günümüzde anne ve babaların başlıca endişelerinden biri, çocuklarını en iyi biçimde yetiştirebilmektir. dijital teknolojinin yaşamlarımıza hızlı girişine paralel olarak, yaşamın kendisi de akıl almaz şekilde süratlendi.
üstelik yaşam mücadelemizin ayrıntıları bizden bir önceki neslin dağarcığında da yoktu. dolayısıyla, bizler onların tecrübe mirasından yoksun kaldık. geçmiş örneklemelerden uzak bir anne babalık işleyişinin, geleceğe yansımalarının neler olabileceğinin belirsizliği de bugünün anne babalarının endişelerini arttıran etkenler arasında önemli bir yer edindi.
günümüz anne babalarının iyi birer ebeveyn olma arzusunu kaygıya dönüştürenler arasında şüphesiz teknolojinin hayata hızlı girişinden başka faktörler de yok değil. bilhassa ülkemiz genç nüfusundaki artışa paralel olarak ortaya çıkan istihdam açığının çocuklarımızın geleceğini negatif olarak etkileyecek boyutta olması bunlardan bir diğeridir. başka bir söylemle ebeveyn olma kaygısını, ‘ekmeğin aslanın ağzında olma’ gerçeği de arttırmaktadır. bu gerçek karşısında ebeveynler kayıtsız kalamayarak çocuklarına birer gelecek hazırlama sorumluluğu altında sıkıntı yaşmaktadırlar.
anne ve babaların iyi birer ebeveyn olma arzularını birer kâbusa çeviren etkenler genişletilerek tartışılabilir. ancak bu yazının konusu problemleri sıralamak değil, çözüm üretmektir.
şöyle ki: insanın ulaştığı teknolojik gelişmeler ne olursa olsun insanın doğası değişmemektedir. değişen yaşam şartları ne olursa olsun, değişen yaşam şartları ile baş etme çabası kesinlikle insanın doğasını dikkate almalıdır. insan gerçeğini görmezden gelerek üretilecek her türlü çözüm beraberinde yeni problemler getirir.
insan hayatı boyunca çeşitli aşamalardan geçerek, olgunlaşır. bundan başka, her bir aşama basamağı doya doya yaşanarak kat edilmelidir. her bir aşamada doyum eksiklikleri, yaşamı süresince kişinin davranışlarını negatif yönde etkileyecektir.
yani, bu aşamaların doyuma ulaşarak kazanılması zorunludur. öyle ki; bunlar insanın esas ruhsal ihtiyaçlarıdır. bunlar, kendine ve başkasına güvenmek, kararlı olmak, cinsel kimliğini benimsemek, yönetmek, başarmak ve yarışmaktır.
insanın kimlik yapısını oluşturan ruhsal gereksinimleri ile yeterli ebeveyn olma arasında ne gibi bir ilişki vardır?
çok önemli bir ilişki vardır. çünkü insanoğlu esas ruhsal ihtiyaçlarının dama taşlarını doğumdan başlayarak ergenlik yaşına kadar yani 12 yaşına kadar kazanır. bu dönem insanın ailesi ile en yoğun etkileşim içerisinde olduğu dönemdir. bir başka deyişle; ailelerin ebeveyn rollerinin en ağırlıklı olduğu dönemdir. kısacası, ilk 11 yaş kimlik ve kişiliğin temelinin atıldığı en önemli dönemdir ve bu dönemde çocuk temel olarak ailesinin etkisindedir. bunun yanısıra insanoğlunun ruhsal ihtiyaçlarının temellerinin atıldığı kimlik ve kişiliğin ana taslağının kazanıldığı yaşlar olabildiğince sınırlıdır. örneğin; başkasına güven; 0–1,5 yaşta, kararlılık; 1,5–3 yaşta, cinsel kimlik; 3–5 yaşta, yönetme; 3–5 yaşta, başarma; 6–11 yaşta ve yarışma ve kendine güven 6–11 yaşta kazanılır.
görüldüğü gibi insanın esas ruhsal ihtiyaçlarını kazandığı her bir dönem vakit içerisinde olabildiğince sınırlı bunun yanısıra kısıtlıdır. burada altı çizilmesi gereken nokta ise; her bir dönemde insanın değişik özellikleri olan bir canlı olduğunun anlaşılmasıdır. aynı bir kelebeğin, yumurta, larva, krizantem dönemleri olduğu ve her bir başkalaşım döneminde kelebeğin apayrı özelliklere sahip olması gibi, insanın yaşam evreleri de birbirlerinden değişiklikler gösterir.