ibâd: kullar.
ibâdü'r-rahmân: allah'ın kulları.
ibâhe: 1. mübah olmak. 2. ateş söndürme.
ibdâ: 1. meydana getirme. 2. yaratma.
ibkâ: "bekâ"dan: sürekli kılmak.
ibkâm: susturma, bir tartışmada ağız açamıyacak hale getirme.
ibn: oğul.
ibnullah: allah'ın oğlu. hıristiyanlar hz. isa'ya ibnullah derler.
ibrâ: bağışlanma, temize çıkma, aklanma.
ibret-engiz: ibret verici.
ibtidâ: başlangıç, baş taraf.
ibtidâ-i kıraat: ilk okuma. okumaya başlama.
ibtilâ: belaya uğramak, musibete düşmek, kötü şeye düşkünlük.
icâbet: 1. kabul etme. 2. muvafakat etme.
icâd u ibdâ: yapma ve yaratma.
i'câz: 1. aciz bırakma. 2. mucize göstererek muhatabı cevap veremez duruma düşürme. 3. aciz bırakma.
icâz: 1. sözü kısa söyleme. 2. az sözle çok mânâ anlatma.
icbâr: zorlama, cebretme.
icl: dana, buzağı.
icmâ: dağınık şeyleri bir araya getirme, toplama.
icmâ-ı ümmet: büyük fakihlerin dinle ilgili bir konuda görüş birliğinde olmaları.
icmâl: kısaltma, ihtisar, özet.
ictimagâh: toplantı yeri.
ictinâb: çekinme, sakınma.
idâre-i kelâm: sözü olası mertebe yürütmek, işi idare etmek.
iddet: bekleme müddeti. islâm hukukunda kocasından boşanan bir kadının 100 gün, kocası ölen bir kadının 130 gün bekleme süresi. bu süre geçmeden başkasıyla evlenemez.
idgâm: birbirine benzeyen iki harfi bir yazıp şeddeli okuma.
idhâl: dâhil etme, içerisine alma.
idlâl: dalâlete sokma, sapıtma.
idlâl-i ilâhî: allah'ın kulu saptırması.
idrâk: 1. anlayış, akıl edinme. 2. yetişmek, erişmek. 3. olgunlaşma çağını bulma.
îfâ: 1. ödeme, yerine getirme. 2. bir işi yapma. 3. iş görme.
ifk: iftira, iftira ekmek, hz. aişe'ye yapılan iftira.
iflâh: felâha, selâmete kavuşmak.
ifnâ:: mahvetmek, yok etmek.
ifrât: haddi aşma, pek ileri gitme.
ifrâz: bütünden parça ayırma. bölme.
ifrît: çetin cin, öfkeli insan.
iftitah tekbiri: namaza başlama tekbiri.
igâse: imdada yetişmek, yardım etmek.
iğfâl: yanıltma ve aldatma.
iğtisâl: gusletme.
iğvâ: ayartma, baştan çıkarma.
ihâta: 1. kuşatma, etrafını çevirme. 2. geniş tam bilgi ve ihtisas.
ihdâs: ortaya çıkarma.
ihfâ: kamufle, saklama.
ihlâl: "halel"den bozma, sakatlama, kusurlu hale getirme.
ihlâs: samimiyet, doğruluk, riyasızlık. kur'ân-ı kerim'in 112. sûresi.
ihmâl: mühlet verme.
ihrâc: çıkarmak.
ihrâm: hacıların giydikleri dikişsiz elbise.
ihrâz: nail olmak, kazanmak, almak.
ihsân: 1. iyilik etme. 2. bağış, bağışlama. 3. sağlamlaştırma.
ihticâc: hüccet, delil göstermek.
ihtidâ: hidayete ermek, islâm olmak.
ihtikâr: 1. haksız kazanç, aşırı kâr, vurgunculuk. 2. hakarete katlanmak.
ihtilaf: ayrılma, ayrışma, çözülme.
ihtilaf-ı edyân: dinlerin ayrılıkları, değişik farklı oluşları.
ihtilâm: düş azması, uyurken cenabet olma.
ihtilât: karışma, karışıp görüşme komplikasyon.
ihtiras: bir şeyi fazla arzulama ve ona fazla düşkünlük.
ihtiraz: sakınma, çekinme.
ihtirâzî: çekinme, sakınma hakkında.
ihtisar: kısaltma, icmâl etme.
ihtisas: özellik kazanma, uzmanlaşma.
ihtiva: içerisine alma, içerisinde bulundurma, içerme.
ihtiyar: seçme, seçilme.
ihtizâz: 1. haz duymak, ferahlanmak. 2. titreşim.
ihvan: kardeşler, arkadaşlar, tıpkı tarikata mensup olanlar.
ihyâ: diriltme, hayat verme.
ikâb: ceza, azap, cezalandırma.
ikal: 1. bağ. 2. ayak bağı.
ikâle: 1. iki tarafın isteğiyle alışverişi bozmak. 2. dememiş iken "dedim" diye iddia etmek.
ikâme: yerleştirmek, iskan etmek, vücuda getirmek.
ikâmet: imamlık, halifelik, önderlik.
ikâniyye: yakînî bilgiye tabi olanlar. din ve bilginlerce ileri sürülen şeyleri delil aramaksızın doğru sayan anlayış.
iklâb: çevirme, bir halden başka bir hale döndürme.
iktibas: 1. ödünç almak. 2. bir kelimeyi, bir cümleyi veya bunların mânâlarını olduğu gibi alma, aktarma.
iktidâ: uymak, tabi olmak.
iktisab: 1. kazanma. 2. tahsil etme. 3. elde etme.
iktisâd: ekonomi. toplumun tutumluluğu.
iktiza: 1. gerekli gelme, gerekme. 2. işe yarama, yararlık.
îlâ: 1. yemin etmek. 2. erkeğin, bir süre karısına yaklaşmaması. için yemin etmesi. 3. sıkıntı ve derde uğrama.
ilâf: ülfet ettirme, ülfet ettirilme, alıştırma, uzlaştırma.
ilâh: mabud, tanrı.
i'lâ-yı kelimetullah: allah'ın adını yüce tutmak.
ilhâd: 1. dinsizlik, inanç bozukluğu. 2. allah inancından ayrılış, tevhid inancından ayrılma.
illet: hastalık, sebep, gaye, hedef.
illet-i ûlâ: birinci sebep, ilk sebep.
illet-i vücûd: varlık nedeni.
illiyyet: sebep hakkında, sebeplilik.
ilme'l-yakîn: ilmî bilgi. kesin bilgi.
ilm-i ferâiz: islâm hukukunda miras taksimi hakkında bilim dalı.
ilm-i hâl: islâm dininin her müslüman için öğrenmiş olunması gereken esas bilgileri.
ilm-i hey'et: astronomi ilmi.
ilm-i hikmet: düşünce bilgisi, felsefe.
ilm-i ledünn: gayb ilmi, allah'ın sırlarına ilişkin ilim.
ilm-i meânî: meânî ilmi, belagat.
ilm-i tevhid: ilm-i kelâm.
ilm-i usûl ve akâid: usûl ve akâid ilmi.
ilm-i vehbî: allah tarafından verilen ilim.
iltibas: benzeyen şeyleri birbirine karıştırma. şaşırıp yanılma.
iltica: sığınma.
iltizam: 1. kendisi için lazım sayma. 2. bilerek, isteyerek taraf tutma.
ilzam: delil göstererek muhalifi susturmak.
i'mâl: yapma, işleme, iş yapma.
imâle: 1. bir tarafa meylettirmek, bir tarafa eğmek. 2. bir heceyi vezne uydurmak için uzatarak okumak.
imdî: bundan böyle, bu halde, böyle olduğu halde.
imkân ve cünûb: olası ve gereklilik.
imlâ: doldurma, yazdırma.
imsâk: 1. oruca başlama vakti. 2. kendini tutmak, bir şeyden el çekmek.
imtina: çekinme, vazgeçip geri durma.
imtisâl: örnek kabul etme.
inâbe: 1. günahlardan vazgeçip hak yola dönmek. 2. bir mürşidden el alıp yerine geçme.
inadiyye: eşyanın hakikatini inkâr etme felsefesine bağlılık.
in'âm: ihsan, nimet verme.
inâs: kadınlar, kızlar.
inâyet: 1. dikkat, gayret, özenme. 2. lütuf, ihsan, iyilik.
indallah: allah yanısıra.
inde'l-cumhur: çoğunluğun yanısıra, çoğunluğun nazarında.
inde'l-hâce: gereksinim vaktinde.
indirac: içerisine konma, arasına sıkışma. derecelenme.
indiyye: kendi görüşüne tabi olan.
infak: nafaka verme, besleme, geçindirme.
infisâl: 1. ayrılma, 2. azledilme, işinden uzaklaşma.
infitâr: yarılma, açılma.
inhirâf: doğru yoldan sapma.
in'ikâs: bir yere çarpıp geri dönme, aksetme.
inkâr: tanımama.
inkıbâz: 1. büzülüp toplanma, çekilme. 2. kasvet, keder, sıkıntı. 3. kabızlık, peklik.
inkılâb: bir halden başka bir hale dönme.
inkıraz: tükenme, blitme, kırılıp yok olma.
inkıtâ: kesilme.
inkıyâd: boyun eğme, mutî olma, itaat etme.
inkişâf: gelişme, ilerleme.
ins u cin: insan ve cin.
ins: insan.
inşâ: yapma, vücuda getirme.
inşikâk: ikiye ayrılma, yarılma.
inşirah: ferahlamak, sevinç duymak.
inşirah-ı sadr: vicdan ferahlığı,vicdan huzuru.
intak: nutka getirmek, söyleme kabiliyeti olmayanı söyletmek.
intibak: uyma, ideal hale gelme. edebiyatta iki zıd şeyin ortak özelliğini bulup birleştirme.
intifâ: fayda sağlama, menfaatlanma.
intişâr: yayılma.
inzâl: indirme, indirilme.
inzâl-i menî: üreme organından meni çıkması.
inzâr: korkutmak, sakındırmak.
i'râb: 1. düzgün konuşma ve hakikatı belirtme. 2. arapça kelimelerin sonundaki harf veya harekenin değişmesi.
irâde-i cüz'iyye: allah tarafından insanın yetkisine bırakılan cüz'î irade. insan iradesi.
irâe: "rü'yet"ten: gösterme, tayin etme.
i'râz: yüz çevirme, başka tarafa dönme.
irbe: kadına gereksinim duymayan erkek.
irca': döndürme, geri çevirme.
irs: 1. ölen kişinin mirasçılarına kalan mal veya para. 2. veraset, soya çekim.
irşad: doğru yolu gösterme.
irticâ': gerilik, geriye gitme, eskiyi isteme.
irtidâd: din değiştirme, dinden çıkma, dinden dönme.
irtifâ': yükseklik, yükselme.
irtihâl: vefat etmek, ölmek.
irtikâb: 1. kötü bir iş işleme. 2. rüşvet yeme.
is'âf: birinin isteğini kabul edip yerine getirme.
îsâl: ulaştırma, vardırma.
iskât: (sükut'tan) susturma.
iskat: 1. düşürme, aşağı alma. 2. hükümsüz bırakma, iptal etme.
iskat-ı cenin: çocuk düşürme.
ism-i âzam: allah teâlâ'nın en büyük adı.
ism-i fail: iş yapan kimse.
ism-i hâs: özel isim.
isnad-ı mecazî: mecazî isnad, bir sözün mecaz anlamını seçmek.
isneyn: 1. pazartesi günü. 2. iki.
isra: gece yürüyüşü, yürütme.
istiâb: içerisine alma, kaplama.
istiâre: 1. ödünç alma. 2. bir kelimenin mânâsını muvakkaten başka bir kelime ile ilgili kullanma.
istiâre-i temsiliyye: teşbihin temel unsurlarından biri ile yapılan benzetme.
istiâze: "eûzü billâhi mineşşeyta-nirracîm" sözünü söyleyerek allah'a sığınma, eûzü çekme.
istib'âd: uzaklaşma, uzaklaştırma, akıl dışı sayma.
isti'dâd: 1. alışma, ünsiyet. 2. yetenek.
istidlâl: bir delile dayanarak bir şeyden sonuç çıkarmak. delil getirerek anlamak.
istidrâc: 1. derece derece yükselmeyi istemek. 2. fâsık veya kâfir olduğu belli bir şahsın gösterdiği mükemmel.
istidrâk: yetişme, nail olma.
istifa: memuriyetten azlini istemek.
istifham: anlamaya çalışmak, soru sormak, soru.
istifham-ı inkârî: olumsuzu pekiştiren soru biçimi. "hiç yapar mı?" ifadesindeki gibi.
istigâse: 1. yağmur isteme, yağmur duası etme. 2. yardım ve imdad isteme.
istiğfâr: af talep etme.
istiğna: gönül tokluğu.
istiğrak: bir şeyi baştan aşağı kaplamak. tasavvuf erbabının vecde gelip kendinden geçmesi. istiğrak lâmı: bir cinsin tüm bireylerini içerisine alan belirtme edatı, lâm-ı tarif, diğer adıyla harfi tarif.
istihbâr: haber ve bilgi alma.
istihfâf: hafife alma, önem vermeme, hor görme.
istihlâk: tüketme, kullanarak yok etme.
istihsâl: üretmek, hâsıl etmek, çoğaltmak.
istihsân: beğenme, iyi ve hoş bulma.
istihzâ: alay etmek.
istikbâl: 1. gelecek vakit. 2. gelen bir kimseyi karşılamak.
istikrâ: 1. gezme, dolaşma, âvârelik, konuklama. 2. bir şey ile ilgili etraflı bilgi edinme.
istikrâh: kerih ve kötü görmek, tiksinmek bir şeyi beğenmemek, bir şeyi zorla yapma.
istilâ: bir yeri kuvvet kullanarak ele geçirmek.
isti'lâm: 1. selâm vermeyi isteme. 2. kâbe'yi tavaf anında hacerü'l-esved'i selâmlamak.
isti'mâl: kullanma.
istimdâd: yardım isteme.
istimrâr: süreklilik.
istînâf: 1. tekrardan başlama. 2. bidayet mahkemesinde verilen bir hükmün bir üst mahkemeye başvurarak feshini isteme.
istinâfiyye: 1. tekrardan başlamaya ilişkin. 2. istinaf mahkemesine ilişkin. 3. arapça'da bir soruya cevap anlamında bulunmakta olan cümle.
istinbât: bir iş veya sözden gizli bir anlam çıkarmak, tahmin etmek.
istinbât: bir söz veya işten gizli bir mânâ çıkarma, zımnen, açık olmayarak, bu nedenle anlama.
istinkâf: kabul etmeme, yüz çevirme, çekimser kalma, reddetme.
istinsâh: nüshasını çıkarma, bir sûretini çıkarma, kopye etme.
istisâl: kökünden sökmek.
istishâb: "sohbet"den: yanına alma, yanına alınma.
istiskâ: 1. su isteme. 2. yağmur duasına çıkma. 3. vücudun bir yerinde su toplanması.
istişâre: müşavere etme, danışma.
istişhâd: 1. şahid gösterme. delil getirme, belge. 2. şehid olma.
istitâat: güç yetirme, kudret.
istitâr: örtünmek, kapanmak.
istivâ: 1. müsavî olma, denk olma. 2. düz olma, düzlük. 3. kaplama, örtme. 4. ortada ve tam bir derecede bulunma.
istîzân: izin isteme.
iş'âr: 1. yazı ile haber verme. 2. anlatmak, bildirmek.
işkil: kuşku, zan.
işmâm: "şemm"den. 1. koklatma, koklatılma. 2. tecvid ıstılâhında harfin zamme harekesine işaret etme.
işrâk: "şark"tan: 1. güneşin doğması ve etrafı ışıklandırması. 2. parlama, ışıklandırma.
iştiâl: alevlenme, tutuşma.
iştibâh: şüphelenme, şüpheye düşme.
iştigâl: meşguliyet, uğraşma.
iştihâr: şöhret bulma, ün kazanma.
iştikâk: bir kökten parçalara ayrılmak. türeme.
iştira: satın alma.
iştiyak: fazla arzu ve şevk. hasret çekmek, özlemek.
itâb: azarlama, tekdir etme.
i'tikâf: bir yere çekilip yalnız olarak ibadetle meşgul olmak.
i'tinâ: çok dikkat etme, özenme.
i'tizâl: 1. bir tarafa çekilme. 2. işten çekilme. 3. vâsıl b. ata'nın kurduğu mutezile mezhebini benimseme. 4. takımdan ayrılma.
i'tizâr: özür dileme.
itkan: 1. muhkem, sağlam kalma. 2. inanma, emin olma.
itlâf: telef etmek, ziyan etmek.
itmâm: tamamlama, ikmâl etme.
itmi'nân: emin olma, güvenme. kalbin mutmain olması. gönülden inanma.
ittibâ: tâbi olma, uyma, ardısıra gitme.
ittihad: birlik, beraberlik.
ittikâ: sakınma. takva ehlinden olma.
ittirad: tertipli, ideal şekilde sıra ile birbirlerini izleyen. biteviye.
ittisâf: vasıflanmak, bir sıfat sahibi olmak.
ivaz: karşılık olarak verilen şey, bedel.
ivme: acele etme, koşma.
izâfet: 1. iki şey arasındaki ilgi, bağ. 2. isim tamlaması, isim takımı.
izâhât: açıklamalar.
izâle: giderme, def etme, yok etme.
izân: zekâ, anlayış.
izâr: belden yukarıya mahsus örtü, peştemal, futa.
izmâr: kamufle, saklama.
izmihlâl: yok olma, mahvolma.
izzet: değer, şeref, saygınlık.