bilgi ara

6 / 311 kategoride 93.524 konu hakkında bilgiler !

atasözleri sözlüğü - b hakkında bilgi atasözleri sözlüğü - b




baba koruk (ekşi elma, erik) yer, oğlunun dişi kamaşır.
bir babanın yaptığı kötü iş, devamlı tekrarladığı uygunsuz hareketler her nedense aileye yüklenmeye çalışılır. toplum içerisinde de bunun sıkıntısını en fazla, çocuk çeker; en fazla o, güç duruma düşer.

baba malı tez tükenir, evlât gerek kazana.
çoklukla insanlar bir emek vererek kazanmadıkları malın değerini pek bilmezler, meğer ki bu baba malı ola. babadan kalan mal, mülk ya da para hazır olduğu, değeri de pek bilinmediği için kolay ve çabuk harcanır; tez biter. bu bakımdan babadan kalan mirasa güvenip çalışmamak, bir kazanç yolu tutmamak son derece sakıncalıdır. kişilik sahibi olan kimse ise baba malına güvenmez, alın teri dökerek kazanmaya çalışır, kazandığının değerini de bilir, ona sahip çıkar, bu nedenle onu dikkatle harcar.

baca eğri de olsa duman doğru çıkar.
dürüst, doğru, iyi ve hoş vasıflarını doğuştan getiren insan, ne denli bozuk, elverişsiz ortamlarda bulunursa bulunsun niteliklerini kaybetmeyip korur. bu durum nesneler için de geçerlidir.

bağa bak üzüm olsun, yemeye yüzün olsun (bağda izin olsun, üzüm yemeye yüzün olsun).
bir bağın bağ olması için gereken bakım gösterilmelidir. üzümler vaktinde budanmalı, gübrelenmeli, çapalanmalı ve sulanmalıdır. bu yapılmazsa o bağdan istenilen üzüm alınamaz. bu da bize gösteriyor ki emekle üzüm arasında sıkı bir ilişki var. bir kişi bir şeyden verim bekliyor, fayda temin etmek diliyorsa gereken çabayı göstermeli; lazım harcamalardan kaçmamalı, o şeye iyi bakmalıdır. aksi takdirde o şeyden yararlanmaya yüzü olmaz.

bağla atını, ısmarla hakk`a.
hayvanların bir yerde durmaları isteniyorsa onları kesinlikle bağlamak gerekmektedir. bu durum at için de geçerlidir. şayet onu başı boş bırakırsak oradan uzaklaşıp kaybolabilir, başına türlü hâl gelebilir. bunun gibi pek çok şeyde önce önlem alınmalı, sonra da allah`a havale etmeliyiz. kısacası önce önlem, sonra tevekkül her işte kural olmalıdır.

bağlı koyun yerinde otlar.
nasıl ki bağlı koyun, bağlı olduğu ipin izin verdiği sınırların dışına çıkıp otlayamıyorsa, kimi insanlar da ellerinde olan imkânın dışına çıkıp iş göremezler; ellerindeki imkân ne kadarsa o kadar başarı gösteren olurlar. fazla imkânlara kavuşmak, becerikli insanların daha verimli ve başarı gösteren olmalarına kapı aralar. bu yüzden onlara lazım olan imkân ve fırsat verilmelidir.

bakarsan bağ, bakmazsan dağ olur.
ister bağ, ister iş yeri, isterse bir eşya olsun, ona lazım bakımı gösterirsek beklediğimiz faydaya kavuşuruz. bir bağa bakmaz, onu çapalamaz, budamasını yapmaz, yabancı otlardan temizlemez ve gübrelemezsek bir vakit sonra onu dağa, verimsiz bir yere dönmüş görebiliriz. bakımı olmayan bir iş yeri, bir eşya için de durum bundan değişik değildir.
bakımdan uzak tutulmuş bir iş yerinde düzen gözetilmezse aksaklıklar giderek büyür, önü alınamaz olur, sonunda iş yeri iflasın eşiğine gelebilir. bir eşyanın bozuk, kırık, eksik bir yanı yerinde ve vaktinde giderilmezse, o eşya bir müddet sonra kullanılamayacak hâle gelir. unutulmamalıdır ki, bakılan ve tamir edilen şeyler ancak faydalanılacak şeyler olarak ortada kalır.

bakmakla usta olunsa, köpekler (kediler) kasap olurdu.
öğrenmenin temeli denemeye ve yapmaya dayanır. bir şey, başkasının yaptığı işe bakılarak öğrenilemez. şayet bilgi ve becerinin de kazanılmasının yapmaya dayandığı düşünülürse, bir işin öğrenilmesinin seyretmeye değil, bizzat denemeye ve o iş üstünde çalışmaya bağlı olduğu daha açıkça görülür. ustalık da ancak böyle elde edilir.

bal bal demekle ağız tatlanmaz.
bir şeyin sadece adını etmekle, onun ile ilgili tatlı sözler söylemekle o şeye kavuşulmaz. önemli olan lazım girişimlerde bulunup onu ele geçirmek için uğraş vermektir.
balık ağa girdikten sonra aklı başına gelir.
çoklukla düşünüp taşınmadan, olacakları hesaplamadan işe kalkışan insan, bu ihtiyatsızlığı sebebiyle bir felâkete düştükten sonra aklını başına toplar; kendine gelip uyanır. ama dövünmesi, çırpınması bir fayda vermez; çünkü iş işten geçmiş olur.

balık baştan avlanır.
bir yeri yöneten oraya hâkim demektir. şayet bir yeri ele geçirmek diliyorsan, oranın hâkimi olan yöneticileri ele geçirmen yeter.

balık baştan kokar.
gerek bir aile, gerek bir topluluk ve gerekse bir ülkede baştaki yöneticilerin niyetleri ve tutumları bozuksa o yerdeki her şey de bozuk ve düzensiz olur. ortada değerini koruyan bir şey kalmaz.
balın olsun tek, sinek bağdat`tan gelir.
1. yeter ki malın, mülkün ve paran olsun; ondan faydalanmak isteyen pek çok kimse olduğuna, hatta bunlardan kimilerinin çok uzaklardan geldiğine bile şahit olacaksın. 2. kıymetli bir malın mı var? kaygılanma, onun müşterisi eninde sonunda kesinlikle çıkıp gelir.

balta değmedik (girmedik) ağaç (orman) olmaz.
hayat öyle çetrefilli bir yoldur ki, güçlük, felâket ve acılarla karşılaşmayan, bir zarar görmeyen kimse yoktur.

bal tutan parmağını yalar.
başkalarına faydası dokunan yerlerde çalışan, onlara iyi ve hoş şeyleri sunmakla görevli bulunmakta olan kimse, ürettiğinden ya da dağıttığından kendisi de yararlanır. genellikle bu tutum da güzel görülmeye çalışılır. çünkü o görevi yapan bunu hak ediyor kanaati yaygın hâle gelmiştir.

bana benden her ne olursa, başım rahat bulur dilim susarsa.
1. derhal her kişi kendi geleceğini kendisi hazırlar. kendisine gelecek zararların ya da faydaların tamamı onun tutumuna bağlıdır, her şeyin sorumlusu o olur. 2. ne söylediğini bilmeyen, sözlerinin onu nereye ulaştıracağını hesap etmeyen, lüzumsuz ve çok konuşan kimse, dili yüzünden çeşitli zararlara uğrar. aksine diline bir çeki düzen veren, susmasını bilen ve ancak gerektiği yerde konuşan kimseler bu belâlardan uzak olur.

bana dokunmayan yılan bin yaşasın.
bazı bencil, çıkarcı kimseler vardır ki, onlar, sırf kendilerine zarar vermiyor diye kötülük yapan kimselere engel olmazlar. onların başkalarına kötülük yapmalarına, bu kötülüklerinin tüm bir toplumu zarara uğratmalarına ses dahi çıkarmazlar; onlara dokunmamaya çalışırlar. halbuki bu tavır son derece yanlıştır. yalnız kendimizi değil, toplumun diğer bireylerini de düşünmek zorundayız. bana ne demek, nemelâzımcı olmak toplumun dirlik ve düzenliğini temelden bozacak bir harekete yol açar.

baskın basanındır.msn öğretmen öss kpss gazeteler sohbet hazır mesajlar ders izle belirli gün ve haftalar çanakkale savaşı şiir
kim ki savaşta düşmanını gafil avlayıp fırsat vermeden hücum ederse, zaferi elde eder; savaşı kazanır.
baskısız (çivisiz) yongayı (tahtayı) yel (el) alır, sahipsiz tarlayı sel alır.
1. iyi korunmayan araç ve gereçler çabuk yıpranır; sahiplenilmeyen mallar elden gider, onlara başkaları sahip çıkar. 2. çocukların ya da gençlerin denetimini ve gözetimini iyi yapmalı; aksi takdirde onlar kötü yollara düşebilir, zararlı alışkanlıkların tutsağı olabilirler. bunların yanısıra aile ile bağları kopup ilişkileri tamamen kesilebilir.

başa gelen çekilir.
ne kadar arzu edersek isteyelim kimi felâketleri, kötü durumları önleyemeyiz; üstümüze çöken acılara katlanmaktan başka bir şey gelmez elimizden. bu taktirde yapılacak tek şey sabırlı olmak, sıkıntılara katlanmayı bilmektir.

başa gelmeyince bilinmez.
insan başkalarının uğradığı felâketlerin, sıkıntıların ne denli acı olduğunu gerektiği gibi idrak edemez. ne vakit ki benzer bir olayla karşılaşır ve acıyı tadar, işte o vakit anlar.

baş başa bağlı, baş da şeriata.
bulunduğumuz yerdeki yöneticiler, bir üst yöneticiye; üst yönetici ise en üst yöneticiye; o da şeriata, yani cenab-ı hakk`ın koymuş olduğu kanunlara bağlıdır. insanların başına buyruk hareket etmeleri böylelikle önlenir, bir sorumluluk zinciri oluşturulur. alttakiler üsttekilere, üsttekiler de şeriate karşı sorumlu olurlar. bu durum toplumların genel düzenini sağlamış olur. ancak günümüzde bu sorumluluk bağı şeriatla değil, lâik kanunlarla sağlanmaya çalışılmaktadır.

baş başa vermeyince taş yerinden kalkmaz.
bir insanın gücü sınırlıdır, yalnız olarak her işi yapamaz. kimi zor işleri yapması için de başka insanların gücüne, işbirliğine gereksinim duyar. güçler birleştirilince zor işlerin yapılması da kolaylaşır. çünkü birlikten kuvvet doğar.

baş dille tartılır.
kişilerin ne kadar akıllı, ne kadar düşünceli oldukları söyledikleri sözlerle ölçülür. çünkü konuşmaların tutarlı ve yerinde olup olmaması böyle bir ölçüm için en elverişli yolların başında gelir.

başını acemi berbere teslim eden, pamuğunu cebinde taşısın.
bir işin yapılmasını tecrübesiz, beceriksiz, ustalığı olmayan kişilere teslim eden, meydana gelebilecek zararlara katlanmaya da hazır olmalıdır.

baş kes, yaş kesme.
tabiatı zengin kılan, bir yeri yaşanılacak hâle getiren öğelerin başında ağaç gelir. hayatımız için yararları o kadar çoktur ki, yaş bir ağaç kesmek, bir insan öldürmek gibidir.

baş nereye giderse ayak da oraya gider.
1. küçükler çoklukla büyükleri taklit ederler. onlara özenir, onların yaptıklarını yapmaya çalışırlar. 2. bir ülkede iş başında bulunmakta olanlar, bir iş yerini yönetenler nasıl hareket edip bir yol izlerlerse, yönetilenler de onlar gibi davranıp onları takip ederler.

baz bazla, kaz kazla, kel tavuk topal horozla.
bir kimse, kendi niteliğine uyan, kendine denk olan, kendine benzeyen kimselerle beraber olur, arkadaşlık eder, düşüp kalkar.

bedava sirke baldan tatlıdır.
emek verilmeden, karşılığı ödenmeden ele geçirilen şeylerin kıymeti ne kadar düşük olursa olsun kişinin pek hoşuna gider.

belâ geliyorum demez.
hayat inişli çıkışlı bir yoldur. insanın karşısına neyi, ne vakit çıkaracağı hiç bilinmez. insan bir anda, hiç umulmadık bir zamanda kötülüklerle, felâketlerle karşı karşıya kalabilir. bu sebeple önlemi elden bırakmamak gerekmektedir.

beleş atın dişine (yaşına, yularına, dizginine) bakılmaz.
bir çaba, bir emek harcanmadan, ücretsiz elde edilen şeyler insana olabildiğince güzel gelir. bu yüzden bir hatası, bir eksiği var mı diye bakılmaz; hoş olup olmadığı aranmaz, niteliklerine pek dikkat edilmez.

besle, büyük danayı; tanımasın anayı.
anne ve babalar çocukların sağlıklı büyümeleri, iyi bir eğitim görmeleri için her türlü zorluğa katlanırlar. ama buna karşılık çocuklarından umduklarını bulamazlar. çocuklar kendilerine karşı lazım saygı ve sevgiyi göstermezler, hayırsız olurlar, onların değerini bilmezler, onları tanımazlar. bu nedenle da anne ve babanın emeklerine karşı nankörlük etmiş olurlar.

besle kargayı, oysun gözünü.
kimi nankör, kötü niyetli, sütü bozuk kimseler vardır ki, hiç de lâyık olmadıkları hâlde sen onlara iyilik yaparsın, onlar da sana fenalıkla karşılık verirler.

beş parmağın beşi bir değil (olmaz).
bir eldeki parmakların kimisi uzun, kimisi de kısadır. bunun gibi bir anne-babadan olmuş, tıpkı çatı altında yetişmiş kardeşlerin de fiziksel ve ruhsal yapıları birbirlerinden farklıdır. huyları, becerileri, karakterleri birbirine benzemez. bu durum toplumdaki diğer insanlar için de söz konusudur, onlar da birbirinden çeşitli nitelikleriyle ayrılırlar.

beterin beteri vardır.
kötü bir duruma düştüğümüzde, bir belâ ile karşılaştığımızda bundan kötüsü de olamaz diye düşünmemeli; daha da kötüsünün olabileceğini aklımızdan çıkarmadan gereken sabrı göstermeli, allah`a sığınmalıyız.

bıçağı kestiren kendi yüzü suyu, insanı sevdiren kendi huyu.
iyi su verilmiş çelikten yapılan, ustalıkla bilenen bıçak dayanıklı ve keskin olur; bu da onun değerini artırır. kişileri değerli, sevimli kılan da huy güzelliğidir. geçimsiz, huysuz kimseler toplumca sevilmezler.

bıçak sapını kesmez.
bıçağı bıçak yapan demir kısmı ile sap kısmıdır. demir kısmı, saplı kısmına ilişemez. ama başka bıçakların saplarına ilişip zarar verebilir. bunun gibi insanlar da çok yakınlarına, anne-baba-evlâtlarına ve diğer akrabalarına kolay kolay zarar veremez. aralarında onları bütünleyen, birbirlerine bağlayan bir kan, bir sevgi bağı vardır.

bıçak yarası geçer (onulur), dil yarası geçmez (onulmaz).
bıçak ya da gelişi hoş bir silâhın açtığı yara bir müddet sonra iyileşir, vücutça onulur. ama dilden çıkan kötü ve acı sözlerin gönülde açtığı yara, bıraktığı izi kolay kolay kapanmaz; her hatırlamada tekrardan açılır, insana üzüntü verir.

bilen bilir, bilmeyen aslı var sanır.
insan bir şeyi duymuşsa, o ancak bir söylentidir; doğruluğu belirsiz, gerçekliği de şüphe götürür. ancak insanlar söylentilerin bu yanına bakmazlar, duyduklarını başkalarına aktarıp dedikodu yaparlar. konuşulan bir olayın aslının olup olmadığını ancak gören bilir, görmeyen ama söylenenleri duyanlar ise dedikoduları gerçekmiş gibi kabul ederler.

bilinmedik aş ya karın ağrıtır, ya baş.
anlamadığımız, daha önce denemediğimiz, iç yüzünü bilmediğimiz bir iş yapmaya kalkışmak akıl kârı değildir. çünkü tanışık olmadığımız bu işin başımıza iş açması, bize zarar vermesi kuvvetle muhtemeldir. bunun için bir işe girişirken dikkatli olmak zorundayız.

bilmemek ayıp değil, sormamak (öğrenmemek) ayıp.
insan hayatı için bilgi olabildiğince mühimdir. ne ki insan her şeyi bilmez. bilmesine de imkân yoktur. insanın her şeyi bilmemesi doğaldır. bunun utanılacak bir yanı da yoktur. ancak imkân varken bilmediklerini sorup öğrenmemesi, biliyorum tavrıyla bir işe girişmesi son derece sakıncalıdır ve kusurludur. çünkü yanlış bir yola saparak hem kendine, hem de başkalarına zarar verebilir.

bin bilsen de bir bilene danış.
herkes eşit bilgiye sahip değildir. çok iyi bildiğimizi sandığımız konunun bilmediğimiz bir yanı olabilir, o hususu bizden daha iyi bilenler de çıkabilir. bu sebeple bir işe kalkışmadan önce bu gibi kimselere danışmalı, onların bilgi ve tecrübelerinden yararlanmalıyız. eksiğimizi ancak böyle giderebilir, yanlışımızdan ancak böyle kurtulabilir, iyi bir sonuca da ancak böyle kavuşabiliriz.

bin dost az, bir düşman çok.
sıkıntılı bir anımızda, kötü bir günümüzde derhal yardımımıza koşan, daima iyiliğimizi isteyen dostlarımızdır. derdimizi onlarla unutur, mutluluğu onlarla tadarız. onlardan zarar değil, sadece fayda görürüz. bu yüzden ne kadar çok olurlarsa, bizim için o kadar iyidir. ama düşmanımız olan sadece bizim kötülüğümüzü ister, bir tane de olsa onun varlığı bizi rahatsız eder.

bin merak bir borç ödemez.
ne denli kaygı içerisinde olursan ol, bunun borcunun ödenmesinde hiçbir faydası yoktur. tasalanmayı bırakıp borcunu ödemek için çaba harcamalı, yollar aramalısın.

bin nasihatten bir musibet yeğdir.
yanlış bir yol tutmuş kimi insanlar vardır ki, onlara ne kadar çok öğüt verirsen ver, tuttukları yanlış yoldan onları çevirmekte bu öğütler bir fayda temin etmez. ama takip ettiği yanlış yolda başına gelen bir felâket, onu doğru yola getirmekte daha etkili olur. çünkü kötü tecrübelerin öğretme gücü olabildiğince büyüktür.

bin ölçüp bir biçmeli.
en basitinden en zoruna, yapmaya çalıştığımız işin tüm ayrıntılarını önceden düşünmeli; lazım ölçümleri yapmalı, neticesi iyi hesaplamalı, sonra işe girişmeliyiz. yoksa istemediğimiz bir zararın ortaya çıkmasından duyacağımız pişmanlık fayda etmez.

bin tasa (kaygı) bir borç ödemez.
çok tasalanmak ve üzülmekle borçtan kurtulunamaz. çünkü borç durduğu yerde ödenmez. borcu ödemek için bir şeyler yapmalı, harekete geçip çalışmalı, kimi çıkış yolları aranmalıdır.

bir adama kırk gün deli desen deli olur.
insana yapılan devamlı telkinler sonunda bir neticeye ulaşmak olasıdır. çünkü insan etkilenen bir varlıktır. birtakım iyi ya da kötü duygular, düşünceler ve inançların devamlı telkin edilmesiyle insanlar biçimlendirilip yönlendirilebilirler.

bir adamın adı çıkacağına canı çıksın.
toplumun bir kişi ile ilgili verdiği yargı öyle kolay kolay değişmez. toplum kişiyi nasıl nitelemişse, kişi o niteliğiyle tanınır. adı bir kere kötüye çıkan kişi, iyi de olsa toplumun bu yargısının önüne geçemez. adına sürülen bu leke onun yakasını bırakmaz. nereye gitse bu leke yüzüne vurulur, itilip kakılır, dertler içerisinde kalır. böyle yaşamak kişi için
ölmekten daha iyidir.

bir ağızdan çıkar bin ağıza yayılır.
bir sırrın yayılması istenmiyorsa, kimseye söylenmemelidir. sır ağızdan çıktı mı derhal yayılır, gizli kalmasını önlemek çok kolay değildir. çünkü insanın merak ve dedikoduya eğilimi vardır. bu eğilim sır olan şeyin dilden dile dolaşmasına, toplum içerisinde yayılmasına yol açar.

bir ahırda at da bulunur, eşek de.
bir toplumda iyi, yararlı ve hoş işler yapanlar bulunduğu gibi kötü, yararsız ve çirkin işler yapan insanlar da bulunabilir.

bir başa bir göz yeter.
ne kadar çok malı olsa da insan yine de elde etmek ister, geleni geri çevirmek istemez. halbuki insan yaşamda ihtiraslı olmamalı, ihtiyacından fazlasını düşünmemelidir. kanaatkâr olan kimseler gereksinimleri kadar olanı yeter görürler.

bir bulutla kış olmaz (bir çiçekle yaz gelmez).
1. önemli bir durumun netlik kazanması için ufak, önemsiz belirtilerin varlığı yeterli değildir. 2. hoş ve güzel da olsa, ufak bir değeri elde etmekle mutluluk tam anlamıyla yakalanmış sayılmaz.

bir çöplükte iki horoz ötmez.
bir toplumda iki baş, bir iş yerinde iki yönetici olmaz. olursa aralarında kıskançlık, çekememezlik yüzünden anlaşmazlık çıkar; fikir ayrılığına düşerler; biri diğerini yok etmeye, bulunduğu yere tek baş olmaya çalışır. bu çatışma sonunda kuvvetli kalır, güçsüz gider. bu da az şeye mal olmaz.

bir deli kuyuya bir taş atmış, kırk akıllı çıkaramamış.
1. aklî dengesini yitirmiş kimi insanların yaptıkları öyle işler vardır ki, bunu akıllı insanlar bir araya gelse ne yorumlayabilir, ne de çözebilirler. 2. kimi vakit bir insan öyle delice bir iş yapar ve zarara yol açar ki, pek çok akıllı kimse bir araya gelir ama bu zararı gideremez; işi de düzeltemez.

bir (sağ) elinin verdiğini öbür (sol) elin görmesin.
yardım yapmak bir insanlık görevi, dinî bir emirdir. ancak bunu yapmanın da bir yolu yordamı vardır. yoksula yardım ederken insanın hedefi kendini gösterip övünmek değil, görevini ve sorumluluğunu yerine getirmektir. bu bakımdan yoksulları inciten gösterişlerden kaçınmak; kimsenin haberi, hatta en yakınların bile haberi olmadan yardım yapmak lazımdır. yoksa tersine bir hareket yardım edilen kimseyi mahcup duruma düşürür, yapılan iyilik de iyilik olmaktan
çıkar.

bir elin nesi var iki elin sesi var.
insanın gücü sınırlıdır. bunun için büyük işlerin üstesinden yalnız olarak gelemez. bu tür işleri başarabilmek için başkalarıyla işbirliğine, dayanışmaya girer. güçleri birleştirerek zor işlerin altından böylelikle kalkar.
bir evde düzen olunca düzenbaz olmaz.
eğer bir ailenin derhal tüm fertleri arasında bir uyum, bir anlaşma, karşılıklı sevgi ve hoşgörü varsa, o ailede düzen de var demektir. bu nedenle ailenin huzurunu kaçıracak bir kimsenin bu ailede barınması da olası değildir.

bir göz ağlarken öbür göz gülmez.
aile fertleri birbirine kan ve akrabalık bağlarıyla bağlıdırlar. onlar bir vücudun azaları gibidirler. bu nedenle ailenin bir ferdine gelen zarar, tüm aile fertlerine gelmiş gibidir. derhal hepsi de tıpkı ölçüde üzüntü çekerler.

bir günlük beylik, beyliktir.
insanlar her vakit arzu ettikleri nimetlere kavuşup bunun sefasını süremezler. bu yüzden çok kısa bir müddet içerisinde de olsa, çevresindekilerden daha üstün, dertlerden uzak ve arzu ettiği şekilde bir an yaşamak o kişi için hoş bir şeydir.

bir insanı tanımak için ya alış veriş etmeli, ya yola gitmeli.
ortak bir işe girmeden insanların gerçek yüzünü anlamak olabildiğince kolay değildir. alış veriş etmek, onları tanımak bakımından önemli ölçüttür. çünkü alış veriş bir şeye sahiplenmeyi lazım kıldığı için kişinin çıkarcı yönünü tüm çıplaklığıyla ortaya koyar. yolculuk ise fedakârlığı, cesareti, mertliği gerektirir; bu nedenle yolculukta rastlanan güçlükler sebebiyle ortaya konan davranışlar kişilerin niteliklerini belirgin kılar.

biri yer, biri bakar; kıyamet ondan kopar.
bir toplumun sahip olduğu varlıklardan her fert bir adalet çerçevesi içerisinde yararlanmalıdır. şayet böyle olmaz, adaletli davranılıp hak gözetilmez, yalnızca bir kısım insanların yararlanmasına göz yumulup diğer insanların yararlanmasına fırsat verilmezse kargaşa çıkar; kavga baş gösterir, toplumdaki sosyal barış zedelenir, düzen bozulur, insanlar birbirlerine düşer.

bir koyundan iki post çıkmaz.
bir iş, nesne ya da insandan temin edilecek faydanın bir ölçüsü, bir limit vardır. alınabilecek alındıktan sonra, onlardan bir kez daha verim istemek, onları bu konuda zorlamak doğru değildir. bu davranışın devamı insanı yanlış bir yola götürüp zarara sokabilir.

bir kötünün yedi mahalleye zararı dokunur (vardır).
yalancı, düzenbaz, iffetsiz bir kimse yalnızca kendi çevresine zarar vermekle kalmaz; kötülüklerini daha geniş çevrelere de taşır. kendinin, yakınlarının, çevresinin ve daha geniş muhitlerin adını lekeler; bu leke gittikçe yayılır.

bir mıh bir nal kurtarır, bir nal bir at kurtarır.
küçük ve kıymetsiz gördüğümüz şeyler vakit gelir çok önem kazanır ve büyük iş görebilir. ufak bir somun parçası yüzünden bir dikiş makinesinin çalışmaması, işlerin yatması olasıdır. bu yüzden gelişi hoş bir nesne, iş ya da olayı ufak görmeyip önemle ele almak lazımdır.

bir selâm bin hatır yapar.
dinimizin bir emri olan selâm, bir bilgi ve sevgi belirtisidir. bu nedenle gönül kazanmanın önemli bir anahtarıdır. yakınlarımıza, arkadaşlarımıza, hatta yabancılara bile vereceğimiz selâm onlarla aramızda bir yakınlığın doğmasına yol açar; gönülleri birbirine yaklaştırır. bu yüzden selâmlaşmayı ihmal etmemek lazımdır.

bir sıçrarsın çekirge, iki sıçrarsın çekirge, üçüncüde ele geçersin çekirge.
bir suçu işleyebilir, kanunsuz bir işi yapabilir ve yakalanmayabilirsin. hatta bunu birkaç kez de başarabilirsin. ama bu böyle devam etmez, eninde sonunda yakayı ele verirsin.

bir sürçen atın başı kesilmez.
kusursuz insan olmaz. derhal her insan bir yanlışlık yapabilir. bu bakımdan devamlı iyi iş yapan, doğru yoldan çıkmayan, kişiliğini her yönüyle kanıtlamış olan bir kimseyi, bir kez kusur yaptı diye gözden çıkarmak, olumsuzlamak ve cezalandırmak doğru değildir. yapılacak şey, sadece uyarıda bulunmak olmalıdır.

bir şeyin önüne bakma, sonuna bak.
kimi işler vardır ki iyi başlamamış ama iyi netice vermiştir. bunun yanında başlamış bir işte geri dönmek de kolay değildir. bu yüzden bize düşen yolumuza azimle devam etmek, gereken çabayı göstermek, işi lâyıkıyla yapmaya çalışmaktır.

bir yemem diyenden kork, bir oturmam diyenden.
kimi insanlar vardır ki dedikleriyle yaptıkları birbirine uymaz. kimi isteksiz görünüp “yemem” diyen insanların isteklilerden daha çok yedikleri, kimi hevessiz görünüp “kalamam” diyen insanların da diğerlerinden daha çok oturdukları, hatta yatıya kaldıkları bile görülmüştür.

bitli (kurtlu, çürük) baklanın kör alıcısı olur.
değersiz, işe yaramaz, kötü şeylerin de müşterisi olur. onları kimileri anlamadığı, kalitesini bilmediği için alır; kimileri de kendileri bakımından bizim kavrayamadığımız bir değer ifade ettiği için alır.

boğaz dokuz (kırk) boğumdur (boğa boğa söyler).
bir sözü düşünüp taşınmadan, içimizden geçirmeden, kendi kendimize ölçüp tartmadan, doğuracağı neticeleri hesaplamadan, düzeltmeden söylememeliyiz. ola ki istemediğimiz bir sözü ağzımızdan çıkarmış olabiliriz. en doğrusu, ideal şekli bulduktan sonra söylemektir.

bol bol yiyen, bel bel bakar.
bugünün yarını da vardır. savurganlık yapıp elindekini bol bol harcayan, düşünceli davranıp ilerisi için bir şey bırakmayan kimse, yarın geçimini temin edecek bir şey bulamaz. başkalarına muhtaç olur, onun bunun eline bakar.

borç iyi güne kalmaz.
borçlu olan, borcunu derhal ödemenin yollarını aramalıdır. “elim genişleyince, ileride öderim” diye düşünmesi son derece sakıncalıdır. çünkü gelecek günlerin ne göstereceği belli olmaz. eli daha da darlaşabilir. bu nedenle borcunu ödemesi güçleşir, gün geçtikçe de borcu çoğalır.

borçlunun yalımı alçak olur.
borçlu kimseler, borçlarını ödeyemedikleri için alacaklıları yanısıra rahat olamazlar; başları yukarıda yürüyemezler, üzülüp incinirler, sanki suçlu gibi dururlar, kendilerini ezik hissederler.

borçsuz çoban yoksul beyden yeğdir.
beyleri bey yapan cömertlikleri, ellerindeki varlıkları yoksullara dağıtmalarıdır. varlıksız, sıkıntı içerisinde yüzen bir beyin yalnızca adı kalmıştır. varlığı olmayan, yoksulları gözetme ve doyurma görevini yapamayan bir bey için bu durum acı vericidir. böyle bir konumda bey olmaktansa borçsuz, tasasız, kıt kanaat geçinen bir çoban olmak daha iyidir. çünkü, o yoksulluğa alışkındır.

borçtan korkan kapısını geniş (büyük) açmaz.
alacaklının yanısıra yüzü yerde olmak istemeyen, borç etmekten korkan kimse tedbirli olur; masraflarını kısar, gelişigüzel harcamalar yapmaktan kaçınır, kendine ideal bir yol seçip ona buna ziyafet vermekten uzak durur.

borç uzayınca kalır, dert uzayınca alır.
hemen her şeyin bir yapılma vakti vardır. borç da vaktinde ödenmezse kişilerde bir gevşeklik görülür, borçluluk duygusu zaman geçtikçe azalır. borç uzun müddet ödenmez olur, hatta hiç ödenmez bile. dert de böyledir; vaktinde tedbir alınmaz ve hastalık uzarsa, kişi sonunda güçsüz kalır; dayanma gücü kalmaz ve ölür.

borç yiğidin kamçısıdır.
birisine borçlanan, borcunu da ödemek isteyen kimse kendini daha çok çalışmak ve kazanmak zorunda hisseder; bu yönde girişimde bulunur.

bostan yeşil (gök) iken pazarlığa oturulmaz.
ne olacağı, nasıl gelişeceği, nasıl sonuçlanacağı bilinmeyen bir husus, iş ya da durum üstünde anlaşmaya varılıp söz verilemez.

boş çuval ayakta (dik) durmaz.
1. karnı aç olan kimse, iş yapamaz. 2. beceriksiz, deneyimsiz, bilgisiz kimse bir iş tutunamaz. 3. hiçbir tutamağı bulunmayan, gerçeklerden uzak, temelsiz düşünce ya da plânlarla sonuca ulaşılamaz.

boş fıçı çok (fazla) langırdar.
gösterişe düşkün, bilgisiz, deneyimsiz kimse kendini ön plâna çıkarmak ve bilgiçlik taslamak amacıyla çok konuşur; her sözün arasına girer, etrafındakileri rahatsız eder.

boş gezmekten ücretsiz çalışmak yeğdir.
boş olmak, hiçbir uğraşa girmeden gezmek insanı tembelliğe, miskinliğe alıştırır. öyle ki bu insanların kimisi can derdinden ne yapacağını bilemez olur, yanlış yola sapar, kötülüklere bile bulaşır. parasız da olsa çalışmak, boş oturmamak insanı hareketli ve canlı yapar; girişimcilik kabiliyetini artırır, onu geliştirir, zararlı alışkanlıklardan kurtarır. ileri de para kazanacağı bir iş bulmasına da kapı aralar.

boş torba ile at tutulmaz (boş torbaya eşek gelmez).
1. hiç kimse emeğinin boşa çıkmasını istemez, karşılığını kesinlikle bekler. bir kimseye iş yaptırmak, onu bir yere bağlamak diliyorsanız, ona emeğinin karşılığını da ödemek zorundasınız. 2. derhal her iş çoklukla bir emek, masraf ve fedakârlık ister. bunları gösteriniz ki elde etmek istediğinize kavuşmanız olası olsun.

boynuz kulağı geçer (boynuz kulaktan sonra çıkar ama kulağı geçer).
eğitime sonradan da başlasa kimi yetenekli, becerikli, öğrenme ve kavrama gücü gelişkin olan çırak veya öğrenci, ustasından ya da öğreticisinden daha ileri gidebilir; onlardan daha başarı gösteren olabilir.

böyle gelmiş böyle gider.
öteden beri müddet gelen durum, kurulu düzen, halk arasında yaşayan gelenek ve görenekler kolay kolay değişmez.

bugün bana ise yarın sana.
neyin ne vakit olacağı bilinmez; bu ister felâket, ister nimet olsun. bugün ben bir felâket ve haksızlıkla karşılaşmışsam, yarın da sen tıpkı durumla karşılaşabilirsin. bugün sen nimetler içerisinde bulunup mutluysan, yarın da ben kavuşup mutlu olabilirim. bunu aklından çıkarma.

bugünün işini yarına bırakma.
bir iş günü gününe yapılmalıdır. işi yarına bırakmak kimi olumsuzlukları da beraberinde getirir. yarın daha önemli bir işin çıkmayacağını nereden bilebiliriz? diyelim ki çıktı, o vakit ne yapacağız? kuşkusuz bugünkü işten önce onu yapacağız, bugünkü iş de kalacak. bu nedenle işler birikmeye başlayacak, çıkmaza girecek. bundan başka bugün yapılması gereken işin sonraki güne bırakılmasıyla önemini kaybetmesi, istenen neticesi vermemesi de söz konusu olabilir.

bugünkü tavuk yarınki kazdan iyidir.
az da olsa bugün elimizde bulunmakta olan bir nimet, imkân ya da nesne, büyük de olsa henüz elimize geçmemiş olandan daha daha iyidir. çünkü henüz elimize geçmemiş olan, ihtimal dahilindedir. bir engel çıkıp onun elimize geçmesi gerçekleşmeyebilir. halbuki ötekinin elimizde olması gerçekleşmiştir.

buğday başak verince orak pahaya çıkar (kıymete biner).
kimi vakit ortada duran, pek önemli görünmeyen şeyler kendilerine gereksinim duyulunca çok değer kazanırlar. isteklisi çok olan nesnenin ücreti çoğalır. sözgelimi yazın ortasında el sürülmek istenmeyen odun ya da kömür, kışa doğru birden kıymet kazanır; ucuzken pahalı olur.

buğdayım var deme ambara girmeyince, oğlum var deme yoksulluğa düşmeyince.
tarlada ya da harmanda duran, henüz hasadı yapılıp ambara girmemiş ürün bizim sayılmaz. çünkü bir yangın, bir sel, yağmur ya da başka bir felâket onun harap olup yok olmasına yol açabilir. anne ve babanın varlıklı olduğu günlerde oğulun gerçek kişiliği ortaya çıkmaz. ne vakit anne-baba yoksullaşır, işte o vakit gerçek yüzü ortaya çıkar. şayet oğul, anne-babasına karşı olan görevlerini yerine getirmiyor, onlardan yardımını esirgiyorsa, ona iyi bir oğul denemez.

buğdayın yanısıra acı ot da sulanır.
mümkün olduğunca dikkatli olunup iyi ve yararlının yanısıra, kötü ve yararsızın gelişip büyümesine fırsat verilmemelidir.

bükemediğin eli öp.
kendisiyle mücadele ettiğin rakibinin kuvveti, bilgisi ve becerisi karşısında başarı gösteremeyip mağlûp olduysan rakibinin üstünlüğünü kabul et; bu onurlu bir davranış olacaktır.

bülbülü altın kafese koymuşlar, “ah vatanım” demiş.
insan, özgürlüğünü ancak vatanında bulur. bu bakımdan vatan en değerli varlığıdır insanın. orda doğmuş, orda büyümüş, orda doymuş, orda tatmıştır mutluluğu. bu yüzden yurdundan uzakta yaşamak, ne denli bolluk içerisinde olursa olsun insana zor gelir. nasıl ki bülbül asıl vatanı olan yeşil tabiatı, kanat çırpacağı mavi gökleri özleyip ister ve altın kafesten kurtulmaya çalışırsa, insan da (hele bir de tutsaksa) özgür yaşayacağı vatanını ister ve hasretini çeker.

bülbülün çektiği dil (i) belâsıdır.
bir karganın kafese konup beslendiği pek görülmemiştir. ama bülbül için kafesler devamlı yapılır durur. bunun tek nedeni, sesinin güzelliğidir. o olabildiğince hoş öter ve bunun için yakalanıp kafese konur. insanlar bundan ders almalıdır. çünkü düşünüp taşınmadan, sonunun nereye varacağını hesaplamadan sarf edilen sözler, insanın başına dert açabilir. dili yüzünden belâya saplanıp zarar görebilir.

büyük balık, ufak balığı yutar.
güçlü olan kendinden güçsüzü ya ezer, ya yok eder, ya da kendisine bağlı kılar. bu durum insan için olduğu kadar, ticarî işletmeler ve devletler arasında da çoklukla söz konusudur. kişiye düşen, yok olmamak için var gücüyle mücadele etmektir.

büyük başın derdi büyük olur.
bir iş ne kadar büyükse çözüm bekleyen problemleri da o kadar büyük olur. bu nedenle bir işletmeyi idare eden, bir toplumu yöneten, kısacası büyük işlerin başında bulunmakta olan kimselerin de hem sorumlulukları, hem de sıkıntıları büyük olur.

büyük lokma ye (de), büyük söz söyleme.
insan çoklukla nefsine yenik düşer. kendini pek çok konuda ön plâna çıkarmak, ne kadar becerikli ve akıllı olduğunu belirtmek ister. bu durum onun böbürlenmesine, “ben olsaydım öyle değil, böyle yapardım; şunu yapsaydı kötü duruma düşmezdi; ben hiçbir zaman onun yaptığı gibi kötü bir şey yapmam; o sözler de söylenir miydi?” gibi sözler sarf etmesine neden olur ki, böyle bir tavır sergilemek son derece zararlıdır. dünya ve insanlık hâli bu, öyle bir gün gelir ki, yerip kınadığımız kişinin başına gelenler bizim de başımıza gelebilir ve gülünç duruma düşebiliriz. bu yüzden ağzımızdan çıkacak söze dikkat etmeli, büyük söz söylemekten kaçınmalıyız.



etiketler etiketler [4]

bilgi ara / www.bilgiara.com