?

Ic kanamalar ve dis kanamalar

İç kanamalar ve dış kanamalar

Kanamalar kanın, içerisinde dolaştığı atardamar, toplardamar veya kılcaldamarlardan dışarıya çıkması.

kanamalar, damarların anatomik bütünlüğünün çeşitli sebeplerle bozulması neticesi meydana gelmektedir. bunları pekçok biçimde sınıflandırmak mümkündür..

iç kanamalar: damardan çıkan kanın, vücudun tabii boşluklarına veya içi boş organlardan birine akması durumudur. bu tür kanamalar; kanamanın şiddetine göre değişen kansızlık belirtileri yanısıra, biriken kanın miktarının tesiriyle organların vazifelerinde meydana getireceği bozukluklar veya tabii çıkış yollarından (ağız, burun, makat, idrar yolu) dışarı atılmalarıyla kendini belli eder. damar dışına çıkan kan, beyin zarı ile beyin arasında veya beyin yarım küreleri arasında, göz arkasında, beyin tabanında, göğüs boşluğunda, karın boşluğunda, kalb zarları arasında, eklem boşluğunda, mesanede birikebilir. bazan kan, yumuşak dokular arasında birikerek, hematom denen kan birikintilerini meydana getirir.

dış kanama: kanın, yara ağzından vücut dışına çıkması hadisesidir. bu çıkış kanayan damarın cinsine ve yaranın büyüklüğüne bağlı olarak farklı derecelerde olabilir. atardamar kanamaları, kan baskısı sebebiyle fışkırır tarzdadır. bu fışkırma, kalb atımlarıyla uygunluk gösterir. atardamar kanı, taşıdığı oksijen fazlalığı sebebiyle parlak kırmızı renktedir. atardamar kanamaları çok tehlikelidir ve vaktinde lazım müdahale yapılmalıdır.

kanamalar ya yaralanmadan derhal sonra meydana gelir veya kanamayı geçici olarak durduran önlemlerin ortadan kaldırılması neticesi (yaralının hareket etmesi, yara pansumanının değiştirilmesi, tansiyonun yükselmesi) yaralanmayı takib eden 12-24 saat içerisinde meydana gelir. yaralanmadan 5-7 gün sonra yarada oluşan enfeksiyona bağlı olarak da ortaya çıkabilir.

dış kanamalar, genellikle kesici, delici veya ezici cisimlere maruz kalmakla meydana gelir. iç kanamalar ise ya çeşitli dahili hastalıklar (kan kanseri, hemofili, ülser gibi) sebebiyle kendiliğinden veya dışarıdan maruz kalınan künt darbeler, çarpmalar neticesi ortaya çıkar.

bir de gizli iç kanamalar vardır. burada, gözle kan görülmemekte, fakat gizli kanama olduğu düşünülen şahıstan alınan materyalin bazı maddelerle muayeneye tutulması veya mikroskopla incelenmesi neticesinde gizli kanama anlaşılmaktadır. mesela, dışkıda gizli kan tesbit edilebilir ki bu hal, genellikle üst sindirim sistemi iltihapları (ösofejit, gastrit, duodenit) ve ülserlerinde, barsak kanserlerinde ve iltihaplarında görülür. tedavi görmüş belirgin kanamaların sonunda da bir müddet gizli kanama devam edebilir. gelişi hoş bir kanama halinde ortaya çıkacak olan belirtiler, kanamanın cinsine, yerine, devam ediş süresine, şiddetine, yaralının genel haline ve müdahaleye bağlı olarak değişiklik gösterir. ufak toplardamar ve kılcaldamar kanamaları basitçe durduğundan gelişi hoş bir belirtiye yol açmazlar. büyük bir atardamarın ani yırtılması ise çok kere müdahaleye vakit kalmadan ölümle neticelenir.

sağlam bir insanda kanamanın meydana getireceği bozukluklarda kaybolan kan miktarı önemli rol oynar. solunum ve dolaşım sisteminde ve hücre beslenmesinde gelişi hoş bir bozukluk meydana getirmeyen kanamalara kompanse (dengelenmiş) kanama denir. bu tür kanama, tansiyonun düşmesine sebeb olmadan vücut ağırlığının % 1,5-2,5' unun kaybedilmesine kadar devam eden ve yavaş cereyan eden kanamadır. bir yaralıda kanın üçte biri hızla kaybolursa ölüm meydana gelir. oysa, vücut kanının yarısı, hatta dörtte üçü, 24 saat veya daha uzun sürede kaybolursa, ölüm görülmeyebilir. tansiyonu düşürmeyen, solunum sayısını arttırmayan kanama miktarına "tolerans eşiği" denir ki bu eşiğin aşıldığı durumlarda vücutta, durumu kurtarabilmek için bir takım hadiseler cereyan eder (dalak kasılır, kan yapımı uyarılır, çevredeki damarlar kasılır, su tutulması çoğalır... ). bunlar da yetersiz kalırsa insan vücudu bocalamaya başlar ve dekompanse (dengesi bozulmuş) kanama durumu ortaya çıkar. bu durumdaki bir hastada; şiddetli susuzluk hissi, hava açlığı, heyecan, şuur bulanıklığı, havaleler, soğuk ve soluk bir deri, soğuk ve yapışkan bir ter, tansiyon düşüklüğü, nabızda hızlanma, kulak çınlaması, etrafı karanlık görme, bulantı-kusma, bitkinlik, idrar ve dışkının kontrol edilememesi söz konusu olur ve şoka girmiş olan hasta ölür. şayet hastada iç kanama söz konusu ise kanamanın yerine göre de belirtiler ortaya çıkar (mesela karın ağrısı, kas direnci, şişkinlik gibi). acil olarak ve doğru bir biçimde yapılacak müdahaleler ile kanamayı durdurup, tehlikeyi önlemek mümkündür..

kanayan damar ufak bir toplardamar veya kapiller damarlar ise vücudun aldığı tedbirlerle kanama kendiliğinden durabilir. bu tabii gelişmeye yardımcı olarak; yaralının istirahati, yaralı bölgenin kalp seviyesinin üzerinde tutulması ve yara ile oynanmaması faydalı olur. yaranın temizlenip kapatılması yeterlidir. asıl mesele, büyük çapta oluşan kanamaların durdurulmasıdır.

elde kan durdurmaya ilişkin gelişi hoş bir malzeme bulunmadığı vakit, hemen parmaklarla, kanayan damar üstünden veya duruma göre bir miktar uzağından sıkıştırılır. böyle bir sıkıştırmanın başarı gösteren olabilmesi için, damarın altında tek bir kemik veya kemik çıkıntısı gibi sert bir yüzeyin bulunması gerekmektedir. kol ve bacaklarda oluşan atardamar kanamalarını durdurmak için kanayan yerin yukarısından elastik bir bandaj veya bir kravat, bir bez parçasıyla sıkıştırma da yararlıdır. bu metodlar geçici kan durdurma çareleridir. bu şekilde geçici olarak kan durdurulduktan sonra, hastanelerde, yırtılan damar ve yara onarım edilmek suretiyle kalıcı çare bulunmuş olur. büyük kanamalarda yalnızca kanamayı durdurmak yetmez, aynı zamanda kaybolan kanı da yerine koymak gereklidir. yaralı şahsı hastaneye taşırken, üşütmemelidir.

iç kanama şüphe edilen durumlarda hastayı en kısa zamanda cerrahi servisi bulunduran bir hastaneye nakletmelidir.

herhangi bir darbe olmadan kendiliğinden oluşan burun kanamalarının, balgamda kan bulunmasının, kan kusmanın, büyük abdestte taze veya siyah renkte kan bulunmasının, idrarla kan gelmesinin ve döl yolundan olan kanamaların kesinlikle sebebinin araştırılması ve tedavisinin ona göre yapılması gerekmektedir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder