı pc upgrade eder gibi, 3-5 senede bir kamera upgrade etmeye hazırlıklı olsunlar. yakıcı bir hobidir bu çünkü: )

Film rasyosu nedir ?

Film rasyosu nedir ?

Bir dijital filmin çözünürlüğünde, yatay alanın, dikey alana oranına image ratio veya rasyo denir. profesyonel seri cihazlar, genelde 35mm klasik filmle eşdeğer olarak, 3/2 rasyosunu kullanırlar. yani yataydaki her üç piksele karşılık, dikeyde iki piksel oranını korurlar. örneğin 6mp bir dslr makine, 3072x2048 çözünürlüğünde foto çeker.



buna karşılık consumer ve prosumer serisi cihazlar, uygun ekran rasyosu olan 4/3 ü kullanır. bunlarda, yatayda her 4 piksele karşılık, dikeyde 3 piksel ile orantı kurulur.



burada bir önemli noktaya gelmiş oluyoruz. profesyonel cihazlar genelde "kağıt üstüne baskı" alanında çalıştıklarından, kağıt basınç temellerini baz alırlar. halbuki giriş ve orta düzey cihazlarda hedef direkt kağıt değil, ekrandır ve ekran çözünürlüklerindeki yaygın olan 4/3 rasyosunu baz alırlar.



tabi bu durum, giriş düzeyi cihazlarla çekilen fotoların kağıda bastırılamayacağı anlamına gelmez. onlar da fotoğraf kağıdına basılır ve hiçbir problem yaşanmaz. yalnızca kağıt ebatlarına göre sağdan soldan/yukarıdan aşağıdan küçük kırpmalar yapılabilir ki, zaman zaman aynı kırpmalar, profesyonel cihazlar için de yapılmaktadır.

Megapixel nedir ?

Megapixel nedir ?

Dijital fotoğrafçılıkta en sık duyacağımız terimlerden birisidir. çekilen bir fotoğrafın, toplamda ne kadar milyon pikselden oluştuğunu belirtir. bu, yatay ve dikey piksellerin yani çözünürlüğün çarpımı ile elde edilen bir sayıdır ve yaklaşık değere yuvarlanır.



günümüzde megapiksel (mp) tabanı 2 ve üzeridir. yani bugün bir dijital kamera almak arzu ederseniz, 2mp altında bir cihaz bulma şansınız pek yok. 2 mp ise, 1600x1200 çözünürlüğü demektir.



şu sıralar en yaygın çözünürlük, 5 mp ve 6 mp dir. 5mp fotoğraflar genelde consumer serisi cihazlardadır ve 2560x1920 çözünürlüğündedir. 6mp ise, daha çok profesyonel slr cihazların taban çözünürlüğüdür ve 3072x2048 çözünürlüğü temin eder. dikkat edilirse, profesyonel cihazlarda yatay ve dikey çözünürlüklerin oranı, diğerlerine göre bir miktar daha farklıdır ve bunu aşağıda "film rasyosu" bölümünde inceleyeceğiz.



şu sıralar en yüksek megapiksel sunan cihaz, kodak ın dcs14n modelidir ve 14 mp çözünürlük sunar. fakat çok yakın zamanda bu rakamı 20mp gibi görmemiz olası görünüyor. bu iş, giderek gelişiyor ve aynı işlemcilerde olduğu gibi, sensörler de giderek yüksek megapiksel sunuyorlar.

Dijital fotografcilik nedir ?

Dijital fotoğrafçılık nedir ?

Geleneksel film fotoğrafçılığının, bilgisayar takviyeli resim işlemi ile birleştirilmesine, dijital (sayısal) fotoğrafçılık denir.



resimler, artık, bilgisayarda çizilmek veya yaratılmak yerine taranıyor veya dijital bir fotoğraf makinesi ile çekiliyor. resim, bilgisayarın okuyabileceği bir düzenlemede hazır olursa, rahatlıkla değiştirilebilir, düzeltilebilir, yabancılaştırılır, vesaire...



resim işleminin sonunda, hazırlanmış dijital fotoğraf basılabilir, gönderilebilir veya internet sayfalarında kullanılabilir; bunlar, dijital fotoğrafçılığın sunduğu geniş imkânların yalnızca bazılarını oluştururlar. geleneksel fotoğrafçılığın olmazsa olmaz yardımcıları olan retuş boyaları, fırçalar ve bıçaklar yerlerini, program ve donanımların limitsiz olanaklarına bırakıyorlar.



yeni teknolojiler, kullanıcının yaratıcılığını öne çıkarmak için, çok gelişmiş araçlar sunuyorlar.

Dijital fotograf makinesi nedir ?

Dijital fotoğraf makinesi nedir ?

Dijital fotoğraf makineleri, gelişimin doruk noktasını oluştururlar.



teknolojik gelişimler, en son ürünler ve gittikçe câzipleşen fiyatlar, dijital fotoğrafçılığın ve eğlence-tüketim branşının, sağlam esas taşlarını oluşturmakta. eskiden resimler filme çekilir, banyo yapılır ve taranarak bilgisayara aktarılır, kalite kontrolü yapıldıktan sonra belki bir daha çekim yapılması gerekebilir, ve en sonunda istenilen sonuç elde edilirdi.



dijital fotoğraf makineleri, tam bu noktada devreye giriyorlar.



fotoğrafları çekip, esnasında kontrol edip, silip, tekrardan çekip ve bilgisayara yükleyerek, işleyebilirsiniz. dijital fotoğraf makinelerinin filme, fotoğrafların ise kimyasal banyolara gereksinimi yoktur; çünkü direkt hafıza kartına kayıt edilirler.

dijital resimler bilgisayara, daha hızlı aktarılır.

bu nedenler dijital fotoğraf makinelerini, yeni başlayanlardan mesleki kullanıcılara kadar, fotoğraf ile uğraşan herkesin tercih ettiği araçlar hâline getirmişlerdir.