?

Tuberkuloz verem - bulasma yollari, teshis ve tedavisi

Tüberküloz verem - bulaşma yolları, teşhis ve tedavisi

Verem olarak da isimlendirilen tüberküloz hastalığı insanlık tarihinin ilk çağlarından başlayarak görülen bir hastalıktır. 1865 yılında hastalığın enfeksiyon hastalığı olduğu gösterilmiştir. 1882 yılında robert koch tüberküloz basilini bularak bu hastalıkta yeni bir çığır açmıştır. daha önceden hijyen, rejim ve güneş kürü esasına dayanan tedavi yöntemleri, 1940'lı yılların başlarında streptomisin'in keşfi ve izonikotinik asit'in tedaviye girmesi tüberküloz tedavisinde yeni ve aktif bir dönemin başlangıcı olmuştur.



tüberküloz hastalığı temel olarak akciğerleri tutan ve bunun yanı sıra diğer pekçok organda da yerleşebilen, mycobacterium tuberculosis adlı bir mikroorganizma (koch basili) tarafından oluşturulan bir iltihabi hastalıktır. dünya sağlık örgütü'nün verilerine göre dünya nüfusunun 1/3'ü tüberkülozla enfektedir (tüberküloz basilinin bulaştığı kişiler) ve bunların %10'unda ileride tüberküloz hastalığının ortaya çıkacağı tahmin edilmektedir.

her yıl 50-100 milyon kişinin daha tüberküloz basili tarafından enfekte edildiği hesaplanmaktadır. bugün dünyada 20 milyon etkin hasta bulunmakta ve her yıl %95'i gelişmekte olan ülkelerde olmak üzere 8 milyondan fazla yeni etkin tüberküloz olgusu gelişmektedir.



tüm dünyada yılda 3 milyon kişinin tüberküloz nedeniyle öldüğü tahmin edilmektedir ve bu ölümlerin en az %80'ı gelişmekte olan ülkelerde görülmektedir.

kişilere hastalığın bulaşması hemen yer hastalığın gelişeceği anlamını taşımamaktadır. tüberküloz basili bulaştıktan sonra sağlıklı insanların dokularında yıllarca hastalık oluşturmadan canlı kalabilir. enfekte kişilerin vücut direncini düşüren durumlarda tüberküloz basili etkin hale gelerek hastalık oluşturabilir.



bulaşıcı mıdır ?

tüberküloz, vücudumuzdaki tüm organlarda hastalık oluşturabilmesine rağmen, basilin giriş kapısı hemen hemen her zaman akciğer olmaktadır. basiller en sık olarak solunum yolu ile bulaşır. akciğer tüberkülozu olan kişilerin öksürmesi, konuşması ve hapşırması neticesi akciğer salgıları damlacık biçiminde havaya atılırlar, ortamda bulunmakta olan diğer sağlıklı kişiler havada asılı kalan bu damlacıkları solunum ile akciğerlerine alarak enfekte olurlar.



diğer bulaşma şekilleri seyrektir. eskiden mycobacterium bovis tipi basilin enfekte inek sütünün tüketilmesi ile bulaşması sık görülürdü, ancak bu bulaşma biçimi, gelişmiş ülkelerde ineklerde hastalığın önüne geçilmesi ve süt ile süt ürünlerinin pastörize edilmesi sonucu kontrol altına alınmıştır.



basilin bulaşmış olduğu eşyaların tutulması ve peşinden solunum ile enfeksiyon alınması problem oluşturmaz. ancak tüberküloz basilleri, deri içerisine ya da deri yolu ile vücuda girdiğinde enfeksiyon oluşturabilir. bu tarz bulaşma, ancak seyrek olarak laboratuar çalışanlarında görülmektedir. kaşık, çatal, bardak gibi yemek gereçleri, kitaplar, kıyafetler, yatak örtüleri gibi eşyalardan hastalığın bulaşması söz konusu değildir ve özel bir dikkat göstermeye gerek yoktur.



balgamı ile tüberküloz basili çıkaran hastayla yakın temas içerisinde bulunmakta olan kişilere hastalığın bulaşma riski en yüksek seviyededir. ancak yapılan çalışmalar, aşırı kalabalık ve yaşam şartları kötü olan alanlarda bile hasta ile yakın temasta bulunmakta olan kişilerdeki hastalığın bulaşma oranının %25 ile 50 arasında değiştiğini göstermektedir.



hastalıkları bilinmeden toplum içerisinde gezen ve balgamı içerisinde tüberküloz basili çıkaran hasta kişiler hastalığın yayılmasında en önemli faktördür. oysa 15-20 gün müddet ile tertipli tüberküloz tedavisi almış olan bir hastanın balgamında tüberküloz basili bulunsa dahi, tedavilerine devam ettikleri sürece hastalığı bulaştırma riskleri çok azdır. dolayısıyla erken ve aktif tedavi bulaşmanın önlenmesinde de olabildiğince mühimdir.



risk etkenleri nelerdir ?

erken endüstrileşme ve şehirleşme, yetersiz sağlık ve barınma koşullarına sahip kalabalık alanlarda hayata hastalığın bulaşması için ideal ortamları oluşturur. şehirlerde tüberküloz miktarları kırsal bölgelere oranla daha fazladır. büyük şehirlerin gecekondu bölgelerinde yoksul ve yeterli beslenemeyen kişilerin kalabalık ortamlarda yaşamaları bulaşmanın ve hastalık miktarlarının yüksek kalmasına neden olmaktadır.



sosyoekonomik düzey ile tüberkülozun görülmesi arasında ters bir ilişki vardır, ancak bunun yanı sıra ırk değişiklikleri, ortamın kalabalık olması ve sağlık hizmetlerinin seviyesi gibi başka pekçok faktör de hastalığın sıklığı üstünde etkili olmaktadır. hapishanelerde tüberküloz sıklığının yüksek olması, bu etkenlerin çoğunun bir arada olmasına bağlıdır.



yapılan bir çalışmada, kan grubu 0 olan kişilerin tüberküloza nispeten dirençli oldukları, kan grubu ab olanlarda ise tüberküloz gelişme riskinin arttığı gösterilmiştir.



alkoliklerde tüberküloz gelişme riski genel nüfustan 10 kat fazla olduğu gösterilmiştir. kronik hastaların bakın gördüğü akıl hastaneleri ve bakım evlerindeki hastaların tüberküloza yakalanma riski genel nüfustan 10 kat fazladır.



yüksek tüberküloz riski ile ilişkili diğer etkenler diabetes mellitus, basil bulunamamasına karşın tüberküloz tedavisine başlanması gerekir.



basil aranması için en ideal materyal sabah çıkarılan balgamdır. şayet bu yeterli olmazsa 24 saatte biriktirilmiş balgam incelenir. basil aranacak balgam tükürükle karışmış ve kanamalı olmamalıdır. balgam tetkiki üst üste 3-6 gün tekrarlanmalıdır.



kişilerde tüm uyku dönemi süresince akciğerden atılan salgılar yutulmakta ve mide istirahat döneminde olduğundan sindirilmeden birikmektedir. balgam çıkaramayan hastalarda tüberküloz basili mide suyundan incelenebilir. bu hastalardan sabah uyandıklarında yataktan kalkmadan önce mide suyu sonda ile alınır ve basil incelenmesi için laboratuara gönderilir.



tedavisi nedir ?

tüberküloz basiline karşı etkili ilaçların bulunmasından önce tedavinin esasını iyi beslenme, istirahat ve uzun süreli sanatroyum tedavisi oluştururdu. ancak etkili ilaçların bulunmasından sonra tedavinin esasını kemoterapi oluşturmaya başlamıştır.



tüberküloz tedavisinde kullanılan ilaçlar 3 sınıfa ayrılabilirler. öncelikli olarak tercih edilen ve tedavide daha etkili olan 1. grup ilaçlar; izoniazid, rifampisin, etambutol, pirazinamid veya morfozinamid ve streptomisin'dir. 2. grup ilaçlar; tiasetazon, paraaminosalisilik asit (pas), sikloserin ve etionamid'dir. 3. grup ilaçlar ise; viomisin, kanamisin, kapreomisin, tiokarlid, ofloksasin, sifloksasin, ampisilin-sulbaktam, alfasilin-klavulonat vs yer almaktadır.



tüberküloz tedavisinde kombine tedavi uygulanmalıdır. basilin ilaçlara karşı geliştirdiği direnç nedeniyle tek ilaç tedavisi olası olmamaktadır. ülkemiz gibi tüberküloz direncinin yüksek olduğu toplumlarda ilk 2 ay izoniazid+rifampisin+pirazinamid veya morfozinamid+etambutol tedavisi uygulanır, devam eden 4 ay süresince de izoniazid+rifampisin ile tedavi tamamlanmalıdır. ancak unutulmamalıdır ki tedavi protokolu ve müddeti, kişide hastalığı oluşturan basilin direnç haline göre ve tedaviye alınan cevaba göre değiştirilmelidir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder