vâcib: lazım, zorunlu olan, yerine getirilmesi her müslüman için lazım ve zorunlu olan allah'ın emirleri.
vâcibât: yapılması lazım olan şeyler, farzlar.
vâcibu'l-vücûd: vücudu mutlak var olan, yokluğu olası olmayan allah.
vadi: 1. bir nehrin yatağı. 2. iki dağ arasındaki uzun çukur. 3. yol, stil, metod, dere.
vaftiz: hıristiyanlığa yeni girenin ve çocuğunun dine girmesi için lazım sayılan, suya sokma töreni.
vahdet: 1. birlik, bir ve tek olma. 2. yalnızlık, kendi kendine kalış.
vahdet-i vücud: varlıkların tek asıldan çıkma inanışı.. tasavvufî bir görüş. varoluşun tek kaynağa bağlılığı.
vahim: ağır, sonu tehlikeli, çok korkulu.
vahiy: ilâhî bilgi allah'tan peygamberlere gelen özelliği, allah'ın dilediği şeyleri peygambere bildirmesi.
vaîd: iyiliğe sevk veya kötülükten kurtarmak için ileride olacak kesin hadiseleri haber vererek korkutmak, cehennemi haber vermek.
vakar: ağırbaşlılık, kalp rahatlığı.
vâki: 1. vuku bulan, olan. 2. olağan, olmuş, mevcut.
vâlid: baba, doğurtan.
valide: ana, doğuran.
valideyn: ana-baba.
vâreste: afvedilmiş, halâs bulmuş, kurtulmuş, rahat, serbest.
vârid: 1. ulaşan, yetişen, gelen, erişen. 2. akla gelen. 3. bir şey ile ilgili söylenen, uygulanan.
vâsıl: ulaşan, erişen, kavuşan.
vasıyyet: bir işi birisine havale etmek, emir, bir malı veya menfaati ölümden sonrası için bir kişiye veya hayır cihetine teberru yolu ile temlik etmek.
vasîyle: cahiliye döneminde bir koyun dişi doğurursa yavru sahibinin, erkek doğurursa ilâhlarının olurdu. koyun dişi ve erkek yavru doğurduğu takdirde dişi yüzünden erkek yavru da kurban edilmezdi. buna vasîyle denirdi.
vatı': ayak altına alıp çiğneme, ideal hale getirme, cima.
vebal: günah, zarar, ziyan, şiddet, ağırlık, azap, doğru olmayan bir hareketin manevî sorumluluğu.
vecd: 1. aşk, muhabbet. 2. kendinden geçmek, kendini unutacak kadar aşk hâli.
vech: 1. yüz, çehre, surat. 2. stil, üslub. 3. alın, ön, satıh, cephe.
vecibe: çok lazım ve koşul olan şey. borç hükmünde olan görev, yapılması mecburi iş.
veciz: 1. özdeyiş. 2. kısa, toplu.
vedûd: çok şefkatli, kendisine çok sevgi beslenen. esmâ-i hüsnâdan.
vefd: 1. delege, murahhas, elçi. 2. gelme, vurma, ulaşma. 3. hususi bir işle başkasının yanına varma, elçilik.
vehbî: doğuştan, allah vergisi, çalışmakla kazanılmayıp allah'ın lütfu ile olan.
vehhab: çok fazla bağışlayan, ihsan eden, allah'ın isimlerinden biri.
velâyet: veli olan kimsenin hali, dervişlik, dostluk, sadakat, başkasına sözünü geçirmek.
veled: erkek çocuk, oğul, çocuk.
veled-i zinâ: meşru olmayan birleşmeden doğan çocuk, nikah dışı birleşmeden doğan çocuk.
veli: 1. sahip, malik, evliya, koruyucu, muhafaza eden, ufak çocukların halinden sorumlu kişi, baba, ata. 2. velâkin, fakat, amma.
veliyyü'l-emir: emir veren, emir sahibi olan.
velyetme: birbirleri ardı sıra gitmek birini takip etmek.
vesîle: bahane, sebep, fırsat, ideal durum.
vesvese: kuşku, kuruntu, tereddüt.
veter: yay kirişi.
veyl: vay durumuna, yazık, hüzün ve hüsran. cehennemde bir çukurun adı.
veylettirmek: birbirleri ardı sıra götürmek, birbirleri ardı sıra gelmeyi sağlamak.
vikaye: koruma, koruyuculuk, sahip olma, arka çıkma, kayırma.
vilâdet: doğmak, doğuş, dünyaya gelmek, doğurmak.
vilâyet: 1. il. 2.velilik, ermişlik. 3. veli olan kimsenin hali. 4. başkasına sözünü geçirme.
vird: sıkça ve sürekli okunan dua.
visâl: kavuşma, sevdiğine ulaşma, ayrılıktan kurtulma.
vizr: günah, yük, ağırlık, yük götürmek, sırta vurulan ağır yük.
vukuf: bir şeyi bilme, öğrenmiş olma.
vustâ: orta.
vücûd: varlık, var olmak, bulunmak, cesed, cisim, ten, gövde.