?

Turizm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Turizm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Sanliurfa

Şanlıurfa

İlkbahar: tam sezonu





yaz: gidilebilir





sonbahar: gidilebilir





kış: ideal değil







urfa, peygamberler şehri olarak bilinmesinin yanısıra, hristiyanlığın, museviliğin ve müslümanlığın en kutsal saydığı hz. ibrahim'in doğduğu ve yaşadığı şehir olarak bir başka özelliği var.







gezilecek yerlerinin yanısıra, "kemiksiz pirzola"sı, "ballı dondurma"sıyla, lezzetli yiyeceklerin mekanı. tabii urfa kebabını da unutmamak gerekli. yani urfa, güneydoğu gezilerinde gidilecek önemli noktalardan biri.















nasıl gidilir ?





karayolu ile istanbul-urfa







önünüzde 1274 kilometrelik yol var. sizleri uzun ve zahmetli bir yolculuk beklediği kesin. ancak ilk hedef, istanbul- kaynaşalı arasında otobanı kullanmak. sonra da bolu dağı geçişi var. şayet vaktiniz varsa istanbul'dan erken yola çıktıysanız, bolu dağında kahvaltı molası verebilirsiniz. belki de canınız hoş domates çorbası çekerse varan tesisleri ne güne duruyor.







bolu dağından indikten sonra, tekrar otobanı kullanmak en mantıklısı. hem kamyonlarla, hem tır'larla uğraşmadan keyifli yolculukla ankara'ya ulaşıyorsunuz.











arkasından önce kırşehir'e, sonra nevşehir'e ulaşıp, niğde üstünden pozantı'ya geliyorsunuz. ancak bu yolda dikkatli olmakta fayda var. çünkü dağdan aşağı inerken balatalara dikkat. yol boyunca yer alan kamyonlar, trafik güvenliğini tehlikeye düşürecek kadar sizin sabırlarınızı zorluyor. o nedenle bu yolu, hız yolu olarak değil de, etrafı keyifle seyretme fırsatı olarak değerlendirin. en azından ayaklarınız da dinlenir, gözleriniz de. tabii ki sizde...







pozantı'dan inerek, tarsus'a ulaşıyorsunuz. otobanda adana ve gaziantep'e gelirken, nur dağı, türkiye'nin en iyi karayolu uygulamalarının yer aldığı 3 büyük viyadük ve iki kavisli tünelle geçiliyor. etrafı seyretmeyi, yolun keyfini burada çıkarmayı unutmayın.







gaziantep-urfa işkence yolu







gaziantep'ten sonra urfa yoluna çıktığınızda, bir anda hız sınırınız 40 kilometrelere düşüyor. çünkü ne yazık ki, bu iki ili ve daha doğrusu gaziantep'i kuzey ırak'a ve iran'a bağlayan bu yol, işkence yoluna dönüşüyor. çünkü yol bozuk ama hem de nasıl bozuk..







günde binlerce aracın geçtiği yol otoban bitmediği için, tek gidiş gelişli bir yol. bu yoldan urfa'ya ulaşmak işkence! her adımda, "bozuk yol" "tamirat çalışması var", tabelaları karşınıza çıkıyor. aşırı sıcaklarda, aşırı yüklü araçlar nedeniyle çöken asfalt da bu yola eklenince, kendinizi bir anda uzun konvoyun peşinde buluyorsunuz. sollama yapmanız da çok tehlikeli olunca, o kısacak yol gözünüzde büyüyor.







yani, istanbul- gaziantep arası sizi belki çok yormaz ama, gaziantep-urfa yolu yorgunluğunuza yorgunluk katacak bir yol. tedbirli olun. gerekirse gaziantep'te mola verin. gerekirse, urfa yolu üstünde yer alan, birecik'te mola verin. kelaynak yetiştirme çiftliğini gezin.







uçakla







istanbul'dan direk thy ve özel havayolu şirketlerinin uçaklarıyla gaziantep'e gitme şansınız var. ankara'dan da uçakla gaziantep'e ulaşıp, karayolu ile urfa'ya gidebilirsiniz.















nerede kalınır ?





urfa son yıllarda gerek türkiye'den gerekse dünyanın bir çok ülkesinden gaziantep'e gelenlerin de kesinlikle uğradıkları yerlerin arasında yer alıyor. dolayısıyla kentte kalınacak yerlerin sayısı da artmış taktirde.







eğer kent merkezinde kalmak arzu ederseniz, en iyi adreslerden biri, halülrahman gölü arkasında yer alan otel edassa. otel taş mimarisiyle, konumuyla, hoş bir yerde. urfa kalesi ve camileri bilhassa geceleri, aydınlatıldığı vakit keyifle izliyorsunuz.







otelde uydu televizyon, otoparkı, iş adamları için her türlü imkânı var.





devlet konukevi







urfa'nın belki de en geleneksel evlerinden biri olduğu için en hoş otellerinden biri. 1991 yılında şanlıurfa valiliği tarafından onarılarak hizmete açılmış. balıklıgöl'e çok yakın konumda yer aldığı için, talebi çok. ama gitmeden önce telefonla yer ayırtabilirsiniz. odalarda kalış ücretleri bölgeye göre ideal.







nerede: selahattin eyyubi camisi'nin karşısında yer alıyor. geleneksel ufra mimarisinin en hoş örneklerinden biri. haremli ve selamlık bölümleri olan iki katlı yapısı var. çok hoş avlulu bir bahçesi var. toplam 6 odası var. biri de suit. illa ki lüks otellerde kalmak, buraya kadar gelmişken geleneksel bir evde kalmak istiyorum derseniz burası tam size göre.







devlet konukevi'nde lokanta hizmeti de var. bilhassa yazın bahçesinde yemek yemek çok keyifli. konukevi'nde grup olarak da yemek yeme imkanınız var. bundan başka sıra geceleri de yapılıyor.















ne yenir ?





urfa deyince yemek konusunda alternatifler çok. acılı kebaplar, yöresel yemekler sizleri bekliyor. bundan başka, bostana salatası, borani, lebeni çorbası, soğan tavası, kenger aşı ve daha onlarca yemekler sırada sizi bekliyor. tüm bunların tadına bakmak için urfa'da gülizar konukevi bir başka adres.







devlet konukevi'nde lokanta hizmeti de var. bilhassa yazın bahçesinde yemek yemek çok keyifli. konukevi'nde grup olarak da yemek yeme imkanınız var. bundan başka sıra geceleri de yapılıyor.







ama bunlar arasında aşağıda yer alanlar, öyle hemen yer yerde bulamayacağınız lezzetler ve yiyebileceğiniz adresleri. bunlara vaktiniz varsa kesinlikle uğrayın. tadına bakın. unutamayacaksınız.







kemiksiz pirzola yemediyseniz tam yerindesiniz!







urfa'da kebap, et yemeği bol. ama bunlar arasında bir yer var ki, kesinlikle gidilmeli. burada yapılan "kemiksiz pirzolalar"ın tadına kesinlikle bakılmalı. sonra da bu lezzet için bir daha gitmenin yolu aranmalı. bu lokanta nerede mi!







urfa kapalıçarşı içerisinde bulunmakta olan köroğlu çarşısı içerisinde yer alan 80 yıllık kahraman urfa kebap salonu'nda mustafa bağmancı usta'yı bulun. gerisini merak etmeyin. çünkü size kendi elleriyle yaptığı özel sos içerisindeki pirzolaları, ızgara ateşinde kıvamında pişirip, düzüz bir tepsiye koyup gönderiyor ki! yeme de yanısıra yat misali.







mustafa usta, 65 yaşında. iki katlı lokantasının bir eşi urfa'da yok. zaten buraya bilenler geliyor. urfa'da kapalıçarşı içerisinde hemen hemen her lokanta önünde müşteri bulup içeri çeken çığırtkanlar burada yok. ama lokanta her gün 12. 00-14. 00 arası yalnızca hizmet verirken dükkanında oturacak yer zor buluyorsunuz.







mustafa usta, pirzolalarına güveniyor. işte kendi ağzından pirzolaların sırrı:







"bu pirzolanın lezzetli olması için etin taze olması gerekli. taze taze et kesiliyor. beklemiş et kabul edilmiyor. ondan sonra elimizden yaprak olarak çıkarılıyor. döverek bu hale getiriliyor. ne kadar taze olursa o kadar hoş olur. sos içerisinde bir saat tutulur. bu şekilde urfa'da bir tek biz yapıyoruz. başka yerde yok. "







çünkü kemiksiz ve az yağlı pirzolalar, özel bir sosa yatırılıyor ve kömür ateşinde pişiriliyor. bu kadar basit gibi görünen işin sırrı ise sosta. mustafa usta sosun sırrını vermiyor ama içerisinde domates, biber salçası, keki zeytinyağı, tuz ve çeşitli baharatlar yer alıyor.







dükkana girer girmez, kapı önünde yer alan etlerin bulunduğu tezgah ve kömür ızgaranın bulunduğu pişirme ünitesinin dışında lokantanın birinci katında başka bir şey yok. oturma grubu ise üst katta yer alıyor. hatta şayet ayarlanabilir de bir de teras katta yemek yeme şansınız olursa tüm çarşıyı bu kez tepeden görme şansınız oluyor.







usta büyükçe bir tepsinin içerisinde, sosun içerisinde yatırdığı etleri siparişe göre, ızgaraların arasına diziyor. yanlarına biberler ve domatesler de ekliyor. hepsi büyük bir sabırla kömür ateşinde yanmadan pişiriliyor. kağıt gibi incecik, ama lezzetli pirzolalar önünüze gelince afiyetle yemek size kalıyor. ama masadan bir türlü karnınız doysa da, lezzete doyamadığınız için aç kalkıyorsunuz.







ballı maraş dondurması







öğle yemeğinde pirzolanızı yedikten sonra dükkandan çıkın. sağa doğru birkaç adım atın. hemen yanınızda 7 numaralı dükkanda bu kez apayrı bir lezzet "ballı dondurma" sizi bekliyor. evet "ballı dondurma". hem de ufacık bir dükkanda, belki de türkiye'de hiçbir yerde bulamayacağınız bir lezzet.







çünkü bu tadın yaratıcısı, bedih usta, yıllardır sade dondurma yapıp satarken, işleri artırmak için neler yapabilirim diye düşünürken, ballı dondurma yapmak aklına gelmiş. o güne kadar yaptığı sade dondurmaların içerisine, bu kez bal katarak yapmaya başlamış. dondurmaya hemen hemen herkes ilgi gösterince de, şanı almış yürümüş urfa'da.







şimdi yaz günlerinde bilhassa başı hep kalabalık. sade dondurmayı ballı olarak alınca bir de üzerine ince kıyılmış çam fıstığı da dökülünce değmeyin lezzetine.







mutlaka tadın!







şıllık tatlısı!







urfa'ya özgü bir başka lezzet ise, "şıllık tatlısı". ismi nereden geliyor bilinmez ama, birkaç tane yediğinizde tıkandığınız geleneksel baklavaların yanısıra, bu tatlı size çok hafif gelecek.







urfa'da her yerde bulma imkanınız yok. ama şehir merkezine yakın konumda yer alan doğanay pastanesi bu konudaki en iyi adres.







pastanenin genç sahibi ibrahim karataş, "şıllık tatlısı"nın yapılışını şu şekilde anlatıyor.







"tatlının hamuru krep hamuruna benziyor. sütle karıştırılan un hazırlanıyor. çırpılıyor. yanmaz tavada iki taraflı olarak pişiriliyor. çıktıktan sonra içerisine ceviz fıstık dolduruluyor. ufak küçük kesiliyor. üstüne tereyağı şerbet bırakılıyor. hem hafif hem hoş. buraya özgü. "







yemesi gerçekten lezzetli ve hafif.







pastanede yalnızca bu tatlı yok. yalnızca kendilerinin ürettiği isotlu dondurma ise bir başka özel ürünleri. bu dondurmanın özelliği ise sade dondurma içerisine geleneksel olarak fıstık yerine acı biber konması.







tabii bu lezzetleri tatmak için buralara kadar gelmenize neden yok. şayet ankara'da oturuyorsanız, emek dördüncü caddede bulunmakta olan öz urfalı lokantası yine aileye ilişkin. buradaki her türlü ürün, orada da yer alıyor. size de buraya uğrayıp tadına bakmak kalıyor.















alışveriş





urfa'da alışverişin kalbi tabii ki kapalıçarşı'da atıyor. burada aklınıza gelebilecek hemen hemen her türlü ürün kendilerine ayrılan sokaklarda satılıyor. bunlar arasında terzilerin bulunduğu sokak ise bir başka enteresan yer. bu sokakta yan yana dükkanlarda dizili onlarca terzi, bir dikiş makinesinden meydana gelen tezgahlarında siftah bekliyorlar sakince. kimi kumaş pazarından aldığı elbiselik kumaşları kimi gömleklikleri buraya getiriyor. esnasında istediği biçimde kendisine elbisesi dikiliyor. şayet üzerinizdeki giyside bir problem varsa esnasında onarım ediliyor. dikiliyor.







şayet kendinize halı ve kilim almak istiyorsanız, kapalıçarşı içerisinde bulunmakta olan sipahi pazarı tek adres. birbirlerinden renkli, değişik desenli kilim ve halılar müşterileri bekliyor. türkiye'nin hemen yer yerinden gelen kilimler ve halılar burada. ücretleri da büyük şehirlerdekilerden çok ideal.







urfa denince akla gelen bir başka geleneksel ürün ise keçe. kapalıçarşı'da yalnızca keçe değil, geleneksel ürünlerden olan "yamşah" yani esasında başörtü olarak yapılan ama günümüzde masa örtüsü olarak kullanılan dokumalar da bulma imkanınız var.







urfa özgü gümüş bilezikler.







mahmut tekin, şanlıurfa'da şehre özgü akıtma bilezikleri bulabileceğiniz bol çeşitli en ideal yerlerin başınd geliyor. tekin dükkanında yer alan ürünleri şu şekilde anlatıyor:







"tamamen el işi olarak yapılır. zinciri ve üstü el işi. eski tarihe dayanıyor. en az 150 yıllık bir model. böyle bir tanesi 4-5 günden aşağı çıkmaz. urfa düğünlerinde kesim kağıtlarına yazılır. onu almak altın olarak koşul konulur. akıtma denilir. gerdanlık elmas olarak. telkari ve şimralı diye geçer. oymalı ve telkari olarak değişiyor. "















ilginç yerler





urfa'nın geçmişi 11 bin yıl öncesine kadar uzanıyor. tarihte önemi çok büyük. çünkü kültür ve medeniyetin dünyaya yayıldığı yer olarak biliniyor.







urfa'nın en büyük özelliği ise, kentin "peygamberler şehri" olarak tanınması. bunun en büyük önemi ise kentin, inanç turizm yönünden çok önemli bir potansiyelinin olması. çünkü musevi, hıristiyan ve müslümanlar tarafından tanınan hz. ibrahim (a. s)'ın urfa'da doğup yaşadığına inanılmış olması, bu kentin her üç dine mensup topluluklarca kutsal olarak tanınmasının en büyük sebebi.







zaten günümüzde urfa'ya ilk adım attığınızda hz. ibrahim (a. s)'ın doğduğu mağara, ateşe atıldığında düştüğü yerde meydana gelen halil-ür rahman ve aynzeliha gölleri ile çevrelerindeki kutsal mekanlar, ilk dolaşacağınız yerlerin başında geliyor.







gerçekten de, hz. ibrahim'in doğduğu, yakup, eyyup, yusuf, lut, elyasa, şuayp ve musa peygamberlerin yaşadığı kent olarak çok büyük öneme sahip. hıristiyanlık devlet dini olarak dünyada ilk kez burada kabul edilmiş.







buraları her yıl binlerce yerli ve yabancı turist tarafından ziyaret ediliyor. karayolu ile hac yapıldığı zamanda türkiye'den çıkmadan önce hacı adaylarının uğradığı son duraklardan birisi de burasıydı aynı zamanda.







urfa'da görülebilecek gezilebilecek ana yerler hep balıklıgöl civarında yer alıyor dersek yanılmış olmayız. urfa'nın kendine özgü evleri, daracık sokakları, bunların arasında yer alan tarihi binaları, camileri, kiliseden camiye çevrilen birbirlerinden enteresan dini yapıları hep ama hep buralarda birkaç adım uzaklıkta yer alıyor. zaten urfa merkezini keşfetmenin, tadını çıkarmanın en iyi yolu, yürüyerek buraları gezmek.







balıklı göl söylencesi nedir ?







ibrahim peygamber, devrin zalim hükümdarı nemrut ve halkının taptığı putlarla mücadele etmeye, onları kırıp parçalamaya ve tek tanrı fikrini savunmaya başlayınca, nemrut tarafından bugünkü kalenin bulunduğu tepeden ateşe atılır. bu esnada allah tarafından ateşe "ey ateş, ibrahim'e karşı serin ve selamet ol" emri verilir. bu emir üstüne, ateş suya odunlar da balığa dönüşür. hz. ibrahim bir gül bahçesinin içersine sağ olarak düşer. hz. ibrahim'in düştüğü yer halil-ür rahman gölüdür.







rivayete göre nemrut'un kızı zeliha da ibrahim'e inandığından kendisini onun ardından ateşe atar. zeliha'nın düştüğü yerde de aynzeliha gölü oluşmuştur. her iki göldeki balıklar halk tarafından kutsal kabul edilerek yenilmemekte ve korunmaktadır.







balıklıgöl







urfa'nın kalbinde yer alan balıklıgöl, gerçekten görülmesi gereken yerlerin başında geliyor. ne de olsa urfa ile adı yan yana yazılan bu yer ile ilgili hemen hemen herkes bir bilgiye sahip. balıklıgöl'ün hemen yanısıra halil ül rahman camisi ve döşeme camisi yer alıyor.







halil ül rahman cami döşeme cami...







halil-ür rahman gölü'nün güneybatı köşesinde yer alan bu cami medrese, mezarlık ve hz. ibrahim'in ateşe atıldığında düştüğü makamdan meydana gelen bir yer. cami bizans dönemine ilişkin meryem ana kilisesi üstüne 1211 yılında yapılmış. medresenin içerisinde merdivenle çıkılan revaklı medrese osmanlı döneminde rakka valisi mehmet paşa tarafından 1771 tarihinde yapılmış. cami ve medrese 1995 yılında valilik tarafından restore edilmiş. bir görüşe göre de şehirdeki en eski camilerdendir. halife me'mun vaktinde hz. ibrahim makamı'na inşa edilmiştir.







aynzeliha ve halil-ür rahman gölleri





urfa şehir merkezinin güneybatısında yer alan ve ibrahim peygamberin ateşe atıldığında düştüğü yer olarak bilinen bu iki göl, kutsal balıkları ve çevrelerindeki tarihi eserler ile urfa'nın en fazla ziyaretçi çeken yerleridir.







halil-ür rahman gölü'nün kuzey kenarındaki rızvaniye camii ile güneybatı köşesindeki halil-ür rahman camii ve medresesi göle ayrı bir hoşluk vermektedir.







gölün etrafı panayır yeri gibi. en hoş taragı göl içerisinde yüzen, hz. ibrahim ateşe atıldığı sırada gölde bulunmakta olan kömürlerin bir anda balığa dönüştüğü söylencesiyle kutsal olduğuna inanılan balıklar.







yakın zamana kadar hemen hemen herkesin yanısıra getirdiği ekmeklerle beslediği balıklar teker teker ölünce, şimdi bu tür beslenme yasaklanmış. onun yerine satılan yemlerle beslenmeye izin veriliyor. balıklar da bu beslenmeden ötürü zaten kocaman olmuş havuzun içerisinde yüzüyor.







göl çevresinde dolaşırken yanınıza yaklaşan çocuklar, size rehberlik yapmak istiyorlar. şayet vaktiniz varsa bu teklifi kabul edin. çünkü yakalarında kartlar olan bu çocuklar esasında sokak çocuklar. valiliğin giriştiği kampanya neticesi çocuklar topluma kazandırılmak amacıyla, böle bir projede yer almışlar. hemen hepsi medenice yaklaşıp size teklifte bulunuyor. kabul etmezseniz de yanınızdan uzaklaşıyor.







ibrahim peygamber'in doğduğu mağara ve mevlid-i halil camii







ibrahim peygamber'in doğduğu mağara, halil-ür rahman ve aynzeliha göllerinin 100 metre doğusunda yer almaktadır. mevlid-i halil camii avlusu içersine alınmıştır. hz. ibrahim bu mağarada yedi yaşına kadar kalmıştır. mağaranın içersinde bulunmakta olan şifalı suyun bir çok hastalığı iyileştirdiğine inanılmaktadır.







bu mağaranın yanına osmanlı dönemi'nde hz. ibrahim'in hatırasına mevlid-i halil adı verilen ufak bir cami yapılmıştır. ibrahim peygamber'in makamını ziyaret etmeye gelen binlerce kişiye bu cami ufak gelmeye başlamış ve bunun yanına 1986 yılında çifte minareli büyük bir cami inşa edilmiştir.







göl gezinizi bitirdikten sonra ise, göl ve camiyi arkanıza alıp iki tane mermer direğin bulunduğu tepeye doğru yürümenizi öneri ederiz. çünkü bir süre sonra karşınıza basamaklar çıkıyor. tepenin en üst noktasına kadar yürüyerek çıktığınızda, hz. ibrahim'in bir miktar önce gördüğünüz bu iki mermer direğe gerilen mancınıkla, şimdi içerisinde balıkların yüzdüğü göle atıldığını öğreniyorsunuz.







çıktığınız bu noktanın en iyi tarafı ise, tarihi urfa kentini çok hoş bir biçimde görme imkanınızın bulunması.







urfa kalesi ve şehir surları







çeşitli kaynaklarda yer alan bilgilere göre, urfa kalesi ve şehir surları, kentin güneybatı kesiminde, halil-ür rahman ve ayn-ı zeliha göllerinin güneyindeki damlacık dağı üzerindedir. doğu, batı ve güney tarafı kayadan oyma derin savunma hendeği ile çevrili, kuzey tarafı ise sarp kayalıktır.







814 yılında (abbasiler dönemi) şehir sularının tekrardan inşa edilmesi sırasında kalenin de seleukoslar dönemine ilişkin eski kalıntılar üstüne tekrardan inşa edildiği kuvvetle muhtemeldir. güneydeki kayadan oyma hendeğin m. s. III. yüzyıla ilişkin kaya mezarlarının üstüne yapıldığı kesilmiş kaya mezarlarından anlaşılmaktadır.







kale üstündeki korinth başlıklı iki sütunun arası 14 m. olup yükseklikleri 17. 25 ve çapları 4. 60 metredir. doğudaki sütunun kente bakan yüzünün 3 metre yukarısında estrangela türündeki süryanice kitabede: "ben askeri ko[mutan] barş[amaş] (igüneşin oğlu)'ın oğlu aftuha. bu sütunu ve üstündeki heykeli başbakan ma'nu kızı, [kral ma'nu] eşi, hanımefendim ve [velinimetim] kraliçe şalmeth için yaptım. " yazılıdır. kitabede adı geçen edessa kralı ıi. ma'nu (240-242)'dur. saltanat tarihleri dikkate alınırsa, bu sütunların 814 yılındaki surlar ve kalenin temel inşa tarihinden önce buraya birer anıt sütun olarak dikildikleri ortaya çıkar.







urfa çarşıları...







evliya çelebi, seyahatnamesinde urfa çarşılarından "... çarşısı dört yüz dükkandır. her türlü değerli eşya bulunur. saraçhanesi ibrahim halil ırmağı kıyısındadır. onun için bağdat serdabı gibi soğuk su ile sulanmış ana yolun iki tarafı mamur ve hoş, mevsiminde türlü çiçeklerle süslü olup geçenlerin içini açar. oralarda tüm bilgi sahiplerinin toplandığı, dinlendiği yerler vardır. " cümleleriyle bahsetmektedir.







evliya çelebi urfa'daki bedestenlerden de şu biçimde söz eder: "... iki bedesteni vardır. biri eski usul kargir kubbeli yapı olup uzunlamasına yapılmıştır. üç tane demir kapısı vardır. tüm kıymetli mücevherler bulunur. "







tarihi çarşı







balıklıgöl'e bu kez arkanızı verip yavaş yavaş yeni düzenlenen alanlardan yürüyünce, karşınıza urfa'nın tarihi çarşısının giriş kesimleri çıkıyor. buradan içeriye girmeye başladığınız andan başlayarak ise, sizi büyülü bir dünya bekliyor.







gümrük han







osmanlı'lar döneminden kalma iş hanları ve çarşılardan meydana gelen eski ticaret merkezi urfa çarşısı, günümüzde de aynı fonksiyona sahip. her bir sokağında değişik esnafların bulunduğu, hemen hepsinin gelen müşterileri coşkuyla karşıladığı, geleneksel dokunun hala korunduğu bu kimi kapalı hanlar içerisinde, kimi sokaklarda yer alan çarşıda alışveriş yapmak da inanılmaz keyifli.







işte bunlar arasında yer alan gümrük han, koskoca bir avlu çevresinden yer alan dükkanları ve asıl asırlık ağaçlarının gölgesinde oturma imkanı bulunmakta olan çay bahçesiyle kendine özgü bir mekan.







geçmişi 1562 yılına kadar uzanıyor buranın burada urfa'ya özgü, üzeri deri şeritli ya da rahle biçimindeki tahta taburelerde oturan yöresel giysili insanları izlemek ayrı bir keyif.







buranın en büyük özelliği ise, sabah 07. 30'da peynir, zeytin, domates ve dumanı tüten lavaş ekmeğiyle yapabileceğiniz sabah kahvaltısı. gümrük han'da bir yandan günlük yaşantı sürerken bir yandan da restore çalışmaları sürüyor.







kazzaz (bedesten) çarşısı...







bedesten çarşısı'nda bilhassa kadın gezginlerin aklını çelebilecek yüzlerce ürün yer alıyor. bunlar arasında neler yok ki! dünyanın hemen hemen her yerinden getirilen ipek şallar, kıyafetler, örtüler, sofra örtüleri. rengarenk yöresele dokumalar, kumaşlar, yan yana dizili.







hele bunlar arasında birisi var ki, kesinlikle gidilmeli. bedesten çarşısı'nın girişinde yer alan mir ticaret'te murat taşkın, genç yaşına karşın, işindeki ustalığıyla gelen her müşterinin elini boş çevirmiyor.







murat taşkın, "burası ailemizin yeri. hep beraber çalışıyoruz. bir babadan üç anadan 36 kardeş bir aradayız. sattığımız ürünlerin hepsi dışarıdan. iran, pakistan, hindistan, dubai gibi yerlerden hemen hemen her yerden ürün var. şam'dan masa örtüsü ve yöresel giysiler, urfa'ya özgü modeller, orta doğu şal eşarp, urfa dokuması masa örtüsü giysiler. daha önce burada dokunuyordu. şimdi dışarıda dokunuyor. "







murat taşkın, urfa'da hemen hemen her erkeğin geleneksel giysilerinin yanısıra bir başlarına eflatun ile kor arası renklerde eşarp bağlamasının sebebini ise şu şekilde anlatıyor.







"erkek ve beyazlar mor gibi bir renk kullanılmaktadır. 10-15 yıldır moda oldu. burada çok tutuldu. kadın erkek aynı renk kullanıyor. ancak erkek desenleri daha sade. özel bağlama biçimi var. "







hemen herkese bir şeyler satıyor. kadın müşterilerine hemen yer yöresel kumaşlarla başlıklar sarıyor. ilgilendikleri ürünlerin özelliklerini anlatıyor. yani kısacası yok yok. şalların, atkıların hem renkleri hem desenleri gelenlerin dikkatini kesinlikle çekiyor. ve buradan alışveriş yapmadan ayrılamıyorsunuz.





selahattin eyyubi camisi (vaftizci yahya kilisesi)







balıklıgöl'ün üst kısmında yer alan, devlet konukevi'nin de bulunduğu cadde üstünde yer alan cami, 457 yıllarında piskopos nona'nın yaptırdığı, 32 mermer sütunuyla göz kamaştıran bir yapı. kilise olarak yapılan bina, 18 yüzyıl başlarında camiye dönüştürülmüş. gerçekten de kiliselere özgü o enteresan yapısıyla ama cami olarak düzenlenen yeni haliyle görülmeye değer bir özelliği var.

Gaziantep

Gaziantep

İlkbahar: tam sezonu



yaz: tam sezonu



sonbahar: gidilebilir



kış: ideal değil





türkiye'nin en büyük altıncı ili. doğu'nun paris'i olarak yıllarca söylendi durdu. ama asıl ününü son yıllarda zeugma mozaikleri ile yaptı. ama lezzetleri hiç unutulmaması gereken o yemekleri yok mu ? sırf onlar için bile gaziantep 'e gidilir.





imam çağdaş'da birbirlerinden lezzetli kebap ve baklavaları yemeden, sabahleyin "beyran çorbası" içmeden, halil ve mehmet kardeşler'de, "küşneme, beyaz ve taraklık" yemeden mutlaka geri dönmeyin. ancak evinize dönünce de, kendinize gelmek için, günlerce hafif yemekler yemeyi göze alıyorsanız buyurun gaziantep sizi bekliyor...















nasıl gidilir ?



gaziantep, türkiye'nin güneydoğusu'nda bulunmakta olan en büyük 6. ili. ankara'ya 672, istanbul'a 1125 ve izmir'e 1105 km mesafede yer alıyor.









otobüs:



istanbul- gaziantep arası otobüsle yaklaşık 15 saat sürüyor.





uçakla gerek türk hava yolları, gerekse özel şirketlerin gaziantep'e seferleri yer alıyor. thy istanbul ve ankara'dan her gün direk uçuş yapıyor...





tren



istanbul'dan salı, perşembe ve pazar günleri 08. 55'de kalkan tren, bir sonraki gün, 11. 35'de gaziantep'e ulaşıyor.















nerede kalınır ?



gaziantep'de hemen hemen her bütçeye seslenen tesisler var. bunlar sıradan otellerden başlıyor 5 yıldızlı otellere kadar çıkıyor. ama bunlar arasında bir tanesi var ki, kısa vakit önce açılmasına karşın, ilgiyi çekiyor.





bu tesis kale yakınlarında yer alan daracık sokakların arasında bulunmakta olan eski bir gaziantep evi'nden butik otele dönüştürülmüş. bina 4 evlik projenin ilk adımı.





bina yapımında çevredeki ocaklardan çıkarılan 'havara' taşı kullanılmış. yumuşak ve kolay işlenilebilir olmasının yanı sıra, mekanları yazın sıcağında serin, kışın soğuğunda ise sıcak tutması yaygın olarak kullanılmasına sebep olmuş.





anadolu evleri



4 değişik binadan oluşacak tesis şu anda tek binasıyla hizmet veriyor. ama eski bir ermeni konağı olan bina, odalarıyla dekorasyonuyla, avlusunda yer alan ve mevsiminde çok hoş açan erguvan ağacıyla çok değişik. bu tesis, kale içerisinde yer alan anadolu evleri olarak biliniyor.





bünyamin yakar eşi ile birlikte anadolu evlerini işletiyor. 2003 ağustosundan beridir hizmette. 175 yıllık ermeni konağının, 8 odası var. 20 kişi kalabiliyor. odalarda banyo, klima gibi her türlü gereksinim var. tam bir butik otel. kapısından içeri girdiğinizde dünya ile bağlantınız kesiliyor. binanın zemini, halep sıvası... odalar, ahşap nacarlarla (dolap) döşeli.





yakar, bu tesisin butik otele gelmesinin enteresan öyküsünü şu şekilde anlatıyor.





"bu binaların mülk sahibi timur şindel. baba tarafından amerikalı, annesi türk. annesi roman yazarı nihan yeğinobalı. motor tutkunu olan timur bey, bir müzik şirketinin genel müdürü olarak çalışırken, motor peşinde türkiye'yi adım adım geziyor. bir gezisinde şanlıurfa'ya giderken gaziantep'de nereye uğrayabilirim diye araştırma yapıyor. burada bulunmakta olan bir arkadaşına uğradıktan sonra, kale civarında gezerken, bir emlakçıda tarihi evlerin satılık olduğunu öğreniyor. evleri görmek istiyor. görünce hemen kararını veriyor. gezdikten sonra 4 evi satın alıyor. küçüklükten beri hayal ettiği bir şeymiş. sonunda muradına eriyor. "





timur bey öncelikle, 175 yıllık binayı restore ediyor. bina gerçekten çok görkemli. dış görünüşüyle, avlusuyla bir çok yeri orijinaline sadık kalınarak restore edilmiş. zaten butik otelin müşterileri de en fazla bu özelliği nedeniyle burayı tercih ediyor.





binanın dört duvarla çevrili avlusu içerisinde bulunmakta olan özel oturma gruplarında kendinizi evinizde gibi hissediyorsunuz. dış kapının hemen karşısında bulunmakta olan üstü kapalı oturma yeri ise, bir başka hoş. elinize hemen kitabınızı alıp bir an önce okumaya başlamak istiyorsunuz.





bir de odaları var ki! görülmeye, daha doğrusu kalmaya değer. hemen girişte resepsiyonun üzerinde bulunmakta olan ve çatı katı yatak odası olan suit. iki katlı. hemen girişte boydan boya ahşap kaplı odanın sağında oturma grubu yer alıyor.





ikinci katta bulunmakta olan yatak odasına ise, binanın orijinalliği bozulmasın diye daracık bırakılan merdivenlerden çıkarak gidiyorsun. ancak oda gerçekten görülmeye değer. binanın çatı katına denk gelen odada yatak hemen hemen tüm odayı kaplıyor. yerler ahşap döşeli. odanın kenarlarında bulunmakta olan ufak pencerelerin bazılarında ise kuş yuvaları bulunuyor. gerçekten kalmak için uygun yerlerden biri.





otelin müşterileri arasında güneri civaoğlu, modacı bahar korcan, defile için gaziantep'e gelen mankenler ve bir çok ünlü kişi yer alıyor. çok özel bir butik otel.





otelde sabah kahvaltıları yöresel lezzetlerden, sapsarı yumurtalardan, tereyağından, ballardan ve tatlılardan oluşuyor. otel konukları isterse - müşteri değil! - tesis dışında bulunmakta olan kebapçılardan, geleneksel antep yemeklerinden de getirtilip servis yapılıyor.





tesisin işletmecisi bünyamin bey, yakın gelecekte alınan diğer binaları da onarıp hizmete alacaklarını belirtiyor.





fiyatı: odaların ücreti kişi başı, 90 dolar civarında. çok ucuz değil. ama bölgede otantik bir yerde kalmak istiyorsanız, beş yıldızlı tesislerden sıkıldıysanız tercih edilebilir.





uğcan otel



gaziantep'de kalacak yerlerin başında en eski 5 yıldızlı otellerden olan tuğcan oteli geliyor. şehir merkezinde yer alıyor. 124 odası ve 16 suit ve kral dairesi var. otelin içerisinde gece kulübünden sağlık merkezine kadar hemen hemen her şey var. ancak otel ücreti yüksek. tedbirli gitmekte fayda var.







grand otel:



gaziantep şehir merkezinde yer alan diğer beş yıldızlı bir tesis. en iyi otellerden biri. ancak bunun da kalitesi yanısıra ücretleri yüksek.





polisevi.



gaziantep'de diğer alternatif tesisler arasında yer alıyor. en büyük özelliği şehrin bilhassa yazın tercih edilen bağlar bölgesinde yer alması. 5 yıldız kalitesinde bir tesis. ücretleri da ideal. ama yer ayarlamak için özel organizasyon lazım. odalar temiz ve otel bakımlı... geniş bahçesi var. bahçede tenis kortları, çocuk oyun alanı ve en mühimi de yemyeşil doku içerisinde yürüyüş parkuru da var. malum gaziantep yemeklerinden sonra yürüyüş koşul. kahvaltı ekstra. akşam yemeği için restoranı açık.















ne yenir ?



gaziantep yemek tutkunları için adeta bir cennet. nasıl olmasın ki! şehirde lezzet peşinde koşmak iki gruba ayrılıyor genel olarak. birinci grup yemek maratonunda adresler, şehrin geleneksel yemekleri. bunlar arasında sabah erkenden içilen, "beyran çorbası"başı çekiyor.





bunun yanısıra bir başka lezzet ise, nisan ve mayıs aylarında özel ekmeğiyle yenen, inek sütünün kaynatılmasından hemen sonra elde edilen özel "kaymak". özel yapılan tuzsuz ekmeğin üstüne kaymak sürülüyor. sonra da üstüne bal ya da reçel dökülüyor. böylesine bir lezzet ise elle parçalanarak yavaş yavaş yeniliyor. gerçekten lezzetine doyulmaz bir kahvaltı. tabii bunu yedikten sonra hemen hemen bir öğün yemeği atlamanız gerekiyor.





antep gerçekten yemek yemeyi sevenler için bulunmaz lezzetlerle dolu. sabahın erken saatlerden başlayarak gün batana kadar hemen hemen her çeşit yemek adeta sizleri "gel gel" diye çağırıyor. hangi tarafa gideceğinizi şaşırıyorsunuz.



en iyisi bunları tek tek anlatmadan sizlere bu lezzetli yiyecekleri nerede bulacağınızı anlatalım da, bu şekilde bir taşla iki kuş vuralım. hem yemekleri öğrenin hem de nerede yiyeceğinizi...





beyran çorbası...



gaziantep mutfağının sabah kahvaltılarında vaz geçilmezi. özelliği yapımının 10 saat sürmesi.



beyran'ın özelliğine gelince. koyunun kürek kemiğinin üzerindeki et beyran çorbasının ana öğesi. bakırdan yapılan beyran kazanına etler konduktan sonra iş pişirmeye kalıyor. ancak bu pişirme işlemi esasında, yemeğin en önemli ince noktası. önce kazanın altına meşe odunun kökü konur. kazanın alt kısmı macun durumuna gelmiş külle sıvanır. üstünde ince bir delik açıldıktan sonra kök tutuşturulur. kazanın üzerine de çam ağacından yapılan bir kapak kapatılır.





et kaynamaya başladıktan sonra üstündeki kef alınır ve tuz atılır. 10 saat pişen et kemiğinden ayrılır. diğer tarafta pirinç suda yıkanı haşlandıktan sonra süzülür. pirinçlerin yapışmaması için üstünde bir miktar tereyağı gezdirilir. yüksek bir sinin altına bir kaşık iç yağ sürüldükten sonra önce lapa durumuna gelmiş pirinçler, onun üstüne de elle tek tek işlenip damarları ve sinirlerinden arındırılmış etler yerleştirilir. çok güçlü ateşin üstüne konan siniden cazırdama ses gelince, üstüne et suyu dökülür. bir taşım kaynadıktan sonra beyran hazırdır. kırmızı pul biber ve sarımsak koyularak artık servis yapılır. yemeğe limon da sıkılabilir.





beyran yiyebileceğiniz en iyi yerler.





metanet: görünüş olarak bir miktar salaş bir lokanta. en büyük özelliği beyran çorbası için sabah 05. 00'de kapılarını açması. en geç saat 10. 30'a kadar beyran var. öğlenleri ise kebap servisi var. akşamları kapalı.





yeri: gaziantep'de tarihi çarşının hemen yanısıra. kime sorsanız gösterir...





cıncık: beyran ve bilhassa yöresel gaziantep yemekleri için gidebileceğiniz yerlerin başında geliyor. mahalle arasında lezzetli yemekleriyle tanınmış bir yer.



mumbar dolması, gerçek ezo gelin çorbası, yuvalama gibi yemekler var. akşam 21. 00'de kapanıyor.





imam çağdaş...



gaziantep deyince akla yemek, yemek deyince de tabii ki ilk gelen kebap oluyor. gaziantep'de 150 çeşit kebap olduğunu biliyor muydunuz ? işte böylesine kebap dünyasının merkezi konumunda bulunmakta olan şehirde imam çağdaş bir ekol. tam 120 yıldır kapılarının lezzet tutkunlarına açan bir kebapçı. öylesine biliniyor ki, şehre gelenler, esnaflar canları kebap istediği vakit her şeyden önce buraya geliyor.



imam çağdaş'ın günümüzdeki temsilcisi üçüncü kuşaktan burhan çağdaş. 1980 yılından beridir işin başında. restorana girer girmez, solda kapının yanındaki kasanın başında duruyor. duruyor ama dükkanda olan bitenden, ocaktaki kebapların pişmesinde hep gözü. sizi devamlı gülen yüzüyle karşılıyor. garsonlar vızır vızır.





masanıza oturduğunuz vakit ise lezzet fırtınası başlıyor. en hoş özelliği ise, masaya oturur oturmaz gelen özel küffan ekmeği, limon yeşil biber ve maydonoz tabağı. tabii üstelik içerisinde kaşık bulunmakta olan bir tasta gelen "ayran". daha o anda çok değişik bir kebapçıda olduğunuzu anlıyorsunuz.





imam çağdaş'ın kebaplarına geçmeden önce, arzuya göre gelen söğürmeli (közde patlıcan ezmesi) lahmacun ise damağınızda bir başka tad bırakıyor.





gelelim kebaplara. masanıza gelen kebaplar bir çoklarına büyük şehirlerde ağır gelen koyun etinden kebaplardan çok değişik. çünkü bu kebapların en büyük özelliği 20 kiloyu geçmeyen "erkek koyun etinden" yapılıyor olmaları. et makine yerine, zırh denilen büyük bıçaklarla köfte durumuna getiriliyor. etin doğrandığı tahtanın ceviz ağacından olması gerekiyor. çünkü bu tahta etin kararmamasını sağlıyor. erkek koyun eti meşe ağacının kökü ile kok kömürünün karışımı ile oluna ateşe atılır. et burada şişer ve ağızda dağılır gider.











büyük şehirlerde niye bu lezzetle yiyemiyoruz diye cağdaş'a sorduğumuz vakit yanıtı bizi şaşırttı. " büyük şehirlerde genelde fırın kullanılmaktadır. fırın ateşi güçlü değil. o nedenle kebap kurur ve suyunu çeker. "





imam çağdaş'da yiyebileceğiniz kebapların çeşidi ve limiti yok. nisan ayında, bilhassa kemeli kebap sizi bekliyor. bu kemeyi istanbul'da mesela ancak belli kebap lokantalarında çok kısa bir dönemde bulma imkanınız var. o da bilirseniz. halep'ten gelen keme (bir çeşit mantar) bir et, bir keme olarak şişe diziliyor. pişiriliyor ve masaya getiriliyor. yılın yalnızca belli ayında ve ancak belli restoranlarda bulunmakta olan kebabı tatmak gerçekten bir ayrıcalık. ya yeni dünya kebabının da ne demeli.! az yağlı bıçak kıyması tuz ve karabiberle karıştırıldıktan sonra köfte durumuna getiriliyor. aralarına çekirdekleri çıkarılmış malta eriğinin yarısı konuluyor. bundan başka sarımsaklı, soğanlı kebaplar da cabası.







ya o alinazik kebabı! gerçekten ağızlara layık. yoğurt içerisine, kömür ateşinde pişirilen patlıcan yatırılıyor. üzerine de o güzelim köfte kebap. parmaklarınızı yiyorsunuz hemen hemen her şeyi yerken.





bütün kebaplar caddeye bakan ana ocakta, ustalar tarafından gözler önünde pişiriliyor. garsonlar ise, patlıcanlı kebapların kabuklarını soyup müşterilere bakır tabaklar içerisinde servis yapıyor. bu bile büyük bir keyif. büyük şehirlerde unuttuğumuz bakır yemek kapları, gaziantep'de hemen hemen hemen hemen her yerde hala kullanılmaktadır.





peki ya tatlılar ? fırından daha yeni çıkmış havuç dilimleri, az şerbetli çok malzemeli ya da klasik bol şerbetli baklavalar, her ısırışta damakta dağılıyor.



bütün bu yemeklerden sonra imam çağdaş'tan çıkarken, bir anda birkaç kilo aldığını düşünmeye başlıyorsunuz. ama bence değer. çünkü bu lezzet başka hiçbir yerde bulunmayacak kadar hoş bir lezzet. kaçırmamak gerekli...





halil ve mehmet kardeşler...



siz hiç her et parçasına kürdan batırılıp masaya getirildiğini gördünüz mü ? belki başka şehirlerde yemek sonrası size şeker, tatlı lokum ikram edilir. ama böylesine bir ikramı türkiye'de ancak gaziantep'de yaşayabilirsiniz.





gaziantep'in en önemli lezzet duraklarından biri. ızgara etin bu kadar lezzetli olabileceğini tadınca şok geçiriyorsunuz. ancak öylesine lezzetli ki masaya gelen hemen hemen her şeyi silip süpürüyorsunuz. lokantanın en büyük özelliği gaziantep'in şehir merkezinin dışında ve telefonu olmaması. yani rezervasyon yapma imkanı yok. lokantaya gidiyorsunuz. kim olursanız olun. kapıda bekliyorsunuz. masalar boşalırsa oturup yemeğinizi yiyorsunuz. bir de yalnızca saat 12. 00 ile 14. 30 arası açık olması en büyük özelliği.





aklınıza geleni duyar gibiyim. peki niye buraya gideyim diyorsunuz. buraya kesinlikle gitmelisiniz. çünkü burasının bilhassa salatası ve etleri çok tanınmış. ilk olarak çoban salatasından başlamak gerekli. çünkü salatanın içerisinde yok yok. nar ekşisi, isot, sarımsak, sumak pekmezi, sirke, kırmızı biber ve bol naneli özel sosla hazırlanan salata masaya büyük bir sahan içerisinde geliyor. yanısıra da kişi başına kaşık. kaşıkla salataya bir "giriyorsunuz"... şok geçiriyorsunuz. aman allahım o ne lezzet. özel sos salataya muhteşem bir tat vermiş. etler olana kadar salata sizi hazırlıyor.



etler ise bir başka alem.





gaziantepli kasap olan halil bey ve kardeşi mehmet 1972 yılından beridir işlerinin başında. halil bey etlerin hazırlanmasından mehmet bey ise pişirilmesinden sorumlu.





et türlerine gelince. buradaki etlerin en büyük özelliği küşneme denilen, her koyundan yalnızca 35 cm uzunluğunda 3 parça olarak çıkan parçalardan yapılıyor olması. yemekler, simit kebabı, küşnemelik parça et, şiş köfte ve şiş kebap. bakır sahanlarda gelen bilhassa parça et, sosuyla öylesine lezzetli ki yemeğe kıyamıyorsunuz.





masada et siz yeter diyene kadar devamlı geliyor. parça parça sıcak etler, sırayla yeniyor. masadan kalkmaya yakın, yanınızda bir de tanına biri varsa, jest olarak size üstlerine kürdan batırılmış, küşneme etler geliyor. artık bunu da yiyince ne olduğunuzu şaşırıyorsunuz. kesinlikle buraya gidin!





incilipınar



gaziantep'e nefes alacak en hoş yerlerden birini kazandıran eski belediye başkanı celal doğan'ın eseri 100 yıl Atatürk kültür parkı içerisinde yer alıyor.





lokantanın en büyük özelliği dekorasyonu. yöresel özellikte aklınıza gelebilecek her şey dekor olarak burada kullanılmış. masalarda 2. dünya savaşında yayınlanan cumhuriyet gazetesinin sayfaları, emlak ilanları, enteresan yazılı belgeler yer alıyor.





sahibi bir zamanlar terzi olmasına karşın, işini gayet iyi yapmış. sonra da emlak şirketi kurmuş. hem o işini hem de lokantasının birlikte yürütüyor. haftanın yedi günü açık.



yöresel antep yemekleri olan, yuvalama, içli köfte, analı kızlı, pimpirim aşı, dövmeli alaca maş çorbası ve tabii ki kebaplar menünün başında yer alıyor. özel yemekleri sadrazam kebabı. beyti kebap özel soğanlı domatesli sos içerisinde servis ediliyor.





restoranın bilhassa bahçesi yaz akşamlarının vaz geçilmezi. bundan başka nargile salonu da yer alıyor. cami yanısıra yer aldığı için içkisiz bir lokanta. zaten bu özelliği gaziantep içerisindeki hemen hemen her türlü lokantada görüyorsunuz. içkili lokantalar şehir dışında yer alıyor.





evirgeç 2000.



yöresel yemekleriyle tanınmış. lokantada pimpirim aşı, yuvalama ekşili köfte ve tüm gaziantep yemekleri yer alıyor. bundan başka mantı ve gözleme de yer alıyor.





gülloğlu...



gaziantep'e gidip de baklava yemeden dönmek olur mu ? baklava için gidebileceğiniz en iyi adreslerden biri ise, elmacı pazarı içerisinde yer alan güllüoğlu'nun tüm türkiye'ye çıkış yaptığı ufacık dükkana uğramak. buranın ortaklarından ve baş baklava ustası bayram sarıbaş sizi gülerek karşılıyor. bir anda karşınızda sanki 40 yıllık arkadaşınız gibi sizinle ilgileniyor. üzerlerine daha yeni şerbetleri dökülmüş havuç dilimlerini, çıtır çıtır baklavaları yerken kendinizden geçiyorsunuz. sıcacık baklavalar boğazınızdan kayarak mideye giderken, damaklarınızda eşsiz lezzet bırakıyor.



baklavaların sırrına gelince bayram sarıbaş sözü alıyor.





" diğerlerinden farkı marka olmamız, kullandığımız malzemeler birinci sınıf ve emek. fıstığımız gaziantep'e mahsus boz fıstık. mevsiminde çıkar. mevsiminde alınır. yağ sade yağ. mevsiminde çıkar. mesela önümüzdeki ay yağ mevsimi. yıllık olarak alırız. muhafaza ederek kullanırız. sadeyağ, tereyağın eritilmişi. genellikle urfa yöresinin yağlarını alıyoruz. yağlar mayıs haziran aylarında üretiliyor. manda ve keçi sütü karışımı. en büyük özelliğimiz imalatımız ve büyüklerden öğrendiğimiz sanatımızı muhafaza etmek kaliteyi bozmamak.





baklava nasıl üretilir ?





üretirken her şeye dikkat ederiz. biz baklavayı 40 kat yaparız. özel sert buğdaydan un yılların emeğiyle ve deneyimiyle birleşince ortaya bu lezzet çıkıyor.





baklava 20. kata gelince arasına kaymak dediğimiz irmik ve süt karışımını döşeriz. üzerine iri çekilmiş fıstık atarız.



baklava çiğken keseriz. sonra da bir müddet dinlendirildikten sonra, 250 derece olan fırında 50 dakika pişiririz. üzerine ise, 108 derecede hazırlanan şerbeti dökeriz. kadayıfın şerbeti 106 derece, şöbiyet, bülbül yuvası ve sarmanın ise şerbeti 105 derece olur.



eğer şerbet sıcaklıkları değişik olursa, ürün hamur olur. baklavanın hoş olduğunu anlamak için yerken, "hışır hışır" ses gelmesi gerekli. işte o gerçek baklavadır. şerbetledikten 15 dakika sonra ise, satışa çıkarırız.





bu damak zevki. şehrimizle özdeşleşmiş olması. türkiye'nin dört bir yanısıra bulunmakta olan bizim ismimizle bilinen dükkanların sahipleri, hepimiz bu dükkanda yetiştik. herkesin imalatı işi ayrı. amca çocukları, kardeş çocukları. "





güllüoğlu'nda hizmette ise limit yok. nasıl mı ? baklavaları istediğiniz vakit size, otobüsle hemen hemen tüm büyük şehirlere tepsiler ve özel ambalajlar içerisinde gönderiliyor.















alışveriş



gaziantep'de alışverişin sonu yok. aklınıza gelebilecek hemen hemen her türlü modern ya da geleneksel ürünü alma imkanınız var. bilhassa gaziantep kalesi'nin eteklerinden kurulan eski şehir merkezinde yer alan, daracık sokaklı, her birinde değişik bir esnafın üretim ve satış yaptığı çarşıda, hemen hemen her türlü ürünü bulmak olası.





her türlü baharat, bitki ilacı, atlar için koşum, çocuklar için topaca kadar yüzlerce ürün sizi bekliyor. bunlar arasında bundan başka nargileler, bakır işlemeli hediyelik eşyalar neler neler.





ancak antep'de şayet alacaklarınızın en kaliteli olmasını istiyorsanız aşağıda anlatacağım yerlere kesinlikle gidin. çünkü buralarda satılan ürünler, hilesiz hurdasız, en kaliteli ve ideal fiyatlarla sizleri bekliyor.





gaziantep deyince akla ilk gelen dışarıya götürebileceğiniz tabii ki baklava. baklavanın ise en önemli adresleri, imam çağdaş ve elmacı pazarı'nda bulunmakta olan güllüoğlu. bu iki adreste de gözünüz kapalı en lezzetli baklavaları alabilirsiniz.





imam çağdaş'da normal baklavanın yanısıra malzemesi bol, şerbeti az olan kare biçiminde özel bir baklava da var. bu bilhassa uzun yolculuklar ve fazla şekerli yemeyenler için tercih edilebilir.





fiyatlar: imam çağdaş kullandığı birinci sınıf malzemeyle çok kaliteli baklava ürünlerini yapıyor. ancak ücretleri çarşıdaki diğer baklava satanlara göre pahalı. ancak verdiğiniz paraya değecek bir baklava alıyorsunuz.





arslanyürek tıbbı bitkiler satış yeri.





eski çarşıda bulunmakta olan ilhan arslanyürek'in dükkanından aklınıza gelebilecek her türlü bitkisel ürünü alma imkanınız var. cana can katan, hemen hemen her türlü hastalığa iyi gelen isveç şurubu arzu ederseniz burada yer alıyor.







taze peynir.



gaziantep'de nisan ayı sonu ve mayıs ayı içerisinde, bir başka telaş ise peynirde yaşanır. tüm bir yıl boyunca tüketilen peynirler, bu aylarda taze olarak piyasa çıkar. gaziantepliler kendi damak tatlarına düşkün oldukları için, hemen peynirciler çarşısına koşar. taze peynirleri kendilerine bir yıl yetecek kadar oranda alır. pazarda 30-35 kiloluk peynir torbalarını sırtlamış bir çok insan görürsünüz.





ihtiyaç kadar alınan peynirler, evlere getirilir. tuzlanır. naylonla birlikte tenekeye konulur. ağzı lehimlenir. ve soğuk hava depolarına kaldırılır. evdeki peynir bitince de yıl boyunca gereksinim kadar depodan alınarak kullanılır.





yemeni: en iyi astarsız ve elde dikilen, terletmeyen deri ayakkabıyı hayri usta'dan alabilirsiniz. (ayrıntılı bilgi enteresan yerler bölümünde).





kutnu: sadece gaziantep'e özgü olan floş ve pamuklu karışımı bu ürünü, iki üreticiden biri olan 73 yaşındaki cevdet demir'den alma imkanınız olursa çok şanslısınız. çünkü kendisi genelde toptan satış yapıyor. ama ürettiği onlarca çeşit kutnu kumaşlar, avrupa'nın ve türkiye'nin en tanınmış ailelerinin üzerlerinde yer alıyor.





15-20 kilo ev için alınır. kullanılır. o bitince yeni teneke devreye girer.





her türlü baharat



baharat almak için gidilecek yerlerden biri ise, gaziantep merkezi'nde bulunmakta olan ipekçioğlu kurukahve ve baharatçısı. buranın sempatik sahibibeyhan harap, dükkanda bin bir çeşit baharat ve kuruyemiş satıyor. hem de taze taze. bunlar arasında yok yok.



yeni bahar var. kimyon var. haspir var. haspir bilhassa orman kebabı, yoğurtlu yemeklere kullanılır. 7 türlü baharat var. etli yemeklere kullanılmaktadır. yenibahar var. zeytinyağlı dolmadan kuşbaşılı kebaba çok hoş olur. kekik var. et kekiği pirzolaya iyi gider. bundan başka cevizli sucuk, gaziantep'in lezzetli fıstıkları da var.





antep biberi ise özel olarak hazırlanmış. yeni tarım bakanlığı yasasına göre, aflotoksinsiz biberler artık kapalı ambalajlarda satılıyor. antep biberinin özelliği dövme biber olarak yapılması. yağlıdır. tuzsuzdur. bundan başka damar ve tohum bölümü olmayan biberler de var. isot biber var çiğköfte için, salataya kullanılır.



nar ekşisi ise, gaziantep'in oğuzeli tarafından ve hatay'dan geliyor. tabii ki çaylar var. suriye'den geliyor.



ayrıca sumak ekşisi de bulunuyor. ekşi. salatalara, piyaza kullanılır.



tabii gaziantep'in vazgeçilmezi, kurutulmuş dolmalık biber patlıcan, kabak, biberler var.





bunlar sekizinci dokuzuncu ayda yapılır. kurutulmuş ürünlerin kullanımı da bir miktar maharet istiyor. kurutulmuş ürünler, sıcak suda kaynatılıp dinlendirilecekler. o vakit açılıyor. normal halini alıyor. yalnızca sıcak su içerisine konup çıkarılınca olmuyor.





menengiç kahvesi





gaziantep'de bulunabilecek en hoş şeylerden biri olan menengic kahvesi ise, içecek olarak kullanılmaktadır. tadı kakaolu süt karışımı gibi. kış günü yaygın. bronşite, öksürüğe karşı çok iyi. boğazı açar. göğsü yumuşatır. normal kahve gibidir. ama bir miktar yağlıdır. sıvı olarak satılıyor.



bütün bunları burada bulabiliyorsunuz.















ilginç yerler



gaziantep'de gidilecek, gezilecek yer çok... o nedenle kalacağınız güne göre kendinize ilk olarak bir yazılım yapın. gaziantep'de gaziantep kalesi gezisiyle başlayıp, hemen eteklerinde kurulan eski şehir merkezini, çarşıları, birbirlerinden enteresan camileri gezmek bile birkaç gününüze mal olacak kadar zaman alıyor. tabii bir de araya enteresan alışveriş yerlerini, yemek molalarını eklediğiniz vakit, işin altından kalkmak gerçekten zor. o nedenle iyi bir gezi planı yapmanız gerekiyor.





gaziantep kalesi



gaziantep'e gelip de kaleye çıkmamak olmaz. şehrin ortasında yükselen kale, suriye'nin ikinci büyük şehri halep kalesinin birebir kopyası gibi. ne zaman ve kimin yaptığı tam olarak bilinmiyor.





yalnız bir miktar daha bakımsız bir halde duruyor. kalenin çapı 100 metre, 1200 metre uzunluğunda.





bir zamanlar 36 burcu olan kalenin 12 burcu duruyor. enteresan yeri ise, kaleyi dairesel olarak dolaşan tonozlu koridorları.





en önemli görülecek yerlerin başında ise tabii ki, zeugma geliyor. ne yazık ki birecik barajı'nın suları altında kalan zeugma'dan kurtarılan yüzlerce metrekarelik mozaikler gaziantep'de yeni yapılan müzede sergilenmek için hazırlanıyor. müze açılınca gerçekten dünyanın en önemli mozaiklerini görme şansınız olacak. bunlar arasında yer alan "çingene kız", "akhileus" mozaiklerini ise kesinlikle görün.





zeugma ile ilgili bilgi





"köprü başı" anlamına gelen zeugma, gaziantep'in nizip ilçesinin belkıs köyünde bulunmakta olan antik bir kenttir. belkıs, fırat nehrinin kolay geçilen bir noktasında yer aldığından, tarihin en eski çağlarından beridir çok önemli bir geçit yeri olmuş ve tarih boyunca ticaret açısından olduğu kadar, askeri bakımından da her zaman önemini korumuştur.





doğudaki ve batıdaki imparatorlukların doğal limiti olan fırat nehri kıyıları, büyük savaşlara sahne olmuştur. büyük iskender, iran seferine giderken fırat'ı buradan geçmiş ve şehir, helenistik dönemde tekrardan imar edilmiştir.





kommagene krallığı döneminde dört önemli şehirden birisi olan zeugma, roma imparatorluğu döneminde, fırat'ı koruyan dört büyük askeri garnizondan biri ve en güneydeki olma özelliğine sahip olmuştur. roma devrinde şehir çok büyümüş, kültür, sanat ve ticari alandaki faaliyetleri ile zengin bir yapıya sahip olmuştur. bilhassa m. s. 2. ve 3 yy. 'da en parlak devrini geçiren zeugma, bizans döneminde eski canlılığını kaybetmeye başlamış ve sonunda islam akınlarına dayanamayarak önemini yitirmiştir. zeugma, bilhassa roma döneminde, sanat alanında çok ilerlemiş, zengin villaları süsleyen mozaik döşemeler dünya örnekleri ile yarışır hale gelmiştir.





zeugma'nın en acı tarafı ise, baraj inşa edilirken yıllarca sular altında bu değerli eserlerin kalacağı biliniyordu. ama ne yazık ki yıllarca yılda yalnızca 30 gün kazı yapılarak buradaki eserler kurtarılmaya çalışıldı.



ama artık çok geç kalınmıştı.





tahmis kahvesi



gaziantep'in en enteresan yerlerinden biri ise, tekke camisi'nin yan tarafında bulunmakta olan "tahmis kahvesi". burası, 1640 yılında yapılmış. iki katlı bir yapı. kapıdan içeri girer girmez gazianteplileri tavla oynarken, nargile içerken görüyorsunuz. asıl enteresan yanı ise, ahşap merdivenle, kahvenin tam ortasından çıkılan ikinci katı. yaklaşık 80 yıldır bu kahveyi işleten bahattin dedekurt, burayı yaşatmak için elinden geleni yapıyor.



kahvede en enteresan içeceklerden biri kekik çayı ve menengiç kahvesi.



tarihçesi



kahve ve yanısıra bulunmakta olan dükkânlar ve han, esasında yanı başında bulunmakta olan mevlevihane'nin yaşaması için, burayı yapan sancak beyi mustafa ağa tarafından vakfedilmiş. ancak 1901-1903 yılları arasında çıkan yangında, tüm binalar yanmış.



binalar, mevlevihane'de postnişlik yapan feyzullahoğlu şeyh mehmet muhip efendi tarafından kendi cebinden harcadığı parayla onarılmış.



tahmis'in kelime anlamı, "kahve dövülen yer" demek. eski dönemlerde kahve, cevizden yapılan dibeklerde dövüldüğü için bu adı almış.



menengic kahvesi ise, yabani fıstıktan yapılıyor. dibek kahvesi gibi bir tadı var.





dikkat! tahmis kahvesi, enteresan olmasına enteresan, tarihi bir yer ama, ne yazık ki, bakım hemen hemen hiç yok. hemen hemen 100 yıldır el değmemiş gibi duruyor. en kötü tarafı ise, aydınlatmanın tavanlardan sarkan flueresan lambalarla sağlanması. duvarlarda alakasız büyük boy resimler, buranın tüm özelliklerini kaybettiriyor.





mevlevihane



kahve'nin hemen sağ tarafında az ilerde bulunmakta olan mevlevihane'ye ise kesinlikle gidin. iki nedenle. birinci neden mevlevihane içerisinde bulunmakta olan tekke camisi'nin içerisine girerken, minaresinin altındaki yoldan yürüyerek geçiyorsunuz. evet minarenin altında yol var! caminin girişi tam yol kenarında bulunmakta olan minareye denk geldiği için böyle bir çözüm bulunmuş. gayet de hoş olmuş.



eski antep evlerini, cami etrafında bulunmakta olan dar sokaklarda dolaşırsanız görebiliyorsunuz. ama gaziantepliler, daha eski evlerin turizm için ne kadar önemli olduğunun farkına varmamış gibi davranıyor. bu hususa el atan ne yazık ki yok.





boyacı camisi



gaziantep'in en hoş camilerinden biri. en büyük özelliği ise, taş ustalarının büyük bir maharetle işledikleri minaresi. 1358 yılında yapılmış. kesinlikle hem minaresi hem içi görülmeli. içerisinde yer alan minberi ise, kızaklı. duvardaki özel bölmesine girip çıkıyor.





ünü türk sınırlarını aşan bakır ustası



mehmet yaşar kervancıoğlu



gaziantep'e gelip de, yekpare bakırdan imal edilen, kimi dekoratif kimi ise yemek masalarında, pasta servislerinde kullanılan üstü tek tek göz nuru işlemeli "eserleri" almak için gidebileceğiniz en doğru adres ise, tanınmış bakırcı'nın sahibi, yaşar kervancıoğlu...





dile kolay, 13 asırdır devam eden bir işin temsilcisi yaşar usta.



ilerlemiş yaşına karşın, hala sabahın erken saatlerinde dükkâna gelip işlerini kendi yapıyor. 62 yıldır bu işin içerisinde olan yaşar usta, yaptığı işi ve inceliklerini şu şekilde anlatıyor.





" bu meslek, babalarımızın dedelerimizin mesleği. babam 13 asırdır yıldır devam ettiğini söylerdi. ben 5-6 kuşak sayabilirim. babamın adı ökkeş, onun babası ibrahim, onun babası mehmet, onun babası halil, onun babası kenan. böyle devam ediyor.





çalışmalarımız 1963 yılına kadar kız çeyizleri, çeyiz kapları mutfak eşyaları yapılırdı. özel olarak kız çeyizlerine kayık takımlar yapılırdı. şimdi zamana göre gümüş kaplama pasta takımı, sofra takımı yapıyoruz. alem türleri var. hatta dekor olarak da evlere salonlara da koyuyorlar. onun haricinde bakır turistik eşyalar yapıyoruz. kapaklı sahanlar oymalı işleme var. kullanım hedefli ve dekoratif eşyalı. sürekli kullanmaya müsait değil ama kullanılabilir. "





yaşar usta'nın en büyük özelliği ise, bir zamanlar türkiye adına yurt dışına gönderilen hediyeleri kendisinin yapması. hatta iran şahı rıza pehlevi, farah diba ile evlenirken, türk hükümeti düğün hediyesi olarak büyük bir leğen ve ibrik ısmarlamış. ancak o sırada askerde olan ustaya özel izin verilmiş. o da tek parça 40 santim büyüklüğünde hediyeyi, bir ayda geceli gündüzlü çalışarak bitirmiş.



yaşar usta'nın el emeğinin güzelliği devlet yetkilileri tarafından da beğenilince, türkiye adına hemen hemen bütün dünyaya çalışmaya başlamış.



dönemin amerikan başkanı eishnoweer, fransa devlet başkanı de guelle, ingiltere kraliçesi elizabeth hediyelerin gittiği ünlülerden bazıları.





yaşar usta'nın dükkânı günümüzde de gaziantep'e gelen ve değerli, el emeğinin en hoş örneklerini arayanlar tarafından ziyaret ediliyor. hanımlar, misafirleri için gümüş kaplı pasta takımları, yemek tabakları, kompostolukları, vazoları kapış kapış alıyor.





özel olarak tek parça bakırdan yapılan ve gümüşle kaplanan kapakları nakış gibi işli pilav sahanları ise, göz kamaştırıcı.





kısacası, yaşar usta, bir şey almaya niyetiniz yoksa bile, kendi mesleğinin en önemli temsilcilerinden biri olduğu için kesinlikle ziyaret edilmesi gereken el sanatları ustalarından biri.





kutnu ustası 73 yaşındaki cevdet demir...



gaziantep, ustalar kendi adeta. her köşede kimi hemen hemen yok olmak üzere olan önemli mesleklerin ustaları karşınıza çıkıyor.





bunlardan biri de, bir zamanlar padişahların giysilerinin yapıldığı kutnu olarak bilinen floş ipek ve pamuk karışımı kumaşları üreten, 73 yaşındaki cevdet demir.





kendisine ilişkin ufacık bir hanın odasında, gaziantep'te kutnu üretimi yapan iki kişiden biri olarak kendisinin kaldığını anlatıyor. gaziantep'ten üst kademede birine gidecek hediyelerin başında ise kutnu geliyor. nasıl gelmesin ? eline aldığınızda taa osmanlı'dan beridir gelen desenlerin işlendiği kutnular, göz kamaştırıyor.





cevdet demir, hala dün gibi hatırlıyor, 1938 yılında çırak olarak bu işe girişini. o tarih nereden mi aklında kalmış ? bu tarihte ölen Atatürk'ün, ölüm tarihinin bilinmeyen bir "keskin hatırası" var kendisinde de ondan.





"aklımda şuradan kaldı. gaziantep'de ismet paşa mektebi vardı. onun önünden geçerken niye geziyorum bilmiyorum. o okulun bahçesi genişti. talebeler ağlıyorlar. "niye ağlıyorlar ?"diye gelen geçene sordum. "babamız öldü. tamam" dediler. yani Atatürk o gün ölmüştü. o tarih de oradan aklımda kaldı"





1938 yılında çırak olarak başlamış cevdet demir bu işe. malzemeyi istanbul ve bursa'dan alıyorlarmış. bir merakla girmiş bu işe.



"o vakit iyi bir sanattı. yani mal yetiştiremezdik. şimdi işçiyi tatmin edemiyoruz. 7 ayrı ustanın elinden çıkıyor bu iş. para yediye bölününce işçiye bir şey kalmıyor. işçiler de o nedenle bir amelelik bulunca gidiyor. bu kumaşın özelliği, floş ipeğiyle pamuk ipliği. el tezgahında dokunuyor. desenleri eskiden isimleri konmuş. isim verilirken çözgü sayısına dikkat ediliyormuş. sultan, mecidiye, hindiye, kemha bu isimlerden yalnızca bazıları. dükkanda şu günlerde 60 çeşit ürün var. kumaşların eni 50-60 santim. "





bir zamanlar padişahların kıyafetleri olan kutnular günümüzde değişik amaçlar için kullanılmaktadır. ama bilhassa düz desenler ise, gençlerin ve bayanların gözdesi. erkekler ipek gömlek için alıyor. kadınlar ise, ceket elbise ,gece giysisi yapıyorlar. ona rağbet var. tarihi desenleri halk oyunları kıyafetleri turistik eşya yapıyorlar. bundan başka, yelek, şalvar, terlik ayakkabı, yapılıyor.





kutnu kumaşları istanbul, ankara, izmir gibi şehirlerde belli yerlerde ancak bulabiliyorsunuz. yurt dışından da talep var. ama usta yaşamak için çok az karla kendi yerinde sattığı kumaşların, yurt dışında kaça gittiğini bile bilmiyor.





bir yanda az kazanıldığı, ilgi göremediği için ölmek üzere olan bir üretim, öbür yanda ise ticari anlamda satıcıları tarafından avrupa ülkelerinde çok yüksek fiyata satılan kutnu kumaşlar.





neden sahip çıkılmaz bu tür işlere ?





insanın aklına, altın sarısı renklerin hakim olduğu, pırıl pırıl parlayan kutnu kumaşları, türkiye'de yalnızca gaziantep'de üretildiğini bilip de, buna neden sahip çıkılmadığı sorusu gelmiyor değil. gaziantep'li sanayicilerin, tekstil üreticilerinin bu üretimin en azından geleneksel olarak yaşaması için niye el uzatmadıklarını anlamak olası değil.



yaptıkları işlerden milyonlarca dolar kazanan sanayicilerin, bu tür sosyal sorumluluklarının da olduğunun bilincine ne zaman varacaklarını sabırsızlıkla beklemekten başka elden bir şey gelmiyor ne yazık ki.





yemen kurukahve ve baharatçısı





mehmet cevdet akınal'ın 1963 yılında açtığı ve kendisinin hala tezgahta arı gibi çalıştığı bu baharatçıya kesinlikle gidin. gidin, çünkü unuttuğunuz esnaflığın ne olduğunu, insanlığı, güler yüzlü satıcıların hala var olduğunu kendi gözlerinizle görün.





burası bir karış büyüklüğünde, büyük şehirlerde gördüğünüz baharat satıcılarına göre. çünkü dükkan içerisinde iki kişi yan yana zor duruyorsunuz. dükkanın dekoru tüm duvarları kaplayan kutulardan ve onlara asılı naylon torbalardan oluşuyor. ancak mehmet bey'in gönlü geniş. hem de öylesine geniş ki, dükkana ne almak için giderseniz gidin, hemen ön tarafta bulunmakta olan türk kahvesi dolu kabın kapağı açılıyor. içerisine kepçeyi daldırılıyor. sonra da gelen müşteriye "at bir tutam" diyor mehmet bey. "bu ne diye ?" soruyorum. yanıtı, "çiğ çekilmiş kahve bu. al, al. dimağı açar. yorgunluğa iyi gelir" diyor. bu müşterilere güzel geldin karşılaması.





sadece bu kadarla değil. çocuklu müşterilere ise önce diledikleri veriliyor. sonra da hemen tezgahın arkasına geçiyor mehmet bey. elini duvarda asılı torbalara daldırıyor. gelen müşterinin yanındaki çocuğa göre, kalem, kalemtıraş, kız çocuklarına kolyeler, tokalar, sakızlar hediye ediyor. hediye vermek için top bile almış mehmet bey...





hani gönlü zengin, gözü parada pulda olmayan, o kitaplarda kalan esnaflardan arıyorsanız, antep'de şaşırmadan hemen hemen her yerde bulma imkânınız var. hiçbir şey almasanız bile kahvenin tadına bakmaya, bir miktar sohbete bu dükkâna uğrayın. sanki kendinize binlerce kilo "insanlık ve dostluk" almış gibi yükle çıkacaksınız buradan. bu yük o büyük şehirlerde çoktan unuttuğumuz sahici duyguların yok oluşunun, insanlığın yükü...





baharat, kurukahve, karabiber, hazır kahve ve sumak var. türk kahvesi, günlük çekiliyor. taze taze. "faydaları çok. dimağı yorgunluğu giderir. mide bulantısını giderir". diğer kahve satıcılarında da kahve satılıyor. ne farkı diye soruyorum. yanıtı "onlardan farkı ben brezilya kahvesinin en iyisini alıyorum. diğerleri ucuzunu alıyor. hile yapıyorlar. ".





müşteriler kahvenin sahte olup olmadığını biliyorlar. bana gelen müşterilerim, başka yerden aldıkları kahvenin ağızlarında bıraktıkları rahatsız tadı bilip benden başka yerden almazlar. ben baharatlarımı istanbul'daki dünyaca tanınmış kaşıbeyaz, develi gibi kebapçılara buradan gönderiyorum. onlara hatta türkiye'ye gelen özel çayları alıp gönderiyorum.





karışık kahve



özel yapılıyor. içerisine fıstık içi badem için koyuyorum. şeker koyuyorum. eşe dosta ikram etmek için yapıyorum. satmıyorum. bu da bir tutam alıp yiyenler için yorgunluk giderici, uyarıcı etki yapıyor. "





arslanyürek tıbbi bitkiler alım satım merkezi





eskiçarşı içerisinde yer alıyor. ilhan arslanyürek, kendini bu işe 35 yıldır adamış. esasında ilk işe başladığında bu işi yapmıyormuş. ama gelen giden müşterilerin bu ürünleri sorması üstüne bir liste yapmış. bir müddet sonra bakmış ki, bu ürünlere ilgi fazla işi bu yöne çevirmiş. çevirmiş ama geleneksel usulde ne gelirse satma yolunu tercih etmemiş. başlamış araştırma yapmaya.





"tübitak'a, üniversitelere sormaya araştırmalara başladım. yurt dışı bu şekilde araştırmalarım hala sürüyor. onlardan bana gelen cevaplarla bu işin tüm inceliklerini öğrenmeye çalıştım. elimde çektiğim bitkilerden 15 bin adet slaydım var. 30 bin adet fotoğrafım var bitkilerle ilgili. hiç kimsenin elinde olmayan bir kitap arşivim var. aldığım kitaplar için, eski taş yapı bir antep evi aldım. kitaplarımı ve elimdeki belgeleri orada sergileyeceğim. iki katlı bir ev. bu konuda bir arşiv yapacağım. cd'lere dökeceğim slaytları" diyor.





bunları anlatırken de bir yandan dükkâna gelen müşterilerin sorularına cevap veriyor.





en çok ne istiyorlar.



arslanyürek, günümüzde insanların hastalanınca gücü ilaçlara yetmediği vakit bitkisel ilaçlara daha çok önem verdiğini belirtiyor. dükkânında,



şu anda 350 tür bitki var olduğunu söyleyen arslanyürek, "bu yeni gıda yasasına göre 1300 türe çıkacağız. benim hedefim de de o var. ben de bir ortak bulursam bu işe gireceğim. herkes birkaç tane iş yapıyor. insan bitki istediği zaman onu nereden bulacak. istendiği vakit bulunmalı. "





malzemeler nereden ?



arslanyürek bitkilere olan aşkıyla anlatmasını sürdürüyor.



"ihtiyacımız olan bitkilerin haritası var. nerede ne yetişiyor. ben de haritalara bakarak, nerede ne yetişiyor araştırıyorum. sonra da oradaki köy öğretmenleri, köy muhtarlarıyla konuşuyorum. onlara durumu anlatıp otları istiyorum. korucular da var. bir kısmı ithal olarak istanbul'a oradan buraya geliyor. buradan bulduklarımız oluyor.





antep'e özgü neler var.



adaçayı 60 tür var türkiye'de. 7-8 türü yalnızca antep'te var. bu şekilde çeşitler var. endemik bitkiler var. yararı olur olmaz. 60-70 adet. onun yerini bile söyleyemeyiz. günümüze kadar 5 türünü bulduk. 70 tanesini bulamadık. avrupalı botanikçiler daha önce bulmuş.



satılan otlar ve özellikleri ise şu şekilde.





karabaş otu. kalp kuvvetlendirici, balgam söktürücü, kalp ve damar açıcı, sinir bozukluğuna iyi geliyor.



toros çayı. demedi 75 kuruş,. soğuk algınlığı, öksürük, bronşit.



kiraz çöpü. böbrek kumları ve mesane yolu iltihabı.



mısır püskülü.. idrar söktürücü böbrek kumları dökücü.



oğul otu. kalp rahatsızlıklarına; baş ağrısı, uykusuzluk, kan temizleyici, nefes darlığı ve astım için.



altın otu.. idrar söktürücü, gastrit, böbrek kumları, varis, mesane yolu.



civanperçemi... böbrek çalıştırıcı, astım, gastrit, adet söktürücü, basurda kullanılmaktadır.



ormanlar bitiyor.



türkiye'de 20-25 yıl içerisinde orman denilen bir şey kalmayacak. onlar olmazsa bu bitkiler de olmaz. bunlar bizi üzüyor. bugün antep'te, 2 bin tane pide elle ekmek pişiren fırın var. bu odunlu oluyor. her fırın günde 225 kilo odun yakıyor. buna haftalık aylık senelik yaptın mı, bir de gap yöresine yaydın mı işin içerisinden çıkılmıyor.



ayrıca, sobalı ev türkiye'de kaç tane. her biri 2 ton kömürle kışı geçiriyorsa, üstelik bir ton da meşe odunu yakıyor. bu her şeyin sonunu getirir.



bizim burada güneydoğu anadolu insanları kebaba meraklı. gaziantep'in günlük mangal kömürü gideri 5 ton. istanbul üniversitesi orman fakültesi'ne yazı yazdık. 1 ton kömür elde edebilmek için kaç ton oduna gereksinim var. cevap geldi. 7 ton oduna gereksinim var. 7 ton odunu bir fide olarak düşündün mü, 20-30 dağı ağaçlandırıyor. bunun önüne geçilmesi gerekiyor yetkililer tarafından. en azından ucuz bir elektrikle bu fırınlar çalışır. 2 bin tane fırının ne gereği var. 50 tane yetmiyor mu bir şehre. bu şekilde olması gerekiyor. bir de bu bitkiler, önüne gelen bitkici açıyor. doğadan toplanıp dükkana getiriliyor. yeni gıda yasası bunun önüne geçecek ama denetimler sürmeli. denetimler yetersiz. "





truva filminin tüm ayakkabıları yemenici hayri usta'dan.





gaziantep'de elmacı pazarı'nda, bir başka enteresan yer ise, yemenici hayri usta'nın dükkanı. yemeni, astarsız, elde dikilen, yani bir eşi daha bulunmayan deri ayakkabı olarak biliniyor.



hayri usta ölmüş ama yeni kuşaklar onun adını en iyi şekilde yansıtmak için büyük çaba harcıyor. hem de öyle bir çaba ki, ürettikleri yemeni örnekleri, dünyayı sarsan sanatçı bratt pitt'in ve tüm truva filminin sanatçı ekibinin ayaklarında yer almış. yalnızca o mu. harry potter var, çocukların dünyasının gizemli kahramanı, onun filmlerinde bile ürettikleri, dönem ayakkabıları kullanılmış.



dükkanda günümüzde, hem imalat yapan hem de satışta bulunmakta olan bülent tatar, dört kuşaktır bu işi yaptıklarını belirtiyor. antep'de tek imalatçı olarak kaldıklarını gösteren tatar, götürebildikleri yere kadar bu işi götürmeye niyetli olduklarını ifade ediyor.



cadde üstünde bulunmakta olan ufacık dükkânın hemen hemen her yerinden bilhassa kadın ve erkek için yemeni terlik, ayakkabılar sarkıyor. ürünler, gerek antep içerisinden gerekse antep dışından talep görüyor.



türkiye içerisinde ise, istanbul ve izmir'e, bundan başka tatil yörelerindeki bazı satıcılara gönderiliyor.





zaten hollywood dünyasına girişleri de böyle olmuş.



" ilk olarak harry potter'a numune bazında göndermiştik. orada kullanıldı. ama en fazla truva filminde kullanıldı. filmde yer alan tüm sanatçıların ayaklarında bunlar kullanıldı. biz yaptık. botlarını özel çalıştık. hepsini biz yaptık.



onlar bizi aracılıkla buldu. dalyan'da müşterilerimiz var. onlar turistik olarak satar, onların hanımı ingiliz bir bayan. ingiliz bayan warner bros film şirketinin kostüm departmanından çalışıyor. bizi öneri etmiş. 25-30 tane numune yaptık. gönderdik. enteresandır dünyanın her tarafından ayakkabı gidiyor. bizim ayakkabılar seçilmiş. anlaştık. 1000-1200 çift ayakkabı ürettik. 4-5 ay onlara çalıştık. direk brad pitt'den imzalı foto geldi. bizi çok onurlandırdı. bizi çok memnun etti. hayatında türkiye'ye gelmemiş insanın bize foto göndermesi enteresan bir şey. "





dükkanda arzu ederseniz sipariş üstüne de terlik, ayakkabı yapıyorlar. terlikler bilhassa terlemeyi engelleyici ve çok hafif. denemeye değer...





kemikli bedesten



1 ve 2 numaralı kemikli bedesten ise yine elmacı pazarı yanısıra. buralarda kumaş altın, işlemeli örtüler, çeyizlik malzemeler satılıyor. gerçekten yüzlerce yıllık bedesten içerisinde alışveriş yapmak bir başka keyifli.

Diyarbakir

Diyarbakır

İlkbahar: tam sezonu



yaz: gidilebilir



sonbahar: gidilebilir



kış: ideal değil





yıllarca gözden uzak kaldı. kimse yan dönüp bakmadı bile. unutuldu gitti, doğunun bir köşesinde. terörün gölgesinde kaldı. kimse gitmedi. gidemedi. ama artık her şey değişti. doğu'nun en hoş yerlerinden olan ve turistik olarak kesinlikle görülmesi gereken yerlerden bir olmaya aday diyarbakır.















nasıl gidilir ?



diyarbakır'a gitmek için en uygun yol uçak. bir miktar pahalı ama saatler süren özel araç ya da otobüs yolculuğundan daha iyi denilebilir. türk hava yolları, diyarbakır'a sabah 06. 30'da istanbul'dan direk sefer düzenliyor. gün içerisinde ise ankara'dan bağlantılı seferler var. yani hemen hemen her gün diyarbakır'a gitme şansınız var. otobüs ile büyük şehirlerden gidebilirsiniz. ama saatler süren bir yolculuğu gözler önüne alın.





















nerede kalınır ?



otel büyük kervansaray



diyarbakır'da bilhassa şehir merkezinde kalabileceğiniz yeni ve modern oteller yer alıyor. son yıllarda kalacak yer konusunda önemli gelişmeler var. ama bunlar arasında biri var ki, bölgede kalınabilecek en iyi yerlerin başında geliyor. şayet geleneksel yerlerde kalmak istiyorsanız, ama aynı zamanda da her türlü günlük ihtiyacınızı rahat biçimde karşılamak istiyorsanız burası tam size göre.



burası bir zamanlar deliller hanı olarak bilinen büyük kervansaray oteli. otel, ipekyolunu kullanarak suriye, iran ve hindistana gidecek olan tüccarlar için yaptırılan bezirgan hanı'nın karşısına, cami ve medreseyle birlikte bir külliye olarak 1521 yılında başlanmış ve 1527 yılında bitirilmiştir. delil, eskiden hacca gidecek hacılara rehberlik eden kişilere verilen isim. han 72 oda 17 dükkan ve 800 deve alabilecek kapasitede bir ahırdan oluşmuş. siyah ve beyaz taştan yapılan otelin beyaz taşları urfa'dan siyah taşlar ise kurtboğaz taş ocağından çıkarılmıştır.



otel şehir merkezine bir miktar uzak. ama yürüyerek 15 dakikada merkeze ulaşabiliyorsunuz. otel türkiye'deki kervansarayların en büyüğü. odalarının hepsi elden geçirilmiş. orijinallikleri bozulmadan birleştirilmiş.. içlerinde gömme banyolar var. oda isimleri ise dicle, fırat karacadağ, kral kızı, hasankeyfi, mezepotamya, amid, saray kapı, iç kale gibi. içerisinde 15 suit odası yer alıyor. banyoları jakuzili... bundan başka sauna, lobi, kuaför, osmanlı hamamı, 600 kişilik restoran, 3 bin kişilik havuz başı, bulunuyor. bundan başka bilgisayar, faks gibi modern iletişim nimetleri da var.

yani burada kaldığınız vakit 500 yıllık kervansarayda kalmanın heyecanı ve keyfini çıkarıyorsunuz.





otel sahibinin bir de dicle üniversitesi yolunun bir miktar ilerisinde özel bir hayvanat bahçesi var. burası da yeşillikler içerisinde bir yer... isteyen gidip piknik yapabiliyor. özel çardaklarından oturup sıcak havalarda keyif yapabiliyorlar.. bundan başka ayı gibi ender bulunmakta olan hayvanlar da parkta yer alıyor.







dedeman oteli





yok ben modern bir binada kalmak isterim derseniz, onun için gideceğiniz yer belli. şehir merkezinde yer alan dedeman oteli. beş yıldızlı otelde her türlü konfor yer alıyor.







demir otel





diyarbakır'ın en eski otellerinden biri. birkaç yıl öncesine kadar en popüler yerlerden biriydi. ama günümüzde yeni açılan oteller nedeniyle bir miktar gözden düştü. yine de şehir merkezinde oluşu nedeniyle tercih edilebilir.















ne yenir ?



diyarbakır deyince aklınıza hemen kebap, kavurma gelebilir. ama gittiğiniz vakit gerkçekten şaşıracaksınız. çünkü diyarbakır, birbirlerinden farklı yöresel yemeklerine ev sahipliği yapıyor. şayet bir de yöresel yemeklere meraklıysanız, gideceğiniz bir iki adres var.



bunların ilk sırasında ise, selim amcanın sofra salonu' geliyor. 1982 yılından beridir diyarbakır'a giden hemen hemen herkes, en üst seviye protokol mensubundan, yöreyi bir miktar bilen gazetecilere kadar, buraya kesinlikle uğruyor. yemeklerin tadına bakıyor. uçaktan inip buraya gelenler var.





buraya asıl ününü sağlayan, kaburga dolması isimli özel yemekleri. o kadar adı duyulmuş ki, dondurulmuş olarak başta ankara olmak üzere, hem türkiye'nin büyük şehirlerine hem de yurt dışında bir çok ülkeye uçakla gönderiliyor şimdi bu yemeğin özelliği ne ki bu kadar tanınmış diyebilirsiniz. bunu yazıyla anlatmak gerçekten çok zor. ama anlatmayı deneyeceğim.





kaburga dolması nasıl yapılıyor ?





kaburga dolması, kuzu veya erkek oğlak etinden yapılıyor. ön kol veya yan boşluktan alınan et, haşlanmış iç pilavla doldurulup dikiliyor. üç saat kadar buharda pişirildikten sonra yarım saat ya da daha uzun bir müddet fırına veriliyor. müddet önemli ama kaburga dolmasının pişirilme süresini ancak ustası ayarlayabiliyor. müddet tutmazsa, ne oluyor derseniz... kaburga dolması patlıyor ve tüm emek boşa gidiyor. pirincin ayarı da o denli önemli; az olursa iç pilav lapa oluyor, çok olursa dolma patlıyor. kıvamın sırrı da yemeğin kokusunda. restoranın kurucus selim usta bunu, "yağ ya da su kokusu olduğu sürece yemek pişmemiş demektir. iyi pişen kaburgadan ilik kokusu gelir" diye açıklıyor. iki günde hazırlanıp 4-5 saatte pişirilen bir lezzeti denemek arzu ederseniz selim amca'nın sofra salonu'na bir uğrayın.





büyük bir tabak içerisinde gelen "kaburga dolması", garsonun hünerli elleriyle dikilen kaburgaları açıp, kemikleri çıkarıp, eti lime lime pilavın üstüne dağıttıktan sonra, yemeğe hazır hale geliyor. en az iki kişilik yemeği ne yazık ki, başka bir yerde tatma imkanınız yok. lokantada bundan başka, nar ekşili bostana salatası, haşlanmış içli köfte, bumbar dolması ve bilhassa tarçınlı irmik helvası gerçekten tatmaya değer lezzette.





bir de istanbul'da yaşayanlara iyi haber.



bu yemekleri tatmak için diyarbakır'a gitmenize neden yok, çünkü tüm bu yemekler, bahçelievler ve erenköy'de iki restoranda lezzet severleri bekliyor. kaburga dolması, diyarbakır'da yapılıp istanbul'a gönderiliyor. lokantaya gittiğinizde, şayet ne yiyeceğinize karar veremezseniz, kendinizi baş garsonun tercihine bırakın. o size tüm yemeklerden az az meydana gelen bir menü sunacaktır. yalnız dikkat! buradan çıktıktan sonra gideceğiniz yere, yürüyerek gidin. çünkü yediğiniz yemekleri eritmek için buna ihtiyacınız var.





diyarbakır tavasının tadına doyamayacaksınız...





diyarbakır'a kadar gitmişken öğle yemeklerinde gidebileceğiniz bir diğer adres ise, recep usta. namı diğer, "tavacı recep usta"... diyarbakır surlarının dibinde, dışarıdan bakınca büyük şehirlerin sıradan bir sokak lokantası görünümde bir yer olan recep usta'nın yeri, bahçesinden içeri girince ortaya çıkıyor. sur dibindeki bahçede, isteyen sandalyeli masalarda, isteyen de tabureli sinilerin çevresinden oturuyor. bir de tüm gün sokaklarda dolaşıp buraya geldiyseniz, sizi o leziz kokular mest ediyor. ne yiyeceğim diye düşünmeyin. kendinizi baş garsonun teklifine bırakın. o size tava söyleyecek. kabul edin. mevsiminde gittiyseniz, diyarbakır'ın meşhur marullarını yeme şansınızı da bulabilirsiniz. marulu bir de, yaptıkları ayranın kaymağıyla birlikte masanıza getiriyorlar. yanısıra bir de koruk ekşili çoban salatası ve pide. artık sizi kimse tutamaz.





kadayıf hacı levent'ten yenir





gelelim diyarbakır'ın tanınmış burma kadayıflarına. diyarbakır'a gidip de, kadayıfın tadına bakmadan dönmek olmaz. bunun için de şehir merkezinde bir çok kadayıfçı var. var da bunları arasında bir tanesi var ki, kesinlikle gidilmeli. hacı levent, bu kadayıfçının ismi. yaklaşık 1907 yılından beridir kadayıf yapıp satan ailenin dükkanı, diyarbakır'ın merkezi sayına demir otelin bulunduğu sokakta yer alıyor. bulmak zor değil. kime sorsanız size gösterir.





kadayıfın özelliği





buradaki kadayıfların en büyük özelliği, kadayıfın yağının urfa'dan, fıstığının gaziantep'ten, peynirinin antakya'dan geliyor olması. peki neden diye sorarsanız size şu yanıtı veriyorlar: antakya - urfa arasındaki dağlarda keki bol yetişiyor. bu kekikleri yiyen keçilerden üretilen peynirler de çok lezzetli oluyor. bu malzemeyle diyarbakır'daki kaliteli üretim birleşince, ortaya harika bir tad çıkıyor.





hacı levent'in dükkanında günde 15 tepsi kadayıf satılıyor. bu kadayıfları yine istanbul'da bulunmakta olanlar, şehrin bağdat caddesi, kazasker, dudullu ve kayışdağı'nda bulunmakta olan şubelerinde bulma şansları var. bu kadayıfların da ünü bütün dünyaya ulaşmış taktirde. bakır tepsilerde yapılan kadayıflar, amerika ve avustralya'ya bile gidiyor.





kadayıf nasıl yeniyor ?





şimdi gelelim bu kadar övdüğümüz kadayıfları nasıl yiyeceğinize. çünkü bu öyle bildiğiniz gibi değil. ilk olarak kadayıfların tadı damağınızda uzun müddet kalsın istiyorsanız, suyu 10,15 dakika sonra içmelisiniz. yani kısacası, tepsiler içerisinde nar gibi kazırmış üstü fıstıklarla süslenmiş kadayıflar gerçekten başta tatlı severler olmak üzere, hemen hemen herkesin ağzını sulandırıyor.





bu tatlılar o kadar tanınmış ki, büyük şehirlerin havalimanlarında, diyarbakır'dan gelen yolcular hemen hemen belli oluyor. çünk uçaklardan inen yolcuların hemen hepsinin ellerinde bulunmakta olan poşetlerin içerisinde, kilolarca baklava, yakınları için getirilecek en büyük hediye. diyarbakır'a iş için giden bir yabancı bir gazeteci arkadaşım uçakta herkesin elinde bu torbaları görünce şaşırdığını, bunların uçakta dağıtıldığını sandığını bana söylemişti.

onun üzüntüsü ise, "bana niye bu torbalardan vermediler ?" şeklindeydi. ona bunların tatlı olduğunu anlattığım vakit yüzündeki ifadeyi görmenizi isterdim. dükkanda, burma kadayıf, düz kadayıf, çubuk kadayıf, kaymaklı kadayıf gibi kadayıfın her türü var.















alışveriş



diyarbakır bölgenin gerçekten en merkezi şehirlerinden biri. çarşılarından bilhassa iran'dan, suriye'den getirilen kumaşları, her türlü ürünü bulabilirsiniz. ama ağız tadına yönelik bir tad arıyorsanız, bölgenin en büyük özelliği olan örgü peynirleri almadan dönmeyin. bunun için de günün erken saatlerdin kervansaray oteli yolu üstünde bulunmakta olan peynir pazarı'na kesinlikle gidin. burada aklınıza gelebilecek hemen hemen her çeşit örgü peynir var. ücretleri da ideal kalitesi de... tadını seveceksiniz.





eğer yakınlarınıza hediyelik eşya almak arzu ederseniz, önemli bir adres, kervansaray oteli'nin altında bulunmakta olan yöresel ürünlerin satıldığı dükkan. burada bulabileceğiniz hemen hemen her türlü ürünün en büyük özelliği el işi ürünler olması. mardin, şırnak, idil, dargeçit'te şirvan, dar gelirli genç kızlar, erkeklerin çalışmadığı ailelerin kızları bu el işi ürünleri yapıyorlar... kızlara okuma yazma, hijyen dersleri verilirken, el becerilerini de geliştirmelerine yardımcı olunuyor. satışta iğne oyasından yazmalar, dantel, kilimler var... kök boyalardan heybeler tek parça olarak yapılıyor. tezgahlardan çıkıyor. gümüşler mardin gümüşü. motifleri ise eski dönemin...



öğrenciler kendi elleriyle yapıyorlar. takılar eskiyi dönük otantik bir halde. gelinlikler, boyamalar, makrameler var... özel çiçekler var. 7-8 kişi bir arada yapıyor... işçiliği çok. karbon kağıdından yapılıyor. üstünde tütünler var. süsler incirin kurutulmasıyla yapılıyor. kervansaray oteli'nin girişinde bulunmakta olan kemerli dükkanların biri, otelin sahibi tarafından buraya bağış olarak satış amacıyla verilmiş... gerçekten el emeği göz nuruyla yapılan ürünler, yöreden götürülebilecek en önemli hediyeliklerden biri...





diyarbakır'da alışverişin diğer bir adresi ise, büyük şehirlerde hemen hemen hemen hemen her köşe başında yer alan alışveriş merkezlerin yeni açılanı. burada da hem yöresel ürünleri hem de ulusal markaları bulabilme şansınız var.















ilginç yerler



"insan diyarbakır'a bir gelirken ağlar.. bir de giderken.. "



tayini diyarbakır'a çıkanlar, gelirken ağlarmış,



"bu allahın unuttuğu yerde nasıl yaşarız" diye.. bir de giderken.. "bu cenneti nasıl bırakıp gidiyoruz" diye..



işte biz de gidiyoruz...





hıncal uluç, sabah gazetesindeki köşe yazısını böyle bitiriyordu, diyarbakır gezisinin peşinden... gerçekten de, buraya gitmeyen insanlar, diyarbakır'ı gördükten sonra işte böylesine etkileniyor...





yıllarca gözden uzak kaldı. kimse yan dönüp bakmadı bile. unutuldu gitti, doğunun bir köşesinde. terörün gölgesinde kaldı. kimse gitmedi. gidemedi. ama artık her şey değişti. doğu'nun en hoş yerlerinden olan ve turistik olarak kesinlikle görülmesi gereken yerlerden bir olmaya aday diyarbakır.





diyarbakır'a yıllar önce biz gazeteciler yalnızca bir şey için giderdik. olaylar için. her gidişimizde içimiz parçalanırdı. bu insanlar niye böylesine perişan diye kendimize sorular sorar, yanıtlarını arardık. ama son yıllarda diyarbakır'a giderken artık keyifle gidiyorum. endişe duymuyorum. çünkü sokaklarında özgürce gezme şansınızın olduğu, anadolu'nun bu hoş kentinde, yıllara meydan okuyan tarihsel yerleri gezmenin keyfi apayrı. bir de diyarbakır insanının, hiçbir çıkar gözetmeden size yardım elini uzatması, samimiyeti gerçekten yaşanmaya ve görülmeye değer.





diyarbakır'ın ne zaman kurulduğu bilinmiyor. çeşitli kaynaklarda, şehrin doğusunu sınırlandıran ve dicle yatağından yüz metre kadar yükseklikte bulunmakta olan fiskayası isimli sarp kayalığın, içkale kesiminin ilk yerleşme yeri olarak çekirdeği oluşturduğu sanılmaktadır.



en az beş bin yıllık bir geçmişe sahip olan diyarbakır, kurulduğu günden beri yeri değişmemiş ender yerleşim yerlerinden biridir. diyarbakır, başka şehirlerin aksine yürüyerek dolaşabileceğiniz güzellikleri içerisinde barındıran bir şehir. nerede kaldığınızın önemi yok. hemen hemen her yer, yarım saatlik yürüyüş uzaklığı içerisinde. kervansaray otelde kalıyorsanız, otelden çıkar çıkmaz sol tarafa dönerseniz, kendinizi boydan boya uzanan surların dibinde buluyorsunuz. taksi aramayın. ayaklarınıza rahat ayakkabı giyin ve yürüyüşe başlayın surların çevresinde.









surlar, şehri hemen hemen baştan sona çeviriyor. çin seddinden sonra dünyanın en büyük ikinci surları. bu bölgede surlar tekrardan elden geçiriliyor. o nedenle bazı bölümlerinin üzerine bile çıkmanız olası.





otelin yanındaki surların arasından geçin, dışarı çıkın. burada diyarbakır'ın dış mahallelerini görme şansınız var. en mühimi de dicle nehrini. çekilin bir kenara. bir başka dünyada hissedin kendinizi... asıl gezi şimdi başlıyor. oteli sağ tarafınıza alın ve yürüyüşe başlayın.

sağlı sollu alışveriş yerleri, sebze satıcıları, yerel kıyafet satan dükkanlar sizi bekliyor. anadolu'nun bu değişik coğrafyasının tadını çıkarın. bir miktar ileride sağ tarafta bulunmakta olan peynirciler çarşısına kesinlikle uğrayın. yörenin birbirlerinden lezzetli peynirlerini kesinlikle tadın. vaktiniz varsa, ya da geri dönecekseniz bir miktar da yanınıza alın. büyük şehirlerde satılan peynirlerle alakasının olmadığını göreceksiniz. peynir pazarını geçince, bir miktar ileride anadolu'nun en eski dinsel mabetlerinden biri olan ulu cami karşınıza çıkacak. ulu cami türkiye'deki en eski cami olarak biliniyor. bir zaman geçtikçe kilise olan bu mabet, daha sonra camiye dönüştürülmüş. gerçekten enteresan mimari özellikleri ve konumuyla diyarbakır'ın merkezinde yer alıyor. caminin minareleri ise, dikdörtgen formuyla hemen dikkati çekiyor. üzerinde bulunmakta olan işlemeler ve taş işçiliği gerçekten görülmeye değer.





cami dışında bulunmakta olan diyarbakır çarşısı'nda, doğu'nun yansıması var. bölgenin tüm renklerini görüyorsunuz. tütün satanlar, altın satan kuyumcu dükkanları, yörenin hemen hemen her türlü yiyeceğini bulabileceğiniz dükkanlar sıra sıra.. bilhassa altın çarşısı kesinlikle görülmeli...





ulu cami çevresindeki çarşılarda günlük yaşamın kalbi atarken, içeri girdiğinizde sizi bir başka dünya karşılıyor. ana girişin hemen karşısında avlunun ortasından yer alan şadırvan gerçekten görülmeli. caminin hemen hemen orijinalliği korunmuş tuvaletleri ve banyo yapılan yeri ise görülmeli. tarihi binanın taş işçiliği etkileyici.





eski diyarbakır sokakları da kesinlikle görüleceklerin arasında. daracık, geleneksel mimari ile yapılan yerler. bunların arasına kesinlikle girin. bilhassa yiyecek maddelerinin satıldığı, altın çarşısının yanısıra bulunmakta olan sokaktan içeri girdiğinizde, eski diyarbakır'ı gerçekten bugün de bulma şansınız var. bir yanda leblebi satanlar, bir yandan günlük yaşamın sürdüğü evler.







cahit sıtkı tarancı müze evi (kültür müzesi)





diyarbakır'da gidilecek yerlerden biri de, tanınmış şair ve yazar cahit sıtkı tarancı'nın hayatını sürdürdüğü ev. diyarbakır'ın il merkezinde cami-i kebir mahallesi, cahit sıtkı tarancı sokakta bulunmakta olan yapı 1733 yılında tarihlenmektedir. diyarbakır sivil mimarisinin en hoş örneklerinden biri olarak günümüze ulaşmıştır. haremlik ve selamlık olarak inşa edilen evin, selamlık kısmı sonradan yıkılmıştır. iki katlı bir yapıdır ve kesme bazalt taştan inşa edilmiştir. bu binada da içe dönük mimari plan uygulanmış. cepheler iç avluya bakmaktadır. tek katlı ahşap giriş kapısı dar bir koridorla avluya açılmaktadır. binada mekanlar iklim şartlarına ideal olarak mevsimlere göre cephelere yerleştirilmiştir. beyaz renkli "ciz" veya "kehal" denilen süslemeler bu binada da en hoş biçimde kullanılmıştır. ev, yıllarca virane olarak kaldıktan sonra, kısa vakit önce kültür bakanlığı tarafından restore edilmeye başladı. kısa müddet önce bitirilen ev, isteyenlerler tarafınndan gezilebiliyor.





gazi köşkü, 16. yüzyıla ilişkin olan bir akkoyunlu eseri. diyarbakır'ın hemen dışında yer alıyor. 16. kolordu komutanı olarak diyarbakır'a atan gazi mustafa kemal, çok sevdiği bu köşkte 11 ay kalmıştır... 1937 yılında diyarbakır'a geldiğinde, köşk sahiplerinden satın alınarak armağan edilmiş. köşk bugün valilik tarafından müze olarak kullanılmaktadır... geniş bahçesi ise, diyarbakırlılar için iyi bir piknik alanı... köşkün alt katında havuzlu salonu var. üst katta nefis bir balkonu var. oturma odaları ve yatak odası da bu katta yer alıyor. şehir dışında ama dicle'ye ve diyarbakır'a hakim manzarası var. çevresindeki yeşil alanda diyarbakırlılar piknik de yapıyor.





ongözlü köprü: eski dicle üstünde yer alıyor. gerçekten etkileyici. şimdi altından bir zamanların görkemli dicle nehri yerine artık daha cılız bir nehir akıyor. ama yine de görülmeye değer.





dört ayaklı minare





diyarbakır'ın en eski yerleşim yerlerinden olan özdemir mahallesinde balıkçılarbaşı'ndan yeni kapıya doğru inen yolun üzerinde yer alan minare, gerçekten görülmeye değer.





günümüzde sokağın ortasında sıradan bir taş gibi duruyor. ama tek kubbeli kare prizma gövdeli minare, üstünde iki pencere de yer alıyor. kubbe kurşun kaplıdır. leylek yuvasının sardığı kesik koni bicimindeki taş alemin dikkatli bakılınca üst kesimi çok az görülebilir.





minarenin bulunduğu yörede, şehrin günlük yaşamı her gün biteviye devam eder. bir yanda leblebi satılıcıları, bir yanda demir işçileri.

Sinop

Sinop

İlkbahar: gidilebilir



yaz: tam sezonu



sonbahar: ideal değil



kış: ideal değil





sinop; coğrafi konumu, eşsiz doğal güzellikleri, 160 kilometre uzanan kumsalları, tertemiz denizi, pırıl pırıl kumlu plajları, yer yer denize kadar uzanan ormanlarla kaplı ıssız koyları, turizm olayını kavramış konuksever halkı ile büyük bir turizm potansiyeline sahiptir.





sinop'un tarihsel olarak asıl ünü ise, mitolojik verilere göre amazon adı verilen savaşçı kadınlar bu bölgede yaşamış olmaları. sinop'un adının amazon kraliçesi sinope 'den geldiği biliniyor.



















nasıl gidilir ?



otobüs





istanbul, ankara gibi büyük şehirlerden giderken otobüsler samsun yolunu kullanıyor. ankara'dan özel araçla çankırı, kastamonu üzerinden gidilebilir. bilhassa kastamonu sinop arası virajli bir yol. dikkatil olmalisiniz. aşırı hız yok. dolayısıyla yol bir miktar uzun sürüyor. ankara'dan gelenler için 4 - 5 saatlik bir yol. önce ılgaz dağları, peşinden kastamonu ve sinop'a ulaşabilirsiniz.





uçak





istanbul'dan uçakla gidecekler için bir zamanlar istanbul - ankara, samsun - sinop bağlantılı seferleri vardı. ve yaklaşık 5 saat sürüyordu havalimanlarındaki beklemelerle... ancak sinop seferleri kaldırıldı. ankara bağlantılı olarak samsun'a kadar gidebiliyorsunuz. havalimanı'ndan şehir merkezinde cumhuriyet meydanı'na kadar servis var. gidiş ve gelişlerde bunu kullanabilirsiniz.

taksiyi kullanmayın. çünkü çarşamba ovasında bulunmakta olan havalimanı şehre 40 kilometre mesafede. şehir merkezinden de sinop'a giden otobüslere ve dolmuşlara binebilirsiniz. yaklaşık 160 kilometrelik mesafe, 3,5 saat sürüyor. samsun - ankara arasında da uçak kullanabilirsiniz, 40 dakika sürüyor yolculuk.

ancak unutmadan uçaklar rj denilen ufak uçaklar.

koltuk araları dar. sıkıntılı bir yolculuk oluyor haberiniz olsun. uçakta penceresiz koltuklar bile var! rahat yoluculuk yapmak istiyorsanız check in yaparken, ya en ön sıra ya da en arka sıra koltuk isteyin. çünkü diğer yerler üçer koltuklu ve çok dar.



rahatsız bir yolculuğa hazırlanın.

samsun havalimanı medeni ve modern.

şehir merkezine giden ve gelen servisler var. hem ucuz hem rahat. hem de yavaş yavaş giderken samsun'a alışmanızı sağlıyor. daha kolay adapte oluyorsunuz.







samsun sinop arası yol





bu yolda sabah ve öğleden sonra 4 kez otobüs keresi var. ancak kaçırırsanız da panik yapmayın. çünkü "yarım otobüs" dedikleri midibüsler var. onlarla yapılan yolculuklar 3,5 saat sürüyor.

yolculuk bilhassa ilkbaharda çok hoş. bir yanınız yemyeşil tepelerle, arazilerle çevrili. diğer yanda lacivert karadeniz. bir çok yerde de ağaçlar denizle kucaklaşıyor. kumsallar sahil boyu uzanıyor.





özel araç





özel araçla giderseniz, yol manzarası iyi. hoş seyir tepeleri de var. ancak iki şeritli yol bol virajlı. o nedenle düşük hızda ve dikkatli gitmek gerekiyor. ancak yiyecek yönünden de tedbirli olmakta fayda var. çünkü yol boyunca dinlenme tesisi yok denebilir. olanlar da ege ve akdeniz standartlarından çokuzak. ama doğanın güzelliği insana o masallardaki köş yaşantısının hala bu dünyada var olduğunu gösteriyor. sırf bunun için bile gitmeye değer...















nerede kalınır ?



sinop merkezinde kalacağınız otel bulabilirsiniz. ancak iyi bir yerde kalmak istiyorsanız, merkeze bir miktar uzakta olan hotel diyojen'i tercih edebilirsiniz.





kalınacak diyojen oteli'ne gitmek için, samsun yönüne doğru hareket ettiğiniz vakit, tabelaları izlerseniz rahatlıkla oteli bulabiliyorsunuz. sinop merkezine 2 km mesafede yer alıyor. bilhassa akşamları açık terasta yemek yerken keyifli bir sinop manzarası var.





diyojen oteli'nin işletmecisi oğuz ülger. otelin 32 odası ve 64 yaşatağı var. bundan başka 26 apart dairesi yer alıyor. otelin odalarında bambu mobilyalar ve sadelik hakim.

camları ısıcam ve kaloriferli. denize sıfır. dalgaların sesiyle uyanıp, keyifle denizi seyredebilirsiniz. odalarda tev, telefon, pencere önünde de sallanır bambu koltuklar var. bunlara oturarak güneşin batışını seyretmeye doyum olmuyor. yüzme havuzu var. tam önünde de denize girme imkanı var. şehirde kalınacak yerler var.



ancak bunlar genellikle belediye belgesi ile işletilen tesisler. mecbur kalırsanız kalabileceğiniz nitelikte.















ne yenir ?



yemek yenilecek yerlerin başında diyojen otel geliyor. yemeğe mezelerle başlayabilirsiniz. yoğurtlu ıspanak, biber dolması, ezme, beyaz peynir, turşu gibi geleneksel mezeler hemen hemen her zaman var. otelde yemek olarak hemen hemen her mevsim balık bulabiliyorsunuz. hem de mevsiminde alınan balıklar şoklanıyor ve arzuya göre her zaman müşteriye sunuluyor. ancak buraya gidince bilhassa, barbun tava ve iskorpit "çarpan balığı" isteyin.



balık bilhassa mevsiminde tutulup şoklandığı için lezzeti inanılmaz. iki balık da yağda kızartılıp servis yapılıyor. burada geleneksel yemekleri, yani karadeniz yemeklerini bulmak olanaksız. ne yazık ki tüm karadeniz bölgesinin hemen hemen ortak problemi bu.. bir moıhlamayı, fasulye kavurmasını ve diğer yemeklerini tadabilmek için ancak özel bir yemek ya da dostunuzu evine gitmeniz gerekiyor karadeniz'de...





iskorpit balığı nasıl yapılıyor ?





iskorpit balığının zehirli dikenleri işin ustaları tarafından çıkartılıyor ve temizleniyor. sonra da filotoları çıkartılıyor. una bulanıp yağda kızartılan balıklar, hafif baharatlı sosla lezzetli bir yemek durumuna geliyor.





bu kalkan başka kalkan!





tabii bir de bölgedeki balıkçıların, sinoplular'ın ada dedikleri, yarımadanın ucunda tuttukları kalkan balığının tadının bir başka olduğu söyleniyor. ancak kalkan balığını bulabilmek gerçekten çok zor. çok az tutulduğu için...





bu balığını başkalığı şuradan geliyormuş; adada yetişen ve hemen büyük bölümü askeriye ilişkin olduğu için el değmeyen arazide bulunmakta olan kekiklerin suyu yağmur sularıyla denize karışıyor.



o bölgedeki balıkların da bu suda yetiştiği için tadının hoş olduğu belirtiliyor. biz de yiyimedik ama yiyenlerin yalancısıyız işte! bu kalkan balıklarının en küçüklerinin 3,5 kilo olduğu belirtiliyor. dişileri bir miktar sert.







barınak cafe





sinop limanından bulunmakta olan barınak cafe'de pizza yemenizi öneririm. burası gerçekten pizza bakımından lezzetiyle değişik bir yer. denemelisiniz.





şen dondurmacı





sinop'a bilhassa yaz aylarında gittiyseniz kesinlikle şehir merkezinde bulunmakta olan şen dondurmacı'ya uğrayın. şirin pastane dondurmacı karışımı olan bu dükkanda, çocukluğunuzun tadlarını bulacaksınız. adadan getirilen sütle yapılan dondurmaların tadına kesinlikle bakın. karamelli dondurma gercekten lezzetli.















alışveriş



sinop'ta alabileceğiniz yöresel en önemli hediyelik eşya, türkiye'de bu konuda en geniş seçenekleri bulabileceğiniz maket gemileri yapan ayhan demir'in sahibi olduğu ayhan kotra...





buranın sahibi ve her şeyi ayhan demir. 50 yıldır maket yapmakla uğraşıyor. kalyon, çektirme, taka, balıkçı tekneleri, kotralar, gibi 5 değişik maket yapıyor.





her biri sanat eseri olan maketciliğe nasıl başladığını ayhan usta bakın nasıl anlatıyor.





"bu sanatı 1950 senesinde sinop cezaevinde yatan derviş usta adlı bir kişiden etkilenerek geliştirdim. derviş usta o zamanlarda aftan yararlanarak maketleri üretmek için küçük bir atölye açmış. bu maketleri o zamanlarda sinop limanına gelen yolcu vapurlarına satıyormuş. derviş ustanın atölyesinde gördüğüm bir maketten çok etkilendim ve bu sanatı geliştirmeye karar verdim.





1950 senesinde sinop'ta açılan sanat okuluna devam ederken evde imalata başladım. yaptığım maketleri yolcu vapurlarına satarak okul masraflarını çıkartım. 15 yaşında kotra imalatı yapmak üzere ufak bir iş yeri açtım. sinop limanına gelen yolcu vapurlarına maketlerimi satmaya başladım. "





"bu maketler 1952 senesinde sinop'ta kurulan amerikan radar teşkilatı askerlerinin çok ilgisini çekti ve 40 sene sinop'ta kalan amerikan askerleri vasıtası ile üstünde sinop-turkey yazan gemi maketlerini satarak amerika'ya duyurmuş oldum. tahminen 6-8 bin adet gemi türlerini amerika'ya satmış oldum. 50 senedir yaptığım gemi maketlerini uc uca ekleseniz sinop'tan istanbul'a kadar ulaşacaktır. (yaklaşık 630 km. )"





ayhan usta, maketlerde kullandığı malzemeyi, ceviz ya da kavak - kayın ağacı kalaslarından 2 mm kalınlığında kesiyor. bunları işledikten sonra da, oto boyası ile boyuyor. maketleri hepsi birer sanat eseri niteliğinde. amerikalılar yaptığı maketleri o kadar beğenmiş ki, ülkelerine hemen hemen her boyutundan götürmüş. ilgi çok olunca bir de adana incirlik'te dükkan açmış.





yaptığı maketleri ne yazık ki büyük şehirlerde bumak çok zor. ama şayet ilgi duyuyorsanız, turing otomobil kurumu'nun büyükada istekelesi üstünde açtığı kafeyi bir ziyaret edin. burada kurumun genel müdür çelik gülersoy'un hazırladığı bir köşede maketler satışa sunulmuş. el emeğinin göz nurunun birebir yansıması olan maketler dünyanın bir çok yerinde üretilenlerinden farksız.





bir de ustanın internette sitesi var. buradan kendisine sipariş bile verebilirsiniz. kargo ile yurtiçinde her yere gönderebiliyor.





sinop'un bıçakları da tanınmış. av bıçağı olarak geçiyor. el yapım. gül ağacı kökü sap olarak kullanımlıyor... 24 saat sıcak suda bekliyor...

bir yıl karanlık bir ortamda kalıyor. sonra da kullanıma başlanıyor.















ilginç yerler



görmek istersen denizi,



yukarıya çevir yüzü.



deniz gibidir gökyüzü,



aldırma gönül aldırma...





"sabahattin ali"





yapmadan dönmeyin!



iskele meydanı'ndaki çay bahçelerinde oturmadan, ayçiçeği çitlemeden,



sokaklarda özgürce dolaşmadan,



gerze yolu'ndaki benzincide mola vermeden,



dönmeyin!





sinop türkiye'nin batıda uç noktasında yer alıyor. dolayısıyla bile başlıbaşına enteresan. sinop, bir de karadeniz'in bodrum'u olarak da anılıyor bölge insanları arasında. bilhassa balıkçı limanı, sahilde bulunmakta olan kalesi çevresinde yer alan çay bahçeleri, sinop sakinlerinin yaz akşamları buluştuğu yerlerin başında geliyor. balıkçı limanı ise, sabahları bilhassa hareketli. avdan dönen balıkçı teknelerini ağlarını temizlerken izleyebilme şansınız var.





aslında sinop'un en hoş yanı, günlük yaşamın çalışma ile içiçe geçmiş olması. siz yemeğinizi yerken önünüzde balıkçılar ağlarını ayıklıyor. balıklar kasalara yükleniyor. bir yandan balıkçı kahveleri, bir yanda modern lokantalar. şehir adeta ufak bir balıkçı kasabasının kopyası gibi merkezde. her şey içiçe. bir adım mesafede...





"sinop'a geldim. nereyi gezeceğim ?" derseniz, alternatifiniz çok. ilk durağınız şu anda kullanılmayan havalimanının hemen yanısıra bulunmakta olan akliman ve hamsilos fiyordu olmalı. ikisi de gerçekten çok hoş.





akliman; doğal sit alanı olarak korunuyor. kilometrelerce uzunluğunda sessiz ve hiçbir modern tesis bulunmayan kilometrelerce uzunluğundaki kumsalda, özgürlüğün tadını çıkarabilirsiniz. akdeniz ve ege'de hemen hemen hiçbir yerde bulamayacağnız kadar deniz ürününü, fosilleri, deniz kabuklarını kumsalda bulma imkanınız var. denize girmek için uygun. ancak bir kötü tarafı, hiç bir tesis sahilde yer almıyor. o nedenle yanınızda hasırınızı, havlunuzu götürmeniz gerekiyor. sahil ile tesisleri birbirlerinden ayıran yolun arkasında ise, bir iki ev, bakkal yer alıyor. ama tesis yönünden gerçekten sıfır ve bakir bir yer.





hamsilos fiyordu ise, kesinlikle görülmesi gereken yerlerdin başında geliyor. karanın içlerine giren deniz adeta ufak bir göl olusturmuş. şanslı bir gününüzdeyseniz gölcüğün ortasında bir de yat görebilirsiniz. işte o vakit denize çıkışını görmenin olanaksız olduğu bu fiyord denizle buluşan çam ağaçları ve doğal ortamıyla fotoğraf çekenlere hemen hemen her ışıkta keyifli görüntüler sunuyor. burası günübirlik gelenlerin piknik alanı olarak kullanılmaktadır. sessiz sakin, gün boyu doğayla başbaşa kalabileceğiniz bir yer.













mitolojik yolculuk





sinop'un mitolojik hikayesi de olabildiğince enteresan. sinope, ırmak tanrısı osopos'un güzeller güzeli kızıymış ve mutlu bir hayat yaşarmış. tanrılar tanrısı zeus, sinope'yi görür görmez aşık olmuş. zeus gönlünü kaptırdığı kızı elde etmek için yapmadığını bırakmamış. sinope sonunda zeus'un aşkına karşılık vereceğini, ancak kendisine dokunmamasını söylemiş. zeus sözüne sadık kalmış ve sinope'yi en sevdiği yerlerden biri olan karadeniz'in cennete benzeyen bu yemyeşil yarımadasına bırakmış. işte sinop, adını mitolojik hoş sinope'den alıyor.







sinoplu diyojen





"gölge etme, başka insan istemem !... " bu sözüyle tanıdığımız tanınmış filozof diyojen (diogenes) m. ö. 413'te bu kentte doğmuş. babasının kalp para bastığını ve servetini bu yoldan kazandığını öğrendiğinde yurdundan kaçarak korinthos'a, daha sonra da atina'ya gitmiş.

her türlü gösterişten uzak, yaz, kış fıçı içerisinde yaşayan; bütün eşyası bir asa, bir torba ve bir çanak olan filozof diyojen; en büyük erdemin doğaya ideal yaşamak olduğunu, böylece insanda tutku, ölçüsüzlük, gösteriş ve kendini beğenmişliğin olamayacağını savunmuş. diyojen "bilgi, ruhun olgunlaşmasını sağlar" derken, gündüz gözüyle elinde fenerle dolaştığını görüp soranlara verdiği cevap, "insan arıyorum" olmuş.





başka nereleri mi var?





sarıkum; şehir merkezine 30 dakika mesafede. ayancık istikametinde yer alıyor. deniz, kum, orman ve gölün iç içe olduğu sarıkum gölü ve çevresi, tabiatı koruma alanı ilan edilmiştir. bu alanda çok sayıda kuş türü bulunmaktadır. sarıkum gölü çevresi gür ormanlarla kaplı olup, ormanlarda sürüler durumunda yaban atları bulunmaktadır. sarıkum gölü ve çevresi piknik ve mesire alanı olarak da kullanılıyor. il merkezine 21 km uzaklıktadır.





sinop cezaevi; bir zamanlar dalgaların dövdüğü cezaevi şimdilerde müze olarak hizmet veriyor. bu cezaevinde bir zamanlar nazım hikmet, sabahattin ali, burhan felek ve bir çok tanınmış cezasını çekmiş. kültür bükanlığı bünyesinde. 1977 yılında kullanılmaya başlanmıştır. etrafı yüksek kale bedenleri ile çevrili. cezaevinin hemen yer yerini gezebiliyorsunuz. duvarlarda hala buralarda yatan mahkumların izlerini görme imkanınız var. nem kokan,, sürgü üzerine sürgüler takılı demir kapıların arkasındaki koğuşlarla gerçekten enteresan bir yer cezaevi...





sinop müzesi; karadeniz'in en geniş müzesi olarak yer alıyor. sinop müzesi şehir merkezinde bulunmakta olan müzede sinop etrafında bulunmakta olan ve kazılarda çıkarılan eserler sergilenmektedir. müzede tarih öncesi, helenistik, roma ve bizans dönemleri etnografik eserleri ile sinop etrafında bulunmuş ikonalar sergilenmektedir.





sinop kalesi: mö 7. yüzyılda şehri korumak amacıyla yarımadanın üstünde kurulmuştur. roma, bizans ve selçuklular dönemlerinde onarılarak kullanılmıştır.





paşa tabyası: sinop yarımadasının güneydoğusunda karakum yolu üzerindedir. 19. yüzyılda osmanlı - rus savaşları sırasında denizden gelen tehlikeleri önlemek amacıyla yapılmıştır.





alaaddin camii: ilde selçuklu ve osmanlı dönemlerine ilişkin çok sayıda cami vardır. alaaddin camii selçuklular vaktinde yapılmıştır. dikdörtgen planlı olup, beş kubbelidir. giriş geniş olan revaklı bölümden sağlanır. avlunun ortasında bir şadırvan, bir köşede de isfendiyaroğulları türbesi yer alır.





gerze





sinop'a kadar gitmişken esasında gerze'ye uğramamazlık etmeyin. 40 kilometre mesafede yer alıyor. esasında samsun yolu üstünde olduğu için sinop'a gidiş sırasında ya da dönüşte de uğrayabilirsiniz. otomobille 30 dakika sürüyor. yol keyifli ve hoş.





gerze bir zamanlar evleri ve gül bahçeleriyle ün salmıştı. 1950 yılında gerze'de çıkan yangında, bölgedeki bağdadi tarzda yapılan ahşap evler çoğunlukla yanmış. onların yerine kagir binalar yapılmış. ama hemen hepsi iki katlı ve bahçeli. ancak hala bazı eski evlerin kapı tokmakları görülmeye değer. fotoğraf çekenler için hoş çekim mekanları var. hemen hemen her evin bahçesinde yer alan güller ise beldeye ayrı bir keyif katıyor.





buranın tadını çıkarmak için arabanız varsa arabanızı meydanda park edin. otobüsle gidiyorsanız meydanda ineceksiniz zaten. başlayın sol tarafta bulunmakta olan sahildeki evlerin arasında yürümeye. bahçeler içerisinde iki katlı evlerin arasında yürümek büyük keyif. bir de meyve vaktinde gittiyseniz, ağaçların dallarında sarkan meyveleri koparmanıza bile izin veriyor ev sahipleri. ne de olsa siz misafirsiniz.





unutmayın





bu arada gerze yolu üstünde bulunmakta olan benzin istasyonunu kesinlikle uğrayın.



"niye bir benzin istasyonuna uğrayalım ?" diye sorduğunuzu duyar gibiyim.



hepimiz biliriz benzin istasyonlarında en fazla alışveriş dükkanları bulunur büyük şehirlerde. ama bu benzin istasyonunda pompaların arasında çiçek saksıları, istasyon sahibinin kendi çiftliğinde yetistirdiği doğal gıda ürünleri satışı var.







bitmedi bir de istasyonun arkasında minik hayvanat bahçesi yer alıyor. bununla da bitmiyor.





bir de özel olarak yapılan sakız sütlacı var ki. kesinlikle tadına bakmalısınız. yani hem arabanıza benzi alıyorsunuz hem de kendinize harika bir ziyafet çekme şansınız var. bundan sonra artık uğrayıp uğramamak sizin elinizde...