?

Gaziantep

Gaziantep

İlkbahar: tam sezonu



yaz: tam sezonu



sonbahar: gidilebilir



kış: ideal değil





türkiye'nin en büyük altıncı ili. doğu'nun paris'i olarak yıllarca söylendi durdu. ama asıl ününü son yıllarda zeugma mozaikleri ile yaptı. ama lezzetleri hiç unutulmaması gereken o yemekleri yok mu ? sırf onlar için bile gaziantep 'e gidilir.





imam çağdaş'da birbirlerinden lezzetli kebap ve baklavaları yemeden, sabahleyin "beyran çorbası" içmeden, halil ve mehmet kardeşler'de, "küşneme, beyaz ve taraklık" yemeden mutlaka geri dönmeyin. ancak evinize dönünce de, kendinize gelmek için, günlerce hafif yemekler yemeyi göze alıyorsanız buyurun gaziantep sizi bekliyor...















nasıl gidilir ?



gaziantep, türkiye'nin güneydoğusu'nda bulunmakta olan en büyük 6. ili. ankara'ya 672, istanbul'a 1125 ve izmir'e 1105 km mesafede yer alıyor.









otobüs:



istanbul- gaziantep arası otobüsle yaklaşık 15 saat sürüyor.





uçakla gerek türk hava yolları, gerekse özel şirketlerin gaziantep'e seferleri yer alıyor. thy istanbul ve ankara'dan her gün direk uçuş yapıyor...





tren



istanbul'dan salı, perşembe ve pazar günleri 08. 55'de kalkan tren, bir sonraki gün, 11. 35'de gaziantep'e ulaşıyor.















nerede kalınır ?



gaziantep'de hemen hemen her bütçeye seslenen tesisler var. bunlar sıradan otellerden başlıyor 5 yıldızlı otellere kadar çıkıyor. ama bunlar arasında bir tanesi var ki, kısa vakit önce açılmasına karşın, ilgiyi çekiyor.





bu tesis kale yakınlarında yer alan daracık sokakların arasında bulunmakta olan eski bir gaziantep evi'nden butik otele dönüştürülmüş. bina 4 evlik projenin ilk adımı.





bina yapımında çevredeki ocaklardan çıkarılan 'havara' taşı kullanılmış. yumuşak ve kolay işlenilebilir olmasının yanı sıra, mekanları yazın sıcağında serin, kışın soğuğunda ise sıcak tutması yaygın olarak kullanılmasına sebep olmuş.





anadolu evleri



4 değişik binadan oluşacak tesis şu anda tek binasıyla hizmet veriyor. ama eski bir ermeni konağı olan bina, odalarıyla dekorasyonuyla, avlusunda yer alan ve mevsiminde çok hoş açan erguvan ağacıyla çok değişik. bu tesis, kale içerisinde yer alan anadolu evleri olarak biliniyor.





bünyamin yakar eşi ile birlikte anadolu evlerini işletiyor. 2003 ağustosundan beridir hizmette. 175 yıllık ermeni konağının, 8 odası var. 20 kişi kalabiliyor. odalarda banyo, klima gibi her türlü gereksinim var. tam bir butik otel. kapısından içeri girdiğinizde dünya ile bağlantınız kesiliyor. binanın zemini, halep sıvası... odalar, ahşap nacarlarla (dolap) döşeli.





yakar, bu tesisin butik otele gelmesinin enteresan öyküsünü şu şekilde anlatıyor.





"bu binaların mülk sahibi timur şindel. baba tarafından amerikalı, annesi türk. annesi roman yazarı nihan yeğinobalı. motor tutkunu olan timur bey, bir müzik şirketinin genel müdürü olarak çalışırken, motor peşinde türkiye'yi adım adım geziyor. bir gezisinde şanlıurfa'ya giderken gaziantep'de nereye uğrayabilirim diye araştırma yapıyor. burada bulunmakta olan bir arkadaşına uğradıktan sonra, kale civarında gezerken, bir emlakçıda tarihi evlerin satılık olduğunu öğreniyor. evleri görmek istiyor. görünce hemen kararını veriyor. gezdikten sonra 4 evi satın alıyor. küçüklükten beri hayal ettiği bir şeymiş. sonunda muradına eriyor. "





timur bey öncelikle, 175 yıllık binayı restore ediyor. bina gerçekten çok görkemli. dış görünüşüyle, avlusuyla bir çok yeri orijinaline sadık kalınarak restore edilmiş. zaten butik otelin müşterileri de en fazla bu özelliği nedeniyle burayı tercih ediyor.





binanın dört duvarla çevrili avlusu içerisinde bulunmakta olan özel oturma gruplarında kendinizi evinizde gibi hissediyorsunuz. dış kapının hemen karşısında bulunmakta olan üstü kapalı oturma yeri ise, bir başka hoş. elinize hemen kitabınızı alıp bir an önce okumaya başlamak istiyorsunuz.





bir de odaları var ki! görülmeye, daha doğrusu kalmaya değer. hemen girişte resepsiyonun üzerinde bulunmakta olan ve çatı katı yatak odası olan suit. iki katlı. hemen girişte boydan boya ahşap kaplı odanın sağında oturma grubu yer alıyor.





ikinci katta bulunmakta olan yatak odasına ise, binanın orijinalliği bozulmasın diye daracık bırakılan merdivenlerden çıkarak gidiyorsun. ancak oda gerçekten görülmeye değer. binanın çatı katına denk gelen odada yatak hemen hemen tüm odayı kaplıyor. yerler ahşap döşeli. odanın kenarlarında bulunmakta olan ufak pencerelerin bazılarında ise kuş yuvaları bulunuyor. gerçekten kalmak için uygun yerlerden biri.





otelin müşterileri arasında güneri civaoğlu, modacı bahar korcan, defile için gaziantep'e gelen mankenler ve bir çok ünlü kişi yer alıyor. çok özel bir butik otel.





otelde sabah kahvaltıları yöresel lezzetlerden, sapsarı yumurtalardan, tereyağından, ballardan ve tatlılardan oluşuyor. otel konukları isterse - müşteri değil! - tesis dışında bulunmakta olan kebapçılardan, geleneksel antep yemeklerinden de getirtilip servis yapılıyor.





tesisin işletmecisi bünyamin bey, yakın gelecekte alınan diğer binaları da onarıp hizmete alacaklarını belirtiyor.





fiyatı: odaların ücreti kişi başı, 90 dolar civarında. çok ucuz değil. ama bölgede otantik bir yerde kalmak istiyorsanız, beş yıldızlı tesislerden sıkıldıysanız tercih edilebilir.





uğcan otel



gaziantep'de kalacak yerlerin başında en eski 5 yıldızlı otellerden olan tuğcan oteli geliyor. şehir merkezinde yer alıyor. 124 odası ve 16 suit ve kral dairesi var. otelin içerisinde gece kulübünden sağlık merkezine kadar hemen hemen her şey var. ancak otel ücreti yüksek. tedbirli gitmekte fayda var.







grand otel:



gaziantep şehir merkezinde yer alan diğer beş yıldızlı bir tesis. en iyi otellerden biri. ancak bunun da kalitesi yanısıra ücretleri yüksek.





polisevi.



gaziantep'de diğer alternatif tesisler arasında yer alıyor. en büyük özelliği şehrin bilhassa yazın tercih edilen bağlar bölgesinde yer alması. 5 yıldız kalitesinde bir tesis. ücretleri da ideal. ama yer ayarlamak için özel organizasyon lazım. odalar temiz ve otel bakımlı... geniş bahçesi var. bahçede tenis kortları, çocuk oyun alanı ve en mühimi de yemyeşil doku içerisinde yürüyüş parkuru da var. malum gaziantep yemeklerinden sonra yürüyüş koşul. kahvaltı ekstra. akşam yemeği için restoranı açık.















ne yenir ?



gaziantep yemek tutkunları için adeta bir cennet. nasıl olmasın ki! şehirde lezzet peşinde koşmak iki gruba ayrılıyor genel olarak. birinci grup yemek maratonunda adresler, şehrin geleneksel yemekleri. bunlar arasında sabah erkenden içilen, "beyran çorbası"başı çekiyor.





bunun yanısıra bir başka lezzet ise, nisan ve mayıs aylarında özel ekmeğiyle yenen, inek sütünün kaynatılmasından hemen sonra elde edilen özel "kaymak". özel yapılan tuzsuz ekmeğin üstüne kaymak sürülüyor. sonra da üstüne bal ya da reçel dökülüyor. böylesine bir lezzet ise elle parçalanarak yavaş yavaş yeniliyor. gerçekten lezzetine doyulmaz bir kahvaltı. tabii bunu yedikten sonra hemen hemen bir öğün yemeği atlamanız gerekiyor.





antep gerçekten yemek yemeyi sevenler için bulunmaz lezzetlerle dolu. sabahın erken saatlerden başlayarak gün batana kadar hemen hemen her çeşit yemek adeta sizleri "gel gel" diye çağırıyor. hangi tarafa gideceğinizi şaşırıyorsunuz.



en iyisi bunları tek tek anlatmadan sizlere bu lezzetli yiyecekleri nerede bulacağınızı anlatalım da, bu şekilde bir taşla iki kuş vuralım. hem yemekleri öğrenin hem de nerede yiyeceğinizi...





beyran çorbası...



gaziantep mutfağının sabah kahvaltılarında vaz geçilmezi. özelliği yapımının 10 saat sürmesi.



beyran'ın özelliğine gelince. koyunun kürek kemiğinin üzerindeki et beyran çorbasının ana öğesi. bakırdan yapılan beyran kazanına etler konduktan sonra iş pişirmeye kalıyor. ancak bu pişirme işlemi esasında, yemeğin en önemli ince noktası. önce kazanın altına meşe odunun kökü konur. kazanın alt kısmı macun durumuna gelmiş külle sıvanır. üstünde ince bir delik açıldıktan sonra kök tutuşturulur. kazanın üzerine de çam ağacından yapılan bir kapak kapatılır.





et kaynamaya başladıktan sonra üstündeki kef alınır ve tuz atılır. 10 saat pişen et kemiğinden ayrılır. diğer tarafta pirinç suda yıkanı haşlandıktan sonra süzülür. pirinçlerin yapışmaması için üstünde bir miktar tereyağı gezdirilir. yüksek bir sinin altına bir kaşık iç yağ sürüldükten sonra önce lapa durumuna gelmiş pirinçler, onun üstüne de elle tek tek işlenip damarları ve sinirlerinden arındırılmış etler yerleştirilir. çok güçlü ateşin üstüne konan siniden cazırdama ses gelince, üstüne et suyu dökülür. bir taşım kaynadıktan sonra beyran hazırdır. kırmızı pul biber ve sarımsak koyularak artık servis yapılır. yemeğe limon da sıkılabilir.





beyran yiyebileceğiniz en iyi yerler.





metanet: görünüş olarak bir miktar salaş bir lokanta. en büyük özelliği beyran çorbası için sabah 05. 00'de kapılarını açması. en geç saat 10. 30'a kadar beyran var. öğlenleri ise kebap servisi var. akşamları kapalı.





yeri: gaziantep'de tarihi çarşının hemen yanısıra. kime sorsanız gösterir...





cıncık: beyran ve bilhassa yöresel gaziantep yemekleri için gidebileceğiniz yerlerin başında geliyor. mahalle arasında lezzetli yemekleriyle tanınmış bir yer.



mumbar dolması, gerçek ezo gelin çorbası, yuvalama gibi yemekler var. akşam 21. 00'de kapanıyor.





imam çağdaş...



gaziantep deyince akla yemek, yemek deyince de tabii ki ilk gelen kebap oluyor. gaziantep'de 150 çeşit kebap olduğunu biliyor muydunuz ? işte böylesine kebap dünyasının merkezi konumunda bulunmakta olan şehirde imam çağdaş bir ekol. tam 120 yıldır kapılarının lezzet tutkunlarına açan bir kebapçı. öylesine biliniyor ki, şehre gelenler, esnaflar canları kebap istediği vakit her şeyden önce buraya geliyor.



imam çağdaş'ın günümüzdeki temsilcisi üçüncü kuşaktan burhan çağdaş. 1980 yılından beridir işin başında. restorana girer girmez, solda kapının yanındaki kasanın başında duruyor. duruyor ama dükkanda olan bitenden, ocaktaki kebapların pişmesinde hep gözü. sizi devamlı gülen yüzüyle karşılıyor. garsonlar vızır vızır.





masanıza oturduğunuz vakit ise lezzet fırtınası başlıyor. en hoş özelliği ise, masaya oturur oturmaz gelen özel küffan ekmeği, limon yeşil biber ve maydonoz tabağı. tabii üstelik içerisinde kaşık bulunmakta olan bir tasta gelen "ayran". daha o anda çok değişik bir kebapçıda olduğunuzu anlıyorsunuz.





imam çağdaş'ın kebaplarına geçmeden önce, arzuya göre gelen söğürmeli (közde patlıcan ezmesi) lahmacun ise damağınızda bir başka tad bırakıyor.





gelelim kebaplara. masanıza gelen kebaplar bir çoklarına büyük şehirlerde ağır gelen koyun etinden kebaplardan çok değişik. çünkü bu kebapların en büyük özelliği 20 kiloyu geçmeyen "erkek koyun etinden" yapılıyor olmaları. et makine yerine, zırh denilen büyük bıçaklarla köfte durumuna getiriliyor. etin doğrandığı tahtanın ceviz ağacından olması gerekiyor. çünkü bu tahta etin kararmamasını sağlıyor. erkek koyun eti meşe ağacının kökü ile kok kömürünün karışımı ile oluna ateşe atılır. et burada şişer ve ağızda dağılır gider.











büyük şehirlerde niye bu lezzetle yiyemiyoruz diye cağdaş'a sorduğumuz vakit yanıtı bizi şaşırttı. " büyük şehirlerde genelde fırın kullanılmaktadır. fırın ateşi güçlü değil. o nedenle kebap kurur ve suyunu çeker. "





imam çağdaş'da yiyebileceğiniz kebapların çeşidi ve limiti yok. nisan ayında, bilhassa kemeli kebap sizi bekliyor. bu kemeyi istanbul'da mesela ancak belli kebap lokantalarında çok kısa bir dönemde bulma imkanınız var. o da bilirseniz. halep'ten gelen keme (bir çeşit mantar) bir et, bir keme olarak şişe diziliyor. pişiriliyor ve masaya getiriliyor. yılın yalnızca belli ayında ve ancak belli restoranlarda bulunmakta olan kebabı tatmak gerçekten bir ayrıcalık. ya yeni dünya kebabının da ne demeli.! az yağlı bıçak kıyması tuz ve karabiberle karıştırıldıktan sonra köfte durumuna getiriliyor. aralarına çekirdekleri çıkarılmış malta eriğinin yarısı konuluyor. bundan başka sarımsaklı, soğanlı kebaplar da cabası.







ya o alinazik kebabı! gerçekten ağızlara layık. yoğurt içerisine, kömür ateşinde pişirilen patlıcan yatırılıyor. üzerine de o güzelim köfte kebap. parmaklarınızı yiyorsunuz hemen hemen her şeyi yerken.





bütün kebaplar caddeye bakan ana ocakta, ustalar tarafından gözler önünde pişiriliyor. garsonlar ise, patlıcanlı kebapların kabuklarını soyup müşterilere bakır tabaklar içerisinde servis yapıyor. bu bile büyük bir keyif. büyük şehirlerde unuttuğumuz bakır yemek kapları, gaziantep'de hemen hemen hemen hemen her yerde hala kullanılmaktadır.





peki ya tatlılar ? fırından daha yeni çıkmış havuç dilimleri, az şerbetli çok malzemeli ya da klasik bol şerbetli baklavalar, her ısırışta damakta dağılıyor.



bütün bu yemeklerden sonra imam çağdaş'tan çıkarken, bir anda birkaç kilo aldığını düşünmeye başlıyorsunuz. ama bence değer. çünkü bu lezzet başka hiçbir yerde bulunmayacak kadar hoş bir lezzet. kaçırmamak gerekli...





halil ve mehmet kardeşler...



siz hiç her et parçasına kürdan batırılıp masaya getirildiğini gördünüz mü ? belki başka şehirlerde yemek sonrası size şeker, tatlı lokum ikram edilir. ama böylesine bir ikramı türkiye'de ancak gaziantep'de yaşayabilirsiniz.





gaziantep'in en önemli lezzet duraklarından biri. ızgara etin bu kadar lezzetli olabileceğini tadınca şok geçiriyorsunuz. ancak öylesine lezzetli ki masaya gelen hemen hemen her şeyi silip süpürüyorsunuz. lokantanın en büyük özelliği gaziantep'in şehir merkezinin dışında ve telefonu olmaması. yani rezervasyon yapma imkanı yok. lokantaya gidiyorsunuz. kim olursanız olun. kapıda bekliyorsunuz. masalar boşalırsa oturup yemeğinizi yiyorsunuz. bir de yalnızca saat 12. 00 ile 14. 30 arası açık olması en büyük özelliği.





aklınıza geleni duyar gibiyim. peki niye buraya gideyim diyorsunuz. buraya kesinlikle gitmelisiniz. çünkü burasının bilhassa salatası ve etleri çok tanınmış. ilk olarak çoban salatasından başlamak gerekli. çünkü salatanın içerisinde yok yok. nar ekşisi, isot, sarımsak, sumak pekmezi, sirke, kırmızı biber ve bol naneli özel sosla hazırlanan salata masaya büyük bir sahan içerisinde geliyor. yanısıra da kişi başına kaşık. kaşıkla salataya bir "giriyorsunuz"... şok geçiriyorsunuz. aman allahım o ne lezzet. özel sos salataya muhteşem bir tat vermiş. etler olana kadar salata sizi hazırlıyor.



etler ise bir başka alem.





gaziantepli kasap olan halil bey ve kardeşi mehmet 1972 yılından beridir işlerinin başında. halil bey etlerin hazırlanmasından mehmet bey ise pişirilmesinden sorumlu.





et türlerine gelince. buradaki etlerin en büyük özelliği küşneme denilen, her koyundan yalnızca 35 cm uzunluğunda 3 parça olarak çıkan parçalardan yapılıyor olması. yemekler, simit kebabı, küşnemelik parça et, şiş köfte ve şiş kebap. bakır sahanlarda gelen bilhassa parça et, sosuyla öylesine lezzetli ki yemeğe kıyamıyorsunuz.





masada et siz yeter diyene kadar devamlı geliyor. parça parça sıcak etler, sırayla yeniyor. masadan kalkmaya yakın, yanınızda bir de tanına biri varsa, jest olarak size üstlerine kürdan batırılmış, küşneme etler geliyor. artık bunu da yiyince ne olduğunuzu şaşırıyorsunuz. kesinlikle buraya gidin!





incilipınar



gaziantep'e nefes alacak en hoş yerlerden birini kazandıran eski belediye başkanı celal doğan'ın eseri 100 yıl Atatürk kültür parkı içerisinde yer alıyor.





lokantanın en büyük özelliği dekorasyonu. yöresel özellikte aklınıza gelebilecek her şey dekor olarak burada kullanılmış. masalarda 2. dünya savaşında yayınlanan cumhuriyet gazetesinin sayfaları, emlak ilanları, enteresan yazılı belgeler yer alıyor.





sahibi bir zamanlar terzi olmasına karşın, işini gayet iyi yapmış. sonra da emlak şirketi kurmuş. hem o işini hem de lokantasının birlikte yürütüyor. haftanın yedi günü açık.



yöresel antep yemekleri olan, yuvalama, içli köfte, analı kızlı, pimpirim aşı, dövmeli alaca maş çorbası ve tabii ki kebaplar menünün başında yer alıyor. özel yemekleri sadrazam kebabı. beyti kebap özel soğanlı domatesli sos içerisinde servis ediliyor.





restoranın bilhassa bahçesi yaz akşamlarının vaz geçilmezi. bundan başka nargile salonu da yer alıyor. cami yanısıra yer aldığı için içkisiz bir lokanta. zaten bu özelliği gaziantep içerisindeki hemen hemen her türlü lokantada görüyorsunuz. içkili lokantalar şehir dışında yer alıyor.





evirgeç 2000.



yöresel yemekleriyle tanınmış. lokantada pimpirim aşı, yuvalama ekşili köfte ve tüm gaziantep yemekleri yer alıyor. bundan başka mantı ve gözleme de yer alıyor.





gülloğlu...



gaziantep'e gidip de baklava yemeden dönmek olur mu ? baklava için gidebileceğiniz en iyi adreslerden biri ise, elmacı pazarı içerisinde yer alan güllüoğlu'nun tüm türkiye'ye çıkış yaptığı ufacık dükkana uğramak. buranın ortaklarından ve baş baklava ustası bayram sarıbaş sizi gülerek karşılıyor. bir anda karşınızda sanki 40 yıllık arkadaşınız gibi sizinle ilgileniyor. üzerlerine daha yeni şerbetleri dökülmüş havuç dilimlerini, çıtır çıtır baklavaları yerken kendinizden geçiyorsunuz. sıcacık baklavalar boğazınızdan kayarak mideye giderken, damaklarınızda eşsiz lezzet bırakıyor.



baklavaların sırrına gelince bayram sarıbaş sözü alıyor.





" diğerlerinden farkı marka olmamız, kullandığımız malzemeler birinci sınıf ve emek. fıstığımız gaziantep'e mahsus boz fıstık. mevsiminde çıkar. mevsiminde alınır. yağ sade yağ. mevsiminde çıkar. mesela önümüzdeki ay yağ mevsimi. yıllık olarak alırız. muhafaza ederek kullanırız. sadeyağ, tereyağın eritilmişi. genellikle urfa yöresinin yağlarını alıyoruz. yağlar mayıs haziran aylarında üretiliyor. manda ve keçi sütü karışımı. en büyük özelliğimiz imalatımız ve büyüklerden öğrendiğimiz sanatımızı muhafaza etmek kaliteyi bozmamak.





baklava nasıl üretilir ?





üretirken her şeye dikkat ederiz. biz baklavayı 40 kat yaparız. özel sert buğdaydan un yılların emeğiyle ve deneyimiyle birleşince ortaya bu lezzet çıkıyor.





baklava 20. kata gelince arasına kaymak dediğimiz irmik ve süt karışımını döşeriz. üzerine iri çekilmiş fıstık atarız.



baklava çiğken keseriz. sonra da bir müddet dinlendirildikten sonra, 250 derece olan fırında 50 dakika pişiririz. üzerine ise, 108 derecede hazırlanan şerbeti dökeriz. kadayıfın şerbeti 106 derece, şöbiyet, bülbül yuvası ve sarmanın ise şerbeti 105 derece olur.



eğer şerbet sıcaklıkları değişik olursa, ürün hamur olur. baklavanın hoş olduğunu anlamak için yerken, "hışır hışır" ses gelmesi gerekli. işte o gerçek baklavadır. şerbetledikten 15 dakika sonra ise, satışa çıkarırız.





bu damak zevki. şehrimizle özdeşleşmiş olması. türkiye'nin dört bir yanısıra bulunmakta olan bizim ismimizle bilinen dükkanların sahipleri, hepimiz bu dükkanda yetiştik. herkesin imalatı işi ayrı. amca çocukları, kardeş çocukları. "





güllüoğlu'nda hizmette ise limit yok. nasıl mı ? baklavaları istediğiniz vakit size, otobüsle hemen hemen tüm büyük şehirlere tepsiler ve özel ambalajlar içerisinde gönderiliyor.















alışveriş



gaziantep'de alışverişin sonu yok. aklınıza gelebilecek hemen hemen her türlü modern ya da geleneksel ürünü alma imkanınız var. bilhassa gaziantep kalesi'nin eteklerinden kurulan eski şehir merkezinde yer alan, daracık sokaklı, her birinde değişik bir esnafın üretim ve satış yaptığı çarşıda, hemen hemen her türlü ürünü bulmak olası.





her türlü baharat, bitki ilacı, atlar için koşum, çocuklar için topaca kadar yüzlerce ürün sizi bekliyor. bunlar arasında bundan başka nargileler, bakır işlemeli hediyelik eşyalar neler neler.





ancak antep'de şayet alacaklarınızın en kaliteli olmasını istiyorsanız aşağıda anlatacağım yerlere kesinlikle gidin. çünkü buralarda satılan ürünler, hilesiz hurdasız, en kaliteli ve ideal fiyatlarla sizleri bekliyor.





gaziantep deyince akla ilk gelen dışarıya götürebileceğiniz tabii ki baklava. baklavanın ise en önemli adresleri, imam çağdaş ve elmacı pazarı'nda bulunmakta olan güllüoğlu. bu iki adreste de gözünüz kapalı en lezzetli baklavaları alabilirsiniz.





imam çağdaş'da normal baklavanın yanısıra malzemesi bol, şerbeti az olan kare biçiminde özel bir baklava da var. bu bilhassa uzun yolculuklar ve fazla şekerli yemeyenler için tercih edilebilir.





fiyatlar: imam çağdaş kullandığı birinci sınıf malzemeyle çok kaliteli baklava ürünlerini yapıyor. ancak ücretleri çarşıdaki diğer baklava satanlara göre pahalı. ancak verdiğiniz paraya değecek bir baklava alıyorsunuz.





arslanyürek tıbbı bitkiler satış yeri.





eski çarşıda bulunmakta olan ilhan arslanyürek'in dükkanından aklınıza gelebilecek her türlü bitkisel ürünü alma imkanınız var. cana can katan, hemen hemen her türlü hastalığa iyi gelen isveç şurubu arzu ederseniz burada yer alıyor.







taze peynir.



gaziantep'de nisan ayı sonu ve mayıs ayı içerisinde, bir başka telaş ise peynirde yaşanır. tüm bir yıl boyunca tüketilen peynirler, bu aylarda taze olarak piyasa çıkar. gaziantepliler kendi damak tatlarına düşkün oldukları için, hemen peynirciler çarşısına koşar. taze peynirleri kendilerine bir yıl yetecek kadar oranda alır. pazarda 30-35 kiloluk peynir torbalarını sırtlamış bir çok insan görürsünüz.





ihtiyaç kadar alınan peynirler, evlere getirilir. tuzlanır. naylonla birlikte tenekeye konulur. ağzı lehimlenir. ve soğuk hava depolarına kaldırılır. evdeki peynir bitince de yıl boyunca gereksinim kadar depodan alınarak kullanılır.





yemeni: en iyi astarsız ve elde dikilen, terletmeyen deri ayakkabıyı hayri usta'dan alabilirsiniz. (ayrıntılı bilgi enteresan yerler bölümünde).





kutnu: sadece gaziantep'e özgü olan floş ve pamuklu karışımı bu ürünü, iki üreticiden biri olan 73 yaşındaki cevdet demir'den alma imkanınız olursa çok şanslısınız. çünkü kendisi genelde toptan satış yapıyor. ama ürettiği onlarca çeşit kutnu kumaşlar, avrupa'nın ve türkiye'nin en tanınmış ailelerinin üzerlerinde yer alıyor.





15-20 kilo ev için alınır. kullanılır. o bitince yeni teneke devreye girer.





her türlü baharat



baharat almak için gidilecek yerlerden biri ise, gaziantep merkezi'nde bulunmakta olan ipekçioğlu kurukahve ve baharatçısı. buranın sempatik sahibibeyhan harap, dükkanda bin bir çeşit baharat ve kuruyemiş satıyor. hem de taze taze. bunlar arasında yok yok.



yeni bahar var. kimyon var. haspir var. haspir bilhassa orman kebabı, yoğurtlu yemeklere kullanılır. 7 türlü baharat var. etli yemeklere kullanılmaktadır. yenibahar var. zeytinyağlı dolmadan kuşbaşılı kebaba çok hoş olur. kekik var. et kekiği pirzolaya iyi gider. bundan başka cevizli sucuk, gaziantep'in lezzetli fıstıkları da var.





antep biberi ise özel olarak hazırlanmış. yeni tarım bakanlığı yasasına göre, aflotoksinsiz biberler artık kapalı ambalajlarda satılıyor. antep biberinin özelliği dövme biber olarak yapılması. yağlıdır. tuzsuzdur. bundan başka damar ve tohum bölümü olmayan biberler de var. isot biber var çiğköfte için, salataya kullanılır.



nar ekşisi ise, gaziantep'in oğuzeli tarafından ve hatay'dan geliyor. tabii ki çaylar var. suriye'den geliyor.



ayrıca sumak ekşisi de bulunuyor. ekşi. salatalara, piyaza kullanılır.



tabii gaziantep'in vazgeçilmezi, kurutulmuş dolmalık biber patlıcan, kabak, biberler var.





bunlar sekizinci dokuzuncu ayda yapılır. kurutulmuş ürünlerin kullanımı da bir miktar maharet istiyor. kurutulmuş ürünler, sıcak suda kaynatılıp dinlendirilecekler. o vakit açılıyor. normal halini alıyor. yalnızca sıcak su içerisine konup çıkarılınca olmuyor.





menengiç kahvesi





gaziantep'de bulunabilecek en hoş şeylerden biri olan menengic kahvesi ise, içecek olarak kullanılmaktadır. tadı kakaolu süt karışımı gibi. kış günü yaygın. bronşite, öksürüğe karşı çok iyi. boğazı açar. göğsü yumuşatır. normal kahve gibidir. ama bir miktar yağlıdır. sıvı olarak satılıyor.



bütün bunları burada bulabiliyorsunuz.















ilginç yerler



gaziantep'de gidilecek, gezilecek yer çok... o nedenle kalacağınız güne göre kendinize ilk olarak bir yazılım yapın. gaziantep'de gaziantep kalesi gezisiyle başlayıp, hemen eteklerinde kurulan eski şehir merkezini, çarşıları, birbirlerinden enteresan camileri gezmek bile birkaç gününüze mal olacak kadar zaman alıyor. tabii bir de araya enteresan alışveriş yerlerini, yemek molalarını eklediğiniz vakit, işin altından kalkmak gerçekten zor. o nedenle iyi bir gezi planı yapmanız gerekiyor.





gaziantep kalesi



gaziantep'e gelip de kaleye çıkmamak olmaz. şehrin ortasında yükselen kale, suriye'nin ikinci büyük şehri halep kalesinin birebir kopyası gibi. ne zaman ve kimin yaptığı tam olarak bilinmiyor.





yalnız bir miktar daha bakımsız bir halde duruyor. kalenin çapı 100 metre, 1200 metre uzunluğunda.





bir zamanlar 36 burcu olan kalenin 12 burcu duruyor. enteresan yeri ise, kaleyi dairesel olarak dolaşan tonozlu koridorları.





en önemli görülecek yerlerin başında ise tabii ki, zeugma geliyor. ne yazık ki birecik barajı'nın suları altında kalan zeugma'dan kurtarılan yüzlerce metrekarelik mozaikler gaziantep'de yeni yapılan müzede sergilenmek için hazırlanıyor. müze açılınca gerçekten dünyanın en önemli mozaiklerini görme şansınız olacak. bunlar arasında yer alan "çingene kız", "akhileus" mozaiklerini ise kesinlikle görün.





zeugma ile ilgili bilgi





"köprü başı" anlamına gelen zeugma, gaziantep'in nizip ilçesinin belkıs köyünde bulunmakta olan antik bir kenttir. belkıs, fırat nehrinin kolay geçilen bir noktasında yer aldığından, tarihin en eski çağlarından beridir çok önemli bir geçit yeri olmuş ve tarih boyunca ticaret açısından olduğu kadar, askeri bakımından da her zaman önemini korumuştur.





doğudaki ve batıdaki imparatorlukların doğal limiti olan fırat nehri kıyıları, büyük savaşlara sahne olmuştur. büyük iskender, iran seferine giderken fırat'ı buradan geçmiş ve şehir, helenistik dönemde tekrardan imar edilmiştir.





kommagene krallığı döneminde dört önemli şehirden birisi olan zeugma, roma imparatorluğu döneminde, fırat'ı koruyan dört büyük askeri garnizondan biri ve en güneydeki olma özelliğine sahip olmuştur. roma devrinde şehir çok büyümüş, kültür, sanat ve ticari alandaki faaliyetleri ile zengin bir yapıya sahip olmuştur. bilhassa m. s. 2. ve 3 yy. 'da en parlak devrini geçiren zeugma, bizans döneminde eski canlılığını kaybetmeye başlamış ve sonunda islam akınlarına dayanamayarak önemini yitirmiştir. zeugma, bilhassa roma döneminde, sanat alanında çok ilerlemiş, zengin villaları süsleyen mozaik döşemeler dünya örnekleri ile yarışır hale gelmiştir.





zeugma'nın en acı tarafı ise, baraj inşa edilirken yıllarca sular altında bu değerli eserlerin kalacağı biliniyordu. ama ne yazık ki yıllarca yılda yalnızca 30 gün kazı yapılarak buradaki eserler kurtarılmaya çalışıldı.



ama artık çok geç kalınmıştı.





tahmis kahvesi



gaziantep'in en enteresan yerlerinden biri ise, tekke camisi'nin yan tarafında bulunmakta olan "tahmis kahvesi". burası, 1640 yılında yapılmış. iki katlı bir yapı. kapıdan içeri girer girmez gazianteplileri tavla oynarken, nargile içerken görüyorsunuz. asıl enteresan yanı ise, ahşap merdivenle, kahvenin tam ortasından çıkılan ikinci katı. yaklaşık 80 yıldır bu kahveyi işleten bahattin dedekurt, burayı yaşatmak için elinden geleni yapıyor.



kahvede en enteresan içeceklerden biri kekik çayı ve menengiç kahvesi.



tarihçesi



kahve ve yanısıra bulunmakta olan dükkânlar ve han, esasında yanı başında bulunmakta olan mevlevihane'nin yaşaması için, burayı yapan sancak beyi mustafa ağa tarafından vakfedilmiş. ancak 1901-1903 yılları arasında çıkan yangında, tüm binalar yanmış.



binalar, mevlevihane'de postnişlik yapan feyzullahoğlu şeyh mehmet muhip efendi tarafından kendi cebinden harcadığı parayla onarılmış.



tahmis'in kelime anlamı, "kahve dövülen yer" demek. eski dönemlerde kahve, cevizden yapılan dibeklerde dövüldüğü için bu adı almış.



menengic kahvesi ise, yabani fıstıktan yapılıyor. dibek kahvesi gibi bir tadı var.





dikkat! tahmis kahvesi, enteresan olmasına enteresan, tarihi bir yer ama, ne yazık ki, bakım hemen hemen hiç yok. hemen hemen 100 yıldır el değmemiş gibi duruyor. en kötü tarafı ise, aydınlatmanın tavanlardan sarkan flueresan lambalarla sağlanması. duvarlarda alakasız büyük boy resimler, buranın tüm özelliklerini kaybettiriyor.





mevlevihane



kahve'nin hemen sağ tarafında az ilerde bulunmakta olan mevlevihane'ye ise kesinlikle gidin. iki nedenle. birinci neden mevlevihane içerisinde bulunmakta olan tekke camisi'nin içerisine girerken, minaresinin altındaki yoldan yürüyerek geçiyorsunuz. evet minarenin altında yol var! caminin girişi tam yol kenarında bulunmakta olan minareye denk geldiği için böyle bir çözüm bulunmuş. gayet de hoş olmuş.



eski antep evlerini, cami etrafında bulunmakta olan dar sokaklarda dolaşırsanız görebiliyorsunuz. ama gaziantepliler, daha eski evlerin turizm için ne kadar önemli olduğunun farkına varmamış gibi davranıyor. bu hususa el atan ne yazık ki yok.





boyacı camisi



gaziantep'in en hoş camilerinden biri. en büyük özelliği ise, taş ustalarının büyük bir maharetle işledikleri minaresi. 1358 yılında yapılmış. kesinlikle hem minaresi hem içi görülmeli. içerisinde yer alan minberi ise, kızaklı. duvardaki özel bölmesine girip çıkıyor.





ünü türk sınırlarını aşan bakır ustası



mehmet yaşar kervancıoğlu



gaziantep'e gelip de, yekpare bakırdan imal edilen, kimi dekoratif kimi ise yemek masalarında, pasta servislerinde kullanılan üstü tek tek göz nuru işlemeli "eserleri" almak için gidebileceğiniz en doğru adres ise, tanınmış bakırcı'nın sahibi, yaşar kervancıoğlu...





dile kolay, 13 asırdır devam eden bir işin temsilcisi yaşar usta.



ilerlemiş yaşına karşın, hala sabahın erken saatlerinde dükkâna gelip işlerini kendi yapıyor. 62 yıldır bu işin içerisinde olan yaşar usta, yaptığı işi ve inceliklerini şu şekilde anlatıyor.





" bu meslek, babalarımızın dedelerimizin mesleği. babam 13 asırdır yıldır devam ettiğini söylerdi. ben 5-6 kuşak sayabilirim. babamın adı ökkeş, onun babası ibrahim, onun babası mehmet, onun babası halil, onun babası kenan. böyle devam ediyor.





çalışmalarımız 1963 yılına kadar kız çeyizleri, çeyiz kapları mutfak eşyaları yapılırdı. özel olarak kız çeyizlerine kayık takımlar yapılırdı. şimdi zamana göre gümüş kaplama pasta takımı, sofra takımı yapıyoruz. alem türleri var. hatta dekor olarak da evlere salonlara da koyuyorlar. onun haricinde bakır turistik eşyalar yapıyoruz. kapaklı sahanlar oymalı işleme var. kullanım hedefli ve dekoratif eşyalı. sürekli kullanmaya müsait değil ama kullanılabilir. "





yaşar usta'nın en büyük özelliği ise, bir zamanlar türkiye adına yurt dışına gönderilen hediyeleri kendisinin yapması. hatta iran şahı rıza pehlevi, farah diba ile evlenirken, türk hükümeti düğün hediyesi olarak büyük bir leğen ve ibrik ısmarlamış. ancak o sırada askerde olan ustaya özel izin verilmiş. o da tek parça 40 santim büyüklüğünde hediyeyi, bir ayda geceli gündüzlü çalışarak bitirmiş.



yaşar usta'nın el emeğinin güzelliği devlet yetkilileri tarafından da beğenilince, türkiye adına hemen hemen bütün dünyaya çalışmaya başlamış.



dönemin amerikan başkanı eishnoweer, fransa devlet başkanı de guelle, ingiltere kraliçesi elizabeth hediyelerin gittiği ünlülerden bazıları.





yaşar usta'nın dükkânı günümüzde de gaziantep'e gelen ve değerli, el emeğinin en hoş örneklerini arayanlar tarafından ziyaret ediliyor. hanımlar, misafirleri için gümüş kaplı pasta takımları, yemek tabakları, kompostolukları, vazoları kapış kapış alıyor.





özel olarak tek parça bakırdan yapılan ve gümüşle kaplanan kapakları nakış gibi işli pilav sahanları ise, göz kamaştırıcı.





kısacası, yaşar usta, bir şey almaya niyetiniz yoksa bile, kendi mesleğinin en önemli temsilcilerinden biri olduğu için kesinlikle ziyaret edilmesi gereken el sanatları ustalarından biri.





kutnu ustası 73 yaşındaki cevdet demir...



gaziantep, ustalar kendi adeta. her köşede kimi hemen hemen yok olmak üzere olan önemli mesleklerin ustaları karşınıza çıkıyor.





bunlardan biri de, bir zamanlar padişahların giysilerinin yapıldığı kutnu olarak bilinen floş ipek ve pamuk karışımı kumaşları üreten, 73 yaşındaki cevdet demir.





kendisine ilişkin ufacık bir hanın odasında, gaziantep'te kutnu üretimi yapan iki kişiden biri olarak kendisinin kaldığını anlatıyor. gaziantep'ten üst kademede birine gidecek hediyelerin başında ise kutnu geliyor. nasıl gelmesin ? eline aldığınızda taa osmanlı'dan beridir gelen desenlerin işlendiği kutnular, göz kamaştırıyor.





cevdet demir, hala dün gibi hatırlıyor, 1938 yılında çırak olarak bu işe girişini. o tarih nereden mi aklında kalmış ? bu tarihte ölen Atatürk'ün, ölüm tarihinin bilinmeyen bir "keskin hatırası" var kendisinde de ondan.





"aklımda şuradan kaldı. gaziantep'de ismet paşa mektebi vardı. onun önünden geçerken niye geziyorum bilmiyorum. o okulun bahçesi genişti. talebeler ağlıyorlar. "niye ağlıyorlar ?"diye gelen geçene sordum. "babamız öldü. tamam" dediler. yani Atatürk o gün ölmüştü. o tarih de oradan aklımda kaldı"





1938 yılında çırak olarak başlamış cevdet demir bu işe. malzemeyi istanbul ve bursa'dan alıyorlarmış. bir merakla girmiş bu işe.



"o vakit iyi bir sanattı. yani mal yetiştiremezdik. şimdi işçiyi tatmin edemiyoruz. 7 ayrı ustanın elinden çıkıyor bu iş. para yediye bölününce işçiye bir şey kalmıyor. işçiler de o nedenle bir amelelik bulunca gidiyor. bu kumaşın özelliği, floş ipeğiyle pamuk ipliği. el tezgahında dokunuyor. desenleri eskiden isimleri konmuş. isim verilirken çözgü sayısına dikkat ediliyormuş. sultan, mecidiye, hindiye, kemha bu isimlerden yalnızca bazıları. dükkanda şu günlerde 60 çeşit ürün var. kumaşların eni 50-60 santim. "





bir zamanlar padişahların kıyafetleri olan kutnular günümüzde değişik amaçlar için kullanılmaktadır. ama bilhassa düz desenler ise, gençlerin ve bayanların gözdesi. erkekler ipek gömlek için alıyor. kadınlar ise, ceket elbise ,gece giysisi yapıyorlar. ona rağbet var. tarihi desenleri halk oyunları kıyafetleri turistik eşya yapıyorlar. bundan başka, yelek, şalvar, terlik ayakkabı, yapılıyor.





kutnu kumaşları istanbul, ankara, izmir gibi şehirlerde belli yerlerde ancak bulabiliyorsunuz. yurt dışından da talep var. ama usta yaşamak için çok az karla kendi yerinde sattığı kumaşların, yurt dışında kaça gittiğini bile bilmiyor.





bir yanda az kazanıldığı, ilgi göremediği için ölmek üzere olan bir üretim, öbür yanda ise ticari anlamda satıcıları tarafından avrupa ülkelerinde çok yüksek fiyata satılan kutnu kumaşlar.





neden sahip çıkılmaz bu tür işlere ?





insanın aklına, altın sarısı renklerin hakim olduğu, pırıl pırıl parlayan kutnu kumaşları, türkiye'de yalnızca gaziantep'de üretildiğini bilip de, buna neden sahip çıkılmadığı sorusu gelmiyor değil. gaziantep'li sanayicilerin, tekstil üreticilerinin bu üretimin en azından geleneksel olarak yaşaması için niye el uzatmadıklarını anlamak olası değil.



yaptıkları işlerden milyonlarca dolar kazanan sanayicilerin, bu tür sosyal sorumluluklarının da olduğunun bilincine ne zaman varacaklarını sabırsızlıkla beklemekten başka elden bir şey gelmiyor ne yazık ki.





yemen kurukahve ve baharatçısı





mehmet cevdet akınal'ın 1963 yılında açtığı ve kendisinin hala tezgahta arı gibi çalıştığı bu baharatçıya kesinlikle gidin. gidin, çünkü unuttuğunuz esnaflığın ne olduğunu, insanlığı, güler yüzlü satıcıların hala var olduğunu kendi gözlerinizle görün.





burası bir karış büyüklüğünde, büyük şehirlerde gördüğünüz baharat satıcılarına göre. çünkü dükkan içerisinde iki kişi yan yana zor duruyorsunuz. dükkanın dekoru tüm duvarları kaplayan kutulardan ve onlara asılı naylon torbalardan oluşuyor. ancak mehmet bey'in gönlü geniş. hem de öylesine geniş ki, dükkana ne almak için giderseniz gidin, hemen ön tarafta bulunmakta olan türk kahvesi dolu kabın kapağı açılıyor. içerisine kepçeyi daldırılıyor. sonra da gelen müşteriye "at bir tutam" diyor mehmet bey. "bu ne diye ?" soruyorum. yanıtı, "çiğ çekilmiş kahve bu. al, al. dimağı açar. yorgunluğa iyi gelir" diyor. bu müşterilere güzel geldin karşılaması.





sadece bu kadarla değil. çocuklu müşterilere ise önce diledikleri veriliyor. sonra da hemen tezgahın arkasına geçiyor mehmet bey. elini duvarda asılı torbalara daldırıyor. gelen müşterinin yanındaki çocuğa göre, kalem, kalemtıraş, kız çocuklarına kolyeler, tokalar, sakızlar hediye ediyor. hediye vermek için top bile almış mehmet bey...





hani gönlü zengin, gözü parada pulda olmayan, o kitaplarda kalan esnaflardan arıyorsanız, antep'de şaşırmadan hemen hemen her yerde bulma imkânınız var. hiçbir şey almasanız bile kahvenin tadına bakmaya, bir miktar sohbete bu dükkâna uğrayın. sanki kendinize binlerce kilo "insanlık ve dostluk" almış gibi yükle çıkacaksınız buradan. bu yük o büyük şehirlerde çoktan unuttuğumuz sahici duyguların yok oluşunun, insanlığın yükü...





baharat, kurukahve, karabiber, hazır kahve ve sumak var. türk kahvesi, günlük çekiliyor. taze taze. "faydaları çok. dimağı yorgunluğu giderir. mide bulantısını giderir". diğer kahve satıcılarında da kahve satılıyor. ne farkı diye soruyorum. yanıtı "onlardan farkı ben brezilya kahvesinin en iyisini alıyorum. diğerleri ucuzunu alıyor. hile yapıyorlar. ".





müşteriler kahvenin sahte olup olmadığını biliyorlar. bana gelen müşterilerim, başka yerden aldıkları kahvenin ağızlarında bıraktıkları rahatsız tadı bilip benden başka yerden almazlar. ben baharatlarımı istanbul'daki dünyaca tanınmış kaşıbeyaz, develi gibi kebapçılara buradan gönderiyorum. onlara hatta türkiye'ye gelen özel çayları alıp gönderiyorum.





karışık kahve



özel yapılıyor. içerisine fıstık içi badem için koyuyorum. şeker koyuyorum. eşe dosta ikram etmek için yapıyorum. satmıyorum. bu da bir tutam alıp yiyenler için yorgunluk giderici, uyarıcı etki yapıyor. "





arslanyürek tıbbi bitkiler alım satım merkezi





eskiçarşı içerisinde yer alıyor. ilhan arslanyürek, kendini bu işe 35 yıldır adamış. esasında ilk işe başladığında bu işi yapmıyormuş. ama gelen giden müşterilerin bu ürünleri sorması üstüne bir liste yapmış. bir müddet sonra bakmış ki, bu ürünlere ilgi fazla işi bu yöne çevirmiş. çevirmiş ama geleneksel usulde ne gelirse satma yolunu tercih etmemiş. başlamış araştırma yapmaya.





"tübitak'a, üniversitelere sormaya araştırmalara başladım. yurt dışı bu şekilde araştırmalarım hala sürüyor. onlardan bana gelen cevaplarla bu işin tüm inceliklerini öğrenmeye çalıştım. elimde çektiğim bitkilerden 15 bin adet slaydım var. 30 bin adet fotoğrafım var bitkilerle ilgili. hiç kimsenin elinde olmayan bir kitap arşivim var. aldığım kitaplar için, eski taş yapı bir antep evi aldım. kitaplarımı ve elimdeki belgeleri orada sergileyeceğim. iki katlı bir ev. bu konuda bir arşiv yapacağım. cd'lere dökeceğim slaytları" diyor.





bunları anlatırken de bir yandan dükkâna gelen müşterilerin sorularına cevap veriyor.





en çok ne istiyorlar.



arslanyürek, günümüzde insanların hastalanınca gücü ilaçlara yetmediği vakit bitkisel ilaçlara daha çok önem verdiğini belirtiyor. dükkânında,



şu anda 350 tür bitki var olduğunu söyleyen arslanyürek, "bu yeni gıda yasasına göre 1300 türe çıkacağız. benim hedefim de de o var. ben de bir ortak bulursam bu işe gireceğim. herkes birkaç tane iş yapıyor. insan bitki istediği zaman onu nereden bulacak. istendiği vakit bulunmalı. "





malzemeler nereden ?



arslanyürek bitkilere olan aşkıyla anlatmasını sürdürüyor.



"ihtiyacımız olan bitkilerin haritası var. nerede ne yetişiyor. ben de haritalara bakarak, nerede ne yetişiyor araştırıyorum. sonra da oradaki köy öğretmenleri, köy muhtarlarıyla konuşuyorum. onlara durumu anlatıp otları istiyorum. korucular da var. bir kısmı ithal olarak istanbul'a oradan buraya geliyor. buradan bulduklarımız oluyor.





antep'e özgü neler var.



adaçayı 60 tür var türkiye'de. 7-8 türü yalnızca antep'te var. bu şekilde çeşitler var. endemik bitkiler var. yararı olur olmaz. 60-70 adet. onun yerini bile söyleyemeyiz. günümüze kadar 5 türünü bulduk. 70 tanesini bulamadık. avrupalı botanikçiler daha önce bulmuş.



satılan otlar ve özellikleri ise şu şekilde.





karabaş otu. kalp kuvvetlendirici, balgam söktürücü, kalp ve damar açıcı, sinir bozukluğuna iyi geliyor.



toros çayı. demedi 75 kuruş,. soğuk algınlığı, öksürük, bronşit.



kiraz çöpü. böbrek kumları ve mesane yolu iltihabı.



mısır püskülü.. idrar söktürücü böbrek kumları dökücü.



oğul otu. kalp rahatsızlıklarına; baş ağrısı, uykusuzluk, kan temizleyici, nefes darlığı ve astım için.



altın otu.. idrar söktürücü, gastrit, böbrek kumları, varis, mesane yolu.



civanperçemi... böbrek çalıştırıcı, astım, gastrit, adet söktürücü, basurda kullanılmaktadır.



ormanlar bitiyor.



türkiye'de 20-25 yıl içerisinde orman denilen bir şey kalmayacak. onlar olmazsa bu bitkiler de olmaz. bunlar bizi üzüyor. bugün antep'te, 2 bin tane pide elle ekmek pişiren fırın var. bu odunlu oluyor. her fırın günde 225 kilo odun yakıyor. buna haftalık aylık senelik yaptın mı, bir de gap yöresine yaydın mı işin içerisinden çıkılmıyor.



ayrıca, sobalı ev türkiye'de kaç tane. her biri 2 ton kömürle kışı geçiriyorsa, üstelik bir ton da meşe odunu yakıyor. bu her şeyin sonunu getirir.



bizim burada güneydoğu anadolu insanları kebaba meraklı. gaziantep'in günlük mangal kömürü gideri 5 ton. istanbul üniversitesi orman fakültesi'ne yazı yazdık. 1 ton kömür elde edebilmek için kaç ton oduna gereksinim var. cevap geldi. 7 ton oduna gereksinim var. 7 ton odunu bir fide olarak düşündün mü, 20-30 dağı ağaçlandırıyor. bunun önüne geçilmesi gerekiyor yetkililer tarafından. en azından ucuz bir elektrikle bu fırınlar çalışır. 2 bin tane fırının ne gereği var. 50 tane yetmiyor mu bir şehre. bu şekilde olması gerekiyor. bir de bu bitkiler, önüne gelen bitkici açıyor. doğadan toplanıp dükkana getiriliyor. yeni gıda yasası bunun önüne geçecek ama denetimler sürmeli. denetimler yetersiz. "





truva filminin tüm ayakkabıları yemenici hayri usta'dan.





gaziantep'de elmacı pazarı'nda, bir başka enteresan yer ise, yemenici hayri usta'nın dükkanı. yemeni, astarsız, elde dikilen, yani bir eşi daha bulunmayan deri ayakkabı olarak biliniyor.



hayri usta ölmüş ama yeni kuşaklar onun adını en iyi şekilde yansıtmak için büyük çaba harcıyor. hem de öyle bir çaba ki, ürettikleri yemeni örnekleri, dünyayı sarsan sanatçı bratt pitt'in ve tüm truva filminin sanatçı ekibinin ayaklarında yer almış. yalnızca o mu. harry potter var, çocukların dünyasının gizemli kahramanı, onun filmlerinde bile ürettikleri, dönem ayakkabıları kullanılmış.



dükkanda günümüzde, hem imalat yapan hem de satışta bulunmakta olan bülent tatar, dört kuşaktır bu işi yaptıklarını belirtiyor. antep'de tek imalatçı olarak kaldıklarını gösteren tatar, götürebildikleri yere kadar bu işi götürmeye niyetli olduklarını ifade ediyor.



cadde üstünde bulunmakta olan ufacık dükkânın hemen hemen her yerinden bilhassa kadın ve erkek için yemeni terlik, ayakkabılar sarkıyor. ürünler, gerek antep içerisinden gerekse antep dışından talep görüyor.



türkiye içerisinde ise, istanbul ve izmir'e, bundan başka tatil yörelerindeki bazı satıcılara gönderiliyor.





zaten hollywood dünyasına girişleri de böyle olmuş.



" ilk olarak harry potter'a numune bazında göndermiştik. orada kullanıldı. ama en fazla truva filminde kullanıldı. filmde yer alan tüm sanatçıların ayaklarında bunlar kullanıldı. biz yaptık. botlarını özel çalıştık. hepsini biz yaptık.



onlar bizi aracılıkla buldu. dalyan'da müşterilerimiz var. onlar turistik olarak satar, onların hanımı ingiliz bir bayan. ingiliz bayan warner bros film şirketinin kostüm departmanından çalışıyor. bizi öneri etmiş. 25-30 tane numune yaptık. gönderdik. enteresandır dünyanın her tarafından ayakkabı gidiyor. bizim ayakkabılar seçilmiş. anlaştık. 1000-1200 çift ayakkabı ürettik. 4-5 ay onlara çalıştık. direk brad pitt'den imzalı foto geldi. bizi çok onurlandırdı. bizi çok memnun etti. hayatında türkiye'ye gelmemiş insanın bize foto göndermesi enteresan bir şey. "





dükkanda arzu ederseniz sipariş üstüne de terlik, ayakkabı yapıyorlar. terlikler bilhassa terlemeyi engelleyici ve çok hafif. denemeye değer...





kemikli bedesten



1 ve 2 numaralı kemikli bedesten ise yine elmacı pazarı yanısıra. buralarda kumaş altın, işlemeli örtüler, çeyizlik malzemeler satılıyor. gerçekten yüzlerce yıllık bedesten içerisinde alışveriş yapmak bir başka keyifli.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder