bilgi ara

6 / 311 kategoride 93.524 konu hakkında bilgiler !

osmanlıca sözlük - h hakkında bilgi osmanlıca sözlük - h




habâis: kötülükler, kötü şeyler.


habâset: kötülük, alçaklık, fenalık.

habb-habbe: 1. tane, tohum, 2. parça.

haber-i sâdık: 1. doğru haber. 2. peygamberimizin sözü, hadis.

habîb: sevgili, dost.

habib-i hüdâ: (hüdâ'nın sevgilisi); hz. muhammed (s.a.v.).


habîb-i kibriya: kibriyanın sevgilisi. hz. muhammed (s.a.v.).

habibullah: (allah'ın sevgilisi); hz. muhammed (s.a.v.).

habîs: kötü, alçak, pis.

habl: ip, urgan, halat.

hablü'l-metin: sağlam ip. islâ-miyet, kur'ân-ı kerim.


habt: iptal etme, bozma, bozulma.

hacalet: utanma, utangaçlıkla şaşırma.

haccac: 1. ırak valisi olup, müslümanlara zulmeden yusuf bin sakifî'nin ünvanı. 2. delil ile galip olan.

hâcet: gereksinim, gereklilik.def-i hâcet: abdest bozma.arz-ı hâcet: eksiğini, isteğini bildirme.

hacr: 1. men etme, yasak etme. 2. kucak, oğuş, himaye.


hacr-ı tahrîm: haramı yasaklamak.

hadd: 1. limit. 2. gerçek değer. 3. şeriatçe verilen ceza.

hadd-i tam: tam limitinde, derecesinde, kıvamında.

hades: 1. yeni olma, sonradan olma. 2. abdesti tazelemeyi gerektiren şey, manevî pislik.

hâdi: 1. hud'a yapan, hileci, aldatıcı. 2. fena, bozuk.


hâdî: hidayet eden, doğru yolu belirten, mürşit.

hadis: peygamberimizin sözü.

hâdisât: yeni olan şeyler, olaylar.

hâdisât-ı acîbe: şaşılacak, garib olaylar.

hâdise: yeni olan, sonradan olan şey, olay.


hadis-i kudsî: mânâsı allah tarafından vahyedilen, lafzı peygamberimize ilişkin hadis.

hafa: gizlilik, kapalılık.

hafaya: gizli şeyler, sırlar.

hafaza: 1. muhafızlar, koruyucular, bekçiler. 2. koruyucu melekler.

hâk ile yeksan: toprakla bir yıkık, harap, yerle bir.


hâk: toprak.

hakaik: hakikatler, gerçekler.

hakaik-i sâbite: değişmez hakikatler.

hakameyn: iki hakem: sıffîn vak'asında hz. ali ile hz. muaviye arasında hakem seçilen amr b. âs ile ebu musa el-eş'arî.

hakayık: hakikatler, gerçekler.


hakem: bir işte karar vermeye yetkili kişi.

hakîkat: 1. bir şeyin aslı, mahiyeti. 2. gerçek, doğru. 3. sadakat kadirbilirlik. sözlük anlamıyla söylenen söz.

hakîm: 1. âlim, bilgin. 2. hekim. 3. hikmeti bilen, filozof. (allah'ın isimlerinden)

hâkim: hakim, yargıç, hüküm veren, hükmeden, hükümran olan, üstün olan.

hakîm-i mutlak: allah.kitab-ı hakîm: kur'ân.


hâkimiyet: hakimlik, üstünlük, egemenlik.

hakir: itibarsız, değersiz, önemsiz.

hakk: doğruluk, insaf, hak. (allah'ın isimlerinden biri)

hakk-ı müdafaa: savunma hakkı.

hakk-ı mükteseb: elde edilmiş hak.


hakk-ı şirb: içme, hayvan veya tarla için su olma hakkı.

hakku'l-yakîn (hakke'l-yakîn): bilgi ve marifet mertebelerinin en yükseği, bizzat yaşayarak elde edilen bilgi, gerçeğin özünü kavramak.

hakşinaslık: doğruyu, hakkı tanımak.

halâl: 1. dostluk. 2. iki nesne arası açık olmak.

halâs: kurtulma, kurtuluş.


halaskâr: kurtarıcı.

halâvet: 1. tatlılık, şirinlik. 2. zevk.

halef: birinden sonra gelip onun yerine geçen kimse, ardıl.

halet: hal, suret, keyfiyet.

halet-i ihtizar: can çekişme hali, sakınılacak hal.


halet-i nezi': ölüm hali, sekarat-ı mevt.

half: yemin etmek.

halhal: bayanların ayak bileklerine taktıkları altın veya gümüş halka, ayak bileziği.

hâlık: yaratan, yaratıcı. (allah'ın isimlerinden)

halîl: 1. dost. 2. zevc, koca.


halîme: yumuşak huylu kadın. (peygamberimizin süt annesinin adı)

hâlis: hilesiz, katkısız, duru.

halk: yaratma, yaratılma.

halk-ı cedîd: tekrardan yaratılış.

halk-ı dü cihan: iki cihanın halkı, ölüler ve diriler.


halt: 1. karıştırma. 2. uygunsuz söz söyleme.

halvet: 1. yalnız kalma, tenhaya çekilme. 2. tenha yer, ibadet için tenha hücre.

hâm: çiğ, olmamış.

ham: eğri, bükülmüş.

hamd ü şükran: allah'ı minnet ve şükranla övme.


hamd: 1. övgü, medh. 2. allah'a şükran hislerini bildirmek.

hame: 1. yük. 2. ana karnındaki çocuk.

hame: balçık, çamur

hamein mesnun: değişken balçık.

hâmî: himaye eden, koruyucu.


hamîd: allah'ın adlarından.

hâmid: hamd eden, şükreden. (hz. muhammed (s.a.v.)'in lakabı.)

hamie: balçıklı, çamurlu.

hâmil: 1. yüklü. 2. hamile.

hâmile: hamile kadın.


hâmiş: mektubun altına ilave edilen yazı, hâşiye, dipnot.

hamr: şarap.

hamûle: 1. yük. 2. gemi yükü.

hanedan: kökten asîl ve büyük aile, ocak.

hanif: islâmiyetten önce allah'ın birliğine inanan ve hz. ibrahim dinine bağlı olan kimse.


hârâbat: harabeler, viraneler, meyhaneler. (ziya paşa'nın meşhur antolojisi).

harabe: şehir ve ev yıkıntısı, virane.

harbî: 1. harble ilgili. 2. savaş yerinde bulunmakta olan ve müslüman olmayan kimse. 3. anlaşma yapılmamış düşman. 4. tüfek doldurma âleti.

harec: 1. darlık, sıkıntı, güçlük. 2. günah.

harem: 1. girilmesi serbest olmayan yer. 2. ihrama girilen yerden başlayarak kâbe'ye doğru olan kısım.


harem-i şerif: kâbe ve civarı.

harikulâde: olağanüstü, eşi görülmemiş.

hars: 1. tarla sürmek. 2. yarmak. 3. ekin, kültür.

hasânet: bir bina veya yapının sağlamlığı.

hasb: göre, kıyasla, gereğince.


hasbe: kızamık hastalığı.

hasbe'l-âde: âdet gereği, alışıldığı gibi.

hasbe'l-beşeriye: insanlık gereği.

hasbeten lillah: allah rızası için.

haseb: baba tarafından gelen soyluluk, asalet.


hased: haset, kıskançlık, çekememezlik.

hasenât: iyilikler, hoş işler.

hasene: iyilik, hoş iş.

hasf: yere batma, ışığı sönme.

hâsıl: husûle gelen, peyda olan, çıkan, üreyen.


hâsıla: bir işten elde edilen netice.

hâsıl-ı kelam: sözün özeti.

hâsid: haset edilen, kıskanç.

hâsir: 1. hasret çeken, meramına kavuşamayan. 2. hasarlı.

hasîs: 1. nekes, cimri. 2. alçak, değersiz.


haslet: tabiat, huy, yaratılış.

hasr: 1. sıkıştırma. 2. etrafını çevirme, mahsus kılma, tahsis etme.

hasr-ı evkat: tüm vakitlerini o işe verme.

hasr-ı nefs: kendini o işe adama.

hassa ordusu: hükümdarın kendine mahsus ordusu.


hâsse: bir şeye mahsus olan kuvvet, duygu.

haşerat: 1. ufak böcekler; karınca, akrep, yılan gibi hayvancıklar. 2. değersiz ve zararlı adamlar.

haşîn: katı, sert, kırıcı, kaba.

hâşir: toplayan, bir araya getiren.

haşiye: dipnot.


haşr ü neşr: toplayıp dağılma, haşir neşir.

haşr: 1. toplama. 2. ölüleri diriltip mahşere çıkarma. 3. kur'ân'-ın 59. sûresi.

haşyetullah: allah korkusu.

hata: 1. yanlış, yanılma. 2. günah.

hâtem: mühür.


hatemü'l-enbiya: peygamberlerin sonuncusu: hz. muhammed (s.a.v.).

hâtim: 1. mühürleyen, mühürleyici. 2. bitiren, sona erdiren.

hâtime: son, nihayet.

hatt: 1. çizgi. 2. satır. 3. yazı.

hatt-ı kur'ân: kur'ân yazısı.


havâic: gereksinimler.

havâriyyûn: hz. isa'nın oniki kişiden ibaret olan ashabı.

havass: 1. hasseler, duyular. 2. muhterem ve seçkin kişiler.

havass-ı hamse: beş duyu. (görme, tatma, işitme, dokunma, koklama)

havâyic-i asliye: aslî gereksinimler.


havf ve reca: korku ve ümit.

havf: korku, korkma.

hâvi: ihtiva eden, içerisine alan, şâmil, içeren.

hâviye: cehennemin yedinci katı, en şiddetli yeri.

havl: 1. sene, yıl. 2. etraf, çevre. 3. kuvvet, kudret.


haya: 1. utanma, sıkılma. 2. ar, namus, edeb. 3. günahtan kaçınma.

hayat: dirilik, canlılık.

hayat-ı bâkiye: ölümsüz hayat.

hayat-ı beşer: insan hayatı.

hayat-ı fâniye: geçici hayat.


hayli: olabildiğince. epeyce.

hayr ü şer: iyilik ve kötülük.

hayr: iyi, faydalı, hayırlı.

hayret: şaşma, şaşırma, ne yapacağını bilmeme.

hayrhah: hayır sahibi.


hayrü'l-beşer: insanların hayırlısı hz. muhammed.

hayrü'n-nâs: insanların hayırlısı.

haysiyyet: şeref, onur, itibar, değer.

haysiyyet-i ebediyye: edebî itibar.

hayt: iplik, lif, tel.


hayt-i esved: siyah iplik, fecir vakti yavaş yavaş silinen gecenin karanlığı.

haytü'l-ebyaz: beyaz iplik, fecir vakti, ufukta bir çizgi biçiminde beliren ve giderek artan sabah ağartısı.

hayy: 1. diri, canlı. 2. allah'ın isimlerinden.

hayye ale'l-felâh: toplanıp felaha gelin, haydin felaha.

hayye ale's-salah: toplanıp namaza gelin, haydin namaza.


hayyü'l-kayyüm: her an diri olan, yöneten, düzenleyen.

hayz ve nifas: aybaşı hali ve lohusalık.

hayz: kadınlarda aybaşı hali akıntısı.

hazer: sakınma, kaçınma, korunma, çekinme.

hazf: aradan çıkarma, kaldırma, giderme, silme, gizli tutma.


hâzıra: 1. şehirli. 2. bir yere yerleşmiş. 3. medeni.

hâzırûn: 1. meydanda, gözönünde olanlar. 2. hazır olanlar.

hazîne: hazine, devlet malının saklandığı yer.

heba: 1. toz, zerre. 2. boş, nafile.

hebâen mensûra: boşuna harcanarak.


hedef: maksat, amaç.

heder olan: boşa giden.

heder: boşa gitme, yok yere giden şey.

hediy: beytullah için getirilen kurbanlar.

hedy: harem-i şerife götürülen kurban.


helâk: 1. mahvolma, ölme. 2. harcanma. 3. çok yorulma.

hemşire: kız kardeş.

hendese: geometri.

herc ü merc: alt üst, karmakarışık, allak bullak.

herdem: her vakit, daima.


herem: 1. ihtiyarlama, kocama. 2. mısır ehramlarından biri.

hetk-i hürmet: saygının ortadan kalkması. şer'an haram olanın bozulması.

hevâ: 1. heves, istek, arzu, sevgi, hoşlanma. 2. nefsanî zevklere uyma.

hevâ-i nesîm: latif hava. mâne-vî gıda.

hevamm: 1. böcekler, haşereler. 2. yılan, pire, akrep gizli zararlı hayvanlar.


hevâperest: meşru olmayan lezzet ve heves peşinde olan.

hevdec: bayanların binmesi için deve üstüne yapılan ufak mahfel.

hey'et: 1. biçim, suret. 2. görünüş. 3. durum.

hey'et-i ictimaiyye: toplantı heyeti, sosyal durum.

hezl: 1. eğlence, alay, şaka. 2. latife. 3. mizah.


hıdk: öç almak için kin besleme.

hıfz: saklama, koruma, ezberleme.

hıfzıssıhha: sağlığı koruma.

hıkd: kin tutma, öç almak için fırsat bekleme.

hınzır: 1. domuz 2. pis ve katı yürekli kimse.


hırman: mahrumluk, ümitsizlik.

hırz: 1. sığınak. 2. nazar boncuğu, nazar duası. 3. tılsım.

hısâl: huylar, mizaçlar, karekterler.

hışm: kızgınlık, öfke, gazap.

hıtbe: 1. okunmuş. 2. söz kesilmiş, nişanlı kız veya kadın.


hıyar: 1. bir işi yapıp yapmamakta serbestlik, islâm hukukunda alış-veriş hususunda muhayyerlik. 2. hayırlılar, iyiler.

hibe: bağışlama bağış.

hicab: 1. utanma, sıkılma. 2. perde, hail, engel.

hicrân: 1. ayrılık. 2. unutulmaz acı keder.

hicret: 1. memleketten memlekete göç. 2. hz. muhammed'in mekke'den medine'ye hicreti, miladın 622. senesi.


hicret-i seniyye-hicret-i nebeviyye: peygamberimizin mekke'den medine'ye göçü.

hicv: birini şiirle yermek, gülünç hale koymak, alay etmek.

hicviyye: hicv sözü veya yazısı, taşlama.

hidayet: hak yola, doğru yola erme.

hidayet-i ilâhiyye: ilâhî hidayet, allah'ın doğru yola erdirmesi.


hikmet: 1. hakimlik, bilgelik. 2. sebep. 3. felsefe.

hikmet-i ilâhiyye: allah'ın hikmeti, yalnız o'nun bileceği iş.

hikmet-i teşri: kanun yapma hikmeti. allah'ın emir ve yasaklarında gözetilen rabbanî incelikler.

hilaf: 1. karşı, zıt. 2. yalan.

hilâfet: 1. birinin yerini tutma. 2. peygamberin vekilliği, halifelik.


hilâfeten: 1. birinin yerine geçerek. 2. halife olarak.

hilaf-ı edeb: terbiye ve ahlâka aykırı.

hilâl: yeni ay.

hil'at: elbise, kaftan.

hil'at-i risalet: peygamberlik elbisesi.


hilf: yardımlaşma, ittifak, sözleşme.

hilkat: 1. yaratılış. 2. tabiat.

hilkat-i âdem: ilk insanın yaratılışı.

hilkat-i arz: dünyanın yaratılışı.

hill: 1. hilal. 2. hac vaktinde ihrama girilen yerin dışında kalan saha, haremin dışı.


hilm ü hayâ: yumuşaklık ve utanma duygusu.

hilm: yumuşaklık, insanın tabiatında olan yumuşaklık duygusu.

hîn: an, vakit, zaman, sıra.

hirfet: sanat, meslek.

hisab: hesap, saymak, aritmatik.


hisal-hısal: huylar, tabiatlar.

hisar: 1. kuşatma, etrafını alma. 2. etrafı istihkamlı kale, bent.

hiss: duyma kuvveti, duygu.

hisse: pay, nasip.

hissedâr: pay, hisse sahibi.


hiss-i kablelvuku: önsezi.

hissî: his ile, duygu hakkında, duygusal.

hissiyyat: duygular, sezişler.

hitab: bir veya daha fazla kimselere söz söyleme, nutuk.

hitab-ı âm: umuma hitap, bir topluluğa söyleme.


hitab-ı ezelî: başlangıçsız, çok eski söz.

hitâm: 1. son, nihayet. 2. bitme, tükenme.

hitân: 1. sünnet, sünnet etme. 2. duvarlar, önler.

hizb-hizib: 1. kısım, bölük. 2. taraftar. 3. kur'ân cüzünün dörtte biri.

hod be hod: kendi kendine, kendi başına.


hod: 1. kendi. 2. baş zırhı.

hodgâm: bencil, egoist, kendini beğenmiş.

hub: hoş, güzel, iyi.

hubb: sevgi, muhabbet.

hubb-i dünya: dünya sevgisi.


hubs: 1. pislik. 2. kötülük.

huccâc: hacılar.

huccet-hüccet: 1. vesika, delil, senet. 2. ünlü bilginlere verilen ünvan.

hud'a: aldatma, oyun hile.

hudâ: allah, yaratıcı.


huddam: hizmetçiler.

hudud: limitler, hudutlar.

hudûs: sonradan olma.

huffaz: ezberleyiciler, kur'ân'ı ezbere bilenler.

hukuk: 1. haklar. 2. hakikatler. 3. kanunların verdiği hak.


hulasa: bir şeyin, bir sözün özü, özeti.

hulâsa-i kelâm: sözün özeti.

huld azabı: ahiratteki ebedî azab.

huld: 1. sonu olmayan. 2. ebedî sürekli.

hulf: verdiği sözü tutmama, yemininde durmama.


hulk: huy, tabiat.

hulkum: boğaz, gırtlak, ağızdan mideye giden yol.

hulûd: ölmezlik, devamlılık, süreklilik.yevm-i hulûd: kıyamet günü.

hulûm: 1. rüyalar, hülyalar. 2. düş azması.

hulûs: halislik, saflık, gönül temizliği.


hulûs-i niyet: halis, samimi niyet.

hums: beşte bir.

hûn: 1. kan, dem. 2. öldürme, öc.

hunefa': "hanif"in çoğulu. allah'ın birliğine inananlar, hz. ibrahim dininden olanlar.

hurafat: aslı, temeli olmayan sözler ve rivayetler, hurafeler.


hurafe: uydurma hikâye ve rivayet.

hurde: değersiz şey, kırıntı.

huremat - hurmât - hurumat: haram olan şeyler, dince yasak olan şeyler.

hurî: 1. cennet kızı. 2. sevgili.

hurûc: çıkma, çıkış, dışarı çıkma.yevm-i hurûc: kıyamet günü.


hurûf: harfler.

hurûf-i heca: alfabe harfleri.

huruf-i mukattaa: bazı surelerin başında bulunmakta olan ve ayrı ayrı okunan harfler.

hurum: haramlar, dince yasak ,olanlar.

husus: iş, biçim, yol, husus.


huşû: 1. gönül alçaklığı, tevazu. 2. korku ile sevgi arası durum, saygı.

hutame: cehennemin adlarından biri, cehennemin beşinci tabakası.

hutut: 1. çizgiler. 2. yazılar. 3. yollar.

huzur: 1. hazır bulunma. 2. rahat.

hüccet: 1. vesika, delil. 2. seçkin âlimlere verilen ünvan.


hüccetü'l-islâm: imam gazali'nin lakabı.

hüceyre: 1. ufak delik, oyuk. 2. odacık, hücrecik.

hücre: 1. odacık, göz. 2. dokuların, organların en ufak parçası, hücre.

hüda: 1. doğru yol gösterme. 2. hidayet etme. 3. kur'ân-ı kerim'in adlarından biri.

hükema: hakîmler, bilginler, filozoflar.


hükm-hüküm: yargı, emir, komuta.

hünsa: 1. kendisinde hem erkeklik hem dişilik alâmeti bulunmakta olan kimse. 2. tıpkı çiçekte erkeklik ve dişiliğin bulunması.

hürre: cariye veya esir olmayan kadın.

hüsn ü kubuh: hoşluk ve çirkinlik.

hüsn: hoş, iyi, hoşluk, iyilik.


hüsna: en hoş.

hüsn-i akibet: sonuç güzelliği.

hüsn-i dilârâ: gönül alıcı hoşluk.

hüsran: 1. zarar, ziyan. 2. beklenilenin elde edilememesinden duyulan acı, mahrumiyet acısı.

hüve: 1. o. 2. allah.


hüve'l-bâkî: bâkî kalan allah'tır.

hüzn-hüzün: gam, keder, sıkıntı.



etiketler etiketler [4]

bilgi ara / www.bilgiara.com