?

Cocukluk psikozlari

Çocukluk psikozları

Kanner 1943 yılında, yaşamın ilk yıllarında görülen, sosyal ilişki ve iletişim alanlarında bozukluk ve olağan dışı çevresel tepkilerle karakterize, şizofreniden belirli çizgilerle ayrılabilen bir bozukluk olarak " erken bebeklik otizmini" tanımlamıştır. dsm ı ve ıı'de (dsm: istatistiksel tanı elkitabı) genel bir tanı olarak " çocukluk şizofrenisi" terimi kullanılmış, ancak " infantil otizm" tanısı 1980'de dsm ııı'e bir sınıflandırma tanımı olarak girmiştir. en yeni olarak dsm ıv'de ise " yaygın gelişimsel bozukluklar" başlığı altında otistik bozukluk olarak sınıflandırılmıştır.

tanısal özellikler:

otistik bozukluğun esas özellikleri; toplumsal etkileşim ve iletişimin önemli ölçüde bozuk ve anormal gelişimi, ilgi ve aktivitelerin belirgin sınırlı oluşudur. bozukluğun görünümleri bireyin kronolojik yaşı ve gelişim düzeyine bağlı olarak büyük değişimler gösterir.

karşılıklı toplumsal etkileşimdeki bozulma çok belirgin ve süreklidir. toplumsal etkileşim ve iletişimi düzenleyen sözel olmayan davranışların (örneğin gözgöze gelme, takınılan yüz ifadesi, alınan vücut konumu, yapılan el-kol hareketleri) kullanılmasındaki bozulma çok belirgindir. bilhassa göz göze ilişki kurmamaları çok esas belirtilerdendir ve bebeklikten beri bulunur. yaşıtlarıyla gelişim düzeyine ideal ilişkiler kurmada başarısızdırlar. erken yaşlarda arkadaşlık kurma istek ve alakaları yoktur ya da çok azdır. daha geç yaşlarda ise arkadaşlığa ilgi gösterebilirler ancak toplumsal etkileşimin gereklerini anlamada eksiklikleri vardır. sevinçlerini, ilgilerini ya da başarılarını diğer insanlarla kendiliğinden paylaşma arayışında değildirler. toplumsal ya da duygusal ilişkilere girmede güçlükleri vardır (örn. basit sosyal oyunlara aktif şekilde katılmama, yalnız olarak olduğu aktiviteleri yeğleme, başkalarının etkinliklerine yalnızca robot gibi katılma). yaşı ilerlese de hayali ya da taklitlere dayanan oyun oynamada büyük zorluklar yaşarlar, örneğin hayali bir fincandan " hüüp" yapıp çay içme oyununu kavrayamaz, eliyle hoşçakal biçiminde işaret yapmakta zorlanır. çoğu zaman başkalarının çevresinde olduğunun farkında değil gibidir. diğer insanlara karşı ilgisizdir, başkalarının gereksinimlerinin ve dertlerinin farkında olma ve anlamada güçlükleri vardır.

iletişimdeki bozulma belirgin ve kalıcıdır, ve bozukluğun en önemli özelliklerindendir. hem sözel hem de sözel olmayan becerileri tesirler. konuşma hiç gelişmemiştir ya da gecikme vardır. konuşabilenlerde ise başkalarıyla konuşmayı başlatma ya da sürdürme becerilerinde belirgin bir bozukluk vardır. konuşma gelişiminin olduğu durumlarda konuşma hızı, tonlaması, sıklığı, ritmi ve vurgusu anormal olabilir. örneğin ses tonu tek düze olabilir ya da düz bir cümle soru vurgusuyla bitebilir. sterotipik konuşmaya da (amaca yönelik olmayan, sık tekrarlanan) sık rastlanır. bu kelime ya da cümle biçiminde olabilir. dilbilgisi kurallarını çoğu kez öğrenmede zorlukları olur. dili kavramada güçlük basit şaka, soru ve emirleri anlayamama biçiminde ortaya çıkar. zamirleri kullanmada güçlüğü olurken, bilhassa " ben, benim" gibi kendiyle ilişkili anlatımları yapamaz. kendisinden söz ederken, örneğin " benim kalemim var yerine ahmet'in kalemi var" diye kendisinden 3. kişiymiş gibi söz eder.

otistik bozukluğu olan bireyler sınırlı, yineleyici ve sterotipik davranış, ilgi ve etkinliğe sahiptir. olağandışı sayılabilecek bir ya da birden çok sınırlı ilgiler içerisine kapanıp kalırlar. iletişimin gerekmediği tek ve dar bir ilgi alanında çok yetenekli olabilirler (örn. takma-sökme işlerindeki beceri, futbol istatistikleri hakkında ayrıntılı bilgileri). alışageldiği üzere yapılan gündelik işlere ya da etkinliklere esneklik göstermeksizin sıkı sıkıya uyarlar, aynılıkta ısrar ederler ve önemsiz değişikliklere direnirler (örn masada aynı yara oturma, aynı kazağı giyme, yolun aynı yerinden yürüme). belirli oyuncaklarla aynı biçimde ve tekrar tekrar oynama görülebilir. belirli bir eşyanın bütününden çok parçalarıyla ilgilenirler (elbisenin düğmesi, oyuncağın bir parçası). cansız eşyalara (örn. bir ip, yastık) aşırı ve garip bağlanmalar gösterebilirler. sterotipik beden hareketleri bedenin bir kısmında ya da tamamında görülebilir (sallanmak, eğilmek, el çırpma, parmak şıklatma), çocuk koşarken her iki elini kanat çırpar gibi sallayabilir.

bozukluk 3 yaşından önce etkileşim-iletişim ya da dil gelişimi ya da hayali oyun işlevlerinde belirlenecek bulgularla başlamış olmalıdır. tanı ölçütlerinin bir parçası olarak gelişimde normal bir dönem varsa bile bu 3 yaşın ötesine gitmez.

eşlik eden özellikler

bir çok olguda eşlik eden sedasyon yapmadan hiperaktiviteyi, yıkıcı zarar verici davranışları ve stereotipik hareketleri azaltıcı tesirlerinin olduğu bildirilmiştir. haloperidolün stereotipileri kontrol altına aldığını, öğrenmeyi arttırdığını bildiren yayınlar vardır. araştırmalarda öneri edilen günlük doz 2 mg 'dır. bundan başka düşük doz uyku, sersemlik, aşırı sedasyon da yapmaz. aşırı sedasyon yapmadığı için öğrenmeye de fazla negatif etki göstermez. tiyoridazin ve klorpromazin ile distonik ve parkinsoniyen yan etkilere daha az rastlanmakla birlikte bu ilaçların daha fazla sedasyon yapmaları kullanımlarını sınırlamıştır. antipsikotiklerin kullanımında genelde % 16 oranında tardiv diskinezi bildirilmiştir. bunu en aza yüklemek için ilaç kullanımına 4-6 aylık dönemlerle ara verilmesi öneri edilmektedir. otizm ile epilepsinin %30 oranında birlikte görülmesi nedeniyle antipsikotikleri kullanırken dikkatli olunmalıdır.

fenfluramin, antiserotoninerjik etkili bir sempatomimetik ajan olup otizmde kullanımı hakkında araştırmaların neticeleri çelişkilidir.

naltrekson, opium antagonisti olup, yeni yapılmakta olan bazı çalışmalarda endojen opioidleri ( & szlig; endorfin gibi) azaltarak otistik belirtileri düzelteceği umut edilmektedir.

son yıllarda otizm tedavisinde acth-9 'un sosyal davranışı ve bilgi işleme fonksiyonunu düzeltme açısından pozitif olduğunu belirten çalışmalar bulunmaktadır.

çalışmalarda diğer tedavilere cevap vermeyen saldırgan otistik bozukluklarda lityum denenmesi de öneri edilmektedir.

dikkat azlığı ve hiperaktivite belirtileri çoğunlukta ise mss uyarıcılarının kullanılabileceği söylenmektedir (10-50 mg/g). antiseratonerjik özellikleri tanımlanmış olan buspiron ile pozitif değişmeler gözlenmiştir.

klomipramin ve desipramin karşılaştırılmış ve klomipraminin otistik çocuklarda kızgınlığı, ritüelleri desipramin ve plaseboya göre anlamlı kademede azalttığı görülmüştür. ancak aşırı hareketlilik üstündeki etkilerinde ise fark bulunamamıştır.

şimdiye kadar vitamin b6, magnezyum, diğer b grubu vitaminleri de test edilmişdir. ancak genel kanı bunların rutin kullanımının ideal olmadığıdır. çünkü yüksek doz vitamin b6'nın (200 mg/g) sensoriyal nöropatiye, fenfluraminin nörotoksisiteye yol açtığı bilinmektedir. yapılacak öncelikli yaklaşımlardan biri de aileye rehberlik ve danışmanlık vermektir. ailede suçluluk duygusu uyandırmamaya çalışılmalı, gelecekle ilgili umut dozu ayarlanmaya çalışılmalı, çocukların gösterdiği bireysel değişikliklerin ve değişik gelişim hızlarının üstünde durulmalı, çocuğun özellikleri dikkate alınarak bilgilendirilmeli, çocuğun pozitif özellikleri gösterilmeli, ailenin çocuğu ile çalışma konusunda hevesini arttırmaya çalışılmalıdır.

ailede sağlıklı olan kardeşler de değerlendirilmeli ve kardeşlerde gelişebilecek psikopatoloji yönünden dikkatli olunmalıdır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder