madik atmak: hile, düzen ve oyunla aldatmak; dolap çevirmek."ona kolay kolay
kimse madik atamaz."
mahalle karısı: kaba, terbiyesiz, görgüsüz, kavgacı kadın.
mahalleyi ayağa kaldırmak: bağırıp çağırarak, gürültü kopararak husus komşuyu rahatsız
etmek, telâşlandırmak."bağırıp durma öyle, mahalleyi ayağa kaldıracaksın."
mahkemelik olmak: kavga veya anlaşmazlık neticesi mahkemeye düşmek."bu gidişle
mahkemelik olacağız galiba."
mahşer midillisi: kısa boylu, fitneci kimse.
mahşer gibi: çok kalabalık."meydan mahşer gibiydi."
makaraları koyvermek: kendini tutamayıp kahkahayla gülmeye başlamak, uzun
uzun gülmek."yüzükoyun çamura düşen arkadaşını görünce makaraları koy verdi."
makas almak: birinin yanağını orta parmakla gösterme parmağı arasında sıkmak.
mal bulmuş mağribi gibi: büyük bir zenginliğe kavuşmuşcasına büyük sevinç ve coşku
ile.
mal etmek: 1. bir malı hakkı olmadığı hâlde kendisininmiş gibi göstermek
veya saymak. 2. bir mala, bir değer karşılığında sahip olmak."o tarlayı kendisine
mal etmesine göz yummayacağım."
malın gözü: 1. aşağılık ve düzenci kimse. 2. iffetsiz. 3. iyi mal.
mânâ çıkarmak: yanlış bir yargıya varmak, bir söz ya da hareketten kendine
göre bir anlam çıkarmak."öyle alıngandı ki her sözümden bir mânâ çıkarıyordu."
mânâ vermek: kendine göre bir yargıya varmak, yorumlamak."senin bu davranışına
bir mânâ veremiyorum."
maneviyatı bozulmak: moral gücü sarsılmak, kendine güveni yitirmek, kendini
güçsüz ve dirençsiz hissetmek."düşmanlar, toplumumuzun önce maneviyatını bozdular."
mantar gibi yerden bitmek: birdenbire ya da kendiliğinden ortaya çıkmak."adamlar
mantar gibi yerden bitmişlerdi, bir anda etrafımızı sarıverdiler."
maraza çıkarmak: anlaşmazlığa yol açacak işler yapmak, kavgaya yol açmak.
martaval atmak: inanılmayacak şeyler uydurmak, yalan söylemek."amma da martaval
atıyordu adam."
mart içeri pire dışarı: birbirlerinden hoşlanmayan iki kişiden biri gelince
ötekinin dışarı çıkışını anlatmak için kullanılır.
masal okumak: inandırıcı olmayan, oyalayıcı ve avutucu sözler söylemek."bana
masal okuma, olayın gerçek yüzünü anlat."
maskara olmak: gülünç hâllere düşmek, alay konusu olmak."kim düşmanının maskarası
olmak ister?"
maskesi düşmek: gerçek yüzü, kimliği, meziyeti ortaya çıkmak."nihayet maskesi
düştü, herkes onun ne mal olduğunu anlayacak."
masrafa girmek: çok para harcamak."evi yaptılar ama çok da masrafa girdiler."
masrafı çekmek: bir iş için gereken parayı ödemek, gideri karşılamak."yarınki
gezide tüm masrafları ahmet çekecekmiş."
maşallahı var: bir şey ya da kimsenin iyi taktirde olduğunu anlatmak için
kullanılır."adamın maşallahı var, hiçbir yoksulu geri çevirmedi."
maşası olmak: sakıncalı bir işte, biri tarafından araç olarak kullanılmak."işverense
işveren, onun maşası olamam ben!"
mat etmek: 1. satranç oyununda yenmek. 2. bir tartışmada, karşı tarafı söz
söyleyemeyecek duruma getirmek."ileri sürdüğü kanıtlar ile karşısındakileri kısa
zamanda mat etti."
matrak geçmek: alay etmek, karşısındakiyle eğlenmek, dalga geçmek."insanlarla
matrak geçmeye bayılıyorsun."
maval okumak: tutarlı, inandırıcı olmayan, yalan sözler söylemek."kes sesini,
maval okumandan bıktım artık!"
mayası bozuk: karaktersiz, kötü yaradılışlı, aşağılık (kişi)."şu mayası bozuk
adamın çenesini kapayın, sesini duymak istemiyorum."
maymun iştahlı: kararsız, hevesi çabuk geçen; bugün şunu yarın ötekini beğenen."maymun
iştahlılığı yüzünden başına olmadık işler geldi."
mekik dokumak: iki yer arasında durmadan gidip gelmek."mağaza ile ev arasında
tam elli beş yıl mekik dokumuştu rahmetli."
mendil açmak: dilenmek.
merak etmek: 1. kaygılanmak. 2. öğrenmek, anlamak isteği taşımak."merak etmeye
başladım, bu saate kadar gelmeliydiler."
m
erhabası olmak: birisiyle selâmlaşacak kadar tanışıklığı, yakınlığı bulunmak.
merhabayı kesmek: biriyle ilgiyi kesmek, arkadaşlığa son vermek."onunla merhabayı
keseli epey vakit olmuştu."
mesele çıkarmak: üzüntü verecek, içerisinden zor çıkılacak, bir anlaşmazlığa
sebep olacak bir durum oluşturmak."haydi, bir mesele çıkarmadan çekip gidin buradan."
mesken tutmak: yerleşmek."yarim istanbul`u mesken mi tuttun!"
meteliğe kurşun atmak: parasız pulsuz kalmak, hiç parası olmamak."dün meteliğe
kurşun atıyordu, ya bugün..."
metelik vermemek: değer vermemek, umursamamak, aldırış etmemek."onun gibilere
metelik vermem mi diyorsun?"
mevki sahibi olmak: yüksek bir görevde, bir işte önemli bir aşamada bulunmak."mevki
sahibi olmak için yıllarca çalışıp durdu."
meydana çıkmak: 1. görünmek. 2. belli olmak. 3. yetişmek, büyümek, olmak."korkak
herif meydana çık da yüzünü görelim."
meydana gelmek: 1. olmak, oluşmak, vücut bulmak. 2. ortaya çıkmak."olay akşam
üzeri meydana geldi diyorlar."
meydanı boş bulmak: kendisine mâni olacak kimse bulunmadığı için aşırı davranışlarda
bulunmak, bir şeyden çekinmemek."meydanı boş bulan eşkıyalar ortalığı kasıp kavurmaya
başlamışlardı."
meydan okumak: kavga ya da yarışmaya çağırmak, korkmadığını ve çekinmediğini
açıkça bildirmek."bir an meydan okumayı içerisinden geçirdi, sonra bundan vazgeçti."
meydan vermemek: negatif bir olay ya da durumun gerçekleşmesine imkân ve
zaman vermemek, engel olmak."onların kavga etmesine sakın meydan vermeyin çocuklar."
mezhebi geniş: namus konusunda lazım olan titizliği göstermeyen, kadın-erkek
ilişkilerinde dini kaidelere aldırış etmeyen, iffetsizliğe meydan veren, geniş davranan.
mezar kaçkını: çok zayıf, bitkin, güçsüz düşmüş kişi.
mırın kırın etmek: bir isteği yerine getirmemek için çeşitli bahaneler ileri
sürüp nazlanmak."mırın kırın etmeyi bırak da yak şu sobayı."
mızıkçılık etmek: bir oyunu ya da birlikte yapılan bir işi çeşitli bahaneler
ileri sürerek bozmaya çalışmak, razı olmamak.
mide bulandırmak: 1. kusacak bir duruma getirmek. 2. kuşkulandırmak."çekil
çabuk karşımdan, midemi bulandırıyorsun!"
midesi bulanmak: 1. kusacak gibi olmak. 2. iğrenmek, tiksinmek. 3. kuşkulanmak."yaptığınız
iş, mide bulandırıcı bir işti!"
mideye oturmak: yenilen bir şeyin sindirim zorluğu vermesi.
mihenk (taşı): birinin değerini, ahlâkını anlamaya yarayan kriter.
mim koymak: 1. (bir şey) unutulmaması için işaret koymak. 2. önemli bularak
üstünde durmak, dikkate almak, önemli şeyler arasında saymak."bu ata sözüne bir
mim koy, dedi öğretmenim."
minnet etmek: boyun eğmek, yalvarmak."ona buna minnet etmeden yaşamak istediğimi
biliyorsun değil mi?"
moda olmak: yaygın duruma gelmek, gözde olmak, beğenilir ve arzu edilir olduğu
için yapılır olmak."saçları kısa kestirmek bu yıl moda oldu."
modası geçmek: yaygın olmaktan çıkmak, önemini yitirmek."bu elbisenin modası
geçti bundan böyle."
mola vermek: bir müddet ara vermek; uzun süren yolculuğun, çalışmanın, yürüyüşün
yorucu tesirini atmak için bir müddet dinlenmek."yarım saat sonra mola verecekler,
onlara mola yerinde yetişebiliriz."
muhallebi çocuğu: nazlı, el bebek gül bebek büyütülmüş, dayanıksız, narin
kimse."senin gibi muhallebi çocuklarıyla iş yapamam ben."
mukabelede bulunmak: karşılık vermek.
mumla aramak: çok istek ve özlemle aramak."o anneyi siz mumla arayacak ama
bir daha bulamayacaksınız."
mum (gibi) olmak: 1. yaramazlığı, hırçınlığı, uyumsuzluğu bırakıp yola gelmek.
2. razı olmak."askerde onun da mum gibi olacağına eminim."
muradına ermek: dileği gerçekleşmek, çok istediği şeye kavuşmak."inşallah
muradına erersin kızım."
mümkün mertebe: olabildiğince, yapabildiği kadar."zararınızı olası mertebe
karşılama yoluna gideceğimizden emin olun lütfen."
mürekkebi kurumadan: bir şeyin yazılmasından çok kısa bir müddet sonra.
mürekkebi kurumadan bozmak: bir kararı, sözleşmeyi, anlaşmayı yazılmasından
kısa bir müddet sonra bozmak.
mürekkep yalamış: az çok öğrenim görmüş, okuyup yazmış, belli bir kültüre
sahip olmuş kimse."maval okumayı bırakın, biz de mürekkep yalamışlardan sayılırız."
mürüvvetini görmek (anne, baba için): 1. bilhassa evlâdının evlendiğini,
çoluk çocuk sahibi olduğunu görmek. 2. çocuklarının sevinçli günlerini görerek mutluluk
duymak."acaba çocuklarımın mürüvvetini görecek miyim?"
müslüman adam: hak yemeyen, doğruluktan ayrılmayan, islâm`ın emirlerine uyan
kimse."müslüman adam, başı daima dik olan adamdır."
na
(nah) kafa: "akılsız, düşüncesiz, kavrayışsız" anlamında alay yollu söylenir."anlaması
mümkün değil, na kafa!"