sâ': 1040 dirhemlik hububat ölçeği.
saba: gün doğuşundan esen güzel ve lâtif rüzgar.
sabi: 1. henüz süt emen çocuk. 2. büluğ çağına gelmemiş olan çocuk. 3. üç yaşını doldurmayan erkek çocuk.
sabiîn (sâbie): yıldıza tapanlar.
sadaka: allah rızası için fakirlere verilen şey veya para.
sâdat: seyyidler, hz. peygamber'in soyundan gelenler.
saddetmek: bir şeyin gediğini kapamak, tıkamak, engel olmak.
sâdık: doğru, dürüst, sadakatli.
sâdır: sudur eden, çıkan, oluşan.
sadr: her şeyin öncesi ve başlangıcının en iyisi. kalp, göğüs, ön.başkan... baş. oturulacak yerlerin en iyisi.
safa ile merve: mekke-i mükerreme'de iki tepenin adları. sa'yin iki ucu.
safâ: mekke'de bir tepe adı. sa'yin başlangıç noktası.
safha: aşama, değişen durum ve hallerden her biri.
safîr: ıslık.
safsata: yalan, uydurma, görünüşte doğru gerçekte yalan ve yanlış olan kıyas.
sagîre: ufak günah.
sahih: 1. gerçek. 2. sağ, sağlam. 3. tam, eksiksiz.
sâhir: büyücü, büyü eden, sihirbaz.
sakaleyn: insanlar ve cinler.
sakar: cehennemin adlarından biri.
sakî: kırağı, şebnem, çiğ.
sâkî: sulayan, içecek su veren, kadeh sunan.
salâh: iyilik, bir şeyin iyi ve istenen biçimde bulunması, dindarlık, barış.
salât: namaz, belli vakitlerde yapılan ibadet, dua.
salîb: haç.
sâlih amel: iyi, haklı, dini emirlere ideal ibadet ve iş.
sâlik: bir yola bağlı olan, bir yolu takip eden, bir tarikata girip hidayet yolunu takip eden, mürid.
samed: allah'ın adlarından biri, pek yüksek, daim.
sanem: kâfirlerin önünde ibadet ettikleri heykel, put, put severlerin ilâhı, çok hoş kadın.
sâni': sanatkârca yapan, yaratan, sanat eseri olarak meydana getiren. (allah)
sar'a: insanın kendini kaybederek düşmesine sebep olan sinir hastalığı.
sarahat: açıklık. açık anlatım.
sarf-ı nazar: bir şeyden vazgeçme, cayma.
savm: oruç.
savm'aa: tepesi sivri yüksek bina. (minarelere de verilen addır). islâmiyetten önce hıristiyanların manastırlarına ve sabiaların zaviyelerine verilen ad.
sa'y: çalışma, gayret sarf etme. hac veya umrede safa ile merve arasında usulüne ideal olarak yedi defa gelip gitmek.
sebeb-i nüzul: indiriliş nedeni.
sebîl: açık ve büyük yol, büyük cadde, allah rızası için su dağıtılan yer.
sebilullah: allah yolu, din.
secâvend: kur'ân-ı kerim'i doğru okumak için yapılan işaretler.
secde: namazda yüzünü yere koyma, yere kapanma.
secdegâh: namaz kılınıp secde edilecek yer, ibadet yapılacak yer.
sedd: 1. tıkamak, engel olmak. 2.baraj. 3. perde. engel. 4.rıhtım. 5. set, tümsek.
sefer: yolculuk, seyahat, gezi. savaşa gitme. savaş, muharebe.
sefîh: zevk ve eğlenceye düşkün, sefahata düşmüş, malını düşünmeden harcayan.
sehm: ok, hisse, pay, nasib, kısım, hazine geliri, korku, dehşet.
sehv: yanılma, kusur, yanlış.
sekîne: sükun ve imtinan, temkin. kalp rahatlığı, kalp huzuru veren bir duanın adı.
sekinet: sükun ve imtinan. temkin. nefisteki telaşın kesilmesi ile hasıl olan kalp huzuru ve sükuneti.
sekir (sekr): sarhoşluk.
sekt: susma, bir anlık susma.
sekte: susmak, kesilme, ara verme, bozulma.
selbetmek: 1. red, inkâr etmek. 2. kapmak, zorla almak.
seleef-i salihin: önceki salihler. islâmın ilk devirlerinde yaşamış olan iyi müslümanlar.
selef: 1. eskiden olan, önce bulunmuş olan. 2. yerine geçirilen. 3. önde olmak, ileri geçmek.
selem: peşin para ödeyip, malı daha sonra almak üzere yapılan bir alış veriş akdi.
selîm: sağlam, hatasız, refah ve selamet üzere bulunmakta olan.
sema: 1. işitme. 2. mevlevî âyin dönüşü.
semâ: gökyüzü, asuman, gök.
semavî kitaplar: gökle ilgili kitaplar, kur'ân-ı kerim, tevrat, incil, zebur.
semen: para, kıymet, değer, bedel.
semî: işiten, duyan.
ser: baş, tepe, uç, gaye, zirve, başkan, reis.
serab: çölde, sıcak ve ışığın tesiriyle ilerde veya ufukta su ve yeşillik var gibi görünme olayı. şaşkın hale gelme.
serhad (serhat): sınırbaşı, iki devlet arasındaki limit boyu.
serî: çabuk, süratli.
serîr: taht. üstünde oturulacak yüksek yer. tahta karyola.
seriyye: düşman üstüne gönderilen süvari müfrezesi.
serkeş: baş kaldıran, inatçı, dikbaşlı, itaatsiz.
sertaç: baş tacı olan, çok sevilen.
server: önde giden, baş çeken, önder, başbuğ.
servet: zenginlik, maddî varlık.
sevab: hayır, hayırlı iş, allah tarafından mükâfatlandırılacak doğruluk ve iyilik karşılığı.
sevap: iyi bir davranışa karşı allah tarafından verilen mükâfat.
sevkitabiî: hayvanlarda düşünmeyerek, tabiatın sevki ve zorlamasıyla yapılan hareket, içgüdü.
seyyare: güneş çevresinde dolaşan gezegen.
seyyidü'l-beşer: insanların efendisi, hz. muhammed.
sıbyan: çocuklar, sabiler.
sıddık: çok samimi. doğru, inançlı, sadakatli.
sıddık-ı âzam: ebu bekir sıddık.
sıdk: 1. doğruluk, gerçeklik, hakikat. 2. iyi niyet.
sıla: 1. ulaşma. 2. yurdu, hısım akrabayı gidip görme.
sıla-i rahim: akrabaları ziyaret.
sıla-i rahim: gurbette bulunanın memleketine gelip akrabasına kavuşması.
sırat: yol, cadde.
sırat-ı müstakim: en doğru yol, islâmiyet, hak yol.
sibak: 1. bir şeyin üst tarafı, geçmişi. 2. bağ, bağlantı, sözün gelişi.
sidretü'l-münteha (sidre-i münteha): peygamber'in ulaştığı en yeni makam.
siga: fiilin çekiminden oluşan çeşitli biçimlerden her biri.
sihirbâz: büyücü, büyü yapan, gözbağcı, sahir.
sika: inanç, güven, itimat, emniyet, güvenilir inanılır kimse.
sikke: basılmış madeni para.
sille: el ayasıyla vurulan tokat.
sima: beniz, çehre.
siret: 1. bir kimsenin iç hâli, hareketi, ahlâkı. 2. insanın tutmuş olduğu manevî yol.
sirkat: hırsızlık.
sirr: sır.
siyak: 1. sözün gelişi. 2. stil, üslup.
sofestai: septisizme mensup, şüpheci, inkârcı.
sual: soru, sorulan. şey, isteme, istek. dilencilik.
sudûr: 1. olma, meydana gelme. 2. göğüsler, sadırlar.
suğrâ: daha ufak, pek ufak.
sû-i edeb: kötü terbiye.
sû-i kasd: kötü kasd, cinayet işlemek, adam öldürmeyi tasarlamak.
sulb: katı, taş gibi olan, sülâle, zürriyet, bel.
sulh: 1. barış. 2. rahatlık. 3. uyuşma. uzlaşma.
sûr: kale duvarı. kıyamet günü israfil (a.s.)'in çalacağı boru.
sûre: kur'ân-ı kerim'in 114 bölümünden her biri.
surî: surete ilişkin, görünüşe ilişkin. gerçek dışı, ciddi ve samimi olmayan.
sübhan: allah (c.c.).
sücûd: secdeye varmak, secdeler.
süflî: aşağıda bulunmakta olan, alçak, âdi, bayağı, kılıksız, giysisiz.
süfliyyat: kötü işler, bayağı işler.
sühûlet: kolaylık, kolaylık aracı, yavaşlık, nazik muamele, elverişli, kullanışlı, paraca kolaylık.
sükûn: durgunluk, hareketsizlik. durmak, kesilmek.
sülâle: soy, sop, bir kimsenin soyu.
sülâsî: üçlü, üçe mensup.
sülûk: 1. bir yola girme, bir sıraya dizilme. 2. tasavvuf yoluna girme.
sülüs: üçte bir, üç parçadan biri. bir yazı çeşidi.
sülüsân: üçte iki, üçte iki kısım.
süreyya: ülker yıldızı.
sürûr: 1. sevinç, neşeli olmak. 2. tahtlar, yatacak yerler.
sütre: perde, örtü. namaz kılarken ön tarafa konulan engel.