bilgi ara

6 / 311 kategoride 93.524 konu hakkında bilgiler !

osmanlıca sözlük - t hakkında bilgi osmanlıca sözlük - t




taabbüd: ibadet, kulluk etmek.


taaccüb: şaşma, hayret etme, tahayyür.

taaddî: 1. geçme, öteye geçme, saldırma. 2. zulmetme, adaletsizlik. 3. örf, âdet ve kanunların sınırını aşma. 4. arapça'da lâzım bir fiili müteaddî yapmak.

taaddüd: çoğalma, birden çok olma, tekessür etme.

taam: yemek, yenen şey.

taat: ibadet etmek, allah'ın emirlerini yerine getirmek, itaat etmek.


tababet: hekimlik, tıp doktorluğu.

tabasbus: yaltaklanma, alçakça yalvarma.

tâbi: birinin arkasından giden, ona uyan, boyun eğen.

tâbiîn: hz. muhammed'i görmüş olanlara yetişmiş olanlar, sahabeden sonraki nesil.

ta'bîr: ifade, anlatım, anlamı olan söz, deyim, rüya yorma.


tâbut: sandık. ölü taşımaya mahsus sandık. hz. musa'ya inen on emrin konduğu sandık.

tac: hükümdarların başlarına giydikleri değerli taşlarla işlenmiş giyecek.

ta'dâd: 1. sayma. 2. teker teker söyleme, sayıp dökme.

ta'dil: aslına zarar vermeden değiştirmek, tadil etmek, tebdil etmek, hafifletmek, doğrulaştırmak.

tadilat: farklılıklar, doğrultmalar, değiştirmeler, tebdil etmeler.


ta'diye: tecavüz ettirmek, geçirmek. bir eylemi müteaddi hali koymak. (gramer terimi)

taglîb: bir ilgiden dolayı kelimeyi başka bir anlamı da içerisine alacak biçimde kullanma.

tağlîz: katılaştırma, kalınlaştırma, sertleştirme.

tağut: allah'tan başka tapınılan her şey.

tahammül: 1. yüklenmek, yükü üzerine almak, kaldırmak. 2. sabretmek, katlanmak.


taharet: temizlik, nezafet, temizlenmek.

tahdîs: söylemek, rivayet etmek. görülen iyiliği herkese söylemek.

tâhir: temiz, pâk, özürsüz.

tahiyye: selâmlar, dualar, hayır duaları, mülk, beka ve süreklilik, namazın iki ve dört rekâtı sonunda okunan ettahiyyat duası.

tahlil: 1. bir şeyi incelemek üzere parçalarına ayırma. 2. analiz.


tahmid: hamd etmek, övmek.

tahric: 1. çıkartma. meydana koyma. 2. müctehidlerin naslara, kaidelere, asıllara uyarak şer'î hükümleri ortaya koymaları.

tahrif: 1. bir yazıdaki cümlenin anlamını değiştirme. 2. bir yazıdaki adın veya cümlenin yerini değiştirme, bozma.

tahrifat: bir yazıdaki cümlelerin anlamlarını karıştırma, değiştirmeler.

tahrik: azdırma, kışkırtma, kımıldatma, yerinden oynatma, hareket ettirme, yola çıkarma.


tahrîm: haram kılma, yasak etme. mahrum bırakma.

tahrime: namaza başlanırken söylenen tekbir. hacıların ihrama bürünmeleri.

tahsis: bir şeyi birine mahsus kılma, ona özel yapma.

tahvil: 1. bir halden başka bir hale getirmek. değiştirmek. 2. borç senedi.

tahyîl: akla getirme, zihinde canlandırma.


tahzir: 1. yasaklama, sakındırma, önleme. 2. hazırlama.

tâife: cemaat, grup, kavm, kabile, takım.

takaddüm: 1. önce gelme. 2. ileri geçme.

takbîh: çirkin görmek, beğenmemek, kabahatli bulmak, kötü gördüğünü bildirmek.

takdîr-i ilâhî: allah'ın takdiri.


takıyye: 1. sakınmak, kendini koruyup, çekinmek. 2. birinin bağlı olduğu mezhebi gizlemesi.

takip: gözetmek, yolunda gitmek, ardından yürümek, suçlunun suçunu araştırmak, izlemek.

takvâ: "vikâye"den. allah'ın emirlerini tutup, yasaklarından kaçınmak.

talâk: 1. boşamak, boşanmak. 2. bağlı olan bir şeyi çözmek, ayırmak. 3. nikâhlı karısını bırakmak.

talâk-ı bâyin: zevcenin iddet süresi (üç temizlenme vakti) bitmeden tekrar kocasına dönmehakkı bulunmayan talâk.


talâk-ı ric'î: erkeğin karısını boşadıktan sonra tekrar karısına dönmesini olası kılan boşanma biçimi.

tâlî: ikinci derecede, sonradan gelen.

tâlib: isteyen, istekli, talebe, öğrenci.

ta'lik: asmak, geciktirmek, bağlamak, bir zamana bırakmak, arap yazısının bir çeşidi.

ta'lim: öğretmek, yetiştirmek, alıştırmak, belli etmek, idman.


tallahi: anlamı kuvvetlendirme için vallahi ve billahiden sonra söylenen yemin sözü.

taltif: lütfetme, bir iyilik ederek gönlünü alma, iltifat etmek.

tama': aç gözlülük, şiddetli arzu.

ta'mim: umumileştirme, herkese bildirme, genelge.

ta'n: 1. güzel görmemek, kötülemek. 2. birisinin ayıp ve kusurlarını söylemek. 3. küfretmek. 4. muhalifin iddialarını çürütmek.


tantana: çok lüks içerisinde olmak. gösteriş, gürültü patırdı.

tarafeyn: iki taraf, davada, karşılıklı iki hasım, her iki taraf.

tarassud: bir şeyi çok dikkat ederek gözetleme.

tarfetü'l-ayn: göz kapağının açılıp kapanışı kadar geçen kısa vakit.

tarîk: yol. meslek, stil.


tarikat: maneviyat yolu.

ta'riz: dokunaklı söz söylemek, kapalıca yapılan sitem, kinaye ile söylemek.

tasadduk: sadaka vermek, doğru olduğu ortaya çıkmak.

tasarruf: idare ile kullanmak.

tasavvuf: dinin ruhsal hayatla ilgili yönünü husus edinen bilim veya meslek.


tashif: yanlış yazma, hem anlamı, hem de kelimeyi değiştirme. yanılıp yanlış kelime yazma.

tasnif: 1. sınıf sınıf etme, sıralama. 2. kitap yazma. 3. sınıflama.

tasvir: 1. bir şeyin biçimini çıkarma, resmini yapma. 2. resim yaparcasına hoş tarif etme, tanımlama.

tatbik: yakıştırmak. yerine getirmek. bir kanun hükmünü, kaide veya emri yerine getirmek. kıyas ve tahmin etmek.

tathîr u tezhîb: temizlemek ve süslemek.


tathir: temizlemek, yıkayıp pak etmek.

tatil: çalışmaya ara vermek, izine başlamak, kesmek, allah'ın sıfatlarını inkâr eden felsefecilerin mesleği.

tatlîk: boşamak, nikahı fesh etmek.

tâun: tehlikeli ve bulaşıcı veba hastalığı.

tavaf: ziyaret etmek, ziyaret maksadıyla etrafını dolaşmak, hacıların kâbe çevresinde yedi kez dolaşmaları.


tav'an: isteyerek, zorlamadan, kendi isteğiyle.

tavsiye: 1. vasiyet bırakma. 2. ısmarlama, sipariş etme. 3. birini iyi tanıtma, işinin olmasını dileme.

tavzih: açıklamak, açık olarak bildirmek.

tayyibat: temiz olan şeyler.

tazammun: 1. başka şeyler arasında bir şeyi daha içerisine alma. 2. kefil olma.


tazarru': 1. bir şeye gizlice yakarma. 2. kendi kusurlarını bilip kibirden vazgeçip tevazu ile yalvarmak, ağlayıp, sızlamak.

ta'zîm: 1. büyükleme, ululama, büyük sayma. 2. ikram etme, saygı gösterme.

ta'zîr: 1. islâm hukukunda ile ilgili belli bir ceza olmayan suçlardan dolayı uygulanan cezalar. 2. red, icbar, tedib.

teâmül: 1. iş, muamele. 2. bir yerde insanlar arasında olağan muamele.

teâruz: 1. iki kişi arasındaki zıddıyet. karşıtlık. 2. çatışma.


tebaa (tebea): bir devletin hükmünde bulunmakta olan (türkiye devletinin tebaası gibi).

tebdîl: değiştirme. başka kılığa koyma.

tebennî: evlat edinme.

teberrük: bir şeyi bereket veya saadet vesilesi sayarak almak veya vermek. uğur ve bereket saymak.

tebeyyün: belli olmak, açığa çıkmak, görülüp anlaşılmak.


teb'ız: bölmek, bölük bölük etmek, bir kısma ilişkin etmek, parçalamak.

tecezzî: parçalara ayrılma ve bölünme, ufalanma.

techîz ve tekfîn: ölünün kefenlenmesi.

techîz: lazım şeyleri tamamlama, donatım.

tecil: başka zamana bırakma, tehir, erteleme.


tecrid: 1. soyma, soyutlama. 2. bir tarafta tutma, ayırma.

tecvid: kur'ân-ı kerim'i okuma kaidelerini (kurallarını) öğreten bilim.

tedâhül: iç içe olmak, birbirleri içerisine girmek.

tedrîc: derece derece ilerleme, ilerletme. azar azar hareket.

tedricen: yavaş yavaş, azar azar, derece derece.


tedvir: idare etmek, yönetmek, döndürmek, çevirmek, devrettirmek. kur'ân kırâetinde orta süratle okuma stili.

teehhül: evlenme, ehlileşme, ülfet ve ünsiyet eyleme.

teemmül: etraflıca düşünme.

tefekkür: fikretmek. düşünmek. düşünceyi harekete geçirmek. akıl yormak.

tefennün: fen öğrenme. pekçok şeyler bilme, çeşitli biçimde gösterme.


tefe'ül: fal açmak, bazı olayları uğurlu saymak, olacak şeyleri tahmin etmek.

tefrika: nifak, ayrılık, çözülme, dağılma.

tefrit: ortanın altında kalmak, normalden aşağı olmak.

tefsir: 1. örtülü bir şeyi açmak, yorumlamak. 2. kur'ân-ı kerim'in anlamını açıklayan bilim.

tehaddi: meydan okuma.


tehakküm: hükmetme, basınç yapma.

teheccüd namazı: gece uyanıp namaz kılmak, gece namazı.

tehekküm: "hekeme"den: 1. alay etme, eğlenme. 2. görünüşte ciddi, hakikatte alaydan ibaret olan eğlenme.

tehlîl: "lâ ilâhe illâllah" demek.

tehzib: ıslah etme, düzenleme.


tekabül: karşılıklı olma, bir şeyin karşılığı olma, yüzleşme, karşılık olma, karşılama.

tekâfül: dayanışma, kefilleşme.

tekbîr: "allahü ekber" demek.

tekdîr: azarlama, kederlenme.

tekebbür: kibirlenmek, kendini büyük saymak, nefsini büyük görmek.


tekellüf: 1. kendi isteği ile bir zorluğa katlanmak. 2. gösterişe kapılmak. özenmek. yapmacık hâl ve hareket. zoraki hareket.

te'kîd: 1. sağlamlaştırma. 2. bir iş için önce yazılanı bir daha tekrarlama.

tekvîn: var etmek, meydana getirmek, yaratmak, kelâm ilminde allah'ın subûti bir sıfatıdır, yokluktan vücuda getirmesi, icad etmesidir.

tekvinî: yaradılışla ilgili, var oluşla ilgili.

tekzîb: yalan isnad etme, yalancı çıkarma, yalan olduğunu belirtme.


telbiye: "lebbeyk allahümme lebbeyk" demek.

telhîs: kısaltma, özetleme, hulâsa-sını alma.

te'lîf: "ülfet"den. 1. uzlaştırma, barıştırma. 2. kitap, eser yazma.

telkîh: ilkah etmek, aşılamak, cinsinin üremesini sağlamak.

telmîh: bir şeyi açıkca söylemeyip ibarede bahsi geçmeyen bir kıssaya, bir fıkraya, bir ata sözüne veya meşhur bir şiire, bir söze işaret etmek. kapalı söylemek.


telvîn-i hitâb: sözün renklendirilmesi, çeşitlendirilmesi.

temâyüz: yükselme, üstün olma.

temcîd: allah'ın büyüklüğünü bildirmek. ta'zim ve senâ etmek. ramazan'da sahura kalkmak.

temdîd: devam ettirmek, uzatmak, sürdürmek, müddet vermek.

temessük: 1. tutunma, sarılma. 2. borç senedi.


te'mîn: 1. korkusunu giderme, güvenlik duygusu verme. 2. sağlamlaştırma. kesin bir hale koyma. sağlama.

temsîl: 1. bir şeyin aynını ya da mislini yapmak, benzetmek. 2. örnek, nümune, söz. canlandırma, piyes.

temyîz: ayırma, seçme, iyiyi kötüden ayırd etme.

tenâkuz: sözün birbirlerini tutmaması. çelişki.

tenasuh: bir ruhun bedenden bedene geçmesi, reankarnasyon.


tenasüb: 1. uygunluk, uyma, tutma. yakınlaşma. 2. anlamca birbirine ideal kelimeleri bir arada söze hoşluk vermek hedefi ile kullanmak.

tenasül: birbirlerinden doğup üreme, türeme, nesil yetiştirme.

tennûr: kapalı ocak, fırın, tandır.

tenzîh: 1. suç ve noksanlıktan uzak saymak. 2. kabahatsiz olduğu anlaşılmak ve onu ifade etmek.

terâhî: 1. işte gayretsizlik, gevşeklik, ihmal. 2. sonraya bırakma. 3. gecikme, geç kalma. 4. geri durma, geri çekilme.


terakkî: 1. ilerleme, yukarı çıkma, yükselme. 2. artma, çoğalma, gelişme.

tereke: ölen bir kimsenin mallarının hepsi.

terennüm: hoş güzel anlatma, yavaş ve hoş sesle şarkı söylemek.

tergîb: ümitlendirme, isteklendirme, şevklendirme, rağbet ettirme, özendirme.

terkîb-i izafî: isim tamlaması.


terkîb-i vasfî: sıfat tamlaması.

tertîb: 1. düzeltme. dizme, sıralama, düzene koyma. 2. hile ile aldatmak.

tertîl: kur'ân-ı kerim'i iyi ve kaidelerine (kurallarına) ideal şekilde tane tane okuma.

teshir: 1. büyüleme, sihir yapma, aldatma. 2. zaptetme, hakim olma. zorla ele geçirme. itaat ettirme. hakîr ve zelil etmek.

teslis: üçleme, ekanim-i selâse, allah'ı üç olarak kabul eden ve sonradan uydurulan hıristiyan inancı.


tesniye: ikilenen, ikil kelime.

teşbih: benzetmek, benzetiş. bir nitelikte saymak ve zannetmek.

teşbîh-i ma'kûs: tersine dönmüş benzetme, benzeyenle benzetilenin yer değiştirmesi.

teşci: cesaret verme, şecaatlandırma.

teşdîd: şiddetlendirme, sağlamlaştırma, kuvvet verme, güç verme.


teşrif: onurlandırma, onur verme, bir yeri onurlandırma, şereflendirme.

teşrî'î: 1. şeriat hükümleriyle ilgili. 2. kanun yapma kuvveti ve görevi hakkında.

teşrik: hz. ibrahim'e nisbet edilen ve yüksek sesle alınan tekbir.

teşrik-i mesai: işbirliği.

teşyî': uğurlama. selametleme.


tetimme: 1. tamam etme, tamamlama. 2. ek, noksanını tamamlamak için eklenen.

tevatür: 1. güçlü haber. 2. bir haberin ağızdan ağıza geçerek yayılması. (bakınız: mütevatir).

tevbih: azarlama, tekdîr.

tevcih: 1. yöneltme, çevirme. 2. verme.

tevekkül: allah'a güvenmek, kadere razı olmak, işi allah'a bırakmak.


tevhid: 1. birkaç şeyi bir etme, birleştirme. 2. birliğine inanma, bir sayma. 3. lâ ilâhe sözünü tekrarlama.

te'vil: bilinen anlamından başka bir anlamda yorumlama. başka anlam verme.

tevkifî: şeriatın belirlediği ve dondurduğu hüküm.

tevkil: birini vekil atama, birini vekil etme, vekil tanıma.

tevrat: hz. musa'ya indirilen ilâhî kitap.


tevriye: örtüp gizlemek.

teyakkuz: uyanıklık, önlem.

teyemmüm: 1. kast. 2. su bulunmadığı veya bulunup ta kullanılması olası olmadığı takdirde temiz toprak cinsinden bir şeyle abdestsizliği veya gusülsüzlüğü giderme işi.

te'yid: kuvvetlendirme. sağlamlaştırma.

tezad: 1. iki şeyin birbirine zıt olması, aksilik, terslik. 2. anlamca zıt olan kelimeleri bir arada toplamak.


tezekkür: 1. akla getirme, hatırlama, anımsama. 2. birkaç kişinin toplanarak bir işi konuşması, görüşme, müzakere etme.

tezhib: yaldızlama, süsleme.

tezkere: 1. pusla, betik. 2. gelişi güzel bir konuda izin verildiğini bildirmek için hükümetten alınan kâğıt.

tezkiye: temize çıkarma, aklama.

tezyin: süslemek, donatmak.


tıbak: uyum, uygunluk. iki zıt olayın ortak özelliğini ifade sanatı.

tıfl: ufak çocuk. her şeyin cüz ve parçası. batmaya yakın güneş..

tıynet: huy, yaratılış.

tih: çöl, susuz sahra. sinâ yarımadasındaki çöl.

tilavet: 1. okumak. 2. takip etmek, arkasına düşmek izlemek.


tubâ: cennet, cennette nimetlerle dolu olan ağaç.

tuğyan: zulüm ve küfürde çok ileri gitmek, azgınlık, taşkınlık.

tuhur: iki hayız arasındaki temizlik müddeti.

tûr: dağ, cebel, tûr-ı sina denilen tanınmış dağ, hz. musa'ya burada vahiy gelmiştir.



etiketler etiketler [4]

bilgi ara / www.bilgiara.com