?

Diyarbakir

Diyarbakır

İlkbahar: tam sezonu



yaz: gidilebilir



sonbahar: gidilebilir



kış: ideal değil





yıllarca gözden uzak kaldı. kimse yan dönüp bakmadı bile. unutuldu gitti, doğunun bir köşesinde. terörün gölgesinde kaldı. kimse gitmedi. gidemedi. ama artık her şey değişti. doğu'nun en hoş yerlerinden olan ve turistik olarak kesinlikle görülmesi gereken yerlerden bir olmaya aday diyarbakır.















nasıl gidilir ?



diyarbakır'a gitmek için en uygun yol uçak. bir miktar pahalı ama saatler süren özel araç ya da otobüs yolculuğundan daha iyi denilebilir. türk hava yolları, diyarbakır'a sabah 06. 30'da istanbul'dan direk sefer düzenliyor. gün içerisinde ise ankara'dan bağlantılı seferler var. yani hemen hemen her gün diyarbakır'a gitme şansınız var. otobüs ile büyük şehirlerden gidebilirsiniz. ama saatler süren bir yolculuğu gözler önüne alın.





















nerede kalınır ?



otel büyük kervansaray



diyarbakır'da bilhassa şehir merkezinde kalabileceğiniz yeni ve modern oteller yer alıyor. son yıllarda kalacak yer konusunda önemli gelişmeler var. ama bunlar arasında biri var ki, bölgede kalınabilecek en iyi yerlerin başında geliyor. şayet geleneksel yerlerde kalmak istiyorsanız, ama aynı zamanda da her türlü günlük ihtiyacınızı rahat biçimde karşılamak istiyorsanız burası tam size göre.



burası bir zamanlar deliller hanı olarak bilinen büyük kervansaray oteli. otel, ipekyolunu kullanarak suriye, iran ve hindistana gidecek olan tüccarlar için yaptırılan bezirgan hanı'nın karşısına, cami ve medreseyle birlikte bir külliye olarak 1521 yılında başlanmış ve 1527 yılında bitirilmiştir. delil, eskiden hacca gidecek hacılara rehberlik eden kişilere verilen isim. han 72 oda 17 dükkan ve 800 deve alabilecek kapasitede bir ahırdan oluşmuş. siyah ve beyaz taştan yapılan otelin beyaz taşları urfa'dan siyah taşlar ise kurtboğaz taş ocağından çıkarılmıştır.



otel şehir merkezine bir miktar uzak. ama yürüyerek 15 dakikada merkeze ulaşabiliyorsunuz. otel türkiye'deki kervansarayların en büyüğü. odalarının hepsi elden geçirilmiş. orijinallikleri bozulmadan birleştirilmiş.. içlerinde gömme banyolar var. oda isimleri ise dicle, fırat karacadağ, kral kızı, hasankeyfi, mezepotamya, amid, saray kapı, iç kale gibi. içerisinde 15 suit odası yer alıyor. banyoları jakuzili... bundan başka sauna, lobi, kuaför, osmanlı hamamı, 600 kişilik restoran, 3 bin kişilik havuz başı, bulunuyor. bundan başka bilgisayar, faks gibi modern iletişim nimetleri da var.

yani burada kaldığınız vakit 500 yıllık kervansarayda kalmanın heyecanı ve keyfini çıkarıyorsunuz.





otel sahibinin bir de dicle üniversitesi yolunun bir miktar ilerisinde özel bir hayvanat bahçesi var. burası da yeşillikler içerisinde bir yer... isteyen gidip piknik yapabiliyor. özel çardaklarından oturup sıcak havalarda keyif yapabiliyorlar.. bundan başka ayı gibi ender bulunmakta olan hayvanlar da parkta yer alıyor.







dedeman oteli





yok ben modern bir binada kalmak isterim derseniz, onun için gideceğiniz yer belli. şehir merkezinde yer alan dedeman oteli. beş yıldızlı otelde her türlü konfor yer alıyor.







demir otel





diyarbakır'ın en eski otellerinden biri. birkaç yıl öncesine kadar en popüler yerlerden biriydi. ama günümüzde yeni açılan oteller nedeniyle bir miktar gözden düştü. yine de şehir merkezinde oluşu nedeniyle tercih edilebilir.















ne yenir ?



diyarbakır deyince aklınıza hemen kebap, kavurma gelebilir. ama gittiğiniz vakit gerkçekten şaşıracaksınız. çünkü diyarbakır, birbirlerinden farklı yöresel yemeklerine ev sahipliği yapıyor. şayet bir de yöresel yemeklere meraklıysanız, gideceğiniz bir iki adres var.



bunların ilk sırasında ise, selim amcanın sofra salonu' geliyor. 1982 yılından beridir diyarbakır'a giden hemen hemen herkes, en üst seviye protokol mensubundan, yöreyi bir miktar bilen gazetecilere kadar, buraya kesinlikle uğruyor. yemeklerin tadına bakıyor. uçaktan inip buraya gelenler var.





buraya asıl ününü sağlayan, kaburga dolması isimli özel yemekleri. o kadar adı duyulmuş ki, dondurulmuş olarak başta ankara olmak üzere, hem türkiye'nin büyük şehirlerine hem de yurt dışında bir çok ülkeye uçakla gönderiliyor şimdi bu yemeğin özelliği ne ki bu kadar tanınmış diyebilirsiniz. bunu yazıyla anlatmak gerçekten çok zor. ama anlatmayı deneyeceğim.





kaburga dolması nasıl yapılıyor ?





kaburga dolması, kuzu veya erkek oğlak etinden yapılıyor. ön kol veya yan boşluktan alınan et, haşlanmış iç pilavla doldurulup dikiliyor. üç saat kadar buharda pişirildikten sonra yarım saat ya da daha uzun bir müddet fırına veriliyor. müddet önemli ama kaburga dolmasının pişirilme süresini ancak ustası ayarlayabiliyor. müddet tutmazsa, ne oluyor derseniz... kaburga dolması patlıyor ve tüm emek boşa gidiyor. pirincin ayarı da o denli önemli; az olursa iç pilav lapa oluyor, çok olursa dolma patlıyor. kıvamın sırrı da yemeğin kokusunda. restoranın kurucus selim usta bunu, "yağ ya da su kokusu olduğu sürece yemek pişmemiş demektir. iyi pişen kaburgadan ilik kokusu gelir" diye açıklıyor. iki günde hazırlanıp 4-5 saatte pişirilen bir lezzeti denemek arzu ederseniz selim amca'nın sofra salonu'na bir uğrayın.





büyük bir tabak içerisinde gelen "kaburga dolması", garsonun hünerli elleriyle dikilen kaburgaları açıp, kemikleri çıkarıp, eti lime lime pilavın üstüne dağıttıktan sonra, yemeğe hazır hale geliyor. en az iki kişilik yemeği ne yazık ki, başka bir yerde tatma imkanınız yok. lokantada bundan başka, nar ekşili bostana salatası, haşlanmış içli köfte, bumbar dolması ve bilhassa tarçınlı irmik helvası gerçekten tatmaya değer lezzette.





bir de istanbul'da yaşayanlara iyi haber.



bu yemekleri tatmak için diyarbakır'a gitmenize neden yok, çünkü tüm bu yemekler, bahçelievler ve erenköy'de iki restoranda lezzet severleri bekliyor. kaburga dolması, diyarbakır'da yapılıp istanbul'a gönderiliyor. lokantaya gittiğinizde, şayet ne yiyeceğinize karar veremezseniz, kendinizi baş garsonun tercihine bırakın. o size tüm yemeklerden az az meydana gelen bir menü sunacaktır. yalnız dikkat! buradan çıktıktan sonra gideceğiniz yere, yürüyerek gidin. çünkü yediğiniz yemekleri eritmek için buna ihtiyacınız var.





diyarbakır tavasının tadına doyamayacaksınız...





diyarbakır'a kadar gitmişken öğle yemeklerinde gidebileceğiniz bir diğer adres ise, recep usta. namı diğer, "tavacı recep usta"... diyarbakır surlarının dibinde, dışarıdan bakınca büyük şehirlerin sıradan bir sokak lokantası görünümde bir yer olan recep usta'nın yeri, bahçesinden içeri girince ortaya çıkıyor. sur dibindeki bahçede, isteyen sandalyeli masalarda, isteyen de tabureli sinilerin çevresinden oturuyor. bir de tüm gün sokaklarda dolaşıp buraya geldiyseniz, sizi o leziz kokular mest ediyor. ne yiyeceğim diye düşünmeyin. kendinizi baş garsonun teklifine bırakın. o size tava söyleyecek. kabul edin. mevsiminde gittiyseniz, diyarbakır'ın meşhur marullarını yeme şansınızı da bulabilirsiniz. marulu bir de, yaptıkları ayranın kaymağıyla birlikte masanıza getiriyorlar. yanısıra bir de koruk ekşili çoban salatası ve pide. artık sizi kimse tutamaz.





kadayıf hacı levent'ten yenir





gelelim diyarbakır'ın tanınmış burma kadayıflarına. diyarbakır'a gidip de, kadayıfın tadına bakmadan dönmek olmaz. bunun için de şehir merkezinde bir çok kadayıfçı var. var da bunları arasında bir tanesi var ki, kesinlikle gidilmeli. hacı levent, bu kadayıfçının ismi. yaklaşık 1907 yılından beridir kadayıf yapıp satan ailenin dükkanı, diyarbakır'ın merkezi sayına demir otelin bulunduğu sokakta yer alıyor. bulmak zor değil. kime sorsanız size gösterir.





kadayıfın özelliği





buradaki kadayıfların en büyük özelliği, kadayıfın yağının urfa'dan, fıstığının gaziantep'ten, peynirinin antakya'dan geliyor olması. peki neden diye sorarsanız size şu yanıtı veriyorlar: antakya - urfa arasındaki dağlarda keki bol yetişiyor. bu kekikleri yiyen keçilerden üretilen peynirler de çok lezzetli oluyor. bu malzemeyle diyarbakır'daki kaliteli üretim birleşince, ortaya harika bir tad çıkıyor.





hacı levent'in dükkanında günde 15 tepsi kadayıf satılıyor. bu kadayıfları yine istanbul'da bulunmakta olanlar, şehrin bağdat caddesi, kazasker, dudullu ve kayışdağı'nda bulunmakta olan şubelerinde bulma şansları var. bu kadayıfların da ünü bütün dünyaya ulaşmış taktirde. bakır tepsilerde yapılan kadayıflar, amerika ve avustralya'ya bile gidiyor.





kadayıf nasıl yeniyor ?





şimdi gelelim bu kadar övdüğümüz kadayıfları nasıl yiyeceğinize. çünkü bu öyle bildiğiniz gibi değil. ilk olarak kadayıfların tadı damağınızda uzun müddet kalsın istiyorsanız, suyu 10,15 dakika sonra içmelisiniz. yani kısacası, tepsiler içerisinde nar gibi kazırmış üstü fıstıklarla süslenmiş kadayıflar gerçekten başta tatlı severler olmak üzere, hemen hemen herkesin ağzını sulandırıyor.





bu tatlılar o kadar tanınmış ki, büyük şehirlerin havalimanlarında, diyarbakır'dan gelen yolcular hemen hemen belli oluyor. çünk uçaklardan inen yolcuların hemen hepsinin ellerinde bulunmakta olan poşetlerin içerisinde, kilolarca baklava, yakınları için getirilecek en büyük hediye. diyarbakır'a iş için giden bir yabancı bir gazeteci arkadaşım uçakta herkesin elinde bu torbaları görünce şaşırdığını, bunların uçakta dağıtıldığını sandığını bana söylemişti.

onun üzüntüsü ise, "bana niye bu torbalardan vermediler ?" şeklindeydi. ona bunların tatlı olduğunu anlattığım vakit yüzündeki ifadeyi görmenizi isterdim. dükkanda, burma kadayıf, düz kadayıf, çubuk kadayıf, kaymaklı kadayıf gibi kadayıfın her türü var.















alışveriş



diyarbakır bölgenin gerçekten en merkezi şehirlerinden biri. çarşılarından bilhassa iran'dan, suriye'den getirilen kumaşları, her türlü ürünü bulabilirsiniz. ama ağız tadına yönelik bir tad arıyorsanız, bölgenin en büyük özelliği olan örgü peynirleri almadan dönmeyin. bunun için de günün erken saatlerdin kervansaray oteli yolu üstünde bulunmakta olan peynir pazarı'na kesinlikle gidin. burada aklınıza gelebilecek hemen hemen her çeşit örgü peynir var. ücretleri da ideal kalitesi de... tadını seveceksiniz.





eğer yakınlarınıza hediyelik eşya almak arzu ederseniz, önemli bir adres, kervansaray oteli'nin altında bulunmakta olan yöresel ürünlerin satıldığı dükkan. burada bulabileceğiniz hemen hemen her türlü ürünün en büyük özelliği el işi ürünler olması. mardin, şırnak, idil, dargeçit'te şirvan, dar gelirli genç kızlar, erkeklerin çalışmadığı ailelerin kızları bu el işi ürünleri yapıyorlar... kızlara okuma yazma, hijyen dersleri verilirken, el becerilerini de geliştirmelerine yardımcı olunuyor. satışta iğne oyasından yazmalar, dantel, kilimler var... kök boyalardan heybeler tek parça olarak yapılıyor. tezgahlardan çıkıyor. gümüşler mardin gümüşü. motifleri ise eski dönemin...



öğrenciler kendi elleriyle yapıyorlar. takılar eskiyi dönük otantik bir halde. gelinlikler, boyamalar, makrameler var... özel çiçekler var. 7-8 kişi bir arada yapıyor... işçiliği çok. karbon kağıdından yapılıyor. üstünde tütünler var. süsler incirin kurutulmasıyla yapılıyor. kervansaray oteli'nin girişinde bulunmakta olan kemerli dükkanların biri, otelin sahibi tarafından buraya bağış olarak satış amacıyla verilmiş... gerçekten el emeği göz nuruyla yapılan ürünler, yöreden götürülebilecek en önemli hediyeliklerden biri...





diyarbakır'da alışverişin diğer bir adresi ise, büyük şehirlerde hemen hemen hemen hemen her köşe başında yer alan alışveriş merkezlerin yeni açılanı. burada da hem yöresel ürünleri hem de ulusal markaları bulabilme şansınız var.















ilginç yerler



"insan diyarbakır'a bir gelirken ağlar.. bir de giderken.. "



tayini diyarbakır'a çıkanlar, gelirken ağlarmış,



"bu allahın unuttuğu yerde nasıl yaşarız" diye.. bir de giderken.. "bu cenneti nasıl bırakıp gidiyoruz" diye..



işte biz de gidiyoruz...





hıncal uluç, sabah gazetesindeki köşe yazısını böyle bitiriyordu, diyarbakır gezisinin peşinden... gerçekten de, buraya gitmeyen insanlar, diyarbakır'ı gördükten sonra işte böylesine etkileniyor...





yıllarca gözden uzak kaldı. kimse yan dönüp bakmadı bile. unutuldu gitti, doğunun bir köşesinde. terörün gölgesinde kaldı. kimse gitmedi. gidemedi. ama artık her şey değişti. doğu'nun en hoş yerlerinden olan ve turistik olarak kesinlikle görülmesi gereken yerlerden bir olmaya aday diyarbakır.





diyarbakır'a yıllar önce biz gazeteciler yalnızca bir şey için giderdik. olaylar için. her gidişimizde içimiz parçalanırdı. bu insanlar niye böylesine perişan diye kendimize sorular sorar, yanıtlarını arardık. ama son yıllarda diyarbakır'a giderken artık keyifle gidiyorum. endişe duymuyorum. çünkü sokaklarında özgürce gezme şansınızın olduğu, anadolu'nun bu hoş kentinde, yıllara meydan okuyan tarihsel yerleri gezmenin keyfi apayrı. bir de diyarbakır insanının, hiçbir çıkar gözetmeden size yardım elini uzatması, samimiyeti gerçekten yaşanmaya ve görülmeye değer.





diyarbakır'ın ne zaman kurulduğu bilinmiyor. çeşitli kaynaklarda, şehrin doğusunu sınırlandıran ve dicle yatağından yüz metre kadar yükseklikte bulunmakta olan fiskayası isimli sarp kayalığın, içkale kesiminin ilk yerleşme yeri olarak çekirdeği oluşturduğu sanılmaktadır.



en az beş bin yıllık bir geçmişe sahip olan diyarbakır, kurulduğu günden beri yeri değişmemiş ender yerleşim yerlerinden biridir. diyarbakır, başka şehirlerin aksine yürüyerek dolaşabileceğiniz güzellikleri içerisinde barındıran bir şehir. nerede kaldığınızın önemi yok. hemen hemen her yer, yarım saatlik yürüyüş uzaklığı içerisinde. kervansaray otelde kalıyorsanız, otelden çıkar çıkmaz sol tarafa dönerseniz, kendinizi boydan boya uzanan surların dibinde buluyorsunuz. taksi aramayın. ayaklarınıza rahat ayakkabı giyin ve yürüyüşe başlayın surların çevresinde.









surlar, şehri hemen hemen baştan sona çeviriyor. çin seddinden sonra dünyanın en büyük ikinci surları. bu bölgede surlar tekrardan elden geçiriliyor. o nedenle bazı bölümlerinin üzerine bile çıkmanız olası.





otelin yanındaki surların arasından geçin, dışarı çıkın. burada diyarbakır'ın dış mahallelerini görme şansınız var. en mühimi de dicle nehrini. çekilin bir kenara. bir başka dünyada hissedin kendinizi... asıl gezi şimdi başlıyor. oteli sağ tarafınıza alın ve yürüyüşe başlayın.

sağlı sollu alışveriş yerleri, sebze satıcıları, yerel kıyafet satan dükkanlar sizi bekliyor. anadolu'nun bu değişik coğrafyasının tadını çıkarın. bir miktar ileride sağ tarafta bulunmakta olan peynirciler çarşısına kesinlikle uğrayın. yörenin birbirlerinden lezzetli peynirlerini kesinlikle tadın. vaktiniz varsa, ya da geri dönecekseniz bir miktar da yanınıza alın. büyük şehirlerde satılan peynirlerle alakasının olmadığını göreceksiniz. peynir pazarını geçince, bir miktar ileride anadolu'nun en eski dinsel mabetlerinden biri olan ulu cami karşınıza çıkacak. ulu cami türkiye'deki en eski cami olarak biliniyor. bir zaman geçtikçe kilise olan bu mabet, daha sonra camiye dönüştürülmüş. gerçekten enteresan mimari özellikleri ve konumuyla diyarbakır'ın merkezinde yer alıyor. caminin minareleri ise, dikdörtgen formuyla hemen dikkati çekiyor. üzerinde bulunmakta olan işlemeler ve taş işçiliği gerçekten görülmeye değer.





cami dışında bulunmakta olan diyarbakır çarşısı'nda, doğu'nun yansıması var. bölgenin tüm renklerini görüyorsunuz. tütün satanlar, altın satan kuyumcu dükkanları, yörenin hemen hemen her türlü yiyeceğini bulabileceğiniz dükkanlar sıra sıra.. bilhassa altın çarşısı kesinlikle görülmeli...





ulu cami çevresindeki çarşılarda günlük yaşamın kalbi atarken, içeri girdiğinizde sizi bir başka dünya karşılıyor. ana girişin hemen karşısında avlunun ortasından yer alan şadırvan gerçekten görülmeli. caminin hemen hemen orijinalliği korunmuş tuvaletleri ve banyo yapılan yeri ise görülmeli. tarihi binanın taş işçiliği etkileyici.





eski diyarbakır sokakları da kesinlikle görüleceklerin arasında. daracık, geleneksel mimari ile yapılan yerler. bunların arasına kesinlikle girin. bilhassa yiyecek maddelerinin satıldığı, altın çarşısının yanısıra bulunmakta olan sokaktan içeri girdiğinizde, eski diyarbakır'ı gerçekten bugün de bulma şansınız var. bir yanda leblebi satanlar, bir yandan günlük yaşamın sürdüğü evler.







cahit sıtkı tarancı müze evi (kültür müzesi)





diyarbakır'da gidilecek yerlerden biri de, tanınmış şair ve yazar cahit sıtkı tarancı'nın hayatını sürdürdüğü ev. diyarbakır'ın il merkezinde cami-i kebir mahallesi, cahit sıtkı tarancı sokakta bulunmakta olan yapı 1733 yılında tarihlenmektedir. diyarbakır sivil mimarisinin en hoş örneklerinden biri olarak günümüze ulaşmıştır. haremlik ve selamlık olarak inşa edilen evin, selamlık kısmı sonradan yıkılmıştır. iki katlı bir yapıdır ve kesme bazalt taştan inşa edilmiştir. bu binada da içe dönük mimari plan uygulanmış. cepheler iç avluya bakmaktadır. tek katlı ahşap giriş kapısı dar bir koridorla avluya açılmaktadır. binada mekanlar iklim şartlarına ideal olarak mevsimlere göre cephelere yerleştirilmiştir. beyaz renkli "ciz" veya "kehal" denilen süslemeler bu binada da en hoş biçimde kullanılmıştır. ev, yıllarca virane olarak kaldıktan sonra, kısa vakit önce kültür bakanlığı tarafından restore edilmeye başladı. kısa müddet önce bitirilen ev, isteyenlerler tarafınndan gezilebiliyor.





gazi köşkü, 16. yüzyıla ilişkin olan bir akkoyunlu eseri. diyarbakır'ın hemen dışında yer alıyor. 16. kolordu komutanı olarak diyarbakır'a atan gazi mustafa kemal, çok sevdiği bu köşkte 11 ay kalmıştır... 1937 yılında diyarbakır'a geldiğinde, köşk sahiplerinden satın alınarak armağan edilmiş. köşk bugün valilik tarafından müze olarak kullanılmaktadır... geniş bahçesi ise, diyarbakırlılar için iyi bir piknik alanı... köşkün alt katında havuzlu salonu var. üst katta nefis bir balkonu var. oturma odaları ve yatak odası da bu katta yer alıyor. şehir dışında ama dicle'ye ve diyarbakır'a hakim manzarası var. çevresindeki yeşil alanda diyarbakırlılar piknik de yapıyor.





ongözlü köprü: eski dicle üstünde yer alıyor. gerçekten etkileyici. şimdi altından bir zamanların görkemli dicle nehri yerine artık daha cılız bir nehir akıyor. ama yine de görülmeye değer.





dört ayaklı minare





diyarbakır'ın en eski yerleşim yerlerinden olan özdemir mahallesinde balıkçılarbaşı'ndan yeni kapıya doğru inen yolun üzerinde yer alan minare, gerçekten görülmeye değer.





günümüzde sokağın ortasında sıradan bir taş gibi duruyor. ama tek kubbeli kare prizma gövdeli minare, üstünde iki pencere de yer alıyor. kubbe kurşun kaplıdır. leylek yuvasının sardığı kesik koni bicimindeki taş alemin dikkatli bakılınca üst kesimi çok az görülebilir.





minarenin bulunduğu yörede, şehrin günlük yaşamı her gün biteviye devam eder. bir yanda leblebi satılıcıları, bir yanda demir işçileri.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder