?

Solar radyasyon ve deri ustune etkileri

Solar radyasyon ve deri üstüne etkileri

Güneş, dünyamız için olmazsa olmaz enerji kaynağı olarak canlıların günlük yaşantılarını etkileyen, farklı dalga boyunda ışınları ve bu ışınların farklı güçteki etkileri ile biyolojik olayları başlatan, sürdüren, hızlandırıp yavaşlatan ve sonuçlandıran kuvvetli bir düzenleyicidir.

ultraviyole ışınları, tıbbın pekçok alanında olduğu gibi dermatolojide de tanı ve tedavi amacıyla kullanılırlar.

ultraviyole ışınları, yer yüzüne ulaşan solar radyasyonun yaklaşık % 5' ini oluşturur ve dalga boyları 100-400 nm arasındadır. bunun % 95-98'i uva, % 2-5' i uvb'dir, uvc ise yeryüzüne ulaşmadan stratosferik ozon tabakasında absorbe edilir. uva; 320-400 nm, uvb; 280-320 nm, uvc; 100-290 nm dalga boylarındadırlar. uvb ışınları başlıca güneş yanığı, bronzlaşma, erken deri yaşlanması ve kanser gelişimi olmak üzere pekçok biyolojik etkiden sorumludur. uva ışınları ise doza bağlı olarak eritem, bronzlaşma, yaşlanma ve kanser oluşumuna neden olmaktadırlar, ancak bu etkilerin ortaya çıkması için uvb ışınlarının 1000 katı kadar ışın dozuna gerek vardır. uvc ışınları ise karsinojeniktir ancak yeryüzüne ulaşamazlar. deriye ulaşan solar radyasyonun miktarı; ışınların açısı, mevsim, bulunulan yerin ekvatora olan mesafesi, stratosferik ozon konsantrasyonu, yükseklik, çevre kirliliği, bulut kütlesi gibi etmenlere bağlı olarak değişiklik gösterir. uva ve uvb ışınları normal deri üstünde akut ve kronik etkilere sahiptirler. deriye özgü fotobiyolojik reaksiyonlar, uvr (ultraviyole radyasyonu) enerjisinin derideki özgül moleküller ya da kromoforlar tarafından absorbe edilmesi ile başlar. bu enerji ya direkt fotokimyasal etki ile ya da dna'nın yapısal proteinleri üstünde dolaylı oksidatif etki ile yıkıma yol açar.

solar radyasyonun normal deri üstündeki tesirleri

ultraviyolenin normal deri üstündeki akut tesirlerinin en belli başlıları; güneş yanığı (inflamasyon) ve bronzlaşma (melanogenezi uyarması), diğer biyolojik etkiler ise lokal ve sistemik immünsüpresyon, stratum korneum, epidermis ve dermisin kalınlığını artırması, vitamin d'nin fotosentezidir.

insan derisinin uv ışınlarına verdiği eritem ve pigmentasyon cevabı genetik olarak belirlenir. buna göre deri tipleri şu şekilde sıralanabilir.

deri tipi ı: kolay yanar, hiçbir vakit bronzlaşmaz

deri tipi ıı: genellikle yanar, seyrek olarak bronzlaşır

deri tipi ııı: hafif yanar, genellikle bronzlaşır

deri tipi ıv: hiçbir vakit yanmaz, her zaman iyi bronzlaşır

akut etkiler

inflamasyon: güneş yanığı inflamasyonu (eritem), ultraviyole ışınlarının ilk ve en bilinen akut deri yanıtıdır. bilhassa açık tenli kişilerde, eritem, ısı artışı, ağrı ve ödem gibi inflamasyonun klasik belirtileri şeklinde ortaya çıkar. eritem oluşumundan uvb ışınları sorumludur, uva'nın aynı etkiyi oluşturması için uvb'nin 1000 katı kadar bir enerji gerekmektedir. uvb'ye bağlı eritem güneş ışınları ile temastan sonraki birkaç saat içerisinde başlar 6-24 saatte en üst düzeye ulaşır, birkaç günde solar ve yerini soyulma ve bronzlaşmaya bırakır. güneş ışınlarının dna ve proteinler gibi kromoforlarca absorbe edilmesi moleküler ve hücresel yıkıma yol açar. bu olgu sırasında ortaya çıkan prostaglandin gibi mediatörler damarlarda genişlemelere ve inflamasyona sebep olur. prostaglandin inhibitörleri eritemin erken evresini kısmen baskılar ancak meydana gelen yıkımı önlemez.

pigmentasyon:

ultraviyoleye pigmentasyon cevabı ani ve geç bronzlaşma olmak üzere iki aşamalıdır. ani bronzlaşma uva ile meydana gelen eritemi izleyen deride var olan melaninin oksidasyonu ve keratinositlerin transferi neticesi oluşmaktadır. uv ışınları ile temastan sonra saniyeler içerisinde oluşur birkaç saatte solmaya başlar. şayet ışına daha fazla maruz kalınırsa geç pigmentasyon gelişebilir. geç bronzlaşma ise orta boylu uv' ye maruz kalmayı izleyen 24-72 saat sonra epidermal melanin oluşumunun artması ile gelişir. uvb'ye maruz kalma neticesi birkaç saatte başlar günler ya da haftalar sürebilir. tek temas neticesi melanositlerin etkinliği çoğalır, melanosit sayısının artması için daha fazla doza gerek vardır.

hiperplazi:

ultraviyole ışınlarının uyardığı inflamasyon uyarılma eşiği arttığında deride sadece bronzlaşma değil aynı zamanda stratum korneum, epidermis, dermisde kalınlaşmaya sebep olur. bilhassa açık tenlilerde ve vitiligosu olanlarda tek uvb dozundan sonra stratum korneum kalınlaşır. bu deriyi güneş yanığından 10-20 kat korur. hiperplazi, akut uv ile karşılaşmayı izleyerek hem dna, rna ve protein sentezinin artması hem de epidermal, daha az olarak da hücre çoğalması etkinliğinin artması sonucudur. uv ışınları keratinosit hücre sayısında artışa pekçok inflamatuar mediatörlerin salınmasına sebep olur. bu kalınlaşma açık tenli kişilerde, bronzlaşmadan daha fazla koruyuculuk temin eder.

immünolojik değişiklikler:

uv ışınları epidermal langerhans hücrelerinin sayıları ve fonksiyonlarını etkileyerek onların antijen sunma yetisini azaltır. bu bozukluk antijene özgü t hücrelerinin gelişimini uyararak geç tipte aşırı duyarlılığın baskılanmasına yol açar, tümör reddini önler. uv ışınları langerhans hücre (lh) fonksiyonlarının düzenlenmesinde rolü olan keratinosit ve diğer inflamatuar hücrelerin fonksiyonlarını de bozarak bunların lh hücreleri üstündeki düzenleyici görevlerini negatif etkilerler. bağışıklığın baskılanmasında uv absorbe eden, kromofor olan ürokonik asid önemli rol oynar.

vitamin d sentezi:

uvb ışınları, orta dozlarda epidermal 7- dehidrokolesterolü, provitamin d3'e dönüştürmektedir. provitamin d3 günler içerisinde izomerize olarak plazma d vitamini bağlayıcı protein ile dolaşıma katılmaktadır.

geç tesirler

fotoyaşlanma:


deri yaşlanması iç ya da dış (çevresel) etmenlere bağlı olarak ortaya çıkar. çevresel etmenlerden en önemlileri doğal ya da yapay ultraviyole ışınlarıdır. bu ışınlara uzun süreli ya da yineleyici şekilde maruz kalma ile derinin bütün yapı ve işlevlerinde giderek bozulma neticesi fotoyaşlanma belirtileri görülür. vücudun güneş gören bölümlerinde yaşla birlikte ortaya çıkan değişikliklerden ultraviyole ışınları sorumludur. epidermal değişikliklerden uvb, dermisdeki değişikliklerden hem uvb, hem de uva sorumludur. fotonların hücresel dna' ya direkt tesiri, uva ve uvb ışınlarının ortaya çıkardığı serbest radikaller, reaktif oksijen ürünlerinin dolaylı etkisi olduğu düşünülmektedir. uva 'ya sunuk kalma neticesi, kollajenin yapısında; çok sayıda çapraz bağ oluşumu, çözünürlüğünde azalma, denatürasyon gibi farklılıklar olur. tüm bu farklılıklar fotoyaşlanma ile sonuçlanır. fotoyaşlanma sonucunda deride klinik olarak elastoz, ince ve kalın kırışıklıklar, kuruluk, gevşeme, kabalaşma, kılcal damar kümeleri, düzensiz pigmentasyon, yer yer sarımsı renk, çok sayıda iyi ya da kötü huylu tümörler görülür.

fotokarsinogenez:

doğal ya da yapay ultraviyole ışınlarına uzun süreli maruz kalma neticesi insanlarda ve deney hayvanlarında deri kanseri oluştuğu bilinmektedir. deney hayvanlarında kanser oluşturan ultraviyole ışınının dalga boyu 280-320nm olan uvb olduğu gösterilmiştir. uzun dalga boylu uva

(320-400nm) ışınları uvb ışınımına eklendiğinde karsinogenez oluşumu çoğalır. uvr ışınımına maruz kalma nükleer dna'da ardışık değişikliklerle sonuçlanır. uvb ve uvc'nin hücre ölümü, mutasyon ve transformasyon gibi etkileri için ana hedef yapı dna'dır. uvr (290-360nm) etkisi ile insan derisinde pirimidin dimerleri oluştuğu invivo olarak gösterilmiştir. bu fotoürünler, şayet tamir da bozuksa dna yıkımına ve mutasyona sebep olur. bundan başka uv etkisi ile tümör süpresör gen (p 53 geni) mutasyonu da olmaktadır. diğer taraftan uv ışınları, langerhans hücre fonksiyonlarını bozarak immün sistemi baskılar. tüm bu etkiler ve mutasyona neden olma, hücre bölünmesini bozarak tümör gelişimine sebep olur.

ultraviyole ışınları etkisi ile en fazla yüzde yerel bazal hücreli karsinom, skuamoz hücreli karsinom gibi melanom olmayan deri kanserleri ve bunların öncüleri olan solar keratoz ve lentigolar gelişir. melanom olmayan deri kanserlerinin gelişiminde alınan kümülatif doz mühimdir. melanom gelişiminde ise uzun süreli temastan çok, yinelenen ve deride yanık oluşturacak şiddette uv ışınlarına maruz kalma mühimdir.

güneş ışınlarından korunma

güneşten korunmada esas ilkelerden birisi kişinin eğitimidir. bu eğitici programlarda insanlar; uzun müddet güneşlenmenin zararları, güneşe çıktıklarında bilinçli koruyucu ürün kullanmaları, konusunda bilgilendirilmelidirler. (bkz. hasta rehberi, sayfa: 222 )

güneşten koruyucular

güneşten koruyucular (gk), uv ışınlarını absorbe etme yansıtma ve dağıtma yoluyla deriye ulaşmalarını önleyen yerel ilaçlardır. güneşten koruyucular güneş yanığını engellerler, fotoyaşlanma izlerini azaltırlar, uva' ya bağlı kronik fotoyıkımı ve immünsüpresyonu azaltır, deri kanserlerinin oluşumunu engellerler.

güneşten koruyucu ürünlerin özellikleri:

bir güneşten koruyucunun aktivitesi bu ürünün güneş koruma etkeni (gkf) değerine dayanır ve ürünün deriyi güneş yanığına karşı koruyabilme kabiliyetini gösterir. deride eritemin görülebilmesi için güneş altında kalınan en kısa sürede alınan ışın dozuna minimal eritem dozu (med) denir. gkf değeri; koruyucu uygulanmış deri alanındaki med'in, uygulanmamış derideki med'e oranı alınarak hesaplanır. deri tipi ı-ıı olanlar; gkf; 15-30, deri tipi ııı-ıv olanlar ise gkf; 10-15 olan koruyucuları seçmelidirler. iyi bir gk ürün; suya, terlemeye, sürtünmeye ve buharlaşmaya dayanıklı olmalı, kokusuz ve renksiz olmalı, irritan, toksik ve duyarlandırıcı olmamalıdır. bir güneşten koruyucunun etkinliğini sürdürebilmesi için, ideal bir taşıyıcı içerisinde olması ve suyla ya da terle uzaklaştırılmaya dayanıklı olması, hem uvb hemde uva'yı absorbe etmesi gerekir. güneşten koruyucu ürünler solüsyon, jel, krem ve merhem olarak hazırlanırlar. güneş koruyucu önerilirken kişinin deri rengi ve tipi, ışık duyarlılığı olup olmadığı (bu taktirde hem uvb, hemde uva' yı filtre edenler seçilmeli), mesleği ve açık hava etkinlikleri, kontakt duyarlılığı olup olmadığı göz önünde bulundurulmalıdır. tam koruma sağlamak için güneşten koruyucu deri yüzeyine ince bir tabaka oluşturacak oranda (birim alana 1,5-2mg.) uygulanmalı ve homojen olarak olarak dağıtılmalıdır.

1) kimyasal koruyucular:

uv ışınlarını absorbe ederek, deriye girişini azaltırlar. sadece uvb'yi ve hem uvb hem de uva'yı (320-360 nm den kısa dalga boylarını) absorbe edenler olmak üzere iki çeşittirler. paba (para amino benzoik asit), paba esterleri (padimat -a, padimat- o, escalol 505), sinnematlar (oktilsinnemat) ve salisilatlardır. uva ve uvb absorbsiyonu yapan benzofenon ve antralinatlar 340 nm dalga boyularındaki ışınları kısmen absorbe ederken, dibenzoilmetanlar uva'nın daha uzun dalga boylarını absorbe ederler. yaz mevsiminde tercih edilmelidirler. kimyasal koruyucular renksizdirler ve kozmetik kabul edilebilirlikleri fazladır.

2) fiziksel koruyucular :

uv ışınlarını yansıtma ve dağıtma yoluyla fiziksel bir bariyer oluştururlar.

hem uva hemde uvb' ye karşı iyi bir koruma temin eder. ancak opak olduklarından kozmetik kabul edilebilirlikleri kötüdür, suda erimeye direçlidirler fakat güneş etkisi ile ısınma neticesi erirler iki saatte bir yenilenmelidirler. bu gruptaki koruyucular; titanyum dioksit, çinko oksit, talk, magnezyum oksit, kaolin (aliminyum silikat), ferrik oksit, zirkonyum oksit gibi maddeleri içeririler. genellikle burun, kulaklar ve dudaklar gibi sınırlı alanlarda kullanılırlar. mesleki olarak devamlı güneş altında kalanlarda, ışık duyarlılığı olanlarda (lupus, kseroderma pigmentosum gibi) kullanılması lazımdır.

3) kombine koruyucular:

hem uva hem de uvb içeren kimyasal koruyuculara fiziksel bir koruyucunun eklenmesi ile elde edilirler. deri tipi ı ve ıı olan açık tenli kişilerde etkili bir koruma temin eder.

güneşten koruyucuların; irritan kontakt dermatit, kontakt alerji, fototoksisite ve fotoalerji oluşturma gibi yan etkileri vardır. bu etkiler paba ve paba esterleri, koruyucu içerisindeki koku vericiler ya da koruyuculara bağlıdır.

son yıllarda güneşten koruyucuların deri kanseri oluşturma riskini arttırdıklarına dair görüşler ortaya atılmıştır, ancak; güneşten koruyucuların direkt deri kanserine neden olmaktan çok gk kullanılmasının, uzun müddet güneş altında kalmayı cesaretlendirmesine bağlı olduğu da savunulmaktadır. güneşten koruyucuların çoğu uvb'yi tümden uva'yı kısmen filtre ederler. dolayısıyla uva ışınının büyük bir kısmının deriden geçmesine ve daha uzun müddet uva ışınlarına maruz kalınmasına ve böylece uva ışınlarının daha derin tabakalara penetre olmasına yol açarak kanser oluşumuna neden olabileceği ileri sürülmüştür.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder