bilgi ara

osmanlıca sözlük - s hakkında bilgi osmanlıca sözlük - s




sâ': 1040 dirhemlik hububat ölçeği.


saba: gün doğuşundan esen güzel ve lâtif rüzgar.

sabi: 1. henüz süt emen çocuk. 2. büluğ çağına gelmemiş olan çocuk. 3. üç yaşını doldurmayan erkek çocuk.

sabiîn (sâbie): yıldıza tapanlar.

sadaka: allah rızası için fakirlere verilen şey veya para.

sâdat: seyyidler, hz. peygamber'in soyundan gelenler.


saddetmek: bir şeyin gediğini kapamak, tıkamak, engel olmak.

sâdık: doğru, dürüst, sadakatli.

sâdır: sudur eden, çıkan, oluşan.

sadr: her şeyin öncesi ve başlangıcının en iyisi. kalp, göğüs, ön.başkan... baş. oturulacak yerlerin en iyisi.

safa ile merve: mekke-i mükerreme'de iki tepenin adları. sa'yin iki ucu.


safâ: mekke'de bir tepe adı. sa'yin başlangıç noktası.

safha: aşama, değişen durum ve hallerden her biri.

safîr: ıslık.

safsata: yalan, uydurma, görünüşte doğru gerçekte yalan ve yanlış olan kıyas.

sagîre: ufak günah.


sahih: 1. gerçek. 2. sağ, sağlam. 3. tam, eksiksiz.

sâhir: büyücü, büyü eden, sihirbaz.

sakaleyn: insanlar ve cinler.

sakar: cehennemin adlarından biri.

sakî: kırağı, şebnem, çiğ.


sâkî: sulayan, içecek su veren, kadeh sunan.

salâh: iyilik, bir şeyin iyi ve istenen biçimde bulunması, dindarlık, barış.

salât: namaz, belli vakitlerde yapılan ibadet, dua.

salîb: haç.

sâlih amel: iyi, haklı, dini emirlere ideal ibadet ve iş.


sâlik: bir yola bağlı olan, bir yolu takip eden, bir tarikata girip hidayet yolunu takip eden, mürid.

samed: allah'ın adlarından biri, pek yüksek, daim.

sanem: kâfirlerin önünde ibadet ettikleri heykel, put, put severlerin ilâhı, çok hoş kadın.

sâni': sanatkârca yapan, yaratan, sanat eseri olarak meydana getiren. (allah)

sar'a: insanın kendini kaybederek düşmesine sebep olan sinir hastalığı.


sarahat: açıklık. açık anlatım.

sarf-ı nazar: bir şeyden vazgeçme, cayma.

savm: oruç.

savm'aa: tepesi sivri yüksek bina. (minarelere de verilen addır). islâmiyetten önce hıristiyanların manastırlarına ve sabiaların zaviyelerine verilen ad.

sa'y: çalışma, gayret sarf etme. hac veya umrede safa ile merve arasında usulüne ideal olarak yedi defa gelip gitmek.


sebeb-i nüzul: indiriliş nedeni.

sebîl: açık ve büyük yol, büyük cadde, allah rızası için su dağıtılan yer.

sebilullah: allah yolu, din.

secâvend: kur'ân-ı kerim'i doğru okumak için yapılan işaretler.

secde: namazda yüzünü yere koyma, yere kapanma.


secdegâh: namaz kılınıp secde edilecek yer, ibadet yapılacak yer.

sedd: 1. tıkamak, engel olmak. 2.baraj. 3. perde. engel. 4.rıhtım. 5. set, tümsek.

sefer: yolculuk, seyahat, gezi. savaşa gitme. savaş, muharebe.

sefîh: zevk ve eğlenceye düşkün, sefahata düşmüş, malını düşünmeden harcayan.

sehm: ok, hisse, pay, nasib, kısım, hazine geliri, korku, dehşet.


sehv: yanılma, kusur, yanlış.

sekîne: sükun ve imtinan, temkin. kalp rahatlığı, kalp huzuru veren bir duanın adı.

sekinet: sükun ve imtinan. temkin. nefisteki telaşın kesilmesi ile hasıl olan kalp huzuru ve sükuneti.

sekir (sekr): sarhoşluk.

sekt: susma, bir anlık susma.


sekte: susmak, kesilme, ara verme, bozulma.

selbetmek: 1. red, inkâr etmek. 2. kapmak, zorla almak.

seleef-i salihin: önceki salihler. islâmın ilk devirlerinde yaşamış olan iyi müslümanlar.

selef: 1. eskiden olan, önce bulunmuş olan. 2. yerine geçirilen. 3. önde olmak, ileri geçmek.

selem: peşin para ödeyip, malı daha sonra almak üzere yapılan bir alış veriş akdi.


selîm: sağlam, hatasız, refah ve selamet üzere bulunmakta olan.

sema: 1. işitme. 2. mevlevî âyin dönüşü.

semâ: gökyüzü, asuman, gök.

semavî kitaplar: gökle ilgili kitaplar, kur'ân-ı kerim, tevrat, incil, zebur.

semen: para, kıymet, değer, bedel.


semî: işiten, duyan.

ser: baş, tepe, uç, gaye, zirve, başkan, reis.

serab: çölde, sıcak ve ışığın tesiriyle ilerde veya ufukta su ve yeşillik var gibi görünme olayı. şaşkın hale gelme.

serhad (serhat): sınırbaşı, iki devlet arasındaki limit boyu.

serî: çabuk, süratli.


serîr: taht. üstünde oturulacak yüksek yer. tahta karyola.

seriyye: düşman üstüne gönderilen süvari müfrezesi.

serkeş: baş kaldıran, inatçı, dikbaşlı, itaatsiz.

sertaç: baş tacı olan, çok sevilen.

server: önde giden, baş çeken, önder, başbuğ.


servet: zenginlik, maddî varlık.

sevab: hayır, hayırlı iş, allah tarafından mükâfatlandırılacak doğruluk ve iyilik karşılığı.

sevap: iyi bir davranışa karşı allah tarafından verilen mükâfat.

sevkitabiî: hayvanlarda düşünmeyerek, tabiatın sevki ve zorlamasıyla yapılan hareket, içgüdü.

seyyare: güneş çevresinde dolaşan gezegen.


seyyidü'l-beşer: insanların efendisi, hz. muhammed.

sıbyan: çocuklar, sabiler.

sıddık: çok samimi. doğru, inançlı, sadakatli.

sıddık-ı âzam: ebu bekir sıddık.

sıdk: 1. doğruluk, gerçeklik, hakikat. 2. iyi niyet.


sıla: 1. ulaşma. 2. yurdu, hısım akrabayı gidip görme.

sıla-i rahim: akrabaları ziyaret.

sıla-i rahim: gurbette bulunanın memleketine gelip akrabasına kavuşması.

sırat: yol, cadde.

sırat-ı müstakim: en doğru yol, islâmiyet, hak yol.


sibak: 1. bir şeyin üst tarafı, geçmişi. 2. bağ, bağlantı, sözün gelişi.

sidretü'l-münteha (sidre-i münteha): peygamber'in ulaştığı en yeni makam.

siga: fiilin çekiminden oluşan çeşitli biçimlerden her biri.

sihirbâz: büyücü, büyü yapan, gözbağcı, sahir.

sika: inanç, güven, itimat, emniyet, güvenilir inanılır kimse.


sikke: basılmış madeni para.

sille: el ayasıyla vurulan tokat.

sima: beniz, çehre.

siret: 1. bir kimsenin iç hâli, hareketi, ahlâkı. 2. insanın tutmuş olduğu manevî yol.

sirkat: hırsızlık.


sirr: sır.

siyak: 1. sözün gelişi. 2. stil, üslup.

sofestai: septisizme mensup, şüpheci, inkârcı.

sual: soru, sorulan. şey, isteme, istek. dilencilik.

sudûr: 1. olma, meydana gelme. 2. göğüsler, sadırlar.


suğrâ: daha ufak, pek ufak.

sû-i edeb: kötü terbiye.

sû-i kasd: kötü kasd, cinayet işlemek, adam öldürmeyi tasarlamak.

sulb: katı, taş gibi olan, sülâle, zürriyet, bel.

sulh: 1. barış. 2. rahatlık. 3. uyuşma. uzlaşma.


sûr: kale duvarı. kıyamet günü israfil (a.s.)'in çalacağı boru.

sûre: kur'ân-ı kerim'in 114 bölümünden her biri.

surî: surete ilişkin, görünüşe ilişkin. gerçek dışı, ciddi ve samimi olmayan.

sübhan: allah (c.c.).

sücûd: secdeye varmak, secdeler.


süflî: aşağıda bulunmakta olan, alçak, âdi, bayağı, kılıksız, giysisiz.

süfliyyat: kötü işler, bayağı işler.

sühûlet: kolaylık, kolaylık aracı, yavaşlık, nazik muamele, elverişli, kullanışlı, paraca kolaylık.

sükûn: durgunluk, hareketsizlik. durmak, kesilmek.

sülâle: soy, sop, bir kimsenin soyu.


sülâsî: üçlü, üçe mensup.

sülûk: 1. bir yola girme, bir sıraya dizilme. 2. tasavvuf yoluna girme.

sülüs: üçte bir, üç parçadan biri. bir yazı çeşidi.

sülüsân: üçte iki, üçte iki kısım.

süreyya: ülker yıldızı.


sürûr: 1. sevinç, neşeli olmak. 2. tahtlar, yatacak yerler.

sütre: perde, örtü. namaz kılarken ön tarafa konulan engel.



etiketler etiketler [4]

bilgi ara / www.bilgiara.com