nâçâr: çaresiz, elinden iş gelmeyen, mecbur kalmış olan.
nâdim: nedamet etmiş, pişman olmuş.
nâdir: ender bulunur.
nafaka: yiyecek parası, geçim için lazım olan şey.
nâfi: 1. faydalı, şifalı. 2. esma-ı hüsnadan bir ad.
nâfile: yapılması farz ve vacip olmayan ibadetler.
nâib: birinin yerine geçen, vekil.
nakîb: 1. vekil, bir kavim veya kabilenin başkanı veya vekili. 2. halkın hayırlısı. 3. müfettiş.
nakl: 1. bir yerden bir yere götürme. taşıma. 2. ev ya da yer değiştirme. taşınma. 3. duyduğu bir şeyi başkasına anlatmak, rivayet etmek. 4. bir dilden başka dile çevirmek.
naklî: 1. nakle dayanan, kitap ve sünnete dayalı olan. 2. taşıma hakkında.
nakz: bozmak, çözmek, kırmak, bir sözleşmeyi yok saymak.
nâmahrem: aralarında dinen evlenmeye engel bulunmayan erkek ve kadınlar.
nâmî: "nümüvv"den: yerden biten, yetişen, büyüyen artan.
nâr: 1. ateş. 2. cehennem. 3. yakıcı şey.
nasb: dikme, bir rütbe alma, bir memurluğa atama. bazı arapça kelimelerin sonunun üstünlü olma durumu.
nasîb: pay, hisse, kısmet.
nâsih: battal eden, hükümsüz bırakan. daha önceki hükmü kaldıran.
nass: 1. açıklık, açık hüküm. 2. kur'ân-ı kerim'de veya hadiste bir iş ile ilgili olan açık söz, âyet.
nass-ı kur'ân: kur'ân-ı kerim'in açık ve kesin hükmü.
nâtık: konuşan, söz eden, söyleyen, beyan eden. bildiren.
nazariye: yalnız görüş ve düşünce durumunda olup uygulanmamış bilgi.
nâzil: 1. yukarıdan aşağıya inen. 2. bir yere konan, konaklayan.
nazm: kur'ân-ı kerim'in yazısı. manzume, ölçü ve kâfiyeli yazı.
nazm-ı celil: kur'ân-ı kerim.
nazm-ı kur'ân: kur'ân-ı kerim'in tertibi.
nazm-ı mecîd: 1. kur'ân-ı kerim'in âyetleri. 2. kur'ân-ı kerim'in tertibi, düzeni.
nebî: peygamber, kendisinden önce gelmiş olan resulün şeriatı üstüne amel eden peygamber.
necâset: dinen pis sayılan maddî pislik.
necât: kurtulma, kurtuluş.
necm: yıldız, ahter, kevkeb, ülker yıldızı.
necs: pis, murdar olan, şer'an pis olup gözle görülen şey.
nedve: konuşma, bir iş ile ilgili konuşma, istişare.
nefî: giderici, yok eden, negatif yapan.
nefîr: topluluk, cemaat, savaş için seferber olan topluluk.
nefîr-i âmm: cemaatı toplama, halkı askere sürme.
nefis: 1. pek beğenilen, pek hoş, pek iyi. 2. can, kişi, kendi, öz varlık. 3. bir şeyin zatı olan kendisi.
nefret: 1. ürküp kaçma. 2. iğrenç bulup tiksinme.
nefs: 1. üfürmek, üflemek. 2. can, kişi, kendi, özvarlık. 3. bir şeyin zatı olan kendisi.
nefsaniyet: 1. kendini çok beğenmişlik. 2. gizli düşmanlık, garez, kin.
nefsü'l-emr: işin esası, temeli.
nekre: belirsiz olan, harfi tarifsiz kelime.
nemîme: söz götürme, taşıma, kişi aleyhindeki sözleri ona eriştirme, koğuculuk etme.
nemmâm: ifsad için söz taşıyıcılık, dedikoduculuk ve koğuculuk eden.
nemrud: zalim ve gaddar olarak ünlü ve allah'a karşı isyan etmiş, büyüklük taslamış bir kral. hz. ibrahim vaktinde yaşamıştır.
neseb: sülâle, hısımlık, karabet, soy, baba soyu, atalar zinciri.
nesh: 1. şer'î bir hükmü yine şer'î bir emirle kaldırma. 2. bir şeyin aynını kopya etmek, aynını çoğaltmak.
nesi': tehir etmek, ertelemek, geciktirmek.
nesike: kurban.
nesîm: güzel esen yel.
nesir: 1. saçma, serpme. 2. vezinsiz, ölçüsüz söz.
neş'et: 1. hâsıl olma, vücuda gelme, yetişme. 2. ileri gelme, sebep olma.
neş'et-i sâniyye: ikinci defa vücuda gelme.
neş'et-i uhrâ: mahşerde tekrardan dirilme.
neş'et-i ulâ: ilk defa vücuda gelme.
neşriyat: yayım.
neşv ü nemâ: yetişip, büyüme, gelişme.
neşve: 1. sevinç. 2. büyümek ve yetişmek. 3. mest ve sarhoş olmak.
nevâ: 1. ses, sadâ, makam, âhenk. 2. refah. 3. levazım, kuvvet, zenginlik. 4. nasip. 5. türk musikisinde eski makamlardan biri.
nev'-i beşer: insan türü, cinsî.
nezâhet: 1. ahlâk temizliği, temizlik. 2. incelik, rikkat.
nezd: 1. yan. 2. göre, fikrince.
nezd-i hak: allah yanısıra.
nidâ: 1. çağırma, seslenme, ses verme. 2. ünlem.
nikab: 1. peçe, yüz örtüsü. 2. perde, örtü.
nikmet: şiddetli ceza, hoşlanmayan muamelelerle olan mücazat.
nisâ: kadınlar.
nisyân: unutma, unutuş.
niyaz: 1. yalvarma, yakarma, dua. 2. rağbet ve istek. 3. hacet, gereksinim, gereksinme.
niza: çekişme, kavga, anlaşmazlık.
nukûd: paralar, nakidler.
nutfe: bel suyu, meni, insan ve hayvan tohumu.
nutuk: 1. nutk. 2. söz. 3. söyleyiş, söyleme yetkisi.
nübüvvet: peygamberlik.
nükte: 1. bu nedenle anlaşılan ince mânâ, bir söz ve ibareden anlaşılan şey. 2. iyi düşünülmüş, ince anlamlı zarif söz.
nümâyiş: 1. gösteriş, görünüş, miting. 2. yalandan gösteriş, göz boyama.
nümune: örnek.
nümune-i imtisal: uyulacak örnek. örnek alınacak model.
nüşûz: kadının kocasına kafa tutup isyan edici bir durum almasıdır. güya kendisini yüksek sayıp itaatını kaldırmış olur.
nüzul: 1. aşağı inme. 2. konaklama. kur'ân sûrelerinin inişi, vahyin gelişi.