bilgi ara

6 / 311 kategoride 93.524 konu hakkında bilgiler !

deyimler sözlüğü - ü hakkında bilgi deyimler sözlüğü - ü




üç aşağı beş yukarı: az
bir farkla, az fazla ya da az eksik olmak üzere, yaklaşık olarak."üç aşağı beş yukarı
anlaşırız, merak etme."

üç buçuk atmak: çok korkmak, korku içerisinde olmak, istenmeyen bir durum olacak
diye korkup durmak.

üçe beşe bakmamak: alışverişte fiyat konusunda ufak farkları önemsememek,
almak ya da satmak konusunda cimri davranmamak."istediğini üçe beşe bakma, kesinlikle
al."

üç otuzluk: yaşı hayli ilerlemiş (kimse).

ümidini kesmek: bundan böyle ummaz olmak, olacağını beklememek, kavuşamayacağını
anlamak."ümidimi kestim iyice, kocam bundan böyle geri dönmeyecek."

ümitsizliğe düşmek: gerçekleşmeyeceğine, olmayacağına inanmak."ümitsizliğe
düşme bu kadar, belki geri gelir."

ün kazanmak: adı her yerde duyulmak, şöhreti herkesçe bilinir olmak."o cihana
ün salmış bir güreşçidir."

üst baş: kılık giysi, giyim kuşam."üstüne başına hiç bakmaz ki o."

üste çıkmak: suçlu olduğu hâlde suçsuz taktirde olduğunu söyleyip karşısındakini
suçlamak."bir an önce bu işten kurtulmak için üste çıkmayı başarmalıyım diye geçirdi
içinden."

üstesinden gelmek: becermek, üstüne aldığı işi başarmak, yapmak."hiç endişelenme
sen, üstesinden gelecektir o işin."

üste vermek: fazladan ödeme yapmak."üste bir milyon verdiler ama bu arabayı
değişmedim."

üst perdeden konuşmak: 1. üstünlük taslayarak konuşmak. 2. çok yüksek sesle
konuşmak."üst perdeden konuşmaya bayılır."

üstü başı dökülmek: kılık ve giysisi çok eski olmak, perişan taktirde bulunmak.

üstü kapalı konuşmak: açık, kesin ifadeler kullanmadan konuşup dinleyenin
kavrayışına bırakmak."niçin üstü kapalı konuştuğunu bir türlü anlayamıyordu."

üstünde durmak:
bir işe önem vermek, o işle yakından ilgilenmek, uğraşmak."şu
işin üzerinde dur bir miktar, yoksa sonun kötü olacak."

üstünde kalmak: artırma ya da eksiltme sırasında onda kalmak. 2. suçlanmak."onlar
kaçıp gittiler, kabahat bizim üstümüzde kaldı."

üstünden atmak: başından savmak, bir şeyi ödev olarak kabul etmemek, başkasını
ilgilendirdiğini belirtmek."bu iş senin, sakın üzerinden atayım deme."

üstünden dökülmek: bir kıyafet bol ve şekilsiz olmak, yakışmamak.

üstünden (şu kadar zaman) geçmek: aradan (şu kadar) vakit geçmek."üstünden
şu kadar vakit geçmesine karşın hâlâ borcunu ödemedi."

üstüne almak: 1. alınmak, bir hareketin kendisine karşı yapıldığını sanarak
kaygılanmak. 2. bir görevi üstlendiğini kabul etmek."her sözü üzerine alma lütfen!"

üstüne atmak: kendi kaptığı bir suçu birine indirmek."camı kendi kırdı ama
suçu arkadaşının üzerine attı."

üstüne basmak: 1. yerinde bir fikir beyan etmek. 2. iyice belirtmek."üstüne
basa basa anlat, baban çok mağdurmuş de!"

üstüne bir bardak (soğuk) su içmek: o işten umudunu kesmek, o işin olacağına
inanmamak, parasını ya da malını almaktan vazgeçmek."verecek mi? sen o paranın üzerine
bir bardak soğuk su iç!"

üstüne (üzerine) düşmek: 1. bir şeyi elde etmek için çok uğraşmak. 2. (çocuğu)
sevme ya da korumada çok ileri gitmek."şu çocuğun üzerine bu kadar düşmeyelim, şımardıkça
şımarıyor, derhal hemen başımıza çıkacak."

üstüne fenalık gelmek: aşırı ölçüde sıkılmak, çok bunalmak.

üstüne geçirmek: 1. bir malın tapusunu kendi üstüne yazdırmak ya da çıkartmak.
2. bir çocuğu evlât edinmek, kendi nüfusunu kaydettirmek."evi üzerine geçirmiş dedem,
doğru mu?"

üstüne gelmek: bir şey konuşulurken ya da yapılırken çıkagelmek.

üstüne gül koklamamak: sevdiği birinden başkasını sevmemek, başkası ile ilişki
kurmamak.

üstüne (yatmak) oturmak: hiç hakkı değilken başkasının malını kendine mal
etmek."vakıf mallarının üzerine oturdu adam, nasıl yaptı, vicdanı nasıl el verdi
bilmiyorum."

üstüne titremek: pek fazla sevgi, itina göstermek; zarar gelmesin diye özenli
davranmak."öğrencilerinin üzerine böyle titreyen bir öğretmen daha görmedim."

üstüne toz kondurmamak: bir şeyin hata, eksiği olduğunu kabul etmemek."çocuğunun
üstüne hiç toz kondurmuyor."

üstüne tuz biber ekmek: bir üzüntüyü, derdi, hatası artıracak durum oluşturmak.

üstüne üzerine gitmek: 1. bir konuda bir kimseye devamlı basınç yapmak. 2.
güç bir şeyden yılmayıp, neticesi tehlikeli de olsa, çekinmeden o şeyle uğraşmak."biliyorum
zor ama üzerine üstüne gitmelisin, ancak o vakit başarabilirsin."

üstüne varmak: 1. bir şeyi yapmasını zorlayarak istemek. 2. bir kadın, evli
bir erkekle evlenmek."demek tükürdü sana; üzerine varma, zorlama demedim mi sana?"

üstüne yıkmak: 1. kendi işlediği bir suçu başkasına indirmek. 2. kendisinin
de sorumlu olduğu bir işin ağırlığını başkasına indirmek."evin geçim yükünü annenin
üstüne yıkmışlar, sorumsuzca yaşıyorlar."

üstüne yürümek: yıldırmak, korkutmak amacıyla saldıracakmış gibi yapmak;
ya da saldırmak."öfkeyle delikanlının üzerine yürüdü."

üvey evlât gibi tutmak (saymak) : horlamak, haksızlık etmek, iyi davranmamak,
küçümsemek."dokunma bana, beni hep üvey evlât gibi tuttun, ne vakit yaklaştıysam
sana köşe bucak kaçtın benden."

üzüm üzüm üzülmek: haddinden fazla, çok üzülmek."anneciği üzüm üzüm üzülüyor
ama bir çare bulamıyordu."



etiketler etiketler [4]

bilgi ara / www.bilgiara.com