maa: beraber, birlikte.
maad: 1. dönüp gidilecek yer. 2. ahiret. 3. dönüş, geri gidiş. 4.dünya'dan sonraki hayat. 5. gaye, amaç, ulaşılacak yer.
maa-hâza: bununla beraber, bununla birlikte
maamâfih: bununla beraber.
maasî: âsilikler, isyanlar, günahlar.
maazallah: allah korusun, allah saklasın.
maba'd-tabia: fizikötesi, metafizik.
ma'bud: kendine ibadet olunan, tapılan, allah.
mâcin: hileyi, hile yolunu öğreten.
madde: 1. madde. 2. maya, cevher. 3. cisim.
madde-i ûlâ: ilk cevher.
maddiyet: gözle görülür, elle tutulur şey.
maddiyyat: gözle görülür, elle tutulur şeyler.
maddiyyun: maddenin ezelî ve ebedî olduğuna inananlar, materyalistler.
ma'dum: yok olan, mevcut olmayan.
mâdûn: alt, aşağı, alt derece, emir altında bulunmakta olan.
mafevk: üst, yukarı, üst derecede bulunmakta olan kimse, âmir.
ma'füvv: 1. suçu bağışlanmış, affolunmuş. 2. muaf tutulan, istisna edilen.
mağfur: günahları bağışlanmış, ölmüş kimse, rahmetli olmuş.
mağrib: batı, garb, batı tarafında olan yerler.
mağribî: batılı, mağribli.
mağrifet: allah'ın kullarını bağışlaması, yarlıgaması.
mağşuş: karışık, katışık, saf olmayan.sikke-i mağşuş: karışık, hileli madenî para.
mahall: yer.
maharet: ustalık, beceriklilik.
mahbub: sevilmiş, sevilen, sevgili.
mahfî: gizli, saklı.
mahfuz: 1. saklanmış, korunmuş. 2. ezberlenmiş.levhi mahfuz: allah tarafından takdir edilenlerin ezelde yazılı bulunduğu levha.
mâhir: maharetli, hünerli, becerikli.
mahiyet: bir şeyin aslı, temeli, içyüzü, özü.
mahkeme: davaların görülüp karara bağlandığı yer.
mahkeme-i kübra: âhirette allah huzurunda kurulacak büyük mahkeme.
mahkûm: 1. hükmolunan, birinin hükmü altında bulunmakta olan 2. hüküm giymiş. 3. katlanma, zorunda olma.
mahlas: 1. kurtulacak yer. 2. bir kimsenin takma adı, mahlası.
mahlûk: yaratılmış, yaratık.
mahmud: 1. hamd olunmuş, övülmüş, övülmeye layık. 2. ebrehe'nin kâbe'yi yıkmak için getirdiği filin adı.
mahmul: 1. yüklenmiş. 2. bir şeyin üstüne kurulmuş.
mahrec: 1. dışarı çıkacak, çıkılacak kapı. 2. ağızdan harflerin çıktığı yer.
mahrek: 1. hareketli bir noktanın takip ettiği yol. 2. bir gezegenin bir devrede üstünden gittiği farzolunan dairevî hat, yörünge.
mahsusât: gözle görülür şeyler.
ma'hud: 1. ahdolunmuş, bilinen, sözleşilen. 2. sözü geçen.
mahv: 1. yok etme, ortadan kaldırma. 2. beşerî noksanlardan kurtulma hali.
mahzuf: silinmiş, kaldırılmış, gizli tutulmuş.
mahzur: sakınılacak, korkulacak şey, engel, sakınca.
mâi': 1. men eden, alıkoyan, engel olan. 2. engel, özür.
maide: 1. yemek yenilen sofra, yemek, ziyafet. 2. kur'ân-ı kerim'in 5. sûresi.
maişet: hayata, yaşayış, geçinme, geçinmek için lüzumlu şey.
maiyyet: beraberlik, arkadaşlık, bir büyük memurun emrinde bulunma.
makam: 1. durulan, durulacak yer. 2. memuriyet, memurluk yeri.
makam-ı ibrahim: kâbe'de bulunmakta olan ve hz. ibrahim'in ayak izi olduğu söylenen taş.
makam-ı mahmud: peygamberimizin cennetteki makamı, şefaat makamı.
makarr: durulan yer, karargâh,ocak, merkez, başkent, payitaht.
makbuz: 1. alınmış, alındı belgesi. 2. sıkılmış, daraltılmış.
maklûb: altı üzerine getirilmiş, ters çevrilmiş, başka şekle sokulmuş.
maksud: kastolunan, istenilen şey, emel.
maksure: camilere etrafı parmaklıklı yüksekçe yer.
maktul: vurulmuş, öldürülmüş, katledilmiş.
ma'kul: akla ideal, akıllıca iş gören, anlayışlı, mantıklı.
mal: varlık, para, kıymetli eşya.
mâlik: sahip, bir şeyi olan, bir şeye sahip olan.
mâlikü'l-mülk: mülkün sahibi, allah.
ma'lul: illetli, hastalıklı, sakat.
ma'lûm: bilinen, belli.
ma'lumat: bilinen şeyler, biliş, bilgi.
mamûre: insan bulunmakta olan, bayındır, şenlikli yer, şehir, kasaba.
mânâ: 1. anlam. 2. içyüz. 3. akla yakın sebep. 4. rüya, düş.
mâneviye: iyilik ve kötülük ilâhı diye iki ilâha inanmaktan ibaret batıl bir mezhep olup zerdüştlerden alınmıştır.
maneviyyat: maddî olmayan, manevî olan konular.
mansub: nasbolunmuş, konmuş dikilmiş, nesne.
mantık: 1. söz. 2. mantık ilmi, vasıta ve delil arasında tutarlılık.
mantıku't-tayr: kuş dili, feridüddin attar'ın meşhur eseri.
mantuk: söylenmiş, denilmiş, söz, kelam, nutuk, mefhum.
maraz: hastalık, illet.
ma'rife: mânâ ve mefhumu belirtilmiş olan söz, belirli.
ma'rifet: 1. herkesin yapamadığı ustalık, ustalıkla yapılmış olan şey. 2. bilme, biliş, bilgelik.
ma'rifetullah: allah'ı tanıma, bilme.
maruf: 1. bilinen, tanınan, meşhur tanınmış. 2. şeriatin emrettiği, ideal gördüğü.
masarif: sarfolunanlar, harcananlar.
masdar: 1. bir şeyin çıktığı yer, esas, kaynak. 2. fiil kökü.
mashara: maskara, soytarı.
mâsiva: 1. bir şeyden başka olanların hepsi. 2. dünya hakkında olan şeyler. 3. allah'tan başka her şey.
masivallah: allah'tan başka her şey.
ma'siyet: isyan, günah, âsilik.
maslahat: 1. iş, emir, madde, keyfiyet, önemli iş. 2. barış, dirlik-düzenlik.
maslahat-ı âmme: kamu işler.
masrif: sarfetme, harcama mahalli.
masruf: 1. sarfedilmiş, harcanmış. 2. çevrilmiş, döndürülmüş.
ma'şuk: sevilen, sevilmiş.
matbu': 1. tabolunmuş, basılmış. 2. güzel, latif, makbul.
matbuat: matbaada basılmış şeyler.
matla': doğacak yer, güneş vasair yıldızların doğması, kaside veya gazelin ilk beyti.
matlab: 1. istenilen şey, istek. 2. bahis, mesele, kazıyye, önerme.
matlub: istenilen, aranılan şey.
ma'tuf: 1. eğilmiş, bir tarafa doğru çevrilmiş. 2. birine isnat olunmuş, yöneltilmiş.
mâun: 1. malın zekatı. 2. kendisinden yararlanılacak şey, eve lazım olan şeyler.
mâverâ: art, geri, bir şeyin ötesinde bulunmakta olan.
mâye: 1. maya, asıl, temel. 2. para, mal. 3. iktidar, güç, 4. bilgi. 5. dişi deve.
mâyi': sıvı, akıcı.
mazî: geçen, geçmiş olan, geçmiş vakit.
meal: anlam, kavram.
mebadi: başlangıçlar, ilkeler.
mebahis: arama, araştırma yerleri, araştırma veya münakaşa hususları.
mebanî: yapılar, binalar, esaslar.
mebde ve mead: başlangıç ve dönüş, ruhun dünyaya gelişi ve dönüşü, dünya ve ahiret.
mebde': 1. başlangıç. 2. kaynak, kök. 3. bilgilerin ilk kısımları. 4. ilke. 5. tasavvufta sâlikin ilk başlangıcı.
mebde-i kübra: büyük başlangıç.
mebde-i ümid: ümidin kaynağı.
mebi': satılmış şey, satılan mal.
mebna: yapı, bina, yapı yeri, bina yeri.
mebnî: 1. yapılmış kurulmuş. 2. bir şeye dayanan. 3. ...den dolayı.
meb'us: 1. gönderilmiş, 2. peygamber olarak gönderilmiş kimse. 3. öldükten sonra diriltilmiş kimse. 4. halk tarafından seçilerek parlementoda yer alan kimse, millet vekili.
mecaz: 1. yol, geçecek yer. 2. gerçeğin zıddı. 3. kendi öz mânâsıyla kullanılmayıp benzetme yolu ile başka mânâda kullanılan söz.
mecaz-ı aklî: akla ideal olan mecaz, akılla bilinen mecaz, bir şeyi asıl sebebinin dışında başka bir sebebe isnad etmek.
mecaz-ı lügavî: mecaz-ı müsrseldir.
mecaz-ı mürsel: benzetme dışında başka bir ilişki sebebiyle kullanılan mecaz: meselâ: "o köye sor" demek, "o köyden birine sor" demektir.
mecrur: çekilmiş, sürüklenmiş, sonu kesre olan isim.
mec'ûl: meydana çıkarılmış, yapılmış olan, yapmacık, uydurma.
me'cur: 1. ecir veya sevabı verilmiş olan. 2. kiraya verilen.
mecusi: ateşe tapanlara verilen ad.
meczum: kesin karar verilmiş. sonu cezimli olan kelime.
medain: şehirler.
medar: 1. bir şeyin döneceği yer, çevresinde hareket edilen nokta. 2. yörünge, gezegenin güneş çevresinde dönerken çizdiği daire.
medayin: şehirler.
medd: 1. uzatma, çekme. 2. yayma, döşeme.
medenî: 1. şehirli. 2. medine'li. 3. terbiyeli, kibar, nazik, 4. medine'de nazil olan sûre veya âyet.
medhal: 1. girecek yer, kapı, giriş. 2. başlangıç.
medine: 1. şehir. 2. eski adı yesrib olan ve peygamberimizin türbesi bulunmakta olan hicaz şehirlerinden.
medlul: 1. delil getirilmiş şey. 2. delalet olunan, gösterilen. 3. bir kelimeden veya bir sinyalden anlaşılan.
medyun: borçlu, verecekli.
mefaze: çöl, sahra.
mefhum: 1. anlaşılmış. 2. sözden çıkarılan mânâ, kavram.
mefhum-i muhalif: bir sözden çıkarılan zıt mânâ.
mefkud: 1. yok olmayan, bilinmeyen. 2. ölü veya diri olduğu bilinmeyen kayıp kimse.
mefkureci: ülkücü, idealist.
meftuh: 1. fethedilmiş, açılmış, açık. 2. zaptedilmiş, ele geçirilmiş. sonu üstün ile harekeli isim.
meftûn: 1. sihirlenmiş, fitneye düşmüş. 2. gönül vermiş, tutkun, vurgun. 3. hayran olmuş, şaşmış.
mef'ul: 1. işlenmiş, yapılmış, kılınmış. 2. tümleç.
mehabet: azamet, ululuk, korkunçluk.
mehâfetullah: allah korkusu.
me'haz: bir şeyin alındığı, çıkarıldığı yer, kaynak.
me'huz: 1. alınmış, çıkarılmış, tutulmuş. 2. ödünç olarak başka bir yerden alınmış.
mekân: 1. yer, mahal. 2. ev, oturma yeri, konut.
mekârim: cömertlikler, elaçıklıklar, iyilikler.
mekârim-i ahlâk: iyi huy, hoş ahlâk. peygamberimizin ahlâ-kı.
mekkî: mekke hakkında, mekkeli, mekke'de nazil olmuş âyetler veya sûreler.
mekr: 1. hile, oyun, düzen. 2. hile ile aldatma, maksadından vazgeçirme.
mekruh: 1. iğrenç, tiksinti veren. 2. haram olmayan ve zaruret olmadıkça yapılması ideal görülmeyen iş.
melâike: melekler.
melâike-i mukarrebîn: allah'a yakın olan melekler.
melce': sığınacak yer, sığınak.
mele': 1. doldurma, dolma, doluluk. 2. kalabalık, topluluk.
mele'-i a'lâ: büyük meleklerin toplandığı yer.
mele'-i firavn: firavun'un cemaati.
meleke: alışkanlık, kabiliyet, maharet, iktidar.
melekût: 1. hükümdarlık, azamet. 2. alem-i melekût: ruhlar ve melekler âlemi.
melhûz: mülahaza edilen, düşünülebilen, hatıra gelen.
melik: 1. padişah, hükümdar. 2. allah'ın adlarından.
memat: ölüm.
memlûk: 1. birinin malı olan. 2. kul, köle.
me'mur: emir almış, bir işle vazifelendirilmiş kimse, emrolunan.
menâkıb: menkıbeler, övünülecek vasıflar.
menâm: 1. uyunacak yer, yatak odası. 2. uyku, düş, rüya.
menâr: 1. nur, ışık yeri. 2. yol işaretleri. 3. fener kulesi.
menâsik: ibadet yerleri, görevleri.
menâsik-i hacc: hac ibadeti için ziyaret edilecek yerler, görevler.
menat: cahiliye devrinde kâbe'de bulunmakta olan bir putun adı.
mendub: 1. iyilikleri sayılarak arkasından ağlanan ölü. 2. şeriatçe yapılıp yapılmamasında bir sakınca olmayan ama ideal görülen işler.
menend: eş, benzer.
menfi: 1. sürgün edilmiş, sürgün. 2. bir şeyin tersini ileri süren. 3. negatif.
menhi: yapılması şer'an yasaklanmış, haram olmuş.menhiyyat: şeriatin yasak ettiği şeyler.
menkûl: 1. nakledilmiş, taşınmış. 2. ağızdan ağıza geçmiş söz.
mensuh: hükmü kaldırılmış, nesholunmuş, yürürlükten kaldırılmış.
menşe': 1. bir şeyin çıktığı yer, temel, kök. 2. yetişilen yer, bitirilen mektep.
menzil: 1. yollardaki konak yeri. 2. ev. 3. bir günlük yol, konak. 4. mesafe.
merci: 1. dönülecek yer. 2. müracaat olunacak, baş vurulacak yer kimse.
mercuh: 1. başka bir şeyin kendisine üstün tutulduğu şey. 2. hasmından önce iddiasını ispata selahiyeti olmayan kişi.
merfu': 1. kaldırılmış, yükseltilmiş. 2. sonu ötre ile okunan kelime. 3. merfû hadis; senedi güçlü olsun veya olmasın hz. peygamber'e isnad olunan hadistir.
mer'î: 1. riayet edilen, saygı gösterilen. 2. yürürlükte olan, gözle görülen.
mertebe: 1. derece, basamak. 2. pâye, rütbe. 3. miktar.
mervî: rivayet olunan, birinden işiterek söylenen.
mesabe: derece, rütbe, kadar.
mesafih: 1. sahife durumuna getirilmiş şeyler, kitaplar. 2. mushaflar, kur'ânlar.
mesağ: izin, ruhsat, cevaz, müsade.
mesai: çalışmalar.
mesalih: maslahatlar, işler.
mesbûk: 1. geçmiş, arkada kalmış. 2. önde bulunmakta olan, ondan evvel geçmiş. 3. önce namaza durmuş, sonra imama uymuş.
mesel: 1. örnek, benzer, nümune. 2. dokunaklı ve mânâlı söz. 3. yararlı hikâye. 4. delil, hüccet.
mesele: 1. sorulup karşılığı istenen sorun. 2. önemli iş.
mesh: 1. silme, sığama. 2. bir şeyi el ile sığama. 3. abdest alırken ıslak eti başın dörtte birine sürme, mest üstüne sürme.
mesh: biçimini değiştirerek çirkin bir hale koyma.
mesken: oturulacak yer, oturulan ev.
mesnevî: 1. her beyti kendi arasında kafiyeli ve baştan sona tıpkı vezinle yazılmış manzume. 2. mevlânâ'nın tanınmış eseri.
mesnûn: 1. bilenmiş. 2. sünnete ideal olan. 3. yıllanmış şey.
mesrur: memnun, sevinçli, meramına ermiş.
me'sûr: esir edilmiş, tutsak, yolu kesilmiş. dinî geleneklere ideal olan, rivayete dayanan.
meşâir: 1. hacı olmadan önce durulması gereken önemli yerler. 2. hasseler, duygular.
meşakkat: zahmet, zorluk, güçlük, sıkıntı.
meş'ar: 1. hacı olmadan önce durulması gereken yerlerden her biri. 2. duygu, hasse.
meş'ar-i haram: müzdelife'de şimdi üstünde mescit bulunmakta olan yer.
meşayih: şeyhler, ihtiyarlar.
meşhed: 1. şehit olunan veya şehidin gömüldüğü yer. 2. iran'da bir şehrin adı. 3. hz. hüseyin'in kerbela'da şehit düştüğü yer.
meşhur: şöhret kazanmış, ünlü.
meşiyyet: 1. irade, arzu, istek. 2. yürüyüş, yürütme.
meşreb: 1. mizaç, huy, ahlâk. 2. içecek yer.
meşrık: doğu, güneşin doğduğu taraf.
meşru: şer'an caiz olan, şeriate ve kanuna ideal olan.
meta: 1. satılacak mal, eşya. 2. sermaye.
metali: 1. doğacak yerler. 2. güneş ay ve yıldızların doğdukları yerler.
metbû: 1. kendisine tabi olunan, uyulan. 2. hükümdar.
metin: sağlam, dayanıklı.
metruk: terkedilmiş, bırakılmış, kullanılmaktan vazgeçilmiş, metruk hadis; amel edilmeyecek derecede zayıf.
mevâşi: davar ve mal gibi hayvanlar (koyun, keçi, öküz, inek...)
meveddet: sevme, sevgi, dostluk.
mevhibe: bahşiş, ihsan, bağış.
mev'iza: öğüt, nasihat, vaaz.
mevki: yer.
mevlâ: 1. efendi, sahip. 2. allah. 3. kul, köle, azat eden. 4. velî, veliyeti olan. 5. şanlı, şerefli. 6. yardımcı. 7. mürebbi, terbiye eden.
mevrid-i nass: ile ilgili kesin delil olan konu.
mevsuf: vasfolunmuş, vasıflanan, belirtilen.
mevt: ölüm.
mevtâ: ölüler, ölmüşler.
mevzi: yer.
mevzu: 1. konulmuş. 2. husus. 3. doğru olmayan, uydurma.
meyl: 1. eğilme, eğiklik, akıntı. 2.sevme, tutulma, gönül akışı.
meyte: hayvan leşi, kendi kendine ölen hayvan.
meyyit: ölmüş, ölü.
mezahib: mezhepler, tutulan yollar.
mezahib-i erbaa: dört mezhep: hanefî, şafiî malikî, hanbelî.
mezc: katma, karıştırma.
mezheb: 1. gidilen, tutulan yol. 2. mezhep.
mezheb-i hanefî: hanefî mezhebi.
meziyy: mezi, idrardan önce gelen beyazımsı sıvı.
mezmum: yerilmiş, beğenilmemiş ayıplanmış.
mezniyye: zorla cinsî ilişkide bulunulan kadın.
mezraa: ziraat olunacak, ekilecek tarla, yer, çiftlik.
me'zun: izinli, izin almış, bir işi yapmaya izin alan.
mısrî: mısırlı, mısır ülkesiyle ilgili.
mîkat: 1. bir iş için belirtilen vakit veya yer. 2. mekke yolu üstünde hacıların ihrama girdikleri yer.
milel: 1. milletler, uluslar. 2. bir dinde veya mezhebde olan topluluklar.
milk: birinin tasarrufunda bulunmakta olan şey veya yer.
milk-i yemin: köle, cariye.
minval: stil, yol, suret, biçim, usül.
mîrac: 1. merdiven. 2. göğe çıkma.
mîrac-ı nebî: peygamberimizin mirac mucizesi.
mir'at: 1. ayna. 2. bir cins lale.
misak: sözleşme, anlaşma.
misal: 1. örnek, benzer. 2. masal. 3. rüya, düş.
miskal: yirmidört kıratlık bir ağırlık ölçüsü. (ondört kırat bir şer'î dirhem karşılığıdır).
miskin: 1. aciz, zavallı, beceriksiz, sabit. 2. cüzzamlı. 3. mal ve mülkü olmayan, kendini idareden âciz, yoksul.
misl: 1. benzer. 2. misilleme. 3. miktar. 4. kat.
miyar: ölçü, ayıraç, bir şeyin halislik derecesini anlamaya yarayan âlet.
mîzan: 1. terazi, ölçü âleti, tartı, ölçü. 2. mahşerde amellerin tartılmasını yapacak olan şey.
muadil: eşit, denk, eşdeğer.
muâhede: karşılıklı and içme, antlaşma.
muaheze: azarlama, paylama, çıkışma, tenkit.
muahid: 1. antlaşma yapanlardan her biri. 2. islâm hükümetine bir para ödeyerek kendini himaye ettiren hıristiyan veya bir başka dinden kimse.
muallakat: islâm'dan önce arap şairlerinin kâbe duvarına asılan meşhur kasideleri.
muallim: öğreten, talim eden, öğretmen.
muamelat: 1. insanların birbirine karşı tutum ve davranışları. 2. resmî dairelerde yapılan evrak kayıt ve işlemleri.
muamele: 1. davranma, davranış. 2. yol, iz. 3. dairede yapılan kayıt vesaire. 4. alışveriş, sarraflık, para işleri.
muamma: bilmece, anlaşılmaz ve karışık iş.
muattal: 1. kullanılmış, bırakılmış. 2. boş, işsiz.
muayyen: belli, belirli, tayin edilmiş, kararlaştırılmış.
muazzeb: azapta bulunmakta olan, çok sıkıntı gören, eziyet çeken.
mucid: icat eden, yeni bir şey meydana getiren, fikir ve mânâ yaratan.
mucize: allah'ın izniyle peygamberler tarafından gösterilen ola-ğanüstü şey.
mudarebe: 1. dövüşme, vuruşma. 2. sermaye ve emek konarak kurulan şirket.
mufassal: tafsilatla, uzun uzun anlatılan, detaylı.
mugalata: yanıltmak için, yanıltacak yolda söz söyleme, demogoji.
mugayyebat: gizli, görünmez şeyler.
muhabbet: sevgi, sohbet.
muhabbetullah: allah sevgisi.
muhacirin: hicret edenler.
muhacirin-i evvelîn: mekke'den ilk hicret eden müslümanlar.
muhafız: muhafaza eden, saklayan, koruyan, bekçi.
muhakkıkîn: hakikati, gerçeği bulup meydana çıkaranlar, araştırıcılar.
muhal: olası olmayan, olamaz, olanaksız, imkansız.
muharremat: haram ve yasak olan şeyler.
muharrer: yazılmış, yazılı.
muhavvel: 1. değiştirilmiş. 2. havale edilmiş, gönderilmiş, ısmarlanmış.
muhayyer: seçilmesi serbest olan seçmece, beğenmece.
muhbir: 1. haber veren, haberci. 2. bir gazete için haber taşıyıp ulaştıran.
muhit: 1. ihata eden, kuşatan. 2. çevre. 3. okyanus. 4. allah'ın isimlerinden.
muhkem âyet: tevil ve tefsir gerektirmeyen mânâsı ve lafzı açık âyet.
muhkem: sağlam, sağlamlaştırılmış, güçlü.
muhkemat: içerisinde hüküm bulunmakta olan, mânâsı açık olan âyetler.
muhlis: halis, katkısız, dosdoğru, her hali içten ve gönülden olan, ihlâs sahipleri, samimi ve doğru olanlar.
muhsane: namuslu kadın.
muhtar: 1. seçilmiş, seçkin. 2. hareketinde serbest olan, istediği gibi davranan. 3. peygamberimizin isimlerinden.
muhtemel: umulur, olabilir, mümkün.
mukadder: 1. kıymeti biçilmiş, kadri, değeri bilinmiş. 2. alın yazısı.
mukaddime: başlangıç, başlama, giriş.
mukarenet: bitişiklik, yaklaşma, kavuşma, uygunluk, cinsel yaklaşma.
mukatele: birbirlerini öldürme, vuruşma, savaş.
mukattaa: kesilmiş, kesik, ayrı.
mukavele: sözleşme, yazılı sözleşme.
mukayese: kıyas etme, karşılaştırma.
mukayyed: 1. kayıtlı, bağlı, bağlanmış. 2. bir işe önem veren. 3. kaybolmuş, deftere geçmiş.
mukteza: 1. iktiza etmiş, lâzım gelmiş. 2. kanun gereğince yazılmış yazı, derkenar.
mullakat-ı seb'a: islâm'dan önce kâbe duvarına asılmış olan yedi kaside.
murakıb: 1. murakabe eden, koruyan. 2. allah'a bağlanmış.
musalaha: barışma, uzlaşma, barış, güvenlik.
musalla: namaz kılmaya mahsus açık yer. cami veya mezarlık civarında cenaze namazı kılınan yer.
mushaf: 1. sahife durumunda yazılmış kitap. 2. kur'ân.
musibet: felâket, ansızın gelen belâ, uğursuz.
mut'a: 1. geçici kazanç. 2. şiilere mahsus müddeti belirlenmiş nikah.
mutabık: birbirine uyan, ideal.
mu'tad: âdet olunmuş, alışılagelmiş.
mu'tezile: aklı ön plâna alan ve "kul kendi fiillerinin yaratıcısıdır" diyerek, ehl-i sünnetten ayrılan fırka. bunlara kaderiyeciler de denir, önderleri vâsıl b. ata'dır.
mutmain: gönlü kanmış, içi rahat, emin.
muttali': öğrenmiş, haber almış, bilgili.
muttarid: bir düzeye giden, sıralı, düzgün, muntazam.
muttasıf: vasıflanan, kendisinde bir hal, bir sıfat, bir vasıf bulunmakta olan.
muttasıl: birleşik, istisna-i muttasıl, tıpkı cinsten alanlar arasında yapılan istisnadır. ayrı cinsten olursa "munkatı" denilir.
muvahhid: allah'ın birliğine inanan.
muvalat: dostluk, karşılıklı sevgi, koruma, yardım.
muzaf: katılmış, bağlanmış, bağlı.
muzafün ileyh: muzafın bağlı bulunduğu isim.
muzari: şimdiki vakit veya geniş vakit kipi.
muzmer: gizli, örtülü, saklı, dışarıya vurulmamış, içte gizli.
mübadele: bir şeyin başka bir şeyle değiştirilmesi, değiş-tokuş, trampa, takas.
mübahele: birine beddua etme, ilenme, birinden nefret etme.
mübah-mubah: yapılıp yapılmamasında şer'an bir sakınca olmayan.
mübalağa: bir şeyi çok büyütme, abartma, ufak bir şeyi büyük gösterme.
mübareze: cenk, kavga, uğraşma.
mübin: 1. hayrı şerri, kötüyü iyiyi ayıran. 2. açık, besbelli.din-i mübin: islâm dini.
mübtedâ: isim cümlesinde özne.
mübtedi: bir işe yeni başlayan, çaylak, acemi.
mücameat: 1. karşılıklı iyi ilişkiler kurmak. 2. cinsî münasebette bulunmak.
mücazat: 1. karşılık. 2. bir suça verilen ceza.
mücerred: 1. tecrit edilmiş, soyulmuş.. 2. soyut.
mücmel: kısa ve az sözle anlatılmış, öz. kapalı ifade. (çoğulu) mücmelat.
müddet: vakit, zaman, bir şeyin uzayıp sürdüğü vakit.
müdîr: idare eden, çeviren, idareden anlayan, direktör.
müeccel: tecil edilmiş, ileriye bırakılmış, ileride yapılmak üzere zamanı belirtilen, ertelenmiş.
müekked: 1. sağlamlaştırılmış. 2. tekrar edilmiş, pekiştirilmiş.
müellefe-i kulüb: peygamberimiz vaktinde kalpleri islâm'a ısındırılmak için iltifat görmüş olanlar.
müellif: 1. telif eden, kitap yazan. 2. imtizaç ettiren, kaynaştıran.
müennes: 1. dişi, 2. hakiki itibarıyla ve söyleniş itibarıyla dişi olan kelime.
müessir: 1. tesir eden, etki, iz bırakan. 2. işleyen, hükmünü yürüten. 3. çok hissedilen, içe işleyen. 4. dokunan, dokunaklı. 5. eser sahibi. allah teâlâ.
müfesser: tefsir edilmiş, açıklanmış.
müfred: tek, yalnız, basit, tekil.
müfredat: 1. basit şeyler. 2. toptan bilinen şeylerin detayları.
müfreze: ayrılmış, ordudan ayrılmış birkaç müfreze.
müfsid: 1. ifsat eden, bozan. 2. fesatlık eden, ara açan.
mükaleme: konuşma, müzakere, muhavere.
mükâtebe: yazışma, mektuplaşma, birbirine yazma, köle ile yapılan azatlık sözleşmesi.
mükevvenat: yaratıkların hepsi, kâinat mevcûdat.
mükreh: zorlanan kimse.
mülaane: karşılıklı beddua etme, ilenme, lânet etme.
mülâbese: 1. benzer şeylerin ayırt edilemiyerek birbirine karıştırılması. 2. münasebet, yakınlık.
mülahaza: 1. dikkatle bakma, 2. iyice düşünme, düşünce.
mümarese: alışma, alışıklık, yatkınlık, meleke.
mümeyyiz: 1. seçen, ayıran. 2. dairedeki yazıları temize çeken kâtip. 3. imtihanda ayırtman.
mümtaz: imtiyazlı, seçkin, üstün tutulmuş.
münâcat: 1. dua etme, yalvarma. 2. divan edebiyatında allah'a dua için yazılan manzume çeşidi.
münadi: nida eden, müezzin, tellal.
münafık: 1. nifak sokan, iki yüzlü. 2. kâfir olduğu halde kendisini müslüman belirten.
müneccim: yıldız falına bakan, astroloji ile uğraşan.
münezzeh: tenzih edilmiş, temiz, arı, noksanlıklardan uzak.
münferid: yalnız olan, tek, ayrı, kendi başına.
münhasıran: hususi olarak, yalnızca, tek başına, bilhassa.
münkati': kesilen, kesik arkası gelmeyen, son bulan, süreksiz.
münkerât: şeriatçe yapılması yasaklanmış şeyler.
münkir: 1. inkâr eden, kabul etmeyen. 2. mezarda sual soracak iki melekten biri. münkir-nekir.
müraî: iki yüzlü kimse.
mürebbi: 1. terbiye eden, pedegog, çocuk terbiye eden. 2. besleyen.
mürekkeb: iki veya daha çok şeyin karışmasından oluşan, bileşik.
mürsel hadis: tabiînin, sahabeyi atlayarak rivayet ettiği hadis, yani sahabeden değil tabiînden gelen hadis.
mürtedd: islâm dininden dönen kimse.
müsamaha: güzel görü, tolerans, görmemezlikten gelme, göz yumma.
müsavat: eşitlik, tıpkı halde ve derecede olma.
müsavî: eşit, denk, tıpkı halde ve derecede bulunmakta olan.
müsbet: 1. tesbit edilmiş, adil gösterilmiş. 2. pozitif, olumlu.
müsebbib: 1. sebep olan. 2. icab eden.
müsellem: 1. teslim edilmiş, verilmiş. 2. doğruluğu herkesçe kabul edilmiş.
müsemma: 1. bir ismi olan, adlandırılmış, adlı. 2. muayyen, belirli vakit.
müskir: sarhoş eden, sarhoşluk veren.
müskirât: sarhoşluk veren şeyler.
müsned: isnad edilmiş, senede bağlanmış. "müsned hadis" senedi kesintisiz olarak hz. peygamber'e ulaşan hadistir.
müstağnî: 1. doygun, yönlü, tek. 2. çekingen, nazlı davranan. 3. lazım bulmayan.
müstağrak: batmış, dolmuş.
müstahsil: yetiştiren, yetiştirici, üretici.
müstamel: kullanılmış, eski, köhne.
müstear: takma ad, iğreti olarak duruş.
müstecab: dileği, duası kabul olunmuş.
müstehabb: 1. sevilen, beğenilen. 2. farz ve vacip olmayıp da yapılması sevap olan iş, hareket.
müstehak: hak edilmiş, yiyip içilerek bitirilmiş, bitirilen, tüketilen.
müstetir: gizlenen, gizli, saklanan, saklı.
müşakele: benzeme, uygunluk, şekilce bir olma.
müşâreket: ortaklık, ortak olma.
müşavere: danışma, bir iş üstünde konuşma.
müşebbeh: benzeyen.
müşebbehün bîn: kendisine benzetilen.
müşkil: anlamı kapalı olan ve ancak bir ipucu sayesinde anlaşılabilen âyet.
müşkilât: zorluklar, güçlükler.
müşrif: 1. yükselen, çıkan. 2. ölüme pek yakın bulunmakta olan. 3. etrafa bakan, etrafı gören. 4. vakıf malı koruyan kimse.
müşrik: allah'a şirk koşan.
müştakk: başka bir kelimeden çıkmış, türemiş.
müşterek lafız: sözlük anlamıyla birden çok anlama gelen kelime. meselâ: "yüz" gibi.
mütareke: iki tarafın geçici bir vakit için savaşı durdurması, ateşkes.
müteaddi: 1. zulmeden, saldıran. 2. geçişli fiil.
müteaddid: bir çok, çoğalan, türlü türlü, tekrar.
müteahhirîn: sonradan gelenler, yetişenler, son devir âlimleri.
müteallak: bağlanılan yer, taalluk edilen yer, harfi cerin dayandığı, bağlandığı kelime.
müteallik: 1. asılı, bağlı. 2. taalluk eden, ilgili, ilişiği olan.
müteazzir: 1. özürlü, özürü bulunmakta olan. 2. olası olmayan, güç, zor.
mütedeyyin: dindar, dinine bağlı.
mütehassıs: ihtisas sahibi, uzman.
mütehassis: çok hislenen, duygulanan.
mütekellim: kelamcılar.
mütenasib: münasib, birbirine ideal, benzer, denk.
mütenevvi: çeşitlenen, türlü türlü olan, muhtelif olan.
müteselsil: zincirleme, birbirlerini izleyen, zincir gibi birbirine bağlı olan.
müteşabih: 1. birbirine benzeyen. 2. kur'ân-ı kerim'de mânâ ve lafız bakımından tevile elverişli olan âyetler. muhkem olmayan âyet.
müteşabihat: 1. birbirine benzeyenler. 2. lafız ve mânâ bakımından tevile elverişli âyetler.
mütevatir: yalan üzere anlaşmaları olası olmayan cemaatler tarafından rivayet olunan haber.
müteveccih: 1. bir tarafa yönelen, bir tarafa gitmeye kalkan. 2. birine karşı sevgisi ve iyi düşünceleri olan.
müteyakkız: uyanık bulunmakta olan,tetikte gözü açık olan.
müttaki: günahtan sakınan, çekinen, takva sahibi.
müvekkil: vekil eden, vekil tayin eden.
müverrih: 1. tarihçi, tarih yazan. 2. ebced hesabına göre tarih düşüren şair.
müzdelife: arafat ile mina arasında bulunmakta olan yer.
müzekker: 1. erkek, er. 2. eril, müzekker kelime.